Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 09 Nis 2020, 20:56

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 01 Eki 2010, 22:41 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943
Bu konuyu facebook'ta paylan!


MUS'AB BİN UMEYR'in ( R.A ) PEYGAMBER AŞKI


Resim


Mus'ab bin Umeyr ( r.a ) Mekkenin en zengin ailesine mensup yiğit ve yakışıklı bir delikanlı idi.Musab ( r.a ) evden sokağa çıktığı zaman bütün genç kızlar pencereye üşüşür onu büyük bir hayranlıkla seyre koyulurlar, onunla evlenmenin hayalini kurarlardı.Musab ( r.a ) ise başı önde olduğu halde sağına soluna bakınmaksızın öylece ilerlerdi.


Musab ( r.a ) orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Güzel konuşurdu. Peygamberimiz (a.s.m ) onunla ilgili

"Mekke'de Mus'ab'dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi." buyurmuşlardı.


Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus'ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke'de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu.

İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı.

Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.

Fakat Mus'ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:

İslâmiyet'i kabûl ettikten sonra Mekke'de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus'ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan'a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı.

Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hz. Ali şöyle anlatmıştır:

Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:

- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.

İlk öğretmen

Birinci Akabe bî'atında Müslüman olan Medîneliler, Resûlullah efendimize:

"Yâ Resûlallah! İçimizde, İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı. Halkı Allahın Kitâbına da'vet edecek, Kur'ân-ı kerîmi okuyacak, İslâm dînini anlatacak, İslâmın sünnet ve emirlerini aramızda ikâme edecek, yerleştirecek, namazlarımızda bize imâmlık yapacak bir kimse gönder" diye mektup yazdılar.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus'ab bin Umeyr'i, Medine'ye gönderdi ve ona:

"Medînelilere Kur'ân-ı kerîm okumasını, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini, namazlarını kıldırmasını" emretti.

Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de sür'atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.

Bir gün Mus'ab bin Umeyr, bir bahçede, etrâfında bulunan Müslümanlara dîni anlatıyor, sohbet ediyordu. Bu sırada Evs kabîlesinin reîslerinden olan Üseyd, elinde mızrağı olduğu hâlde hiddetli bir şekilde gelip, şöyle konuşmaya başladı:

Sözümüzü dinle

Siz bize niçin geldiniz, insanları aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhâl ayrılın!


Onun bu taşkın hâlini gören Mus'ab bin Umeyr;

- Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabûl edersin. Yoksa engel olursun, diyerek gâyet yumuşak ve nâzik bir şekilde karşılık verdi.

Üseyd sâkineşip;

- Doğru söyledin, dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu.

Mus'ab bin Umeyr ona İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîm okudu. Kur'ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı ve tatlı üslûbunu işiten Üseyd kendini tutamayıp;

- Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir sözdür. Bu dîne girmek için ne yapmalı, diye sordu.

Güzel yüzlü, tatlı dilli öğretmen cevap verdi:

- Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah demek kâfidir.

Mus'ab bin Umeyr'in, bu sözü üzerine Kelime-i şehâdeti söyleyip Müslüman olan Üseyd, sevincinden yerinde duramadı ve:

- Ben gidip arkadaşlarıma da anlatayım, diyerek ayrıldı.

Evs kabîlesinin reîsi Sa'd bin Muâz'ın ve kabîlesinin yanına varınca, Müslüman olduğunu söyledi.

Bunu gören Sa'd şaşırarak hiddetlendi ve Mus'ab bin Umeyr'in yanına koştu. Yanına varınca sert bir kızgın bir tavırla konuşmaya başladı.

Mus'ab bir Umeyr, ona da gâyet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Sa'd, bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı.

Mus'ab bin Umeyr, ona da İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîmden bir miktâr okudu. Kur'ân-ı kerîm okunurken Sa'd'ın yüzü birden bire değişiverdi. O da orada Müslüman oldu. Zamanla medine halkından nerdeyse müslüman olmayan kalmamıştı


Mus'ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Bedr savaşında sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Mus'ab, Uhud savaşına da katıldı. Yine sancağı o taşıyordu.

Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. İki zırh giyinmişti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu.

Peygamberimize benziyordu

Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken, Mus'ab bin Umeyr onun karşısına çıktı. Bu müşrik, bir kılıç darbesiyle Mus'ab bin Umeyr'in sağ kolunu kesti. Mus'ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı.

