10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »



10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ


ResimAKIL "N" ki????


Barbaros :
Subhaneke ALLAHumme ve bi hamdike eşhedu en lâ ilâhe illâ ente vahdeke lâ şerike leke estağfiruke ve e’tebu ileyke.

Hocam bize, başta okuduğumuz bu istiğfar duasının bir çeşit antivirüs olduğunu söylerdi.
Özellikle konuşmalarının bitiminde kendisi bunu antivirüs gibi okur.
Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellemin bunu söylediğini, konuştuklarınızın arasında bazı hatalarınız olursa, bu hataların silinmesi için, mağfiret olunması için öyle bir görev görür” demişti.
O yüzden sohbetlere başlarken Hocam bunu başta okur, sonunda yine okur.
Salâvat ile başlar, salâvat ile bitirir.
Bu da bu yolun güzelliği olsa gerek, çünkü salâvatsız bir şey olmamakta.
Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem ile irtibat kurulmadan, o nokta ile iletişim sağlanmadan hiç bir şey gelişmemekte, sürmemekte.
O yüzden daima salâvat ile başlıyoruz. Hamdolsun!
Her ne iş olursa olsun; euzu besmele ile başlayıp, salâvat, tevbe, hamd, iş ve salâvatla bitirmek Sünnettir.

Konu olarak neyi konuşalım derseniz, AKIL ile ilgili konuşabiliriz. Bu hususta insanların çok büyük bir sıkıntı çektikleri görülmekte, hepimiz büyük bir sıkıntı içerisindeyiz.
Daha doğrusu ben kendi adıma konuşayım.
Benim dışarıda gördüğüm sıkıntı şu; Akıl hem doğu dinlerinde hem bizde tasavvuf ile ilgili yazıları okuduğunuz zaman bir türlü tam anlaşılamamış gibi.
Kur’ân-ı Kerîm içerisinde birçok âyet-i Kerîmede ALLAHu Teâlâ aklı övmekte ve “Aklınızı kullanmayacak mısınız siz?”diye sonu “ta’kilûn” ile biten içinde akl olan âyet-i Kerîmeler var:

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ
Resim---E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe) e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne) : Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?
(Bakara 2/44)

أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُواْ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلاَمَ اللّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِن بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Resim---E fe tatmeûne en yu’minû lekum ve kad kâne ferîkun minhum yesmeûne kelâmallâhi summe yuharrifûnehu min ba’di mâ akalûhu ve hum ya’lemûn(ya’lemûne) : Siz (müslümanlar,) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı.”
(Bakara 2/75)

Bunların hiçbirinin nedeni de görünmemekte ve bu kelime anlaşılamamakta bu yüzden.
Akıl deyince insanların aklına sadece bir kıyas ve felsefik bir mânâ çıkarma aracı gibi bir şey gelmekte.
Fakat bunun içerisinde, onun olgunlaştığı zaman görülecek olduğu daha başka hasletler de var.
Bu özellikler bir türlü bilinememekte insanoğlu tarafından.
Bu yüzden ham aklı yerden yere vururlar.
Değişik hikayelerde özellikle doğu dinlerinde.
Bu da insanların içerisinde öyle bir hale getiriyor ki, insanları akıl ile akla düşman oluyorlar.
Ve “Bu işi biz aklımızla yapamayacağız!” diyorlar sürekli.
Ve bu sefer Kur’ân-ı Kerîmi okudukları zaman, Kur’ân-ı Kerîmi veya herhangi bir din kitabını okudukları zaman bunların üzerinde bir tefekkürün boş olduğunu düşünmeye başlıyor bu sefer insanlar.
Ve çoğu kişi bunu söylediği halde hala yola devam edip tekrar aynı şeyler üzerinde dönüp dönüp duruyor.

Hep bu şeyi görmekteyim etrafımdaki insanlarda.
Çünkü, benim Kur’ân-ı Kerîmdeki akıl ile ilgili olan âyet-i Kerîmelerden anlamış olduğum, gördüğüm orada bir uzantı var.
Akıl dediğiniz zaman kur’ân da “aklınızı kullanmayacak mısınız?” dediği zaman bu akıl denilen sanki iki tane ikiye ayrılmış bir yapıda, bir ucu size uzanıyor, sizin bireysel aklınıza gidiyor, bir ucu da Küllî Akla gidiyor.
Bu iki uç arasında eriyiş ve aklına ulaşma çabası ve çilesi içerinde geldiği değişik istasyonlarda aldığı haller, aldığı akıl durumları vaziyetleri bize bunları hepsini kaplayan bir akıldan bahsediyor sanki ALLAHu Teâlâ, yani “siz aklınızı kullanmayacak mısınız?” buyurduğu zaman, bir labirentin içerisinde yürüyorsunuz o spiral bir şekilde sürekli içeriye doğru derinleşen bir labirentten oluşuyor.
Siz daldıkça kendinizdeki köşeleri yenile yenile yuvarlaklaşıyor veya eriyor.
BUZ-luktan yavaş yavaş değişik hallere geçiyor o aradaki geçiş safhalarında herkesin aklı kendince, kendine göre yavaş yavaş bir olgunlaşma süreci geçiriyor.
O aradaki safhaları ile beraber onların hepsini içeren tümüne, hepsine birden sanki, Kur’ân-ı Kerîmin içerisinde bir akıl tabiri getirilmiş, yani öyle bir açıklamayla sanki, aklınızı kullanmayacak mısınız kullanın ne zaman, şu an şu seviyedesin, ileride olana sende o seviyedekini kullan, öbürüne sende kendi seviyendekini kullan, basamak basamak gittiği süreç içerisinde kullan.
Ne zaman kadar?”
Yakîn gelinceye kadar. Yakîn ne zaman gelecek, emaneti tertemiz yerine ulaştırdığın zaman.

وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Resim---Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn(yakînu) : Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
(Hicr 15/99)

Ne zaman ulaştı, hani Hocam diyor ya: “Daireyi tamamlayan yuvarlanır!” diye, o zamana kadar bu sürecek.

Resim

O halde insanın Kur’ân-ı Kerîmin içerisindeki, insanlar büyük bir kaygı taşıyorlar Kur’ân-ı Kerîmin içerisine girdiği zaman karşılarına bir takım âyetler çıkıyor ve bu âyetleri çözemiyor.
İnsan Kur’ân-ı Kerîmin içerisine yaklaştığı zaman önüne bir kitap geliyor.
Kitabın içerisinde, Hümeyra’nın dediği gibi, Hümeyra denize gidiyor bir bakıyor denizin sahili var, denizin olduğu yerde sahilde olması lâzım, bir kumsalın da olması lâzım deniz içinde. Kur’ân-ı Kerîm içerisinde müteşabih ve muhkem âyetler çıkıyor karşımıza.
Anlamı açık olanlar ve anlamı benzeşik olanlar.
Kur’ân-ı Kerîmde “Rasihun” diye Fırka-yı Nâciye gibi ALLAHu Teâlâ’nın bahsettiği insanların, velîlerin anladıkları, ilimde rasih olanların anladıkları derin mânâlı olan müteşabihat olan âyetler de var:

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ
Resim---Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât (muteşâbihâtun), fe emmellezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlih (te’vîlihi), ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh (illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb (elbâbi) : Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan, Kitabın anası (temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez.
(Âl-i İmrân 3/7)

لَّكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلاَةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أُوْلَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
Resim---“Lâkinir râsihûne fîl ilmi minhum vel mu’minûne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablike vel mukîmînes salâte vel mu’tûnez zekâte vel mu’minûne billâhi vel yevmil âhir (âhiri). Ulâike se nu’tîhim ecran azîmâ (azîmen) : Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.”
( Nisâ 4/162)

Râsihûnlar; sağlam, metin, sarsılmayan kimseler; ilimde derinleşmiş olan, tahkik derecesine ulaşan ve bilgisinde şüphe aranmayan otorite ilim adamlarıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır, onları; "İlimde derinleşmiş, eğilmez, eğrilikten hoşlanmaz, bildiğini bilmediğini birbirinden ayırdedebilen, bildiklerini esas alarak, bilmediklerini mümkün mertebe çözebilen ince kavrayışlı ilim erbabı" olarak tanımlamaktadır
(Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1979, II, 1044).

İnsanlar böyle bir Kur’ân-ı Kerîmle karşılaşınca aklın kendi özelliği kendisi sürekli feth etmek istemekte, bu aklın kendisinde “Fettah Sıfatı” nın da yüklü olduğunu gösteriyor bize.

El Fettâhu : Yarım nefes ilerisini bilemeyen ve göremeyen kullarının her hacetinin ve iyiliğinin kapılarını açan, ferec (çıkış yolu) veren, fetheden, tekemmül kapılarını açıp ilâhî sırların anahtarını (miftah) ikrâm eden...
Kullarının arasındaki ihtlafları gideren,açan ve fetheden Hâkim olan.
Hidâyetin, hakkın, hayrın, rahmetin, gaybın, naklin, aklın, aşkın ve maddî-mânevî her hususta her kapının tek, eşsiz ve zıtsız açıcısı; hidâyet ile dalalet arasını açmada kesin adalet sahibi; yardımıyla her kapının açılmasını, merhameten her problemin çözülmesini ve hidâyetiyle kemâlât imtihanındaki kulun nefsinin benlik perdelerini kaldıran ve azamet ve kudretinin seyir kapılarını açan, kullarına sınırlı, sorumlu, izâfi, geçici, âciz, fâkir, zelil ve alil olan "Benlik Varlığı" kapılarını açan ve neticede; cümle "can" ları hep açık tuttuğu cennet kapılarından "cemâl cem'i"ne Muradullah vaadi gereği, her zaman, her yer ve her hâlde çağırıp duran El Vedûdü'l-Fettâh olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL.

Resim---Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "Sizden biri mescide girdiğinde "Allahümme iftahlî ebvâbe rahmetike: ALLAH'ım! Bana rahmet kapılarını aç!" çıktığında da "Allahümme innî es'elüke min fadlike!: ALLAH'ım! Senin fazlından isterim!" desin" buyurdu.
(Müslim, Müsafirin, 68)
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

El-Fettah açıcıdır sürekli ve kavramak tutmak içine almak ister elindekini, yani onu kavramak ister içine ve dışına, zâhir ve bâtınından anlamak ister.
Böyle olunca akıl bir Kur’ân-ı Kerîmle karşılaşıyor ve o Kur’ân-ı Kerîmi bir türlü kaldıramıyor, bir türlü sigortası, hemen yavaş yavaş şeye kapılıyor.
Diyor ki: “Bunun içerisinde ben ne yaparsam yapayım dolanıp duruyorum, hiçbir şey olmuyor!” diyor.
Fakat bizim her şeyi anlamamız mı gerekiyor?
Kur’ân-ı Kerîmi içerisindeki bütün her şeyin anlamını anlamamız mı gerekiyor?
Sınırsız bir şekilde kapsamamız ve idrak etmemiz mi gerekiyor?
Bu soruyla karşı karşıya geliyorsunuz.
Çünkü, sizin bir kabınız var ve o kab sınırsız bir yere açılıyor, o sınırsızlık içerisinde siz ilerleyebileceğiniz kadar ilerlersiniz, erirsiniz bir yerde kabınız dolduğu yere kadar gidersiniz. Eridikçe erirsiniz ilimde gelebileceğiniz belli bir seviyeye kadar gelirsiniz.
Artık ilerisi için artık belli bir yere geldiğinizi size gelen bir rahmet bir şey beklenir yani tabi siz buraya ulaşamazsınız, akılla bir yere ulaşılmaz denilen ham akıl hemen anlatılan her şeyi kavrayacak diye bir husus yok.
Bunun bir dolma, olgunlaşma süreci var, bir tamlanma tümlenme süreci ve o sürecin dolması gerekiyor ve daima o taraftan bu tarafa doğru açılıyor bu husus.
Siz buradan gayretinizi gösteriyorsunuz o taraftan da size açılmalar olmakta.
Sabırsızlık, hazımsızlık yol için sadakatsizlik, samimiyetsizlik bu yol için selametin size gelmesini engeller.
Öğrenilen ilmi biz öğrendiğimiz süre içerisinde Nuriye’nin söylediği gibi bir idrak aşaması var, bunu kendi yaşantımızda da tatbik ederken uygulamalı olarak sürekli görmekte ve bunu yaşamaya uğraşmaktayız.
Bir yudum çay içer gibi iliklerimize hücrelerimiz işler bir şekilde duymak için bunun çabası içerisindeyiz bu sadece bir okunup geçilen boş bir kab gibi değil ki, bu zaman gerektiren hemen basamakların en üst seviyesine çıkamayacağınız dar geçitli zor bir yol.
Ve bu anlaşılmayınca insan bir anda bıkıyor akıl giriyor devreye ve diyor ki, ben aynı kısır döngünün içerisinde dönüyorum. Bakıyor bu beni hiçbir yere getiremeyecek diyor, yarı yolda takati kesiliyor bırakıyor, devam etmek istemiyor hevesi kırılıyor yolun ortasında!

Hocam akıldan bahsediyordum.
Diyordum ki, Kur’ân-ı Kerîmin içerisinde insanlar sürekli akıl ile ilgili bahsederlerken bu aklın sürekli eleştirip Kur’ân-ı Kerîmin de kendi içinde döndüğü sürece kendini kısır döngü içerisinde hissediyor, ve “ben bunu anlayamayacağım!” diyor.
Kendisinin devamlı idrak etmesini bekliyor kişi ve bunu yapamayınca da “ben bunu idrak edemeyeceğim, ALLAH’ın bu kitabı idrak edilemez!” diyor yani “oraya bununla gelinemez!”diyor.
Vazgeçiyor yarı yoldan dönüyor veya bakıyor, uzakdoğu dinlerinde de bu böyle, ham akılla ilgili sözleri alıp alıp, bu iş akılla olmaz deyip duruyorlar.
Biz Kur’ân-ı Kerîmin içerisine baktığımız zaman bize Kur’ân-ı Kerîmde “ta’kilun” la biten âyetlerin içerisinde bize akıldan bahsediyor ALLAHu Zü’l-Celâl.
O akıl benim anlayabildiğim kadarıyla insanın bireysel aklından Akl-ı Külle doğru uzanan bir değişik safhaları kapsayan bir akıl süreci, üzerinde değişik istasyonlar bulunan bir akıllar zinciri, haller.

Resim

Aklın değişik hal zincirleri, herkes seviyesine göre ilerledikçe olgunlaşma ve aslına ulaşmayla biten bir akıl son o aslına vardığı yere gelene kadar ki aklın özüne ulaşma sürecini kapsayan bir zincirsel akıldan bahsetmekte.
Kimizi BUZ-un bir safhasından başlıyor, yarı eriyik, kimisi başka bir kısmından başlıyor eriyip bir süreçten geçiyor kendi özüne ulaştırana kadar bir çileden geçiyor o erime sürecini kaplayan bir akıl hallerinden bahsediyor benim anladığım kadarıyla Kur’ân-ı Kerîmin içerisinde yoksa sadece bir “akıl kişinin sadece tek bir safhası olarak, en BUZluk safhasından bahsediyor” dersek sadece muhkem âyetlere yapışır akıl ve daha da ileriye gidemeyiz.
Bizden beklenen Kur’ân-ı Kerîmin tamamen kavranılması olduğu gibi hepsinin idrak edilmesi veya onun içindeki kelime söz ve âyetlerin sonsuz mânâlarını idrak edip kendimize sığdırmamız da değil.
Bizim tamlanıp tümlenmemiz, bir sonsuzluğu bir şeyin içerisine sığdırmaya çalışan çaba içerisinde insan aklı.
Buna giriştiği içinde yoruluyor “başaramıyorum!” diyor.
Biz zâten biliyoruz ki bu bu şekilde olmayacak, belli bir sürecin içinde bizim sınırlı kabımızın dolmasıyla ve bizim tamlanıp tümlenmemizle sonlanacak bir mesele.
Bunu anlatmaya uğraşıyordum Hocam.
Çünkü insanlar bu hususu sürekli çekiçliyorlar, heveslerini kırıcı ve ilimden soğuyorlar, neden öğrenelim bunları hep öğrendiklerimiz aynı şeyler gibi hep bir kısır döngü içinde dolaşıyoruz der gibi.
Var o kısır döngü ama belli bir yerde bir geçit veriyor, sonra yine çekiyor, bunu istikrar sağlaması gerek kişinin, o sadakati, samimiyeti ve sabrı sağlaması gerekli ki devamını getirebilsin.
Sizin sözlerinizi İngilizceye çeviriyordum, akılla ilgili yüzlerce çevirdim.
Bu gün yine gittim üzerlerine incelerken, “Akıl ALLAHu zü’l- celâlin aynasıdır, esmaları tecelli ettiği o aynadır akıl NûR-u MÎM dir”
Onları bir araya topluyordum, akılla uğraşan insanlara örnek olsun diye inşaALLAH, bunu konuşuyordum Hocam.
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8925
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim


SEVgili kardeşim sımurg ellerinize yüreğinize sağlık NÛR-u MÎMin aydınlığı ebeden sarıp-sarmalasın إِن شَاء اللَّهُ


El FETTÂH Celle Celâl’iHU güzELimizle ilgili anektotumu paylaşmak istiyorum sevgili kardeşim.

Zamanın 2001 diliminde yan komşumuzun oğlu vardı. Dairelerimiz yan yanadır. Balkonunumuzda! Balkondan başını uzattığında bizi görmekteydi. Sabahları kalkar uykulu gözlerle ''günaydın Nuriye teyze kahve var mı?'' Derdi. GEL gel var derdim.. çay olurdu sürekli.... SALLardım hemen bir kahve!
Sürekli kitap okumakta ve vird çekmekte olduğumu görür sorardı. Annesi ve benimle ilgili mukayeseler yapardı!.. üzülürdü...üzülmesin diye KÂDER TERCİHlerimiz derdim...
Ne yaptığımı?
Niye ÇALIŞmam gerektiğini anlatırdım..
dilim yettiğince…

Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin ''Hesaba çekilmeden önce nefslerinizi (kendinizi) hesaba çekin!'' diyen sözünü anlamaya çalışıyor, ESMÂ terkipleri üzerinde çalışıyorduk Haticemle…
Banada söylesene bir ESMÂ dedi… ne söylesem diye düşünürken o sırada EBCED değeriyle çektiğim El FETTÂH Celle Celâl’iHU güzELimi dedim. Gün içinde çekmesinin izahını anlattım...

Sevgili Artun hız tutkunu idi. Serde delikanlılık olduğu için Bir gecede arabası ile radara 230 km. hızla 2 kere yakalanmış ehliyetini aldı trafik tabiî ki.
Askere gideceği için, İzmir’e halasınının elini öpmeye gitmek istiyor…. Dedim trafik yakalar. Dedi senin dediğin ESMÂyı çekerim… neyse yola çıktı izmire yaklaşırken trafik durdurmuş. Ehliyet ruhsat..diyor. polise ruhsatı veriyor. Ehliyete el konulduğundan ehliyet yok. Eski ehliyetinin fotokopisi veriyor.. Kalbi durdu duracak.. Arabadanda inemiyor titremeden. Sürekli El FETTÂH Celle Celâl’iHU çekiyor. Uzun beklemeden sonra polis ruhsatı getiriyor.
Trafik Polisi diyor ki; ''Merkezde sistem kilitlenmiş. Bilgilerinize ulaşılamıyor!.. GEÇİN!… ''


Neyse dönüşünde yine trafik durduruyor. Yine aynı şey oluyor. Sistem 2.nci kere kilitlenmiş sürücü bilgilerine ulaşamıyorlar. Bu genç evladımız islamiyeti tam yaşayamayan birisiydi… öğretilmediğinden tabi..
Dünyalık işlerinde El FETTÂH Celle Celâl’iHU açıcılığı-ferahlatıcılığı ile sürekli karşılaşırdı…

Vird olarak çektiğim 99 ESMÂnın dünya metağı için çekilmesinin uygun olmadığınını, MÂNEVİyat için çekilmesini izah edir dururdum.

O zaman süreçinde ''Nİ'METin KEMÂLi’’nin NİYAZları içindeyken Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin "ALLAHım! Senden SEVgini ve seni SEVenlerin SEVgisini ve senin SEVgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum. ALLAH'ım! Senin SEVgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha SEVgili kıl" der der dururdum DUAlarımda!

Şimdi Kul ihvânî Hocamızın MuhaMMedî Melâmet parolası olan ''Üzme-üzülme-SEV SEVil!''i AKIL bakımından rızıklanarak ÂNlamaya çabalayıp çalışırken Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin MuhaMMedîNÛR GÖNÜL Tekkesinde BİR DAMLA OLuşumuza,
Şükürler Olsun…
ŞÜKR-ÂNımızda! إِن شَاء اللَّهُ



Resim


Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Habiballah!

El Fettâhu : Yarım nefes ilerisini bilemeyen ve göremeyen kullarının her hacetinin ve iyiliğinin kapılarını açan, ferec (çıkış yolu) veren, fetheden, tekemmül kapılarını açıp ilâhî sırların anahtarını (miftah) ikrâm eden...
Kullarının arasındaki ihtlafları gideren,açan ve fetheden Hâkim olan.
Hidâyetin, hakkın, hayrın, rahmetin, gaybın, naklin, aklın, aşkın ve maddî-mânevî her hususta her kapının tek, eşsiz ve zıtsız açıcısı; hidâyet ile dalalet arasını açmada kesin adalet sahibi; yardımıyla her kapının açılmasını, merhameten her problemin çözülmesini ve hidâyetiyle kemâlât imtihanındaki kulun nefsinin benlik perdelerini kaldıran ve azamet ve kudretinin seyir kapılarını açan, kullarına sınırlı, sorumlu, izâfi, geçici, âciz, fâkir, zelil ve alil olan "Benlik Varlığı" kapılarını açan ve neticede; cümle "can" ları hep açık tuttuğu cennet kapılarından "cemâl cem'i"ne Muradullah vaadi gereği, her zaman, her yer ve her hâlde çağırıp duran El Vedûdü'l-Fettâh olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL. (Kulihvanı Divanından)
Feteha : Kapıyı açmak, bir şeyi açıp genişletmek. Fethetmek, zabdetmek.Yardım ve imdad etmek.
Fâteha : Bir şeyle başlamak.
Miftâh : Anahtar.

