2007 Ekim Haber Arşivi

2007 yılına ait aylara göre haber/makaleler.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

2007 Ekim Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 01.10.2007 Saat: 11:47 Gönderen: kulihvani

ÖZ de Özgürlük … TEVHİD

Evren ÖZKAYNAK

Ben ve Özgürlük Yolunda
Bir zanna sahip oldun, seni sen sandın
Halbuki sen olmazsın..hiç olmadın…

Sen, sen olunca..şüphesiz bir Rabb kaldın;
Geç bu zannı: İki şeyin biri kaldın…

Varlıkta hiç fark yok,ikiniz de aydın;
Ne senden ayrılan, ne ondan ayrıldın..

Sen ki, cehlen yabancılık sözü attın;
Serteldin, cehlin gidince narin kaldın..

Ayrılığın vuslat, vuslatın ayrılık;
Böyle hoş oldun: Yakınlığın uzaklık..

Aklı at, keşfin nur anlayışıyla bak;
Tâ ki gitmesin O, geldiğin yere bak..

Sakın ha.. Allah’a ortak kılmayasın;
Ki, düşmeyesin..şirkle düşük kalırsın…


Muhiddîn-i Arabî (ks)


Bilen, hem söyleyen, hem işleyen
SEN’sin el-Hakk, cümleden BİR görünen
Ken’an’da da daim, Allah var, diyen
SEN’sin Allah, Sensin ancak bi-güman


Geçen yazımızdaki KENAN RİFAİ Hz.nin bir beytini alıntı yapmıştım Bu beyti ve birkaç beyti kapasitemizce analiz ederek özgürlük okyanusunda dalgalanmaya çalışacağız.
Hakikati yaşamışlar (özgür O’lanlar) her kelimeye bir derya sığdırmışlar.
Burada geçen bi-güman lafzı bence çok önemlidir.
Güman; zann, varsanı, şüphe, kaygı, sanı gibi anlamlara gelir.
Aslında asıl anlam direk “Vehim” demektir.



Geldik idi dünyaya
Biz de zaman içinde
Ömrüm de geldi geçti
Güman yaman içinde.


Yunus Emre


Özgürlük için gümandan geçmek gerekmiş.
Ama asıl olayın inceliği bi-güman olması;
Yani gümanın B’den kaynaklanması, gümandan geçmemiz dilenmemişse yani özgür olmak kolaylaştırılmamışsa ne desek boş.
Zaten o yüzden demiş ya:

Bilen, hem söyleyen, hem işleyen
SENsin el-Hakk, cümleden BİR görünen
Ken’an’da da daim, Allah var, diyen
SEN’sin Allah, Sensin ancak bi-güman



Allah istemedikçe siz isteyemezsiniz!.. (İnsan-30)

Halbuki sizi de yapageldiğiniz şeyleri de allah yaratmıştır!.. (Saffat-96)

- "Yeryüzünde veya nefislerinizde size isabet eden bir müsibet, bizim onu yaratmamızdan evvel, mutlaka bir kitapta yazılmıştır.
bunu, önceden mukadder ve yazılı olduğunu bilip; elinizden çıkan şeylerden dolayı üzülmemeniz ve elinize giren ile de sevinip şımarmamanız için (açıklıyoruz)!.. allah dünyalıkla böbürleneni sevmez" (Hadîd-22/23)

- Yürür hiç bir mahluk hariç olmamak üzere hepsini alnında çekip yürüten o''''dur!.. (Hud-56)

De ki: hepsi de kendi programları doğrultusunda (şakûllerinde) fiiller ortaya koyarlar. (İsra-84)


Buna üzülsek mi yerinsek mi diye düşünebiliriz ama :

Dilediğini yapar. (Bürûc-16)
Yaptıklarından sual sorulmaz!.. (Enbiya-23)


Bunları düşünüp biraz daha farklı bakmak gerektiğinin anlıyoruz.
Bu demek değil ki ümitsizliğe kapılalım asla :

"Allah de, ötesini bırak..." (En’âm-91)