Mus'ab o esnâda; "Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir" meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus'ab bin Umeyr'in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus'ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu.

Mus'ab bin Umeyr zırh giydiği zaman, Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi.

Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:

"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:

- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.

Selâm vereceklerdir

Daha sonra yanındakilere dönüp;

- Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu.

Daha sonra Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.

Habbâb bin Eret der ki:

Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:

- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.



Sahabenin Peygamber Aşkı
Dr Hilal Kara -Abdullah Kara


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2010, 10:21 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943


HergeceyatağınayattığızamanALLAHRasulü(a.s.m.),MuhacirinveEnsar’ınisimlerinitektekanar,onlaraolansevgisinidilegetirirdi.Sonrauykuyayenilinceyekadar;

“Onlarbenimözüm,herşeyim,canımdanbirparçadır.Kalbimheponlarlabirlikte.Onlaraolanaşkımartıkçaarttı.Rabbimbiranönceruhumualarakonlarakavuştur..”diyeduaederdi.



_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 02 Eki 2010, 10:52 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943

HZ.MUAZ BİN CEBEL ( R.A )


ALLAH Rasûlu ( a.s.m ) Muaz Bin Cebel'i ( r.a.) yemene vâli ve İslâm dâvetçisi olarak gönderirken

Ona şöyle dedi:

- Ey Muaz! Belki beni bu seferden sonra göremezsin. Muhtemel geri döndüğünde şu mescidime ve kabrime uğrayacaksın, buyurdu.


Güllerin Efendisi’nin bu sözü Muaz'ın yüreğine bir ateş gibi düştü. Kalbi bu sözlerle alev alev yanarken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. ALLAH Rasûlu ( a.s.m. ) yüzünü Medine'ye doğru çevirdi,

- İnsanların bana en yakın olanı nerede olursa olsun takvâ sâhibi olanlardır, buyurarak onu teselli etti..



_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Tem 2011, 20:37 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943
meryemnur yazdı:


MUS'AB BİN UMEYR'in ( R.A ) PEYGAMBER AŞKI


Resim


Mus'ab bin Umeyr ( r.a ) Mekkenin en zengin ailesine mensup yiğit ve yakışıklı bir delikanlı idi.Musab ( r.a ) evden sokağa çıktığı zaman bütün genç kızlar pencereye üşüşür onu büyük bir hayranlıkla seyre koyulurlar, onunla evlenmenin hayalini kurarlardı.Musab ( r.a ) ise başı önde olduğu halde sağına soluna bakınmaksızın öylece ilerlerdi.


Musab ( r.a ) orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Güzel konuşurdu. Peygamberimiz (a.s.m ) onunla ilgili

"Mekke'de Mus'ab'dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi." buyurmuşlardı.


Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus'ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke'de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu.

İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı.

Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan'ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.

Fakat Mus'ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:

İslâmiyet'i kabûl ettikten sonra Mekke'de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus'ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan'a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı.

Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hz. Ali şöyle anlatmıştır:

Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus'ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:

- Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.

İlk öğretmen

Birinci Akabe bî'atında Müslüman olan Medîneliler, Resûlullah efendimize:

"Yâ Resûlallah! İçimizde, İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı. Halkı Allahın Kitâbına da'vet edecek, Kur'ân-ı kerîmi okuyacak, İslâm dînini anlatacak, İslâmın sünnet ve emirlerini aramızda ikâme edecek, yerleştirecek, namazlarımızda bize imâmlık yapacak bir kimse gönder" diye mektup yazdılar.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus'ab bin Umeyr'i, Medine'ye gönderdi ve ona:

"Medînelilere Kur'ân-ı kerîm okumasını, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini, namazlarını kıldırmasını" emretti.

Mus'ab bin Umeyr'in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de sür'atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.

Bir gün Mus'ab bin Umeyr, bir bahçede, etrâfında bulunan Müslümanlara dîni anlatıyor, sohbet ediyordu. Bu sırada Evs kabîlesinin reîslerinden olan Üseyd, elinde mızrağı olduğu hâlde hiddetli bir şekilde gelip, şöyle konuşmaya başladı:

Sözümüzü dinle

Siz bize niçin geldiniz, insanları aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhâl ayrılın!


Onun bu taşkın hâlini gören Mus'ab bin Umeyr;

- Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabûl edersin. Yoksa engel olursun, diyerek gâyet yumuşak ve nâzik bir şekilde karşılık verdi.

