Kul İhvani 21. Salavat Sohbeti

Cevapla
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Kul İhvani 21. Salavat Sohbeti

Mesaj gönderen simurg »

Resim

08 Temmuz 2011
Konu:21. SALL’avat-ı Şerif'e ve Gizli Şirk Sohbeti
KulihvÂNi





Es-Selâmu aleykum ve Rahmetullâhi ve Berekâtuhu.

istiğfar antivirüsüMüz:
Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk.
Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk.
Subhâneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedu en Lâ ilâhe illâ ente vahdeke la şerîke leke estağfiruke ve etûbu ileyk.


Eûzu billâhi's-semîi'l-alîmi min e'ş-şeytâni'r-racîm
Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm

Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim

''Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîni'l-fâtihi limâ uğlika ve'l-hâtimi limâ sebeka Ve'n-nâsiri'l-hakkı bi'l-hak ve'l-hâdi ilâ sırâtike'l-mustakîm Sallallâhu aleyhi ve alâ âlihi ve ashâbihi hakka kadrihi ve mikdârihi'l-azîm
Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidina ve mevlâna MuhaMMedîn sallallâhu Teâlâ aleyhi ve sellem.
Hakk vakad hılleti edrikni Ya Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.
''

Hamd ALLAHu Zu'l-CELÂLe olsun. Sonsuz sınırsız. Şükür her an herşeyi yaratmakta olan ALLAHu Zu'l-CELÂLe, Rubûbiyyet kevniyyetine şâhidlikte iştirak olsun!.
Elhamdu lillâhi RABBi'l-âlemîn.

21. SALÂVÂT-I ŞERÎFE,
MuhaMMed Şemseddin ibni Ebi'l-Hasani'l- Bekri Hazretlerinin salâvâtıdır. Ebû Bekir radıyallâhu anhunun torunlarındandır. Fazîletli bir salâvattır. Bir çok ülkede hatmesi yapılmakta olan bu salâvatın sabah akşam 3 er defa okunması tavsiye edilmiştir.


Resim

TÜRKÇESİ: ''Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîni'l-fâtihi limâ uğlika ve'l-hâtimi limâ sebeka Ve'n-nâsiri'l-hakkı bi'l-hak ve'l-hâdi ilâ sırâtike'l-mustakîm Sallallâhu aleyhi ve alâ âlihi ve ashâbihi hakka kadrihi ve mikdârihi'l-azîm.''

MÂNÂSI : ''Ey RABBim, kilitlerin anahtarı, öncekilerin hâtimi, hakkı hakla zafere çıkaran, hakka hakla yardım eden, Senin dosdoğru yoluna hidâyet eden, Seyyidimiz, Efendimiz MuhaMMed (salallâhu aleyhi ve sellem)'e Sen salât ediver, selâm ediver, mübârek kıl onu!. Ona, ailesine ve ashabına, yüce olan o kadri ve kıymetine göre salât ediver!''

22. SALÂVÂT-I ŞERÎFE : Şeyh Ahmed el Halebî Hazretlerinin Salâvatı SALÂVAT-I ŞERİFLER
Şeyh Ahmed el Halebî Hazretlerinin olup sıkıntıların atlatılmasında şifâdır.


Resim

TÜRKÇESİ:'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ Seyyidinâ ve Mevlânâ MuhaMMedîn Kad dâkat hilleti edrikni yâ Rasûlullah. ''

MÂNÂSI : Ey RABBim, çârem kalmadı, sen Seyyidimiz, Efendimiz MuhaMMed (salallâhu aleyhi ve sellem)'e salât, selâm ediver, onu mübârek kıl!. Ey ALLAH Rasûlu (salallâhu aleyhi ve sellem) sen hâlimi gör, yetiş!

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm

21. Salâvât-ı Şerifemiz, Ebu Bekir RadıyALLÂHu anh’ın torunlarından olan MuhaMMed Şemseddin ibni Ebi'l-Hasani'l- Bekrî Hazretlerine âittir.
Birçok ülkede hatmesi yapılmaktadır. Özellikle Afrika ve Arabistan’da. Târikatlar kanalıyla yapılmakta genellikle.
Burada buyurulmakta ki, bu hadis-i şerifte;
Allâhumme sell ve sellim”, bizim SELL ve SALL imizi Teslimiyyet ve İstikâmet ulaşım yollarımızı, selâmete çıkış yollarımızı bereketli kıl!.

Nasıl?

Alâ”, ona bağ ile ki, ona bağlanmakla, onunla olmakla ki, onun üzerine ki,
Seyyidinâ ve mevlânâ sallallâhu aleyhi ve sellem” Rasûlullah olan MuhaMMed aleyhi's-selatu ve's-selâma bizim dışta sell’limizi teslîmiyyetimizi, içte sallimizi salâvât ve salâtımızı, Rahmân’a gelişimizi celle celâluhu, RABBu'l-âlemine ırci’îmizi, ALLAH’a firarımızı “ve firru ilALLAH”ımızı sağlamak için bağlarımızı MuhaMMed aleyhi's-selâtu ve's-selâmın üzerine götürmek istiyoruz dönmek istiyoruz. O şartlarda yaşamak istiyoruz!.

el Fâtihi lima uğlika” O MuhaMMed aleyhi's-selatu ve's-selâm ki, tüm kilitlerin “uğlika” kilitler demektir, ağlak kilitlenmiş, kapalı, anlaşılamaz, ya da herkesin kendine mahsus şifreleri var, işte bunların fetehası, Fâtihası El-Fettah esmâsının yansımasıdır!

El Fettâhu :
Resim

Küllî şeyin temelinde olduğu için MuhaMMed aleyhi's-selatu ve’s-selâm, “UMM” olduğu için, umûmen olduğu için, Nebîyyi’l-UMMî olduğu için,
Bilelik Nûrunun bağını bağlayan tek olduğu için, eşsiz olduğu için,
ebedî Hayy olduğu için, evveli ebedî Hayy olduğu için, Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem olduğu için!
Fâtih Sallallâhu aleyhi ve SELLem bütün uğlakların ve ağlakların, Kudretullah lütfunun gâlibiyyetinde..
Biliyorsunuz Japonya'daki depremde insanlar, dünyânın en teknik insanları, herkesi hayretler içinde bırakan insanlar, gökdelenlerin tepesinden Kudretullahı seyretti, Azâmetullaha dönüşen Kudretullahı seyretti.
Çünkü orada gâlibiyyet var. O bir lütuf ancak, yakan yıkan bir lütuf hâline dönüştü. Gâlibiyyete girdi çünkü.
Güneş ışınları hârikadır. Güneşe çıkar kurtlar kuşlar insanlar ısınırlar. Yazın ise kaçacak delik ararlar.
Halbuki güneşin yüzünde 8.000 C0 santigrat derecede tahmin ediliyor, hesap ediliyor ısı. İçeridekiyse milyonlarla.
Demek ki gâlibiyyete geçtiği zaman, ilahî ganîliğe geçtiği zaman ALLAH ganiliğine geçtiği zaman, ALLAH gâlibiyyetine geçtiği zaman, yaratan gâlibiyyetine geçtiği zaman tamâmen çekilemez oluyor.

El Ganiyyu :
Resim

Fâtiha lima uğlika” bütün ağlaklarımızın kilitli kapılarımızın miftahı anahtarı, açıcısı, bir bizim değil Rahmeten li’l-âlemîn âlemlerin tümünün rahmet anahtarı.
Kim ki, El-Alîm esmâsı ile zuhûra gelmişse, bilinir hâle dönüşmüşse, bilinmez haldeyse miftahı çıkış kapısı, feteha kapısı, fetih kapısı Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem, hem kilidi hem anahtarı O’dur.”

El Alîm:
Resim

Ve'l-hatimi limâ sabeka” bunu basitçe, sabaka müsâbık olanlar, öne geçenlerin hâtimidir, sonuncusudur gibi, peygamberlerin sonuncusudur gibi bitirmek bir önceki kilitlerin anahtarı ile nasıl anlaşılır?
Burada iki şey var Barbaros. “Uğlika” ve “sabeka” Kudretullah Bileliğinin “sen” liği “sîn” liği sabeka.

Müsâbık olan müsâbakayı kazanmış olan nedir?

O işin tümünü bitirmiş demektir. Halbuki “uğlika”da daha kapı yeni açılmıştır yâni, içeride ne olacağı, hayâtın nasıl gelip geçeceği belli değildir.
Bunun hatemidir. Hatem yüzük demektir.

Neden yüzük demektir hatem?
Yüzükle ne alâkası var hatemin?


Çünkü hatem bir dâiredir. Hatem aslında mühürdür. Öyle bir mühürdür ki, üzerinde yazısı olur.
Eğer bunu parmak izi gibi mühür yerine kullanıyorsa kişi kendine mahsus olur.
Onun bir eşi benzeri olamaz. O kişiye âitliği ortaya çıkar.
Hatmin başka bir özelliği vardır. MuhaMMedî Melâmette başka bir özelliği vardır. O da, yola çıkan, dosdoğru gideceğini bilir inanır ve yürür.
Ne çâre ki, Hatem Âleminde yaşadığı için, sonuç bulunur âleminde yaşandığı için, her yürüdüğü mekân bir küreseldir.
Dosdoğru yürür dünyânın en hassas âletleriyle, ama tekrar aynı yere gelir.
Çünkü bir DevrÂN Âlemidir. Bir Hatem Âlemidir. Bir Döngü Âlemidir. Bir Dönüş Âlemidir.
Hatem işin tamamlanmasıdır. Hatem öyle bir haldir ki, habli’l- verid çemberi gibi en içte en küçük çember olarak düşünürsek ve bunu Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin Rahmeten li’l-âlemîn çemberinde, her yere bir zerresini oturtursak, tüm zerrelerin merkeze aynı yarıçapla, Resûl yarıçapıyla bağlı olduğunu gördüğümüz bir dâire ortaya çıkar.
Hateme’n- nebî Rahmeten li’l-âlemîn Rasûlullah Dâiresidir bu.
“R” çaplı ve “r” yarıçaplıdır. İkiye bölen haliyle merkezden geçen haliyle bir “r” Resûl yarıçaplıdır.
Tesâdüfen “r” de çok güzel tutmuştur Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi.
Hateme’n- Nebî, hatemi üzerinde “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede'r Rasûlullah” yazan bu dâire öyle muhteşemdir ki, üzerindeki her nokta aynı noktadır.
Bir dâirenin üzerindeki noktanın birisi baş, birisi son diyemezsiniz. Her nokta baş, her nokta sondur.
BİZ BİR-İZ” birliği ile “BİR” liği ve “BİZ” Liğini nerede görürüz?
Dâirenin üzerinde BİZ Zerreleri tümü aynı özellikte MuhaMMedî SEVİYEdedir. “BİR-İZ” nereden gelir?
BİR-İZ” odur ki, merkeze yakınlığımız MuhaMMedî bir yakınlıktır. Onu biz bilemeyiz işte ona “BİR” diyoruz.
Onu, Rasûl ile ALLAH arasındaki arakesite girmek hadsizliğini düşünmeyiz. Halsizliğini düşünmeyiz. Bir anlamda edebsizliğini düşünmeyiz.
Onu demek istiyorum. Bu bu kadar önemlidir.
Muhitteki binlerceden BİRisi ve YANmakta olan AMPULün, KEBAN İLEliği, BİLEliği, BİZliği, BİRliği ARAkesitimiz CÜZ’i AKLımızın KÜLLÎ AKL Naklindeki OLuşu Yaşanınca Anlaşılır..
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Neden musabık, “lima sabeka”, neden musabık bunlar? Kiminle musabaka yaptılar?
Hayat ile. Kaderleriyle. İnançlarıyla, amelleriyle, ahlâk ve halleriyle, MuhaMMedî SEViyeye ermeyişleriyle. Ne oldu netice?
Netice şu oldu ki, bu çemberin dışında kalmayı tercih edenler, kalamayacakları halde, diriyken ölüler anlamında söylüyorum, kopmuş parmak gibi MuhaMMedî vücûddan ayrılanları mevcudiyetten ayrılanlar için söylüyorum ki bu Hizbüşşeytanlıktır!.
Bu çemberin üzerinde oluş da hizb’i, hezebe bilelik sahibliğinin hakîkatına erdikleri için HİZBULLAH’tırlar.
Öbürleri iki şeyliliği-şeytanlığı hizb kabul ettikleri için onu bilelik zannettiler. Bunu neden söylüyorum?
Bugün İnşâe ALLAH denkleşirse gizli şirk nedir?
Nasıl olur da ben sen bu kadar akıllıyken, herkes bu kadar çok aşırı dindârken, ya da belli bir seviyedeyken nasıl oluyor da bir hataya düşülüyor, Temelde?
Teferruatta demiyorum. Temel esas.
Temelde nasıl oluyor?
Bir açı gibi. Bir kere ayrılıyor bir noktadan bir daha gittikçe açılıyor.
Ne kadar gidiyor?
Ebedîyyen diyor ALLAHu ZU’L-CELÂL.
Buna sebeb neyi koşuyor?
Çünkü, merkezin kadir ve kıymetini bilmediniz.
Mâ kaderûllâhe hakka kadrih” âyet var.

مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
Resim---''Mâ kaderûllâhe hakka kadrih(kadrihî), innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun): Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.” (Hacc 22/74)

ALLAH’ı takdir edemediniz kadir kıymetini bilemediniz, diyor ALLAHu ZU’L-CELÂL kendisi Kur’ân-ı Kerimde.
İşte “ve hatimil lima sabeka” da böyle bir özellik ve güzellik görüyorum.

ven nasıril hakka bil Hakk” Hakk ile Hakk, Hakk’ka, Hakk’tan Hakk’ka, Hakk ile Hakk’ta. Her türlü Hakk’ta.
''ALLAH nurus semavati vel ard.'' Küllî şey ALLAH’ın nurudur. El-Hakk tecellîsidir ki;

ZÂT..> Sıfat..> Esma..> Eşya..
Zâtullah Nurundan Eşya Nurunun zuhuru kademelerini-aşamalarını iyi anlamalıyız..

En dış ZÂHİR Şehadet Âlemindeki EŞYâ-ŞEYler Bazarındakileri kendi başlarına buyruk nesneler sanmamalıyız:
ALLAH celle celâluhu Ez Zâhir ALLAH celle celâluhu..

اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِن شَجَرَةٍ مُّبَارَكَةٍ زَيْتُونِةٍ لَّا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُّورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَن يَشَاء وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Resim---ALLÂHU NÛRUS SEMÂVÂTİ VEL ARD (ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun) : ALLAH, GÖKLERİN VE YERİN NURUDUR. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.” (Nûr 24/35)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi kudsîde: "ALLAH: "Seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım."buyurdu" buyurmuştur.
(Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)

Hepimizin Nuru, O’nun Nuruyuz..

Burada Hakk’ta Hakk’tan her halinde Hakk’tır. Gül olsun gübre olsun Hakk’tır. Hakk’tan Hakk’ka, maddeden mânâya Dâru’l- Derd dünyasından Darü’s- Selâma geçişte, aklın anlamakta zorluk çektiği zâhirden bâtına geçişte, Hakkta Hakktan Hakkka Hakkla gidiş, her halde Hakk’la gidiş, Hakk’la oluş, bunun nasîri;

Bismillâhirrahmânirrahîm.

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ
Resim---''İzâ câe nasrullâhi vel feth(fethu): Allahın nusreti ve fetih gelince,” (Nasr 110/1)

İzâ câe nasrullâhi” ALLAH’ın yardımı geldiğinde, “ve’l- feth” işte fetihler başlar. Kimdir bu Nâsir, Nusret eden, zafer veren, yardımcı, Muîn olan?
Bu sırat, sarra, sarranın nur kaynağı kimdir?
Yâni Rububiyyet sahibliğinin, saHABBeliğinin, RaBB’a sahib çıkış ve RaBB tarafından sahib çıkılış sahibliktir biliyorsunuz. Rububiyyet ve Resûliyyet sahibliği.
ALLAH ve Resûlüne sahib çıkınız, teslim olunuz, iman ediniz, taâbi onlunuz ve itaat ediniz” âyetler var değil mi Barbaros?.
Resûle yardım etmezseniz: “nasarahullâh

إِلاَّ تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُواْ ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لاَ تَحْزَنْ إِنَّ اللّهَ مَعَنَا فَأَنزَلَ اللّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُواْ السُّفْلَى وَكَلِمَةُ اللّهِ هِيَ الْعُلْيَا وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Resim---İlla tensurûhu fe kad nasarahullâhu iz ahracehullezîne keferû sâniyesneyni iz humâ fîl gâri iz yekûlu li sâhibihî lâ tahzen innallâhe meanâ, fe enzelallâhu sekînetehu aleyhi ve eyyedehu bicunûdin lem terevhâ ve ceale kelimetellezîne keferûs suflâ, ve kelimetullâhi hiyel ulyâ vallâhu azîzun hakîm (hakîmun): Eğer siz ona (Resûlullah'a) yardım etmezseniz (bu önemli değil); ona Allah yardım etmiştir: Hani, kâfirler onu, iki kişiden biri olarak (Ebu Bekir ile birlikte Mekke'den) çıkarmışlardı; hani onlar mağaradaydı; o, arkadaşına. Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir, diyordu. Bunun üzerine Allah ona (sükûnet sağlayan) emniyetini indirdi, onu sizin görmediğiniz bir ordu ile destekledi ve kâfir olanların sözünü alçalttı. Allah'ın sözü ise zaten yücedir. Çünkü Allah üstündür, hikmet sahibidir.” (Tevbe 9/40)

ALLAH’a yardım edin! Eğer ALLAH’a yardım ederseniz ALLAH’ta size yardım eder:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
Resim---Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum: Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (MuhaMMed 47/7)

Bu nedir “nasr” lar, buradaki nasr’lar?
Sırra, sırat köprüsü diyorsun, sırat köprüsü ne yâni?
Gümrük kapısı! İyi de neye köprü bu yâni? Nasıl anlatılacak peki?
Sırat-ı mustakîm diyorsun. Sırat’ı yol diye söylüyorsun. “Tarik” ı yol diye söylüyorsun.
Daha 50 tane yol var Arapçada. Hepsine yol diyorsun. Deniyor. Neden?
Neden sırat-ı mustakîm’in dosdoğru emrolunduğun gibi ALLAH’a gidiş yolu olduğunu, sall olduğunu göremiyor muyuz?
Kur’ân-ı Kerim’de yüzlerce âyet içinde bakınız:

Bismillâhirrahmânirrahîm.

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ
Resim---İzâ câe nasrullâhi vel feth(fethu): Allahın nusreti ve fetih gelince,” (Nasr 110/1)

وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا
Resim---Ve reeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ(efvâcen): Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,” (Nasr 110/2)

فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا
Resim---Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirh(vestagfirhu), innehu kâne tevvâbâ(tevvâben): Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr 110/3)

Burada etken olan 3 esmaya dikkat etmeliyiz inşae ALLAH:
En Nasîru :
Resim
El Fettâhu :
Resim
Et Tevvâbü :
Resim

ven nasıri” “iza cae nasrullahi vel fethu eraeytennase yedhulune fi dinillâhi efvace
Ne zaman ki En-Nasîr olan ALLAH celle celâluhu’nun nusretini. Ulaşım yollarının tümünün sırrını açan, esrarını açan, “sarra” eden açıkçası Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem in eSRaRına SüRÛRuna ulaştıran, sara da muhteşem fiillerden birisidir.
HaRRa gibi. GaRRa gibi.
Bilmiyorum ne olur ne kalır. ALLAH hayrlar versin bir Kur’ân lugatı, lugattan kastım, sistematik olarak Kur’ân-ı Kerim'in temel köklerini anlayıversek bize çok büyük kolaylıklar getirecek.
Yâni Nuriye yazıyor meselâ Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem, SALLallâhu’deki “SALL”lı ve SELLem’deki “SELL”li, onları basitçe iki renk yapmak bile Teslimiyyet ve İstikamet.
müslüman olduk deyin mü’min olduk demeyin, iman gırtlaklarınızdan geçmedi” âyeti ne olacak?

قَالَتِ الْأَعْرَابُ آمَنَّا قُل لَّمْ تُؤْمِنُوا وَلَكِن قُولُوا أَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْإِيمَانُ فِي قُلُوبِكُمْ وَإِن تُطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ لَا يَلِتْكُم مِّنْ أَعْمَالِكُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun): Bedeviler, dedi ki: "İman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Hucurât 49/14)
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Bitiyor mu müslüman olmakla?
Hatta mü’min olmak bile yetmiyor!. Sebe Sûresinde bir âyet var:

Şeytan davasında haklı çıktı. Mü’min olanlardan (müslim değil) mü’min olanlardan çok azı hariç hepinizi halletti” diye âyet var.
Şeytan-İblis davasında haklı çıktı!?!.. iyi bakmak-görmek-ANlamak lâzım:

وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ
Resim---Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne) : Andolsun ki, İblis-Şeytan onların aleyhindeki zannını tahakkuk ettirmiş oldu. Ona tâbi oldular. Ancak mü'minlerden bir zümre müstesna.'' (Sebe 34/20)

Mü’minlerden birazı kurtulabildi!
Neden?
İkilik böyle bir vurucudur. Böyle zor çıkan bir haldir.
Çünkü akıl ikilik üzere yaratılmıştır. Bundan vazgeçişi hiç kolay değildir.
Kulluk kolay değildir. Herşey kolaydır. Uçarsınız, kaçarsınız, ibadet edersiniz, cennetlere girer çıkarsınız.
İblis de girmiş çıkmıştır, şeytan da girmiş çıkmıştır.
Hatta ALLAHu ZU’L-CELÂL ile defalarca konuşmuştur.
Rest çekmiştir. Resti görülmüştür. İzin istemiştir. Verilmiştir. Şu bu.
Mesele bunlar değil, sonuçta: “ebâ vestekbere” direndi ve kibir etti.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Resim---Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne): Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.” (Bakara 2/34)

Ne oldu? Mahvoldu. Kim?
İblis, şeytan. Hangi iblis, şeytan?
O, ben, sen, şu anda yaşamaktayız bu halleri.
Kurtulmak çok basittir. Bir kucak sakal, petrol yeşili bir elbise, etrafında üç beş tane affedersin soytarı, “Mubârek Muhteşem Efendi! şu Efendi, bu Efendi!”
Sen de dalgasına düşüverdin mi, fır fır döner.
Oysa öyle değildir. Oysa hiç öyle değildir!.
Toprağa düşen her tohum kendi yüreğindeki RABB’bısını açığa çıkarır.
Der ki: “Ben diken oğlu dikenim kardeşim!. Ben patlıcanım!. Ben biberim!. Ben şekerpancarıyım!. Ben limonum!. Ben şuyum, ben buyum!.”
Ve Özündekini, her şeyini açığa çıkarır.
Bu insana tıpkı tohum gibi sadece vetek hizmet edilir!.
İşte bunu çözemediğimiz için sistematik kuramıyoruz.

ve’n- Nasıri’l- hakka bi’l- hakk
Hakk’kı Hakk’la zafere çıkaran. Hakk’ka Hakk’tan Hakk’ta Hakk’la. Hakk’kı kıyama kaldıran yâni demin söylediğim en iç çemberin üzerindeki, çile çemberinin üzerindeki gÖZleri ÖZlerine çeviren, “RABB’bımı RABB’bımla gördüm”. Kendini bilen. kendi kim?
Lâ ilâhe”, yâni ikilik üzere yaratılan bir Şeytanlık Âlemindeki kişi.
Bilenden kasıd ne? Gözünü açan. RABB’bını bilirden kasıd ne?
Merkezdeki bütün sistemi döndüren ama kendi dönmeyen “O” kıyama kalkıverir de: “Meğer Mevlâm üryÂN imiş!” der.

İşte KulihvÂNi Kıtmir, “Meğer Mevlâm üryÂN imiş!” dediği zaman, sanki İnsanlar giydirmek için sabahtan akşama kadar elli türlü takla atıyorlar.
Ve yaptıkları ibadetin yüreğindeki esas maksadı bir türlü anlayamıyorlar.
Ben bir şey demiyorum. Hasan Dağındaki Deli Anşa Bacıya ne diyeyim ben.
Sigara içer misin?” dedik. “İçmem dedi, ben ALLAH yolundayım!” dedi.
O kadar saf ve doğru söylüyor ki. Onun için bu kadar.
Hiçbir alâkası yok. Yok.
Ee biliyor mu o?
Deli Anşa Bacımız Bir Kur’ân Âyetini de okuyamaz, bir harfini okuyamaz.
Okuyamaz ancak başka bir şey, onda “Sümeyye” lik var.
Yâni O Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin gözüyle bakıyor merkeze.
Ben de onu söylüyorum. Resûl Çemberinde olmayan, Rasûlullah gözüyle RABB’bısını nasıl üryÂN görecek?
Göremeyecek!. “ÜryÂN” diyorum.
ALLAH Ez-Zâhir’dir. Kimse Ez-Zâhir’in üzerine bir gömlek giydiremez.
Giydirirse kendi “iblis” elbisesini kendisine giydirmiş olur.
Ee ne yapalım?

Hiçbir mezarlık görmedim ki elbise götürsünler, herkes soyuyor çıkarıyor demek istiyorum.
Bu İblis Elbisesi de olsa, Cennet Kefeni de olsa, fark etmiyor!. Bu elbise burada kalıyor. Akılların kendi elbisesi!.
ven nasıril hakka bil hakk vel hadi ila sıratıkel mustakîm

El Hâdî :
Resim
O öyle bir Hâdî ki Ya RABBülâlemin, senin Rasûlullah’ın SALLallâhu aleyhi ve SELLem öyle bir Hâdî ki, dâimiyyet hüviyetini El Hâdî ALLAH celle celâluhudan, BİZe aktarıcı ki, tıpkı bir piriz gibi hangi fişi sokarsan o âlet artık Keban’ın oluyor!.
İşte hidâyet budur ve UMMdur Fıtrîdir, kimsenin elinde değil ve doğrudan ALLAH celle celâluhu nun her NEFsin ÖZÜndeki Açık kapısıdır:

قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى
Resim---Kâle rabbunellezî a’tâ kulle şey’in halkahu summe hedâ: O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hılkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi.” (Tâhâ 20/50)

Hidâyet, bir davar gibi boynunu eğip, takıp, çekip mezbahaya götürmek değildir.
Hidâyet, bir insana “şunu şunu şunu yaparsan şuraya geldin!” değildir.
Şunu şunu şunu yapan” la değil “YARATANlasın” ı ANlayıştır!.
UYUyan ya da bozuk Özlü buzdolabına, çamaşır makinesine, fırına MuhaMMedî Hasbî Hizmet etme görevimiz var!..
YANdıran fırına, DONduran dolaba anlatamadık bu işi yapanın Keban ceryanı olduğunu!.
Hayır ben yapıyorum!” diyor. Bu şeytanlıktan kurtaramadık.

ilâhe illâ ALLAH!”
Gelmedi “Nasrullah” ki “lâ ilâhe” yi geçelim.
Gelmedi “Fethullah” ki “illâ ALLAH!” diyelim.
Ağlak-KİLİT nerede?
İkisinin arasında. İkisinin arasında kim var?
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem var!. SıRR-ı Mâsivâ Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem NURudur!.

