TASAVVUF TERİMLERİ VE DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ

Kullanıcı avatarı
Gul
Moderatör
Moderatör
Mesajlar: 4895
Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
İletişim:

Re: TASAVVUF TERİMLERİ VE DEYİMLERİ SÖZLÜĞÜ

Mesaj gönderen Gul »

ZULMET: Arapça, karanlık demektir. Madde, maddi âlem. Allah'ın nurundan nasibi olmamak, mahrum kalmak.
"Allah müminlerin dostu olup, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır" (Bakara/257)
Zat-ı ilâhî'yi bilmeye de zulmet denmiştir. Zira Zât-ı ilâhî bilinmez, idrak edilmez, bizim için karanlıktadır. "Basiretler onu idrâk edemez" (En'âm/103).


ZÜCACE: Arapça, cam demektir. Kalp.

ZÜHD: Arapça, rağbetsiz olmak yüz çevirmek demektir. Kur'an-ı Kerim'de sadece Yusuf suresinin 20. ayetinde geçer. "Yusuf'un satışı konusunda rağbetsiz idiler" Tasavvufta dünyaya dolu dizgin dalmamak esastır. Zira Kur'an-ı Kerim'de bunu destekler tarzda çok sayıda ayet-i kerime vardır, işte bir kaçı: "Ey inananlar! Eş ve çocuklarınızdan bir kısmı size düşmandır, onlardan sakının..." (Tegâbün/14), "Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız bir fitnedir." (Enfâl/28), "Dünya hayatı, gurur metaından başka bir şey değildir." (Al-i İmran/185) "Dünyanın metaı azdır. Ahiret ise mutlakiler için daha hayırlıdır..." (Nisa/77), "Dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir." (En'âm/32) "Ahiret dururken dünya hayatına mı razı oldunuz. Dünya hayatının geçimi, Ahirete nisbetle çok azdır." (Tevbe/38). Sûfiler, Zühdü, çeşitli şekilde yorumlamıştır, a) Haramdan zühdetmek, zühddür. b) Helalden de zühd edilir. Bu ikincide, nasibine düşenin azıyla yetinip, artanı fakirlere tasadduk etmek gibi bir fazilet vardır. Süfyan-ı Sevrî, dünya ile ilgili isteği azaltmayı, zühd olarak tanımlar. Cüneyd de "elin boş olduğu şeyden, kalbin de boş olması, yani elde olana kalbin razı olmasıdır" diye bir tanım getirmiştir. Mesrûk "Allah ile beraberken, bir sebebin etkisinde kalmayan kişiye" zâhid der. İbn Muâz "alâka olmadan amel işleme, tamasız söz söyleme, reisliğe ulaşmadan izzetli olmaya ulaşılmadıkça, zühdün hakikatine erilmez" şeklinde farklı bir yorum yapmıştır. Muh-sinlerin, salihlerin müminlerin ve müslümanların zühdü, dünya ve onun zatından dolayı olurken, şehidlerinki, hem dünya, hem de âhiret konusunda gerçekleşir. Sıddıklarınki de diğer mahlûklar hakkındadır; onlar Hakk'ı O'nun sıfat ve isimlerinden başkası olarak müşahede etmezler. Mukarrabînin zühdü de, isim ve sıfatlarla bekada olur, ki bu son grup, zatın hakikatındadır.

Biz melamet bekleriz
Sanma keramet bekleriz
Şöhreti zühdü bıraktık
Hep nedâmek bekleriz
Hâşim


ZÜHD-I HUŞK-ZÜHD-İ BÂRİD: Farsça'da, bârid Arapçada soğuk anlamına gelir. Bu durumda bu iki ifade "soğuk zühd" manasındadır. Şekilci ve katı din anlayışına sahip kişilerin zühdüne "zühd-i huşk" denir.

Zâhid, Hû demeyi inkar eyleme
Ya niçin çağırır insan Hû deyü
Hû demenin aslı nedir, nedendir.
Eyleyeyim sana iyan Hû deyü
Kul Himmet


ZÜHDİYYAT: Arapça, zühd'e ait olanlar anlamındadır. Zühd konusunu işleyen şiirlere, zühdiyyat denir. Zühd e-debiyatı, gerek sûfilerce, gerekse sûfi olmayanlarca işlenmiştir.