Üseyd sâkineşip;

- Doğru söyledin, dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu.

Mus'ab bin Umeyr ona İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîm okudu. Kur'ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı ve tatlı üslûbunu işiten Üseyd kendini tutamayıp;

- Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir sözdür. Bu dîne girmek için ne yapmalı, diye sordu.

Güzel yüzlü, tatlı dilli öğretmen cevap verdi:

- Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah demek kâfidir.

Mus'ab bin Umeyr'in, bu sözü üzerine Kelime-i şehâdeti söyleyip Müslüman olan Üseyd, sevincinden yerinde duramadı ve:

- Ben gidip arkadaşlarıma da anlatayım, diyerek ayrıldı.

Evs kabîlesinin reîsi Sa'd bin Muâz'ın ve kabîlesinin yanına varınca, Müslüman olduğunu söyledi.

Bunu gören Sa'd şaşırarak hiddetlendi ve Mus'ab bin Umeyr'in yanına koştu. Yanına varınca sert bir kızgın bir tavırla konuşmaya başladı.

Mus'ab bir Umeyr, ona da gâyet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Sa'd, bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı.

Mus'ab bin Umeyr, ona da İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı kerîmden bir miktâr okudu. Kur'ân-ı kerîm okunurken Sa'd'ın yüzü birden bire değişiverdi. O da orada Müslüman oldu. Zamanla medine halkından nerdeyse müslüman olmayan kalmamıştı


Mus'ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Bedr savaşında sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Mus'ab, Uhud savaşına da katıldı. Yine sancağı o taşıyordu.

Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. İki zırh giyinmişti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu.

Peygamberimize benziyordu

Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken, Mus'ab bin Umeyr onun karşısına çıktı. Bu müşrik, bir kılıç darbesiyle Mus'ab bin Umeyr'in sağ kolunu kesti. Mus'ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı.

Mus'ab o esnâda; "Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir" meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus'ab bin Umeyr'in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus'ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu.

Mus'ab bin Umeyr zırh giydiği zaman, Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi.

Resûlullah efendimiz, Mus'ab bin Umeyr'i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:

"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah'a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:

- Allah'ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah'ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.

Selâm vereceklerdir

Daha sonra yanındakilere dönüp;

- Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu.

Daha sonra Mus'ab bin Umeyr'e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke'nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus'ab bin Umeyr'in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.

Habbâb bin Eret der ki:

Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:

- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.



Sahabenin Peygamber Aşkı
Dr Hilal Kara -Abdullah Kara




http://www.youtube.com/watch?v=CQySBvb9 ... re=related


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 19 Tem 2011, 10:04 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
MUS'AB BİN UMEYR ES SELÂM OLSUN SANA

Resim

"Habbâb bin Eret der ki:

Mus'ab bin Umeyr, Uhud'da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:


- Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu."

Çiçek saksılarımda biten otları yıllardır koparmıyorum, çünkü onlar benim duyamadığım şekilde Allah'ı tesbih etmekteler. Nasıl koparabilirim ki. Hatta özenle bakıyorum otlarıma, onları suluyorum, güneş görüyorlar mı diye sık sık yerlerini kontrol ediyorum. Çiçeklerimin arasında çıkmış otlar ise sanki saksının süsü gibi görünmekte gözüme.. Ve ne zaman otlarla örtülmüş toprakları görsem selâm vermeden geçemiyorum..Hele de kurumuş otları gördüm mü rüzgârlarla bir o yana bir bu yana tüller gibi salınan kuru otlar nasılda içimde yeşermekte her defasında...Her defasında sayfa sayfa açılmakta kâinat kitabım, her defasında âyet âyet okunmakta...Her defasında yeni ve yeniden...

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 16 Ağu 2011, 20:13 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943
Resim



MUÂZ BİN CEBEL



Resûlullah hazretleri (s.a.v.) Muâz b. Cebel’i (r.a.) Yemen bölgesine vekil olarak görevlendirdi. Ona,


- Nerede olursan ol, ALLAH’a itaat et yâ Muâz, diye takvayı vasiyet etti. Adalet üzere olursan, nerede olursan ol, ALLAH seninle beraberdir. Yemen’e var, orada emîr ol. HAK Teâlâ’nın kullarını doğru yola irşad et, dedi.


Muâz (r.a.) bunları işitince ağlamaya başladı.


- Yâ Resûlullah (s.a.v.), ben bu işe layık değilim, dedi.