Ma’e ALLAHta Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem.
Mâsivânın-AYRılığın karşıtı Ma’e-İLElik ALLAHtır.
ALLAH bizimle” buyuruyor. Nerede?
Merkeze dönersek!. Neden diyorum ki: “Barbaros Kâbe’ye gidersin, binlerce kilometre, varırsın sırtını dayarsın, “Allâhuekber!” dersin bir Kur'ân-ı Kerim hatmiyle namaz kılarsın!
Oradan bir derviş seni İZler gelir der ki: “Ula oğlum sırtını dönme, burnunu daya burnunuuu!'' “Elif, Lâm, Mîm” de MuhaMMedî SALLını SALLa!” Niye?
Sırtın Kâbe’de dayalıyken Sırat-ı mustakîmde değilsinde onun için hatmin geçersiz!.

İnsanlar ne kadar acıdır ki, ne kadar acıdır ki, çok şeylerini vererek, zamanlarını, imkanlarını, umutlarını, geleceklerini yâni dünya ve ahretlerini dahi vererek sokak sokak put aramaktadırlar!.
Ve bu putların adını çeşit çeşit koymaktadırlar!.
Bunlar birçoğu kasıdlı da değildir.
Biçârelikten MuhaMMedî İlimsiz, Edebsiz İrfÂN ve ErkÂNsız kalışlarından yaparlar. Ve derler ki: “Kim beni RABB’ıma götürecek?”
İşte İsalam Âlemindeki korkunç hatalardan birisi.
Çağlar boyunca sömürülen insanları sürükletilen korkunç bir hata!.
Ömrü boyunca İslam’a hizmet etmiş nice büyük insanlar ve öyle geçinenleri gördüm ki, dosdoğrudur.
Ne çâre ki, eski sistem, kör zihniyet içinde yetiştiği için: “Bana bak” demiştir.
Sonuç olarak: “Bana bak! Şunu bırak, şunu bırak, onu bırak! Evet sana baktım onları da bıraktım ne oldu?.. Hiiiçç!..
Neden kul ihvÂNi Kıtmir durmadan diyor ki: “OKU!” yamazsın Kur’ân-ı Kerimi, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin mübârek gözlerini gözlük gibi değil, göz gibi takmayınca!.”

Ahmed canım!
Takmayınca değil, bakmayınca okuyamazsın, Kur'ân-ı Kerim seni okumaz!. Bu anlatılası bir iş değil!.
Her çağın kaderi her kişinin kaderi vardır.
Onun için zâten ALLAH, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin ALLAHını, ALLAH kabul edenler.
Ve Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi fiilen yaşayanlar çok iyi bileceklerdir ki, ve çok iyi bilirler ki zâten kendileri MuhaMMedî mahviyyette mahvolmuşlardır.
Olmamışlar ise, olmuşlardır, olacaklardır. Bu tercih onların tercihidir.
Hiçbir zaman göremezsiniz Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi tek bir kelime ile bile “ebâ vestekbere” de hâşâ hâşâ!
Rasûlullah olduğu halde: “Bana bak!” dediğini de göremezsiniz de Kur'ân-ı Kerimde OKUrsunuz!.
Çünkü küfürdür de onun için buyurmamıştır kibri!.

Aziz kardeşlerim, canlarım bakın şimdi!.
Sırat-ı mustakîm öyle bir kelimedir ki, sırat “sara” lar demektir. Resûl Rububiyyet Sahiblikleridir ki;

ALLAH’a ve Resûlüne teslim olunuz!” Başüstüne, “Lebbeyk!”
ALLAH ve Resûlüne iman ediniz!” “Amennâ!” ettik.
ALLAH ve Resûlüne tâbii olunuz!”. “Çok şükür olduk!”
ALLAH ve Resûlüne itâat edin!” “Ettik hamdolsun Ya RABBenâ!”t

Teslimiyyet! “el mustakîm” kıyama kaldırmak istiyorum bu sözü. Kaim etmek istiyorum. Dâim etmek istiyorum!
Ben de artık seyyar gezmelerden bıktım usandım. Bıktım BUZluktan. Orada burada benlikten, şundan bundan.
Artık “İstikamet Akdeniz!” diyorum. Yâni ben artık, “ben” likten vazgeçtim!
Bir MuhaMMedî Kıyamda yaşayış kudreti içerisinde mahvolmak istiyorum. Ebedîyyette, Mâsivâlığımın bitmesini istiyorum. Mae ALLAH olmak istiyorum.
Mâsivâ ve Mae ALLAH Barbaros not et!
SEVİYElenmemiş “ŞEY” lik ile ALLAH’laşmış desem aynen Münir Hocam gibi derim!.
ALLAH’ın Nurunun ne olduğunu anlamış, “ALLAHu nurus semavati vel ard” da ne diyorsa onu anlamış, o hali yaşamış kişi mâsivâlıktan MaeALLAH’a geçer.
Fenâfillâh olmuş, ALLAH ile zât.

Ne diyor o “Baht-ı harabe” mi nedir sitemize üye olan adam?
Harab olasıca, ne diyor o adam?
Çünkü köpeksiz köy buldu değneksiz değil ıslık çalarak geziyor. İşleri çok.
Herkes canının istediği türde ve şekilde RABB yaratıyor. Din kuruyor. Şeriat koyuyor. Uyguluyor. Alkış alıyor.
Ve bir kenarda “Tubâ guraba!” lar bir garabet içinde hayret ve dehşet içinde;
ALLAH celle celâluhu, Kur’ân- Kerim, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem, Ehl-i Beyt ve ALLAH Dostlarının adamları dehşet ve hayret içinde seyrediyor!. Neden?
Çünkü Sırat-el Mustakîm üzere değiller diye bu herifler!.
Kıyama kalkışı istemiyorlar, Kâbe’ye götürsen dahi sırtını dönüyorlar.
Bütün insanlar Kâbe’nin etrafında saf saf daireler çizer biliyorsunuz.
Burada imam: “Safları dosdoğru yapın, sık tutun, ALLAH’ın rahmeti üzerinize olsun!” der. Buradaki emir budur.
Mekke’deki müezzin ne der: “Stuuvvv! Seviyeleyin!”
Neden demiyor “dosdoğru olun!”
Dosdoğru olsak Kâbe’nin etrafında daire olamayız.
“Seviyeleyin!” diyor. Neyi?
Daireyi. MuhaMMedî SEVİYEye gir!
Kaldırıver Kâbe’yi habli’l- verid’ni görürsün!. İlk daireyi!.
Tüm mesele “ve’l- Hâdî ila sırate’l- mustakîm
O, öyle bir istikamet vericidir ki, bunun hedâ’sı O’nundur.
Sen ona ister hediye de, ister dâimilik hüviyyeti de, istersen Hâdî’lik de, “RaBBî-Resulî Rehberlik Hidâyeti” de ne dersen de hiç farketmez!. Sana hidâyet delili O’dur.
SALLallâhu aleyhiSALL’lımız İnşâe ALLAH O’nun üzerinedir.”
Ve alâ alihi” ve O’nun yolunu yol edinenlerin üzerinedir.
ve sahbihi” ve kendisine sahib çıkan ve sahib çıktıklarının yolunadır. Kim onlar neredeler?
Şahdamarlarından YAKÎN-AKRABA’ya ilk Çile Çenberi NUR-u MiM Habli’l- Veridleri Üzerindedirler.
Ben şimdi çay içiyorum. Çaya ben sahib çıkarsam.
Çay ateş gibiymiş dökerim ağzımdan dökülür yere bana sahib çıkmadı, çok sıcak geldi.
Ama içersem “çay nerede?” diye sor, nedir cevâp?
“Bende!” mi diyeyim. “Ben çaydayım!” mı diyeyim?
BİZ BİR-İZ!” derim. O bende, ben onda ne demek?
BİZ BİR-İZ” denilir MuhaMMedî MeLÂMette!..

Onun için zâten “ ilâhe illâ ALLAH” inkar ve ikrar İKİLİKtedir.
Seviyelediğimiz zaman bu mâsivâyı MaeALLAH olur.
ALLAH’tan başka kimse kalmaz.
ve sahbihiRasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemde ikiliklerini kaldıranlardır.
ve sahbihi, hakka kadrihi” sahabelerine ki, “Hakka” O’nun kadri kadar.
O’nun kadri nedir? Takdiri nedir?
Rasûlullah’lıktır. Değil midir?
Rahmeten li’l-âlemîn’liktir. Âlemin’liktir. Değil midir?
Kim anlatacak ki O’nun kadrini?
O, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemdir. Onun Kadrinin hakkını kim verecek ki?
ve sahbihi, hakka kadrihi miktarihi’l- azîm
el-Azîm olan miktarı, takdir edileni. Kadrini bilemeyiz.
Takdir, miktar olarak ancak bize anlatılan kadar. Takdirini biz bilemeyiz kadirini.
Resûl ve RABB diyorum.. Kur’ân-ı Kerimin Zâhiri Rahmeten li’l-âlemîn, Bâtını RABBü’l- âlemin.

Bu laflar böylece söyleniverir lakırdı gibi geçer gider sanırsın. Geçip gitmez. Geçip gitmez.
Yüz yıl uğraşırsan, bu noktaya gelmek için uğraşırsın.
Miktar olan Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemdir. Kadri olan ALLAH’tır.
Takdir edileni görürüz biz bu yüzünü görürüz miktarını görürüz.
Takdir edeni göremeyiz. El-Azîm’dir çünkü. Kim El-Azîm, huluku’l- azîm kim?
Halkedilişler içerisinde en azîm olanı, MuhaMMedî zıll olan yâni, mâsivâsı içinde yok eden herşeyi.

El Azîmü :
Resim
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Çok harika bir salâvâttır.
Şüphesiz ki, şu iki satırlık, üç cümle var burada, üç cümlenin çağlar boyunca gelişinin sebebi var.
Sadece “falan dedi” diye değil.
Bu Muazzamlık bu Muhteşemlik Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemden gelir.
O’nun ruhu ruhumuz olduğunu yaşayıveririz. Evet bu salâvâtta kalalım.
Kısa ama biliyorsunuz onu darda kalındığımızda da okuruz, çünkü en büyük salâvâttır o.

Evet Barbaros ALLAH’tan iyi olman için duâ ediyorum, sendeki hayat değişikliği için ve hepinize.
Cehennemin zümerasında da olsak İbrâhîm aleyhisselâmın sesini duymayı, nefesini almayı duâ ederim.
Çünkü “ey ateş berdan selâma”, darü’sselâm ol birde, berd ol seviyeli bir şey ol.
40 C0 derece 30 C0 derece olmasın beden ısımız 37 C0 derece olsun diyorum!.
Yandırıcı-dondurucu NÂR değil, Yaşatıcı NÛR olsun diyorum!.
Onun için zâten MuhaMMedî seviye, Resûli seviyeyi ALLAH hepimize nasib etsin bizi orada sabit kılsın.
Buyur canım. Ne diyorsun? Nasılsın?

Barbaros Can:
Teşekkür ederim hocam ALLAH razı olsun.
Harika bir salâvât. Bu şeye duyurulur bunlar, Zât’a atlayış yapmak isteyenlere, ihata etmek isteyenlere duyuralacak nitelikte ibret dolu bir salâvât-ı şerife Hamdolsun!.
Son cümlenizde de dediğiniz gibi, bu gün birisi bana diyordu ki: “eyvah!” diyor. “İçimi öyle bir şey kapladı ki, öyle bir durum ki yâni bakıyorum ediyorum!” diyor. “Diyorlar ki: “Ne kadar ilerlerseniz ilerleyin hep şirk içerisinde olacaksın yâni. İnsan ilerledikçe hep şirk içerisinde olacak yine çünkü sonuçta bilemeyecek ALLAH’ı!” diye söyleyenler var!” diyor.
Bu içimde kötü bir hal oluşturdu. Ben de dedim ki: “Niye içinde öyle bir hal oluşuyor ki, yâni!”
“Sanki kabir azabı hissiyatı geldi içime!” diyor.
“Kabir azabını sürekli düşünmekteyim!” falan filan diyor.
Ben de dedim ki: “Niye bunlarla böyle şey yapacaksın ki, bizim ALLAH’ı ihata etmek zorunluluğumuz mu var ki?” dedim.
Öyle bir husus mu var ki, bu olmadı diye üzülüyoruz. Biz ilâhlık sevdasında mıyız? Kulluk sevdasında mıyız?
“Hocam diyor ki: “Biz Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin gönlünde olalım da cehennemin zümerasına soksun ALLAH bizi!” diyor dedim.
“Hah bu laf tam bana göreymiş, şimdi içime su serpildi, rahatladım!” diyor.
Böyle bir zorunluluğumuz yok. Biz Abd Noktasında gelebileceğimiz yere kadar geliriz, Orada Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem ne yapacaksa bizi nereye götürecekse bizi götürür. SALL eder bizi!
Bu husus var iken, bunun üzerinde yoğunlaşmamız gerekirken, illâ aklımızla Hakk Teâlâ’yı felsefe yapar gibi sağda solda konuşarak ihata etmek yarışına girmenin ne mânâsı var ve bunun olamayacağını hissedip de daha sonradan kendi kendini üzüp esefe düşmenin ne anlamı var.
Bazı insan vuslattan mânâ olarak, Sizin bu bahsettiğiniz mâsivâdan maeALLAH hususu gibi değil de, mâsivâdan ALLAH hususu.
“Ben ALLAH oldum!” der gibi, bu anlayış içerisinde gitmekte.
O zaman sorun oradan kaynaklanıyor.
Hiçbir zaman öyle bir şey de olduğu da yok!.
Konuşup konuşup duruyorlar sağda solda.
O yüzden bu Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemi insanlar nerede bırakıyor ki?
Bu da ilginç. Muhyiddin İbni Arabî Hazretleri gibi bir zât.
Öyle büyük bir evliya diyor ki: “O’nun sırrını hiçkimse anlayamadı!” yâni, Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem için.

İmamı RABBanî mektubâtın içerisinde diyor ki: “Bütün evliya-i kiram için, o Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLeme seviyelenenler için yâni, O’nun dâima bir adım önde olduğunu ve kimsenin buna yetişemeyeceğini”
Bunu anlatırken, Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemi geçip de insanlar nereye gidiyor, ben onu bir türlü anlayamadım, hep bu yarış var yâni.
Siz diyorsunuz ki: “Mârifet basamağı, Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin basamağıdır. Niye?
Miftah O’dur yâni bu salâvâtın içerisinde de dediği gibi, Miftah O’dur.
Herşeyin anahtarı O’dur. Açış, götüren, sall eden, hepsi O’ndayken.
O basamağın üstüne basıp ileriye doğru giden, orayı geçen nasıl geçiyor ben hayretle izliyorum dediğiniz gibi Hocam!. hamdolsun sitemiz içerisinde hamdolsun bizi tüm kardeşlerimizle biribirmize kavuşturan bu site içerisinde bizi Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin gönlünde cem’ eden RABB’bımıza ki bu korkunç hatalardan uzakta, sadece bakmakla kalmaktayız.
O hataların içerisine düşmekte vardı.
Hakîkaten bu büyük bir nimet bizim için, Hamdolsun!.
Teşekkür ederim hocam. Bu anda aklıma gelen bunlar. Müstakîm kelimesi, evet bu kelimeyi ben de daha evvelden bakmıştım düşünmüştüm daha doğrusu.
Bunu açıklarken Kayyum kelimesi kıyam kelimesi ile muhteşem bir benzerlik.
Onun içerisinde O zâten görülmekte, MuhaMMedî bir yaşayış kudreti.
O öyle bir sırat-ı mustakîm ki içerisinde böyle bir MuhaMMedî yaşayış kuderdini hemde Mahvoluş.
O kudret içerisinde mahviyet hususu var.
Öyle bir İstikamet veren. Sırat-ı mustakîmin kendisi zâten Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem.
Sıratta olan, İstikameti de veren hepsi de Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem.

Bugün zannediyorum, uyku ile ilgili bir takım şeyler okumaktaydım.
Onun içerisinde Derman Hocamın söylediği gibi “İnsan ayaktayken uyanıktır!” diyor, “İnsan ayakteyken uyumaz!” diyor.
Vardı ya hani, yaslanmazsanız abdestiniz bozulmaz.
Duvara yaslanırsanız veya bir yere yaslanırda oturursanız uyursanız, abdestinizi tazelemeniz gerekir ama ayaktayken uyuyamayacağınız için, her ne kadar “ayakta uyuyanlar” tâbiri varsada ayaktayken uyuyamayacağınız için, düşeceğiniz için insan, sürekli dengede tutmak için kendisini uyanık durmak mecburiyetindedir. İşte böyle bir hal.
Namazda ayakta dururken bu kıyamın içerisinde Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin MuhaMMedî yaşayış kudreti içerisine kavuşmuş olduğu zaman öyle bir uyanıklık ile o elektriği almış bir şekilde, ne yaptığını biliyor.
O istikamette yürür bir şekilde, ama her ne kadarda daha hâlâ köşeleri yenmemiş olan kutunun kenarları henüz yuvarlaklaşmamış olabilir.
Belli bir zamanla kemâlâta ulaşması gerekebilir.
Ama elektriği vardır ya. Ama o istikamette yürüyordur ya.
Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin İstikametinde, elektrik var ya. Önemli olan o!.
Sonuçta nereye gittiğinin ne yöne doğru yürüdüğünün farkında. 3600 derecelik Kâbe’nin çevresindeki açı içerisinde o 10 derecelik Resûli Açıyı yakalamış.
O açı üzerinde yürümek için gayret etmekte.
Öyle bir müstakîmlik bu müstakîmlik hamdolsun!.

Bu salâvâtın içerisinde de sanki Fâtiha-yı Şerifin ve Nasr Sûresinin sanki biribiriyle bir birleşimi gibi.
İçerisindeki kelimeler öyle güzel ki, hemde “ALLAH’ın kadir ve kıymetini bilemediler” diyen bir âyeti kerime vardı ya, hani o âyetin içerisindeki gibi.
O ALLAH’ın kadri ve kıymetindeki laf gibi oradaki söylenen o Âyet-i Kerimenin içerisindeki gibi.
ALLAH’ın kadri, kendi kudreti, kendi kadri, potansiyel olanı.
Kıymeti ise Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin miktarihi diye bahsettiği, sizin dediğiniz, O’nda tecellî edeni.
Aynı böyle bir ikili söz konusu.
Aynı istakîm ile mustakîm gibi sanki.
Çünkü istakîmin içerisinde de yine El-Kayyum olan Hakk Teâlâ var gibi.
Ve mustakîmin içerisinde de yine o Mim Noktasındaki tecellîyat.
Onun o noktadan ilk noktadan tecellîyatı gibi bu sıfatın.
Öyle bir his var içimde baktığım zaman öyle geldi hocam. Teşekkür ederim!.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Kul İhvÂNi : Ben teşekkür ederim Barbaros.
Şimdi öyle ilginç ki, o kadar önemli ki: “ ilâhe illâ ALLAH!” diyenler cennete girecektir hadisler var:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İhlâs ile Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü diyen Cennete girer.” buyurmuştur.
(Taberanî, Deylemî)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Lâ ilâhe illâllah, Muhammedün Resulullah diyene Cehennem ateşi haramdır.” buyurmuştur. (Müslim)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Size şu beş şeyi emrediyorum. Birincisi Allah’a imandır. Allah’a iman nedir biliyor musunuz? Allah’tan başka mabut olmadığına ve benim son Peygamber olduğuma şehadet etmektir.” buyurmuştur.
(Buharî, Müslim, Tirmizî, Nesaî, Ebu Davud, İbni Hibban, Taberanî)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Lâ ilahe illallah" deyip kalbinde bir arpa ağırlığı kadar hayır bulunan kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. Yine kalbinde buğday tanesi kadar hayır bulunduğu hâlde "Lâ ilahe illallah" diyen kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. "Lâ ilahe illallah" diyen ve kalbinde zerre kadar hayır bulunan kimse de cehennem ateşinden çıkacaktır."
(Buhari ; Enes (r.a.)ten rivayet edilmiştir)

Kafirler sall etmezler. Türkçesi kafirler namaz kılmazlar!

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bilerek Namazı Terk eden kişiden, Allah ve Rasulunun zimmeti uzaktır." Buyuruyor.
(Ahmed, Ahmed b. Hanbel, IV, 238, VI, 461 isnadı ile Mekhul'den rivayet etmiştir)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Kişi ile küfür arasındaki fark Namazı Terk etmektir." Buyuruyor.
(Buharî, Neseî, Kutub-i sitte sahipleri ve İmam Ahmed rivayet etmiştir. Neylul'l-Evtâr, I, 291.)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bizim ile sizin aranızdaki ahid namazdır. Namazı kılmayan kâfir olur." Buyuruyor.
( Bu hadisi beş imam ile İbni Hibban, Hakim rivayet etmiş olup Neseî ile Irakî sahih demişlerdir. Bu konuda başka hadisler de vardır. Neylu'l-Evtâr, I, 293 vd)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhut ettiğimiz namazdır. Kim Namazı Terk ederse, kâfir olur."
(Nesâî, Salât, 8)

Açık hadis, oradaki “sall” i sadece bir ibadet şekli olarak düşündüğü zaman kişi oradaki sall’ın ekmek yer gibi, su içer gibi, parmağını bıçak kestiğinde acı duyar gibi, ağlar gibi, güler gibi, doğar gibi, ölür gibi, fiilen yaşayarak.
Benim laptop akıllanacak diyecek ki: “Ben niye Keban’ı arıyorum ki, ben Keban yüzünden yaşıyorum şu an!. Bırakın bile’liği. Varlığım onunla kaim. Kıyamda yâni!.”
Kaim kıyamda diyorum. MuhaMMedî yaşayış kudretidir kıyam. “Aksi ne olur hocam?”
İstediğin etiketi yapıştırabilirsin üzerine, Hizbüşşeytanlık olur.
Rasûlullahsızlık olur. Hem Resûl’suzluk hem ALLAH’sızlık olur. “Öyle mi olur?”
VALLAHi öyle olur. Bizler çok iyi biliriz ki öyle olur.
Onun için diyorum zâten. putperestlikten kurtulmak çok zordur.
Kimin putperestliğinden?”
Aklın kendi putperestliğinden. Çünkü putperest yaratılmıştır.
İlliyyinden Esfeline indirilmek budur.
Yoksa “e lestu biRABBikum” ve “kâlû belâ” ve de “şehidnâ” demeyen kim var ki?

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ
Resim---Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne): Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.” (A’râf 7/172)

Kim var ki?
Nasıl demeyecek ki. Kim demeyecek yâni. olur mu öyle şey!.
Senin hangi organın diyor ki: “Beni kesip atamazsın!” diye. Acı olur, tatlı olur keser atarsın.
Öyle bir şey yok zâten. Böyle diyen birisini bulamazsın. İnsan aklı hariç!.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Onun için, Muhammed Sıddık Hocam: “Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem: “Her derdin devâsı vardır ahmaklığın hiçbir çâresi yoktur.” Buyuruyor” derdi.
Neden böyledir?

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ahmak, ahmaklığından fasıkın günahından daha büyük bir derde düşer.” Buyurdu.
(Hakîm)

İsâ aleyhi's-selâm: “Körleri iyileştirmek, ölüleri diriltmek zor gelmedi. Ama ahmağa, doğru sözü anlatamadım!” buyurdu.

Ahmak o ki;
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Akıllı, nefsine uymaz, ibâdetlerini yapar, ahmak olan da nefsine uyar, günah işler sonra ALLAH affeder diye ümitlenir.” (Tirmizî)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Isrim el-ahmeka: Ahmak olan kimsenin sözünü kesin" buyurmuştur.
(Kenzu’l-ummal, h. No: 24845)

Elbette Dünya gaflet üzere dönmekte ve gaflet örtüsü örtmekte ölüm gerçeğini..
“Levle’l humekâ le harabe’d- dünya: Ahmaklar olmasaydı dünya harap olurdu.” Sözü de çok doğrudur.

Kulun tercihi takdirde ne kadar önemlidir ki ahmaklığı benimseyenler de takdire takılır:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Her şey ALLAH’ın takdiri iledir Akıl ve ahmaklık bile.”
(Buhârî)

Netice şu ki, ahmak ister cüppe giysin, ister cüppe çıkarsın, ne olursa olsun, “ebâ vestekbere” eder.
Neticede “put varsa benim putum!” der.
Allâhuekber” i yok der. “Ekber olan benim!” der.

Nefsin Hevâsı için Bâtıl ve Şerri Tercihinde Firavunluk basit bir şeydir:

فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
Resim---Fe kâle ene rabbukumul a’lâ: Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Nâziât 79/24)

Daha beteri hevâsını ilâh edinmesidir:

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Resim---E raeyte menittehaze ilâhehu hevâh(hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ(vekîlen): Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkân, 25/43)

Firavun çıkıyor diyor ki: “Ben hepinizin RABBıyım bakın bana, diyor. Bak Nil Nehri’ni ben akıtıyorum” diyor.
“Tamam! Sen bizim RABBımızsın!” diyorlar.
İşte uyuyan akıllar için, insandan PUT!.

Tesbihle takkeyle bir kucak sakal ile, şunun ile, bunun ile, türlü türlü renkler ile, giyintiler ile etrafta fır döndürmeler ile bütün insanların MuhaMMedî yollarını kesip kesip atıyor adamlar.
Hangi yollarını?”
Adamın kendi iç organındaki yollarını. Onu diyorum kalbinin içine giriyor çünkü. Orada yok ediyor. dışarıdakinden vazgeçtim.
Onun için diyor. Buluruz kaynağını: “Hacca deve gitti deve geldi!”
Eşşek gitti eşşek geldi denmiyor, ağır olur diye.
Arabistan’a uygun Hacca deve ile gidiliyor o zaman. Araba yok.
Devesi üstünde Deve huyuyla Hacca gidiyor. Deve gitti, deve geldi.
Ne değişti ki? Deve inadı aynen duruyor. Deve gibi sağlam. İnadında sabırlı “ebâ vestekbere” hem kibirlendi hem direndi.

Bu “hevâ” kelimesi kadar ağır kelime yoktur Kur’ân-ı Kerimde. Kibirden çok beterdir çünkü.
“Hevâ” nedir biliyor musunuz? Açı kanadı gibi açıldıkça açılır. ALLAH celle celâluhu çâre bulamaz değil. Bulmaz.
Sen ALLAH’ın yoluna gelmiyorlar diye kendi canına mı kıyacaksın? helâk mı edeceksin!.

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
Resim---Lealleke bâhıun nefseke ellâ yekûnû mu’minîn: (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!” (Şuarâ 26/3)

وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
Resim---Ve mâ ekserun nâsi ve lev haraste bi mu’minîn: Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.” (Yûsuf 12/103)

Sen kendini mi helâk edeceksin. Kehf Sûresinin son âyeti sanıyorum. Öyle değil mi? yâni Sen kendini mi helâk edeceksin onlar inanmıyorlar diye!. Yâni, sana ne!
Ama yetimdim, öksüzdüm beni büyüttü..
Ama Risâletini tercih etmiyor Ebu Talib bile olsa!.

Mezardakilere bir soralım neleri varmış?.
Ben söyleyeyim, bak geride hevâları kaldı tek.
Ne elleri, ayakları, ne kafaları, ne akılları, burada işe yarayacak hiç birşeyleri kalmadı. Neyi kaldı?
Parmak izi gibi götürdükleri: “Eşhedü en lâ ilâhe illâ ALLAH ve eşhedü enne MuhaMMede’r- Rasûlullah!”ı ya da “ebâ vestekbere” si..

Hakkı-Bâtılı ve Hayrı-Şerri seçişte AKLın DUYup-Uyacağı NAKİLdir; RABBımız ALLAH celle celâluhunun SÖZü, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selemin SESi olan Kur'ân-ı Kerim..
Mükemmel-Mükemmil abd da olan Abdullah MuhaMMed aleyhi's-selâm..

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
Resim---''Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden): De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.” (Kehf 18/110)

Bizimki sadece Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLeme buyurulan ve buyurduğunu OKUruz BİZ!.
“Resûlüm deki, “kul innemâ” şüphesiz olan bir şey varsa “ene beşerun mislukum” ben sizin aynınız olan bir beşerim. Şeraitle, hayr-şerr ile imtihan olanım.
yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid” bana şüphesiz şüphesiz ileyye-bana vahyedilen sizin ve benim ilâhım birtek ilâhtır. İlahlarımız sadece bir ilâhtır!.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Haa, burada duracaksın!.
Hevâsını ilâh edinen kimdir o zaman?
Her insan kendi ilâhını RABBısını kendi mi yaratıyor hâşâ!.
Ne buyuruyor Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem: “Ben de sizin gibi bir insanım, bana vahyolunan ise ilâhın Tek olduğu
İlâha geçemez insan, RaBB’den geçmeden. Nasıl geçer?
Girdiği kapıdan çıkmayan adam, başka kapı yok, nereden çıkacak geri dönecekmiş?
Ben diyorum ya: “Kim diyor mezara mezar diye ben Ana Rahmi diyorum.”

Evet. “fe men kâne yercû likâe rabbihî- Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa” ''kema” o halde müteakiben şimdi yapılacak bir şey var. Nedir o ?
Men” kim ki aklı olup da, kim ki aklı varsa “kâne yercû likâeRaBB’ısına ilka olmaya.
İlka nedir?
Zerk etmektir, iğneyi vurmak ilka’dır. İlacı içeriye sıkmaktan bahsediyorum. İlka’ öyle bir bileliktir. Rastgele değildir çünkü.
Ulaşmak, mülakî olmak, kavuşmak ama öyle bir kavuşma ki daha çıkaramazsın yâni. Neden? Ee çıkart da göreyim bakalım. Akdeniz’e “bir bardak su” dök, bütün kâinât bir araya gelsinler de bizim “bir bardak su” yu geri versinler bakalım.
Alacakları Akdeniz’den bir bardak sudur.
Bizim su gitmiştir. Yok olmamıştır var da değildir. O bitmiştir.
Oraya attığımız Hümeyra kalıbı buzu bitti.
Üzerinde kadın yazıyordu, şunu yazıyordu, bunu yazıyordu, şöyle der, böyle yapardı.
Ee bir tanesinde de Barbaros yazıyordu allıydı yeşilliydi şuydu buydu. Sonra ne oldular?
Akdeniz oldular.
Nereye gitti bunların, şunlukları bunlukları?
Bunlar zâten geçici-izafî-iğreti değil miydi? Buzluğun getirdiği sıkıntılardı bunlar.
likâe rabbihî” oldular bunlar. RaBB’lerine ilka oldular. Yâni kavuştular. “BİZ BİR-İZ” oldular.”

fel ya’mel amelen sâlihan
Kim bunu istiyorsa hemen Salih Amel etsin.
Öyle bir amelle ki, “salihan” sulh içinde hakîkat lutfuna sahib bir şekilde yâni, felah selah salih islah olmuş halde amel etsin.
ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ”artık RaBB’ısını Ahad bilsin, hiçbir şeyde “lâ yuşrik” şirke sokmasın “bi ıbâdeti” ibadette. Kullukta.
Gel gör ki, bizde kul deyince akıla ne gelir?
Kölelik gelir. İlla biribirinin kölesi olacaksın. Hiç seviye yok.
Ben niye onun kölesi olayım da o benim kralım olsun.
ALLAH aşkına bu nereden çıktı?
Kim çıkardı bunu ortaya? Bu kelimeyi kim çıkardı?
Kul kelimesini nasıl koydular İslam’da müslümanlar, Türkler ben şaşıyorum. “ibad” kelimesinin karşısına kulu, köleyi nasıl koydu?
İnsan için kullanılabilir. ALLAH için kullanılamaz. Benim âletim Keban’ın kölesi değildir.
Keban’ın TAMMlayanı TÜMMleyenidir.
Nasıl? Nasıl?
Tüm âlem Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemden ibarettir.
Nur-u Mim’den ibarettir. ''NûR-u MîM'', ALLAHu ZU’L-CELÂL’in neyidir yâni?
Nurudur.
İyi o zaman ben gideyim Barbaros, senin elini kolunu hadım edeyim: “Sana ben bir şey yapmıyorum ki koluna yapıyorum!” desem. Böyle şey mi olur?
ALLAH celle celâluhu Firavun’unun tırnağından vazgeçmez. Tırnağından. Zerresinden geçmez. Geçemez.
Akıl akıl. Bu aymaz akıl Zalim akıl kendi nefsine zulmeden insan aklı korkunç bir hatadır.
Onun için zâten islamda biz, Biz durmadan bir şeyler söylüyoruz.
Basit basit şeyler söylüyoruz ama dikkat edelim ki basit gibi gözüken şeyler sistematiktir.
Bunları atladığımız takdirde büyük hatalara düşeriz.
Dava tektir, ALLAH celle celâluhu’nundur: “ilâhe illâ ALLAH” tan ibarettir.
Bütün sistem bunun için kurulmuştur. Hizbullahlık ve Hizbüşşeytanlık bundan ibarettir.
İnsan için, aklı olan için, üçüncü bir yer yoktur. Hâl de yoktur.
Ya Hizbullah’tır ya Hizbüşşeytan’dır.
Ama efendim işte Lut’un karısıydı. Efendim Nuh aleyhisselâm’ın karısıydı. Peygamberler doğurmuştu. Doğurmuştu. Ancak ne olmuş?
“Gabirun olmuşlar, yâni Hizbüşşeytan olmuşlar. ALLAH yapmasaydı. ALLAH etmeseydi!”
“ALLAH, ALLAH olmasaydı!” gibi bir kelimedir bu hâşâ!.
O kadar korkunçtur ki, Ali efendimize bir dehrî-materyalist- Âlemin ezelî ve ebedîliğini iddia edip âhirete inanmıyan münkir ve imansız bir fırkaya mensub birisi geliyor.
Gelişinden biliyor, kokudan kokudan tanıyor, iğrenç bir koku çünkü.
RABB’bıma hamdolsun ve şahidim ki bu kokuyu çok iyi bilirim. 1.000 km de olsa, yeter ki o kişiyi muhatab aldığın anda bu kokuyu alırsın.
İğrenç bir koku. En ağır koku yalnız. Buna şahidim yâni.
Dehrî diyor ki: “Yâ Ali kader nedir?”
Ali kerremullahi veche: “Ey Dehri, Kader derin bir denizdir dalış yapma!” kokuya cevâp veriyor zâten.
Dehri ne demek?
Tâbiatı tâbiat yarattı diyen, yâni aklımı aklım yarattı diyen, aklımdan başka ilâh yoktur diyen bir psikopat yâni.
Birgün sonra yine geliyor. Nerede soruyor?
Camide halkın huzurunda soruyor. Neden?
Çünkü fitne çıkarmak istiyor. Halkın akıllarını bulandırmak istiyor.
“Yâ Ali ben sordum sana dün, tatmin etmedin, kader nedir kader? ALLAH yazıyor biz de yaşıyoruz. Kader, nedir kader?” “Dehr'i, kader sonuçsuz bir yoldur giriş yapma!”.
Üçüncü gün tekrar geliyor. “Yâ Ali kader nedir?”
Be ahmak herif ALLAH celle celâluhu ne yapacağını sana mı soracaktı!” buyuruyor.
Sana mı soracak ne yapacağını. Kader budur. Nedir? Kaza, Kader, İrade ve Meşiyyetiyle ALLAH celle celâluhu ALLAH’tır. Ortaksızdır çünkü.

HakikatMuhaMMediyyeyi Anlayamayış en büyük gaflet ve cehâlettir en azından..
Evet. Hicran mahcura. Hicr olan Sınırlı-Sorumlu İnsanoğludur. Mahcura karışılamayandır. Olduğu halde karışılamayandır. Olduğu halde gözükmeyen akıl gibi.
Ancak yaptıklarıyla varlığından haberdâr olduğumuz, olduğu halde göremediğimiz, can ciğer olamadığımız RaBBülâleminle bu âlemde Kemâle ermedenki oluşumuz gibidir mahcura oluş..
Şahdamarımızdan da yakınken ayrı kalış acısını duymamak mümkünmü?.
Sırf aklın yolunu tercih materyalist bir dehrî gibi HaKKa ve HaYRa AKLımızı-Nefsimizi hacir altına alır:

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
Resim---Yevme yerevnel melâikete lâ buşrâ yevme izin lil mucrimîne ve yekûlûne hicran mahcûrâ(mahcûren): Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak." (Furkân 25/22)

وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
Resim---Ve huvellezî meracel bahreyni hâzâ azbun furâtun ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve ceale beynehumâ, berzehan ve hıcran mahcûrâ(mahcûran): İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur; bu, tatlı, susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. İkisinin arasında (birbirlerine karışmalarını önleyen) bir engel (berzah) ve aşılmayan bir sınır koymuştur.(Furkân 25/53)

Onun için zâten biz bu günlerde bir zevk yazmıştık buraya. Neşredildi mi bilmiyorum.
Dinimizin Ahmedî ASLı, sadakat ve samimiyyet.
MuhaMMedî meşki faslı Rahmâniyyet Rahîmiyyet.
AŞKı Rahmâniyyet, MEŞKi Rahîmiyyet’tir.
Meşke dökülmemiş, bestelendiği halde çalınmamış bir beste olmaz.
Meşk nedir? Fasıldır.


AŞK: Hakikatu’l-HAKKtaki HaBBenin Hakikat-ı MuhaMMediyye ASLının “KûN” Kazası..
MEŞK: AŞKuLLaHın Nur-u MîM Mazharında Mârifet-i MuhaMMediyye fASLının feyeKûN kaderini Yaşayış..
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Rahmetli koca âşık Fuzulî’nin AŞK dİZeleri:

âşık odur ki; kılar cânın fedâ canânına
meyli canân etmesin her kim ki kıymaz canânına
cânını, canâna vermektir kemâli âşıkın
vermeden can îtiraf etmek gerek noksanına!..


bu bir yazıdır, sözdür.. Ancak Hacı Arif Bey besteler 7 sese yol açarsa-Meşk edilir-Fasl edilir.. İman amele dökülür..
Bende bilirim bunu ama, biliyorsunuz bunu söyleyebilenler muhteşem söyler.
Renginaz kardeşimiz canımız da bunlardan bir tanesidir.
Meşk başka şeydir çünkü. Diliyle söylerken gözünün yaşlarıyla da şâhidlik yaparlar.
Çünkü; Aşık odur ki kim canın fedâ kılar cÂNÂNına!

Rahmâniyyet ve Rahîmiyyet ASLını fASLına döktü mü hASL başlar!
AŞKı MEŞKe döktü mü, BUZluk SUluk BUHAR ve BULUTluğa dönüşüverir.
Rahmeten li’l-âlemîn’liğe geçer çünkü.
“azbun furâtun” bulut, azabın zevkidir BUZluk.
Zincirlerin çözmek SU’luk, BUHARlaşmak korkusuzluk.
Kim ki Benlik Buzdağlarının zincirlerini her zerresindeki hücresindeki zincirleri çözerse, budur SU’luk işte. SU budur.
Buharlaşmak ise korkusuzluktur.
Su bile biribirine yapışık zerreleri ile yaşar.
Ama buharlaşmak, iki kanadını açıverip gökyüzüne savrulmaktır.
Es-Sema’ oluştur. Semâ ediştir. Dönüştür.
sebbeha” ya fiilen karışmadır, her zerresiyle, her haliyle, her zaman AKLın nAKLe-RABBına ÖZden koşmasıdır.

İlliyyinden Esfeline inen insana en Yakın AKRABa RABBu’l-Âlemîn olup cAN Ceryanı gibidir.
Bunu ANlayış, RABBımıza Her AN “Rucû’ et: DÖN!” EMRini yaşamakladır İnşâallah!

يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ
Resim---"Ya eyyetuhennefsu'l-mutmeinnetu: Ey, RABBine, itaat edip huzûra eren nefis!”” (Fecr 89/27)

ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً
Resim---"İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh: RABBine DÖN-üver, sen râzı, O da senden razı olarak.””
(Fecr 89/28)

فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
Resim---Fedhulî fî 'ibadî: Gir kullarımın içine!”” (Fecr 89/29)

وَادْخُلِي جَنَّتِي
Resim---"Vedhulî cennetî: Gir cennetime!”” (Fecr 89/30)

Bu BUYURulan RABBine DÖN-üveriş, şu ANda ve ŞE’ENULLAHta her AN Devam etmektedir ve İŞTİRAK tercihlerimize kalmıştır çok şükür:

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ
الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Resim---Yusebbihu lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardıl melikil kuddûsil azîzil hakîm (hakîmi): Göklerde ve yerde olanların hepsi padişah, mukaddes, azîz ve hakîm olan Allah'ı tesbih etmektedir.” (Cuma 62/1)

Bu Zâhiri DÖNüşü GÖRemeyen NEFS-Akıl ve AN-layamayan KALB için Sevgili
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu: Nefsinin Bilen RABBini BİLir”” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşfü’l-Hâfâ II/343 (2532)

İşte korkusuzluk budur. Korkusuzluk budur. Korku nereden geliyor korku?
Korku. Katı, kalıplı, kasıdlı nefsin üç özelliği vardır.
Kaskatıdır, bunun için zâten “hevâ” yapar, bunun için direnir: “Bunu vermiyorum!”der.
Kalıplı, şekli bağlıdır. Kasıdlı, kastı vardır. Benlik kastı vardır: “Erirsem yok olacağım!” der.
Nefsim!. Buzdağları gibi katı, kalıplı, kasıdlı nefsim Rahmeten li’l-âlemîn’siz su içindeyken susuzluk!.
Rahmeten li’l-âlemînde OLduğunu ANlamak ne demektir?
Buzdağı gibi suyun içindeyken susuzluktan geberip gitmektir.
Kendi de, cümle âlem de BUZ halindedir onun için!.
Ondan alınacak tek şey soğukluktur. Kafanı vurursan kafanı kırar.
Onu kırarsan parça parça edersin sana 1 gram bile su vermez. Erimediği sürece.
Hülasa, yenmez içilmez bir zehir zıkkım dağıdır BUZluk.
Kim bu buzluk?
Bu heykel kimin ALLAH aşkına?
Bu heykel. Bu heykel bizim en Muazzam halimizdir.
Bu heykel mukaddes bir heykeldir. Ez-Zâhir heykelidir.
ALLAHu nurus semavati vel ard” heykelidir. Buzdağıdır heykelden kastım. Muhteşemdir.
Gerçekten muhteşemdir. Muazzamdır yâni.
Ama “İrciî ilâ rabbiki” var ya. Evet var.
Ey buzdağım kendini bil!” “men arefe nefsehu” “fekad arefe RABBehu
Kendini bilirsen sen BULUTsun. Buzdağı değil üstümdeki bulutsun.
O zaman işimiz Kulluk görevimiz, Buzdağlıktan vazgeçelim. Zincirlerden vazgeçelim. Zincirlerden.
Hani suyun her damlası biribirine, asla erimeyecekmişçesine, sanki onu yaratan yokmuşçasına, sıkı sıkıya, vücudumuzdaki her hücrenin nasıl dağılıp gitmediği gibi tutan bir bağın gölge olduğunu hayatta olduğunu, hakîkat olmadığını ANlamak, bunu kullanmaya mani değil, ye iç oyna gül senin olsun.
ALLAH’ın nimetlerinin tümünü tepe tepe kullan. Yâni tepe tepeden kastım rahat rahat kullan.
Nereden çıktı RABB’lık İlâhlık?
“Ama efendim neden öyle söylüyorsunuz, biz kuzular gibi insanlarız, baksana sabah akşam meleşiriz, hep namazlar kılarız oruçlar tutarız, ibadetler yaparız. Şunu ederiz bunu ederiz?”
Evet öyle deriz. Öyle deriz de Kur'ân-ı Kerimde 2 âyet var:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Resim---Kullü nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh (fitneten), ve ileynâ turceûn: Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ 21/35)

كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَما الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ مَتَاعُ الْغُرُورِ
Resim---Kullu nefsin zâikatul mevt (mevti), ve innemâ tuveffevne ucûrekum yevmel kıyâmeh (kıyâmeti), fe men zuhziha anin nâri ve udhılel cennete fe kad fâz(fâze), ve mâl hâyâtud dunyâ illâ metâul gurûr: Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân 3/185)

Kullü nefsin zâikatul mevt, ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh, ve ileynâ turceûn” ne olacak?
Kullü nefsin” her bir nefs, “zâikatul mevt” bu mevt denilen şeyi zevk edecektir. Bu zevke mutlaka uğrayacaktır.
Bu meyyit diyoruz değil mi? “meyy” dir aslı onun. Sonundaki “t”dişilik için konmuştur.
Hayatın sonundaki de öyledir. “Hayy”dır aslında. “t” dişilik işareti olarak t dışarıya atılır.
Cümle bittiği içinde, kelime bittiği içinde açık t’ye dönüşür. Devâm etseydi kalkardı.
Bu ne? “hayy, meyy?''
Ne var hocam, birinde HA, birinde ME. Ama işte birinde hayat, birinde mevt oluyor yalnız. Mevv oluveriyor. Hayy. Vavlara dönüşüveriyor.
Vav’ların, ye’lerin. Zâhir ve bâtın yaşayışların hakîkatını gördü mü, YE’ler VAV’a dönüşür.
YE açık bir harftir. Delikanlı harftir.
Fakat VAV’laştı mı kafayı olduğu yerde kırar.
MİM’leşti mi kıyama kalkar. ALLAH karşısında rukuya gelir yâni.
Aynı harftir VAV ile MİM. Aynı harftir. VAV küllî veche döner.
Başka bir ifadeyle söyleyeyim. VAV, Arap yazısı sağdan soladır. VAV bu tarafa bakar kardeşim. Yâni vücuda çıkıştır geleceğe bakar.
MİM ise, kâleme bakar. Yâni yazana bakar. O da sağ tarafa bakar. Bize göre sağı söylüyorum.
Ve de, kıyam eder yâni. Dosdoğru kıyam eder.
VAV gibi böyle eğri büğrü durmaz. Başını tam 90 derece eğer.
VAV tâbii ki sola bakıyor. Yazılan tarafa bakıyor.
Devâm ediyor çünkü yazı. Arapçada sola doğru yazılır. VAV oraya bakıyor.
Ama MİM. MİM’de tersine bakar. Yazana bakar yâni.
VAV yazılana bakar. Takdiri tecellî ettirir. Vücuda getirir, ortaya çıkarır.
MİM ise, ortaya çıkana değil, çıkarana bakar. Çünkü Rasûlullah’tır.
Esas olan yazının yazılış tarzı, yâni bize göre sağ sol değil de, aynaya baktığımız zaman aynanın sağındaki benim sol kulağımdır.
Aynı Arap fotoğrafı negatifteki gibi. Evet..

Seviyelenmeler, bakın Enbiyâ 35. Âyetti o. “Kullü nefsin zâikatul mevt” her nefis ölümü tadacaktır.

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Resim---Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr: amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” (Mülk 67/2)

Hanginiz güzel amel yapacak.
Burda ne buyuruyor “sizi bir belaya tâbii tutalım” “li yebluvekum
Sizi bu bilelik nuruyla bir imtihan edelim.
Fitne gibi, fitneden farklıdır buradaki “beleve”.
Beleve, “e lestu birabbikum” a gider çünkü.
Sizin bize verilmiş bir ahdiniz var, anlaşmamız var ya hani “ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh” şer ve hayrla sizi bir imtihan edelim bakalım.
Ölümü tatmaya tadacaksınız ama “fitneten” bakın fitneten.
Bir fitne olarak yaşayışa sokuyor.
Neyi?
Daha önceki sözümüzü. “e lestu birabbikum.. kâlû belâ, şehidnâ
Sen RABBımızsın, şahidiz” dedik. Dedik ama buyurun.
Bir çarşıya geldik ki, Firavun Nefs diyor ki: ““Fe kâle ene rabbukumul a’lâ
Yoz-hamm Nefsim: “Ben yüce RABBınızım. İlâh varsa benim aklım ilâhtır. Hevâ’m ilâhtır!” Buyurun!.
İşte bakın “ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh
Hayr ve şerr ile bir imtihan edelim. “fitneten” bir fitne olarak.
Nedir fitne?
Elinizde bir avuç altın tozu vardı toprağa döküldü, hiçbir şekilde ayıtamazsınız. oda toz oda toz.
Hemen tavaya koyarsınız, ateşe soktunuz mu, altın çok çabuk erir.
Altın tozu erime noktasını buluverdi mi, bir toprağa dökün, el gibi bir altın külçesi alırsınız.
1 mm dahi, bir zerresi dahi toprakta yoktur, fitne budur.
Böyle hakkı ve hayrı ayırıcıdır fitne.
Eşleriz ve Çocuklarınız düşman..
Mallarınız ve Çocuklarınız sizin için fitnedir...

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---Yâ eyhuhellezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun): Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.'' (Tegâbun 64/14)

إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitneh(fitnetun), vallâhu indehû ecrun azîm(azîmun): Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah'ın yanındadır.” (Tegâbun 64/15)
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

İşte bunun için fitnedir. Ayırım noktalarıdır.
Ayırım için en büyük, tavadaki, en kızgın tavadaki, “harra süccedân” gibidir fitneten..

Kur’ân-ı Kerîm’de “Harrû succeden” deyimi vardır. HaRRe fiili vardır.
HaRRa: Harâretli. Kızgın. Çok sıcak. Yakıcı. En içten ihlâslı. Zâhir Bâtında El RaBB, El HaKKu celle celâluhu zuhûru.

“ALLAH’a öyle burnunuz üzerine yere yatın” derken, “secde yapın” derken, “al kendimi yere çaldım, parçaladım” demek değildir.
“Buzluktan vaz geçtim Su oldum” demektir. “Hürriyete kavuştum” demektir.
Ben buz iken hürriyette miydim sanıyorsun?

Bu böyle bir HARRûdur ve böyle bir hayrân kalıştır, harrû yapıştır.
HARRû Secdeleri...


إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا الَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
---''İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ HARRÛ SUCCEDEN ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn (yestekbirûne) : Bizim âyetlerimize öyle kimseler îman ederler ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere (*) kapanırlar ve RABBlerine hamd ile tesbih ederler de kibirlenmezler.”
(Secde 32/15)
(*): Secde âyeti okudunuz secde ediniz.


ve ileyna turceun” “ve ileyna”. Biz. Biz var ya biz. Kesinlikle bize, turceun dönüşünüz.
Siz er geç bize döndürüleceksiniz. Ne ile başladı?
Ölümü zevk edersiniz, bize döndürüleceksiniz.
Ee ne var, orada ne yapacaksın bize?
Hayr ve şer ile imtihan tercihi.. Yâni sizi bir belaya tâbii tutalım bakalım, fitne olarak. Siz ne yapacaksınız. İşte bu!.
Bir zevk konuşuluyordu. Hicran mahcura ile ilgili bir çalışmaydı bu.
Orada geçen bir âyetti o. Tüm bunlar, nereden geldim buraya? Kehf Sûresinden geldim.
Bizim için en büyük tehlikenin, hedefimiz olan ALLAH’tan başka ilâh yoktur, DAVAALLAH’ındır.
Bunun DAVETçisi Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemdir, DUÂcısıda biziz.
DAVA, DAVET, DUÂ. Alttakiler için de DENAETtir alçaklıktır yâni. Hiç kusura bakmasınlar.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin duâsına iştirak etmeyenler denaet ehlidir.
Dünya da buradan gelir. Dünya, denaet menaet tüm bunlar alçaklık.
Alçaklıktan kastım kötülük anlamında değildir. Yazık edenlerdir. Yazık.
Nuh aleyhisselâm, sevgili oğlu sözünü dinlmeyip BENlik dağına sığınıp boğulunca: Hani bana söz vermiştin Ya RABBi Sen sözünden dönmezsin. Benim ehlimi koruyacaktın. Oğlum bak gark oldu. Benlik dağına çıktı, çıkarım dedi. Çıktı. Yok oldu.

وَنَادَى نُوحٌ رَّبَّهُ فَقَالَ رَبِّ إِنَّ ابُنِي مِنْ أَهْلِي وَإِنَّ وَعْدَكَ الْحَقُّ وَأَنتَ أَحْكَمُ الْحَاكِمِينَ
Resim---"Ve nâdâ nûhun rabbehu fe kâle rabbi innebnî min ehlî ve inne va'dekel hakku ve ente ahkemul hâkimîn(hâkimîne): Nuh Rabbine dua edip dedi ki: "Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin." (Hûd 11/45)

Câhillik etme, o senin Ehl-i Beyt’in değildir. Nereden sahib çıkıyorsun? Belinden doğdu diye mi? Yolundan gelmedi!..

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا
Resim---"Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen): Onlar bu söze, Kur’ân’a inanmazlarsa, onların peşinde, üzüntüden kendini mi harap edeceksin?” (Kehf 18/6)

Yazık ettikten sonra Ebu Talib, Rahmeten li’l-âlemîn’i anasından doğduğu gün üzerine yetim ve öksüz olarak almış, 40 yaşına kadar sahib çıkmış.
40 yaşından sonra da “Sen Rasûlullah değilsin!” demiş. Donmuşsa ben ne yapayım? Sen ne yapacaksın? Kim ne yapacak?
Kendini mi helâk edeceksin!” âyetini okuyacağız biraz sonra. Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem: “Ama beni büyüttü!” diyor. ALLAH celle celâluhu ise;

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا
Resim---"Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen): Onlar bu söze, Kur’ân’a inanmazlarsa, onların peşinde, üzüntüden kendini mi harap edeceksin?” (Kehf 18/6)

Bu âyette. Bakın ne diyor. “Felealleke” “ fe” muhakkak “alle ke” sen o haldesin ki, neredeyse mutlaka 1 sn var yâni, o işi yapacaksın.
felealleke” bu, öyle bir yerdesin ki, O zaman, belki, sen, şu, bu “felealleke” sen öyle bir bıçak altındasın, iğnenin ucundasın ki . “bahiun nefseke” kendi nefsini üze üze tüketeceksin mahvedip boğup öldüreceksin. Helâk edeceksin.
Helâk kelimesi var Arapçada, bu “bahia” çok garip bir fiildir. Öldürücü helâk edici fakat bana göre öldürmekten ve helâk etmekten daha ağır, onlardan korkmaz insan.
Öleyim öleyim de derd değil, hani der ya insan “ölüm derd değil de ayrılık var!”.
Ölümden daha beter derdi var. İşte “bahiun” öyle. “nefseke” kendi nefsini bahiun, ölümden de beter bir şekilde öldürecek misin?
Alâ asarihim, onların eserleri, yanlışa gidiş izleri üzerine “in lem yu minun” inanmazlarsa, “bi hâzel hadîsi esefâ” işte bu, bu söze, Kur'ân-ı Kerime inanmadılar diye esef ederek “vah tüh yazıklar olsun mahvoldu” diyerek, eğer onlar bu söze inanmıyorlar diye bu hadise, bakın burada çok ilginçtir.
Kur’ân-ı kerimde hadis olarak geçmektedir. Neden?
Hadis, hadise halinde yaşayan Kur’ân-ı kerim kimdir?
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemdir.
RaBB Teâlâ Sözünün Sese sokulduğu mazhar, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemdir, hadise yapan.
Bu yüzden bu Yaşar Nuri denilen adam “artık inanacak hadis yoktur” deyince, “bak bu âyeti gösteriyorum” demişti.
Buradaki hadisi, hadise çevirivermiştir. Hadis-i şeriflere yâni. Bunu kendisinden duydum zâten. Zır câhilin teki. Yıllar önceden söylüyorum.
Buradaki hadis ise “yu'minû bi hâzel hadîsi “ bu senin söylediğin hadise halindeki tatbikatlı Kur’ân-ı kerime, fiilen yaşanan Kur’ân-ı kerime, hadiselerine inanmıyorlar diye sen kendi nefsini bahiun mu yapacaksın?
Esef içinde üzüntü ederek. Niçin?
alâ asarihim” onların eserleri üzerine he?
Ben Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi büyüten Ebu Tâlib Hazretlerine dâima saygı duymuşumdur.
Ali kerremâlLAHu vechenin babasıdır. Ben bilemem, onların müfettişi ve müftüsü değilim.
Ne yapacağını da bilmiyorum RABBımın, bildirdiğini biliyorum.
Ama diyorum ki, onun eseri nedir. Ebu Lehebin eseri nedir?
Ne yemiş ne içmiş ne bileyim ben. Ama bir şey var yalnız. “Rasûlullah değilsin!” demiştir.
İşte eseri budur. Burada bitti izleri, ayak izi burada kesildi zâten.
alâ asarihim” Sen onların eserleri üzerine, yâni arkalarından iman etmeden gittiler diye kendine derd edip de kendini yok mu edeceksin üzüntü ile.
Bunları neden söylüyorum. ALLAHu ZU’L-CELÂLin Muradullah olarak Sünnetullah içinde Şeenullahta, annenin çocuk doğuruşu gibi, sabah güneşinin doğuşu gibi.
İnsanların mezara girişi gibi. Güneşin batışı gibi.
Ağzımızdan giren lokmalar gibi, bizi terk eden terler idrarlar gibi fiilen birebir yaşanan bir âlem var iken, insan aklı “Ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ” iken,

وَللّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ مُّحِيطًا
Resim---"Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı). Ve kânallâhu bi kulli şey’in muhîtâ(muhîtan): Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatandır.” (Nisâ 4/126)

Hayır hayır kusura bakma ya RABBi ben: “RABBikum alâ firavunu” oldum dışarıda!.” Diyecek hâşâ!
Aslında bunu demekle şunu demek istiyorum: “Firavunluk yetmeyece bana, Senin ALLAHlığına da karşıyım. Nefsimin hevâsını ilah edindim mi” diyecek ham akıl hâşâ!
“Yaaa? bana öyle bir halifelik verdin ki, ben muhalefette geçtim de köleyken kral oluverdim seni hapsettim!” hâşâ!..
En büyük şirk budur zâten!.

Bu şirk çâresiz bir şirktir. Ne bakımdan çâresizdir?
Bundan kişi kendi kurtulamaz!.
“Kurtulur hocam kurtulur.Yusuf’sa kurtulur!”
O bizim Yusuf değil, felsefecilerin Yusufu!.
Bizim Yusuf kuyudan kurtulamaz. Ona bir habl atılmadan, ona bir kova sallanmadan, Peygamber aleyhisselatuvesselâm Hicret ederken Mekke’den Medine’ye götürmek için kiralanan kişi bir müşriktir.
“4 deve istiyorum.”
“12 deve vereceğim sana. Bizi Medine’ye götürünceye kadar kalleşlik yapmayacaksın!.”
“Tamam!.”
Kim kime yol gösteriyor. Mekke’den Medine’ye giden yolu kim gösteriyor. Rahmeten li’l-âlemîn’e Mekke Medine arasındaki yol rehberi kim? Bir Müşrik!. kılavuzlukta çok mahir ve en meşhur Abdullah bin Uraykıt

Ne demek istiyorum, ne var bunda?.
İllâ ALLAH’ ın rehberi de “lâ ilâhe!” dir ne var?
Gülün kokusu da gübrenin kokusundan geliyor ne var bunda? Neresinde bozukluk görüyorsun bunun ki? kim görüyor?
Aklım görüyor yozluğundan!.
Onun için ALLAHu Zü'l-Celâl ne buyurduğunu bilendir şu anda şâhid olandır. Fiilen şâhid olandır.

Bakın öyle zor bir konu üzerinde konuşuyoruz ki bütün Kur’ân-ı Kerim, bunun için ortaya çıkan Şeriat, Tarikat, Mârifet, Hakîkat anlatımları, tümü, kâinât, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem de dahil, bütün ALLAH’ın dışındaki mâsivânın tümünün temelinde yatan bir kelime var: “ ilâhe illâ ALLAH
Bunu kendi içinde çözmek çok zordur.
Lâ ilâheinkardır. “Hiçbir ilâh yoktur” diyen İnkârdaki Akıl burada kaldı mı, “benim nefsimin hevâsı ilah!” ” der.
İllâ ALLAHİkrârına Rehbersiz geçemez. ''Hicran mahcura''’dır (25 / FURKÂN - 22) çünkü.
O kendi içindekine kendini kilitlemiştir. Benim bilgisayarım nereden yaptı bilmiyorum, bir program icat etmiş kendisi, elektriği bağladığım anda diyorki “kabul etmiyorum!”
Barbaros’ta diyor ki: “Hocam virüs girmiştir!” diyor. Bilgisayara virüs girmiştir.
O virüsü temizleyelim, seviyeleyelim hemen çalışır.
Yoksa bağlı ben biliyorum bağlı olduğunu.
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8923
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen nur-ye »

kul ihvani yazdı:Bakın öyle zor bir konu üzerinde konuşuyoruz ki bütün Kur’ân-ı Kerim, bunun için ortaya çıkan Şeriat, Tarikat, Mârifet, Hakîkat anlatımları, tümü, kâinât, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem de dahil, bütün ALLAH’ın dışındaki mâsivânın tümünün temelinde yatan bir kelime var: “ ilâhe illâ ALLAH
Bunu kendi içinde çözmek çok zordur.
Lâ ilâheinkardır. “Hiçbir ilâh yoktur” diyen İnkârdaki Akıl, burada kaldı mı, “benim nefsimin hevâsı ilah!” ” der.
İllâ ALLAH” İkrârına Rehbersiz geçemez. ''Hicran mahcura''’dır (25 / FURKÂN - 22) çünkü.
O kendi içindekine kendini kilitlemiştir.

Eûzu billâhi min eş-şeytâni'r-racîm, Bismillâhi'r-Rahmâni'r-rahîm.

Mübârek Zâtı HAKK Olan ve BİZler ÜMMeti olarak HAKKI DUYmak Ve HAYRa uymakta İmam-ı Mutlakımız ve Mürşid-i Mutlakımız, MuhaMMed Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme sonsuz sınırsız ve İlmullahça Es Salat ve Es Selâm OLsun!

Resim'' Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammedîyyeti) ve
Nebîyyike (Mahmudîyyeti) , ve
Rasülûke (Ahmedîyyeti) ve
Nebîyyi’l-Ümmiyi (Habibîyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi vessahbihi ve ümmetihi... ''Resim


Ya RaBBım; RuBBûbiyyet HAKKîkatını ÂNlamayı nasip ve kısmet eyle BİZe!

Ya RaBBım; RuBBûbiyyet HAKKîkatının ZÂHİR-BÂTIN BİLEliğinde, BAĞlı kalmayı nasip ve kısmet eyle BİZe!


Ya RaBBım; RaBB, “RaBBu’l- ÂLEMÎN” <-> RASÛL, “Rahmeten li’l ÂLEMÎN” arakesitin dışına çıkarma BİLip-BULup-OLup ve YAŞAmayı nasip ve kısmet eyle BİZe!


قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ
Resim---"Kul mâ ya’beu bikum rabbî lev lâ duâukum,: De ki: «Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?» 25 / FURKÂN - 77

Ya RaBBım; «Duanız olmasa Rabbim size ne kıymet verir?» ÂYET-i KERİMesinin hürmetine «hicran mahcûrâ;Yasak edilmiş» lerden eyleme BİZi!

يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
Resim---"Yevme yerevnel melâikete lâ buşrâ yevme izin lil mucrimîne ve yekûlûne hicran mahcûrâ(mahcûren).: Melekleri görecekleri gün, suçlu günahkârlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: «(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak.» 25 / FURKÂN - 22

Ya RaBBım; kendi içimizdekine kendimizi kilitlettirme, kilitlemişlerden değil, "ilahe illâ Allah'' kapısı açılanlardan eyle BİZi!

Resim---Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem efendimize : "La ilahe illa Allah cennetin anahtarı değil mi? " dendi de: "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi.

İnşallahu’r- Rahmân!
Âmin! Âmin! Kabul et!

Yâ Latîf Celle Celâlihu!
Yâ Kerîm Celle Celâlihu!
Yâ Rahîm Celle Celâlihu!
Yâ Rahmân Celle Celâlihu!
Yâ Hannân Celle Celâlihu!
Yâ Mennân Celle Celâlihu!
Yâ Deyyân Celle Celâlihu!
Yâ Furkân Celle Celâlihu!
Yâ Sultân Celle Celâlihu!

Yâ Allah Celle Celâlihu!..

mim yazdı: BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Fasil:İMAN VE İSLAM HAKKINDA
Konu:İman ve İslam`ın Fazileti
Ravi:Ebu Hüreyre

HADİS-İ ŞERİF no: 9

*---- Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem şöyle buyurdular: "Ey Allah`ın Resulü, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyade saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis`e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmin etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi: "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse, samimi olarak ve içinden gelerek "La ilahe illa Allah diyen kimsedir"



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Fasil:İMAN VE İSLAM HAKKINDA
Konu:İman ve İslam`ın Fazileti
Ravi:Vehb İbnu Münebbih

HADİS-İ ŞERİF no: 12

*---- Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem e : "La ilahe illa Allah cennetin anahtarı değil mi? " dendi de: "Evet, öyledir ama dişsiz anahtar olur mu? Dişleri olan anahtarın varsa kapın açılır, yoksa kapalı kalır, açılmaz" cevabını verdi.
Resim
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Onun için zâten İnşâe ALLAH, ALLAH bizi bağışlasın ve yardım etsin.
Bütün sistem için kurulan maddî manevî bu muhteşemlik içerisinde insan aklı kullanılmadı mı, ALLAHu ZU’L-CELÂL buyuru: “onlar akıllarını kullanmayan necislerdir pis murdarlardır”

وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لاَ يَسْمَعُ إِلاَّ دُعَاء وَنِدَاء صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---"Ve meselullezîne keferû ke meselillezî yen’ıku bi mâ lâ yesmeû illâ duâen ve nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ ya’kılûn(ya’kılûne): İnkâr edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler-akledemezler!.”
(Bakara 2/171)

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---"Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne): ALLAH'ın izni olmaksızın, hiç kimse için îman etme (imkânı) yoktur. O, akıllarını güzelce kullanmayanları murdâr (pislik içinde inkârcı) kılar!...
(Yûnus 10/100)

Çok ağır kelimelerden birisidir rics, necislik-temiz olmayış pisliği.
Yâni akıllarını kullanmıyorlar. “fe hum lâ ya’kılûn” akıllanmıyorlar

Onun için MuhaMMedî Melâmet, insan aklının Öğretim-tâlim ve Eğitim-Terbiyesine MuhaMMedî Hasbî Hizmetten ibarettir. İrşad da budur.
Onun için Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem Kâmilin, ârifin bir saatlik tefekkürü câhilin 60 yıllık ibadetinden faziletlidir, buyururken ibadet etmeyin buyurmuyor. Adam gibi anlayarak ibadet edin, buyuruyor. Artık akıl herşeye eriyor çünkü. Ermese. Kıyama kaldırmıyor.

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “ Bir saatlik tefekkür (hikmetli düşünüş ) 60 yıllık nafile ibâdetten daha hayırlıdır. ” buyurdu.
(Türkiye Diyanet İşleri Yayn. Riyâzu’s-Salihin-Seçme Hadisler)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bir saatlik tefekkür altmış senelik (nâfile) ibâdetten daha hayırlıdır." buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I/370)

Ham akıl her şeyi biliyor, nerede biliyor?.
Aklının ihatası içinde biliyor. Aklı da diyor ki: “Bir put bul Kur’ân-ı Kerimdeki RABB’bı bana putlaştır. Öyle bir put olsun ki, benim bütün keyfimi görsün. Ve desin ki: “Sana cennet vereceğim,cennet senin desin!.” Hâşâ!
Yâni? Sırf nakilsiz Akılperset felsefeci: “Yaratan gelsin desin ki, sen beni yarattın!” desine götürür işi, çünkü onu durduramazsınız. Durduramazsınız.
Akıl küçük bir çocuk gibidir. Ne yapacağını bilemezsiniz. Bildiği nedir?
Çocuk. Deli olduğu için onu yapmaz. çocuk olduğu için yapar. O kadar bilir.
Çocuk diye mâsum olduğu için söylüyorum.
Şimdikiler ise, şimdikilere şeytan şaşırıyor zâten.
Şeytan diyor ki: “Valla ben sizden uzağım. Âlemlerin RABB’bından korkarım. Siz RABB’bınızı bir dakîkada satıverdiniz!”

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ إِذْ قَالَ لِلْإِنسَانِ اكْفُرْ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ إِنِّي بَرِيءٌ مِّنكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Ke meseliş şeytâni iz kâle lil insânikfur, fe lemmâ kefere kâle innî berîun minke innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne): Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana "İnkâr et" der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der.” (Haşr 59/16)

Şeytan Âdemoğluna küfrü emreder. Küfretti mi “ben senden uzağım, beriyim” diyor hatta.
“Birr sahibiyim. Birr, zâhir ve bâtın Rububiyyet bileliğinim var benim O’nunla. Âlemlerin RABB’bından korkarım. O beni cehenneme sokabilir. Beni özel olarak seçilmiş bir örnek yapabilir. Bir şeytan lâzımdı. Beni seçmiş olabilir. Ama ben korkarım. Sen hiç çekinmiyorsun. Ben sana O’nu inkar et, dedim. Başüstüne, dedin ediverdin. Bir dakîkada ettin zâten. Benim elim ayağım mı vardı şeytan olarak, kulağından mı tuttum seni, bunu yapacaksın diyerek kafana kurşun mu sıktım. Ne yaptım sana. Hiçbir şey. Hiç bir şey. Her şeyi sen yaptın. RABBın sana yaptı mı bunu? Bir gün elinden tutup böyle yapacaksın, dedi mi? Demedim!.” gibi..

Neden hizbullah ve Hizbüşşeytan bu kadar dışarıda iken sonuç oluyor?
Hamm Akıldan dolayı.

Aziz canlarımız!
Ne güzel bak bu sohbetlerimiz, Ne kadar iyi bir şey.
İnsanların Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem de BİLişip BULuşup OLuşup YAŞAmaları.
Mesele sohbet etmek felan değil, mesele SEVİYElenmektir
Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem de, Bileşik Kaplar gibi olabilmektir, AYNen ZÂTen SEVİYE…
Kalblerimiz Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLemin mübârek kalbinde BİZ BİR-İZ olmalıdır.

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---"Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne): ALLAH'ın izni olmaksızın, hiç kimse için îman etme (imkânı) yoktur. O, akıllarını güzelce kullanmayanları murdâr (pislik içinde inkârcı) kılar!...”
(Yûnus 10/100)

Bakın “Ve mâ kâne li nefsin” “Ve mâ kâne” asla olmadı. “li nefsin “bir nefis için. “en tu’mine illâ bi iznillâh” ne olmamış?” en tu’minu illâ” inanmak olmamış. “illâ biz iznillâh” ALLAH’ın izni olmadan inanmak mümkün olmamış. ALLAH izin verecek.
Bu izin kelimesi de, yevm gibi, yed gibi, izn kelimesi, izn.
Biz daha etrafında dolaşıyoruz. Neden hocam? Bize açıkça denilse ya?
Ben derim demesine de, ustam kızar.
Antalya’da çok güzel bir pideci vardı, harika pide yapardı.
Beni de çok severdi adam. Bâzen iç hazırlardık götürür yaptırırdık. Onların içi o kadar güzel olmazdı, imkansız olmazdı malzeme uyduruktu ama tadı vardı.
Dedim ki: “Beni seversin değil mi?”
“Çok severim Hocam!” dedi.
“Güzel, yahu siz bu içi nasıl hazırlıyorsunuz?” dedim.
Bir müddet düşündü, dedi ki: “Valla hocam söylerim de, ustam kızar!” dedi.
“Söylemeye söylerim ama ustam kızar!.” oysa kendisi oranın patronu, meşhur bir yer çünkü.

Haa onun sırrını? onun sırrı o işin temeli çünkü, işin aslı astarı o.
Eğer öyle yaparsak, 3 yaşındaki çocuğa düğün dernek kurmak gibi olur.
Onun için zâten buradaki “bi iznihi” şeytana verilen izin nedir? “bi iznillâh” nedir?
Şeytana verilen izin nedir? Hizbüşşeytan için verilen izin nedir?
ALLAH’ın izni nedir? Bu izin nedir?
Bu, bekletiyoruz. Bi iznillâh. “ve yec’alur ricse” “ve yec’alu” ceale. Uydurur. Kılar. Yapar. “ricse” rics yapar. Rics nedir?
Cezâdır. Pisliktir. En kötü şeydir.
“alellezine la ya’kilun” aklını kullanmayanları ALLAH rics kılar. Pislik kılar, murdar kılar, inkarcı kılar.
Akletmeyenleri, Akıllarını kullanmayanları, akıllarını işleme sokmayanları yâni. Sokuyor. Ne diye sokuyor?
İlah yapacağım diye sokuyor. İlah yapacağına ALLAH var ya işte. El İlâh ALLAH ya?
Yok yok bir de bu olacakmış. Zâten “ALLAH yok ben ilâhım” demiyor, Ya?
“ALLAH ALLAH’tır ama bende ilâhım” diyor ham akılla Nefs.
İşte bu, bu korkunç hata. Bu tuzak, bugün hepimizin başının belası gizli şirk!
ALLAH bizi korusun ve yardım etsin İnşâe ALLAH. Yardım etsin. Çünkü biz çıkamayız işin içinden.
Ahmet Can bu gizli şirk, böyle korkunç bir hatadır!.

Kendimizi ve aklımızı kandırmaya gerek yok.
Aklın kendisi böyle yetişir, kendi başına yetişti mi böyle yetişir.
“Hocam iyi yetişseydi ya?”
Ah kardeşim iyi yetişecekti de, sen 3 yaşındaki çocuğa her gün bir çorba kaşığı içki içir bakayım ne olacak?
Bir hafta sonra, 15 gün sonra bir gör alkolük çocuğunu, bebeğini!.
“Hocam içmeseydi?”
Kim içmeseydi çocuk, çocuk olmazdı zâten içmeseydi.
Senin kadar akıllı çocuk yok. Anasından yeni doğmuş daha çocuk. Bir aylık çocuğa içir bakayım.
Şunu demek istiyorum. Hiç kimse yazı tura atarak bu dünyaya gelmedi.
Anası babası var. Ana karnı var ana rahmi var, hayat var, mezar var.
Aynı şekilde iç âlemde de böyledir.
Hiç kimse benim inancıma göre, ki âyetlerde öyle, hadislerde öyle, kâmil kalbinde doğmadan eli Rasûlullah Sallallâhu aleyhi ve SELLem elinde değildir.
Câhil elindedir. Cehâlet ucudur o. Çıplak bir kablo gibidir.
Ondaki ceryan sadece felaket getirir.
Ona verilen insanlık bedeni, beden, bedeni, Rics’te kullanır o!.
Rics te kullanır, murdarlıkta, pislikte kullanır.
Tıpkı bir kablo takılmamış boşta bir kablo ucu gibidir ondaki ALLAH’ın Nuru. Felakettir.
Ne zaman ki bir ârif, kâmil kalbinde ona fiş takılır adam gibi, istediğin pirizden istediğin ceryanı alır artık.
Efendim, âlet yeni çalışır mı? piriz arızalı mı?
Onları bırak şimdi. Ceryanı aldı mı, almadı mı, onu söyle.
Yâni buradaki olmazsa olmaz ilk şart ceryandır.
Muhteşem bir fabrika kurduğunu söylüyor.
Dünyanın her yerinden harika âletleri getirmiş, planı var, projesi var, neler üretecek, alıp satacak, herşey, ithalat ihracat, bitmiş hesap kitap tamam da ceryan nerede diyoruz?
“Ceryan yok!!”

Meşhur Napolyon soruyor kumandanlarına: “Harb için her şey tamam mı?”
“Tamam komutanım ancak barutumuz yok!” diyorlar savaşın ortasında..

Biz de o zaman topla savaşalım, tüfekle savaşalım. Herşey tamam da ancak barutumuz yok, olmazsa olmazımız yok!.
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Adam trafik kazası geçirmiş hali nasıl?”
Kafası gözü eli ayağı her şeyi yerindeydi ama nefes alıp vermiyordu!. Çok güzel, ne güzel?
Hayatın olmazsa olmazı bitmiş, basit gibi gözüküyor.
Şu önümdeki laptop bütün dünya ile bağlantımı kuruyor.
Bin yıl uğraşsam bitiremeyeceğim, yüzbin sene yaşasam bitiremeyeceğim bir bilgiler âlemi, bir saatlik elektrik kesintisiyle hepsi sıfırlanıveriyor.
Akıl böyle bir şeydir. Akıl insandaki ALLAH’ın Nurudur.
Her an yenisi gelen bir ceryan gibidir akıl.
Akıl ALLAH Nurudur. Bize MuhaMMedîNuR olarak gelir akıl.
O bizim kendi yapımızda vardır. Olur mu?
Olur olur. Benim taşıdığım kan anamın babamın kanıdır.
Senin taşıdığın kan annenin babanın kanıdır.
Bin tane anne bulalım, yüzbin tane baba bulalım boşa buluruz. Kim ise odur, değişmez.

Sen buzdağının üzerine istediğin kadar “ben şuyum buyum” yaz. Sadece gülünür sana. O yazıyı herkes okuyabilir.
sokak köpeklerine de taş atarak “ben böyle bir yaramazım”, ya da ekmek atarak “ben yararlı bir insanım” yazabilirsin buzun üzerine, bunlar sizin yazılarınızdır.
Hakîkat hiçbir şey yazılmasa dahi buzun erimesi, su olması, buharlaşıp bulut haline gelip: “Lebbeyk Yâ RABBi buyur ben emrindeyim, ister gübreye yağayım ister güle yağayım, nereye istiyorsan buyur oraya yağayım!” demesidir.

İşte onun için bunlar, necis diye yorumlanmıştır. Akıllarını kullanmadıkları için.
Gizli şirk gerçekten korkunç bir hatadır.
Bugünün en büyük hatasıdır bana göre.
bâzen derim kendi kendime, ya insanlar bu insanların tuzaklarına düşmeselerdi, ben başka birşeyden hayatımda ALLAH var ki hayatımda hased etmedim. ALLAH şâhid çok şükür.
Bir milyon insan bir insanın arkasına gitsin, peygamber aleyhisselâmın dışında ben, bir insanın arkasında gidene dönüp bakmam.
RABBim her an şâhiddir ki, “binlerce insanın başına geçmeyi ALLAH için, beni Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem mecbur etmezse sizin gibi yapmayacağım!” diye yüzlerine söylemişimdir.
Çünkü izlenen yol yanlış!” demişimdir. Çünkü yanlış.
İnsanları dışarıdan bir şey ile iman ettiremezsiniz.
İçindekini harekete geçirerek, hizmet ederek, içindeki hakîkate, hareke ve harekete geçmesi için, maddî manevî kemâlât göstermesi için, siz nefes üfürebilirsiniz, maddî manevî nefes üfürebilirsiniz, koluna girebilirsiniz, elini Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin eline bağlayabilirsiniz, ama asla onun atan kalbi, yaşayan yüreği, kanı canı teni imanı kaderi olamazsınız!.
Oluyorsanız, o da yandı, o da yandı.
Onun için buyuruyor şeytana:

قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ
Resim---Kâle fel hakku vel hakka ekûl(ekûlu): (Allah İblis’e şöyle) buyurdu: “Ben, hakkı yerine getiririm ve hep doğruyu söylerim.(Sâd 38/84)

لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmaîn(ecmaîne): "Andolsun, senden ve içlerinde sana tabi olacak olanlardan tümüyle cehennemi dolduracağım." (Sâd 38/85)

seni ve sana uyanların cümlesini cehenneme dolduracağım” Şu an da cehennem dolmuş mudur bilmiyorum.
Dolmadıysa da yaklaşmıştır yâni.
Çünkü bu kadar ağır, müşterisi çok, net.
Neden?
Yokluktan değil, çokluktan mahvoldu herşey.
Yokluk kadar çoklukta mahviyete sebeb olur. Neden?
Tek’lik kayboldu. Dosdoğru yol, orta yol kayboldu.
Ya ifrat, ya tefrite gitti, insanlar çoğu mâsumca isteyerek dileyerek, öyle yazıları okuyoruz, öyle insanların hallerine bakıyoruz ki, şaşılır yâni.
O kadar basit, rahat, eğlence gibi bir RABBülâlemin varmışçasına hâşâ!.
Halbuki hiç öyle değildir. Hiç öyle değildir.
Bu kişilerin karnına saplanacak bir ağrı, kalbine saplanacak bir ağrı, konuşamaz hale getirecek bir ağrı, bütün o söylediği yalanları, yanlışları, kendi kibirleri, şeytanlıkları, ilâhlıkları, RABB’lıkları ne yapar?
Bir damla sidiğe dönüştürüverir. Yok eder.
Ammaa, neden buyuruyor: “Onların canları gırtlaklarına geldiği zaman karşılarında bir biz kalırız!”

فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ
Resim---''Fe lev lâ izâ belegatil hulkûme(hulkûme): Hele can boğaza dayandığı zaman,” (Vâkıa 56/83)

وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ
Resim---''Ve entum hîne izin tenzurûn(tenzurûne): O vakit siz bakar durursunuz.(Vâkıa 56/84)

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَكِن لَّا تُبْصِرُونَ
Resim---''Ve nahnu akrebu ileyhi minkum ve lâkin lâ tubsirûn(tubsirûne): (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.” (Vâkıa 56/85)

Bunları yaşadık biz. ALLAH celle celâluhu’ya sığınırız.
Birinin başına gelen kötü bir olaydan dolayı bunu söylemiyorum. Kral olsun, köle olsun, ne buyuruyordu?
Ölümü yarattık. Biz sizi bir imtihan edelim bakalım diye.
Ne yapacaksınız bir görelim diye yaptık biz bunu.
Hayr ve şer ile sizi denedik ki, bakalım siz ne yaparsınız!.

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Resim---''Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr: O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.” (Mülk 67/2)

O zaman ne yapalım biz bu akıla?
Akılsız olsak o da kötü. Deli olsak o da kötü.
İşte onun için diyorum: “Biz kendimize yer arayacağımıza. Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin yerine gidelim. En iyisi o.
Mısır’a sultan olmak istiyor musun? Mısır’a?”
Evet istiyorum!.”
O zaman Yusuf olmalısın.
Yâni seni 10 tane kardeşin satmalı.
Yâni sen çocukken bunu görmelisin.
Sana tevil öğretilmeli, tâbir öğretilmeli. Ki öğretilmişti zâten.
Bana ay ve güneş tapıyor gördüm, onbir yıldızda vardı babacığım.
Sakın kardeşlerine anlatmayasın ha!.”
Ne olur anlatırsam?”
Seni kurda atarlar!.”
“Biz bir müsabaka yapacağız. Hayvanlarımız otlarken.”
Müsabaka. Yarışma. Ne yarışmasıysa?
Yusuf’u da gönder bizimle. O yarışamazsa da daha küçük ya, seyretsin.”
Gönderirim göndermesine ama kurt kaparsa?”
Ya babacığım kurt neyi kapıyor ALLAH aşkına, sürü var orada koyun sürüsü var, kurt gelirde çocuğu mu kapar. Gider oradan bir koyun alır gider.”
Sonra neden aklına düşürüyorsun bu adamların kurtu, kurt o güne kadar adam mı kapmış?”
Bir numaralı gömlek. Yusuf’un gömleği Yakub’un önünde.
Ne diyorlar: “Kurt kaptı Yusuf’u.”
O ne yapıyor? “Hayret ettim kurda, Yusuf’umu parça parça yapmış, kokusu yok. Ve bu gömlekte bir tek diş izi yok. Gömlek yırtılmadan yırtılmış.”
4 gömlek soyunmak gerek dedim, onun için söylüyorum.
4 gömlek soyunmak gerek.
Kuyudan, tahtından tahtına. Kuyunun tahtından Mısır’ın tahtına.
Bir Yusuf olmak için dört gömlek gerek.
İşte bu gömleklerden birisi bu.
Kanlı gömlek, kurt gömleği diyorum ben ona. Ve çok seviyorum kurt gömleğini.

Evet çok doğru. Yâni 4 gömlek değiştirmek, 4 adımlık bir yer gibi geliyor kalbi.
İnsanın midesiyle kalbinin arası kendi parmağıyla 4 parmaktır Ahmet.
Sen pehlivansın senin parmağınla kalbinle midenin arası 4 parmaktır.
Ama küçüğüm ufaklık, 3 yaşında, onun da 3 yaşındaki çocuğun parmağıyla 4 parmaktır.
Herkesin dört parmaktır. Dört adımdır. ilâhe illâ ALLAH.
İşte bu, dört gömleğin birincisi buydu.
Buna bir gün gireriz İnşâe ALLAH.

Bir gömlek de Züleyha yırttı. Hemde tersten yırttı yâni.
Bir gömlekte Yakub gömleği: “Götürün gömleğimi gözünün perdesini açacaktır Yakub’un, babamın” diyor değil mi?
“Ben Yusuf’un kokusunu alıyorum.”
“Seninkin var ya seninkin, yaptığın var ya?
Evet. O eski, senin eski, ne diyorlardı ona eski, hah, “kalu tALLAHi”, Alah’a yemin ederiz ki, “inneke” sen var ya sen,”lefi dalalike le kadim” sürekli aynı sapıklık içindesin.
Kim diyor bunu? Yakub aleyhisselâm’ın çocukları diyor. Ne diye?
Peygamber kendisi. Çocukları peygamber değil. Neden desinler ki?

اذْهَبُواْ بِقَمِيصِي هَذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ
Resim---''Yezhebû bikamîsî hâzâ fe elkûhu alâ vechi ebî ye’ti basîrâ(basîran), ve’tûnî bi ehlikum ecma’în(ecma’îne): Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin.” (Yûsuf 12/93)

“Yezhebû bikamîsî” benim kamisimi-gömleğimi alın götürün, şu benim gömleğimi götürün “hâzâ fe elkûhu” babama ilka edin, “alâ vechi” vechine ilka edin. “ebî” babamın. “ye’ti basîrâ” ona basiret getirecek. “ve’tûnî” Alın bana getirin. “bi ehlikum ecma’în” cem’an ehlinizle birlikte artık o çölden tahtı Mısır’a gelin.
Bu kokuyu aldığı için ne diyor çocukları: “kalu tALLAHi” bir daha yemin ediyor ondan sonra.

قَالُواْ تَاللّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلاَلِكَ الْقَدِيمِ
Resim---''Kâlû tallâhi inneke le fî dalâlikel kadîm(kadîmi): (Onlar da:) Vallahi sen hâla eski şaşkınlığındasın, dediler.(Yûsuf 12/95)

وَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ
Resim---Ve tevellâ anhum ve kâle yâ esefâ alâ yûsufe vebyaddat aynâhu minel huzni fe huve kezîm(kezîmun): Onlardan yüz çevirdi, "Ah Yusuf'um ah!" diye sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz geldi.” (Yûsuf 12/84)

قَالُواْ تَالله تَفْتَأُ تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ
Resim---Kâlû tallâhi tefteu tezkuru yûsufe hattâ tekûne haradan ev tekûne minel hâlikîn(hâlikîne): (Oğulları:) "Allah'a andolsun ki sen hâla Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!" dediler.” (Yûsuf 12/85)

Sen var ya sen, Sen hâlâ Yusuf’u zikredip duruyorsun, sonunda sen seni mahvedecek hale geleceksin. ne olacaksın?
“ev tekûne minel hâlikîn” ya da kendini helâk edeceksin, ne Yusuf’undan bahsediyorsun.
Öyle mi yapıyordu evet. “Ve tevellâ anhum ve kâle yâ esefâ” onlardan yüz çeviriverdi. “yâ esefâ” dedi, “alâ yûsufe” Yusuf üzerine esef olsun dedi.
Ah Yusuf’um ah der gibi sızlandı. “vebyaddat aynâhu minel huzni fe huve kezîm” öyle iç hüznü ve çilesi çekti ki, gözyaşları gözünde buz dağı gibi dondu “fe huve kezîm”
Kezim nedir? Acısını öyle bir yutkundu ki, ham armut gibi boğazına öyle oturdu kaldı. Ne iniyor, ne çıkıyor.
Böyle bekledi durdu Yakub aleyhisselâm. Bu bir çile değildir.
Bu iğnenin deliğinden geçiştir. Ne diyor?
Buraya nereden geldik?
Benim önüme açıldı. Nereden açıldı?

وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلاَ أَن تُفَنِّدُونِ
Resim---''Ve lemmâ fasalatil’îru kâle ebûhum innî le ecidu rîha yûsufe lev lâ en tufennidûn(tufennidûni): Kafile (Mısır'dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere): Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum! dedi.” (Yûsuf 12/94)

Ne diyordu “Ve lemmâ fasalatil’îru kâle ebûhum” ne zaman ki faselet, fasıla girdi araya yâni “el iru” şey ayrıldı kervan, “ebuhum” babaları ne diyor yanındakilere “innî” şüphesiz ki ben “le ecidu rîha yûsufe” muhakkak Yusuf’un kokusunu buluyorum. “lev lâ” eğer ki siz “en tufennidûn” benim bunadığımı söylemezseniz.
Bana bunak demezseniz ben Yusuf’un kokusunu alıyorum. Neden? Gömlek yola çıktı. Çünkü ne diyordu? Götürün babamın yüzünün açtığını göreceksiniz. Öyle deyince çocukları ne diyor? VALLAHi sen eski sapıklığındasın.

فَلَمَّا أَن جَاء الْبَشِيرُ أَلْقَاهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ
Resim---''Fe lemmâ en câel beşîru elkâhu alâ vechihî fertedde basîrâ(basiran), kâle e lem ekul lekum innî a’lemu minallâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne): Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: "Allah tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim" demedim mi? dedi.” (Yûsuf 12/96)

“Fe lemmâ en câel beşîru elkâhu alâ vechihî fertedde basîrâ”
Ne zaman ki müjdeci geldi, ne zaman ki gömleği onun,bakın vechine diyor, gözüne demiyor. Red oldu onun basiretsizliği. “kâle e lem ekul lekum innî a’lemu minallâhi mâ lâ ta’lemûn” ne diyor ahmaklara?
Ben size ALLAH tarafından sizin bilmeyeceğiniz bir şeyi bilip dururum demiyor muydum?
Siz de bana sapık diyordunuz değil mi? ve sizi çağıran Yusuf. Hepsini alın gelin, diyen.
Bilmeyenler bağlayamaz, bulmayanlar çağlayamaz, olmayanlar ağlayamaz, yürekleri dağlayamaz.
Bu iş kabir kapısına kadar çok güzeldir.
Her laf edilebilir ama kabir kapısı dediğin yer öyle bir yerdir ki, demin dedim ya, konuşurken bir şey içiyorsun ya, soluk borusu ile yemek borusu aynı noktada birleşiyor.
Bir tek kapı ile idare ediliyor.
Yanlış yere gitti mi kıyamet kopuyor.
Soluk borusuna yemek kaçtı ya da su kaçtı, yanlış yere yanlış şey gönderdiniz, işte kıyamet kopuyor. Orası neresidir?
Kabir ağzıdır. İşte orada bilmeyenler bağlayamaz. Neyi?
Bilelik bağını.
Kiminle?
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile. Bulmayanlar çağlayamaz. Olmayanlar ağlayamaz. Hamlar niye ağlasın ki?
Yesinler, içsinler, tepinsinler, nasıl olsa el tutuyor, ayak tutuyor.
Biraz daha gitsinler. Yürekleri dağlayamaz. Yüreğimi dağlarım der de, dağlayamaz. Ölü yürekler dağlanır. Neden?
Kül yanmaz da onun için. Odun boşa konuşuyor, odun yanacaktır.
Gerçek ALLAH dostları, ALLAH kâmillerini ALLAH burada yakmıştır.
Orada yakmaya hacet yoktur. Çünkü küller yanmaz…
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Ey Ehl-i Beyt ALLAH sizi tertemiz kılmak istiyor.
Bu bir zevkmiş aslında ama İnşâe ALLAH yayınladığımda okursunuz.
Yareli yürek Yakub’umu, Ya esefa Yusuf kuyumu,
gurbet hasret özden göze, sine suyumu, özümden gözüme gelen sine suyumu,
içindeki gurbetten doğan hasret!. Gurbet nedir?
Küllî şey’in yaratanından ayrılığıdır.
Aslından fasla geçişidir. Irci’e RABBike’ye dönüştür.
Çatlarsa çile çömleği, yırtılır 4 derd gömleği.
Faslı ateş, aslı ateş, meşki uyum, aşkı uyum, bundan ibarettir.

ALLAH aşkını duyacaksan, babacığım MuhaMMed SALLallâhu aleyhi ve SELLemin meşkine ayak uydur.
Neyi duyduysan dönmeye başla! Semâ et semâ, ney boşa gitmesin.
Ben duymuyorum” diyorsan, “summun bukmun umyun” musun?
Buz dağı mısın? Ne zaman duyacaksın sen?
Evet 7 âlemde 7 kat semâ!.
Evet. Doğru söylüyoruz. Onun için diyor yeryüzünün semâsı. Kim?
Nefis, bizim bildiğimiz atmosfer gibi.
Önüme bir şey çıktı. Almanya’dan yazmış şey, içi boş tencerenin bizim sofrada yeri yok diye.
Kimin yeri var?
Boş tabakların yeri var. 7 kat âlem, 7 kat semâdır.
7 nefis aşamasıdır çünkü hepsi aynı kişidir. Ahmet Çakır’dır.
Ama anasından yeni doğdu, ama 3 yaşında ama 7 yaşında, ama 20 ama 30, Ahmet’in Ahmet’leri oldu ama devâm ediyor Ahmet, kırk, elli, altmış, seksen, hep aynı Ahmet.
Ama 7 kat semâ geçti yalnız. Pir-i fâni hale geliverdi.
Bu aşamaları, kemâlâtı yaşadı anlamında.
Bu 7 âlemi de, 6666 gözenekli bir elekten geçmek gerek ALLAH’ı anlamak için.
Gerçekten öyledir. Onun için buyuruluyor zâten, hiç deve iğne deliğinden geçer mi?
Geçer Ya RABBi buzdağları da geçer.
Yeter ki erisin damla damla geçer. Kendinden geçtikçe geçer. Kendinden geçtikçe geçer!.
Ona kul olmuş, buna kul olmuş, hiç bulamamış put, kendi kendini put yapmış, kendi kendine tapmış.
Geçmez efendim geçmez. Neden geçmez?
Buzluktan geçmez. “Belhum edâllin”den de beter. Hayvanlar geçer de o geçemez!.
Hizbüşşeytanlık budur. Oyuncak değildir (hâşâ) Hizbullahlık Hizbüşşeytanlık.
Kim diyor ALLAH aşkına “doğum ve ölüm oyuncaklıktır” diye.
Burası oyun ve eğlence bahçesi değildir âyetleri ne olacak?
Sizin için bir oyun ve eğlence kıldık. Neden sizin için bir oyun ve eğlence kıldık? Kim için?
Aklınız için. Nakil için nedir?
Darü’s- selâm vardır. Es selâm vardır.

Ben bir muhteşem bilirim o da Keban’dır.
Ben âletlerin muhteşemliğinden anlamam, markalarından.
Canı cehenneme binlerce marka vardır. Ben ne yapayım yâni. Markacı mıyım yâni?.
Ben ceryancıyım. Ben cancıyım. Ben El-Sultan olan ALLAH celle celâluhu’yu bilirim.
Âlet sultanlarını değil, âletleri âlet yaratan ve şu anda yaşatan sultandan bahsediyorum.
Şekillerin, akılların hatta vekillerin değil nakillerin değil fiilen asl olan ALLAH celle celâluhu’dur.
ALLAHu nurus semâvati velârd.”
Şahdamarımızdan yakındır içeride.
Dışarıda bütün, ALLAH küllî şeyin muhit, ALLAH var başka bir şey yok!.
O zaman merkezde bu kadar Rububiyyet açıkken, Muhitte bu kadar Uluhiyyet açıkken ne var bu ikisinin arasında?
VALLAHi hocam ikisinin arasında yâni Rububiyyetle Mülkiyyet arasında ne görüyorsun?
Rahmâniyyet ve Rahîmiyyet. Bu iki değil. Ben tekim.
Anam babam iki gözüküyor. İki değiller. Ben tekim.
Bunu anlayamıyoruz, “ ilâhe illâ ALLAH” iki değil. Tek.

Ben gül tohumuna sordum.
Gübreyle gülün arasında arakesitte ben varım. Ben tekim.
Eee bu gübre ne olacak? Boş ver!.
Gül ne olacak? Boşver!.
Seni niye boşvermeyeyim?
Ben kıyamete kadar taşırım. Neyi?
Güllüğü. Benim yüreğimde şahdamarımda yakın olan RABB’bım kıyamete kadar diri güller doğurur benden.
Öyle bir zinciriz BİZ. Onun için “ALLAH’a giden yol ALLAH dostlarının kalbinden geçer!” diyorum..
Şeytana giden yol da câhillerin neresinden geçer söylemek istemiyorum!.
Ancak ağızlarıyla şeyleri arasında 4 karışlık bir bağırsakta yaşayanlar, gerçekten belhüm edâllinlerdir- hayvanlıktanda aşağıdadırlar. Yazık ki yazıktır!.
O akıllar, necis akıllardır, ben söylemiyorum ALLAHu ZU’L-CELÂL buyuruyor bunu:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاء إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Resim---Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl muşrikûne necesun fe lâ yakrabûl mescidel harâme ba’de âmihim hâzâ ve in hıftum ayleten fe sevfe yugnîkumullâhu min fadlihî in şâe, innallâhe alîmun hakîm(hakîmun):Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler)! Müşrikler sadece bir necistir (pisliktir). Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Ve eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah şâyet dilerse (Kendi) fazlından sizi yakında zenginleştirecektir. Muhakkak ki Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.(Tevbe9/28)

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne): Ve Allah'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir.(Yûnus 10/100)

ALLAHu ZU’L-CELÂLin her ÂN OLmakta OL-AN İŞleri (hâşâ) sosyetik bir düşünce ürünü değildir.
ALLAHu ZU’L-CELÂL Er-Rahmân Er-Rahîm dir ama sen kendini öldürecek misin? Aklıyla fikriyle vicdanıyla ALLAH’la dalga geçen eğlenen, redd eden, inkar eden, sen de kim oluyorsun ya benim dediklerim gibi bir Rabb olursun ya da ben kendiminkini yaratırım diyeni de, ALLAH diyenlerle bir mi tutacak sanıyorsun?
Kim kimi hafife alıyor bu âlemde? Zavallı Yaratıklar Yaratanını mı?.
İnsan aklı böyle kaypaktır. Böyle zalimdir, nankördür.
En ağır kelimeler insan aklı için, insan için söylenmektedir Kur'ân-ı Kerimde.
Aklınıza ne geliyorsa vardır. İnsan bu kadar, kendisini yaratan ALLAHu ZU’L-CELÂLi bu kadar aşağılar mı diye dehşete düşebilir.
Düşebilir amma, “biz onu mükerrem kıldık” derken El-Kerim olan kendisidir.

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Resim---Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen):Ve andolsun ki; Âdemoğlunu kerem sahibi (şerefli) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın çoğundan fazilet (açısından) üstün kıldık.” (İsrâ 17/70)

İkramı yapan zü’l- celâli ve’l ikram. Ne demek bu esmâULLaH?

Zü'l-Celâli Ve'l- İkrâmü :
Resim

Onu mazhar kıldık. Halife kıldık ne demek?
Yeryüzünün sultanı gibi kıldık. Ama, o gerçek İLÂH’lığa soyunuverdi de muhalif oldu!
Yapma dedik, yaptı. Adını ne koydu?
İşte, cüppe giydi, takke giydi, şunu giydi bunu giydi ALLAH dedi ALLAH dedi, ne oldu sonra?
Ne olacak, o da ALLAH diye diye kandırıldı. ALLAH ile kandırıldı.
Öteki de ALLAH’sızlıkla kandırıldı.

Bakın iki tâne âyet vardır Kur'ân-ı Kerim'de.

Dikkat edin bu şeytan denilen ikilik sizi ALLAH ile de kandırır diye. Lillâhi ğarur âyetleri.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Yâ eyyuhe'n-nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ teğurrennekumu'l-hayâtu'd-dunyâ, ve lâ yeğurrannekum billâhi'l-ğarûr: Ey insanlar! ALLAHın va’di haktır, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı (şeytân) da ALLAH hakkında sizi kandırması!(Fatr 35/5)

Ğarur: çokça aldatıcı (mübalağâ) Şeytân: (mal, makam, şehvet ve dünyâ işleri ile kandırıp) ALLAH Kerîmdir affeder! v.s.”dedirtir...
Ya da normal yollarla avlayamadığı kimseyi: “Ne iyi ibâdet ediyorsun, senden başka daha iyi müslüman mı var!...” v.s. ile riyâya sokup soyar...

Dikkat edin ALLAH diye diye de kandırır.
Sağdan, soldan şurdan burdan vura vura sırât-ı mustakimden insanlar kaydırılmaya çalışılmaktadır.

Biliyorsunuz ki Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem efendimiz Sahâbenin kenarında iki kişiyle sohbet ederken bir konuyu diğer sahâbeler ayrıldığı için onlar kendi arasında bir kısmının çok fazîleti yüksek insanlar olduğunu, bir kısmının ise hiç aldırmadığını konuşmaya falan başladılar.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem bunu duydu. Geldi. Yere çömeldi. Eliyle. Mubârek eliyle kumları düzledi epeyce.
Sonra asasını çekti ortaya: “Benim ve bana uyanların yolu budur. Sıratı müstakim” Ne diyor? Başında ALLAH vardır!..”

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kumu düzleyip âsâsı ile ortaya bir dikey çizgi çizdi ve: “Bu ALLAH’ın yoludur.” buyurdu. Sonra, o çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizdi ve: “Bunlar yollardır ve her yolun başında oraya çağrıda bulanan bir şeytân vardır!” buyurdu.
(İbni Kesir, 2/190)
Sonra da şu âyeti okudu: “Şüphesiz bu Benim dosdoğru yolumdur. Bana uyun. (Başka) yollara uymayın. Zirâ o yollar sizi ALLAHın yolundan ayırır. İşte sakınmazın için ALLAH size bunları emretti.”” (En’âm 6/153)

Resim---İbn. Mes’ud (ra): “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize düz bir çizgi çizdi ve: “Bu rüşd yoludur.” dedi. Sonra bunun sağından ve solundan bir çok çizgiler daha çizdi: “Bunlar da bir takım yollardır ki herbirinde bir şeytân vardır, ona (kendisine) çağırır!” buyurdu ve En’âm 6/151-153 Âyetlerini okudu.” dedi.
(Buhârî, Rikak 4;Tirmizî, Kıyâmet 22; Ibn. Mâce, Mukaddime 1; Darimî, Mukaddime 23)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Yahudiler 71 fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Hristiyanlar 72 fırkaya ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Ümmetim de 73 fırkaya ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. “O bir tane kurtulan fırka kimlerdir yâ Rasûlullah?” sorusuna: “Onlar benim ve ashabımın üzerinde gittiğimiz yola gidenlerdir.” buyurmuştur.
(Ebu Dâvud, Sünnet 1; Tirmizî, Îmân 18; Ibn. Mâce, Fiten 17; İ. Ahmed II/332)

Resim---Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:”Ümmetimden bir fırka hak üzere galib olup duracaklardır: Velâ tezâlü taifetün min ümmetî zâhirine alâ’l-hakki.””
(Buhârî, Tevhid 29; Müslim, Îmân 247; Ebu Dâvud, Cihâd 4; Tirmizî, Fiten 51; Ibn. Mâce, Mukaddime 1)

İşte onun için sana biat edenlerin ellerinin üzerinde ALLAHın eli vardır.

… إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ

Resim---" İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh, yedullâhi fevka eydîhim: Muhakkak ki sana biat edenler ancak ALLAH'a biat etmektedirler. ALLAH'ın eli onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih 48/10)

Kim kandırılmamış?
VALLAHi bir kişi kandırılamadı. O da MuhaMMed aleyhisselatuvesselâm. ALLAH’ın Rasûlullah’ı.
Onun için buyuruyor: “ALLAH ve Resûlüne teslim olun!.” Teslimiyyet budur.
Bizim biribirimize karşı olan sevgimiz, saygımız, bağımız, kösteğimiz, biribirimize desteğimiz, hizmetimiz başka iştir. Başka iştir.
Bu Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Mesleğidir, Mezhebidir, Meşrebidir, O’nun güzellik ve özellikleridir.
Hayatı budur çünkü. Sadece Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem Rızasınca YOLunda Hasbî Hizmet bundan ibarettir.
O Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem ki son anda “errefikul alâ errefikul alâ” diye inlemiştir. “Allâhumme refiku’l- alâ. ALLAH’ım Ey yüce refikim, böyle demiştir Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem. İlliyine ulaşmak DuÂmız son nefesinde Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemimizin..
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbetleri

Mesaj gönderen simurg »

Gizli şirk. En kötü şirk. En kötüsü dâima insanın içindekidir.
Çünkü insan aklı kendi verdiği kararlarla faliyet gösterir.
Ancak uykudaykenki, o da geçersizdir.
Uykuda insandan hiçbir şeyden dolayı ne ALLAHu ZU’L-CELÂL ne de bir kul uykusundaki bir insanın halini yargılayamaz.
Niye yellendin dellendin şu âyeti okudun bu hadisi okudun ilâhi okudun” denemez. Uyuyor çünkü.
“Ben ordünaryüs profesör falan cüppeli falan adamım uyuyunca benden böyle şeyler olmaz” diyorsa, “hadi yürü”dersin işine.
Git işine. Sen o ahmaklara anlat onu.
Biz de Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem de beşer olarak uyumuşsa aynıdır. Öyle demiyor mu zâten:
Bende sizin gibi bir beşerim”. “Benim farkım Rasûlullah’lığımdır
O’na uymak ise benim görevimdir.
Amma da güzel görevmiş ki cehennemin üzerinde köprü oluyoruz sırtımızdan da geçiyor âlem maşALLAH.
Gel sen ol. Demiyor mu?
Hadi gel ol. Arabaya teker arıyoruz. 4 bin kişi olacağına 4 kişi olalım daha iyi.
Zâten arabaların içinde 4 teker var. Bunu diyorum.
Bunun içi Kehf sûresinin 6. Âyetinde ne buyuruyor?
Bunlar ALLAH’ın kelâmullahına inanmıyorlar diye mahvolacaklarsa helâk olup gideceklerse “ve ebavestekbera” bu çağın iblisi olarak gelip geçeceklerse hizbüşşeytan olarak tercih ettilerse, üç günlük sadece ve sadece beden putlarının kulluğuna harcayarak kendilerine verilen zaman ve sıhhat güzellik ve özelliklerinin imkanını en basit bir hayvan dahi yapmazken, o hırsla tamahla bitmez iştiha ile saldırarak ve hiç durmadan helâka gidiyorlarsa;

وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تُؤْمِنَ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لاَ يَعْقِلُونَ
Resim---Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alu'r-ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne): ALLAH'ın izni olmaksızın, hiç kimse için îman etme (imkânı) yoktur. O, akıllarını güzelce kullanmayanları murdâr (pislik içinde inkârcı) kılar!...
(Yûnus 10/100)

فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا
Resim---Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen): Onlar bu söze, Kur’ân’a inanmazlarsa, onların peşinde, üzüntüden kendini mi harap edeceksin?(Kehf 18/6)

Ya MuhaMMed sen onların izleri üzerine oturup da gözyaşı mı dökeceksin arkalarından, neredeyse kendini harap edeceksin haa. Ve sen Rasûlullahsın.
Bunu bize buyuruyor bize. Bize söylüyor.
ALLAH kadir değil mi efendim, öyle yapsaydı.
Ya sen yaratan olsaydın söylerdin muhakkak, öyle yapma diye. yapma dokunma, Japonları kırıp geçirme derdin.
ALLAH kendisine eş koşulmasını asla bağışlamaz bundan başka dilediğini bağışlar. Dilediğini bağışlar.
Eş koşulmasını asla bağışlamaz.
Bakınız ALLAH’a şirk koşmak artık Hindistan’daki öküzlere, ineklere tapmak bence çok güzel bir inanç.
Ben gidip o adamların gözünden öpmek istiyorum.
“Hâlâ ineğe tapıyor musunuz? Siz gerçekten iyi insanlarsınız. bizde öyle değil, 40 bin tane inek yaşıyor içimizde. Put ineği.” İnekler kahkaha ile güler yâni.

bakınız kehf 110 a bakınız:

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
Resim---''Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe men kâne yercû likâe rabbihî fel ya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden): De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.(Kehf 18/110)

Kim RABBısına kavuşmayı umuyorsa Salih amel işlesin. İmanını amele döksün.
Asla kulluğunda başka bir RABB çıkarmasın ortaya. Kadir olan ALLAH’a inansın. Ancak;

أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَن يَهْدِيهِ مِن بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Resim---''E fe raeyte men ittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn: Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp düşünmüyor musunuz?(Câsiye 45/23)

e fe reyte” sen görmüyor musun “men ittehaze ilâhehu hevâhu” şu kimseyi ki o aklının zâhirdeki heveslerini, bâtındaki hevâsını ilâh etti. Onun ALLAH’ı oldu onlar. Gördün mü bak, görmüyor musun? Ne zaman?
Her zaman. “ve edâLLAHullahALLAH onları o yolu seçtikleri için sapıklığa soktu.
ALLAH celle celâluhu, tutup da kulağından “gel seni buraya seçtim” demedi. “alâ ilmin” bir ilim üzerine, çok ilginç.
Bir ilim üzerine işte. Bu ilim neydi?
Bu ilim şuydu. Bu ilim, aklın iki uçlu yaratılmasıydı.
Bir tarafında “lâ ilâhe”, bir tarafında “illâ ALLAH” oluşu. Bir tarafta şehvet bir tarafta şehâdet.
Bir tarafta gübre, bir tarafta gül oluşuydu.
Eee ne var bunda Hocam?
Bir şey yok, sadece seviyeleyiver gül var, gül tohumu var-CAN var, HAYY var çünkü arakesitte.
Seviyeleyiver TEVHİD var, İnkar İkrar nereden çıktı.
Hülasa mâsivâ yok, maALLAH bile yok, “ALLAH var” yeter.
Hiçbir kelimeye hacet yok, konuşmaya bile luzum yok.
ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh” ne yaptı? Nasıl oldu bu iş?
Bunlar ALLAH’tan saptılar. kendi ilimlerine uydular. Hizbullah ALLAHa aittir.
Benim anlayabildiğim öğreti sisteminin içinde, sistematiğimizde, ilim diye başlıyoruz…ilim.
İlmullah, ALLAHın en büyük sıfatlarından ve el Âlim el Alîm bizce en önemli esmalarındandır.
Edeb ise, ilimin TAMMlayanı, olmazsa olmazı yoksa edebsiz ilim İblisinkidir.
ilim, herkes açıktır ve kullanıyor herkesbilgisince.
Bir ilim-edeb ve âlim örneği size, dünyanın en âlim geçinen insanlarından birisi, ismine gerek yok bir tane prof. var biliyorsunuz karşısına başka bir ayna buldu, bâzen tesadüfen açıyoruz da deliye dönüyorum televizyonda sabahları, yaşar yaşamaz olası.
Konuşurken kırk kılığa giriyor. Şu cinsiyeti meçhul şarkıcıların elbise değiştirmesi gibi değiştiriyor.
ALLAH Resûlü derken tüylerim diken diken oluyor.
Çünkü salâvâtsız adam, onun haddine de değil çekmek.
İşte kulaklarına hetam olmuştur. İnkar hitamı tamamlanmıştır. Hizbüşşeytanlık damgası vurulmuştur kalbine çünkü adam edebsiz.
ve kalbihi “ ne acı ki, artık kalbleri “ve semina ve atana” diyemez.
semi’na ve ata’na” asla diyemez, çünkü kalbleri çürüdü.
Bir çuval ceviz getirdik, içinde çürümeyen bir tane yok.
Kaç cevizimiz çıkar. Sıfır yani yok, edebsiz hepisi, üsulsuz ve vüsulsuz ambalajlar.

v ve ceale alâ basarihî gışâveh” basarlarıyla dünyaları ve bakın “ve hateme alâ sem’ihî” ile de bâtınları âhiretleri susturuldu.
ve kalbihî” dinleri de susturuldu.
Bunların dünya görüşlerine gözlerine de bir torba geçirildi.
Gaşy, bu biliyorsunuz YâSînde de geçiyor.
fe men yehdîhi min ba’dillâhALLAH aşkına söyler misiniz ALLAH’tan başka kim bunlara hidâyet edebilirmiş? Kim? Kim?
Birisi dese ki Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem yine olmaz ancak ALLAH celle celâluhu..
Demin ki âyeti okumadın mı derim.
“Sen kendini parçalayacak mısın, hidâyete ermiyorle diye” âyetini okumadın mı?
e fe lâ tezekkerûn” siz hiç zikretmeyecek misiniz?
Kur’ÂN-ı Kerimi okumayacak misinız?
İbret almıyor musunuz?
Zikretmiyor musunuz?
Anmıyor-anlamıyor musunuz?
Görmüyor musunuz?

Ne oluyor demiyor musunuz? Kim bunlar?
Kalbleri ve kulakları mühürlenen iptal edilen, başlarına bütün kâinâtı kendilerini de yok eden gışâveh ehli olanlar..
Sıfır geçirgenlikli bir yalıtkan torba geçirilmiş yâni. Kim var içeride?
Sadece EREN edebinden yoksun aklı var.
Böylesine hapsedilmiş kendi kendini kasaya kilitliyor yâni içeriden ve anahtarı da dışarı atıyor.
Çok acı çok. Kim buna hidâyet verebilir ALLAH’tan başka.
O zaman ALLAH’a nasıl gidecek? Gidiş yolu ancak Sünnetullahla ki unun uygulaması Sünnaet-i Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem.

إِذَا جَاء نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ
Resim---''İzâ câe nasrullâhi vel feth: Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,(Nasr 110/1)

İzâ câe nasrullâhiALLAH’ın yardımı MuhaMMed aleyhisselatuvesselâm.
Vel feth” anahtarlar ondadır. Miftah O’dur.
Demin okuduk başta biliyorsunuz. Salâvâtta . Miftah, MuhaMMed SALLallâhu aleyhi ve SELLem.

Bu nefsin beden âletini kullanma, kişiliği kimliği vesaire tümünü yazıyorsun oraya Ahmet Çakır, İki nokta.
Şu tarihte doğdu. Şunları şunları şunları yaptı.
Kanuni Sultan Süleyman. Şöyşeydi böyleydi bitti bitti bitti ve geçti gitti. Kim bu?
İşte o kişi. Her zaman? Evet anasından doğduğu gün. Son nefes? Evet.
Beden böyle bir uç âlettir. Nefis tümünü kapsayan bir kimlik ve kişiliktir. Ve kullandığı sistem nedir?
Akıldır. Akıl diyoruz. Anlayabilme kapasitesine melekesine.
Tümünü hatta ALLAH dediğini de biz öyle anlıyoruz zâten. Anladığı, onun anladığı anlayabildiği kadarı mesele.
ALLAH kimseye takatinden fazla yük yüklemez.
Bir bardak aklı varsa niye iki bardak demez. Ama iki bardak aklı da kimse saklayamaz.
İşte hepsi var içinde. Beden nefis kalb ruh sır hafi ahva akdes.

Selâmun kavlen min RABBirrahîm. Rahîmden RABBa geçeriz. Ondan sonra es Selâma...
Sonra nereye geçeriz?
Nereye geçersen geç. Kardeşim sen istediğin kadar gidebildiğin kadar git demek istiyorum.
Bir dur, bir dur, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemde bir dur.
Duramam Hocam!.”
Duramazsan eritelim de o zaman dur. Eritelim de o zaman dur.
İşte bu. Akıl.. Nakle dönüştüğü zaman bütün Akdeniz olur.
Hocam yumruk kadar şey nasıl Akdeniz olur?”
Olur olur oğlum. Yumruk kadar akıl eridi mi Akdeniz olur.
Akdenizde yumruk kadar Buz, SU olur.
Yumruk kadarken Akdenizde olur.
Akdenizde zâten ne yumruk vardır. Ne de ayrı gayrı vardır. Akdeniz. MuhaMMed SALLallâhu aleyhi ve SELLem vadır.
Başkası yok çünkü. Nur-u MuhaMM vardır, cümlesini yutmuştur çünkü O TEK NOKTAdan DOĞmuşlardı.

Evet burada gizli şirk, dış şirk, iç şirk. Zâhiri şirk, bâtıni şirk.
Bunlar çok işlenmiştir. Ancak Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin şeriat-ı garrası, her türlü insanı içine aldığı için ve her akla uygun demeliyiz..
Biliyorsunuz 99 ismini Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin elimden gelebildiği kadar, gönlümden gelebildiği kadar geniş işlemeye çalışıyorum.
Kur’ân-ı Kerim ve hadisi şeriflerle, ve meşhur olan isimleri kesinlikle alıyorum ama bir de “fasihu’l- Lisân” “cevâmiu’l- kelim“gibi halk tarafından telaffuzu zor olan amma Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin sıfat ve vasıflarını çok iyi anlatan isimlerini de ortaya ALLAH’ın izniyle koymaya çalışıyorum. Ve bunların mânâlarını da.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi vasıflarıyla tanımamız lâzım.
Ben seni çok seviyorum. Neremi seviyorsun?
Nasıl sevmek bu? Tanımıyorsun ki. BİLmediğin bir şeyi, BULmadığın bir şeyi, OLmadığın bir şeyi, YAŞAmadığın bir şeyi nasıl sever de şâhidi olursun, sen yalancı şâhid gibi seviyorsun.
Oysa BİZ BİR-İZ lik bu değildir.
Ben bu buzu gördüm, buzdan adam, Akdeniz türküsü çağırıyordu.
Yıllanmış hasretler içinde buzdağları buzdan, yanardağa dönüşmüşmüş de buzdağı, buzdağı bana “yanardağım” diyordu. “Akdenizi arıyorum” diyordu. “Yandım tüttüm” diyordu. “Canımı veririm” diyordu falan.
Ben de ona dedim ki: “seni eritmek için ateşe atarsam bomba gibi patlarsın, bütün kâinâtı çatlatırsın. En iyisi Akdenize gerçekten atayım da sen o türküyü orada çağır!”Sesi kesildiğinde Akdeniz diyor ki: “Burada benden başka kimse yok, bu BENdendi Bana döndü... MuhaMMede’r- Rasûlullah’ım. Ben Nur-u Mim’im. İlk ve son şeyim. Bütün şeyleri, eşyayı şey haline, çok şeyleri tek şey haline getirdiğim buradayım. İlk yaratılanım hamdolsun! Ve Nebiyyu’l- ÜMMiyyim ÜMMüm-ANAyım..”
İşte bunun içinde oluştur. Akdenizin içinde oluştan kastım budur.
Hocam seni çok seviyoruz biz” diyorsunuz ya.
Sağolsun Hümeyra falan hep öyle söyler. Ne kadar hoşuma gidiyor.
Yâni ne hoşuma gidiyor. Öyle dedi diye değil. Bir milyon kişi öyle dese ne olacak ki. Ya da demese ne olacak ki.
Hoşuma giden o değil. Hoşuma giden kırılma noktasına gelmiş olması. Yâni tepeye çıktı denizi gördü. Artık kimseye denizi sormayacak. Deniz gözüktü çünkü. Hani var ya?
Köşeyi dönersem Gemlik’teyim.”
Hangi şarkı o, Orhan Veli’nin her halde değil mi? denizi göreceksin. Dönersen denizi göreceksin.
Denizi asla sormayacaksın artık, işte bu.

Sen nesin?
Ben neyim?
Sen melek mi?
melek şeytan mı?
melek bir şey mi? melek bir yol. Yol.
Çocuklarının annesi. Metin Bey’in hanımı. ALLAH’ın kulu. Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin ÜMMeti.
Kendisine verilen bedeni çay bardağı gibi kullanan birisi.
Harika bir insan. Mükemmel bir insan. Muhteşem bir insan. İNSAN insan. İşte bu. Bu budur.
MuhaMMî Hasbî Hizmetçi diyorum dikkat edin.
İyice çığırından çıktığı için, kullanılamaz hale geldiği için, insan korkar olduğu için, “müriddir mürşiddir” demememiz, bu kelimelerin kötülüğünden değil.
Bunlar Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLeme ait vasıflardır, Mürşid-i Mutlak MuhaMMed aleyhisselâm’dır.
İnsanlar insanlara bu yönden de hizmetçi olabilir ama, bu kelimeleri kullanmaya korkuyoruz.
Öyle yanlış yerlerde kullanıldı ki artık.
Meselâ Yezid kelimesi harika bir kelimedir. Ziyâde eden, artıran üreten demektir.
Ama Hüseyin aleyhi's-selâm Efendimizi katl ettiği için “yezid” diye bir isim bulamazsınız İslam âleminde.
Vahşi diye bir isim bulamazsınız. Halbuki “vuhş etmek” harika bir şeydir. Kötülük değildir ki. Ama o isim öylece öldü yâni.
Hitler diye bir isim koyamazsınız. Şeytan diye bir adamın ismini normalde bulamazsınız. Kime ne zararı olmuş şeytanın ki?
Şu bakımdan söylüyorum. Sen şu aklının ikiliğini bir kaldır onu müslüman et de sonra iyiliği emredecek çünkü nakle dönüşecek.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi iyi anla!.

Resim---Resûlullah sallALLAHu aleyhi ve selem: "Sizden her birinizin bir şeytanı vardır. Evet, benim de şeytanım var, fakat ALLAHu Teâlâ bana yardım etti ve şeytanım müslüman oldu, bana yalnız iyiliği emr eder!" buyurdu.
(İbn-i Mes'ud’dan; Müslim)

Bir elinde Keban’ın bir kablosu, bir elinde toprak kablosu, yâni senin zâhir ve bâtın kabloların, beden ve nefis bir elinde, öbürünü saklıyorsun arkaya diyorsun ki işte bununla şunu yapacağım bunu yapacağım.
Boş konuşuyorsun. Sadece şartlıyorsun kendi kendini, şartlıyorsun yere. İkisini birleştirip de bir fazilet fişi takıversen başına, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem burada, Keban burada, iş burada, ışık burada, nur burada, hayat burada, ALLAH inancın burada olacak.
Bu kadar basittir. Bu kadar basittir.
Böyle yapmamız, biribirimize bu şekilde hizmetlerde bulunmamız ne kadar kudsaldır.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem kadar kudsaldır. Ve eşsizdir. Ve ebedîdir. Ebedîdir.
Üç günlük mutfak ve tuvâlet arasındaki hayat için değil.
Bitmeyen tükenmeyen bir ilâhi hayat için, RABBanî bir hayat için, Rahmânî Rahîmî bir hayat için, Kur’ÂNi MuhaMMedî Ehl-i Beytî ve ALLAH dostlarının “buraya gelin!” diye el edip çağırdıkları bir yerdir çünkü burası.
Yerden kastım bir “hizb”tir. Zehebe gidiş demektir. Bilelik hakîkatine sahib oluş demektir özde.
İçinizden diyorsunuz ki: “ciğerim yandı su içeceğim!” ayağa kalkıyorsunuz.
Yanınızdaki diyor ki: “nereye gidiyorsun?”“Su almaya gidiyorum.”
O su istediği için gitmiyorsunuz, siz özünüzün emrindesiniz. İçinizden aldınız emri.

“Neden şahdamarınızdan yakın olan RABB’bımızla barışmıyoruz ki?
Neden bilişmiyoruz, buluşmuyoruz, oluşmuyoruz, yaşıyoruz O’nunla da..
Ortak yaşıyoruz
” demiyorum. Yaşadığımız-yaşayışımız O’nunla, O’nun bizde yaşadığını, Keban CeryÂN Merkeziyle yanan bir ampul gibi olduğumuzun farkında değiliz.

İşte bütün bunlar MuhaMMedî MeLÂMetin, yavaş yavaş çocuk büyütür gibi, ilmek ilmek dokur gibi, harf harf yazar gibi, MuhaMMî Mayayla Tevhid Tohumuyla yavaş yavaş yürüyen Söz Sohbet Zevk ve Haz sisteminde MuhaMMed aleyhisselâm’ın ANLAşılması böyledir.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem de Tâlim-Terbiyesinde, Öğretim-Eğitiminde bu yolları izlemiştir.
Bir şey söyler, herkes şaşar ne diyecek, bir müddet sonra bir şey daha söyler haa mozaik tamamlanır gider.
Hepsini, neyin hepsini? 6666 âyetin hepsini deseydi. Dedi de ne oldu? Şimdi herkesin elinde de ne oldu?
23 senede geldi. Bir günde, hadi hepimizin elinde, bak hatim etmiş Nuriye’nin annesi. Duâ edelim İnşâe ALLAH. Halid Amca için, geçenlerimiz, gelenlerimiz ve de bİZ için.
İşte Saliha kadın Saliha koca Saliha eş Saliha oluşlar böyledir.
Bunu yapabiliyor çünkü. Ne yapaydı başka?
Belki bir tas çorba veriyordur bir kalendere.
Diyordur ki: “Kocam Halid Efendi şöyleydi böyleydi. İyi insandı yâni.”
Bir zorluk görmemiş ki, hayrla anıyor saliha olarak.
Buna bir nimet ikramı istiyor.

İşte hep böyle derdi hacı Osman efendi, üç gün yatağı bozulmamıştı hiiiç.
İşaret kondu yine bozulmuyor. sonra ona dedim ki: “Baba sen hiç uyumuyorsun?”
“Uyuyorum uyuyorum!”
“Nerede uyuyorsun, bu yatak ve bu yastık böyle konuyor, yatan adam olsa bu yastığı düzeltir. Yorganın kapağını kaldırır!”
“Haaaa bak evlâd, biliyorsun ben 40 yıl çobanlık yaptım. mubârek hayvan fazla uyutmaz, yataken dah hemen kalkar sürüme..”
“Bırak bırak dedim şu koyunu kuzuyuda gerçeği de!” deyince o zaman birden nasıl kalktı da: “Bizim büyüklerimiz deve dizi gibi dizlerini bağlarlardı yatarken ki, uyku bastırır da şöyle hafif gerneşmek istedi mi, bağlıya dizi, hemen kalker yeniden diz çöker “ ilâhe illâ ALLAH”a devâm ederlerdi. Evlâd gücümüz yettikçe izlemeye çalışıyoruz. uyku ne ki, atlar gibi ayakta uyuruz!”Bu onun sözüydü. Güzellik olarak bir. iki. “Evlâd”en son sözü bekli de bilmiyorum ya da bir iki gün öncesiydi.
Son ayrıldığımız zaman ki sözünü söylüyorum.
“Sen dünyadaki bütün tarikatlara gir. Hepsinin dersini mersini çek. Bizim dersi derd etme toprağın altından senin yerine biz çekeriz. Ancak bizi meyvesiz bırakma orada. Her gün bir sepet her meyveden, bir avuç, bir avuç olsun rahmet gönder!” dedi.

Neydi bunlar? Çektiğimiz derslerimiz işte.
''Sübhaneke Allâhumme, subhanALLAH el azîm ve etubu ileyh.” Kim adına?
Elimiz kolumuz kimdeyse onların adına.
Çünkü ayrı gayrı olmaz ki ayırayım nereyi ayırayım.
Sen buradan Kebana giden bir elektrik direğine sarılmışsın diyorsun ki, “senin elektriğin hangisi ki?
O da diyor ki “benim elektriğim olmaz. Ben bir hizmetçiyim. Ben bir aktarıcıyım taşıyıcıyım. Hepimizindir. Bizimdir bu. BİZ BİR-İZ!”
İşte bu nedenle ben istiğfar ederim, o istiğfar eder.

Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim

Buyur Çoban Osman Babam sana bir sepet kiraz. Ne kirazı?
Salâvât kirazı hocam. Afiyet olsun
!..
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbeti

Mesaj gönderen simurg »

La ilâhe illâLLAHu vahdehu lâ şerike leke lehu’l- mülkü velehu’l- hamdu ve hüve alâ küllî şeyin kadîr.
En sevdiğin meyveyi söyle ne diyorsan ondan. Başım gözüm üstüne!.

ALLAH! ALLAH!. ALLAH!. ALLAH!..

İstediğin yeri söyle bütün kâinât senin olsun. İşte budur.
Oğul sen git bu dünyanın tarikatçılarının bütün derslerini çek. Bizimkini merak etme sen çekmesen de biz toprağın altından senin yerine çekeriz. Amma sen de bizi toprağın altında turfanda-taze meyvesiz bırakma!”

Bu dünyadan o dünyadakilere ne lâzımmış?
Meyve lâzım. Hadislerde var.
Onlar derler ki, tabaklara konmuş yeni kirazlar gibi, buyurun buyurun etrafındaki mezar komşularına, çocuklar gönderdi turfÂNda taze meyve olarak geçiyordu kelime. Yeni çıkmış can eriği gibi yâni. Çocuklar gönderdi diye mezar komşularına dağıtacaklar diye hadis okumuştum kaynağını bulmak gerek.

Ham akıllılar hemence “adam ölmüş gitmiş, ölenle veya yaşayanla ne ilişkisi olur?”diye cehâlet fetvâsını veriverir.
Oysa Kelâmullahın kaynağı ve Uygulayıcısı;
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin in cevabı: "Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler." olmuştur.
(İbn Ebi'd-Dünyâ)

Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.
Hadisin bir diğer rivâyetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir.

Resim---İmam Ali kerremullahi vechenin tahric ettiği haberde Ali kerremullahi veche şöyle buyurmuştur: "İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve: "Allahım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..." diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine: "Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler.
Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der: "Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidâyete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın". Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine: "Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş."
derler."
(Beyhakî, Şu'abu'l-İman)

Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır.

Nitekim bu haktır Yüce ALLAH celle celâluhu Kur’ÂN-ı kerimde;

فَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Resim---''Fe emmâ in kâne minel mukarrebîne: Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,(Vakıa 56/88)

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّةُ نَعِيمٍ
Resim---''Fe revhun ve reyhânun ve cennetu naîm: Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).'' (Vakıa 56/89)

Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem bu ve benzeri âyetlerin açıklamasını ve ifade ettiği manaları şöyle izah etmiştir:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Herhangi biriniz ölünce, eğer kendisi cennetlik olanlardan ise, sabah ve akşam cennetteki yeri kendisine gösterilir. Eğer cehennem ehlinden ise kendisine sabah ve akşam cehennemdeki yeri gösterilir, kendisine işte burası senin yerindir, bu durum ta ki kıyamet gününde Allah seni yeniden dirilteceği güne dek böyle sürüp gidecektir.” buyurmuştur.
(Müslim, Cennet, H. No:2866)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyamet, 26) buyurur.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kişi ölünce amel defteri kapanır; ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz. Bunlar sadaka-i cariye, kendisinden istifade edilen ilim ve Salih evladın yaptığı ameller ve dulardır” buyurmuştur.
(Müslim, Vasiyet, H. No:1631; Zühd, H. No: 2960)

İşte bu nedenle Hacı Osman Baba gibi Hakk Dostları dâima “Evlâd!” diye hitab ederdi bizlere.
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ölünün, gömüldükten sonra dönüp gidenlerin ayak seslerini duyduklarını haber vermiştir.
(Enes bin Malik radıyallahu anh’dan; Müslim)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ümmetine, kabirlerden geçerken kabir ehline şöyle selâm vermelerini buyurmuştur: “Ey mü’min kavimlerinin yurdu, Allah’ın selâmı üzerinize olsun, siz, gelip geçtiniz. Bizde sizin peşinizden geleceğiz!”
(Müslim)

Mesele o ki, gidenin ve kalanın MuhaMMedî BİZ BİR-İZ BAĞları sağlamsa sanki yaşıyorcasına BİRliktedirler. İşte vefakâr insanlar. Dünya kaderi bu, herkes ölecek.

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Resim---Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn: Her canlı, her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekileceksiniz.” (Ankebût 29/57)

İnsanın herkesi, babası ölür, anası ölür, karısı ölür, kocası ölür, çocuğu ölür, arkadaşı ölür.
Ölür. Herkes ölecek zâten.
Ama kalanların vefakârlığı, yürekten olmaları maddî manevî.
Ancak böyle Salihalık, salihlik ortaya çıkarır İnşâe ALLAH.

Bizim tâbii o yandan bu yandan dolaştıklarımızdan dolayı, gizli şirk konusunda temel atmaya çalıştık.
Gizli şirk, en tehlikelisidir çünkü.
İslam’ın tek anahtarı vardır. Kendi şartı yoktur ama kendi şarttır: “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!”
İslam’ın bir tek düşmanı vardır ki, o da bunu söylememektir.
İslam’a sadece TEVHİDle girilir. İslam’dan da bunu söylemeyerek çıkılır.
Bütün İslam’ın tüm emirlerini yapsa dahi: “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!” Demedi mi, tüm yaptıları boşa gitti demektir. Gider gidiş o gidiş. Tümünü, tümünü alır götürür.

O zaman bu kadar tehlikeli ve bu kadar önemli olan, tıpkı 1 rakamı sayısı gibi yâni. Tıpkı 1 rakam sayısı gibi. “1 demeden say!” diyorum.
Diyorsun ki: “Hocam sayamam. önce 1 diyeceğim ki, 1 daha 2 diyeyim, 1 daha 3 diyeyim!''
Şekilsiz harfle yaz!” diyorum.
Hocam nasıl yazarım ALLAH aşkına. Yazmaktan bahsediyorsunuz, şekilsiz neyi yazayım? Harfsiz konuş diyorsunuz nasıl konuşayım. Olmazsa olmaz şartı yok ediyorsunuz. Nefes almadan yaşa der gibi!” dersiniz.

İşte şehâdet böylesine çok önemli, olmayışı da bu kadar korkunçtur.
Ben bir şeye dikkat çekiyorum. Dikkat edin!.
Akıl Gözü “basar” dâima dışarıya bakmak için yaratılmıştır.
Aklın antipotu bâtındır ve nakıldır, Basarınsa Gönül Gözü Basîrettir.
İkisi seviyelendiği anda objektif - oküler gibi Kulluk Dürbünü olur.
İşte bu dürbünün bu gözünde, benim gözüm, senin gözün, bizim gözümüz, yâni Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin gözü vardır. Öbür ucunda ALLAH, “meğer mevlâm üryÂN imiş!” vardır.
Böyle midir ? vALLAHi böyledir.
Ben Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Adına Hesabina Şerefine böyle inanıyorum. Böyle biliyorum. Böyle yaşamışımdır.

Şunu demek istiyorum. MuhaMMedî oluş Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemde oluştur.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Bedeni, Nefsi, Kalbi ve Ruhu mikrop taşımaz. İkilik taşımaz, atar. ALLAH korusun, giremez ki atsın!
Ben diyorum “atar” diye aklımca..
O, Mustafa aleyhisselatuvesselâm’dır, 6666 elek kapanıverir. Summun bukmun umyun oluverir.
Bu elekler beni neden elemiyorlar ALLAH aşkına?!..
Çünkü, Eriyemiyorum!. Kim eritecek beni?
Sorumun cevâbı nedir ALLAH AŞKına! Nasıl ERİyip-GEÇeceğim ŞeHÂDet ELEĞİnden?
Tercih benim KuLLuk Âleminde İmkÂNla İmtihan TERCİHi.
ALLAH celle celâluhu’nun tercihi-EMRi yok mu? Var.
ne buyurdu:'' Sizi hayr ve şer ile deneyeceğim seçin!” dedi.

الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Resim---Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr: O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.(Mülk 67/2)

أَيْنَمَا تَكُونُواْ يُدْرِككُّمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِي بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِ اللّهِ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُواْ هَذِهِ مِنْ عِندِكَ قُلْ كُلًّ مِّنْ عِندِ اللّهِ فَمَا لِهَؤُلاء الْقَوْمِ لاَ يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا
Resim---Eyne mâ tekûnû yudrikkumul mevtu ve lev kuntum fî burûcin muşeyyedeh(muşeyyedetin). Ve in tusıbhum hasenetun yekûlû hâzihî min indillâh(indillâhi), ve in tusıbhum seyyietun yekûlû hâzihî min indike. Kul kullun min indillâh(indillâhi). Fe mâli hâulâil kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ: Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa: "Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor ki bu topluluğa, hiç bir sözü anlamaya çalışmıyorlar?(Nisâ 4/78)

مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ وَمَا أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ وَأَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاً وَكَفَى بِاللّهِ شَهِيدًا
Resim---Mâ esâbeke min hasenetin fe minallâh(minallâhi), ve mâ esâbeke min seyyietin fe min nefsike. Ve erselnâke lin nâsi resûlâ(resûlen). Ve kefâ billâhi şehîdâ: Sana iyilik olarak ne erişirse, Allah'tandır. Sana kötülük olarak ne dokunursa, o da kendi nefsindendir. Biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter.(Nisâ 4/79)

“Benim yerime O seçsin!.”
ALLAH celle celâluhu seçeceğini seçti, Rasûlullah’ını seçti, Şeytanı seçti!
Kelâmullahını buyurdu, Hizbullah ve Hizbüşşeytan kurallarını kanunlarını koydu işletiyor. İşine ortak da istemiyor.
İşte gizli şirk dediğim bu. Bunun oluşu ya da olmayışıdır.
Neden MuhaMMedî MeLÂMette Selâmet vardır.
MuhaMMedî MeLÂMet, ancak MuhaMMedî İÇİ OLANda olabilir.
Nuh aleyhisselâm içeri girer, oğlu dışarıda kalır, karısı dışarıda kalır. Lût aleyhisselâm kendi girer karısı dışarıda kalır.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin, Pozitif tercihli Amucası Hamza aleyhisselâm İÇe girer, Negatif Tercihli Amucası Ebu Leheb dışarıda kalır.
Babası Abdullah aleyhi's-selâm, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemi görmeden gider, yüreğinde-İÇinde, fetret devrinde olduğu için geçer.
Ancak O’nu esas fiilen büyüten 40 yaşına kadar (güya) koruyan Ebu Talib giremez dışarıda kalır.
Onun içindir ki, bu ÂLEMdecan vermeyecek olan bir CANlı ki AKLı olan ÂDEMoğlu gösterebilir misiniz?
CAN vermeyecek olan babayiğit var mı?
Oysa ne ki can? Kimin canını kime veriyor?
AKLı olanın DİNİ vardır, EMRedilen KULLuk Tercihi ise TEK tercih -> Tevhid Tercihidir. AKLını KULLANacak NAKLi DUYacak UYacak, YAŞAyıp ALLAH celle celâluhunun gerçek ŞÂHİDi olacak!
Rasûlullah SALLallahu aleyhi ve SELLem ve ALLAH celle celâluhuya yani NAKle ->TESLİM olmuş MuhaMMedî RÜŞDe ERmiş AKL-ı SiLM KULLUK ŞaRTıdır Hayrı-TEVHİDi TEVTERCİHte, Şerri-ŞİRKi değil..

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İnsanı insan yapan aklıdır, aklı olmayanın dini de yoktur" buyurmuştur.
(Beyhakî, Şuab-ı İman))

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Aklı olmayanın dini yoktur.” buyurmuştur.
.(Aclûnî, Keşfu’l- Hâfâ 2/362)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ahdi olmayanın (sözünde durmayanın) dini yoktur.” buyurmuştur.
(Münavî, Kunuzu’l-hakaik-el-Camiu’s-sağir’le birlikte-, 2/498).

Bizzât yaşayanlardan dinlemiştim.
Adam orgeneral ölmüş. Hacı Bayram Velî Câmisi avlusuna musalla taşına yatırmışlar. Etrafında askerler subaylar..
Eskiden çok vardı, şimdi de vardır ama pek biz göremiyoruz, ya da biz ilgilenmiyoruz, oranın Hak Dostu adamları vardı Hacı Bayram BaBanın. Hacı Bayram Velî Delileri vardı.
Orgenerak ölünce, orgeneralin yaveri olan yarbayı ayıktırmak görevi ile görevlendirilen bir Melâmi Ereni deli ya, müezzine diyor ki: “Baba şu Paşanın müezzinliği ben yapayım ne olur etme!. “Er kişi niyetineeee!”demekten başka bir şey değil!”
Görevli Müezzin: “Peki ben dedikçe sen kuvvetlice tekrarla da başım ağrımasın!” diyor.
Errr kişşşşi niyyyetineee!
Başlıyor mu bizimkisi cemaat toplanacak daha ama durdurak yok sürekli bağırıyor:“Errr kişşşşi niyyyetineee!”

Bir demez beş demez:“Errr kişşşşi niyyyetineee!”
Yaver Yarbayın tepesi atıvermiş: “Ulan sen benim paşama nasıl er dersin?” deyip saldırınca.
Bizimkisi kuzu gibi: “Sakin ol sakin ol komutan! Buavluya bu muSALLa Taşına, erkek kılığında nice karılar yattı biliyor musun? Ama kadın kılığında da, ne orgeneraller geçti onu da biliyor musun? Bilmiyorsun değil mi? BİLirsin BİLirsin sen de buraya YATınca!” demiş. miş. miş..
Derler ki emekli olunca o da ONLARdan OLmuş muş.. muşş.. mâSALLımız..

İşte bu, bu, budur MuhaMMed aleyhisselatuvesselâmın ERliği-BİRliği-DİRliği ve Ebedî DİRİliği hayCANlarım!.
ALLAH’ın izni ve inâyetiyle, ALLAH İnşâe ALLAH, hayrlısıyla denkleştirsin buna biraz daha gireceğiz.
Ne zaman insan aklı dini ilimler öğrenir, bilmediği bir şey kalmaz hatta uygular, hatta alkışlanır, yuh çekilir şu olur bu olur..
Tek kelimeyle Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemden ALLAH korusun, 1 mm. saptı mı, telin üzerinde yürürken boşa basmış gibi ayağı kayar. O zaman neyine dikkat edecek?.
Sadakat, Samimiyyet, Sabır ve Selâmetini, MuhaMMed aleyhisselatuvesselâmnın sırat-ı müstakîmine kilitleyecek i?. Yapabilir mi?
Kesinlikle yapabilir. Bunun için tercih yapması lâzım mı? Lâzım.
Ne yapmamız lâzım?
Çok basit bir şeydir. Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Tevhid Tâlim ve Terbiyesine uymamız ve bizim MuhaMMedî gayret göstermemiz kesinlikle şart. Kesinlikle şart.
Bir ALLAH dostunun eli nerede? Yüreğinin içinde.. VALLAHi yüreğinin içinde.
Sen aramadan sana gelecektir. Sormadan söylenecektir. Vs vs. laf gibi gelir hayal gibi gelir.
Hakîkat olduğunu elbet göreceksin. Bu yürek varsa.
Yoksa istediğin şekilde, istediğin yerde ye, iç dolaş dur.
Senin için haram yasak günah yok!.
Kendi RABBını kendi yaratır. İstediğini de yaptırtır. Kendini korkunç yollara sokar çünkü. Asla tamir olamaz. Neden?
Çünkü açı gibi ayrılır, Hakk yâni, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemden kaydığı anda, Hizbüşşeytana kayar çünkü. Adına ne derse desin.
Onun için ALLAH ile kandırılanlar âyetleri vardır.

يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ
Resim---Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum vahşev yevmen lâ yeczî vâlidun an veledihî ve lâ mevlûdun huve câzin an vâlidihî şey’â(şey’en) inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yagurrennekum billâhil garûr: Ey insanlar, Rabbinize sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Babanın evlâdı adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı, evlâdın babası adına bir bedel ödeyemeyeceği, onu kurtaramayacağı günden endişe duyun. Allah’ın va’di doğrudur, haktır. Dünya hayatı sizi aldatmasın, şeytan ve hilekâr insanlar, Allah’ı öne sürerek, Allah adına sizi kandırmasın.(Lokmân 31/33)
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbeti

Mesaj gönderen simurg »

O bu mesele değildir. Mesele tektir. Kur’ÂN-ı Kerim ve Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemdir.
Kur’ÂN-ı Kerim dedik, nedir Kur’ÂN-ı Kerim?
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin bâtınıdır. Kur’ÂN-ı Kerimin bâtını RABBulâlemin SÖZü ve zâhiri ise Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem SESidir.
Cebrâil ceberrut âlemidir cebredicidir. Âlemin ismidir.
Arakesit, ikisinin arası. Ne olaydı?
RABB, Rasûlullahlaştı mı diyeydik? Rasûlullah,Tanrılaştı mı diyeydik? Ne diyeydik?
Demeyeceğiz kardeşim. Demeyeceğiz. Niye diyelim?
Rasûlullah aleyhi's-selâm var, Cebrâil aleyhisselâm da var, RABB Teâlâ da var her ÂN!
Var tâbi. Yok mu diyeceğiz. Mânâ nasıl Maddeleşiyor?
İşte bak böyle maddeleşiyor. Yaşadığın zaman anlayacaksın.

Bütün kız çocuklarına,“Çocuk Nasıl Doğurulur” Kitabını dağıttık, hepsi çocuk doğuruverdi hemence öyle mi oldu sanıyorsun?.
Hiçbir şey söylemedik zamanı geldi, rüşde erdi, evlendi çocuk doğurdular ne oldular?.
Sümeyye ANA oldular.
İlk başları İsalmın, bir çok yasak yok, günah yok, ayıp yok, Kur’ÂN-ı Kerim daha tam olarak ortada yok. Ne var?
MuhaMMede’r-Rasûlullah” var. “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!” var bunu söylüyor.
Öbür türlüsünü de söyleyenler var.
Milyonlar etrafında pervane dönüyor, toplayıp sürüyle Hacca götürmek gibi her yıl yeni doğmuş çocuğunu da getirmezsen dinden düştün tarikatten düştün gitti!
toplayıp da:"Gelin yetimleri arayalım, kimsesizlere koşalım!''demez çünkü pis sömürücü...
Bir de bunu ALLAH korusun, Ehl-i Beyt aleyhisselâm adına falan yapmak var ya, ALLAH’a sığınırız!.
Ben derim ki: “Ya RABBî bunlar için ayrı bir cehennem yarat!. Bunların suçu için ayrı bir cehennem yap!”
Bu kadar ağır demek istiyorum. İnsanların eşkiyası olmak, yol kesicisi olmak!.
Onun için niye diyorum, bize iyi bir teker lâzım, şaşmayacak, taşmayacak, patlayıp çatlamayacak. Hocam bu nereye girer-çıkar?.
VALLAHi mise de girer, pise de girer, yolda ne varsa hepsine girer. Ne yapar?
Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem in şerefini gökyüzündeki yıldızlar gibi SIRTında TAŞI TUTar DÂİMa!.
Cehennemin üzerine gerilir Barbaros, cehennemin üzerine gerilir cihan geçer üzerinden Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin Adına Hesabina ve Şerefine.
İşte ona deriz biz “Sırat-ı Mustakîm Köprüsü” diye BİZ, Ona deriz.
Bu köprüde, bu kemerde taş olanlar gerçek MuhaMMedî MeLÂMilerdir bunlar.
Beni azıcık tanıyanlar bilirler ki, ALLAH’ın izni ve inâyetiyle sadece bir ay içerisinde insanların şaşacağı denge ve düzeni kurabilirim.
Altını üstüne getiririm televizyonların. Birkaç aya kalmadan her yere kitaplarım dağıtılabilir.
Ama hiç umurumda değildir. Neden?
Çünkü ben MuhaMMedîyim, bin kişi olacağına bir kişi olsun.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem, alnının çatından öpsün ve iftihar etsin onunla.
Kutup yıldızı gibi, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin gözbebeği gibi olsun. Kızı olsun, oğlu olsun.
İşte bu inançla biz, “ah bir cehennemden kaçsak, cennete koşsak!” diyenlere “neden bahsediyorsunuz siz, Cehennem dediğin” lâ ilâhe” cennet dediğin “illâ ALLAH
SEVİYEle bakayım ne çıkıyor ortaya Barbaros. Ahmet can seviyele bakayım!
Neden Maun Sûresinde “SALL” lerinde insanlar “sâhûn-gâfil olanlar” olurken,

الَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ
Resim---Ellezîne hum an salâtihim sâhûn: Ki onlar namazlarından habersizdirler,” (Mâûn 107/5)

sehvetmenin çok önüne geçerken, namazda, bizim namazda, Kâbeye dönmüş olmasına rağmen 40 bin put var arada. Ben ondan bahsediyorum.
O salla ulaşımı engelleyen sâhûnlar neler?
Neydi Mâûn da sâhûn oldu. O mu, Mâûn neydi yâni?
Efendim nimetmiş de, zekatmış da, anladım kardeşim 40 davarım vardı dördünü verdim doğrudur.
Sen benden haber ver benden. Buradan içeriden içeriden.
Ben içerideki özdeki ağır dertten bahsediyorum. Sen krem sürmeye çalışıyorsun.
Ben can çekişiyorum hangi çorbayı içeceğimden bahsediyorsun. Sudan suattan.
Onun için diyorum gizli şirk çok tehlikeli.
Ancak Kur’ÂN-ı Kerim de meselâ “endad” vardır, ne ki benzeri, eş, denk, Türkçe bir kelime bul bakalım. şirk var zâten. Endad neydi, nereden çıktı?

Endad 6 âyette geçer. O da çok ilginçtir. Bakara 2/22, 165; İbrahim 14/30; Sebe’ 34/33; Zümer 39/8; Fussilet41 /9 âyetleri..

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَتَّخِذُ مِن دُونِ اللّهِ أَندَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّهِ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَشَدُّ حُبًّا لِّلّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلّهِ جَمِيعاً وَأَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعَذَابِ
Resim---''Ve minen nâsi men yettehızu min dûnillâhi endâden yuhıbbûnehum ke hubbillâh(hubbillâhi), vellezîne âmenû eşeddu hubben lillâh(lillâhi), ve lev yerâllezîne zalemû iz yeravnel azâbe, ennel kuvvete lillâhi cemîan, ve ennellâhe şedîdul azâb: İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.” (Bakara 2/165)

Endâd: eş, eşit, ortak (put) yani gizli şirk âletidir en sonun da Nefsinin hevâsıdır..
Çıkardım bunları bakmak için yerlerine.
Pek çok hadis-i şerif vardır. Bakın bir tanesi Kütübi Sitte hadisidir.

Cebrâil aleyhisselâm bana gelerek, Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem buyuruyor.
ÜMMetinden herhangi biri ALLAH’a bir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer müjdesini verdi.

Bir gün, Peygamber aleyhisselâm Efendimiz, ashabına şöyle dedi:
“Bana Cebrâil gelerek “ÜMMetinden kim ALLAH’a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse Cennete girer’” müjdesini verdi.”
Bu sözleri duyan Ebu Zerr, hayretle sordu:
“Zina etse de mi? Hırsızlık yapsa da mı?Peygamber aleyhisselâm:
“Zina da yapsa, hırsızlık da etse..” buyurdu.
Ebu Zerr tekrar sordu:
“Yâni hırsızlık etse ve zina yapsa da öyle mi?”Peygamber aleyhisselâm yine:
“Evet” buyurdu. Ancak Ebu Zerr aynı soruyu iki kez daha heyretler içinde sorunca, Rasûlullah ona son olarak şöyle dedi:
“Hırsızlık etse de, zina yapsa da, Ebu Zerrin burnu kırılsa da, patlasa da cennete girecektir!” buyurdu.

Hadisin meali:
Resim---Ebu Zerr (Cündeb İbnu Cünâde el-Gıfârî) (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber(aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bana Cebrâil aleyhisselam gelerek "Ümmetinden kim Allah'aherhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse cennete girer" müjdesini verdi" dedi. Ben (hayretle) “zina ve hırsızlık yapsa da mı?" diye sordum. "Hırsızlık da etse, zina da yapsa" cevabını verdi. Ben tekrar: "Yani hırsızlık ve zina yapsa da ha!" dedim. "Evet, dedi, hırsızlık da etse, zina da yapsa!" Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) dördüncü keresinde ilâve etti: "Ebu Zerr patlasa da cennetegirecektir".
(Buhârî, Tevhid 33; Müslim, İman 153, (94); Tirmizî, İman 18, (2646)

Ebu Zerr’den çünkü hadis. Ebu Zerr’in burnu kırılsa da cennete girecektir buyurdu. Değil onu bunu yapmak.
Eskiden beri dikkatimi çeken bir hadistir.
İnşâe ALLAH Arapçasını da buluruz.
Bunlara müsaade mi edildi? Yok yok.
ALLAH’a şirk koşmadan ölmek ne demek.
Bu zâten gizli şirk hadisidir. “Mümin mümin iken zina yapmaz” Kütübü sitte hadisidir. Kimse mümin iken zina yapmaz.
Yâni zina yapıyorsa ALLAH ve Rasûlullah’ı bir kenara atmış imansız hale geçmiş demektir. E böyle mi oldu. Oldu mu? oldu. Ne oldu? Bakın sözü nereye getiriyor. “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!” ı bir aşamalayın bakalım.
Aynı şeyi 3 kere buyuruyor. Dördüncüde de diyor ki: “Ebu Zerr’in burnu kırılsa da “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!” diyorsa son nefeste cennete girecektir.
Biz son nefeste “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!” demeyi çok basit görüyoruz.
Kolay görüyoruz. Ya da zor görüyoruz.
Ben, Benim kucağımda, elim boynundaki damara dayalı halde şehâdet getiren insanlar son nefesini gülerek, kucağımda yığılıp kalıp son nefesini verenlere şâhid oldum.
Ömrümde en güzel duyduğum, hırlayıp duran adam birden “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah!” ikimiz birden bağıra bağıra, sonra birden boynu düşüverdi, soğumaya başladı.
Nasıl bu noktaya geldi bu adam?
Bir câmi kapısında olmuştu yatsı namazına girerken kalbden..
Nasıl bu noktaya geldi?
Belki hırsızdı belki ipsizdi belki şuydu belki buydu, artık buz değildi yalnız.
Aklı buz değildi. Son nefeste vALLAHi suydu.
Gözünden akan yaş gibi suydu yâni. Ve gözünden de yaş aktığını gördüm çünkü. Ölüm zordur yâni. İşte bu...

Evet doğru söylüyorsun Nuriye zâten soruyu soran Ebu Zerr. “ÜMMetimden her kim, ALLAH’a herhangi bir şeyi şirk koşmadan ölürse cennete girer” müjdesini verdi. Bu Cebrâil’e ait. Gitti.
Ebu Zerr diyor ki, “ben Rasûlullah’a şunu şunu yapsada mı?” dedim. Bir daha sordum. Bir daha sordum. Dördüncüde dedi ki, burnun patlasa da girecek girer.
Çünkü bu üç aşama, bu üç aşama bunları kendi kendine kaldırır zâten. Yâni geçen zamanın bir hayal olduğunu anlar.
Her şeyin her olayın zamanın zandan ibaret olduğunu anlar.
Hiç değmezmiş. Pişmanlığın çok ötesinde bir acı duyar sadece.
Tevbe acısı duyar. Üzüntüsü duyar. Korkunç anlatılmaz bir ilâhi utanç diyelim haydi “hayâ”ya.
Biz hayâ dedik mi hep Hakkın halkına karşı olan bir şey anlarız.
Hakk’ka karşı olan bir hayâ da var. Ve hayâsızlık gizli şirktir zâten. İnsanlara riyâ Hakk’ka hayâsızlıktır.
Bu bakımdan da hadisler var. Onlara da bakmamız gerekir.

ALLAHu ZU’L-CELÂLin yanında, gök kubbe altında ALLAH’tan başka tapınılan ilâhlar içinde, kendisine uyulan hevâdan daha büyüğü yoktur.
Yeryüzündeki bütün günahların, şirklerin, kâfirliklerin son-uç sebebi hevâya uymaktır. ,İnsanların yeryüzünde ilâh diye taptıklarının en kötüsü insanın kendi hevâsıdır. Âyetle sabit zâten.

أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
Resim---E raeyte menittehaze ilâhehu hevâh(hevâhu), e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ: Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?(Furkân 25/43)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Yüce Allah’ın yanında gök kubbe altında Allah’tan başka tapınılan tanrılar içinde, kendisine uyulan hevâ (aşırı istek ve tutkular)dan daha büyüğü yoktur.” Buyurmuştur.
(Taberânî; İbn Kayyim el-Cevziyye, İğâsetu’l-Lehfân, 2/148; Elmalılı, 6/70; Şamil İslâm Ansiklopedisi 2/397)

Bundan dolayıdır ki Aziz Efendimiz aleyhi's-selâm;

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hakiki mücâhid, nefsiyle (hevâsıyla, kötü arzu ve istekleriyle) cihad edendir.” Buyurmuştur.
(Tirmizî, Fezâilü’l-Cihad 2, hadis no: 1621; Ahmed bin Hanbel, 6/2022)

Kaldı ki altına tapanlar melundur. Gümüşe tapanlar melundur hadislerini biliyorsunuz.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Altına tapanlar mel’undur, gümüşe tapanlar mel’undur." Buyurmuştur.
(Ebu Hüreyre’den; Kütüb-i Sitte, Bey-alım-satım bölümü,hadis no:398)

Mel’un: Lânetlenmiş. Lânete lâyık. Kovulmuş, tard olunmuş demektir.

Bu gün para putuna tapmayan kaç kişi var zâhirde.
Ben bunlardan da daha tehlikeli görüyorum hevâya tapıcılığı.

Resim---Ebu Bekre radiyallahu anh) : “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Size günahların en büyüğünü haber vereyim mi?’” buyurdu.
Sahabeler üç kez: “Evet, Yâ Rasûlullah!” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’a şirk koşmak’tır”
buyurdu.
(Buharî, Müslim)

Endad: (Nidd. C.) Benzerler. Emsâller. Misiller. şerikler, eşle
Kişi endad uyduruyorsa yapıyorsa kendisine, ALLAH için bir ortak yapıyorsa, ALLAH’ı kaldırıp yerine bir şey koyuyorsa, bir endad koyuyorsa “ve huve helâkeke” o onun helâkıdır.
Şirk koşmaktır. ALLAH seni yarattığı halde onun yerine bir endad koyduysan. Buhari ve Müslim hadisidir.

Bu en büyük günahtır. Bundan kötüsü yoktur.
Birisi Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemle diyor ki: “Ya Rasûlullah ALLAH ve Sen istersen olur bu!” diyor. “ALLAH ve sen isterseniz olur.”
İbni Maace hadisi bu. Kütübi sitte yâni.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin o meşhur alın damarı nasıl kalkıyor: “ Sen şimdi beni ALLAH ile ortak mı yaptın? Sizden hiç biriniz ALLAH isterse ve falanda isterse demesin. İnşâe ALLAH yâni ALLAH isterse desin!”
Ve lafını kullanmasın. Ayrı konuşsun.
Ve İnşâe ALLAH. ALLAH’ın ve’si olmaz. ALLAH ayrı konuşulur.
Onu buyuruyor Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem.
“Sen şimdi beni ALLAH’ın ortağı eşi benzeri mi kıldın? ALLAH ve sen dedin. Ya Rasûlullah sen istersen. Ve ALLAHu ZU’L-CELÂL İnşâe ALLAH isterse!” böyle demez.
ALLAH ve sen isterseniz kelimesinin fiilinin içine ikisini müşterek sokuyor çünkü.
“ALLAH isterse ve sen istersen şunu yapacağım!” dese bir şey gerekmez.
İnşâe ALLAHı ayırsın bir defa. ALLAH’ın ortağı gibi konuşmasın.
Burada pek çok hadisler var. Bir kişi beni ana babasından ve nefsinden daha fazla sevmedikçe iman etmiş olmaz.
Ortaklık mıdır?. Hayır. İşte Arapçası lâzım bunların.
Habbe vardır burada. O kişinin anası babası danası ötesi bötesi yığıla yığıla ilk çekirdeğe gider zâten. Bahsedilen budur.
Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLemin sevilmekten kastı hâşâ bir kral gibi ya da firavun gibi: “Benim kullarımsınız!” anlamında değil ben ALLAH celle celâluhunun RESûLüyüm!” anlamındadır. Elmasta taştır amma, aması var!

Ahmet Çakırcan 35 yaşında, güzel. 35 sene önce babasının belindeydi, önce baba. 50 – 100 sene önce dede. 200 sene önce öbür dede. Git, nereye gidersin?
Nereye gideceksin? İlk tohuma gidersin. CeMM’ amennâ.
Hiçbir şeyde fark var mı? yok. Yok. Yok!.

Anne çocuk doğuracak, 3 gün kaldı ya da yarın doğuracak.
Bu çocuğun anneden neyi ayrı bana söyler misiniz?
Hiçbir şeyi. Bunu anlayabiliyor musunuz? Mesele bu. “BİZ BİR-İZ” budur. Kesilmeyen göbek bağlarıyla HaVva Anamızın GÖBEK BAĞına bağlıyız bağsız bağlar ile İnşâe ALLAH.
İnşâe ALLAH gelecek Cuma da buna biraz daha devâm ederiz.
Bu arada biz Beden, Nefis, Kalb ve Ruh aşamalarında da gizli şirkler vardır.
Bedensel şirkler cesede tapmak puta tapmak, paraya tapmak şu bu gibi.
Nefissel akılsal şirkler. Daha ileride kalbi sıkıntılarda olur.
ALLAH ile kandırılmak meselâ bunlardandır. Ölçüsü çok basittir.
“Bana göre!..”söze girmeyelim;
“Bırak beni seni de, Kur’ân-ı Kerime ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemle bakalım!” dedin mi çöker kalır.
Senin put sende çöker. Benimki de bende çöker. Buzlar erimeye başlar İnşâe ALLAH.
Aksi takdirde onları sakladığın sürece gizli putçusun zâten.
Oraya gelir, o altın iğneden bu ipek ip geçmez kardeşim. O düğüme gelir tıkanır. ALLAH korusun.
Onun için zâten, Hâşâ Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLeme teslim olup da Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem ne yapacak bizi?
Teslimiyet o değil. Ne yapalım yâni?
Denize attık bir kasa buz halinde, Nuriyeyi götürdük attık Gemliğin körfezinden ne olacak. Denize teslim oldu da deniz ne yaptı yâni?.
Buzu eritti kendine çevirdi, ne yapacaktı ki. Kim kimi yedi yuttu?
Hiçbir şey olmadı. Herkes aslına döndü.
“Hocam BUZumuz boyası kırmızıydı yeşildi, işte denizin üzerinde bir yakamoz gibi renk bırakmışlardır.''
Geriye kalan nedir, “yığılmış kalmış bir soyka”derler değil mi, o ölü elbisesine bizim köyde soyka derlerdi.
Ölünün en son sırtından çıkana soyka tâbir ederler. Anam öyle diyordu.
Kötü insanlara anam bedduâ ediyordu, diyordu ki “Soykası yığılasıcaaa!” Adama kötülük ediyor biri, birisi birine zulüm ediyor.
Ben o zaman sordum da onun için biliyorum “Ana soyka nedir?”
“Anam dedi işte. Ölünün arkasından çıkan yığılıp kalan en son elbisesine” derler.
Haa, soykası yığılıp kaslıca, diyor. Zulüm ediyor fukaraya diye, onu kendine söylüyor yapana yalnız.
“Nasıl vurdunda kırdın, bir kimsesiz kız çocuğunun kolunu”Kolunu kırmıştı birisi. Ona öyle diyor.
“Kimsesiz bu kıza nasıl vurdun da kolunu kırdın!”diyor.
Akrabasıydı çünkü o işi yapan. Amcaoğlu falandı.
Diyor ki: soykası yığılasıca, geberesice, ölesice, nasıl kıydın da vurdun kırdın öyle!
Bu fâni Dünyada herkesin soykası yığılır merak etmeyin!.
Eskiden ayakkabılarını kapı önüne koyuyorlardı.
Şimdilerde çöplüklerdeki ayakkabılar bile daha güzel. Herkes zengin herkes fakir.
Ama Rasûlullah SALLallâhu aleyhi ve SELLem fakirle fahretmiştir.

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Fakrım benim fahrımdır. Ben onunla iftihar ederim.” buyurmuştur.
(Aclunî, Keşf-ül Hafâ, 2-87)

Bu fakr Beden, Nefis, Kalb ve Ruh Fakirliğidir-Muhtaçlığıdır. Çünkü el Ganî olan ALLAH’tır.
Fakriyyet, Acziyyet, Zillet ve İllet KULLuğun değişmez SIFATlarıdır..
Bu acziyet Beden, Nefis, Kalb ve Ruh Acziyetidir-Mecburluğudur. Çünkü el Azîm Azameti ALLAH’ındır. Rasûlullah’ın acziyet karşılığındaki varlık ALLAH’a aittir.
Yine aynı şekilde Zillet-Me’murluk, Beden, Nefis, Kalb ve Ruh, bizim için böyledir. İzzet ise el Azîz olan ALLAH’ındır.
Kuldaki İllet-Mahkumluk ise Beden, Nefis, Kalb ve Ruh ile bir SEBEBE-İLLete dayanmak mahkumluğumuzudur.
Biz DAMLAyız, Akdenizin avukatı değiliz yâni. Müfettişi müftüsü de değiliz. Biz Akdenizde olalım da yeter elhamdülillâh diyoruz. Hepsi böyledir.
İnşâe ALLAH önümüzdeki haftada bunlara devâm edelim.
Şimdi Hatim DUÂmızı EDelim..
Kullanıcı avatarı
simurg
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 928
Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00

Re: Kul İhvani 21. Salavat Sohbeti

Mesaj gönderen simurg »

ResimŞimdi Hatim DUÂmızı EDelim..

Euzübillâhi's- semi'l- âlimi mine'ş- şeytanirracim,

Resim
''Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.'' Allahuekber..

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. ''Kul huvallâhu ehad. Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.'' Allahuekber..

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. ''Kul huvallâhu ehad: Kul HüVe Allahü Ahad.'' “Kul” de ki : O’nun hüviyeti ALLAH ve AHAD’dir. “HÜVE” yi görün orada diye söylüyorum. ''Allâhus samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehu kufuven ehad.'' Allahuekber..

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. ''Kul e'ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil'ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased. '' Allahuekber

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm. ''Kul e'ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.'' Allahuekber..

Kur'ân-ı Kerimimizde 4 Sûre “KuL:De!” diye başlar.. KÂFİRÛN, İHLÂS, FELAK, NÂS Sûreleri..

ŞERİATta Kul, TARİKATte KUL, MARİFETte KUL, HAKİKATte KUL da ne diyor: “Benim dinim sana, onların dini onlara!''

لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ
Resim---Lekum dînukum ve liye dîn(dîni): zin dininiz size, benim dinim de banadır.” (kâfirûn 109/6)

Bırak Hizbullahı tercih edenler Hizbullah, Hizbuşşeytanı da tercih eden Hizbüşşeytan olsun!.
Dördüncü Kul, yukardaki… Sadakallahülazim.

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm.
''Elhamdü lillâhi rabbil'alemin. Errahmânir'rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în, İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn. Âmin!.

Bi'smi'llâhi'r-rahmâni'r-rahîm.
''Elif lam mim. Zalikel kitabü la raybe fıhi hüdel lil müttekıyn. Ellezine yü'minune bil ğaybi ve yükıymunas salate ve mimma razaknahüm yünfikun. Vellezine yü'minune bi ma ünzile ileyke ve ma ünzile min kablik ve bil âhirati hüm yukınun. Ülaike ala hüdem mir rabbihim ve ülaike hümül müflihun.''

ElhamdülillâhiRABBülâlemin,

ALLAHu ZU’L-CELÂLe sonsuz sınırsız hamd ü senâ olsun ki, nefes alıp veren insan kılığında, kıyafetinde, görüntüsünde aklı-fikri-vicdanı yerinde olan ALLAHu ZU’L-CELÂLin bu Muhteşem Mubârek SÖZlerini Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin SESinden DUYup UYup da aynısını tekrar eden kendi yüreğinde Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin sevgisini İmanını Muhabbetini taşıyan kardeşlerimizin okuduğu Hatim ve ayrıca bu yaşta Kur’ÂN-ı Kerim öğrenip gayrete gösteren Nuriye’nin annesi Fatma Bacımızın okuduğu Hatim.
Biliyorsunuz çok güzel şeylerdir bunlar. Halid Amcayı ben de tanıyordum. ALLAH gani gani rahmet eylesin!.
Onun şahsında hepimizin geçenleriyle BİZ-BİRlikte, kendi âilesindekiler, Mesud Bey diğerleri diğerleri, suya atılan bir taş gibi, en yakın dalgadan başlayıp denizin tümünü kapsayan bir dalga dalga geçişle ki, MuhaMMedî Sistemde böyledir çünkü, hiç eksilmeden, birine verdi diye hiç eksilmez. O dağıtmakla eksilmez. Herkese iyilik gibidir. Paylaşıldıkça çoğalır. Kötülükler de paylaşıldıkça azalır yok olur. İyilikler tam tersinedir paylaştıkça çoğalır. İşte bu güzel HATM-i Şerifi, 70 bin tevhidle de taçlayarak yâni o Muhteşemliğini Güzelliğini, her tabakada bir 10 bin, 5 zâhir 5 bâtın güzellik ve özelliğinde herkesin, her yerin iki yüzünü toplayarak muhteşem hatimler EDilmiştir.
Biz de, BİZ BİR-İZ İÇİnde İnşâe ALLAH onun duâsını ediyoruz.

ALLAHu ZU’L-CELÂL Kur’ÂN-ı Kerimimizin harf harf hareke hareke nokta nokta bu okunuşunu, ki bu yaştan sonra öğrenmiştir.
Çok geç yaşta. Büyük bir gayret göstermiştir. Ne güzel bir şeydir.
ALLAH ebedî kılsın. Onun yüreğini nurlandırsın. Hakka ve hayra ulaştırsın. Çok güzel değerli bir insandır.
Bu özelliklerle de bu Kur’ÂN-ı Kerimin bu şekilde bizlerede yansıması bizim de lâyık ve ben şahsen kendimi lâyık görmüyorum ALLAH için.
Ama böyle bir zincirde olmakta bir şereftir yâni. Bu bir güzelliktir.
Bu her aylık Kur’ÂN-ı Kerim Hatim zincirimİZe bağlı böyle güzel insanlar vardır.
Bunu övmek için söylemiyorum. Övülecekse Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem övsün, övünsün ve övülsün. Onun insanlarıyız çok şükürler olsun.
Bu ne güzel bir şey. Bizlerin paslarımızı pislerimizi böyle mislikler temizleyecektir.
Onun için biz bileşik kaplar gibiyiz. Yavaşta olsa seviyelenmeye çalışıyoruz İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

ALLAHu ZU’L-CELÂL okunan bu Kur’ÂN-ı Kerimin bundan doğacak olan güzellikleri özellikleri Ecr ü mensübatı, nurları, evveli baştan ruhlara sevkiyat bakımından Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin Mubârek Münevver Muhteşem Müstesnâ Mutahhar Ruh-u Şerifine,
Ve Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin Resûl kardeşlerine Nebî kardeşlerine Peygamber Efendilerimizin cümlesine,
Ve Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin aziz Âilesine, Annelerimiz başta olmak üzere Haticetü’l- Kübrâ Annemiz ve diğer Annelerimiz olmak üzere aziz âilesine,
Ve evlâdlarına ve Ehl-i Beyt aleyhumu's salat'u-vesselâma başından sonuna kadar, kıyamete kadar gelecek, Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin Kanını Canını İmanını Erkânını taşıyan o yüce İNSANlara İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Biz nasıl diyoruz biliyorsunuz, İLİM-EDEB-İRFÂN-ERKÂN diyoruz.
ErkÂN öyle bir şeydir ki, FurkÂN haline geldi mi insanın özündeki erkÂNa dönüşür. RABBu’l- Âlemin Teâlâ konuşmaya başlar.
ALLAH cümlemizi hayrlara götürsün nasib etsin diye söylüyorum.
ErkÂN ile furkÂNı birleştirmek için unutmayalım diye söylüyorum.
Ehl-i Beyt aleyhumu's-selâma sonsuz salât olsun selâm olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Ve o gündür bu gündür bize nur taşıyan, sanki Kebandan CerryÂN Merkezimizden bize, kapımıza kadar gelen her mevsimde, karda kışta, çamurda yağmurda, hiç yılmadan-yıkılmadan ALLAH celle celâluhu için Kıyamda-ayakta duran, çürümeyen, paslanmayan, pislenmeyen sadece Hasbî Hizmet için dikilmiş ve dikildiği yerde duran, eğilmeyen, emrolunduğu gibi dosdoğru olan ALLAH Dostlarının ebedîyen ruhlarına bu güzellikler AYNen ve ASLen SALLetsin-ULAŞsın, onların da ruhları şâd olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!.
Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimizin sahabeleri, eshabı, sevenleri ve dostları cümlesi de bu DUÂmızın içine dahil olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Hamdolsun, tümüne o gündür bu gündür gelen saymak bile mümkün olmayan bildiğimiz bilmediğimiz tümüne biz canı gönülden Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem Efendimiz Adına Hesabina Şerefine RAHMET niyaz ediyoruz!. Duâ ediyoruz RAHMETler olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Ve hepimizin yeryüzüne gelmesine sebeb olan ve ahirete geçen ana baba ata ve dedelerimiz, ninelerimiz vardır, kardeşlerimiz vardır, eşlerimiz vardır ki hanımları gidenler, kocaları gidenler, çocukları gidenler, bu zincirin içerisinde bir sürü yakınlar vardır, tüm bunlara da RAHMET olsun!.
Ve tüm akrabalarımıza, arkadaşlarımıza da RAHMETler olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Nesli kesilmiş, hiçbir KİMsesi kalmamış, yakınları kalmamış, artık onları nefsen hatırlayanı kalmamış, kimsenin aklından geçemeyen ÜMMet-i MuhaMMedin de hepsinin BİZ YAŞAyanlar olarak Rahmetler içinde kalmalarına Kur'ân-ı Kerim DUÂcısıyız.
Onlar bizimdir, biz onlarınız ve kısaca “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” diyenlerin cümlesine, geçenlere, şimdi olanlara ve gelecek nesillere RAHMETler olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

ALLAHu ZU’L-CELÂLin salâtu selâmı Kur’ÂN-ı kerim'in Nuru ebedî olarak akıllarımıza bir nakil nuru olarak işlesin İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Bu Kur’ÂN-ı Kerimimizin Hayy’lığı her an Keban’dan akan demiyorum çünkü ceryÂN akmaz, Git-Gel yapan her ÂN yeniden yaratılan diriliğin HAYYlığın bâtını, AKILdır.
Diriliği geriye çekerseniz EBEDÎleşir. AKLı çekerseniz NAKİLleşir.
Daha bunlar ebedî Nakil Âlemi, DÂRü’s Selâm gibi gözükürken arkaya geçerseniz elektriği yaratana varırsınız, Es Selâm ALLAH celle celâluhu İNDi olur.
Gibi... AKLa, Aklı anlatmaya hacet yok, akıl eridiği zaman anlayacaktır!.
İşte OKUnan bu Kur’ÂN-ı Kerimimiz, bizim bu anlayışlarımıza sebeb olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Kur’ÂN-ı kerimimizi okudukça Kur’ÂN-ı Kerimimizin bizi okumasını, ALLAHu ZU’L-CELÂL Kur’ÂN-ı Kerimin güzelliği hürmetine bizlere de nasib etsin İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Şu Âdan son nefese kadar nefeslerimizi, Kur’ÂN-ı Kerimimizin, dolayısıyla ALLAHu ZU’L-CELÂLin ve Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLemin, ve Şeriat-ı Garrasının Hasbî Hizmetinde HaKK ve HaYR üzere, en güzel, en iyi, en doğru, en hak, en hayrlı, en AHSEN ve en rahat bir şekilde Hasbî Hizmet nasib eylesin ve bu Hasbî Hizmette bizi BİZ BİR- İnşâe ALLAHu Teâlâ!...

Kardeşimizle BİZ-BİRlikte OKUduğumuz Kur’ÂN-ı Kerim ve Tevhidler, BİZim de Ezel-Ebed Güzelliklerimize vesile olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Ve Kur’ân-ı Kerimimiz bizlerden üreyen türeyen nesillerin sâlih olmasına sâliha olmasına vesile olsun! Onlar kıyamete kadar geçenlerimize-atalarımıza bir RAHMET YAĞMURU gibi gelip yağsınlar ve mezarlarının üzerlerinde “Lâ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” GÜLLeri açsın ebedîyyen İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
ALLAH celle celâluhu, işte var İbrâhîmler, Emreler, Ardalar, Meriçler, Dilaralar, Selenler, Bedelyalar var, ve daha nice çocuklarımız var, bütün bunlara ALLAH celle celâluhu şu hayatlarında;
Hayırlı İşler, Helâl Aşlar, Sâlih/Sâliha Eşler ve de MuhaMMedî BAŞlar nasib etsin İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Nesl-i Sâlih ve rızıklarını helâl kılsın İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Çünkü boğaz GİR-iş-ÇIKış GEÇitidir ve ANA Kural -> Sakın haram girmesin! Ve de sakın yalan çıkmasın! Zâhirde haram girmesin. Bâtında yalan çıkmasın İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Bu kapı böyle bir kapıdır. Zâhir ve bâtın kapısıdır.
Aynı gırtlakta nefes borusu ile yemek borusunun birleştiği gibidir bu söylediğim söz.
Onun için söylüyorum ALLAH çocuklarımıza en hayırlısından iş, en helâlinden aş, ve hele erkeklerimize en sâliha, kız çocuklarımıza da en sâlih eşler versin ki Bu en güzel baht kaderdir Baht-ı YÂRlıktır yâni!.
Çünkü hepsi buraya yığılır, bu üçünden sonra, ALLAH onların başlarını MuhaMMedî kılsın İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Çünkü bu üç neyi getirir? Muazzam bir HÂL-i Hazır Huzur İÇerisinde ALLAH celle celâluhuyu ANLAyışı getirSÎN İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLeme: “Buyurun Efendimiz, biz çok şükür, herşey yerli yerindeyİZ, buyurun sizi misafir etmek istiyoruz!” denilir.
Onun içindir ki; işi bozuk, aşı bozuk, eşi bozuk bir sistem içerisinde ne aranır ne bulunur be olunur ne yaşanır.. Geçenki o korkunç fırtınada, tusunamide gördünüz, o korkunç kargaşa içerisinde bir şey aramaya benzer.
ALLAH kimseyi böyle bir hayatla denemesin İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Onun için çocuklarımızın Baht-ı YÂR yar olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Bu Kur’ÂN-ı Kerimimizin hatmi ve 70.000 Tevhidimiz, DUÂlarımız için de bir vesile olsun SALL için Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLemle ve ALLAH celle celâluhuya İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Hayatımızın enson nefesinde Geçmişte Tevbede MuhaMMedî BİZ BİR-İZ BİLEliğimizde, Gelecekte Duâda MuhaMMedî BİZ BİR-İZ BİLEliğimizde, Şu ÂNda yaşarken Rızada MuhaMMedî BİZ BİR-İZ BİLEliğimizde, son nefestlerimizde şehâdett MuhaMMedî BİZ BİR-İZ BİLEliğimizde Yüce Kitabımız, Kur’ÂN-ı Kerimimiz bizim MeDeD NÛRUmuz olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Çünkü söylediğimiz kelimeler hep Kur’ÂN-ı kerimdedir. “ ilâhe illâ ALLAH MuhaMMede’r- Rasûlullah” Âyetlerdir yâni. Açıktır.

Kur’ÂN-ı Kerim Kabir Hayatımızda da, Berzah Âlemimizde de YOLdaşımız Işığımız, Aydınlatanımız olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Kabir haldaşımız, yoldaşımız, arkadaşımız olsun bizim içimizde İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Bu ne demek? Naklimiz, cÂN ceryanımız hiç kesilmsin demektir ve Zâten kesilmeyecektir de İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
“Biz şu ÂNda YAŞArken uyumayalım!” demektir. Uyuyanlardan olmayalım!. “ALLAH celle celâluhu, BİZ BİR-İZ den ayrılanlardan etmesin!” İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Kur’ÂN-ı KerimimİZ yüzü suyu hürmetine DUÂ Ediyoruz, Mahşer Âleminde Kur’ÂN-ı KerimimİZ, BİZim HaKK ve HaYRda Şehâdetçimiz olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
“Bu adam işe güce yaramazdı ama, hep Kur’ÂNdan yanaydı, Okurdu ve uygulamaya ÇALIŞırdı!” ŞÂHİDimiz olsun! Böyle bir güzellik ve özellik içerisinde olmamıza ALLAH Kur’ÂN-ı Kerim vesile olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Bu Hatm-i Şerif hürmetine ALLAH celle celâluhu,
GÖNÜLlerimizdeki HaKK ve HaYR olan güzellik ve özellikleri yerine getirsin İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
Sizlerinde akıllarında fikirlerinde kimseyle paylaşmadığınız, paylaşamadığınız ve olmasını ya da olmamasını arzu ettiğiniz bütün temennilerin, dileklerin duâların HaKK ve HaYR üzere yerine gelmesinde ALLAH celle celâluhu Kur’ÂN-ı Kerimimizi bize vesile kılsın İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Bu Kur’ÂN-ı Kerimimiz HaKKta ve HaYRda, yeryüzünde yaşayan ÜMMet-i MuhaMMedîn BİRliğine, DİRliğine ve HaYY DİRİliğine sebeb olsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
HaKKta ve HaYRlar için canı gönülden duâlarımız olsun, bizim birlik ve dirliğimizde İnşâe ALLAHu Teâlâ!..
En güzel bağları kursun ve bu kendi aramızda bir avuç kişi şu sebeble bu sebeble Kur’ÂN-ı Kerim okuyoruz, hatmediyoruz ve kendi içimizde bir güzellik ve özellik yaşıyoruz ki, ne kadar güzel bir şey, harika bir şey ve hamdolsun İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Böylece AYda bir duâ etmemize vesile oluyor ne güzel gidiyor ve Resûllullah SALLallahu aleyhi ve SELLem YOL Yüreğinde hasbî Hizmetinde BİZ BİR-İZ BİLEliğimiz ebeden SÜRsün İnşâe ALLAHu Teâlâ!..

Vakit te epeyce ilerledi, bir söyleyeceği olan var mı?

Resim'' Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin
Abdike (Muhammediyyeti) ve
Nebiyyike (Mahmudiyyeti) , ve
Rasûlike (Ahmediyyeti) ve
Nebiyyi’l-Ummiyyi (Habîbiyyeti) ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve sahbihi ve ummetihi... ''Resim

Subhaneke Allâhumme ve bi hamdike eşhedü en Lâ ilâhe illâente vahdeke la şerike leke estağfiruke ve e’tubu ileyk.
Ve’l- Hamdulillahirabbilâlemîn…


Es seLÂMu aleyküm!..
Cevapla

“►Sohbetleri◄” sayfasına dön