Resim ---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "AKIL bakımından rızıklanan kımse felâha (kurtuluşa) ermiştir." buyurdu.
(Aclûnî Keşfu'l-hafâ)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Tebareke Tealâ: Kim, Kur'ân-ı Kerîm'i okuma meşguliyeti sebebiyle Benden istemekten geri kalırsa ben ona, isteyenlere verdiğimden fazlasını veririm." buyurmuştur. (Ebu Saîd (ra) dan; Tirmizî, Sevâbü'l-Kur'ân 25-2927)


Resim --- Muaz (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sav) bir kimsenin: "Yâ RABBi senden ni'metin kemâlini istiyorum." dediğini işitince sordu: "Ni'metin kemâli nedir?" O kimse: "Bu bir duadır, onunla dua edip onunla hayr (çok mal) ümit ettim!" deyince Resûlullah (sav): "Sordum; zîrâ, ni'metin kemâli cennete girmektir, ateşten kurtulmaktır." buyurdu. Bir başkası: "Zü'l-Celâli ve'l-ikram: Ey Celâl ve ikrâm sahibi RABBim!" deyince Resûlullah (sav) hemen şunu buyurdu. "Duana icâbet edilmiştir, durma iste!" buyurdu. Bir başkası: "Yâ RABBi Senden sabır istiyorum!" dediğini işitince ise: "ALLAH (cc)'dan belâ istedin, afiyet de iste!" buyurmuştur.
(Tirmizî, davat 99-3524)


Resim---Ebû'd-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hz Dâvud (aleyhisselâm)'un duaları arasında şu da vardır: "Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum Allah'ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl"


Resim---Ebû'd-Derdâ der ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz Dâvud'u zikredince, onu "insanların en âbidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı)" olarak tavsif ederdi" [Tirmizî, Da'avât 74, (3485)]



Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hasibu enfüseküm kable en tuhasebu: Hesaba çekilmeden önce nefslerinizi (kendinizi) hesaba çekin." buyurdu.
(Tirmizî, Kıyâmet 25)


Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

kulihvâni:
Teşekkür ederim Barboros Can!
Her âlet kendisinin haline göre elektriği tanımlarsa Merkez Keban’ın elektriği boşa çıkar. Ana elektrik boşa çıkar.
Buzdolabının donduran, Fırının yandıran, Ampulün ışıtan elektriği diye bir elektrik yoktur. Ne vardır?
Bir tek elektrik vardır o da Keban da üretilen elektriktir.
Âletler kendi başlarına kendi işlerini yaparken iş çıkarıyorlar kendilerine.
Onun için o kişi de diyor ki: “Her akıl kendi Rabbını yaratır!
Bu o kadar yanlış o kadar İslam İnancının dışında bir şey ki, bunu basit bir felsefeci bile söylemez.
Çünkü bunu söylerken çok iyi bir iş yaptığını söylüyor.
Çünkü aklı öyle inanıyor.
O zaman akıl nedir?
Akıl çocuktur. Basbayağı anasından doğan çocuk gibidir.
Akıl Öğretim-Eğitim, Talim-Terbiye ister.
Aslında Beden, Nefs, Kalb ve Ruh diye saydığımız şeyler farklı şeyler değil ki.
El, ayak, kafa, göz, kalb” dediğimiz zaman biz parça parça mıyız ki, neyin parçalarını sayıyoruz.
İşte bunu çözebilmek için, tıpkı bir çocuk gibi belli aşamalarını doğru dürüst götürmek lâzım.
Üç yaşındaki bir çocuğa: “Torunun var mı?” diye sormanın bir mantığı yok.
Olacak!
Olacak ama ne zaman olacak, o tekemmüller olduktan sonra olacak.
İlkokulda okuyan çocuğa: “Sana üniversiteden de bir şeyler öğretelim!” diyemezsin.
Gelişim Tekemmüllerini yaptırmanız lâzım.
Şunu da söyleyemezsin: “Çocukluk çok kötüdür!
Hayır. Çocukluk en güzelidir, ama çocukken güzeldir.
Gençlik gençken güzeldir.Herşey kendi yerinde en güzelidir. Dolayısıyla aklı, Kur’ân-ı Kerîm açısından görmek lâzım.
54 âyet-i Kerîme var Kur’ân-ı Kerîmde akılla ilgili.
Ve buralarda akıl nasıl kullanılmış. Hangi yerlerde kullanılmış. “AKIL” diye neye deniyor?
Akıl hepsinin aslı astarıdır. Kabıdır.
Bu öyle bir şey ki, tıpkı ceryan gibi çektiğiniz zaman bütün sistemi çökertirsiniz.
Akıl dediğimiz lgu, her ÂN yeniden gelmektedir.
Bu tabirleri çok iyi öğrenmemiz lâzım.
Akmak; bir barajdan suyu açarsınız 100 km aşağısı için suyun akış hızına göre dersiniz ki: “5 saat sonra varacak oraya!
Ya da bir araba bir yerden çıkıyor, İstanbul’dan çıkıyorsunuz 6 saat sonra Ankara’dasınız.
Elektrik öyle değildir.
Bağlantısı olduğu takdirde, dirençsizse bastığınız anda oradadır. Aç-kapa ‘dır ve MEKİK TEORİSİdir çünkü.
Akıl ve Dirilik.. Zâhirde dirilik, bâtında Akıl dediğimiz mefhumlar sürekli yeniden Yaratılan ve hep o gelmek zorunda olandır.
Elektrik depo edilemez, stok yapılamaz?..
Pil, akü vs. bunlar bizim işimiz değil.
Biz sürekli HAYATtan bahsediyoruz.
Hiçbir zaman bir ömür boyu “Tık! Tık!” ı kesmeyen KALBlerden, milyarlarca insanın Dirilik ve Akıl sisteminden bahsetmekteyiz.
Uyku ve diğer hususlar da dahil çalışan akıllardan bahsediyoruz.

Şimdi bakın H2O; iki Hidrojen, 1 Oksijen biribirlerinin ihtiyaçlarını görmek üzere BİRleşerek SU-yu meydana çıkarırlar. Nedir mesele, her hidrojenin bir elektron fazlası vardır, ama birde eksiği vardır.
Eksiğini tamamlarsa artık hidrojen olamaz o. Ne olur?
Helyum olur. Ya da bildiğimiz basit moleküllü iki hidrojen bir araya gelir şimdi beraber burada duralım derler. İkiz gibi.
Oksijen de 2 eksik vardır, en dıştaki yörüngedeki bu iki eksiğini elektronlarındaki, hidrojenle kapatıverdiği anda bütün YAKICIlığını kaybeder.
Hidrojenler de YANICIlıklarını kaybeder ve SÖNDÜRÜCÜ bir “SU” oluverir.
İşte bu SU, H2O temelinde NAKİLdir.
Hayata yansıması H2O şeklinde olmaz. Bize gelişi BUZ şeklindedir…

Biz çocuğa akıl veremeyiz, çocukta olan aklı geliştiririrz.
Çocukta olan aklı; geliştirir, eğitir, öğretiriz, ona yeni akıl enjekte edemeyiz.
Ancak çocuğun buz gibi olan kendisinde olan bu aklını rahmetle, merhametle eriterek geliştirerek temizleyerek yani hizmet ederek su haline, akışkan hale getiririz.
Yine H2O dur, onun formülü de H2O dur.
Su olması kendi özelliklerini getirir yanında.
Su hiçbir zaman bir buz değildir.
Buz olsa suyun adı ve özellikleri buz olurdu zâten.
Buharlaştığı takdirde buharın özellikleride çok farklıdır ama aslı ve formülü H2O dur.
BUHARlar buluşursa da BULUT olsalar yine H2O dur, şartları değişiktir.
Akıl da böyledir. Akıl seviyelenmediği sürece türlü türlü hallerde gezer.
Seviyelenmeden kastımız nedir?
Bahçıvanlık yapıyorsak su lâzımdır bize, bulut iyidir de bulut yağmadıkça su değildir, bize su lâzım.
Havada nem çok var. Var da bize su lâzım.
Buz var, bize su lâzım.
Demek ki suya seviyelenmemiz gerekiyor, işin özü orada çünkü.
Akıl, çok saçmasapan şeyleri bilecek, eksantrik şeyleri bilecek, o zaman ne kadar iyi olacak anlamında değildir.

Onun için zâten nice İslam ilimlerini yutmuş büyük insanlar, hayattayken sapıtıp gitmişlerdir.
Ama Sümeyye ana gibi, daha işin başında olanlar İslam’ı aklen naklen anlamış ve şahid-şehid olmuşlardır.
Buna sebep isterse deniz kadar olsun, onun bir damlası onun tüm özelliğini anlatır.
Bir avuç su tuzlu mudur, tuzsuz mudur, onun bütün özelliğini yansıtır sana.
Çokluğu, fazlalığı, eksikliği önemli değildir.
Önemli olan kalitesidir.
AKLın Kalitesinin mutlaka MuhaMMedî SEViyede olması gerekir. Akıllar kendi kendine hükmetmeye kalkıştığı anda Kur’ân-ı Kerîmi beğenmez oturur yeniden yazmaya kalkar.
Tenkit eder, eleştirir, çünkü başıboş aklı durduramazsınız. Sistematik çok önemlidir. Sünnetullah.
Hiç ALLAHu Zü’l-Celâl’in Yaratma Fabrikası değişmez.
“Bütün canlıları “Dabbe” leri “Habbe” den yaratıyorum buyuruyorsa haktır habbedendir, bir damla suyun adıdır habbedir.

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِن مَّاء فَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُم مَّن يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Resim---Vallâhu halaka kulle “DÂBBE” tin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih(batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn(ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’(erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun): ALLAH, her canlıyı “SU” dan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürümekte, kimi iki ayağı üzerinde yürümekte, kimi de dört (ayağı) üzerinde yürümektedir. ALLAH, dilediğini yaratır. Hiç şüphesiz ALLAH, her şeye güç yetirendir.”
(Nûr 24/45)

Ne diyor, dabbe. Debelenenleri buyuruyor.
Canlılık gösterenleri biz bir damla habbeden yarattık, bu değişiyor mu sünnetullahta?.
Bütün tohumlarda; incir tohumunda, kedinin tohumunda, insan tohumunda değişiyor mu?
Değişmiyor!.
Sadece şekilleri değişmekte, yani kendi ana hattıyla değişmez.
Gözüken şey değişir, temelinde ise bir zincir vardır.
Bu zincir kâinâttaki bütün incirleri çektiğiniz zaman, “İlk İncir Tohumu” na gider.
Bütün insanlık; ana, ana, ana diye ANAlarının göbek bağları ile çekerseniz Âdem Aleyhisselâm’a, oraya kadar DİRİden DİRİye gider saçaklar biter.
Ve oradan buraya kadar da biliyorsunuz şu an DİRİdir, sizdeki DİRİlik.
Yüz milyon sene geçse, trilyon sene de geçse elektrik direğindeki HATlar gibi gibi bağlıdırlar.
Bizim iki bin sene önceki dedemiz vardır.
Âdem Aleyhisselâma kadar hepsi kendi diriliğindedir.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Akıl kendi labirentinde bunu çözmeye kalkarsa kesinlikle problem içinde kalır. İçinden çıkamaz.
Bakın o kadar akıllı insanlar ki, akıldan kastım akıl batağına düşmüşler ki, şimdi versiyonlar üretiyor insanlar, Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin içerisine kendi materyalist aklının uydurduğu şeyleri yerleştirerek.
İşte bu yanlıştır, hiledir, doğru değildir.
Şimdi ne yapıyorlar Muhammedî diye site kuruyorlar, ya da face açıyorlar.
Bu sefer ne yapıyorlar?
Bu sefer de Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellemin neyi varsa onun yerine kendi materyalist düşüncelerini koymaya çalışıyorlar.
Bunlar gerçekten çok tehlikelidir.
Peki doğrusu nedir?
Birşeyi söylüyorsanız Âyet-i Kerîme ve Hadis-i Şerifeler ile doğruluğunun kesinlikle teyid edilmesi lâzım.
Ben ne diyorum: “İlim, İrade, İdrak, İştirak” mi diyorum. Kur’ân-ı Kerîm ne buyuruyor diye bakmalıyım, böyle ise ne âlâ!. Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem de böyle buyuruyorsa melse yok!. Bu kadardır.
Aksi takdirde bir sistem olmazsa herkes canının istediği şekilde bakın Türkiye çapında yada Dünya çapında paranın gücüyle ya da dış güçlerin gücüyle adamlar her türlü İslam adına yanlışı yaptırıyorlar ve herkes de kabul ediyor. Çünkü göremiyor!. “Atom ALLAH’tır. Güneş cehennemdir. Ötekidir, berikidir, dalga boyudur, Efendim boyuttur, bilnçtir, beyindir!”
Felan feşmekan materyalist sisteme oturtuveriyorlar.
Arkasından Uzay Tarikatçılığı vs.
Ne dalga boyu kardeşim?!
Bütün mevcud maddeler iğnenin ucunda toplansa tüm kâinâtı toplasanız olsa olsa “NûR-u MîM” olur bu.
İLK ŞEY olur ALLAHu Zü’l-Celâl’in katında.
Bu bir şey değildir, ne dalga boyundan bahsediyorsunuz!.
Bu hiçbir şey değildir.
Bırak eşyayı bu frekanstan bilmem neden, bütün bunlar EŞYÂ Bazarı verileridir.

Bakın birisi, bir insanın aklını kandırıyor, eğer akıl kendi kendini kandırıyorsa “Hizbü’ş- Şeytan” olur sonunda.
ALLAH diye de kandırsa yine öyle olur. ALLAH ile kandırılanlardan olur.
Akıl İKİlik-Şeytanlığında kanmaya başlayınca:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Ya eyyühen nasütteku rabbeküm vahşev yevmel la yezi validün av veledihi ve la meludün hüve cazin av validihi şey'a inne va'dellahi hakkun fe la teğurranekümül hayatüd dünya ve la yeğurraneküm billahül ğarur: Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve babanın, çocuğunun cezâsını çekmeyecei, çocuğun da babasının cezâsını çekmeyeceği (hiç kimse, kimsenin borcunu ödemeyeceği) günden çekinin. Allâh'ın va'di gerçektir. Dünyâ hayâtı sizi aldatmasın. O aldatıcı (şeytân), sizi Allâh hakkında (O'nun) yumuşak davranmasına, mühlet vermesine güvendirerek) aldatmasın.
(Lokman 31/33)

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Ya eyyühen nasü inne va'dellahi hakkun fe la teğurrannekümül hayatüd dünya ve la yeğurranneküm billahil ğarur: Ey insanlar, Allâh'ın va'di gerçektir; sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın, o aldatıcı, sizi Allâh(ın affına güvendirmek sûreti) ile aldatmasın.”
(Fatır 35/5)

Bir akıl, kendinde olana kendini inandırmaya çalışmadan inanması lâzım.
Akıl kendindekine inanmaya başlayınca Muhammedî Seviyede olur. Bu çok önemli birşeydir.
Öbür türlü hemen Kur’ân-ı Kerîmi sollar geçer.
Der ki: “Ben daha iyi anlıyorum. Eksik yazmış Kur’ân-ı Kerîm!” gibi gözükür hâşâ.
Çünkü o kendi aklına tapıcı olur, Hevâsını ilâh eder.
Aklın ne olduğu konusunda bir şey söylenememektedir.
Akıl hakikaten nasıl bir şeydir.
Ama ben diyorum ki akıl ceryan gibidir.
Bir insanın her şeyine lâzımdır.
Yani lâzımdır dediğim herşeyi akıl ile vardır.
Aklı çektiğiniz anda hiçbir şeyi yoktur onun.
Aynı bilgisayar gibidir, markası, iyiliği, kötülüğü her şeyi havada kalır ceryan yoksa!.
Ana olmazsa olmazını kaybettiği için.
Bunun için aklın korunması İslam devletinin görevlerinden bir tanesidir. İslam toplumunun.
Neslin korunması, malın korunması, ırzın korunması, Neslin korunması, canın korunması, aklın korunması da bunlardan biridir.
Bir İslam toplumu her müslüman kardeşinin aklını korumalıdır.
Akıl bu kadar önemlidir.
Nesil de böyledir. Nesillerini korumayan milletler köleleşirler, bugün değilse yarın.
Yani esir, mahçup ve muhtaç yaşarlar.
Akıl da böyledir. Akıllarını koruyan milletler vardır.
Fizikî olarak söylüyorum.
Mesela Japonlar vardır, bütün her şeylerini kaybetmişken bugün dünyanın teknik imkanını bulmalarının sebebi, kendi akıllarına sahip çıkıp hizmet ettikleri içindir.
Bütün milletler onları taklid ederek medeniyeti yürütmektedirler.
O bakımdan akıl zâhirde ve bâtında çok iyi anlaşılmalıdır.
Ve akıl, nakille buluşmalıdır.
Ve akıl kendi başına olsa olsa kâfir olur.

Çok büyük yazar, şair ve tasavvufçular akıl üzerinde fazlaca durmamışlardır.
Akıl çok önemli birşeydir, akıl temellerin en önemlilerindendir temellerin ilkidir.
Akıl her an Keban’dan gelen bir ceryan gibi ALLAHU ZÜ’l-CELÂL’den bize gelen bir NûRdur.
Akıl hiçbir zaman kesilemez.
Kesildiği ANda o kişinin hayat irtibatlarını maddî manevî herşeyi kaybeder.
Dünyası kalmaz. Sorumluluğu kalmaz. Ne ALLAHU ZÜ’l-CELÂL katında ne kul katında.
Akıl bu denli önemlidir.
Zâhirde DİRİlik, Bâtında Akıl bu denli önemlidir.
Rahmâniyetin getirdiği iki önemli özellik bunlardır.
Tohumun iki ucu budur, zâhirde dirilik bâtında akıl.
Bu tohumun Rahîmiyyet Tarlasına ekilmesi HAYY Tezgâhıdır. Artık sistem yürür.
Bu tamlandığı zaman Rububiyyet Tecellîsi ortaya çıkar.
Mâlik-i yevmiddin!
Evet geldik Mâlik-i yevmiddine, din gününe.
Bu mülkiyet din günü için yapılmıştır.
Dünyada saltanat sürün diye değil.
Ya da âhirette şöyle olsun diye değil.
Dünya ve âhiret dediğin şey ALLAHU ZÜ’l-CELÂL’in dinidir.
Yani nur daimiyetidir.
ALLAH burayı iptal edecek, başka bir yer yapacak biz bunu bilmeyiz. Öyle bir şey söyleyemeyiz.
Kullanıcı avatarı
hamdolsun
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Mesajlar: 496
Kayıt: 23 Ara 2009, 02:00
İletişim:

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen hamdolsun »

elhamdülillah
ne güzel bir sohbet
“İlim, İrade, İdrak, İştirak”
inş... bu dörtlü bizim iki ayağımız gibi olsun ve onunla tüm adımlarımız dolsun!.
Kullanıcı avatarı
sdemir
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Mesajlar: 487
Kayıt: 24 Mar 2008, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen sdemir »

''Nakil, akıl'dan müevveldir.''

Fahrettin Râzî
[img]http://www.muhammedinur.com/resimler/cicekler/sdemirimza.gif[/img]
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Şimdi burada Ezan okunuyor.
Her an ezan okunuyor, her gün okunuyor.
Bu sürekliliktir…

İslam toplumunda ve tasavvuf âleminde anlaşılmayan şeyler taşa tutulmuş ya da dışarı atılmıştır.
Akıl bunların başında gelir. Çünkü çözülememiştir, çözülemedikçe de dışlanmıştır.
Ve bunun yerini hayaller, masallar, rüyalar ve çeşitli şeyler almıştır.
Oysa ALLAHu Zü’l-Celâl’in insan aklına en yakın esması Ez-Zâhir’dir.
Bir insan için BEDENin temasından daha çok şâhid olacağı hiçbirşey yoktur. Ez-Zâhir’de böyledir.

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.”
(Nûr 24/35)

ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD: ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR.
Bundan daha fazla nasıl zâhir olacak.
Küllî şey ALLAHU ZÜ’l-CELÂL’in nurudur.
Ama ben bunu görmüyorum!
Mesele bunu göstermektir zâten ve Akıl da bunun için vardır.
Ham Akıl kendi kendine gökteki yıldızları saymakla yıldız sistemini anlayamaz.
Tirlyonlarca yıldız biribirinin etrafında ebediyyen dönerken, yörüngesinden sapmadan, “SeBBahaDEVR-ÂNındayken ATOMlar gibi dönerken Akıl aklınca anlayamaz..
Ve sonsuz bir sistem vardır kâinâtta.
Azametullah ve Kudretullah açıktır Aklen ve Naklen..
Bütün bunlar bir basit aklın kendi başına, derebeylik kurmuş bir aklın çözeceği iş asla değildir.
Enterkollekte olmak zorundadır.
Yani “Ben kendim terziyim elbisemi dikerim, ben çiftçiyim kendi yiyeceğimi yetiştiririm, ben şuyum, ben buyum!” bu sözler hiçbir şey değil yeterlilik için.
Anaya babaya ihtiyacım yok, yazı tura atarım kendi kendime doğarım!
Hep Ham Aklın saçmalıklarıdır.
Doğru nerede?
Doğru Yaratan ALLAHU ZÜ’l-CELÂL’de...