Resûlullah (s.a.v.):


- Öyle deme yâ Muâz! HAK Teâlâ senin irşadın vesilesiyle bir kuluna hidayet buyurursa bu durum senin için dünya ve dünyanın içindekilerinden hayırlıdır.


Muâz (r.a.) bu söz üzerine teslim olup sükût etti. Hazırlığını yapıp hemen yola koyuldu.


Resûlullah (s.a.v.), onu uğurlamak için ashabıyla birlikte şehir dışına doğru yürümeye başladılar. Bir müddet sonra Resûlullah (s.a.v.),


- Yâ Muâz, devene bin, öyle yoluna devam et, buyurdu. Muâz (r.a.),


- Yâ Resûlullah, sen yaya yürürken ben nasıl deveme binerim, dedi. Resûlullah (s.a.v.),


- İtiraz etme, sözümü dinle, gel devene bin, buyurdu. Muâz (r.a.),


- Yâ Resûlullah, sizin yanınızda ben nasıl deveye binip giderim?


Siz sultanım, inayet edip dönerseniz ben de deveme binerim,
dedi.


O anda Resûlullah’ın (s.a.v.) kalb-i şerifleri coştu. Ayrılık acısından dolayı mübarek gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar döküldü.


- Yâ Muâz, bırak beni de seninle birlikte biraz yürüyeyim. Sana yoldaş olayım. Sana doyasıya bakmak istiyorum. Çünkü bizim bu ayrılığımız ancak kıyamette son bulur. Ne sen beni bir daha görürsün ne de ben seni.


Muâz (r.a.) bunları işitince dünya başına yıkıldı, sanki kıyamet koptu. Bayılıp yere düştü. Gözlerinden akan yaşlar çeşme gibiydi. Nasıl akmasın ki, kimden ayrılıyor. Enbiyanın serveri, iki cihanın övündüğü Muhammed Mustafa’dan (s.a.v.) ayrılıyor.


Biraz sonra kendine geldiğinde ağlayarak Resûlullah’ı (s.a.v.) kucakladı. Boyun boyuna birbirlerine sarıldılar. Bu sırada Muâz’ın (r.a.) gözlerinden yaş akarken burnundan da kan boşandı. Resûlullah’ın (s.a.v.) elini öpüp ayağına kapanarak:


- Yâ Resûlullah, gelip seni bulamazsam ben ne yapayım? Resûlullah (s.a.v.):


- Eğer beni bulamazsan doğru Ebû Bekir’in (r.a.) yanına var. İkiniz birlikte kabrime geliniz.


Muâz (r.a.) bu sözü Resûlullah’ın ağzından işitince ayrılık acısından dolayı az kalsın ruhunu teslim ediyordu. Resûlullah (s.a.v.) hemen müdahele etti:


- Eğer beni cennette görmek istiyorsan mutlaka ileride ol, devamlı tövbe et.


Kucaklaşıp ayrıldılar. Muâz (r.a.) devesine bindi, ama ters oturdu. Devesi giderken kendisi Resûlullah (s.a.v.) arkasından bakarak ağlıyordu. Bir yandan da kendi kendine şöyle diyordu:


- Ey hidayetin nuru, acaba bu gözlerim seni bir daha görecek mi? Resûlullah (s.a.v.) gözden kayboluncaya kadar böyle söyleyip ağlamaya devam etti. Resûlullah (s.a.v.) görüş mesafesinden çıktıktan sonra devenin boynuna yüzünü çevirip Yemen’e doğru yol aldı. Ağlaya ağlaya Yemen ülkesine vardı. İnsanları irşad etti.


Nice insan onun vesilesiyle hidayet buldu. Yemen valiliği sırasında kendi geçimi için odunculuk yapardı. Bir iple dağa varır, odun kesip sırtında taşıyarak şehre götürür ve 1 akçeye satardı. Kazandığı paranın dörtte birini nefsine harcar, geri kalanı fakirlere bağışlardı. Gün olur kendine hiç ayırmaz, HAK yoluna verirdi.


Arkasında odun yüküyle pazara girdiğinde hizmetçileri şöyle seslenir:


- Çekilin, vali odun yüküyle geliyor, yol verin geçsin.


Hz. Ömer (r.a.) bir gün mescide girdi.


Muâz b. Cebel’i (r.a.) ravzanın duvarına başını koymuş ağlarken gördü. Yanına yaklaşıp sordu.


