SULTAN HANI

Cevapla
Kullanıcı avatarı
nur_umim
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 945
Kayıt: 19 Ağu 2007, 02:00

SULTAN HANI

Mesaj gönderen nur_umim »

SULTAN HANI



Resim Resim Resim Resim



Her biri bir harika olan yüzlerce Selçuk Kervansarayı’ndan biri de Sultan Hanı'dır.
Konya-Aksaray arasında Aksaray’a 40 km. olan bu hanı, 1229 yılında, Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubat I yaptırmıştır.
Bir yangın geçiren bu han, Giyasettin Keyhüsrev zamanında (1278'de) onarıldı ve genişletildi.

Bu han, birbirine bitişik uzunlamasına iki bloktan oluşuyor.
Öndeki blokun doğu tarafındaki duvarında, ince süslerle bezeli mermer bir kapıdan büyük dehlize, oradan da hanın avlusuna geçilir.
Avlunun sağ tarafında revaklı bölmeler, ortasında bir mescit, solunda da youcuların kaldıgı odalar vardır.
Daha dar olan arka taraftaki ikinci blok hayvanlara ve eşyaya ayrılmıştır.
Yolcu odalarından ve hayvanlara ait ahırlardan başka handa, fırın, hamam ve erzak depoları da vardır.

Hanın oturtulduğu alan, toplam olarak 4866 metrekareyi bulur. Büyük blok “yazlık”, küçük blok “kışlık” olarak da adlandırılır. Hanın dıştan boyu 116,90 metredir.
Yazlık kısmımın eni 49.35 mt, boyu 67.75 m. dir.
Kışlık kısmının boyutları ise 32.90 m x 55.15 m. dir.
Hanın doğu cephesindeki muhteşem mermer kapısının genişliği 10.70 metredir.
Bu kapıda bulunan kitabeye göre hanın mimarı Muhammed bin Havlan- el- Dimaşkî’dir.





SARI ÇANLARDA KERVANLAR
KERVANLARDA HANLAR
HANLARDA CANLAR...


Döşlerinde batmanlık sarı çanlarıyla Develer...
Gümbür gümbür bir cümbüşle yavaş yavaş ilerler...
Ve; Bu son kervandır dercesine
Şafakla, tan yeri ağarmadan
O güzelim sesi ve tarihi
Geleceğin makinelerine gülercesine götürdüler...
O gündür bu gündür
Benim bildiğim
Hanlar öksüz ve üzgündür
Ve ondandır hanları sevdiğim...


Resim

İnce taş işlemeli kapısında bir Sultan'ın
Bu han benimdir dediği
Unutulmuş burçlarında kuşların tünediği
Hanlar hanı... Sultan Hanı
Dostların unuttuğu bir insan gibi
Yürekten... Acı ve içli...
Ve de ağlamaklı
Geçmişi özlerde kendini harab edermiş zavallı...
Hırçın bir dalga gibi
Tantanayla gelen kervan selleri...
Lebbeyk!!! Dercesine hâlâ canlı,
Bir tarafı yıkık mescidleri...
Akmayan yıkanılmayan bom boş ve serin
Şadırvanları, hamamları ve deve damlarıyla
Kırgın karanlık bakışlarıyla
Yorgun argın ve bitkin düşmüşcesine
Bir birine yaslanmış yolcular gibi...
Umursamaz. Ve sırt sırta...
Avlusuna dökülen taşlarıyla...
Bir elinde çekiç birinde hüner
Tarihi kazan, tarihi yazan
Kırçıl sakallı taşcıyı düşünürler...
Alınlarındaki tarih sanki
Öyle net işlenmiş ki
Bünyan halısı gibi
Serili vermiş de yerlere
Bir gözü aralık bakıyorlar turistlere...
Kim bu Jorj la Helen diyorlar
Resim çekip gülümsüyorlar
Ve Deve damlarımıza işiyorlar...


Resim

İşte böyle demir parmaklı
Kapıların ardanda- Hâlâ var sanki...
Tıpkı bir mahkum gibi...
Perişan ve sabit tarih babalar
İlk terk edildiği gün gibi
Taze canlı ve düzgün
Toz toprak içinde harap perişan ve üzgün...
Ne olduğunu bile bilmiyorlar,
Dinliyorlar ve bekliyorlar;
Geçmişin ezân sesini, develerin sarı çan sesini...
Ve bir kervanın geleceğini
Eğer varsa
Ben isyankârım, isyan ediyorum,
“Birileri gidip bu taşlara anlatsa
Bari” diyorum :
Nasıl geldiğini medeniyetin... Yıldırım gibi...
Yakıverse güpegündüz kasabanın elektriğini
Araba, televizyon ve jiklet aldığını milletin
Ve, tüm çektiklerini
Duyduklarını, gördüklerini
Tesadüfen yaşayıp, tesadüfen öldüklerini
Tek tek anlatsa,
Ne var ne yoksa,
Hiç birisi kalmadan!... İşte o zaman;
Kıpır kıpır kıpırdaşırlar
Bir köşede nöbet bekleyen taşlar,
Ve oturanlar...
Kulağı patlatırcasına gür,
Tarih gibi özgür,
Haykırır kapı taşındaki yazı,
Ardahan’dan duyulur da avazı:
“Olmaz!! Olmaz bunlar!!”
Derlerse bizim hanlar
Kahrından yıkılanlar
Eminim çoluk çocuk hepimiz
Nasıl güleriz...
Ve; “İyi oldu yıkıldığı;
Yoksa biz yıkacaktık.” Deriz...



22.05.1980 Antalya

Kul İhvani
Divanından
Resim
Cevapla

“Tarih” sayfasına dön