“Ravhullah’dan (allah rahmetinden) ye’se düşmeyin... çünkü kafirler kavminden başkası allah rahmetinden ümit kesmez”. (Yusuf-87)

De ki: “ey kendi nefsleri aleyhine israf eden kullarım!... allah’ın rahmetinden/rahmetullah’tan ümit kesmeyin (rahmeti, gadabını öne geçmiştir)... muhakkak ki allah bütün zenbleri (günahları) mağfiret eder... muhakkak ki o, ğafur’dur, rahıym’dir”. (Zümer 53)


Durum böyle olunca bize düşense “İSTEMEK’’

"Eğer kulum, bana ellerini kaldırır da dua ederse, ben o elleri boş olarak geri çevirmekten hayâ ederim."
Evet, bu bir Hadîsi Kudsî.

Bu konudaki bir başka Hadîs-i Kudsî de şöyle:
"Ey âdem oğlu, dua senden icabet benden; istiğfar senden, bağışlamak benden; tövbe senden, kabul etmek benden; şükür senden, fazlasıyla vermek benden; sabır senden, yardım benden... Ne istedin ki benden sana vermedim."

İşte bu Hadîsi Kudsîyi destekleyen Âyet-i Kerîme:

Bakara 186-) Ve iza seeleke ıbadiy anniy feinniy kariyb* uciybu da''''vetedda’ı iza deani, felyesteciybu liy vel yu''''minu Biy leallehüm yerşudun;
(Rasûlüm) kullarım sana, Ben’den sorarlarsa, şüphesiz ki Ben Kariyb’im/yakınımdır... Dua ettiğinde dua edenin duasına (duası anında) icabet ederim... O halde onlar da Bana isticabet (icabet) ve (B sırrıyla) Bana iman etsinler, ki doğru yolu bulup olgunlaşabilsinler (rüşdlerine nail olabilsinler)


Bu konuya açıklık getiren diğer bir hadîs-i kudsî de şudur:
"Ben, kulumun zannı üzereyim. Artık dilediği gibi düşünsün!.."

Yani siz dua ederken, o duanızın kesinlikle kabul göreceğini düşünürseniz, biliniz ki mutlaka isteğiniz meydana gelecektir!..

Nitekim, bu açıdan olaya bakıldığı içindir ki, önde gelen evliyâullahdan İmamı Rabbanî Ahmed Faruk Serhendî şöyle demiştir:
"Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allâhu Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez."

Burada şu âyeti de incelesek çok yerinde olur diye düşünüyorum :

Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri (TEKÂSÜR-1) - Elhakümüt tekasürü,
Dikkat buyurursak âyet çokluğa kuruntu diyor; aslında çokluğun olmadığı açıkca vurgulanıyor.
Tasavvufta kuruntunun eşanlamlısı Vehim’dir=Var’ı Yok,Yok’u Var sanmaktır.
Vehimden kurtuluş VAHDET’i getirir der HAK (Özgürlük) yolcuları.

Tekrar özgürlük yoluna devam edebiliriz artık:

Gören candır yine canan yüzünü
Temaşa kendi eder yine kendi özünü
Gören ve görünen oldur hakikat
İşiten, söyleyen oldur sözünü

Lâmekanî

İlk yazıda kullandığımız başka özgür bir ZÂT’ın beyti,
Buradaki temaşa yine özgür olmak için verilen bir şifredir bence; gölge oyunu, opera, bale, tiyatro gibi.., opera, bale, tiyatro gibi
Temaşa: gösterim,sahnede herhangi bir meydanda ya da perde üzerinde oynanan,göze ve kulağa hitap eden dansların tümüdür…
Orta oyunu, gölge oyunu, opera bale …gibi
İşte bırada artık Ömer Hayam ünlü Çark-ı felek rubaisini düşünmenin tam sırası.

Düşmüş feleğin çarkına, hep fırlalanırız.
Sizler onu esrarlı fenermiş sanınız.
Evren koca fânus ve güneş lambasıdır.
Bizler de biçim simge bireyler kalırız.

Rüştü Şardağ Çevirisi

Ama Frıtz Gerald’ın hayal gücüyle zengişleştirdiği çeviri de çok önemli:

Bizler, Gösteri Sahibinin geceyarısı;
Güneşle aydınlatılmış yuvarlak fenerini üzerine tuttuğu
Gelip geçici Büyülü Gölgenin içinde,
Sıra sıra kıpırdaşan biçimleriz yalnızca.


Varlık atfettiğimiz bizler Zann’dan geçip emaneti ASL O’lan varlığa iade ettiğimizde yani:
Her Şey Fâni; HUvel Bâki’yi yaşarsak inşallah o zaman özgürlüğe kanat çırpabiliriz der Hâk erenler.

"Allah vardır; Gayrısı yoktur." denmiş özgür olanlarca.

Ayrı, gayrıdan geçip yürüyelim dostlar gidebildiğimiz kadar ,

"Arayan, (aradığını) bulana kadar aramayı bırakmasın ve bulunca şaşıracak ve şaşkınlıkta kalarak hayran olacak ve her şey üstünde hüküm sürecek." Hz.İsa - Thomas İncili

Arayan bulur ister belasını, ister Mevlâsını.

Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş,
Bürhan aradım aslıma, aslım bana bürhan imiş!..
Sağı solu gözler idim, DOST yüzün görsem deyu,
Ben taşrada arar idim, ol can içre CANAN imiş!..
Öyle sanırdım, ayrıyem; DOST ayrıdır, ben gayrıyem
Benden görüp işiteni, bildim ol canan imiş!..


Kenan Rifaî

İşte geldik asıl anlama:

Man arefe nefsehu, fakat arefe rabbehu
Nefsini sen bilmeden, sübhanı arzularsın.
Dağlar gibi kuşatmış BENLİK günahı seni
Günahını bilmeden, gufranı arzularsan.


Niyazi Mısrî


Diyen olabilir niye hep yaşamışların sözünü yazıyoruz da kendi sözlerimizi yazmıyoruz:
Dostlar derler ki:Yaşayan bilir; Bilen konuşur!
Biz zannettik okuyan bilir, anladık ki yaşayan bilirmiş biz şu an yaşayamadığımız içindir ki Yaşayanlardan (O’KU yanlardan) anlayabildiğimiz kadarını paylaşıyoruz.
Yorumlar âcizanedir, sürç’ü lisan ettiysek affola.
Allah(Celle CelaluHÛ) cümlemizi yaşayanlardan en azından O yolda yürüyenlerden eylesin,
Benlikten uryan olmanın kolaylığını, hazmını,sevgisini,daimliğini nasip eylesin;
Karıncanın dediği gibi hiç olmazsa safımız belli olsun.

Âmin!..
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Ekim Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 05.10.2007 Saat: 09:30 Gönderen: kulihvani

7 RENK ve 7 NEFS

Latif YILDIZ


Bir şemâ çizelim...
Beyaz ışığı bir prizmada kıralım ve kırılan rengarenk ışıkları seyredelim.
Buraya kadar basar işi ve gözümüzün önünde zâhiri...
Tüm bunları bir renkli kâlemle çizip yazalım.
Basîret işi dediğimiz, gönlümüzün gördüğü bâtınî eşlerini de ayrı bir renkle yazalım ki karışmasın...
Kim kim ile eşmiş bakalım...:

Resim

Nefs, imtihan olandır.
Süngerimsi (emici-uyucu-değişken-delişmen) yapıda olduğundan kendi nefsanî özellikleri yanında hayvanî ve şeytânî vasıflara da kapısı açıktır.
Elbette ki aynı zamanda Muhammedî ve Rahmânî vasıflara da açıktır...


Nefs:
1-Hidâyet üzeredir: sadıktır, adildir.
2-Gaflet üzeredir: cenâbettir, zavallıdır.
3-Cehâlet üzeredir: ahmaktır, zâlimdir.
4-Dâlâlet üzeredir: hâindir, ölüdür.


Akıl, nefsin hayat nakti (parası) dır.
Hayra ya da şerre harcayabilir.
Nefs kendini meşgul etmeyeni meşgul eder.
Nefs 7'li sistemdedir.
Ancak sarmal ve zarf hâli ilginçtir.
Nefs: ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e olan Ahdullah antlaşmasını isbatlamakla emrolunmuş ve Emrullah nefse bildirilmiş ve enine boyuna anlatılmıştır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur'ânı Kerîm'le teşrif buyurarak mükemmel, mükerrem, muhterem ve mübârek bir Örnek-i Mutlak olarak, bizzât yaşayarak, tatbikatını yıllarca yaparak nefslerimize imtihanı nasıl başaracağını göstermiştir.
Ancak fitraten nefsin; ilâhî düzende, Muradullah olan Rızaullah'ı bulmasının, kıldan ince kılıçtan keskin sırlar (sırat) üzerinde yürüyen tel canbazı gibi zor bir işi olduğu da açık ve seçiktir.
Nefsin yüzü, görevi gereği dünyaya dönüktür.
Aslında özü ise ALLAH'a dönüktür...
Tıpkı yeni doğan bebek gibi hüsn-i niyyet, samimîyyet, ciddîyyet, hâmiyyet, sadakat ve adâletle yetiştirilmesi (büyütülmesi) i'tinâ gösterilip üzerinde titrenmesi şarttır...
Evliyâ da olabilir, eşkıyâ da...
Saîd veya şâki...

Resim

Bu 7 letâif içinde tekemmüle;
Muhtaç (ihtiyacı olan),
Mecbur (mutlaka gereken) ve
Me'mur (emredilen ve murad olan) letâif tektir (tevhidin gereği) ve sadece NEFStir.
Tek yolun (sırât-ı müstakîm) ortasında duran ancak, mutlaka sefer etmek zorunda olandır.
Kıblesini tâyin için gerekli tüm bilgi, belge, ibret ve hikmet önündedir...
Seçenek yapması kaçınılmazdır.
Ya sağa, ya sola yürüyecek...
Nefs, bir nefeslik bile bir zamanda, bir yerde ve bir hâlde kalamaz.
"Şimdi, şimdi, şimdi!..." deyip dursa dahi, her "Şimdi!"si son "i" harfi ile geçer gider...
Müsbet (pozitif) veya menfi (negatif) tekemmüle mecbur yaratılmıştır.
Duruş, bekleyiş ve çakılıp kalış (sükûn ve sükût) asla olamaz...
Sünnetullah böyledir.
İlâhî sistemindeki tavrı, tarzı, stili ve kıvamı böyledir.
Denge ve düzeni, maddî ve mânevî hareket üzeredir...
Duramayan yolcu...
Tıpkı bir çocuk gibi Muhammedî okulda yetiştirilen nefs;
18 yaşında rüşdüne ve erginliğine erdi mi Hakk'ın (celle celâluhu) izni ve inâyeti, Resûlullah'ın şerefli şifâsı ve Hak Dostlarının hasbî himmeti (dua, teşvik, rehberlik ve hizmetleri) ve kendi gayreti ile hakkı ve hayrı tercih etmesi,
Nefsin kendisini ve sistemi yaratanı bilmesi, ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in emri ve muradıdır.
Sırât-ı müstakîm (dostoğru) olan Muhammedî yolun yolcuları olan Hizbullahla birlikte Rehber-i Mutlak, Mürşid-i Mutlak ve İmâm-ı Mutlak olan Resûlullah'a tâbi' olup sözü, izi ve özü üzere, tevhid tekemmülü ile va''dedilen can cennetlerine ebedîyyen isal olur...
Sılasına kavuşur.
Sıladan gayrisi gurbet, vuslattan gayrisi hasrettir...
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Ekim Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 10.10.2007 Saat: 10:21 Gönderen: kulihvani

NEDENLER neden?

Halim KÖK


Hayata akıl ve mantık penceresinden bakan insanlar hayatı bir satranç oyununa benzetirler.
Çünkü yapılan her hamlenin sonraki yaşananların nedeni olduğunu düşünürler.
Doğru olan yanları olduğu kuşkusuzdur.
Ama hayatı anlamaya sadece aklın yeterli olacağına da inanmıyorum.
Ben bunu... kötünün iyisi olarak alıyor ve hiç olmazsa hayatı böyle yaşayan kaç kişi var diyerek baktığımda ise;
satranç değil de sanki çiftetelli oynar gibi yaşayanların çoğunlukta olduğunu görüyorum.
Varyant’tan çıkarken İzmir’in en işlek alanlarından olan Kemeraltı ve Konak sahilini yukarıdan gördüğüm noktalardan...
insanların karıncalar gibi oradan oraya koşuşturduklarını görüyorum.
Şüphesiz ki o anda herkesin nedeni kendine göredir ama ortak olan şu ki;
Herkes bir şekilde ekmeğinin, aşının peşindedir.
Bunca insan, sadece şu kadarcık alanda, e bunun üstüne İzmir’de yaşayan tüm insanları düşünüyorum.
Sonra ülkemizde ve sonra da dünyada yaşayan 6 milyardan fazla insanı düşünüyorum.

Bunca insanın evine her gün yiyecek ve içecek lazım.
Günümüz şartlarında bu da kolay değildir kuşkusuz.
Ancak günümüzün şartları nasıl olmuş ta bu hale gelmiştir?
Neden insanlar yalnızca boğazlarını düşünür olmuşlardır da kimsenin başını kaldırıp da
“Nasıl bir sistem işliyor hayatta” diyerek bir şeye bakmaya fırsatı kalmamıştır.
Bunu yapanlar vardır kuşkusuz...
Benim sözüm yapmayan veya yapamadığını söyleyenlere.
Yediklerimizi bize veren ve sonra pisliğimizi örten toprak, bir gün olsun şikayet etmiş midir bundan?
O toprakları besleyen yağmurlar nasıl da bir incelikle zerafetle süzülerek iner başımıza, toprağımıza.
Ve daha saymakla bitmeyecek....
Aklın hayalin alamayacağı nice nice sistemler...
Belki bunu düşünmeyenlere zaman zaman hatırlatmak için toprak sallanır,
yağmur dolu olur düşer tepemize veya sel olur katar önüne geleni alır götürür.
“ Yeter artık” deseler bir gün ne olur halimiz?

Altı milyardan fazla insanın içinde kendimi düşünüyorum.
Ekmek kapmak peşinde olan ben...
Denizde bir kum tanesi kadar yerim yok.
Küçülüyorum, hiç gibi hissediyorum kendimi.
Dünya gözümde büyüyor.
Gözümde büyüyen Dünya’yı içinde bulunduğu galakside düşündüğüm de ise dünya da küçülüyor benim gibi bir kum tanesi oluyor.
O zaman gözümde büyüyen galaksiyi diğer galaksilerle birlikte yer aldığı uzay boşluğunda düşünüyorum...
Yok hükmünde nerdeyse.
Şimdi ben nerde kaldım peki...
Hiç denilmeyecek kadar hiçim.
O zaman nedir ki bir insanın kıymeti şu kainatta diyorum.
Sonra dış dünyayı bırakıp kendi bedenime bakıyorum.
Vücudumda da kainatta olduğu gibi işleyen nice sistemler var.
Sinir sistemi, sindirim sitemi, kan dolaşımı... vs...
hergün kaç tane hücrem ölüyor, kaç tanesi diriliyor hiç farkında bile olmuyorum.
Nedir ki bir hücrenin kıymeti bu vücutta?
Onun da kapladığı yer denizde ancak bir kum tanesi kadar değil midir?...
O da hiçleşiyor.
Ne varki vücudumuza göre hiç hükmünde olan bir hücre Allah korusun “kanser” e dönüştüğünde yiyip bitiriyor bütün vücudu.
Demek ki diyorum hiç hükmünde olan tek bir hücre ne kadar önemli.
O zaman da tek bir insan da önemli oluyor.
Çünkü o da içinde yaşadığı insan topluluğunun bir hücresidir.

Birçoğumuzda : “Hayat benim değil mi.. dilediğim gibi yaşarım” anlayışı vardır.
Bununla da kalmaz çoğu zaman başkalarını da buna ortak etmeye uğraşır.
Sanki insanın var olma nedeni sadece yemek, içmek ve eğlenmektir.

Hayatını yaşa, hayattan zevk almaya bak... bırak derdi kederi...
Evet... bugün insanlığın içinde bulunduğu dertler ve kederler vardır.
Ama buna en çok katkısı olanlar işte bu ve bunun gibi hayatın
gerçek anlamını anlamaktan mahrum olan kimselerdir.

Hepimizin hayatı kendimize mi aittir.?
Daha önceki yazımda bahsettiğim boğulmak üzere olan ve başka bir insanın son anda yetişmesiyle kurtarılarak tekrar
hayata dönen dostumun kendi sayfasına aldığı şu satırlar belki en anlamlı cevap olacaktır bu soruya;

“Hepimizin birbirimizden sorumlu olduğunu unutmayanlar vardı.
İnsanın varlığının kıymetini bir kez daha anladım.
Bir de hastanelerde kan veren insanları gördüğümde hep aynı şeyi düşünürüm.
İnsanlar sırf can ve kan taşıdıkları için de çok değerliler.
Kimsenin kanı kendi kanı değil ve canı başkaları için de can”


Bunu anlamak için illâ insanların başına Allah korusun böylesine bir talihsiz olay mı gelmeli.
Normal zamanda neden böyle düşünmez insan.
Bu sebeple dostlarıma :
“Sen sana bırakılamayacak kadar değerlisin” demişimdir.

Bu yüzden insanları gittikleri yanlış yolda kendi hallerine terk edemeyiz diye inanıyorum.
Zaman zaman buna istemediğimiz tepkiler alabiliriz muhakkak.
Ancak vazgeçmemelidir.Hele de o insanın kanserli bir hücre olabileceğini düşününce ne demek istediğim daha iyi anlaşılır sanıyorum.
Herkes kendisini sağlıklı bir vücudun bir hücresi gibi düşünebilmeli ve öyle olmaya da gayret etmelidir.
Çünkü yanlışımız da tek kendimize ait değildir. Bütün vücudu sarabilir kanserli hücre gibi.

Her birimiz değerliyiz birbirimiz için... her insan kıymetli ve gerekli bu hayatta.
Ve her insan Allah için değerli... ki onu yaratmış sevmiş onu, beslemiş, büyütmüş.
Hergün rızkını vermesi için toprağı suyu tabiatı emrine vermiş... o insan isterse Allah’ı bilmeyen biri olsun.
Evet... dünya tüm nimetleriyle insanın emrine sunulmuş.
Peki bu ve bunun gibi bildiğimiz ve bilmediğimiz nice nimetleri...
halifesi kabul ettiği insanın emrine veren Allah ne için yapmıştır bunu, yiyin için, başka da bir şey düşünmeyin mi demiştir?
Yoksa “düşünmez misiniz...akıl etmez misiniz?” diyerek sık sık kuluna bu hatırlatmayı yapan
Allah’ın bakmamız, görmemiz, anlamamız, yorumlamamız ve bunları da diğer insanlarla paylaşmamız değil midir bizden İstediği?

Peki ne yapıyoruz dostlar, ne kadar bakıyoruz, ne görüyoruz, gördüklerimizin de ötesinde görülecek şeyler olduğunu biliyor muyuz?
Mesela en bilinen örneği Allah Resulü’nün Hicret olayını ele alsak
Görünürde mekansal bir değişim demek olan hicret, görünmeyen mana aleminde insanın “BEN” ine ait ne varsa terk etmesi anlamını taşıyor.
İnsan kendini Allah yolunun yolcusu kabul ediyorsa “BEN” lerinden vazgeçmelidir deniyor.
Buna bakıp böyle bir anlam çıkarıyor muyuz?
Zor mu geliyor?
Peki zorlukların nereden doğduğunu düşünüyor muyuz?

Hicret esnasında yaşanan mağarada saklanma hadisesi ile ilgili olarak düşündüğümde
bu görünen maddi olayın arkasındaki manası nedir diye aklıma şöyle bir şey geliyor.
O anda ellerine geçirseler belki paramparça edecekler Allah’ın Resulü’nü.
Her şeye Kadir olan Allah dilese neler yapmaz ki düşmanca yaklaşan O gözü dönmüşlere.
Ama burada benim anladığım anlatılmak istenen şu ki;
Ey insan, bak sen eğer Allah yoluna çıkmışsan karşında seni paramparça edecek nice düşmanlar bulabilirsin.
Bunlar karşısında aciz ve güçsüzsündür.
Ama yüreğin Allah’ a iman ile doluysa o zaman o düşman ordusunu durdurmaya
Allah’ın bir örümceği, oraya yuva yapan iki güvercini yeterlidir. Can korkusuyla imanından dönme diye bir mesaj veriliyor gibi anladım.
Doğrusunu Allah bilir..

Aynı şekilde karnına konulan ağır kayanın altında imanından dönmeyerek “AHAD” diyen köle gibi.
O kayada sembolik değil midir insana verdiği mesaj bakımından.
Her birimiz bir kaya taşımıyor muyuz bugün kendimize göre?
Günümüz insanı için her şeyi unutarak peşinden koştuğu geçim derdi,ekmek derdi aş derdi hepimizin üstündeki kaya değil midir?
Peki bizde hiç şikayet etmeden iman ile ALLAH diyebiliyor muyuz.?
Eğer diyemiyorsak ne diye hayat şartlarının bu hale gelmiş olmasından yakınıyoruz?

Bu sistemi KURAN, sistemin nasıl işlediğini anlatmamış mı insana;
Allah’ın sistemi şu şekilde işler... şunu yaparsan neticesi şu olur... şunu yapmazsan neticesi bu olur... diyerek yol göstermemiş mi?
Hem bu sisteme uygun davranmayıp hem de tekrardan bunun neticesi olarak doğan zorlukları mazeret olarak göstermeye hakkı var mıdır insanın?
Hakkı olduğunu düşünüyorsa açıp bakmış mıdır Kuran’a düşündüğü doğru mudur değil midir diyerek?

Ateşe uzanan bir insan nasıl elinin yanmayacağını düşünebilir?
Bunun neticesi baştan ne kadar belli ise;
Allah’ın emir ve yasaklarına uymamanın insanı nereye götüreceği de gayet bellidir.
İşte artık küresel ısınma, kuraklık vb.tehlikeler kendilerini hissettirmeye başlamıştır.
Her gün sayısız insan birbirini öldürmektedir.
Evlatlarımızın yaşayacağı yarınlar nasıl olacaktır?

Neden hala insan hayatın koşuşturması içinde,
bir kere başını kaldırıp bakıp ta görmez yakında koşturabileceği ne bir hayatın ne de bir dünyanın kalmayacağını...?

Benim aklım almıyor... satranca benzeyen yönleri var ama gönüllerimizi,
yüreklerimizi unuttuğumuz sürece yapacağımız hamlelerin kaybetmemizi engellemeyeceğini düşünüyorum ve
herkesi düşünmeye davet ediyorum haddim olmayarak.

Bakmak ve görmek diye bir şey okumuştuk ortaokul yıllarında.
Evet insan bakıyor... ama baktığında ne görüyor?
Daha da önemlisi;
görmek için sadece bakmak yeterli mi?

Hayata biraz Aşık Veysel’in baktığı gibi bakabilsek keşke.
Daracık köy sınırları içinde görmeyen gözleriyle
Gören nice gözlerin göremediklerini... görünenin ötesini görebiliyordu rahmetli.

Dalgın dalgın seyreyledim âlemi.
Renkler ne, çiçekler ne, koku ne?
Bir arama yaptım kendi kafamı,
Görünen ne, gösteren ne, görgü ne?

Çeşitli renkler türlü görüşler,
Hayal midir rüya mıdır bu işler?
Tatlı muhabbetler güzel sevişler,
Güzellik ne, sevda nedir, sevgi ne?

Göz ile görülmez duyulan sesler,
Nerden uyanıyor bizdeki hisler?
Şekilsiz gölgesiz canlar nefesler,
Duyulan ne, duyuran ne, duygu ne?

Kimse bilmez dünya nasıl kurulmuş,
Her cisime birer zerre verilmiş,
Cümle varlık bir kuvvetten var olmuş,
Gelen ne, giden ne, yol ne, yolcu ne?

Herkese gizlidir bu sırr-ı hikmet,
Her nesnede vardır bir türlü ibret.
Veysel'i söyletir bir büyük kuvvet.
Söyleyen ne, söyleten ne, Tanrı ne?


Aşık Veysel Şatıroğlu

Evet Aşık Veysel hangi gözlerle bakarak bu mısraları söyleyebiliyordu acaba?

Sevgiyle kalın.

Halim KÖK
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Ekim Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 13.10.2007 Saat: 10:23 Gönderen: kulihvani

GÖRECEKSİN

Aziz KURTULUŞ

12.10.2007 00:37
BURSA



Rızkına haram katma,
Namaz vaktinde yatma,
Öz gayrı nazar atma,
Bak neler göreceksin.

Uzakta kal gıybetten,
Zerre alma hasetten,
Seyret gönlü hassaten,
Bak neler göreceksin.

Gayrına bel bağlama,
Hakkdan gelene ağlama,
Gönül gözün bağlama,
Bak neler göreceksin.

Bihaber olma açtan,
Yahut fakir muhtaçtan,
Namaz ile miraçtan,
Bak neler göreceksin.

Hamdini daim eyle,
Şükrünü kaim eyle,
Arzunu naim eyle,
Bak neler göreceksin.

Sabır deryasına dal,
Senelerce öyle kal,
Sona erince bu hal,
Bak neler göreceksin.

Aziz sözün bilesin,
Hakk ile ve bilesin,
Yeter ki O dilesin:
Bak neler göreceksin.
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Ekim Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 17.10.2007 Saat: 09:02 Gönderen: kulihvani

GÜNLER VARDIR!...

Halim KÖK

02.10.2007



Günler vardır,
Unutturur zamanı.
Günler vardır,
Ömre bedel her anı...

İçtiğimiz su,
Aldığımız nefes.
Güzeldir her şey,
Güzeldir herkes...

Kuş oluruz uçarız,
Çocuk olur coşarız,
Günler vardır.
Rüya gibi yaşarız...

Sevdiğimiz, sevildiğimiz
Günler vardır.
O günlerde mevsim,
Hep bahardır...
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Ekim Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 18.10.2007 Saat: 10:31 Gönderen: kulihvani

BU DA GEÇER YÂ HUU!..

Kul İHVANÎ

Çeken,
Çektiren
Ve Çileye…


Bunca eşyâ bunca olay
Zaman içindeki zann say
Hayatın hakikatıdır Hay
Niçin bunca tasa kaygu
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..



Kaza - kader Hakk'ın işi
İradesiyle gelişi
Meşiyyetiyle bilişi
Abd’e düşen Rabb’a rücû’
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..





Zât-ı Hakk'ın ezkârına
Hakk-ı Zât'ın efkârına
Sarıl Subhân esrârına
Âşıklık zaman orucu
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..



Aşk denen demir leblebi
İlm ü irfanın edebi
Sırrın soyunma sebebi
“Ruh” un “Asl” ına ürucu
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..



Yersiz yurtsuz rüzgâr gibi
Savuruyor sâfi sevgi
Seven Sevilen Sevgili
İçimde bir deli duygu
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..



Hakk'ın kudret kolu çile
Nebîlerin Yolu çile
Ehl-i Beyt’ten dolu çile
Rasûlullah'ın Mîm Nûru
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..



Kul İhvâni eğme kaşın
Elâ gözden sağma yaşın
İki elinle döğme başın
Neler geçti! Nedir ki bu!
Bu da geçer, geçer yâ Huu!..


23/06/2002 14:00 Bolu
Resim
Cevapla

“2007” sayfasına dön