ZÜHRİYYE: Şeyh Seyyid Ahmed Zührî el-Kayserî (ö. 1157/1744) tarafından kurulmuş bir tasavvuf okulu olup, Musli-hiyye-i Halvetiyye'nin kollarındandır.

ZÜHUL: Arapça, dalgınlık anlamındadır. Kendinden geçmek, gaflet.

ZÜKÜR ÇELEBİ: Arapça-Farsça, erkek çelebi demektir. Esasen çalap kelimesi, Allah'ı ifade eden bir kelime olup, sonuna nisbet "yâ" sı eklenerek, "Çalâbî" şeklini almış, konuşmada hafifletilince "çelebi" ye dönüşmüştür: "Allah'a bağlı adam" demektir. Mevlevî tâbiridir. Hz. Mevlânâ'nın soyundan gelen erkeklere "zükûr çelebi" hanımlara da "inâs çelebi" denmiştir.

ZÜ'L-AKL: Arapça, akıl sahibi anlamında bir isim tamlaması. Halkı zahir (dış). Hakk'ı batın (iç) olarak görüp bu şekilde, halkın Hakk'ın aynası olduğunu anlar. Ayna, kendisinde zuhur eden suret ile gizlendiği gibi, mutlak da mukayyed ile örtülmüştür.

ZÜ'L-AKL VE'L-AYN: Arapça, akıl ve göz sahibi kişiler için kullanılan bir ifade. Hakk'ı halkda, halkı Hak'da gören kişi, bunlardan biri, diğerine perde oluşturmaz. Bilakis, kendi aynı ile vucud-ı vahidi bir yönden Hak, bir yönden de halk olarak görür. Çokluk sebebiyle vahid-i ehad yönünü görmekten perdelenmez. Zuhurların çokluğunu gördüğünde, onda tecellî eden zât-ı eha-diyeti görmekle sıkıntıya düşmez. Yine, Hak yönünün ehadi sebebiyle yaratılmış olan çokluğu görmekten perdelenmez. Tecellî yerlerinde ortaya çıkan zât-ı ehadiyyeti gördüğünde, çokluğu görmekten sıkıntıya düşmez.

ZÜ'L-AYN: Arapça, göz sahibi demektir. Hakk'ı zahir, halkı bâtın gören kişi. Ona göre halk, Hakk'ın aynasıdır. Hak zuhur edince, halk O'nda, suretin aynada gizlendiği gibi gizlenir.

ZÜ'L-CENAHAYN: Arapça, iki kanat sahibi demektir. İçi ve dışı mamur olan kişi. Cafer b. Ebu Talib için de kullanılır.

Zülcenahayn olamaz zâhid-i pindâr perest,
Perde-i zanda nühüfte kalır iman kanadı.
Manastırlı Nailî


ZÜLF: Farsça, yanağın iki yanına sarkan saça denir. Hiç kimsenin ulaşamadığı gaybî hüviyyet. Hakk'ın zâtı ve künhü, Küfr-i zülf: Siyah saç,

Dila her muyu bir ejder görünür ol zülfün,
Nice bin ejderi bir yerde tahayyül ne belâ

Nef'î

Piç-i zülf : Kıvrımlı saç, İlâhî mûsiki, imkan mertebesi. Uzun, saç, sınırsız varlıklar, çokluk ve ta'ayyünler, celâlî tecelliler.


ZÜMRÜD: Yeşil renkli kıymetli bir taş. Üzerine, bütün varlıkların suretlerinin nakşolunduğu küllî nefs.

ZÜMRÜD-İ ANKA: Yeşil renkli Anka kuşu. Güneş ve ateşten yaratıldığına ve semanın 4. katında yaşadığına inanılır. Diğer bir adı da "simurg" (otuz kuş) dur.

ZÜNNÂR: Arapça, papazların bellerine sardığı kuşağa denir. Sevgiliye hizmet ve itaat etmeye özenmek, hizmet kuşağı kuşanmak. Dünyaya gönül vermek, benlik, bencillik.

Hayâl-i zülfü rûyunla girerse deyre bir âşık,
Olur bir Kabe her bir rişte-i zünnardan peyda.

Yenişehirli Avnî.


ZÜREYKIYYE: Rafizî bir tarikat.

ZÜVVAR: Arapça ziyaretçiler demektir. Mevlevî mukabelesini izlemeye gelen ziyaretçiler için kullanılan bir tâbir.
Resim
Cevapla

“►Tasavvuf Terimleri Ve Deyimleri Sözlüğü◄” sayfasına dön