İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Muhiddin-i Arabî (k.s.) hazretlerinin hayatı ve eserleri.
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Âşık, hem kendi durumunu hem de Sevgilisinin durumunu unutmalıdır.

Aşk âşığı öylesine meşgul eder ki sonunda âşık hem sevgiliyi unutur hem de kendini unutur. İşte bu duruma “sevgi aşkı” adı verilir. İlâhi hakikatten sudur eden bu hakikat hiç kuşkusuz kelimelerle anlatılamaz; Evet, bu hakikat kelimelerle ifade edilemez! Bu hakikat kelimelerle açıklanamayan sırlardan biridir. Ancak bu hakikati keşfeden âşık onu tanıyabilir. O da onu başkasına anlatamaz. Başkasına onu anlatması âşığa caiz değlidir, uygun düşmez. Bu konuyla ilgili ayet şudur: "... Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu...’’ (Kur’an, 9/67), yani kim kendi suretini unutursa, kendi kendini unutmuş demektir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim —Aşık, bütün sıfatlardan arınmış olmalıdır.


Âşığın kendisini niteleyen ne bir sıfatı ne de belirgin bir tutumu vardır, çünkü âşık, sevgilisi onun nasıl olmasını istiyorsa öyledir. Âşığın tek sıfatı, kendisinden istenilen gibi olmasıdır. Âşık, Kendisinden ne istenildiğini bile bilmez, çünkü o bütün sıfatlardan soyutlanmıştır. Seven, Allah olunca; Allah Kendi zatı içinde Kamildir, Mükemmeldir. O’nun mükemmelliği artan bir mükemmellik değildir, dolayısıyla O’nun bir niteleyicisi, bir sıfatı yoktur, çünkü “O’nun Zatına benzer hiçbir şey yoktur.” (Kur’an, 42/11). Bu nedenle, “izzet ve kudret sahibi Rabb’itı onların atfettikleri sıfatlardan ne kadar münezzehtir! ne kadar uzaktır!” (Kur'an, 37/180).
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: İlâhî AŞK İBN ARABÎ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim — Aşığın isimleri, meçhul olmalıdır.


Şair şöyle diyor:
"Beni çağırırsa sadece “Ey kulum!’’ diye çağırıyor, [İşte bu ad, benim en şerefli adımdır”

Bu konuda az önceki konuya, yani âşığım bütün sıfatlardan arınmasına benziyor. Buna göre, âşık için kulluk temel esastır, zatî bir şeydir. Sevgilisinin ona verdiği isimden başka, âşığın belli bir ismi yoktur. Sevgilisi onu bir isimle adlandırırsa ya da onu hangi adla çağırırsa çağırsın, o, O'na cevap verir ve O’na doğru hızla yönelir. Âşığa “Senin adın nedir?” diye sorulduğunda, âşık “Ben ne bileyim, sevgilime sor, O bana ne ad koymuşsa, benim adım odur, çünkü benim adım sanım yoktur, hiçbir isim bana ait değildir. Ben meçhulüm. Tanınmayan bir “nekreyim ben.”der 117*.

Seven, Allah olunca; aslında O’nun zatına uygun düşen ve O’nun zatını tam anlamıyla veren hiçbir isim yoktur. Ancak ve ancak O’nu, ilâh kabul eden kul, O’nun sevgilisi olur. Allah o kulda, Kendisi için yapılan esere bakar. O eserleri Kendi eserleri olarak adlandırır. İşte o zaman Hakk Teâlâ âşığın kendisine takdığı isimleri kabul eder.

Sadece Allah’ı ilâh olarak tanıyan kul, “Ya! Allah” der. Allah da o kula “Lebbeyk! işte buradayım ey kulum” diye seslenir. Sadece Allah’ı Rabb olarak gören kul, “Ya! Rabb” diye seslenir. Rabb’i de ona “Lebbeyk! İşte buradayım ey kulum” diye cevap verir. Sadece Allah’ı Halik (Yaratıcı) olarak gören kul, “Ya! Halik”, (ey ulu Yaratan!) diye seslenir, Yaratan da ona “Lebbeyk!” “işte buradayım ey kulum” diye cevap verir. Rızık verici olarak sadece Allah’ı gören kul, “Ya! Razık” (ey rızık veren) diye seslenir, “Rezzak” olan, bütün varlıklar rızkım veren Allah da “Lebbeyk! işte buradayım ey kulum” diye cevap verir. Zayıf olan kul “Ey! biricik kuvvet sahibi” diye seslenir, kuvvet sahibi olan Allah da ona “seni sevdim ey kulum!” diye cevap verir.

İşte bizim bu durumlarımız tahkiki olarak O’nu çağırır. O da bizim bu durumlarımıza uygun isimler verir. Bunun için o durumların lafızları dillere göre farklı olduğu gibi, o kelimelerin harfleri de farklıdır. Bu isim için gerekli olan anlam, insanlar tarafından anlaşılırdır. Şöyle ki: Araplar: “Ya Allah!”, Farslar: “Ey Hûda!"; Rumlar: “Işa!"; Ermeniler: "Esfâc!”; Türkler: “Ey Tanrı!”; Frenkler: "Kreatör!” (Createur); Habeşler: “Vak!" derler. Görüldüğü gibi, bütün bu farklı kelimeler tek bir anlam içindir. Lafızlar, kelimeler farklıdır ama bütün bu yaratıkların (milletlerin) maksadı tek bir anlamdır. İşte bu nedenle âşığın isimleri “meçhul” olmalıdır, dedik. Çünkü isimler basit birer göstergedir. Sonuçta, âşık, sevgiliyi hangi isimle çağırırsa çağırsın, sevgili âşığa karşılık verecektir.

DiPNoT;

117*Arapça dilbilgisinde belirli isme “ma’rife", belirsiz isme “nekre” denir.
Resim
Cevapla

“►Muhiddin-i Arabi◄” sayfasına dön