Onun içindir ki akıldan kaçılmıştır. Şeytandan kaçılmıştır. Sürekli “aduvvun mübin” gitmiştir. Sürekli “vurun!
Neden vurun kardeşim?
Nerede adı İblis idi? Nereye gelince Şeytan oluyordu?
Âdem ile Havva nın arasına, Rahmândan Rahîmeyn ayrılınca neden giriveriyor araya şeytan?
Ne buyuruluyor “Ey Âdem sakın bu ağaca yaklaşma!”
Şeytan ne diyor: “Yaklaş yaklaş, sizden doğanlar ebediyyete kadar gidecekler bak göreceksin. Ben sana nasihatçıyım!
Ve yaklaşıyor. “Hepiniz İnin aşağıya!” hükmü.
Kim inecek?”
Âdem, Havva, Şeytan gözükmekte! Âdem aleyhisselâm’ın Zahrındakiler ne olacak?
Başka kim var?
Sâdece onlar var bu âlemde.
Yani bu Şeytan kaçılacak bir şey değil ki, öldürelim o zaman, niye öldürelim?
Resûlullah sallalahu aleyhi ve selleme bakalım, ne buyuruyor.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat ALLAHu Teâlâ bana yardım etti ve şeytanım müslüman oldu, bana yalnız iyıliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Şeytanımı müslüman ettim bana iyiliği emreder.
“İkiliği kaldırdım, onun İKİ ŞEYlik ikiliğini kaldırdım. Bana dünyayı kör eden, bana kendimden başkasını göstermeyen aynanın arkasını sildim!” dercesine.
Şimdi artık gözlük camı oldu bana.
Daha önce boyalıydı dışı, ne yapıyordu?
Hep beni bana gösteriyordu.
İşte bu çıkmazlardan kurtulmanın çaresi, aklın gerçek yerinin bilinmesiyle mümkündür.
Bu onları konuşmakla felan da olmaz.
Ya bilimle olacak, Kur’ân-ı Kerîm Biliminden bahsediyorum. Resûlullah sallalahu aleyhi ve sellemin Biliminden.
Yoksa evrensel akılperest bilimcilerden değil.
İlahî tavırda, tarzda, Sünnetullah ve Sünnet-i Resûlullah içinde aklın değeri nedir, kıymeti nedir, fonksiyonu nedir, çeldiricisi nedir, eğiticisi kimdir, öğreticisi kimdir?
Bütün bunlar var.
Ama bütün bunların yerine ben Kulihvani olarak geçeyim “Barbaros sana hepsini söylerim” demek öyle bir hatadır ki, bunu Resûlullah sallalahu aleyhi ve sellem yapmamıştır.
İşte Kâinât Kur’ânı beraber okuyalım.
İşte Kalb Kur’ânı beraber okuyalım.
İşte Matbaa Kur’ânı beraber okuyalım.
İşte Muhammed Aleyhisselam’ın Diri Kur’ânı beraber okuyalım.
Ben, sen, o, biz milyarlar bir tende bin can olanlar buyurun BİZ BİR-iZde OKuyalıM!,
İşte bu açıdan görmemiz gerekir AKLın enterkollekte kullanımını İslamda.

Nefis diyorsun, geçen gün, hadis açıklıyorduk.
Hadis’te yukarıda kalb yazıyor, aşağıda açıklamasında göğüs diyor.
Yukarıda Sadr yazıyor, aşağıda açıklamasında ona kalb diyor. Hâşâ Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem Sadr demeyi Kalb demeyi bilmiyor da sen mi düzeltiyorsun?
Böyle ahmaklık mı olur?
Neden?
Çünkü onun için, Sîne de Kalbtir, Sadr da Kalbtir, Kalb te Kalbtir Fuad da Kalbdir, hepsi de Kalbdir.
Kalbten başka yok sanki, kalpazan gibi bir şey, başka bir şey bilmiyor çünkü!
Uyuyor çünkü!..

Onun için “Barbaros” dersen, hepsi Barbaros’tur.
Gül ablanın doğurduğu gündeki de Barbaros’tur, yirmi yaşındaki de aynı Barbaros’tur.
Kardeşim neden bahsediyorsun sen?
Her an değişen bir Barbaros var karşında. Her an tekemmülde. 1 sn daha yaşlı. 1 sn daha ileride. 1sn ne öne ne arkaya gidebiliyor.
Anladığım şey o ki, adını öğrenmişsin başka bir şey bilmiyorsun. Başka yok!
İşte bu korkunç bir hatadır ve onun için tekemmül olmamaktadır.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

İnsanların yemek yemesi, tuvâlete gitmesi doğal ihtiyaçlarıdır ve mecburdurlar.
Yemek yeyip bu bedensel işlerini yaptıkları için profesör müdürler, kral mıdırlar, köle midirler?.
Hayır hepsi yapmak zorundadır bunu. Bu ne getirir?
Bunları yapmazsa ölürdü zâten.
Yemek yemeseydi, su içmeseydi ölürdü.
Yine Müslümanlar ibadet ediyor, zikir ediyor, tesbih ediyor ve gâyet tabi edecekler.
Bunları yapacaklar da ondan sonra İLİMin tekemmülü olacak. EDEBin tekemmülü olacak. İRFANın ve ERKANın tekemmülü olacak.
Akıl buralarda lâzım.
Ham Akıl kendisinin çemberinin içine girmeyen bir şeye RABB demez.
Ve en sonunda der ki: “Çemberi çiziyorum ben kendim Rabb’bım!” der, Firavunlaşır.
Ki bu çok yiğitçe birşeydir üstelik.
Böyle demeyerek böyle yapmak ise münafıklıktır.
Korkunç bir hatadır.
O zaman bunlarla hiç uğraşmaya değmez!
Ne yapmalıyız?
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Akıl-Nakil Seviyesinde seviyelendik mi mesele biter.
Aynı Deniz Seviyesi gibi.
Ne bileyim, denizin milyarlarca km kıyısı vardır.
Ben hangisinde deniz seviyesi ararım.
Deniz bir tanedir, Deniz Seviyesi de bir tanedir.
Bunu yakalamamız gerekir.

Ham akıl buz gibidir.
Teslim olmuş akıl su gibidir. İslam’dır yani.
Teslim olmuş akıl müslüman olmuş Şeytan gibidir.
Ve müslüman olmuş nefistir dolayısıyla.
Nefis, bizim kimlik ve kişiliğimizin; her zaman, her yerde, her haldekinin özel adıdır.
Senin içindeki sen’liğin, SîN’liğin SıRR’rın Sırrıdır.
Sen bununla varsın.
Bitkisel hayata girmiş bir insana adını sorsan ne?
Nufus kağıdı numarası versen ne? Vermesen ne?
Ot desen ne, çok desen ne ona, hiç umurunda mı?
Ölmüş bir insan gibi sadece bedensel yaşıyor ve Akıl sıfır, muhatap değil.
Mütekellim değil konuşamıyor. Muhatab değil, Gaip de değil.
Bu kişi yok burada, bir yerde de değil.
Neden?
Çünkü onun akıl pozisyonu yok onun.
Akıl bağlantısı kuramıyoruz kim olursa olsun.
Onun içinde aklı Kur’ân-ı Kerîmin içerisinde gerçekten incelememiz gerekir.
Biz incelemeye çalışıyoruz ve inşaALLAH da inceleyeceğiz. Kur’ân-ı Kerîmin içerisinde bir ara çalışıyorduk yarım duruyor.

Biz sohbeti sohbet yapmış olmak için yapmıyoruz.
Bizim esas amacımız, İslamın Anna Değerleri Sisteminde sistematik bulmak-kurmak.
Kur’ân-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ana değer yargılarını ortaya çıkarmak, insanlar şeriatı, tarikati, mârif eti, hakikati onun üzerinde, Kur’ân-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ayaklarıyla basma mesnedlerinde yürüsün istiyoruz.
Bu basit bir şey değildir.
Yani bu “Ah şeytan ne kadar kötüymüş” dedirtseydi bu, bunu ALLAHu Zü’l-Celâl söylemiştir zâten “aduvvun mübin”.
Onun içinde zâten Kur’ân-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bakımından değerleri inceliyoruz.
Melek nedir?
Şeytan nedir?
Aynı şekilde Kadın, Rahîmiyyet.
Bu kâinâtta gördüğünüz herşey Rahîmiyyet Tecellisidir.
Uluhiyyetten Rububiyyet zuhur eder.
Rububiyyetten Rahmâniyyet zuhur eder.
Rahmâniyyetten Rahîmiyyet zuhur eder.
Rahîmiyyetten Mülkiyyet zuhur ederki; çocuk doğar gibi, civciv çıkar gibi, mülk halinde ortaya çıkar.
Melek.. melekeler mülkiyyete dönüşür.
Ve bütün Melekiyyet Rahîmiyyetlenir, tecelli bakımından.
Geliş bakımından nerededir?
Rahmâniyyettedir.
Meryem’e Rahmân Nefhası üfürülmüştür.
Bu nefhayı kabul edecek meleke nerededir?
Rahîmiyyettedir. Taşa üfürülmemiştir.
ALLAH celle celâluhu her türlü şeye kadirdir.
Evet ama hepimizin annesi gibi kızı gibi kardeşi gibi bir kadındır Meryem Aleyhisselam da.
Yani çocuğunu kulağından çekip çıkarmamıştır.
Her anne gibi annedir. Oradaki ve ondaki özellikler başkadır, özel örnektir yaratılışı akla anlatmakta naklen.
Bunun için de zâten İslam’da kadın yok sanki.
Nisâ Sûresi olabilir ama İslam’da kadın yok gibi.
Dışlanmış, yok edilmiş, kaldırılmış, bitmiş ve akıl fikir ermeyecek bir yanlışın içine düşülmüşse bu nefis bakımından da, akıl bakımından da, şeytan bakımından da düşülmüştür, anlayamadığı ne varsa düşülmüştür.
Bunun yerine ne getirilmiştir?
Akıl fikir ermez işler getirilmiştir.
Çünkü karşısına bir şey koyacaksın ki bunu kaldırasın.

Abd da öyledir, yanlış anlaşılmış ve kullanılmıştır.
Osmanlı imparatorları bütün fermanlarına “Kulum” diye hitab ederek başlamışlardır.
Kulum Barbaros’a söyleyin ki!
ALLAH celle celâluhuABD” ine “Kulum!” demenin bedelini çok ağır ödemiştir Osmanlımız ve beşikteki bebeleri bile kâfirlere kul olmuştur sonuçta maazallah!.
ALLAH celle celâluhu, KULunun kulluğunu kimseyle paylaşmaz.
Bundan şunu demek istiyorumki, İslamda kul köle değil içte-dışta HAKK ALLAH celle celâluhu İle-Bile Mahlukudur..

Yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu orada. “Ben bir ANA-BABA Abdin oğluyum!” buyurduğunda.
Sokakta esir pazarında satılmış, esir alınmış bir köleden bahsetmemektedir.
Câriyeyse bambaşka ve kaldırmıştır İslam Dini.
Mesela Câriye, göğüsleri açık namaz kılabilir, erkek hükmündedir çünkü.
Bir zaman Siirt’li Hocama sordum: “Şu andaki çarşıda gördüğümüz açık-saçık kadın, mecburen gördüğümüz, (mecbur kaldıkları için de bunu yapmak zorundalar) bunlar için hüküm nedir?
Sanki çalışan câriyeler gibi!” dedi.
“Düzenin köleleri, mecburen. Kendisinin isteğiyle de değil. Düzen köle yapıyor. İnancına saygı göstermeyen bi düzen sistemi kurulduğu için câriye gibi” diyor.
Câriyeler gibi bunların da bir çok yapamadıkları şeyleri ALLAH affedecektir!” diyor. Hür değil.

Abdullah oğlu Abdullahım!” demek “Abd” buyurduğun de erkek kulun var ya Abdullah aleyhisselam ben onun oğluyum.
Kadın kulun var ya kulun, kölen değil onunda oğluyum!” demektir.
Kul kelimesi de Türklerde çok kullanılan bir kelimedir.
Başka milletlerde kul kelimesi bulamazsınız.
Çünkü Kul, ne olduğu belirsiz bir kelimedir.
ALLAH’ın kulu musun? Neden?
Biz Türkler “abd” i “kul” olarak çevirdik köle olarak.
ALLAHın kölesiyiz!
ALLAH celle celâluhu, kralımız mı ki hâşâ kölesi olalım!.
Şah damarımızdan yakın ve elimiz, ayağımız ve her şey ALLAH’ ın nuru.

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.
(Nûr 24/35)

Nasıl bir kölelik bu?.
Önce “abd” i bir târif et, abdi, abdi!.
Bırak şu köleliği-möleliği, krallığı, ikiliği, zalımlığı!.
İbadet etmek, Abd olmak, ASLın ile Zâhir TAMMlanmak Bâtın TÜMMlenmek nedir ona bak!
Tasavvuftur bu, öyle seyir takip eder ki, ağacın kökündeki tohum göz açıp kapayıncaya kadar yapraklarını döken çiçeğin yüreğindeki tohuma dönüşüverir.
Ben Burdayım!” diye, hem de binlerce birden.
Bunlar “KûN! feyeKûN”, Bir Anda-Her ANda olur. Bir tohum bin tohum oluverir bir anda.

MuhaMMedî Melâmette TaSAVvuf budur!.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Haa.. yok, ham akılla Tasavvursa, o zaman hep beraber ekranda yazarak:
Çay içtik!” diyelim ve gerçek zannedelim hayalimizi. Afiyet olsun!.
Ne çayı içtiniz kardeşim?
Yazarsak “çay içtik” diye, içmiş mi oluruz?
İçi boş lakırtılar!.. Bomboş konuşmalar, bunlar.
Eğer boş yaşıyorsak yazıklar olsun.
Boş yaşıyoruz çünkü. Gerçekten yazıklar olsun.
Aklı az bir insan bile yapmaz bu muhteşem sistemi bu şekilde basitçe kullanmaz.
ALLAHu Zü’l-Celâl, insan aklının trilyonlarca sene de geçse ulaşamayacağı özellik ve güzelliklerde her AN yeniden yaratarak fiilen yaşatmakta şu ANda.
Yaratmakta ve yaşatmakta bir ANda.
Kendi Kader DİZİni hem çevirmekte, hem yaşamakta ve İzlemektesin ve de Kayda almakta Yaratan-Yazan!

Onun için tasavvufun seyrinde öyle yerler gelir ki Akıl, SİLM olmadan küfreder!…
Ne diyor Şeyh’ül Hazîn kaddesallahu sırrahu: “Bir makam vardır ki orada “ALLAH!” demek bile küfür olur!” diyor.
Ne demek?
İkilik kalkmadığı için çağrılır” diyor, İÇ-içe olan kim-kimi çağırır ki Aynı yer, zaman ve haldeyken?.
Ama Bunlar ALLAH celle celâluhu ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem e TAMM teslim olan, iman eden, tâbi olup itaat eden ABDullahlar içindir ve hayal perestler için değildir..
“Barbaros ben seni çok seviyorum. Seninle ben BİR-İZ İKİmiz.”
“Hocam nasıl BİZ-BİR-İZ, ben Basildonda’yım, sen Ankara’dasınız?”.
“Oğlum lafta BİZ-BİR-İZ hiç değilse yaa..
İşte bu tasavvurdur, tasavvuf bu değil ki.
Ben ne diyorum: “Laptopun fişini prize taktın mı Keban laptopta laptop Keban’da!” diyorum.
Ne onun gelmesine gerek var, ne bunun gitmesine gerek…
O burada, bu orada.


Her âlet gibi her NEFS de şah damarından yakın RABBisiyle.
İle ve Bile oluverdi mi; AKLen İLE, NAKLen BİLE oluverdi mi ne olur.
İçi dışı bir olur, BİZ-BİR-İZ Olur..

Haa ama efendim Hamm ve kısır Felsefeci aklı diyor ki: “Oturalım, bir çay içelim!” diyor Rabbisine. Yani bir kahve içelim. Niye?
Çünkü akıl öyle yaratılmıştır ki, “ŞEY” olmayanı kabul etmez.
Çocuk gibidir. Onun kabul etmesi için çok uğraşılması lâzımdır. Yaşatılması lâzımdır.
İnandırılması lâzım kandırılması değil.
Kendi fıtratında kandırılmak câzibesine bağlı olduğu için, dışarda ki çekişe bağlı olduğu için, daha câzib gelir ona.
Fakat Cerr olarak içeri çekişte çaba sarfı gerekmektedir.
Ana-Baba uğraşır çocuğu okutmak için, korumak için.
Okula git şöyle yap, böyle yap…”
Çocuk da daha câzib geldiği için biliyosunuz okuldan kaçmaya çalışır, “yapmam etmem!” demeye çalışır.
Bu bir mücadele halinde yürür. Hangisi kazanırsa o çocuğu alır götürür. Okulu terk eden çocuklar olduğu gibi insanların yardımıyla, desteğiyle, hizmetiyle o dönemleri geçip çok iyi bir insan olanlar olur.
Akıl da böyledir.
Bunun için de, aklın öğreticileri, eğiticileri, çeldiricileri çok iyi elden geçirilmeli diyorum.
BUZ AKIL, SU AKIL, BUHAR AKIL, BULUT AKIL Vardır. Saf arı temiz..
Yolda gelirken Rahmân Sûresine bakıyordum.
Ve konuşuyorduk arkadaşımla.
Nerede “Kitap” geçse Kur'ân-ı Kerimde “mutahhar” kullanılıyor.
Nerede “Nefis” geçse “Mutezekka” kullanıyor. Zekka kullanılıyor.
Yani onlara ALLAH celle celâluhu öyle bir peygamber gönderiyor ki, onlara Kur’ânı öğretiyor, bu da çok ilginç.
Mutahharun olmamış bir Beden Kur’ân’a temas edemiyor.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e de temas edemez.
Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’ân-ı Kerîmin bize bakan yüzüdür.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem in yüzünde okunmayan Kur’ân matbaa Kur’ân’ıdır.

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولاً مِّنكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُواْ تَعْلَمُونَ
Resim---Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne) : Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitab'ı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.”
(Bakara 2/151)

Size bir peygamber gönder ki, Kur’ân’ı okusun, nefislerini temizlesin ve öğretsin!
Yuzekkâ-Mutezekki etmeyi kullanıyor.
Nefsin mutezekka olması için.
Ben de diyorum ki akıl her yerde kullanılan birşeydir. Her makamda kullanılır.
Onun için aklın Mutahharun olması lâzım, Mutezekki olması lâzım.
Zekâ, zeki felan diyoruz ya..
Mutaayyıb olması lâzım ayıplardan arınmış olması lâzım.
Ayıplardan arınmış demek gaybi gücü bulmak demektir.
İçi galib gelenler gaib insan olurlar.
Rahmânî İnsan olurlar, Rabbanî İnsan olurlar.
Çünkü dıştakine bakma, dıştakine bakma, dıştaki bir lokma yemek bir yudum su!.
Bir lokma gübre, bir damla idrar için iki noktanın arasında o akıl döner durur artık, kısır döngüde, Dolap Beygiri gibi ne derse desin.
Halbu ki bunlar, beden makinesini çalıştırmak için benzin gibi şeylerdir.
Esas olan makinenin çalışması da değil. Yol alması da değil.
Önemli olan üstündeki süvariyi götürmesidir atın hedefe.
Mesele, araba gidip gelmiyor. Araba, insan götürüyor.
Bu, bu dediğimiz hakikatin rüşde erişidir bu.
Hakikat-i MuhaMMedîye’nin rüşde erişinin adıdır ruh halidir.
Akl-ı Selim sahibleri bilirler ki: “ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD” âyetinin hakikati nedir?

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.
(Nûr 24/35)
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Kâinâtta hiç bir şey yok edilmez.
Niye ve nasıl yok edilsin ki ALLAH celle celâluhu’nun NûRudur bunlar. Nereye yok edilecek!.
Yoktan mı var edildiler?
Rücu’ ettiklerinde nereye edecekler bunlar.
Biz yok edileceğiz, yerimize başkası gelecek!
Felan, nereye gelecek, nasıl gelecek, niye gelecek. Bunlar Kur'ân-ı Kerimce değildir.
Akıl kendi sahnesinde oyunu oynamak istiyor, onu durdurmak lâzım. Durdurmak derken, büyütmek lâzım, genişletmek lâzım, rahatlatmak lâzım, adam etmek lâzım Nakle kavuşturmak.
Kardeşim zaten öyle yapmıyor musun?
Çocuğunu 2 kilo doğan çocuğunu, 3 kilo doğan çocuğu yapmıyor musun?
Delikanlı yapıyorsun, evlendiriyorsun, torunların oluyor.
Olmuyor mu?
Olmasın mı?
Yani aklın için de böyle gerekmiyor mu?
Gerekiyor elbette BİZ BİR-İZ CANlarımız niye sabahlara kadar uğraşıyoruz, çalışıyoruz, şu, bu?
Neden biz akılsız insanlar olalım da uğraşalım!.
Baksana adamlar mal mülk yapıyor, vuruyor, kırıyor sonra kafalarına toprak doluyor ölüyorlar bir sürüsü..
Eee, Yunus’un kafasına toprak mı dolmuş, Yunus Emre Babanın?
Ne ölmesi hep Hayy Yunuslar!
Hizmet edenler, bunlar insanların akıllarının secdegâhları.
Akıllarının her AN AKAN pınarları.

Akıl çok muhteşem birşeydir. Korunduğunda, kullanıldığında..
Çünkü diridir ve ALLAH celle celâluhu ile bağlantılıdır.
Heran ALLAH celle celâluhu ile bağlantılıdır akıl.
Bu âyeti bulamadım ama nerdeydi…

وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
Resim---Ve ekîmul vezne bil kıstı ve lâ tuhsırûl mîzân(mîzâne) : Ve doğru tutun adaletle tartıyı da aksatmayın mizanı
( Rahmân 55/9)

Ve ekîmul vezne” ikame et! Kıyama kaldır. Ayakta tut. Bildiğimiz namaz gibi.
El- vezn, vezni, ölçü, ağırlık, değer yargısı.
Vezin, aruz vezni filan derler ya hani ölçü, tartı.
Ne yapacağız biz bununla ?
Tartı niye kullanılır?
SEVİYEde kullanılır. Kıyas için kullanılır. Seviyelensin diye kullanılır.
Ağır gelsin hafif gelsin diye kullanılmaz.
Ağır ve hafif gelmesin diye, orta yol bulunsun diye kullanılır..
Ve ekîmul vezne bil kıstı
Kıst ile, efendim adâlet diyelim geçelim mi?.
Adâlet yok muydu. Arapça da adâlet kelimesi yok mu?
El Adl ALLAH celle celâluhu esması yok mu?
Vaaar!. Niye “kıst” burada ? Adâlet veya bil-adl buyrulurdu.
İşte ben bunları anlayamıyorum. Kim anlıyor bilmiyorum. Böyle demelerini anlayamıyorum!

Kıstas nedir kıstas?
Adâlet ile kıstasın, bu tâbirin bir farkı var. Diğerinden bir farkı var.
Bu kıstas öyle bir adâlettir ki .. kıymet diyoruz bak kıymet.
Kelime olarak kullandığımız kıymet de kıyamdan gelir.
Aklın ayağa kalkışıdır. İlahi bir seviyedir.
Kıst. Rasuli bir SEVİYEde kıst...
Öyle bir ayağa kaldır ki, vezni, veznin kendine göre, nur sahibliğinin vücuda çıkışıdır vezn.
Ve ekîmul vezne bil kıstı” “ve lâ tuhsırûl mîzân
ALLAH katındaki ölçüyü ayağa kaldır.
Ve lâ tuhsırûl mîzân” Velâ sakın, tuksiru hasr etme hüsrana uğratma.
Al şundan kâr et diye anaparayı verdik anaparayı da bitirip-batırıp hüsranla geldi.
Hüsran budur. Anayı da yemek kârı unutmaktır.
El mizan bizim vezn ne oldu, mizan oldu değil mi?
Biraz önce vezindi şimdi mizan oldu.
Mizan nedir?
Vezin Nuru Sahibi olandır.
Kimdir o?
MuhaMMed Aleyhisselâm’dır.
Mimlenmiş VEZNin adı MİZANdır.
Onu sakın sakın hüsrana uğratma! .
Ek, biç, çoğalt, kâr et getir.
Bu şu söylediğimiz bir “ ilâhe illâ ALLAH” dan ibârettir.
ALLAH celle celâluhu buyruğunu Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sesinden DUYup-UYmaktır.
ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- RasûlALLAH!” dan ibârettir.
Bu söylediğimiz AKLın iki UCUdur.
Ta bir ucundan bakıyor, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem in bulunduğu köşeden MuhaMMedî Mizandan bakıyor, neyi görüyor?
Ve ekîmul vezne bil kıstı” ı görüyor.
Velâ’yı kaldırıverdi mi, bunu SEVİYEleyiverdi mi ne olur?
ALLAH celle celâluhunun ölçüsü, Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve sellem. ALLAH celle celâluhunun SÖZÜ Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin SESİ-nden DUYulur.
Benim tarafımdan senin tarafından UYulur.
Hemen hitab gelir:

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu) : Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
(Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten) : dön Rabbine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak!
(Fecr 89/28)

فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Resim---Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun) : O halde hemen Allaha kaçın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezîrim
(Zâriyât 51/50)

Hoş geldin sefa geldin. Aynen vurgulanmış!..
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Eğer bu ÂLEMde AKIL Sahibi İnsan Sûretinde yaşıyorsak,
MuhaMMedî Mizanımızı vicdanlarımızda kurup Tevhid Terazimizde ŞEHÂDETimizi tartalım ki, HAMM Aklımızın kendince tarttığına kanmayalım!

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ki: "Kıyamet günü, şişman, iri bir adam mizana getirilip tartılır da, Allah indinde sinek kanadı kadar ağırlığı olmadığı görülür" Resûlullah (sav) ilave etti: "Dilerseniz şu ayeti okuyun: "Bunlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Bu yüzden işleri boşa gitmiştir. Kıyamet günü biz onlar için hiçbir tartıda bulunmayacağız" (Kehf, 105).”Buyurdu.
(Ebu Hüreyre ra’dan; Buharî, Tefsir, Kehf 6; Müslim, Kıyame 18, (2785)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kıyamet günü, mü'minin mizanında güzel ahlaktan daha ağır basan bir şey yoktur. Allah Teala hazretleri, çirkin düşük söz (ve davranış) sahiplerini buğzeder." Buyurdu.
Tirmizi'nin bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Güzel ahlak sahibi, ahlakı sayesinde, namaz ve oruç sahibinin derecesine ulaşır."
Buyurdu.
(Ebu'd-Derda ra’dan; Tirmizî, Birr 62, (2003, 2004) Ebu Davud, Edeb 8, (4799)

Akl-ı SİLM sahibi odur ki Kur'ân-ı Kerimi DUYar-UYar ;
ALLAH celle celâluhu ve Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemle; Teslim olur,
İman eder,
Tâbi olup
İtaat eder.
Her ÂN da HAKK’ı DUYar ve HAYRa UYarak YAŞAr!..

Onun için; akıl bir şeymiş gibi, elmiş-ayakmış gibi anlaşıldığı sürece yanlışa düşer.
Barbaros’un başta da söylediği gibi, aklına tapıcı insanlar akıllarını tatmin edemedikleri için plak gibi aynı şeyin etrafında döndükleri için, gelişemedikleri için ne mutlu olurlar, ne mutlu ederler, ne de bir gelişim sağlarlar.
İnsan olmanın haysiyetnden de uzak yaşarlar.
Ancak MuhaMMedî Melâmette boş yoktur. Boşluk yoktur. Yok, yoktur. Çok, yoktur.
Ne vardır?
Tek, tek, tek, vardır. Küllî şey “TEK” tir bu özelliği TEK olan Yaratanındandır.. MuhaMMedî SEVİYEdedir.
Küllî şey, bir şeydir, ve aynı seviyededir.
Seviye bakımından tek’dir zâten.
Resûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem den boylu insanlar vardır, küçük insanlar vardır, birçoğu güreşte yenebilirler, olabilir.
Ama RESÛLÎ SEVİYE o değil ki, Resûlî Seviye, akıl seviyesidir. Küllî Akıl Seviyedir.
Akıl çok zor anlaşılan bir konudur.
Ama bence bileceğimiz şey; Akıl, BUZdaki, SUdaki, BUHARdaki, BULUTtaki H2O gibi ANAdır.
Dondurursan BUZ olur. Eritirsen SU olur. Buharlaştırırsan BUHAR olur. Yoğunlaştırırsan BULUT olur.
BİZ BİR-İZ CANlarımız Bilirler ki demek istediğimiz çok açık;
HAMM AKLın; TaMM-TÜMM-SiLM AKIL OLması için;
Terbiyesi, Tezkiyesi, Tasfiyesi ve Tecliyesidir Kâmil kalbinde..
Akıl bu, bu geçişleri sağlarsan mükemmel akıldır bu.
Mi’rac eden akıldır.
Bir kere bulut olsunda, gelsin yine Buz Dağı olsun, dert etme!.
Çünkü neden?
Hatim tamamlanmıştır. Kâmil akıldır o artık. Hizmet edecek akıldır. Başkalarına hizmet edebilecek akıldır.
Köle kullanıcı değil, hizmet edici akıldır.
Ben böyle düşünüyorum akıl için, Ahmet Can sen ne düşünüyorsun cAN?.

Ahmet Can:
Başta Barbaros Can’ın da dediği gibi, insanlar dönüp dolaşıp hep aynı kör noktaya geliyorlar, tasavvufun ışığında sizinde yardımlarınızla bu kör noktalardan kurtulmamız zâten aklımızı, ham aklımızı basamak basamak, Şeriat, Tarikat, Mârifet, Hakikat Adımlarından geçirmemiz gerekiyor. İnşALLAH ALLAH hepimize nasip eder!
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

kulihvâni:
inşaALLAH zâten MuhaMMedî Melâmetin temeli kalbden kalbe geçiştedir. Sadr’dan sadr’adır. Satırdan satıra değildir!.
Yani dağlarda mecnun gibi gezen bir Derbentli Deli Hasan görürsünüz ama, saraylarda binlerce insanın önünde mübârek bildiği bir insana secdeye kapanır gibi temenna yapan insanlar, onun tırnağı bile değildir.
Rabb katında demek istiyorum.
Çünkü onların Rabbısı, âhirette çadır kurmuş onları bekliyor gibidir. Halbuki Derbentli’ye sorsan: “Ben yaşamıyorum, bende Rabbım yaşıyor!” der.
Doğru mu?
Doğru söylüyor. Buzdolabı diyor ki: “Ben dondurmuyorum bendeki ceryan donduruyor!
Fırın diyor ki: “Ben yandırmıyorum bendeki ceryan yandırıyor!”
Doğru söylüyorlar, onun için meselenin aslını anladığımız zaman rahat ederiz. Zorluk çekmeyiz.
Akıllarımızı kandırtmayız. Akıllarımızı kandırmayız.
Kendi kendini kandırmadığı gibi başkasına da kanmaz.
Kanmaya-kandırılmaya ihtiyaç hissetmez, çünkü kanmak kötü şeydir. Kanmak, sanmak, zann etmek, bunlar hiç hoş değildir. İnanmak varken.

Onun içinde biz insanlara bir şey anlatmaya da çalışmıyoruz, hatta insanlardan uzaklaşmaya çalışıyoruz.
Çalışıyoruz değil de, uzaklaşıyoruz. Neden?
İnsanlara anlatmakla boşa uğraşırsınız.
Siz sistematiği kurun, ben: “İlim, İrade, İdrak ve İştirak şunlardır!” diyorum. Ne zaman?
Her Zaman, Her Yerde, Her Halde. Her işte böyledir.
O işin İlmini, İradesini, İdrakini, İştirakini bilirsen o halde uğraşırsın.
Tevhid de de böyledir. Her şey de böyledir.
Bu sistemler kurulduğu zaman, Kur’ân-ı Kerîm’de vardır zâten bunlar. Bazen biz konuşuyoruz.
Efendim niye HAVVA olmuş ilk ANAmızın adı?
Başka isim mi bulunmamış?

Var orada, Kur'ân-ı Kerimde: “Nefsin HEVVAsını ilah edineni gördün mü?

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Resim---E raeyte menittehaze ilâhehu HEVÂh(hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ(vekîlen): "Gördün mü HEVÂsını ilah edineni? Onun üzerine sen mi vekil olacaksın?"
(Furkan 25/43)

Hevâ, Havva evet.
İşte bu, uydur kaydır değildir bu. Havva, Hevâ, Hive, Hüve..
Kur’ân-ı Kerîmin kendi içindeki kelimeler bunlar.
Hüve dediğin anda ALLAH celle celâluhu’ya çeker.
Havva dediğin anda Rahîmiyyete indiriverir.
Hevâ dediğin anda Rahmâniyyette ki Rahîmiyyete, Rabbı bırakıp da Rahîmiyyeteerilen nimetleri kendinin sanışlığa dönüşlüğün-hayatı sürekli ve her ni’meti kendinden sanınışın adıdır HEVÂ.
Onun için MuhaMMedî Melâmette tüm şiddetli arzuların adı ŞEHVETtir. ŞEHÂDETin ANAŞEHVETtir.
İslam Âlemi bundan kaçmakla, insanlar bundan kaçmakla çok büyük yanlışa düşerler. Düştüler ve düşerler.
Rahmâniyyet Tecellîsinin AKLen, Rahîmiyyet Tecellîsinin ise NAKLen oluşu gibi, İKİsinin BİRleşmesinin DOĞUŞundan TEVHİDin doğuşu gibi çocuk doğar çıkar.
Yeni bir can, yeni bir yavru doğar. Yeni bir ÂLEM doğar.
Bu hiç değişmez. Onun için akıllar nakille TAMMlanır.
Ve Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem de TÜMMlenir. Akıllar küllî olurlar artık.
Daha ihtiyaç hissetmez onun bunun aklına, görüşüne ve’s- Selâm!.

Tefsirler önümüzde açık.
Ne yapsınlar, ben yapsam ne yapacağım.
Akimi” buyuruyor orada, nedir akim?
Kıyamdır.
Vezn tartıdır, ölçüdür.
Bi’l kıst, ölçüyü adâletle tart.
Demek ki bu âyet bakkaldan başkasını ilgilendirmiyor, öyle mi?.
Ve lâ tuhsırûl mîzân”, sakın eksiltme ölçüyü.
Bu demek ki, bir bakkal bunu terazisinin üstüne assın, doğru cennete gitsin!.
Öyle değil işte.
Rahmân Sûresi, sanki Rahmân ve Rahîm Sûresi gibi bir sûredir.
Adı Rahmân değil de, diyelim k; Rahmân aynı zamanda Rahîm Sûresi gibidir.
Rahmân ve Rahîm Sûresi gibidir.
Öyle bir isim yok Kur’ân’da. Olsa idi böyle olurdu, Rahmân ve Rahîm Sûresi olurdu.
Siz ikiniz.” Bu ikisi buyurulan Cinle İnsan mıdır? Şununla bu mudur? Rahîmiyyet ve Rahmâniyyet Tecellîleri, Bir NEFSten Ayrılan ve “nefsler BİRleştiğinde!” buyurulanlar mı?.
Bu âlemin zâhiri Rahîmiyyettir, bâtını Rahmâniyyettir.
Aklın iki ucu vardır. Başka ucu olamaz. Akıl evvelini ve âhirini bilemez. ŞE’Ende Şimdinin-Şu Anın, zâhir ve bâtınını bilir.
Bunu seviyelersen, içi dışı biribirine uyarsa, İÇerdeki DENGE DIŞarıdaki DÜZEN biribirine Uyarsa, AKIL NAKLi DUYar da “Çal oyna.!” Der!
Uymuyorsa yandın ki ne yandın yani!.
Kim olursan ol!
Ama Efendim işte bu kraldı!”,
Kraldı amma, nefes alıp veremiyor! Çırpınmasın mı?
Öteki köleydi daha beter olsun!
Kardeşim neden bahsediyorsun?
Bunlar senin söylediğin sözler.
Sen söylüyorsun ona kral, köle, şu bu diye.
Adını veriyorsun, yer gösteriyorsun, taşa tutuyorsun, yuh çekiyorsun, oh çekiyorsun, sen!.
Halbuki tüm mevcudat-kâinât bir iğne ucu kadar değil!
Her İnsan, kokmuş bir derinin içinde bir tende bir candan ibârettir.
Hiç başka değildir, ayrısı gayrısı da yok.
Kedi de öyledir. Sen diyorsun, "kedi" diye, "insan" diye şu, bu diye!
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

ALLAH Celle Celâluhu çok açık buyuruyor:

Resim---ALLÂHU NÛRU'S-SEMÂVÂTİ VE'L-ARD…: ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NÛRUDUR…
(Nûr 24/35)

Teninin içerisinde şah damarından yakın BEN varım!” dercesine.
İçerideki en YAKÎN benim RABBu’l âlemin olarak.
Dışarıdakini soruyorsan ALLAH’ın Nûru buyuruyor.
Gir bakayım araya, nereye gireceksin?
Gir bakayım!
Kim giriyorsa girsin bakayım!
Hakkaten girebiliyor mu gerçekten!!

Boş konuşacak çok insan olur ama ben de: “Gelin mezarlıkta konuşalım!” derim.
Gelin 2-3 yaşındaki bebeklerle konuşalım.
Sizin kıyâmete kadar gelecekcek torunlarınız var, diyelim. Neden?
Bu âlemde bir tek mekân vardır. Halkedilen MEKÂNdır “ŞEY”.
OLAY”, iki “ŞEY”in münâsebetinden doğar.
İki “OLAY”ın münâsebetinden “zamAN” doğar.
İki “zamAN”ın münâsebetini akıl bulur, ilişkilendirir, alâkalandırır, karşılaştırır, netice çıkarır ve “zANN”eder!.
Bu 4 lü de TEVHİDdir haa!

AKIL, İki şeyi görür olay çıkarır.
Sana tokat atar bir tanesi, senin yüzün bir şeydir, onun eli bir şeydir. Burada bir münasebet olduğu anda olay çıkar, tokat attın bana dersin.
Olay tokat atmaktır. 5 dk sonra bir daha atar. Hani 5 dk önce bir olay olduydu ya. Evet. Şimdi bir daha oldu mu?
Oldu. İkisinin arasında kaç dk geçti?
5 dk geçti. ZamANı öyle bulur akıl.
İki zamanı kıyasladığı zaman ne yapar?
ZANN’a düşer. Zanneder artık.
Herkesi türlü türlü ZANN eder.
İşte bakınız buraya şunun için geldim Ahmet Can.
Herkesin aklı birşeyler söylüyor” diyorsun.
Doğru söylüyorsun ama zann ediyorsun.

Hamm AKLına Köle olmuş, Kur'ân-ı Kerîmi DUYup-UYmamış, Gizli ŞİRK içinde Kendi İlâhını yaratan ve kendisini RABB ZANNeden NEFSin Anlatımını ANla!
Çünkü Hamm Akıl asla Nakle ulaşmadan, Eşyâ-Olay-ZamAN-ZANN SON UÇ-undaki HÜSR-ÂNdan kurtulamaz!

zANN, İlahî NAKLi BİLip, BULup onunla BİZ-BİR-İZ Olamamış HaMM AKLın kendi kör labirentlerinde,
zâhire dönük-çürük fikir-düşünce SONUÇudur.
Akıl daima Akılla kandırılır, Nakille inandırılır..
HaMM AKIL, Kendi başına veya MuhaMMedî Mesned ve Kur'ân-ı Kerim Karinesine tenezzül etmeyen Birilerinin Uydusu olursa ZANNu’z- ZaNN Batağına saplanır kalır, gerçek RABBu’l- Âlemine dönmeyeceğini ZANNedip:

إِنَّهُ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ
Resim---"İnnehu ZANNe en len yahûr(yahûra) : O hiçbir zaman RABBine dönmeyeceğini ZANNetti
(İnşikak 84/14)

وَذَلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذِي ظَنَنتُم بِرَبِّكُمْ أَرْدَاكُمْ فَأَصْبَحْتُم مِّنْ الْخَاسِرِينَ
Resim---Ve zâlikum ZANNukumullezî zanentum bi rabbikum erdâkum fe asbahtum minel hâsirîn(hâsirîne) : RABBiniz hakkında beslediğiniz ZANN var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyâna uğrayanlardan oldunuz.
(Fussilet 41/23)

Kendini RABB ilan eder prototip örnek Firavun olur:

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Resim---“Fe kâle ene rabbukumu'l-a’lâ: Ben, sizin en yüce RABBinizim! dedi.”
(Nâziât 79/24)

Oysa ZANN AKLın iki UCU Zâhir ve Bâtın Algılarına SÂHİB olduğuna inanması Yanılgısıdır ki zâten bu İNS u CiNN Yaratılış ve deneme imtihanıdır Kullukta:

وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا
Resim---Ve ennehum zannû kemâ zanentum en len yeb’asallâhu ehadâ(ehaden) : O insanlar da, (ey cinler) sizin ZANNettiğiniz gibi, ALLAH’ın ebedîyen hiç bir kimseyi öldükten sonra diriltmiyeceğini zannetmişlerdi.
(Cinn 72/7)

وَمَا يَتَّبِعُ أَكْثَرُهُمْ إِلاَّ ظَنًّا إَنَّ الظَّنَّ لاَ يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا إِنَّ اللّهَ عَلَيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
Resim---Ve mâ yettebiu ekseruhum illâ ZANNÂ (zannen), inne'z-zanne lâ yuğnî mine'l-hakkı şey'â(şey'en), innallâhe alîmun bimâ yef'alûn(yef'alûne) : Onların çoğu ZANN-dan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz ZANN, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. ALLAH onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir.
(Yûnus 10/36)

وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
Resim---Ve mâ lehum bihî min ilm(ilmin), in yettebiûne ille'z-zann(zanne), ve inne'z-zanne lâ yuğnî mine'l-hakkı şey'â(şey’en) : Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sâdece ZANNa uyuyorlar. ZANN ise hiç şüphesiz hakîkat bakımından bir şey ifâde etmez-haktan yana hiçbir yarar sağlamaz.
(Necm 53/28)

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاء وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا ذَلِكَ ظَنُّ الَّذِينَ كَفَرُوا فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ
Resim---Ve mâ halakne's-semâe ve'l-arda ve mâ beynehumâ bâtıla(bâtılen), zâlike ZANNullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû mine'n-nâr(nâri) : Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin ZANNıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki hâline!
(Sâd 38/27)

أَلا إِنَّ لِلّهِ مَن فِي السَّمَاوَات وَمَن فِي الأَرْضِ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ شُرَكَاء إِن يَتَّبِعُونَ إِلاَّ الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلاَّ يَخْرُصُونَ
Resim---E lâ inne lillâhi men fî's-semâvâti ve men fî'l-ard(ardı), ve mâ yettebiullezîne yed'ûne min dûnillâhi şûrekâ(şûrekâe), in yettebiûne ille'z-ZANNe ve in hum illâ yahrusûn(yahrusûne) : İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa yalnız ALLAH'ındır. (O halde) ALLAH'tan başka ortaklara tapanlar neyin ardına düşüyorlar! Doğrusu onlar, ZANNdan başka bir şeyin ardına düşmüyorlar ve onlar sâdece yalan söylüyorlar.
(Yûnus 10/66)

وَمَا ظَنُّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّ اللّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَشْكُرُونَ
Resim---Ve mâ ZANNullezîne yefterûne alâllahi'l-kezibe yevme'l-kıyâmeh(kıyâmeti), innallâhe le zû fadlın ale'n-nâsi ve lâkinne ekserehum lâ yeşkurûn(yeşkurûne) : ALLAH'a karşı yalan uyduranların-(ZANNedenlerin) kıyâmet günü (âkıbetleri) hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz ALLAH insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.”
(Yûnus 10/60)
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Nebîyullah ve Resûlullah olarak SEÇilmiş Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’in de aynı zamanda ABDullah olarak imtihanları aynı TEN-CANda olmuştur ve Akıl Fişi daima vardır ve Nakil Pirizinin lâzım ve lâyıkıdır.
Kimse ayrılıp kayrılmamaıştır AKIL ve ZANNı İnsanlığın gereğidir ve mesele AKLın Kemâlâtıdır ki "Nakil Suyun Akıl Testisi BUZdan" desem HAMM AKILlılar ANlamazlar da kızarlar..
Oysa Kur'ân-ı Kerimimizde:

وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
Resim---"Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe ZANNe en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne) : Zünnûn'u da (Yunus'u da zikret). O öfkeli-kızgın bir halde geçip gitmişti; bizim kendisini asla sıkıştırmayacağımızı ZANNetmişti. Nihayet karanlıklar içinde: "Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti.
(Enbiyâ 21/87)

Nasıl ki “Her NEFS Cehenneme uğrayacak!” hükmü var Peygamber aleyhumusselâmlar da ZANN Batağına uğramışlardır hükmü var..

حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّواْ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُواْ جَاءهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَن نَّشَاء وَلاَ يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Resim---"Hattâ izestey’eser rusulu ve ZANNû ennehum kad kuzibû câehum nasrunâ fe nucciye men neşâ’(neşâu), ve lâ yureddu be’sunâ anil kavmil mucrimîn(mucrimîne) : Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını ZANNettikleri-sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.”
(Yûsuf 12/110)

Kur'ân-ı Kerimimzde Hizbullah karşıtı olan Hizbuşşeytanlık lideri İblis ZANNın ilk ve son ucudur..
Şu âyeti MuhaMMedî Şuurla okuyalım da MuhaMMedî Hakikatı BİLip, BULup, OLup da Yüreğinde YAŞAmaya MuhaMMedî Gayret edelim inşae ALLAH!.

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---"Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn (mûminîne) : Andolsun, İblis, kendileri hakkında ZANNını doğrulamış oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular.
(Sebe 34/20)

Zann etmeyen birisi var yalnız O’nun SESi, ALLAH celle celâluhu’nun sözüdür ve O Yüce ZÂT Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemdir..
Onu anlamaya çalışalım” diyorum.

وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
Resim---"Ve ekîmul vezne bil kıstı ve lâ tuhsırûl mîzân(mîzâne) : Ve doğru tutun adaletle tartıyı da aksatmayın mizanı
( Rahmân 55/9)

Ve ekîmul vezne bil kıstı ve lâ tuhsırûl mîzân

ALLAH’ın veznini namaz kılar gibi kıyama kaldır, ikame et!
Bi’l kıst, kastın bu olsun. Emelin ve de arzun bu olsun.
ALLAH’ın veznini, ölçüsünü, neyin ölçüsünü?
Küllî şey’in nurunun vucuda gelişinin Sebebi ve Sonucu ALLAH celle celâluhu’dur. Bunu anla!.
Ve lâ tuhsırûl mîzân”. Sana verildi bu. Sana verildi.
Şu anda ALLAH celle celâluhu’nun bütün esmalarını, ALLAHu Zü’l-Celâl’in takdir ettiği şekilde kullanmaktasın.
ALLAH duyucudur, sen de duyucusun. Görücüdür, sen de görücüsün. Bilicidir, sen de bilicisin.
Ama ben o kadar büyük değilim!.
Neye büyük değilsin?
Bu ya mesele, eğer öyle oluverseydi bugün havayı parayla alırdın.
Bunu için aklı ve sınırlarını târif etmekte çok zordur, anlamak ta çok zordur, anlatmakta çok zordur.
Ancak bizim bir başka metodumuz var, bizim yolumuzda böyledir.
Mesela bizler, Kalaycı Yahya Baba’yı, Salih Baba’yı, Derbentli’yi, Sünisi Baba’yı, benzeri insanları çok dikkatli dinlerdik. Neden?
Bunlar hiç belki zâhirî ilim tahsili görmediler, ama öylesine net olarak ve ten temasıyla, göz göze aldılar ki hakkı.
Ten temasıyla, SıFıR SıRR, mahremiyetle!..

Dikkat edin bakın, her ATEŞle ın ARAsında Tencere vardır.
Ama Rahmâniyyet ve Rahîmiyyet arasında tencere yoktur.
Var ise zâten o değildir.
Şunun için söylüyorum.
Onların akılları saf nakil’dir. Olmuştur. Bizim kiler buz gibidir.
Eee bunun erimesi için işte o ateşin, O’nun Rahmetinin, Merhametinin bizi eritmesi lâzım.
Hocam enerji değil mi bunun alt tarafı yaa?
Güneşten alacağımıza atomdan alalım. Atomdan alacağımız enerjiyi elektrikten alalım!

İyi o zaman lambaları yak, fotosentez yapsın bakalım yapabilecekler mi?
Bu mesele bu değildir.
Öyle yakîn aldılar ki bilgilerini, ve yakin verdiler.
Ben, bunu burada okudum öğrendim değil bu.
Akıl-İlim-BİLdim, EREN-Edeb-BULdum, Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem İrfanında-OLdum ALLAH celle celâluhu Şe’enide-Erkanını-YAŞAdım!” kardeşim!” diyebilen ER-lerdir onlar!

Sen Kerbelâ’ya gittin mi Nuriye?
Gitmedin. Bin tane Kerbelâ kitabı okutalım sana.
Şimdiki Kerbelâ’dan bahsediyorum. Çölünden hepsinden.
Yüzbin kere rüya gör, elli bin kere ben dua edeyim, yüzbin kere de şu etsin. Sonuç?
Keşke birgün seni, Kerbelâ’yı; BİLdirsek, BULdursak, orada OLdursak, orada olanları fiilen YAŞAtsak.
Sen de dersin ki: “Ben bir milyon sene yaşasam o sabah güneşinin doğuşundaki rüzgarı ve bir otobüs dolusu insanların dehşete düşerek: “Bu ne kokusu böyle!” diye çıldırırcasına dışarı fırladıklarını yaşarsın.
Buna denir ŞEHÂDET diye.
Bunu masalla, hikayeyle, onunla, bununla kaldıramazsın.
Onun içindir ki, tasavvuf sen hazır olduğun zaman olur.
Hocam ben ne zaman hazır olurum?
Huzurda OLduğun zaman. Huzuru BULduğun zaman yani.
Hazırı BİLdiğin zaman. Hazırı bileceksin. Hazır nedir bileceksin.
Ben ALLAH’ın katında hazır olayım!.
Kardeşim ALLAH celle celâluhu her an hazır, sen hazır ol!.
ALLAH celle celâluhu’ya hazır olup olmamak diye bir mefhum yok.
Hazırı BİL, Huzuru BUL, Hızır OL. Dördüncüsü ne?..
ANla da O’nu YAŞA bakayım, hadi!.
İşte bu. Dördüncüsü ne?
Âşıklar ya da şâirler der, Hazır-Huzur-Hızır, söyle dördüncüyü hadi!.
Hızır’ın ötesinde söyle bakalım. İşte bu. YAŞAmak bu!.
Yaşanmayan bir şehâdet yalancı şehâdettir.
Yalancı şahidi bilirsiniz değil mi?
Eşhedü” nün doğru olması lâzım.
Hocam işte benim eşhedümü, Mekke’ de olsaydım da görseydin.
Kardeşim Mekke’si, Meyhanesi yok.
Sen ışık veren bir ampul müsün?
Çatlak patlak ampul müsün?
Onu söyle!
Mekke’de de çatlak patlaksın, meyhane’de de, sen önce bir defa kendi ampul camında, bedeninde, içindeki o boşluğunda, nefis boşluğunda, nefes boşluğunda, onun içindeki o kalb çatallığında, ikilik var ya pırpır yapan “d” “dDUY denilen kökündeki “RUH” ceryanında hazır mısın?
İştirake hazır mısın orada, oraya bir bak bakayım!.
Yeri meri bırak sen. Hiç merak etme, bu âlemi yaratan nereye bir direk lâzımsa oraya seni diker, orada yandırır.
Sen yanmaya çalış. Yer beğenmeye değil.
Onlar bellidir zâten. Bellidir, çocuk bile bilir onu, KADERULLAHı...
Siz ateş yiyen çocuk gördünüz mü hiç?
Musa Aleyhisselâm dışında.
Ben görmedim.
Çocuklar bile bilirler ne yiyip ne yemeyeceğini.
Neyi deyip ne demeyeceğini, mesele o değil.
Mesele, Kur’ân-ı Kerîmi açtığımızda, gördüğümüzde, Mutahharûn isek Kur’ân-ı Kerîm bize derki: “Ben seni tanıyorum!”.
İşte akıl burada “Ve ekîmul vezne bil kıstı ve lâ tuhsırûl mîzân” ı anlar.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Hemen sonrasına geçelim;

وَالْأَرْضَ وَضَعَهَا لِلْأَنَامِ
Resim---"Vel arda vedaahâ lil enâm (enâmi) : Yere gelince, onu da (yaratılmış bütün) varlıklar için alçalttı/koydu.
( Rahmân 55/9)

Vedaa; vaaz etmek, dizayn etmek, ortaya koymak, çıkarmak yani.

ALLAH’tan ki, enâma hayvan denmiş.
Tamam, kardeşim başka bir şey değil mi bu enâm, sadece ve sadece hayvan demek midir?
Şunu mu, yeryüzünü O yaptı. Dizayn etti, düzenledi, enâm hayvanlar için. Yeryüzünü hayvanlar için yaratmıştır, bu doğru mu?
Buradaki vaaz etmek, birşeyin yerine bundan sonra bu buyurulacak diye vaaz etmek, câri hale getirmek.
Bundan sonra kulağa burun diyeceğiz.
Askerlik de, yaptınız bilirsiniz.
Komutan diyor ki: “Bundan sonra kulağınıza elinizi koyun dedim mi burnunuza elinizi koyacaksınız!
Başüstüne!”.
Kulağınız!” dedi mi, herkesin eli burnunda.
Vaaz etti çünkü. Eskiden burasıydı, burundu. Yok.

Akıl, gelişen birşeydir. Buradan sonsuza kadar gelişir.
Aklın umudunu kesmek çok büyük hatadır.
Aklı susturmak, aklı kusturmak, aklı küstürmek ahmakların işidir.
Akıl ile uğraşmaya gerek yoktur. Çünkü akıl BİZiz.
Nefis, Kalb, Ruh vb. dediğimiz akıl ile VARlık gösterirler.
Ceryan gibidir akıl, olmazsa olmazıdır.
Akıl için tek şey yapılır ki, Mutahharrun tutulmalı, Mütezekkâ tutulmalı, Mutaayyip ve Mutesaffa tutulmalı. Akıl korunmalı!.
Değesiz şeyler için akıla yazık edilmemeli. Kıymetli kullanılmalı.
Çok kıymetli, neden?.
Çünkü benim inancım öyle ki; bir insan da Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLeme, Kur’ân-ı Kerîm’e ve ALLAH celle celâluhu’ya en yakın vasıf akıldır.
Ne dersen de akıldır!. Onun için akıl Nurullah’tır.
İnsandaki Diri Nurullahtır ve her AN yenisi yaratılan-yapılan Nurullahtır.
Seninle beraber yeni yaratılan doğrudan Nur.
Daha doğrusu bağ budur.

Resim---"Sevgili Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsinin Bilen RABBini BİLir”” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

Kendini bilen Rabb’bını bilir dediğin anda, kendini bilen Rabb’bını nasıl bilecek?.
Beni görmüyorum ki, O’nu göreyim.
Ben baktığım şeyi görürüm.
Barbaros ben seni Basildon’dan görüyorum, bak şimdi elini kaldırdın.
Hocam kamera mı var?
Yook!.
Bunda bir gariplik var. Ne bağlıyor hocamla beni ki görebiliyor.
Bir şey var, evet doğru beni görüyorsunuz. Ne bağlıyor?.

İşte onu söylüyorum. Kendini bilen Rabb’bını bilir derken akıl ile bilir.
Akıl öyle birşeydir ki, işte bunu sağlar nefse ve RABBini BİLmeden RESÛLünü BULur da O BiLdirir-BuLdurur NAKLen RABBını!.
Onun için zâten bizim Sırf Akılcılardan ayrıldığımız yer Naklimizdir.

Bütün akıllar 18 yaşına-RÜŞDe erdiklerinde baba olurlar, ana olurlar. Olabilirler.
Ondan önce kim “çocuğum oldu” diyorsa boş konuşur.
Bu işte beşik kertmesi olmaz.
Rüşde eren akıllar kâmil ve ergin olurlar.
O zaman şehâdet ehli olurlar, şuhuda çıkarlar. Şuhuda çıkarırlar.
Aksi takdirde; Hocam, yetmiş yaşında, daha yedi aylık gözüküyor ve gösteriyor işleriyle vs..
Dış kabuk öyle gözüküyor ama, içe bir bak yedi aylık bile değil.
Canının istediği yere yatıyor ne olacak.
Onun için biz doğrudan doğruya Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLeme ve Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem de kendini şaşmaz bir şekilde OLup, candan yürekten bütün vasıfları ve özellikleriyle, güzellikleriyle kendinde cem’ etmiş Hizmetçi ALLAH Dostlarıyla aynı SEVİYEde olmaktan bahsediyorum,.
Onlar bizim şunumuzdur, bunumuzdur falan, evet.
Onların bizim neyimiz olduğunu çok iyi biliriz biz, Rahmetli hocam Hacı Osman Efendiyle hayatı boyunca “sevgilim” diye konuşmuştur Molla Mehmet kaddesallahu sırrahu.
Hiç isimlerini duymamışımdır. “Sevgilim”, sevgi kelimesinde; en güzel, muhteşem şekilde Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e muhabbet duyguları vardır.

Bugün insanların sevgi zann ettikleri, iyi birşeyler zann ettikleri şeyler onların o güzellikleri karşısında susar kalırdı yani. Susar.
Bizim en ufak bir şeyimiz eksik olduğu zaman biz çok büyük sıkıntılara düşüyoruz. Biz böyle yetiştik çünkü.
Ama bir Derbentli’nin ikinci kat-yedek elbisesi yoktu, 40 senelik seyyahtı evi yoktu.
Biraz sonra ne yiyeceği ne giyeceği, ne diyeceği belirsizdi.
Bizce görünürde, perişan ve pejmürde bir ömür sürmekteydi, ama değişmeyen bir şey vardı ki “Huu!” desen Anında öyle bir GÜRlerdi ki yer gök “Huuuu!” keserdi.
Hiçbir insanla çokça konuşmazdı ama, bu bir örnek miydi?
Hayır. Onun gibi yaşayın diye değil başka bir şey için örnekti.
İyi bir komando öğretmeniydi, tatbikatçısıydı.
Mükemmel bir yetiştiriciydi, mükemmel bir Hizmetçiydi.
Ondan başkası o işi öğretemezdi. Çünkü o iş herkesin işi değildi.
İşte bu, bunlar nereye gitti?
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem’e ve Kur’ân-ı Kerîm’e geldi sapmadan şaşmadan dosdoğruca!.

Akıllar çok yüksek seviyededir. Bir Goethe’nin aklı bir Einstein’in aklı, Nitzche’nin aklı, Fahreddin Razi, İbni Sinâ ve benzerlerinin aklı çok yüksek olabilir.
Çok yüksek olabilir ama seviyeli de olmalıdır.
Eğer akıllarımızı Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin Akl-ı KÜLL’ü ile seviyelendirirsek, bizim Kur’ân-ı Kerîmde çözemeyeceğimiz hiçbir problem hiçbir denklem kalmaz.
Fizik olsun, matematik olsun, astronomi olsun, aklına ne gelirse olsun.
Ama biz bir türlü o seviyeyi yakalayamıyoruz.
Çünkü biz havada asılı sallanan bir şey gibiyiz.
Kendimiz kendimizi durduramadığımız için bir görüyoruz bir kaybediyoruz. Bir görüyoruz bir kaybediyoruz.
Çünkü sabitleyemiyoruz seviyemizi.
Bu yaşananlar bu olanlar bizim bu çabalarımız, bizden öncekilerden farklıdır...
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Bakınız Münir Derman Hoca’mızın 3.üncü cillteki ANA yazısının içinde bir şifresi vardır, türlü türlü rakam ve söz yazar onun içinde.
Açık bir şifredir, net bir şifredir o. Çok açık hem de.
Münir Hocamın sırtından bir şeyler konuşup meşhurluk arayan, Hasbî Hizmet kaçkını sözüm ona yer altı Hikmetçilerine sorduk: “Bu şifre nedir?” diye de cevap sadece “tısss!” idi..
Münir Hocamın hayatına bakarsanız, belli bir stili vardır, belli bir tarzı vardır ve hayatı vardır.
Kimseye boyun eğmemiş, siyasete girmemiş, şuna girmemiş buna girmemiş. Onun, bunun tarikatının cemiyetinin emrinde olmamış.
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem ve Kur’ân-ı Kerîmi esas almış yürümüş, DELİ DOKTORumuz hayatını kendisi yaşamıştır.
Bazı şeylere dikkat çekmiştir, bazı şeyleri ortaya koymuştur.
Ama bugün içinde bulunduğumuz devirde, Münir Derman aynen mümkün değildir.
Bugün Münir Derman’ın arasındaki öyle bir devir ki Hocam gelse şaşar kalır dost sandıklarının söz ve işlerine!
İslam Dini, daima ve ancak ayak uydurur hayata.

Resim---Hz. Ömer’in oğlu Abdullah radiyallahu anhu:
Babam Ömer b. el-Hattab, bir Cuma günü hutbe okurken, hutbenin arasında aniden: “Ya Sâriye! Dağa doğru dağa doğru! Hâine güvenen aldanır.” dedi.
Bu sözleri duyan cemaat şaşırıp birbirlerine bakmaya başladı. Cemaatin birbirlerine
bakıştığını gören Ali kerremullahi veche: “Elbette, bunda bir mânâ vardır.” dedi.
Namaz bittikten sonra cemaat, babam Hz. Ömer’e niçin böyle söylediğini sordular.
O da şöyle cevap verdi: “Düşmanların, askerlerimizi yenilgiye uğratmak üzere olduklarını gördüm. Ordumuz bir dağ eteği üzerinden ayrılmak üzereydi. Eğer arkalarını dağa verirlerse, düşmanla tek bir cepheden savaşırlardı. Şayet dağı bırakır da açığa çıkarlarsa helâk olurlardı. İşte bu durumu görünce onların dağa sığınmalarını emrettim.”
Bir ay sonra işte bu ordudan bir müjdeci geldi. Cuma günü babam Ömer’in hutbe esnasında söylediklerini duyduklarını haber verdi ve dedi ki: “Bu emir üzerine hemen dağı arkamıza aldık. Daha sonra yüce Allah bize zaferi müyesser kıldı.

(İbn Hacer, el-İsâbe,II,3.)

Hz. Ömer çıkmış minbere, “Sariye dağa doğru git” demiş, ben hayranım buna.
Bu o günün kerâmetiydi ve en değerlidir, bu gün se fikirlere gerekmekte keramet!..
Kardeşim sen neden bahsediyorsun, tırnak başı kadar ekrandan adam Amerika’dakine el sallayıp “merhaba” diyor, konuşuyor.
Mesele oradan onun duyması değildi. Esas keramet o değildi.
Kerametslerin hatta Mucizelerin çoğu bugün tatbikata girdi sana bilir Hamm Akıl!.
Mesele o değil. Onlar cep telefonunun, kalb telefonunun öteki tarafındaki telefonu kullanıyorlar. İşte bunu diyorum.
Bunu Türkçe anlatımak ve kapatmak için Keban’daki şalteri indirip, ana şalteri indirip kapatsalar ne olur? Nuriye ne olur?
Hepimizin telefonları susar. Konuşamayıveririz. Aynı anda!.
Kim Keban’a bağlıysa tümü susar. Ses sedâ kalmaz, hiç.
Desem ya, bu telefonmuş meğer bizim ANA Merkez kaynağımız!.
SILA, Sall de budur, sell de budur.
Biz SALL’deyiz, SELL’deyiz değil mi?
İki tane daha var. Onlar nereye gitti?
İşte bunlar satırda olsaydı çoktan çıkardı.
Oo bitti mi? Bitti.
Uçtuk mu? Uçtuk.
Ne uçtuk. Ahmed’in çocuğu 3 yaşında, Uçur bakalım hadi!.
Ahmed Can, ne yedirirsen yedir, dünyanın ilacını içir, hormonunu içir, şunu içir bunu içir, ne yaparsan yap RÜŞDe ERmeden Baba olamaz sadece ERken öldürürsün.
Adam gibi yetiştirsen ya!.
ALLAH celle celâluhu’nun Fıtrî Programını uygulasan ya!.
Göreceksin ki bin tane Ahmed çıkacak İçinden-Tohumundan!.
İşte bütün mesele bu MuhaMMedî ŞUURdur!.
Herşey ALLAHu Zü’l-Celâl’in kaderi içerisinde cereyanda, sen tercihini sadece Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLemden yana kullan!.
Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi DUYarsam RABB’ıma UYarım!” de!
Unutma! DUYacağın SES, UYacağın SÖZdür. Asla gerisi değildir.

Ahh bir kaderi yazsaydım ne güzel yazardım biliyor musun Nuriye?
Bir defa kesinlikle senin saçlarını en sarısından yapardım.
Başka ne yapardım? Şöyle yapardım. Böyle yapardım!

Ne diyorsun kardeşim yahu. Ne diyorsun?
İşte bu, insan aklı.
Bin sene yaşatırdım seni!” Bunlar ne?
Hiç bir şey, akıl kendi başına kaldığı zaman, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sollayıp geçiverdi mi: “Biz doğmadık ki ölelim!” der çıkar.
Biz ne zaman doğduk ki, ne zaman öldük yani.
Şöyle bir göründük gölge gibi geçtik. Bir şey var zann ettiniz!

Kim konuşuyor?
Mezardakiler, Mezardakiler konuşuyor.
İşte yeni İstanbul’dan geldim! Nerede Kanuni Sultan Süleyman?
Muhteşem yüzyılı filimlerde syrediyorsunuz. Muhteşemi mi olur?
Sadece GEL-GEÇ HİÇi yarım solukluk Sıfır!.
Onun için, tek yön oku vardır aklın önünde o da “Rabb’be DÖNeceksin!”
AKLın sana soracak “RABBım Nerede” diye.
Sorunun cevabı tek SESte-Adreste ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem NAKLinde: “Biliyorsun senin özünden de sana yakın!.
Sen Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Akl-ı Küll’lünde bir noktasın.
Habli’l- VERİD HATMinde Resûlî SEViyede bir NOKTAsın!
Bütün noktaların baktığı gibi sen de özündeki Mâsivâ Merkezine bakıyorsun.
Kaldı ki sen ondan ayrı bile değilsin.
ANlatabilmek için ayırıyoruz seni.
İlk çember, noktadan ayrı değildir.
ALLAH aşkına ilk çember dışarıda, nokta ortada!
Arada ne var?
Boşluk mu var?
ALLAH celle celâluhu boşluğu sevmez!” demek istiyorum.
Bu ANlatımlar hep bir anlatım tarzıdır MuhaMMedî Melâmette.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Barbaros ben bu konuyu uzattım gibi ama senin soruna doğru cevap vermeye çalışıyorum.

Bir âyet vardır, yağmur yağar, bazı taşlar vardır kayalar gibidir su üzerinden akar gider. Bazıları vardır emer bieriktirir, yer altı suyu yapar insanlara hizmet eder. Bazıları vardır…. Birkaç taneydi bu örnekler.

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاء وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّهِ وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Resim---Summe kaset kulûbukum min ba’di zâlike fe hiye kel hıcâreti ev eşeddu kasveh(kasveten), ve inne minel hıcâreti lemâ yetefecceru minhul enhâr(enhâru), ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku fe yahrucu minhul mâu, ve inne minhâ lemâyehbitu min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne) : (Ne var ki) bunlardan sonra yine kalpleriniz katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi yahut daha da katıdır. Çünkü taşlardan öylesi var ki, içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki, çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukardan aşağı yuvarlanır. Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.
(Bakara 2/74)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تُبْطِلُواْ صَدَقَاتِكُم بِالْمَنِّ وَالأذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاء النَّاسِ وَلاَ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لاَّ يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِّمَّا كَسَبُواْ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Resim---Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tubtılû sadakâtikum bil menni vel ezâ, kellezî yunfiku mâlehu riâen nâsi ve lâ yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri), fe meseluhu ke meseli safvânin aleyhi turâbun fe esâbehu vâbilun fe terakehu saldâ(salden), lâ yakdirûne alâ şey’in mimmâ kesebû vallâhu lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne) : Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.
(Bakara 2/264)

Resim---Ebu Mûsa Abdullah İbnu Kays el-Eş'arî (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
"Allah'ın benimle gönderdiği ilim ve hidâyetin misali, bir araziye düşen yağmur gibidir. (Bilindiği üzere), bazı araziler var, tabiatı güzeldir, suyu kabul eder, bol bitki ve ot yetiştirir. Bir kısım arazi var, münbit değildir, ot bitirmez, ama suyu tutar. Onun tuttuğu su ile Cenab-ı Hakk insanları yararlandırır: Bu sudan kendileri içerler, hayvanlarını sularlar ve ziraat yaparlar. Diğer bir araziye daha isabet eder ki, bu ne su tutar ne ot bitirir. Bu temsilin biri Allah'ın dininde ilim sâhibi kılınana delalet eder, böylesini Allah benimle göndermiş olduğu hidâyetten yararlandırır; yani hem öğrenir, hem öğretir. Temsilden biri de, buna iltifat etmeyen Allah'ın benimle gönderdiği hidâyeti hiç kabul etmeyen kimseye delalet eder"

(Buhârî, İlm: 20; Müslim, Fedail: 15 (2282); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/336.)

Akıllar da böyledir.
Kimi cam gibi reddeder dışarı atar.
Kimi toprak gibi emer.
Kimisi sünger gibi bekletir içinde tutar depolar.
Akıl Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin SEVİYEsine-NAKLe yaklaştıkça kıymet ve değeri artar.
Ne demek Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin seviyesine gelince kıymetlenir?
O zaman Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem demek ki çok zengin birisi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem çok büyük birisi.
Kardeşim, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbü’l âleminin bize gözüken yüzüdür Zâhir Tecellîsi Rahmetenli’l-âlemindir.
Ne kişiden bahsediyorsun, benden senden bahsediyorsun.
X nokta de ilk yaratılana, Y de, Ya da dilediğini de de bakalım.
Yani önemli olan değer Yargısının sistematiğini kavrayıştır, aklını ne zorluyorsun?
Haa şunun için zorluyorsun!.
O kadar çok şey duyduk ki, Kur’ânı duyacak yerimiz kalmadı.
Doldu duyma testi’miz. Testi doldu.
Ivırı zıvırı doldurduk. 1 lt süt koyduk, 1lt pekmez koyduk, 1lt zeytinyağı koyduk.. ee testi doldu. 1 lt bal getirdin.
Dök!” Hafif olan çıksın gitsin!
Başka çare yok çünkü. Akıl bu!.

Onun için akıl Mutahharûn kılınmalı.
Akıl Mutahharûn kılınmazsa BEDENi Mutahharûn edemez, Kur’ân’a temas edemez.
Temas ne demek?
Fiş pirize girdi hocam ama ceryanı almıyor!”
Ben de diyorum ki: “Temas etmiyordur, arada pas vardır, pis vardır. Mutahharûn kıl-Kaldır pası-pisi bak Keban burada olacak göreceksin. Sen de Keban’da olacaksın hiç merak etme!”

لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
Resim---Lâ yemessuhû illel mutahherûn (mutahherûne) : ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası dokunamaz-el süremez.
(Vâkıa 56/79)

el mutahharûn: Tâhir olanlar, arınmış olanlar, maddî (fizik vucudu abdestli olanlar ) ve manevî (şirk, şüphe, inkâr düşüncelerinden) temizlenmiş olanlar..
Mutahharûn olmayanlar temas etmesin Kur’ân’a.
Hocam ben abdestsizim elime almayayım mı?
Senin abdest dediğin elini ayağını suya sokmaksa, seni bin kere suyun içine yatırsak da sen abdestli misin düşünmelisin!.
Suyun içine girip çıkmak ördek için, ördekler hiç çıkmıyor.
O değil mesele suyla alınır abdest ona bir şey demiyorum.
Sen şu Mutahharûn olmayı ne zaman anlayacaksın?
En dışta. En dışta Mutahharûn olmazsa Kur’ân’a temas etmeyecek aklın, Aklın.
Sen elinle ayağınla derinle ANlamazsın Kur’ân-ı Kerîmi.
Aklınla anlarsın. Aklını Mutahharûn kıl!
Öyle olur abdest! Farsça’dan bir girmiş abdest diye diye çıkarabilirsen aşk olsun!
Ne demek abdest ? Su almak Frasça’da.
Vu’du, su almak mıdır? Gusletmek su almak mıdır?
Gasletmek. Ölüyü yıkıyoruz gaslediyoruz, su mu aldırıyoruz?
Ben şaşıyorum. Onun içinde zâten diyorum, oturup Kur’ân-ı Kerîmin üzerine çalışmalı, kelime kelime. Kelimelerin üzerine sevkedilmeli.
Bir şehire giriyor gibi girmeli, yani yepyeni bir şehir o şehir..
Ben Bağdat’a gittiğimde, hayran kaldığım şehirlerden birisiydi Bağdat. Bağdat’ı doya doya bir gezeceksin kardeşim, iyice bileceksin, bulacaksın, olacaksın, yaşayacaksın. Bağdat’lı olacaksın. Azamiyye, Kâzimiyye, Geylaniyye yaşayacaksın!
Kerbelâ’nın adını duyuyorsun. Git bir bak!.
Bir gecele orada ALLAH aşkına!
Arı kovanını gör bak. Sabaha kadar.
Siz hiç arı kovanı yanında gecelediniz mi? Ben geceledim.
Varsa bildiğiniz bir yerde arı kovanının yanına gece gidin.
Şöyle kulağınızı yaklaştırın bakalım ne duyacaksınız?.
Ne yapıyor bu gecenin yarısında bu arılar?
Hocam Kur’ân okuyorlar!
Ben inceledim. Isıyı korumak için bitmez tükenmez yelpaze yapıyorlarmış. “Yorulmazlar mı?
Yorulmazlar.
Ben yatan at görmedim hiç hayatımda. Atlar ayakta uyur. Sünnetullah bu!.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Bunun için Ali kerremullâhi veche Efendimiz ne buyuruyor: “Ham aklımla karar verseydim ayağımın üstünü değil altını meshederdim!
Ayağımın üstüne elimi sürmezdim.
Aklımla olsaydı ayağımın altı kirlenmiştir diye, sanki oradaki kiri kaldırıyoruz.
Aklın abdest almasındayız biz değil mi? Aklın abdest almasındayız!.
Cenâb: Büyüklük ifâde etmek için, hürmet maksadı ile söylenen söz. Cenâb-ı HAKK celle celâluhu , Cenâb-ı Rasûl-i Kibriyâ sallallâhu aleyhi ve sellem gibi.
Cenâbet: Pis. Gusletmesi lâzım gelen kimse. Uzaklıktır.


Nakille Cenâb iken, nakilsiz Cenâbet ettiğimiz bir akılla Kur’ân-ı Kerîm'e dokunup bakamayız, baksak da boşa bakarız!.
O zaman Mutahharûn olmalı.
Kur’ân-ı Kerîm'e dokunmak için diyelim ki Mutahharûn olduk temastayız.
E ne zaman bir abdest daha alacak akıl, Mutezekkâ olacak, o zaman ne olacak?
İkrâ!” edecek. İkrâ mı edecek. Tilâvet mi edecek.
Ne zaman ayıplardan korunup Mutetayyıb olursa Kur’ân-ı Kerîm, onu mu okuyacak?
İn şâe ALLAH evet! Dokundu, okudu, okundu ya!.
Peki Akıl, Musaffâ olursa ne olacak?
Okunan, okuyan, okutan “Biz Bir-İz” Olacak!
Ses kesilecek. Ebedi sessizlik ve sukûn olacak.
SîN’leyip gidecek sonsuzluk.
Onun için; elif lâm mim; kaf lâm mim; sin lâm mim; mim lâm mim.
Lâm, selâmın başındaki Sîn’in lâm’ından bahsediyorum.
Elif lâm. Mim’in sonu yok.
Çünkü mim’ler de doğuran harflerdir. Mim mim mim… sonsuz gider.
Vav vav vav.. gider. Nun nun nun gider.
Bu üç harf, bunlar kendinde kendini doğuran harflerdir.
Vav dersin senin son vav’ın yine vav yapar.
Paralel ayna gibi. Paralel aynalarda kaç görüntü vardır.
Berberler de arkaya paralel bir ayna koyuyorlar.
Kaç tâne görüyorsun kendini. Sonsuz. Milyonlarca.
Akis gibi. Kendi sesin sonsuz.
Senin duyuş frekansından çıkıncaya kadar, daha da devam ediyor ama sen duyamıyorsun. Sesin aksi…

Hiçbir şeyin, kendi başına var olamadığı gibi yok olamayacağı bir âlemde yaşayan bu akıl, ne zaman “Ve ekîmu'l-vezne bi'l-kıstı” yapacak?


وَأَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ

Ve ekîmu'l-vezne bi'l-kıstı ve lâ tuhsırû'l-mîzân(mîzâne) : Ve doğru tutun adaletle tartıyı da aksatmayın mizanı
( Rahmân 55/9)

Kast’ını vezn’i, ölçü kıstası nedir?
MuhaMMedî SEVİYEdir Türkçesi.
İlâhî Seviyeyi ben bilmem onu Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bilir. Ben bilmem.
Hayvânî seviyeyi de bilmem.
Ben ancak, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin SEVİYESİni bilirim.
Ve ekîmu'l-vezne bi'l-kıstı ve lâ tuhsırû'l-mîzân
Sakın sakın sana giydirilen bu insanlık bedenini, kalıbını seklini şemalini, insan sûretinde yaratılışı, sana yüklenen bu esmâu'l-hüsnâları, ALLAH’ın emânetlerini, dağların taşların kabul etmeyip de senin sırtında taşıdığın bu muhteşem hilâfeti sakın hüsrana uğratmayasın!.
Demedi deme! Değil mi? Öyle buyuruyor!.
İşte bu “Siz ikiniz ne zaman RABBınızın hangi nimetini yalanlarsınız.
Siz ikiniz. Siz ikiniz. Senin iki'n nere?
Eğri ya da doğru söylenenin zıttı olacaktır....
Birisi “Huve” diyecek, birisi “Hava” diyecek. Ya da birisi “Hevâ” diyecek.
Huve” diyen Hizbullah olacak.
Hevâ” diyen Hizbu'ş-şeytan olacak.
Hevâsını ilâh edineni görmüyor musun?
Hizbu'ş-şeytanın taa kendisi değil mi?
Huve’sinin ALLAH olduğunu bilen Hizbullah’tır.
ilâhe illâ huve billâ Huu!
Bu kelimeler basitçe şiir yazma kelimeleri değildir.
MuhaMMedî Şuur kelimeleridir.
Tasavvur da değildir. Düpedüz MuhaMMedî Tasavvuftur.
Farkı; Huve’sini, Hevâsını, Havvasınıda görürsün.
Anandan doğduğun gün, senden doğanlar olduğu gün, doğanların battığı gün, son nefesinde “Eşhedu en ilâhe illâ ALLAH ve eşhedu enne MuhaMMeden abduhu ve Rasûluhu!
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şehâdetiyle ancak olursun.

Biz hiç yorulmuyoruz ALLAH’a şükür. Hiç!.
ALLAH celle celâluhu şâhid ki, Kur’ân-ı Kerîm kadar hayâtımda, tüm ömrümde beni mutlu eden bir gezi olmamıştır.
Yeter ki sivrisinekler gibi yaramazlar felan rahatsız etmesin!
Çünkü ben Derbent’li Deli Hasan değilim!.
O Garibim harman marman dinlemez.
Ben ise çok nârin yetiştirilmişim, biz böyle yetiştirildik.
Öyle derdi bana: “Çoban, sananaaber ulan!deseler kalkar kavga edersin, çünkü senbeyyetiştirildin ve hepbeydendin!. Hiç hatırlıyor musun sanabeydemeyen insanı?
Ben gerçekten o ortamları hiç hatırlamam.
22 yaşında Baş mühendis olmuştum. Hep “Bey, Bey..
Onun dediği zamanlarda 25 yaşlarındayım: “Evet ben Lâtif Beyim!” dedim.
Ne beyi ulan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bey miydi? Ne beyi? Derebeyi mi? Çoban! Çobanmış breeeh Firarsın firar!” demiş kovalamıştı..
İşte onların yüreği, Kur'ân-ı Kerim yüreğiydi.
Berâber bir namaz kılalım!” dedim,
Ula oğul, aklın mı yok, fikrin mi yok, deli misin?
Görmüyor musun herkes safa duruyor biz gidip taa yedi-sekiz metre arkada duruyoruz.
Niye duruyoruz DELİliğimiz millete bulaşmasın diye!

Ya bizim akıllılık. Kime karşı akıllık!..
Baş basarı-objektifiyle Kalb Basîreti-okuleri RASÛLÎ SEViyede Odaklanmazsa, Derûn Dürbünü Olmazsa DOST Görülmemekte Dostlar!
Onun için Şeyhu’l- Hazîn kaddesallâhu sırrahu: “Öyle bir yer-makam vardır kiALLAHdemek küfür olur!” demiştir.
Olan bir olay, Trabzon'da arkadaşım anlatmıştı.
Trabzon stadyumun’da maçta Temel durmadan karşıya bağırıyormuş: “Ula Tursiin! Tursinnn!
Yanındaki: “Ula Temel, Tursin midur o?
Kırmızı gömlek giydiydi odur muhakkak!
Ula oğlum al şu dürbünü bir bak! Gürültünden bıktık!” demiş.
Bizimkisi almış dürbünü şöyle bir bakmış ki Dursun önünde gibi.
Yavaşça: ”Ula Tursin bağirayim bağirayim niye duymaysun?” demiş.
Çünkü geldi ya önüne. Önüne gelince ses kesildi değil mi.
Beni bağırtaysın bağırtaysın duymayisun!.

O zaman dürbünsüz bakmayalım çok bağırırız.
Dürbünsüz bakmayalım ama ALLAH korusun okülerden de bakmayalım, tersinden.
İyi dedin hocam da dürbün nerede?
Hah işte onu söylüyorum bende, dürbünlerimiz de akıllarımızdır.
Ve her insana verildiği kadardır, kaderince-kadarınca.
Onun da objektifi-zâhir ucu, okuleri-bâtın ucu vardır.
SEVİYE Ayarı vardır, gayarı vardır, kıyama kalkışı vardır, vezne girişi vardır, kıstası vardır.
Mîzan oluşu vardır. Dış Düzenlenmesi ve İÇ Dengelenmesi vardır.
Sırr-ı sıfır seviyeye oturtulması vardır.
Es-Selâmu aleykum Ya Rabbu'l-âlemin!
Ve “Aleykum es-selâm!” ı vardır. “Lebbeyk buyur emret!”i vardır.
Doğru mudur? VALLÂHi doğrudur. Niye?
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyuruyor, Kur’ân-ı Kerîm buyuruyor.
Biz buna inanıyoruz. Bizim için inanç bundan ibârettir.
Ne yapacaktık, Ankara’nın kaç numaralı noterinden senet mi isteyecektik.
Notere mi inanacaktık yâni.
Bunları bizim akıllarımızın kimseye muhtaç olmadığını anlatmak için söylüyorum
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Biz her bakımdan ALLAH celle celâluhu’ya ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Teslim-İsl3am olmaya Muhtacız.
Biz tüm kurallara uymada ALLAH celle celâluhu’ya ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e îman etmeye Mecburuz,
Biz Emredileni istesk de istemesek de yapmaya ALLAH celle celâluhu’ya ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Tâbi olmaya Me’muruz,
Biz Hükmün Sâhibine, ALLAH celle celâluhu’ya ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e İtaate Mahkûmuz.

Hep Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem diyorsunuz Hocam!.
Ben demiyorum ALLAHu Zu’l-Celâl buyuruyor.
Rasûl ALLAH buyuruyor..
Rasûlsüz ALLAH demeyin, buyuruyor..
ALLAH ve Rasûlu âyetlerimiz!:
ALLAH ve Rasûlune îman edin.
ALLAH ve Rasûlune tabii olun.
ALLAH ve Rasûlune itaat edin!..

Benim ortağım buyurmuyor hâşâ! Ortaklığı, Şeytanlık ortaya çıkarıyor.
Anan baban senin ortağın değil. Sen ananın babanın ortağı değilsin.
Seni doğuran onlar dokuyan onlar.
Onlar ALLAH’ın âletleri, senin gibi. Ve hepsi ALLAH’ın Nûrundan.
Öyle heykeller gördüm ki hayretler içinde kaldım, buzdan heykeller.
Bütün renkleri vurmuşlar. Şehirler kurmuşlar buzdan.
Sonra yerinde sâdece SEVİYElenmiş bir SU vardı.
O görüntülerin tümü toprağın altına geçmişti.

Akıllar işte böyle bir şeydir.
Onun için aklımızı tıpkı çocuk bakıp-büyütür gibi, îtina ile nazına oynayarak, örselemeden, kırmadan, yıkmadan, yakmadan ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin MuhaMMedî Muhabbet ve MuhaMMedî Merhâmeti ile Öğreterek-Eğiterek Kemâle Erdirmektir.
Özellikle yörüklükte bir şey vardır, “Koç” luk Kuzu ayırırlar özel bakmak için sürüden.
Kuzuların içerisinden gözünün kestiğini, onların bir hâli vardır, koçluk kuzu diye ayırırlar onları.
Onlara îtina ile bakılır. Ötekiler kesime gider ne olur ne kalır, elenir.
Elenmek ve nişanlanıp enenmek KOÇlukları kesimden kurtarır ve kalanlar artık üremede kullanılamaz.
Çünkü erkeklikleri söndürülür de ete verir artık, yoksa ete vermez.
Öbür koçluklar öyle değildir. Onlar beslenir özel bakım yapılır.

MuhaMMedî Hizmetçiler de özel insanlardır.
ALLAHu Zu’l-Celâl’in takdir ve tecellîsi içerisinde seçilmiş insanlardır.
Arabanın tekeridirler.
Ama onlar buradan Mekke’ye kadar MuhaMMedî Yolun her zerresini öperek secde ederler.
Her zerresini secde ederek giderler.
Onlar kadar “Ve ekîmu'l-vezne bi'l-kıstı” yoktur.
Onların kıstasları ve kasıtları ALLAH’ın MuhaMMedî Veznini ayağa kaldırışta, kıyâma getirişte, kıvâma getirişte, buradan oraya akıtışta, oradan buraya akıtışta, bir sâniye bile kendileri değil eşsizdirler.
Onlar Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin ayak izi değil, yürek sözüdürler. Gönül gözüdürler.
Yeter ki kim olduklarını BİLsinler BULsunlar OLsunlar ve YAŞAsınlar.

Onun için biliyorsunuz Sümeyye Anneyi yazarken ve orada yaşarken hep söylemişimdir.
Bu din ne yüce bir dindir ki, ne yüce bir ALLAH celle celâluhu ve ne yüce bir Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dir ki, kendi annesinin ismini vermiyor, kızının ismini vermiyor İsim olarak Mescidu’l- HARAMın Kapısına..
Paramparça edilerek ilk şehid düşen ANA Kanını Kâbe’nin Kapısına İsim olarak veriyor.
Sümeyye Ana, kaç cilt kitap yazmış, neler etmiş vs.?
Ne kitabı kardeşim ne kitabı?
Daha Kur’ân-ı Kerîm tam gelmemiş, tam değil daha başı. Ne gelmiş? “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” gelmiş.
Oysa bizler daha çoook neler yapıyoruz!.
Ne mi yapıyorsunuz?
Bu kâinât bu kelime için “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r-Rasûlullah” için kurulmuştur.
Yaptığın bütün şeyler buna geliş içindir. Yapacakların da.
Olmazsa olmazıdır İsalmda “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r-Rasûlullah
“Bir” dir bu İkİ değildir.
İşte bu İslâm Dîni böylesine hassastır.

Akıl dediğin şey, arıyor durmadan!.
İstanbul’da telefonla konuşurken telefon arıyorum.
Diyorum ki konuştuğuma “Senin sorduğun numara telefon da var. Bir dakka bekle bulayım telefonu da vereyim, Sana oradan bakıp söyleyeceğim!.
Oysa aradığım elimdeki-konuştuğum telefon ve dolaşıyorum, sonra uyarılıyorum deniyor ki: “Eee telefon elinde yaa!
Onun için; sormadan söyleyen, istemeden veren, görmeden gösteren,
herşeyi BİZ BİR İZ içinde çözen, bir MuhaMMedî Sisteme entegre olmak gerek!
Doğrusu ben de olmayı çok isterim Hocam ama ben ayak olmayı sevmiyorum! Ben gözbebeği olmak istiyorum!
Kardeşim ALLAH’ını seversen git işine, “CANın nerede?” diye sorarsam “Nerem ağrıyorsa orada!” dersin.
Sen bir bütünsün, TÜMMsün.
Bunlar aklın kendi içinde kaldığı zaman; alçak-yüksek, kötü-iyi, inkar-ikrar Seviyesizlikleri, kıstassızlıkları.
Şartlar şurtlar, kıyaslar çıkar ortaya ki ilk kıyas yapan İblistir!
Yoksa MuhaMMedî Seviyede “Küllî şey ALLAH’ın Nûrudur!” der ve biter o iş.
Hattâ döner geriye der ki; “Gübrenin gözlerinden öperim nefsimin çok hoşuna giden güller açtırdığı-can verdiği için!

Ben bâzen soruyorum “Şeytanın Hakîkatı nedir?” diye.
İstanbul’dayken “İblis dahi ALLAH’ın nûrundan yaratıldı, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin Nûrundan yaratıldı!” deyince prof. Adam kalkıverdi ayağa!
Tamam tamam otur otur kızma, onu Firavun’un Nûrundan yarattı mı diyeydim?!” dedim.

Neresinden bakmakta bu aklın?
Okuler'inden, tersinden ve öbür kelimeyi kullanmayayım!.
Çünkü ağzıyla konuşmuyor başka yeriyle konuşuyor adam.
Objektiften bakmıyor okülerden bakıyor.
Oysa Akl-ı Sâlim-Silm Akıl böyle bir terâzidir ki MuhaMMedî SEVİYElendiğinde; inkar ve ikrarı kaldırır da TEVHİD ortaya çıkar.
inkar ve ikrarın ayrılırkenki adları kalkar da BİZ BİR-İZ adı TEVHİDdir artık.

Yok öyle değil: “Annenin adı neydi, babanın adı neydi?
Hocam, benim adım GaribAN GaribAN! Ne anam ne babam ben ortadayım. Benim adım Tevhid, Tevhid! Görmüyor musun işte bana şâhid olacaksın!
Mesele bu, “ ilâheİnkarı, “illâ ALLAHİkrarı AKLın İKİliğidir.
Siz ikiniz yok mu siz ikiniz?
Hizbu'ş-şeytan olacağım hevâmı ilah yapacağım!” diyen tarafın yok mu senin, O ikilik tarafın?
Evet var!
ilâhe illâ Huve!” diyen tarafın yok mu?
O da var.
Sende mi?
Ben de!
Siz ikiniz nasıl RABBınızı inkâr edersiniz?


وَخَلَقَ الْجَانَّ مِن مَّارِجٍ مِّن نَّارٍ

Ve halaka'l-cânne min mâricin min nâr(nârin) : Cann'ı (cinni) da 'yalın/dumansız bir ateşten' yarattı.
(Rahmân 55/15)


فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân(tukezzibâni) : Siz İKİniz, Şu halde RABBinizin hangi ni'metlerini yalanlayabilirsiniz?
(Rahmân 55/16)

AKLın İKİliği SEVİYElendiği zaman zâten, "Vay beee!” diyecek herkes, bütün şehre aynı anda ceryan geldi mi?
Geldi ya. Bütün Türkiye’ye geldi, aynı anda. Olacak iş değil!
Hiçbir insanın hesap-mesap anket-manket yapacağı bir hal değil bu!
Kim bağlıysa onlara geldi ceryan.
Keban’a komşu yaşayan ama bağsız olana gelmedi, onlar Ebu Leheb’liği tercih ettiler!
Bütün insanların “ALLAHuekber!” ine ALLAH celle celâluhu: “ALLAHuekber!” buyurdu.
Fakat bir kimse var ki Kâbe’ye sırtını dayamış, arkasını dönmüş Kâbe’ye demek istiyorum.
Ona “ALLAHuekber!” gelmedi.
Ama cehennemin zümerasına hasbelkader düşmüş bir nefs:
ALLAHuekber!” i DUYdu-UYdu, “ALLAHuekber!” dedi ve İbrahîmî Aleyhi's-selâm kesildi!


قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ

Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm(ibrahîme): Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."
(Enbiyâ 21/69)

İbrâhim’e serin ve es selâm ol ateş!
Derhal derhal hemen anında!
Yâni, “ALLAHuekber!” diyor adam duymuyor musun?
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Yaaa, işte akıl, akıl Barbaros akıl!.
Bir şımarık çocuk gibi ya da şuursuz birisi gibi, tatmin olmaz, bir delik kap gibi kevgir gibi!.
Bu Hamm Aklın neresine ne koyacaksın?.
Tâmire,Tedâviye, teşvike, Hizmete muhtaç, ihtiyacı var.
Temizlenmeye ihtiyacı var. Doyurulmaya ihtiyacı var.
O zaman yapacağın ilk iş;
Ahmed Aleyhi's-selâmın Aş Evine getir, DOYsun!.
Habîbullah Aleyhi'selâmın Hastanesine bir yatır, Tımâr olsun!.
Hamîdullah Hamamında bir yıka tertemiz et, Mutehharun ve Mutezekkâ olsun!.
Şu akıla şöyle dosdoğru adam gibi bir ABDEST ALDIRalım.
Bir gasl edelim gasl, GUSL etsin de, Cenâbetlikten CENÂBlığa yücelsin!. Onun Hayal Hayâtı Dünyâsında onunla baş edemeyiz;

ALLAH DOSTları DERgâhına GÖTÜRelim!
Kâmil KALBinde MuhaMMedî MAHViyyet Mezbahasına SOKalım!
Tevhid Bıçağıyla cÂNın KURB-ÂN EDelim!
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemimizi
DUYalım-UYalım İn şâe ALLAH!

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
Mûtû kable en temûtû!Ölmeden önce ölünüz!
(Keşfü’l-Hâfâ, II 291, hadis 2669)

Öldürelim de yıkayalım ki DİRLsin bunu biz!.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem pâk Yüreğinde
Mutû kable en temûtû!yapalım ki, o zaman nasıl dirileceğini göreceğiz-yaşayacağız İn şâe ALLAH!.
O zaman
ALLAH celle celâluhunun neyi vâdettiğini göreceğiz İnşae ALLAH!.

Bakın aziz CANlarım!
BİZim MuhaMMedî Şuurla bilmediğimiz konular çok bellidir.
Biz SALAT KİTABInı dondurduk bekliyoruz, çünkü o konuları açmaya zaman bulamıyoruz!
Daha çok ANA MESNEDimiz Kur’ân-ı Kerîm'imize yüklenmeye çalışıyoruz. Bir de MuhaMMedî Tasavvufa ki bu gün için DÎNin ANlayış ve Yaşayı Kaynağı oldu artık!.
Onun dışında da
ALLAH celle celâluhu ne getiriyorsa o geçiyor zâten şiir, şu bu!

Fakat AKIL Abdesti-SELL ve NAMAZ- SALL, o kadar önemli ki Olduğu gibi bekletiliyo bu iki sebepten bekliyor :


1- Önce Hamm AKILlarımız İLK MESNEDimizi ANlasın;
Muhammedî Şuuru BİLsin
Muhammedî Nuru BULsun
Muhammedî Sürurda OLsun
Muhammedî O-Nuru YAŞAsın,
ALLAH celle celâluhu ve RASÛLü sallallâhu aleyhi ve sellem’e SELL-TESLÎmiyetini İslâm'lığını, Müslümanlığını göstersin!
ALLAH celle celâluhu Kelâmını-SÖZünü,
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem
SESinden DİRİ Kur'ân-ı Kerim olarak DUY-Uyu ANLasın!
Ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem İSTİKÂMETine HAK Kazansın İn şâe
ALLAH!

2- Sonra Hamm AKILlarımız İKİnci ama ANA MESNEDimizi ANlasın.
Kur’ân-ı Kerîmin biraz daha candan ve Mutahharun TEMAS etsek! OKUsak!
DOKUNsak-OKUNsak!
Ve şöyle şehirlerini gezsek, mahallelerini gezsek, içine girsek, içimize girse de SALL’ı daha diri, daha ÖZ ve daha SÖZ bir namaz olarak kılsak!
Kalıp değil de kalb kılsa!
Kalıb namaz mı kılar?
Evett! Kalıbsız namaz kılınamaz zâten!

Suyun TESTisi BUZdan dediği budur KITMİR-in!
HAMM AKIL bunu SEVİYElediğinde Muhammedî AKL-ı SİLM olur İSLâm AKIl olur da AKL-ı KÜLL Deryâsında
YOK-VAR, VAR-YOK!” OLur!
Kalbdeki Muhammedî Makâm-ı mahMudda,
RABB, ALLAH celle celâluhu ile-bile kılınan SALL-nNamaz!
İşte böyle bir SALL’la SILA’ya SALL-AT yapabilelim Tâlim-terbiye, Öğretim-Eğitimi için bekletiyoruz İn şâe
ALLAH!..

Bütün bunlar aklımızın abdestidir, aklımızın sall’lıdır.
Ben böyle anlıyorum aklı. Akıl bir organ değildir. Akıl bir makamda değildir.
Akıl her zaman her yerde her halde lâzım olan bir candır. Bir anlayıştır.
İnsan var oluşu, benlik akılla mümkündür. Dirilikle mümkündür.

ALLAH hepimize akl-ı selim versin.
Yâni akıllarımızı Rasûl-i ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem’e
ALLAH'a teslim etmek nasib etsin.
Silm aklımız olsun. Akl-ı selim dediğimiz müslüman akıldır.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin müslüman ettiği de
ALLAHu âlem budur.
Akılların ikilikten kurtulması Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin iki gözüyle bakıpta bir görmesiyle mümkündür.
Sorusu olan var mı? Târık Can sen ne diyorsun?


Târık ; çok sağolun hocam, teşekkür ederim. Zâten aklıma takılan şeyler, sohbette siz yeri geldiğinde açıklıyorsunuz. Yalnız kafama takılan bir şey oldu. Aklı kandırmak dediniz, bu aklı kandıran şey gerçi izah ta ettiniz benliğimiz oluyor değil mi hocam?

Kulihvani:
Hayır. Akıl daima dışarıya dönüktür, arayıcıdır.
Kendi kendine kuruntu yaparak kandırabilir kendini.
İkincisi de kısır felsefe dediğimiz, materyalist felsefe akıl kendi labirentleri içerisinde dolaşır.
Bir başkası ondan daha zekidir, o onun peyki haline geçer.
Çünkü sen görme ben görürüm sana gösteririm der.
Sen duyma ben duyar sana söylerim der.
Halbuki MuhaMMedî Tasavvufun tam tersidir.
Bak kardeşim ne ben, ne eşin, ne annen, ne baban ne kimse, senin yerine yiyemez, içemez bir şey yapamaz.
Ancak sana hizmet eder der.
Hizmetçiliğe ödün verir yâni,
ALLAH da en büyük hizmetçin der.
ALLAH da senin yerine yiyip içmez. Sana hizmet eder.
Bu şekilde aklı,
bak ben biliyorum sana öğreteceğim!demek kandırmanın ötesinde aklın, kendi çocuğunuzu büyütmüyor musunuz evde?
Sizin kızınız anne gibi olacak, oğlunuz baba gibi olacak İn şâe
ALLAH. Olsun hocam.
Olsun olur mu? Ona bakacaksın daha yıllarca.
Her an bakacaksın. İçine dışına kalbine, midesine, bedenine, ruhuna.
Akıl da böyledir. Hizmet edersen göreceksin.
Herşey gibi çiçeğini açacak, tohumlarını verecek.
Tersi? Bak ben sana harika bir Japon gülü gibi çizeyim kağıt üzerinde ya da bilgisayarda.
Hocam bırak sen bunları, benim canım bende olacak onun canı onda olacak.
Kedinin kulağı gibi. Meşenin yaprağı gibi. Aynı canı taşıyacağız.
Enterkollakte olacağız.
Şimdi Ankara’daki trafoyu kessinler herkes aynı anda karanlıkta kalır. Neden?
Enterkollakteyiz de onun için. Paralel bağlıyız.
Aynı anda bağlıyız demek istiyorum. Aynı hatta bağlıyız.
İşte sistemi çözdüğümüz zaman meseleyi çözeriz.
Formülü bulalım bin tane de problem olsa bir dakika bile sürmez biliyorsunuz değil mi?
Ama bir problem var, bin sene düşünürsen boşa düşünürsün formülü bulamıyorsun.
Formül belli İslam Dininde Kur’ân-ı Kerîm ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemdir.
Akıl buna karşıdır. Akıl muhalif olmak üzere yaratılmıştır.
Halife kılınan akıldır. Âdem’i halife kıldık, Âdem kim?
Aklından ibâret. Beş yüz tâne kalb parçalamış, içini dışına çıkarmış ordünaryüs kalb profesörü ne yapıyor geçenlerde?
Adamı öğrencileri yatırdılar kalbini çıkardılar. Baktılar baktılar, yaptılar, çattılar, iki gün sonra uyanınca ne diyor?

Bitti mi çocuklar?
Neredeydin hocam?
Nerede miydim? Yoktum, neden aklımı susturdunuz. Devre dışı bıraktınız!Akıl, ALLAH celle celâluhu ile aramızda hat’tır.
RABBu'l-âlemin ile insan arasındaki akıl bağı MuhaMMedînur’dan ibârettir.
O da akıldır. Ben herkesin bahsettiği akıldan bahsetmiyorum.

ALLAH’ın bahsettiği akıldan bahsediyorum.
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin bahsettiği AKILdan.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »


Kendimiz de sözler söyleriz, o zaman İmam-ı Şafi Hazretlerinin dediği gibi:
“Söz varsa ALLAH’ı Zü’l-Celâl’in sözüdür. Geri kalan Ahmed’in Mehmed’in sözüdür. Onları herkes der, bizde deriz. Konuşacak varsa gelsin konuşalım!” diyor.
Ama ALLAH’ın sözünün üzerinde söz yok.
Biz de beni doğuran kadının adı anadır.
Başka birisi de, bizi doğuran kadın yok diyebilir!
Başkasına söylüyoruz. Senin aklın istediğini söylesin.
Onun için şimdi ruhçular, uzay bilimcileri, evrensel birleşenlerin bileşkeleri vs..
Bunlar nedir bunlar?
Bedelya 5 yaşında, eline bir toplu iğne versen, akşama kadar bin tane balonlarını patlatır bunların. Dokunmadan bile.
İşte bunlara-uyudurkçu zihniyete diyordu Derbent’li Deli Hasan Baba:
“Yellenmeden Teyyare!” diye!.
Onuniçin aklın kandırılmasında iki şey hafife alınmaz.
Zavallı aklın kendisinin kendisine tapması.
Birde, safça kandırılması.
“ALLAH!” diye diye de kandırılırlar.

النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---"Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru): "Ey insanlar! ALLAH'ın va'di haktır, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytân) da ALLAH hakkında sizi kandırmasın!" (Fatr 35/5)

Garur: çokça aldatıcı (mübalağâ) Şeytân: (mal, makam, şehvet ve dünya işleri ile kandırıp) "ALLAH Kerîm'dir affeder! v.s." dedirtir...
Ya da normal yollarla avlayamadığı kimseyi: "Ne iyi ibâdet ediyorsun, senden başka daha iyi müslüman mı var!..." v.s. ile riyâya sokup soyar...

Barbaros diyor ki: “Hocam sen dünyanın en iyi adamısın”
Bende Barbaros’a diyorum ki: “Sen dünyanın en iyi adamısın”.
Doğrusu ise: “Barbaros, iyiyi kötüyü bırakalım da, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi bir bulalım, neredeyse bir DUYalım-Uyalım hepsinden önce bakalım. Konuşmaya hacet yok boş laflarla!”.
İnsanlar Kâbe’ye giderken konuşurlar, uçakta yolda şöyle böyle.
Kâbe’ye vardığınızda yere ilk inişte, insanlar birden hayrete düşer.
Bir sessizlik çöker, “vınn!” desen bakakalır herkes.
Gördüğü şekil değil, oradaki o manyetik alan yüzünden, oranın o muhteşem anlatılamaz hazzını yaşamaya başlarsın.
Bütün bunlar aklın dışındadır.
Bir bardak su deyip geçme!
Issız ve susuz kal çölde gör bak sana bir damla SU ne anlatacak!
“Şah damarından daha yakın Rabbül’âlemin küllî şeyin kadîr” der.
Rabbül’âlemin, kendinde olmamızı emretmiştir.
İnşaALLAH.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin MuhaMMedî Mahviyetinde.
“ALLAHu nurus’semavati vel’ard. Yer ve gökler ALLAH’ın nurudur.

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---"ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “ALLAH ilk defa Nurundan benim nurumu yarattı!” buyuryor.
Getir bu âyeti bu hadise yerleştir bakalım.

Bu gördüğün şeyler, ALLAH’ın Nuru, Nur-u Mim’dir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi iyi anlamak lâzım.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ALLAHu Zü’l-Celâl gibi ebedî
HAYY’dır şu ANda.
Rahmetenlil’âlemindir şu ANda- Şe’ANda.
Âlemler onun rahmetindendir, geliş sebebi budur.
Onun için buyuruyor:
“ALLAH ilk önce aklı yarattı!” diye.

Resim---" Câbir B. Abdillah (radiyallahu anhu)'dan: "Yâ Resûlullah! Anam, babam Sana fedâ olsun, ALLAH'ın en evvel yaratığı şeyi bana söyler misin?"dedim. Resûlullah (sav) buyurdu ki: "Yâ Câbir! Eşyâdan önce kendi nurundan (Nurullah) senin peygamberiyin nurunu yarattı ve şöyle buyurdu: "O nur ALLAH'ın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kâlem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne güneş, ne ay, ne cin, ne ins var idi." Ondan sonra buyurdu ki: "ALLAH Tealâ mahlûkatı yaratmak istediği zamanda o nuru taksim edip 4 parça yaptı: İlk parçadan kâlemi yarattı. İkinci parçadan levhi yarattı. Üçüncü parçadan Arş'ı yarattı. Dördüncü parçayı taksim edip 4 parça yaptı: İlkinden gökleri yarattı. İkincisinden yeri yarattı. Üçüncüsünden cennet ve cehennemi yarattı. Dördüncü parçayı yine taksim edip 4 parçaya ayırdı. Birincisinden mü'minlerin gözlerinin nurunu yarattı. İkincisinden kalblerinin nurunu yarattı ki o, ALLAH'ı bilmedir. Üçüncüsünden dillerinin nurunu yarattı ki o da Kelime-i Tevhiddir......." buyurmuştur.
(İmâm Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175;İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404)

Muhammedî mü'minlerin ülfetleri (kaynaşıp dost olmaları) ezelîdir:
Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi kudsîde: "ALLAH: "Seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım."buyurdu" buyurmuştur.
(Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)

MuhaMMedî Melamette:“SUyun testisi BUZdandır!”.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Evet Barbaros, buyur sen devam et!

Barbaros Can:
Teşekkür ederim hocam, bunları çevirmek lâzım yabancı dile.
Yazarak hem okumak hem anlamak için.
Geçen gün sümüklü böcekleri topluyordum bahçede bizim sebzelere zarar veriyor.
Bahçenin dışına doğru çimenlerin arasına atıyorum .
Salyangozların kabukları ilginç, bazen tutuyorum bakıyorum içi boş içinde hiçbir şey yok.
Bazılarıda dolu, kimi salyangozda kabuksuzlar, dışarıda dolaşıyorlar kabuksuz olarak. Sırayla tek tek topluyorum çıkarıyorum.
Boş kabuk, aklın nakilsiz hali gibi.
Nakli hissettiği anda bağlandığı anda, sizin dediğiniz gibi Keban’a elektrik gelmesi gibi.
O kabuk o zaman dolu oluyor yani.
Kur’ân-ı Kerîmde öyle, okurken.
Bir âyet var, bir yazı yazıyordum o yazıda:
“Rabbin bal arısına vahyetti “ diye.

وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ
Resim---“Ve evhâ rabbuke ilen nahli enittehızî minel cibâli buyûten ve mineş şeceri ve mimmâ ya’rişûn(ya’rişûne): Ve Rabbin, bal arısına, dağlarda, ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye vahyetti.” (Nahl 16/68)

Baktığınız zaman orada baktık ki, hep örtülü görüyormuşum yani biz sürekli Kur’ân-ı Kerîm’in içine gireceğiz bal arısı gibi!
Orada âyetler var, biz âyetlerin içerisinde onlar birer çiçek gibi bahçe gibi Cennet Bahçesi gibi oradan toplayacağız!
İşte efendim polenleri, gönlümüzün peteklerine dolduracağız onları.
Ondan sonra balmumu gibi örtülü örtülü üzeri, böyle düşünürdüm.
Sonra farkettim ki; Kur’ân-ın kendi arı gibi de sanki bahçe olan benim gibi.
Bizdekiler toplanıyor TÜMMleniyor gibi.
Böyle iki taraflı, Muhyiddin İbni Arabi Hz.nin, Fahreddin Razi Efendimize yazdığı mektuptaki gibi.
Diyor ya ona: “Sen diyor, duydum ki bugün anladım ki sen, ben işittim ki, sen zamanında yapmış olduğun bir âyet yorumunda yanılmış olduğunu anladın. Çünkü birisi sana bir yorum getirdi. O anladığın zaman onu idrak ettiğin zaman düşündün ki bundan ötürü ağladın!” diyor yani.
“Üzüldün ağladın!” diyor ona.
Daha sonra getireceğin yeni yorumda aynı bunun gibi olacak çünkü sen bal arısı olup Kur’ân-ı Kerîmin içerisindeki bahçeyi okumaya uğraşıyorsun. Oysa ki Kur'ân-ı Kerimin de seni içeriden OKUması lâzım.
Vardı ya Hocam bakmıştık âyet de, hangi âyetti bilemiyorum.
Bugün tefekkür kelimesini arıyorum Kur’ân-ı Kerîmin içerisinde.
İçinde tefekkür kelimesinin geçtiği âyetlerin yüzde sekseni Nahl Sûresi içinde geçiyor.
Ve tefekkür de hep âyetlerin “tefekkerun” diye sonlarında geliyor.
Bir tane de Haşr Sûresinin içerisinde var.
Bu da ilginç yani bal arısına oradan girdim Hocam.
Sordu da birisi açıklayacaktım aklıma o geldi, hep bu kelimelerin içlerinde “ikra” var, fikir var, fikrin içerisinde, ikra var iç okuyuş var.
İçeriden okuyuş var!
Tefekkürün “T” siyle senliğe çekiş var bu okuyuşta.
Seni okuyan var içeriden.
Bunu ANlayamadığı müddetçe herhalde insanoğlu sürekli bu işi kurcalayacak yani.
Aklın, nakille birleşmediği müddetçe, o içerideki nurla. Kabuk, dolu olmayacak yani.
Ve onu hep kabuk olarak idrak edecek.
Bir elektrik-Nur orada olmayacak.
Akıl kendi başına bir pil gibi.
Eğer pilden kullanıyorsa ceryanı belli bir voltajla belli bir yerde kullanacak. Ama o sürekli tazelenen bir ceryana akıma bağlıysa bağlı olduğunu hissederse, BİLirse BULursa OLursa YAŞArsa.
O zaman o elektriği kendisinde bulacaktır yani.
Bunun gibi veya taze gelen suyla beklemiş durgun SU gibi!
Diyor ya Münir Derman Hocam: “Pet şişeden su içmeyin!” diyor ya.
Çünkü yosun ve bakteri yapar.
Bizim şirkette başaşağı suları koyuyorlar plastik şişeyle, insanlar bardakla onun içinden suyu çekiyor.
Şimdi artık siyah bir örtü koyuyorlar etrafına ışık almasın, ışık bakteri yapıyor içinde, beklediği ve tazelenmediği için su, olan oluyor.
Yosun ve bakteri yapıyor, değişik değişik şeyler üretiyor.
Çünkü ışıktan bir dirilik enerjisi alıyor kendisin de de var zâten hayy.
O zaman içerisinde gözün göremeyeceği ne varsa onlara bir dirilik geliyor, üretiyor kendi içinden.
Onun gibi akılda ha bire üretiyor kendi içinde.
Sürekli tazelenmesi gerekiyor.
Taze nakil suyu kullanması gerekiyor.
Bunu bir türlü, aradaki bariyerleri açmadığı müddetçe, veya bariyerlerin olmadığını idrak ettiğinde nakille bağlandığında kendisine gelen suyunda oradan geldiğini anladığında bu iş olmakta.
Bağlantı kurulmakta.
Bunları düşündüm hocam teşekkür ederim!

Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Kulihvâni:
Zikirden sonra Fikir, fikirden sonra Şükür vardır.
Beden Nefisten sonra Kalb Âlemidir Cennet Âlemi.
Rahîmiyyet ve Rahmâniyyet âlemidir.
Ancak Rahmâniyyet tecellîleri zâhirde yoğun olduğu için
Selâmun kavlen min rabbir rahîmdir.


سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

Resim---“Selâmun kavlen min rabbir rahîm : Rahim olan RABBden bir Selâm kavli vardır
(Yâ-Sîn 36/58)

Rahmân ve Rahîm değildir orada. Rubûbiyyet de zâhirde gaybtir. Rahmâniyyet açıktır. Onun içinRahmân’a gel!âyetleri var!


إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا

Resim---“İn kullu men fî's-semâvâti ve'l-ardı illâ âti'r-rahmâni abdâ(abden) : Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân'a gelecektir.
(Meryem 19/93)


يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ

Resim---“Yâ eyyetuhe'n-nefsu'l-mutmainneh(mutmainnetu) : Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis,
(Fecr 89/27)


ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً

Resim---“İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh (mardıyyeten) : dön RABBine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak!(Fecr 89/28)

فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Resim---“Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun) : O halde hemen ALLAHa kaçın, haberiniz olsun ki ben size ondan bir açık nezîrim(Zâriyât 51/50)

Rahmâna GELin!
RABB’a rücu edin!.
ALLAH’a firar edin!

Rücu’ etmek için bâtında olması lâzım.

Rücu’ et, geri dön!dediğin bir yer vardır.
Gel!dediğin yanındadır.
ALLAH’a firar edin ise, fezâ gibi yani.
Gel, rücu et, firar et!
Bu böyle diye üç tâne RABB yok, hâşâ! Üç tâne ALLAH celle celâluhu yok hâşâ!.
Bu aklın kendi içindeki, kendi ANlayış, ÇÖZümleme mekanizmasıdır, halleridir.

Olur mu böyle şey?
Olur olur. Olur, bu gördüğün kelebek yumurtası tırtıldır.
Bu gördüğün tırtıl, altın kanatlı bir kelebektir.
Ama tırtılın 28 tane ayağı vardır. Kıpır kıpır yürümeye çalışır.
Ama kelebek öyle midir? Gökyüzünde uçar.
Ama hepsi aynıdır CANdır yalnız kemâl buldu Erginleşti
RÜŞDe erdi!.
Aşamalara dikkat et! Akıl da böyledir!

Azâbun muhînâyetleri var 10 âyette geçer, İhânet azabı vardır.


وَمَن يَعْصِ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَارًا خَالِدًا فِيهَا وَلَهُ عَذَابٌ مُّهِينٌ

Resim---“Ve men ya’sıllâhe ve rasûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun) : Kim ALLAH'a ve Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa ALLAH onu, devâmlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azab vardır.
(Nisâ 4/14)

Neye ihânet ettik?
Ana kartımıza, Fıtrî Proğram ve Emânetullah olan AKLımıza.
Birinci derece de akıla ihânet söz konusudur.

Ey nefsine zulmedenlerin aslı astarı aklına zulmetmektir.
Nefse zulüm etmek nedir? Zulüm nedir?
Karanlıktır. Nefsin karanlıkta kalması kimin yüzündendir?
Nakli bulamayan aklın yüzündendir.
Akıl Ay gibidir, ancak nakilden alır ışığını. Güneşten alır. Nakilden alır.
Kendinin ürettiği bir ışık olamaz.
İşte bu Mişal Âlemi biribirini hep denkler.
Sizin de buyurduğunuz gibi,
Kur’ân-ı Kerîmi OKUduğumuzda ve OKUNduğumuzda..
Kur’ân-ı Kerîme DOKUNduğumuzda Kur’ân-ı Kerîm tarafından OKUNduğumuzda.
Ve
Kur’ân-ı Kerîmce yaşandığımızda göreceğiz ki, hepsi bir yerdeymiş.
RABBu’l-âlemin, Rahmetenli’l-âlemin, Maliku’l- âlemin, hep BİZ BİR mişiz. BİZ BİR mişiz. BİZ BİR İZ yâni.
Neden
BİZbuyuruyor ALLAHu Zu’l-Celâl.
Bizim aklımız fikrimiz ortaklıkta şirkte. Biz dediğin anda şirk.
Kardeşim ben seninle, sen benimle ortak değiliz anlıyor musun?
BİZ BİR İZ!” ALLAH aşkına ortak mıdır benim elim ayağımla ya?
Akıl böyle bir saplantıya girmiştir. Kurtaramazsın bunu.
Kurtardığın zaman zâten
ohh bee!diyecek.
ALLAH ve RasûluneTESLİM OL! İMAN ET! TABİ OL! İTAAT ET!âyetlerini nasıl da hemence ANlayıverecek bak!.
Sistemi çözüverecek çünkü.
Eğer akıllara anlatmak zorluğu olmasaydı,
ALLAH meleklerden yaratırdı peygamberleri değil mi?
Ama aklın kendine uygun bir giriş kapısı olarak
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:Ben de sizin gibi bir beşerim, güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının çocuğuyum, ben de sizin gibi beter bir şekilde taşlandım, haşlandım, neler geldi başıma ha. Neler geldi başıma gelmedik kalmadı!buyuruyor gibi yâni.

Resim---Bir gün Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına bir adam gelir ve konuşmaya başlar, ancak konuşma esnâsında adamın korkudan omuzlarının arası titremeye başlar.
Durumu anlayan Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:
Sâkin ol, korkma! Ben bir kral değilim. Ben, tuzlanıp güneşte kurutulan et yiyen bir kadının çocuğuyum!.
(İbnu Mâce, Et’ıme, 30.)

Gönül DİLi Âleminde bir kara SEVdâ maSALLı Anlatmak istedim!
Hasan Dağında seherde esen Bâd-i SâBâ gibi dinleyiniz lütfen!


MuraduLLAH, EMRuLLAH, SüNNetuLLAH ve Şe’nuLLAHta OL-ANlara BAKalım İn şâe ALLAH!
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: 10 Haziran 2011 KUL İHVÂNİ AKIL SOHBETİ

Mesaj gönderen simurg »

Resim

KaRa SEVdâ-yı ANlamak için;
Kader KitÂBının KAÇılamaz "OL-ÂN" YâR YAY-ının ve de AŞK OKU-nun;
"AÇıkça -ÂŞIKça-HaKKça OKU!" nması ve de TeL TeL DOKU-nması g-ER-EK-ir!!!..

Kader TEK-tir!
TEK gERçektir!
Zamm-ÂN-ında
GEL
-e-CEK-tir!..



ZEVK 4566

SEVen SEVilen SEVgili!.. MoR ÖTEsi SeBiliLLAH!.
Yıllar Süren HASR-ET!.. ÇİLE!.. “GÖKlerde KIYIlan NiKaH!.
YANar DaĞ YANgını SîNe!.. Zülf-ü LeYLâ ZeyNeB-ine!..
GÜL-ler SultÂN-ın SEVdâsı!.. SEVdâ SıRR-ı RASÛLULLAH!..
sallaallahu aleyhi ve sellem..


Kul İhvâni

30.07.11 18:18
ayazğ
-stnbl..

SeBİL: Açık ve büyük YOL. Büyük cadde. ALLAH celle celâluhu rızası için su dağıtılan yer. Fırka-yı NÂCİyye..
Hasan Dağı eteklerinde "Maslak-SUlak Yeri-SüLûK Yeri" denilen ve her Cuma eşşek sırtında ak sakallı SÂKİlerin su taşıyıp dökütüğü: “Kurdun Kuşun, GELenin-GEÇenin ağzıynan ve GİDEN-lerimizin RUHuna HAYYrattır!” dediği,
Ufacık çocukken-öküz güderken SUlar İÇtiğim ve de SEVd SEÇtiğiM,
ANa BaBamızın Maslak SUyun dökersek Kur'ân ÇARParla büyüdüğümüz,
ALLAH İÇ-İN sıra sıra SU KÜP-lerinin SıRRI idi bir zamÂNlar ki;
Şimdi, YER-lerinde ISSız ve SESSiz yEL-ler ES-mekte Karaslanın Ketirde ki, ne HaSRet Bana AHH ü ZÂR!..


SeBiliLLAH: SîN-SeN-deki.. SîNedeki HeP AK-ÂN, hİÇ YAK-ÂN, SıRR DİLE-liğimiz ve de BiLE-liğimiz ResûLL sallaallahu aleyhi ve sellem SıRRında SıRR-l-ÂNmak İnşâe ALLAH!..


KiM KiMde, KiMin KİM-inden;
Gönül DİLi İKLİMinden,
Tâaa Derûndan-DERinden,
HÂL-i HıZıRR HARRmÂN YERinden,
Ve de ELEST MAHŞERinden bir KaRa SEV-dâ HÂLı
şAHBâZdan şAHH maSALL-ı ANlat!-mak İSTE-diM!


Hasan dAĞında-Yani YâRR YanAĞında- Çile çAĞında,
HeYY YâRR CeM'inde ve de SeHARR DeM-inde, SaĞa-SoLa GİT-meden;
RahmâÂNiyyet ve de RahîMîyyet Rüz-i GâRR-ın İNcitmeden;
SîNeden Yâ-Sîn-ce, Sence-Bence, esen ılgıt ılgıt Bâd-i SâBâ gibi
SERRince DİNLE!-yiniz lütfen!

MuraduLLAH, EMRuLLAH, SüNNetuLLAH ve Şe’ÂN-ULLAHta OL-ANlara BAKalım İnşâe ALLAH!

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin kölesi-evladlığı Zeyd ibn Hârise radiyallâhu anhu ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemin halasının kızı güzeller güzeli Zeyneb binti Cahş radiyallâhu anha!..
Ben Sana sevdâlandım Yâ Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem!
Cevâb kısa ve kesin:
Yâ Zeyd! Sana Zeyneb’i nikâhladım!.
Yâ Resûlullah ben bir köleyim, Zeyneb HüRR ve Halanızın kızı. Bu Arab Kavminde bu ana kadar bir köleye bir HüRR kadın VER-ilmedi!.
Cevâb, yoKKK!..
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem nikâhlarını hemence kıymıştır!!..


Resim--- Aişe radıyALLAHu anh ANAmız anlatıyor: "Ebu Huzeyfe İbnu Utbe İbni Rebi'a İbni Abdi Şems radıyALLAHu anh -ki bu zat Bedir Gazvesine katılmıştı- Sâlim'i evlad edinmiş ve kardeşinin kızı Hind Bintu'l-Velid İbni Utbe İbni Rebi'a ile evlendirmişti. Sâlim ise, ensardan bir kadının azadlısı idi: Nitekim, Resülullah aleyhissalâtu vesselam da Zeyd radıyALLAHu anh'ı evlad edinmişti. Cahiliye devrinde kim bir adamı evlad edinirse, halk bu adamı evlad edinen kimseye nisbet ederek çağırırdı. O, ayrıca yeni babasına varis de olurdu. Bu tatbikat Rabb Teâla'nın şu kavl-i şerifleri nazil oluncaya kadar devâm etti: "Onları kendi babalarına nisbet edin. ALLAH katında doğru olanı budur. Eğer babalarının kim olduğunu biliyorsanız, zaten onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır."
(Buharî, Nikâh 15, Megazi 11; Nesâi, Nikâh 8, (6, 63-64); Ebu Dâvud, Nikah 10, (2061).

ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِندَ اللَّهِ فَإِن لَّمْ تَعْلَمُوا آبَاءهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُم بِهِ وَلَكِن مَّا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Resim--- “Ud’ûhum li âbâihim huve aksatu indallâh(indallâhi), fe in lem ta’lemû âbâehum fe ıhvânukum fîd dîni ve mevâlîkum, ve leyse aleykum cunâhun fîmâ ahta’tum bihî ve lâkin mâ taammedet kulûbukum, ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen) : Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın. ALLAH yanında en doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda size vebal yok; fakat kalblerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. ALLAH bağışlayandır, esirgeyendir.”
(Ahzâb 33/5)

İslâm öncesi var olan bu olaya Tebenni-Evlad edinme denmektedir.
Baba oğul arasındaki bütün hukuki işlemler, evlat edinen ile evlatlığı arasında da aynen geçerli olduğu gibi, evlad edinilen, evlad edenin kızını veya herhangi bir yakın akrabasını kendisini eş olarak alamaz, evlad edinende, kendi öz evladında olduğu gibi evlad edindiği kimsenin boşadığı veya dul eşiyle hiç bir şekilde evlenemezdi..


Kur'ân-ı Kerime göre ALLAH celle celâluhu, Rahîmiyyet SıRRını Göbek bAĞına bAĞlamıştır EZELden..

Hatice ANamızın kölesi durumunda iken, daha sonraları Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem’in evladlığı olan, Zeyd radiyALLAHu anhu, 8 yaşlarında iken, Kays İbn Cisr oğulları tarafından annesinin yanından kaçırılarak Mekke’nin en büyük panayırı olan Ukaz Çarşısında açık artırma SAT-ılğında ve de Kader Hallacı AT-ıldığında, Hatice Anamızın yakın akrabası Hakim ibn Hizam tarafından, Hatice aleyhasselâm için 400 dirhem karşılığında satın alınmıştır..


Resim

Ey NEFSim!
Sen Bilir mi, DöRT YüZ DiRHeM NE-dir?
YâR-in YÂResiNE? MeRHeM NE-dir?
AT-ılmadın!.. SAT-ılmadın!.. SESin KES-SeN!
EL-i Ehl-i BEYT-i PÎR-HEMM NE-dir?


Hatice aleyhasselâm, Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem ile EV-lendiğinde, Zeyd radiyALLAHu anha'yı Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem’e köle olarak hediye etmiş ve hep Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem in yardımcısı olmuştur.

Zeyneb binti Cahş Annemizin ise babası, Huzeyme kabilesinden Cahş bin Rebab bin Ya'mer'dir.
Annesi, Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellemin Halası Umeyne binti Abdülmuttalib'dir.
Zeyneb Annemizin asıl ismi "Berre" idi, en iYiler İyİsi..
Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem "Zeyneb" İSMini verdi.
Künyesi Ümmü’l- Hakem idi.

Zeyneb Annemiz yüreğinde sonsuz ve karşılıksız SEVdâsı ve o devirde HüRR bir bir Genç KIZ olarak bir türlü sevemeyeceği bir köleyle Nikahlanması halk içinde hep horlanmasına sebeb ve baş kakıncı olmuştu.
Açıkça Seviye farkına rağmen Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem’e itiraz etmemiş, kadere boyun eğmiş ve hasretle beklemişti.
Çünkü içerden istemeden gönülsüz nikahlanmıştı.


Ve Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem ise: ALLAH'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun! âyetince idi geçen yılları…

Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem, Hatice aleyhasselâm Annemiz ile 23 senelik evliliği sırasında bir başka kadınınla evliliği söz konusu dahi olamamıştır.
Bunun temelinde Ehl-i Beyt aleyhumusselâm SıRRI vardır ama söylenemeyenlerdendir.
İşte bu dönemde Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem mecburen Zeyneb Annemizi, Zeyd radiyALLAHu anhu’ya nikahlamıştır.

Hatice aleyha's-selâm Annemizin 619 yılında ölümünden hemen sonra Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında üst üste ve çeşitli sebeblerle gelen çok eşlilik dönemi yaşamıştır..


Bir DÖNem DÖNdü, devir DEVR-ÂN DÖNdü.
Kader, KaderuLLAH GELdi-ÇATtı ve de O ÂN OL!-du!..!

وَإِذْ تَقُولُ لِلَّذِي أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَنْعَمْتَ عَلَيْهِ أَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ وَاتَّقِ اللَّهَ وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ وَاللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَاهُ فَلَمَّا قَضَى زَيْدٌ مِّنْهَا وَطَرًا زَوَّجْنَاكَهَا لِكَيْ لَا يَكُونَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ حَرَجٌ فِي أَزْوَاجِ أَدْعِيَائِهِمْ إِذَا قَضَوْا مِنْهُنَّ وَطَرًا وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولًا
Resim---“Ve iz tekûlu lillezî en’amallâhu aleyhi ve en’amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettekıllâh ve tuhfî fî nefsike mallâhu mubdîhi ve tahşen nâs(nâse), vallâhu ehakku en tahşâh(tahşâhu), fe lemmâ kadâ zeydun minhâ vetaran zevvecnâ kehâ likey lâ yekûne alel mu’minîne haracun fî ezvâci ed’ıyâihim izâ kadav min hunne vetarâ(vetaran), ve kâne emrullâhi mef’ûlâ(mef’ûlen) : (Resûlüm!) Hani ALLAH'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: “Eşini yanında tut, ALLAH'tan kork!” diyordun. ALLAH'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan ALLAH'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. ALLAH'ın emri yerine getirilmiştir.”
(Ahzâb 33/37)

Resim--- Enes ibn Malik şöyle anlatmıştır: “Hicab âyeti ( el-Ahzab 53 ) Zeyneb bintu Cahş'ın evlenmesinde indi. Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem o gün Zeyneb'in düğün yemeği olarak insanlara et ve ekmek yedirdi. Zeyneb de Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem'in diğer kadınlarına karşı övünüp iftihar ederdi ve : “Şüphesiz ALLAH Taala beni Peygamber ile göklerde nikah etti. Çünkü, " zevvecnâ kehâ = Biz seni Zeyneb'le evlendirdik" buyurdu” derdi..
(Sahih-i Buharî/ Kitabu't-Tevhid/7291-49)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلَّا أَن يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانتَشِرُوا وَلَا مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنكُمْ وَاللَّهُ لَا يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ وَإِذَا سَأَلْتُمُوهُنَّ مَتَاعًا فَاسْأَلُوهُنَّ مِن وَرَاء حِجَابٍ ذَلِكُمْ أَطْهَرُ لِقُلُوبِكُمْ وَقُلُوبِهِنَّ وَمَا كَانَ لَكُمْ أَن تُؤْذُوا رَسُولَ اللَّهِ وَلَا أَن تَنكِحُوا أَزْوَاجَهُ مِن بَعْدِهِ أَبَدًا إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمًا
Resim--- “Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten nebiyyi illâ en yu’zene lekum ilâ taâmin gayre nâzırîne inâhu ve lâkin izâ duîtum fedhulû fe izâ taimtum fenteşirû ve lâ muste’nisîne li hadîs(hadîsin), inne zâlikum kâne yu’zîn nebiyye fe yestahyî minkum vallâhu lâ yestahyî minel hakk(hakkı), ve izâ seeltumûhunne metâan fes’elûhunne min verâi hıcâb(hıcâbin), zâlikum atharu li kulûbikum ve kulûbihinn(kulûbihinne), ve mâ kâne lekum en tu’zû resûlallâhi ve lâ en tenkihû ezvâcehu min ba’dihî ebedâ(ebeden), inne zâlikum kâne indallâhi azîmâ(azîmen) : Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama ALLAH, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin ALLAH'ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, ALLAH katında büyük (bir günah)tır.”
(Ahzâb 33/53)

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımları Annelerimize: “Sizin içinizde eli en uzun olan Zeynebdir!” buyurur.
Ne demek istemekte Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem???.
Zâhirde Merhametli ve Maharetli Zeyneb Annemiz, elişini çok yapar, çorap örer o paralarla da yetimlere bakardı!
Ama Bâtındaysa kâinatın en yüce karaSEVdâsı ANlatılmaktaydı. Uzun yıllar beklenen Kader tecellîsinde dik duruş..


Resim---Zeyneb Validemiz diyor ki diğer ANNElerimize: “Sizin nikahınızı insanlar kıydı oysa “Benim nikahîmı ALLAH kıydı!” âyetiyle öğünmektedir.

Resim--- Aişe radiyALLAHu anha Annemiz'in naklettiği bir hadise göre Rasûlullah sallaallahu aleyhi ve sellem: "Sizin bana en çabuk ve erken kavuşacak olanınız, kolu en uzun olanınızdır" buyurmuştu.

Resim--- Aişe radiyALLAHu anha:"Biz peygamber hanımları kollarımızı ölçerdik, oysa en uzun kollu olan Zeyneb idi, çünkü o eliyle iş yapar ve tasadduk ederdi!” buyurmuştur.
(Müslim, Fezâilü's-sahâbe 101)

Resim

YED'i NâR-da SekİZ CeNNet
kAYNayÂN AŞ
-a Ne DeriM!?
"
OL!" acaklar "OL!" ur Ebet!
AT-ıl-ÂN tAŞ-a Ne DeriM!?..

Hicretin 20 (641) senesinde vefat eden ve cennetü’l- Bakî Mezarlığında 4 defa derin bir sevgi ve saygıyla ziyâret edip şefâat dilediğim Zeyneb binti Cahş ANAmızı ANlamak için Kader Kitabının; KAÇ-ılamaz AŞK OKUnun İyice -ÂŞIKça-Hakkça OKUnması gerekir!..
GüL Bağı SultÂNına, Gül Bağı GüLLlerine ve GÜL SEVdâlılarına Gönlümce-GÜLce SALLat ü SELLâm Olsun!


Resim

''ALLAHümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn abdike (Muhammedîyyeti) ve nebîyyike (Mahmudîyyeti) ve Resûlike (Ahmedîyyeti) ve Nebîyyûl-ümmîyyi (Habibîyyeti) ve alâ âlihi ves-sahbihi ve Ehl-i Beytihi ve ümmetihi.''

İnşallahurahman

Âmin Yâ Latîf Yâ Kerîm ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Rahîm Yâ Vedûd ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Fettâh Yâ Gaffâr ALLAH celle celâluhu!
Âmin Yâ Settâr Yâ ALLAH ALLAH celle celâluhu!..

Âmin... Âmin... Âmin... Âmin!.. Yâ Muîn Celle Celâluhu.
Cevapla

“►Sohbetleri◄” sayfasına dön