Yâ Muâz, niçin ağlıyorsun? Muâz (r.a.) :


- Yâ Ömer, ben Resûlullah’tan (s.a.v.) işittim: "Riyânın azıcığı bile şirktir. Müşrikin yeri de cehennemdir. Riyadan sakının etkıyadan olun. HAK Teâlâ etkiyayı sever.”


Ben sordum.


- Etkiya kimdir yâ Resûlullah? Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:


- Onlar hiçbir mecliste hatırlanmaz ve istenmezler. Varlığı ile yokluğu belli değildir. Bir meclise geldiklerinde kim oldukları merak bile edilmez. Onların gönlü HAK nuruyla doludur. Onlar için uzak yakın birdir. Hepsi cennet ehlidirler. Sonra da şu hadis-i şerifi buyurdular.


- Onlar cennetliktir. Saçları, sakalları dağınık ve karışıktır. Yüzleri nurludur. Elbiseleri eski püsküdür. Halk içinde itibarları yoktur. Kimse onları hesaba katmaz. Ancak HAK katında ulu, aziz ve muteberdirler. Onlar HAK Teâlâ’dan ne dilerlerse yerine gelir. HAK Teâlâ, onların sözünü reddetmez. Fakat dünya halkının yanında sözleri dinlenmez. Halbuki kıyamet gününde onlardan birinin nuru mahşer halkına paylaştırılsa, herkesin kurtuluşuna yetecek kadar çoktur. Çünkü onların nuru HAK Teâlâ’nın nurundandır.




Eşrefoğlu Rumi (k.s.)
Müzekki'n Nüfus

_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Ağu 2011, 00:20 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 01 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 928

RASÛLULLAH sallallahu aleyhi ve sellem

mis kokulu iki gülyaprağı gibi gözkapaklarının bile perdeleyemediği
iki derin siyah nur olan,
nur bakan,
nur gören,
En-Nur olan Rabbimizin (Celle Celaluhu) ilk halkettiği nur olan,
ve bütün nurların sebeb-i hilkatı, tek anası ve kaynağı olan Resulullahımızsın.
Bütün kalbimizden,Sana sonsuz salât ve selâm olsun inşaallah.
Sen'i gören bütün gözler nurun ile nura kavuştu,
El-Hakk'tan (Celle Celaluhu) başka hiç birşey değildi gördükleri,
Seni gören kalbler nur oldu,

Baktığı halde gözünün önündeki benliğinden dolayı göremeyenler kahru perişan oldu,
nasibsizler zümresine katıldı.
Rabbimiz hıfz ve muhafaza buyursun inşaallah.

Rahmetenlilâleminsin, içimizde dışımızda ne kadar âlem varsa hepsinin RAHMET'İ SEN'sin.

Muhammederresulullah'sın,
iki gözümüzün rüyalarımızda bâri görmek için divâne olduğu SEN'sin.
SEN'den başka mâşuk yok ki âşık olunsun,
SEN'den başka refik yok ki yoldaş edinilsin.

Gül kokan,nur yumağı mubârek ellerinle sevesin saçlarımızı diye hayaller kurmaktayız,
Biz seni çok özlemekteyiz.
SEN sevdin de, SEN'İ sevmek hasretine düştük biliyoruz.
SEN'in gönül sofrandan rızıklanıyor gönlümüz,
SEN'den olmayan hiçbir rızık doyurmaya yetmiyor kalbimizi.

Es selâtu ves selâmu aleyke Yâ Resulullah.
Sallallahu aleyhi ve sellem.
Efendimizsin, muhtaç mecbur ve muhabbetine mahkum olduğumuz
ve bundan dolayı iftihar ettiğimizsin,
ümmetin olmak ne büyük şeref Yâ Efendim,
Sen bizim can güneşimizsin elhamdülillah.
Rabbime (Celle Celaluhu) ettiğimiz sonsuz teşekkür ve şükürlerimizin sebebi sadece ve sadece SEN'sin.

Lâyık olmayan dudaklarımızla pâk ellerinizden öpüp başımıza koyduğumuzu hayalen bile olsa düşünmek en büyük sevincimiz.
Ve bizi de pâk eden bir duygu bu.
Rabbimize (Celle Celaluhu) sonsuz hamd ve şükürler olsun,
Bugüne kadar edilmiş bütün salavat-ı şerife ve övgüler ile selâmlarım Yâ Resulullah'ım.
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendim.


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 7 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 77 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye