2007 Temmuz Haber Arşivi

2007 yılına ait aylara göre haber/makaleler.
Cevapla
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Gönderen: Kulihvani Tarih: 10.07.2007 Saat: 11:58

http://www.youtube.com/watch?v=Gt7WiPaP ... r_embedded
http://www.youtube.com/watch?v=XbBIMQ2A ... r_embedded
http://www.youtube.com/watch?v=8-DnxYDS ... r_embedded
http://www.youtube.com/watch?v=PoLbf0Fg ... r_embedded

Âşık Cemâl

Âşık Cemâl,
Aksaray ili İncesu Kasabasında yaşamaktadır.
Doğuştan âşık olup kendi gönül deyişlerini söyler.
Okuma imkanı bulamamış, çobanlık ve çifçilikle geçim sağlamaktadır.
Çile Çölleriini çok gezmiştir...
Ve hâlâ da dolaşıp çiçek toplamakta olduğunu söyledi geçenlerde...
Kitap haline getiremediği bir Divan dolusu şiirleri vardır.
Yaz kış değişmeyen ve bana hep eski dağlarda gezen gerçek Yunusları hatırlatan kıyafeti,
ve bir gönül bile olsa dileyince o içli, yanık ve güzel sesiyle aşkı coşturuşu o yörelerde meşhurdur..

Bizler gibi Bordaki Ahmed Kuddusî Babayı çok sever ve sadık bir Resûlullah (sav) Dostudur...
Bizim de 40 yıl geçti ki 4 âlemde Birimiz ve bizimizdir.
Eserlerini kendi sesinden hizmete sunarız İnşaallah...

Rabbımız hepimize rahmet, inayet ve hidâyet eylesin.
Resûlullah (sav) e selamlarımız olsun..


Latif YILDIZ
Kul İhvani
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 09.07.2007 Saat: 12:58 Gönderen: kulihvani

Hiç Olmazsa Safım Belli Olsun..

zahidzenderun bildirdi:

İnsan BEN ..BEN.. derken nasıl paylaşmayı bilir nasıl dostluk üzerine konuşur.. Senin derdin sana ait derken nasıl gönüller yapılır.. Ben bunu bilemedim.. Ben kendimi başka bir insandan ayıramadım...

Şu sıralarda bazı insanlar benimle bencil olmam gerektiği üzerine konuşmalar yapıyor..
Ben demeyi bilmeli, sadece kendimi ilgilendiren şeylerle ilgilenmeliymişim..
Niye şunun bunun derdiyle ilgileniyormuşum...
Niye insanlara birbirlerini soruyormuşum.. Bana yararı yokmuş bunun..
Kimse BİZ demek istemiyor.. SEN demeyi karşınındaki kişiyi var sayıp onure etmeyi zaten istemiyor.. "BEN" ve isteklerim demek ve yaşam amacınının da bu doğrultuda olmasını istiyor... Ve bunun böyle olması gerektiğine büyük bir inançla inanıyor..
Şahıs olarak niye kendimi etrafımdan ayıramadığımı niye herkesin derdi benim derdim gibi davrandığımı bilemiyorum.. Bu bende iç güdüsel bir davranış.. Şimdi bu bana bir suçmuş gibi yansıtılıyor..
İnsan BEN ..BEN.. derken nasıl paylaşmayı bilir nasıl dostluk üzerine konuşur.. Senin derdin sana ait derken nasıl gönüller yapılır.. Ben bunu bilemedim.. Ben kendimi başka bir insandan ayıramadım..
Sevgide birlik yok mudur?.. İnsanlara yardım ederken o kişinin evrimini geciktiriyorsun diyorlar ben bunu anlamıyorum.. Zaten ne kadar yardım edersen et o kişinin zamanı gelmemişse senin yaptığını anlamıyor ki..

Dertliyim lâkin yılgın değilim.. Sizin dediğiniz gibi
“ Hz. İbrahim ateşe atılırken ağzıyla su taşıyan karınca misali;
Hiç olmazsa safım belli olsun”

ALLAH cümlemizden RAZI OLsun..
ÖZümüzde "BİR" olduğumuzu unutturmasın...
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 12.07.2007 Saat: 14:48 Gönderen: kulihvani

BİR HADİS

zahidzenderun bildirdi:

"Kötü zandan sakınınız; çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır."

"Kötü zandan sakınınız; çünkü zan, sözlerin en yalan olanıdır.
Birbirinizin kusurlarını görmeye çalışmayınız.
Birbirinizin sırlarını araştırmayınız.
Birbirinizle menfaat yarışına girişmeyiniz.
Birbirinizi kıskanmayınız.
Birbirinize karşı düşmanca duygular ve kin beslemeyiniz.
Birbirinize sırt çevirmeyiniz.

Ey Allah''ın kulları kardeş olunuz! "


Hz.Muhammed a.s.
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 12.07.2007 Saat: 14:57 Gönderen: kulihvani

Allah’ın ismi anıldığı zaman onların kalpleri titrer

zahidzenderun bildirdi:

Niyetler birer yol, insan bir dünya, dostlar birer ÂLEM..
Benim aradığım da KALBİ TİTREYEN ALLAH YOLCULARI, SONSUZ ÂLEMi içinde barındıran DOSTlar..

Kalpleri titreyen DOSTlar aradığınızı biliyorum, anlıyorum..
Bu özlem FITRATının yolu açılmış, AÇMAYA ÇALIŞAN herkes de var...
Lâkin önce insan kendine dost olmalı ..
İnsanı Kâmil olmaya çalışmalı.
Kovanını kurmalı ki bal taşıya bilsin..
Bal taşıyanlarla birlikte bir olabilsin,..

Hayat o kadar dolu ki asla umutsuz olmamalıyız ...
Her soruya ve her oluşuma karşı gelen bir cevap var..

Niyetler birer yol, insan bir dünya, dostlar birer ÂLEM..
Benim aradığım da KALBİ TİTREYEN ALLAH YOLCULARI, SONSUZ ALEMi içinde barındıran DOSTlar..

IŞIĞIN geldiği yön gönlü teselli eden yegâne yöndür...
Bu yöne yüzümüzü dönmeyeliyiz..
Her aynaya baktığımızda bize yansıyan yalnızlık ve elemli düşünceler olmasın.
Aynaya bile ışığın yansımasını görmek için bakalım...

Takib edelim, konuşalım ve karanlığın yanında aydınlanan YOLda yürüyelim.. devam edelim..
Geçmemiz gereken çok engel yürümemiz gereken uzun bir yol var..
Kalkması gereken çok perde, açılması gereken çok kapı var

ALLAH HEPİMİZE bu yollarda DOSTlarımızı bulmayı NASİP ETSİN
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 15.07.2007 Saat: 19:34 Gönderen: kulihvani

GÖZ YAŞI DÖKTÜRMEDEN ANLAMAK NASİB OLSUN

zahidzenderun bildirdi:

Büyük küçük demeden, değerlendirme yapmadan bir statü ve sınıfa sokmadan herkesi her canlıyı anlamak için gayret içinde olmamız gerekiyor. Kim olursa olsun büyük insan veya çocuklarımız olan küçük insanlar İNSAN HEP ANLAŞILMAK İSTER.
Derdi bilinsin ister, istedikleri gerçekleşsin ister..

İnsanlar kendi dışındakilerle iki şekilde iletişim kuruyor..
Kişi paylaşımcıdır; karşısındakiyle empati kurar, anlamaya çalışır anladığı oranda elindeki birikimlerini maddi manevi kullanarak paylaşıma girmek ister, verme gayretindedir..
Kişi ben merkezcidir; kişilerle kendi istediklerini elde etme ve kendini gösterme yollarını öğrenmek üzere iletişime geçer, alma gayretindedir.

Anlamadığımız daha çok da anlaşılamadığımız için göz yaşı dökeriz.
Tanınmak bilinmek anlaşılmak bilinç altımızdan sürekli bizi tetikler.
Ortak amaç kendini ifade edebilmektir.
Kendimizin dışına çıkıp bir başka İnsanı ANLAMAK nefsin dışından farklı bir bakış açısıyla bakmakla mümkün oluyor.
Bir kitabı bir yazı ve fikri ANLAMAK ise tarafsız ve ön yargısız bilgiye açık olmakla mümkün oluyor..

Değerli arkadaşlar bence anlamak insanın kendi dışındakilere açık olmasıyla oluşan bir idrak seviyesidir.
Kendi fikirlerinin dışındaki düşüncelere, çevresini oluşturan fikir ve akraba yakınlığı içerisinde olduğu kişilerin dışındaki insanlara, dini inancın ruhundaki erdirişlerine açık olmayla başlar..
Ve düşünüyorum insan nasıl açık olabilir bu duygu kişide nasıl oluşur..
Cevap ÖĞRENME isteği içinde olursa şeklinde beliriyor beynimde..
Başka insanları başka fikirleri öğrenme, bilme isteği içinde olursa insan kendisi dışındakilere açık oluyor..

İnsan olarak yaratılmışın yüreğine konmuş ve adına SEVGİ denen ruhani güç anlamak ile katık edilirse kişide İDRAK oluşuyor ..
Ve insan bundan sonra tarafsızlık, sisteme hayranlık, susmak, değişik hal ve tavırlarla konuşmak üzerine yeni bir sistemin farklı bir dünyanın içine giriyor..
Ve asıl yaşam orada başlıyor.
Böylece insanın çocukluğu yaşı kaç olursa olsun bu İDRAK seviyesine ulaşmasıyla bitmiş gelişmek ve büyümek için ergenliğe adımını atmış oluyor

İDRAK eden her insan benliğinden, bencilliğinden kurtularak bulunduğu zaman içinde kendisiyle birlikte yaşam süren herkesle bir olmaya, onlara açık olmaya, anın zamanın ürettiği sıkıntıları hissedip çare üretmek ve paylaşanlardan olmak için gayret içinde olmalı..

Şu anda ÇOĞUNLUK olarak biz insanlar çocukluğumuzu yaşadığımız bir devredeyiz..
Ağabeylerimiz, Ablalarımız var şükürler olsun ..
Bizi anlayan yardım etmek için çırpınan..

..Vaktinde, zamanında anlamak her zaman mümkün olmuyor..
Çocuklarımızın bile saf ve masum kalplerini anlayarak isteklerini yerine getirmek çoğu zaman mümkün olmuyor..
Büyük küçük demeden, değerlendirme yapmadan bir statü ve sınıfa sokmadan herkesi her canlıyı anlamak için gayret içinde olmamız gerekiyor.
GÖZ YAŞI DÖKTÜRMEDEN ANLAMAK NASİB OLSUN HEPİMİZE..

Anlaşılmak ve Anlamak arzu ve isteği içinde sönmeyen umudumla;
Esenlik içinde kalın Değerli dostlar...

ALLAHIN RAHMETİ BEREKETİ ÜZERİNİZDEN EKSİK OLMASIN
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 16.07.2007 Saat: 18:26 Gönderen: kulihvani

ÜÇ AYLAR..

Kul İhvani

Aziz Kardeşler!

Bu gün 16 Temmuz 2007 – 1 Receb 1428

Maddî-mânevî İslâm âleminin; feyz, bereket, rahmet ve hidayete kavuştuğu üç ayların başlangıcı…
Receb Ayındaki Regâib (19 Temmuz 2007) ve Mi’rac (10 Ağustos 2007) Geceleri
Şaban Ayındaki Berat (27 Ağustos 2007) Gecesi
Ramazan Ayındaki Kadir (08 Ekim 2007) Gecesi olarak dört muhteşem mânâvî rahmet ve müjde sağanağı getirirler…

Resûlullah (sallallahu aleyhi vessellem) : “Allah’ım! Receb ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl! Bizi Ramazan’a kavuştur!” diye dua ederdi…
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259)



Üç aylarda özellikle geçmiş gençlik yıllarından 61 gün kefâret orucu olanlar veya nâfile olarak tümünü oruçlu geçirenler Anadolumuzda sayısızdır.

Muhammedî Nûrla diri kalblerimizde Kudsî gecelerin hazzını zevk
Edip öz kardeşçe paylamak da Muhammedî mutlulutur.

Resûlullah (sallallahu aleyhi vessellem) Şeriât-ı Garra’nın gereği emir ve güzellikleri sürekli yapmakla beraber bu aylarda özellikle oruca ayrıca ağırlık verir idi ve tavsiye buyururdu..

Biz de üç ayların İslâm âlemi’ne bereket, birlik, dirlik ve şuûr getirmesi dilek ve duamızla beraber konumuzla ilgili birkaç Hadîs-i Şerîfi teberrüken arz edelim:

Ziyad El-Nümeyri’nin Enes’den (radıyallahu anh) rivayetine göre Enes(radıyallahu anh) şöyle demiştir:
"Recep ayı girdiği zaman, Resülüllah (sallallahu aleyhi vessellem):
“Allâhümme bârik lenâ fî recebe ve şâ’bâne ve belliğnâ ramazâne : Allah’ım! Bize Receb Ayı’nda ve Şaban Ayı’na bereket ver.
Bizi de Ra¬mazan Ayı’na ulaştır!" buyurmuştur.
(İbni Sünnî; Hilyetü’I-Evliya)

Resûlullah (sallallahu aleyhi vessellem) :
“Allah’ım! Recep ve Şâbânı hakkımızda mübarek kıl! Bizi Ramazan’a kavuştur!” diye dua ederdi…
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 259)

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:
"Resûlullah (sallallahu aleyhi vessellem) (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, "(Bu ay) hiç yemiyecek" derdik.
Bazan da öyle devamlı yerdi ki, "(Bu ay) hiç tutmayacak" derdik.
Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim.
Herhangi bir ayda Şâban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim."
(Buhârî, Savm: 52; Müslim, Sıyâm: 175, (1156); Muvatta, Sıyâm: 56, (1, 309); Ebu Dâvud, Savm: 56, 59, (2431, 2434); Tirmizî, Savm: 37, (736); Nesâî, Savm: 70, (4, 199, 200))

Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor:
"Ben, Resûlullah (sallallahu aleyhi vessellem) ‘in Şâban ve Ramazan dışında iki ayı peş peşe tam olarak oruçla geçirdiğini görmedim."
(Tirmizî, Savm: 37, (736); Ebu Dâvud, Savm: 11, (2335); Nesâî, Savm: 70, (4, 200))

Üsâme (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Yâ Resûlullah! (sallallahu aleyhi vessellem) dedim, Şâban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)" diye sordum.
Şu cevabı verdi:
"Bu, Receb’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır.
Halbuki O, amellerin Rabbülâlemin’e yükseltildiği bir aydır.
Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum." (Nesâî, Savm: 70, (4, 201))

Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’e:
"Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?" diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
"Ramazanı ta’zim için Şabân!" Tekrar soruldu:
"Hangi sadaka efdaldir?"
"Ramazanda verilen!" cevabını verdi."
(Tirmizî, Zekat: 28, (663))


Elbette şartlarına uyularak tutulan orucun değeri târife sığmaz yükseklikte ve korunması da o kadar zor…

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah’ı (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Âdemoğlunun her ameli katlanır.
(Zira Cenab-ı Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur:)
Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar.
Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-kudsîde) şöyle buyurmuştur:
"Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım.
Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti."
"Oruçlu için iki sevinç vardır:
Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir.
Oruçlunun ağzından çıkan koku (halûf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."


Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur:
"Oruç perdedir.
Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın.
Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!" desin (ve ona bulaşmasın)."
(Buhari, Savm: 2, 9, Libas: 78; Müslim, Sıyâm: 164 (1151); Muvatta, Sıyâm: 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm: 25 (2363); Tirmizî, Savm: 55, (764); Nesâî, Sıyâm: 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyam: 1, (1638), Edeb: 58, (3823))

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."
(Buhari, Savm: 5, Bed’ü’l- Halk: 11, Müslim, Sıyâm: 2, (1079); Nesâî, Sıyâm: 5, (4, 129))


Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 23.07.2007 Saat: 12:38 Gönderen: kulihvani


SEHERDE…


Aşk ile yok olur “Benlik” kaygusu
Sarar sîneleri “Dostluk” duygusu
Çökünce geceye gaflet uykusu
Alıcı kuş avın alır Seherde…


Can Kuşu’na yuva Kanlı Kafesler
Canda Cânan için bunca nefesler
Âşıklar “ah!..” eder Yârini sesler
Gök yüzünde ismi kalır Seherde…


Sırr-ı süveydâsın sözlediğimiz
Görmeye gül yüzün özlediğimiz
Ömür boyu yolun gözlediğimiz
Bin bir işve ile gelir Seherde…


Gönüller güzeli gülişen Dervişler
Kendi ateşinde pişen Dervişler
Muhammedî İz’e düşen Dervişler
Kendini – Rabb’ini bulur Seherde…


Hakk’ta Hakk’tan Hakk’a, hak olmak Hakk’la
Tenezzül – tevazu yüzü toprakla
Ekilen tohumla açan yaprakla
Subhân’ın Sırrı’nı bulur Seherde…


Ölü – diri özde, Sîneler Tûr’u
Yürekler yaşarsa aşkı sürûru
Özüne bağlanır Muhammed Nûru
“Olmaz!.Olmaz!..” deme, olur Seherde…


Kul İhvani Sırr-ı Sıfır Selâsı
Çile çöllerinde Mecnûn – Leylâsı
Kalblerde kurulur Aşk Kerbelâsı
Cânan için “Can”lar ölür Seherde…


23 temmuz 2007
Antalya.
.
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 23.07.2007 Saat: 13:28 Gönderen: kulihvani

HİKMET

Kul İhvanî


Hizmet:
HAKK’ın halkına hizmetle, Hakk’a hizmettir.

Hikmet:
Hizmetin Hakk’ta ve Hayırdaki hasbî hâlidir.

Hikmet:
Aklın, İlmullah ve Edeb-i Resûlullah ile gerçeği (hakk, soyut, öz sözü),
Bilmesi bulması ve hayrı (somut fiili) yaşamasıdır.
Edebsiz ilm ise, İblis’i hidâyetten çıkarıp lânete ve cehenneme çekmiştir.
Hakkın anlaşılıp inanılması ile hayrın bilinip işlenmesi ise;
İlim, irade, idrak ve iştirak bütünlüğü ve kemâlât ile mümkündür ve hikmettir.

Hikmet:
Fıtrî verilen ni’metlerin, fâzilette ve hidâyette kullanıp emânet olan Ahdullah’a sadakat anlayışıdır.

Hikmet:
İlmullah ile ilgili İlâhî ilhâm ve ledûnnî bir lûtfü-ü-ikrâm ve ihsândır.

Hikmet:
Tevhidî teslimiyetle Muhammedî oluş şuûrunun nur ışığı olup,
İlâhî istikâmette sırât-ı müstakîmi aydınlatır, canlara can katar.



Hikmet:
İnsanın İlâhî iletişim (rücû-ürûc, geliş-gidiş) hattı ve nakle teslim olan aklın,
İlâhî istikamet yürüyüşündeki Kur’ânî ışıktır...

Hikmet:
Geçene tevbe fikrinin,
Gelene dua zikrinin ve,
Şu anda olan (Hükm-ü Hakk)’a rıza, şükür ya da sabrının sentezinde,
Kudretullah katalizörü olan ilâhî bir naz-niyâz nurudur.

Hikmet:
Eşyâ Aynası'nın ardındaki "SIRR"ın sebebini, Sahibini ve sistemini seziş, biliş, buluş ve oluştur...

Hikmet:
İnsanın kabiliyet ve kisbince (çalışma) ilmin (asl) hakikatini ilim, irade, idrak ve iştiraktir.

Hikmet:
Merkezdeki vücûdun ve muhitteki mevcûdun i’tidal üzere Muhammedî görüşle izlenmesidir...

Hikmet:
Aklı kemâlât bulup İlâhî aşka dönüşen;
Âlim, Ârif, Âşık ve Kâmil olan insanın kendi özündeki,
Merkezindeki sabit (devrânsız) Muhammedî mesned ve kudsî nur prizi olan Akdes Noktasından,
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e teslimiyet edebi ile,
İlmullah’dan kabiliyet ve isti’dâdınca alması ve özündeki (a’yân-ı sabitesindeki),
Muhammedî hakikatı hayata geçirip hakkı, hayr kılma içgüdüsüdür.

Hikmet:
Hakkı ve hayrı derunî dileyiş duası ve devâsıdır...

Hikmet:
Subhanî seyr-ü-sülûk olan insanın imkanla imtihanında;
Bedenin Terbiyesi,
Nefsin Tezkiyesi,
Kalbin Tasfiyesi ve,
Ruhun Tecliyesi hünerinde gerekli,
İlm-ü-edeb ve,
İrfân-ü-erkânın sağlandığı “Habibî Hat”tır...

Hikmet:
Soyut ve mânevî hakk i’tikadının, somut ve maddî hayra ve ameli sâlihe dönüşümünü sağlayan;
İlim, irade, idrak ve iştirakin bilişim ve bileliğinin birlik bütünüdür.

Hikmet:
Nakildeki vahyî İlmullahın, Muhammedî Edebî meleke ile aklın anlayabileceği,
Vuslât Vâdisindeki tenezzül ve tevâzu’ udur.

Hikmet:
Ahmedî Ahyârların, yaşanınca anlaşılan İlâhî Aşklarının adıdır.

Ahyârlar en hayırlılardır:
“ALLAH hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse ona pek çok hayr verilmiş demektir.
Ancak Ülü’l-Elbâb (temiz ve ince akıl sahibleri) ibret alırlar (anlarlar).” (Bakara 2/269)

“Ahmedî Ahyârlar”sözümüz ise haktır:
“Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitâbı ve hikmeti öğreten ve,
size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Resûl gönderdik.” (Bakara 2/151; Âl-i İmrân 3/164)

Hikmet:
Hâl-i Hazır Şe’enullah’da:
Habibullah Havuzundan akmakta ve şifâ ışığı olan Nur-u Nebîyullah’dan,
İnsanların fıtrî isti’dâd ve kabiliyet kabı kadarınca ve kaderince alabildiği hikmet bâliga nâsibi ve kısmetidir.

“Hikmetum baliğatun fema tuğnin nuzur :
Bir hikmet-i bâliga (hedefe ulaşmanın en yüksek derecesine ermiş bir hikmet), fakat uyarılar fayda vermiyor.” (Kamer 54/5)

Muhammedi gençler!
Gönlümüz Hikmet kaynağı
Ömrümüz Hikmet bahçesi olsun!..
İnşâallah!..
Resim
Kullanıcı avatarı
aNKa
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 2706
Kayıt: 02 Eyl 2007, 02:00

Re: 2007 Temmuz Haber Arşivi

Mesaj gönderen aNKa »

Tarih: 29.07.2007 Saat: 21:54 Gönderen: kulihvani

“Nasib ya HU!”

zahidzenderun bildirdi:

"Adı Kul İhvani olan değerli büyüğüm
“Ruh kardeşi “ nin inanç, iman birliği, hiç bir sözünün, kelimesinin boş çıkmaması kendisinde gördüğümdür..
Kul ihvani içinde bulunduğu hizmet aşkı ve sevgi deryası gönlüyle yolunda herkesi muhabbetle kucaklıyor...

KUL İHVANİ’nin her zaman söylediklerini tekrar tekrar düşünüp anlamaya gayret ederim.
Geçen bir sohbetimizde dedikleri beni ciddi ciddi düşündürdü.. Kendimi bildim bileli ciddiyimdir zaten.. Her söz her kelime her davranış düşünülecek bir unsurdur benim için..
Bu vesile ile söylenilen sözlerin iyice anlamını bulması için kendimi didiklemeye karar verdim.. Şöyle ciddi bir bakış ile kendime bakacaktım..

“Hemen üzülen, sevemeyen, sevilmeye yol aramayan hizmete muhtaçtır “ demişti
Düşünmeye başladım hemen üzülüyor muyum..... Üzülürüm, hemen olmasa bile üzüntüye bir meylim var bu belli...
Sevemeyen diyor.. Bana diyor tabiii..gelişi güzel konuşmadığına göre bana..!!.
Sevemeyen...,
Sevilmeye yol aramayan...,
Hizmete muhtaç....
Gene beni bir düşünce aldı.. Ben sevmiyor muyum... Sevilmeye yol aramıyor muyum...
Bana göre ben seviyordum her şeyi....çiçeği, böceği, alemi, insanları
Sevilmeye yol arıyor muyum umursuyor muyum işte onu bilmiyorum, emin değilim bu konudan....

Büyüğüm devam ediyor ;
“Yol lazım, yolcu lazım, sadık yoldaş lazım, yeterli azık lazım” diyor
“Teslim olsa da sürülüp hazırlanmamış tarlada tohuma yazık istese bile” diyor...
Sanki yüreğim duruyor...
Ben sürülüp hazırlanmamış tarla mıyım ...
Ah...... O bende ne görüyor da ben kendimde göremiyorum...dese ki şu eksik hemen anlayacak, yapacak mışım gibi geliyor..

Kulaklarım da “bu yolda noksan arayan, mükemmele hasret kalır..bu yol denklik yoludur” sözleri çınlıyor..
Evet...bu lafta bana...!! ben kendimi sürekli kınarım..(DIM).. Ben bunu yaptıkça noksanlık çıkarıp ÖZ Benliğime eziyet ediyordum demek ki..
İnsan her an yeni bir şey öğreniyor ve şükrediyor.. Farkında olmak ne büyük bir nimet....
ALLAH hatalarımızı affetsin..

Adı “Ruh kardeşi” olan değerli büyüğüm devam ediyor
“Kendine
Erenlere
SAV''''e
Rabb''''ına
SADAKAT gerekiyor..” diyor... Erenlere, SAV''''e, Rabb''''ına sadakati benim inancım var diyerek ve öncekini yapamazsan sonrasına geçemezsin şeklinde düşündüğümden birinci madde olan kendine sadakati düşünmeye başladım... Çünkü bu zamana kadar düşünmemiştim... Ben bendim ve yetiyor idi..
Ve takıldım kaldım...
Düşünüyorum..düşünüyorum kendine sadakat nedir..
Kendini sevmek mi..kendini değerli bilmek mi...hayatı yaşamak mı, düzgün duruş edep ve ahlâk mı..Özündeki ruha saygı mı...

“Önce kendini bilsin, zaten kaderini yaşar merak etmesin nefsin” dendi

“Kendini bilip huzura gelmek” ne demek acaba...
Ben kendimi bildiğime inanıyorum..ayrıca herkes kendini bilmez mi.. Ne istediğini...
Hayata bakışını, durduğu noktayı bilmez mi... Bildiğime inandığımdan bir eksiklik hissetmiyorum...fakat söylendiği içinde derin derin düşünüyorum.. Sanki bir şeyi çözemedim .... İçim rahat değil...
Tekrar tekrar soruyorum...ve başka ne anlamı var merak ediyorum..
Nedir bu kendini bilmek... Okurken okurken bir cümle çıktı önüme..
KENDİNDE OLANIN FARKINDA OLMAK

Arayış sürüyor.. Devam ediyorum okumalara.. Biri dile gelsin anlatsın istiyorum.. Akıl gözüyle bir anlayayım istiyorum....
Gönlüm bildiğini hatırlasın istiyorum... Biri hatırlamama yardımcı olsun istiyorum... Yana yakıla gece geç saatlere kadar okumaya kendimce aramaya çalışıyorum...

İçimdeki huzura bir uzağım, bir yakınım... ALLAHım koruyor seviyor..gösteriyor ..öğretiyor.. Lakin ben hala gene hiçbir şey bilmiyorum

Arayış sürüyor......
Sonunda Münir Hocam (k.s) yetişiyor...
Bilmiyorum benim gibi olanınız var mı...
Bu yol "BEN" lik değil "BİZl"ik yolu der KUL İHVANİ...ve önemle bu konunun üzerinde ısrarla durur..
Ben sizinle paylaşmak istedim.. Münir Hoca (k.s) 1958 yılında yazmış olduğu yazısında diyor ki.....

Ben lisanımla Ene'l-Hakk lafzı etmem bir an
Halimi canım bilsin lafz-ı üryân istemem.
Münir DERMAN


KENDİMLE BERABER
Bir gün hocamı ziyarete gitmiştim. 17 yaşında idim. Odası tavanında yalnız penceresi olan geniş yüksek tavanlı idi. Odası çıplak. Bir post. Bir de yerde yatak... Desti. Leğen. İşte o kadar...
Çok güzel koku vardı havasında...
Kendisi oturmuş, uzun saçları yele gibi omuzlarına sarkıyordu. "-Gel bakalım." dedi. Elini öptüm. "-Ben artık gidiyorum mektep bitti." dedim.
Dua etti, nasihat şeklinde emirler verdi: "-Ara sıra kendi kendine bir odada kal..." Bunu adet edindim, ara sıra bunu yaparım... Tahsil için Fransa''''ya gittim. Aradan 5-6 sene geçti...
Bir gün bu nasihat ve emri yapmak için odama girdim... Odamda iki zat gördüm. Birdenbire şaşırdım. Nereden girdiler bunlar... Beni görür görmez yürüdüler, duvarın içinde kayboldular. Şaşırdım kaldım. Bir kağıt bıraktılar yere, küçük... Hala saklarım o kağıdı... Ve hayretim hala devam ediyor. Otuz küsur sene oldu. Son nefesime kadar bu hayret devam edecek... Halledemedim...

Bu hadiseden 1 sene sonra yurda tatile döndüm. Doğru hocama gittim... Yaşlanmış...Elini öptüm. Bana halimi sordu... Ağabeyimi sordu. "-Gelsin.." dedi. (...) Yanında oturduk... Hocam hastalanmıştı. Yanında idik... Bize nasihat etti, dua etti, bizi okşadı...
Bir aralık "O kağıt sende mi?" dedi. Birdenbire anlayamadım. "-Ha..." derken baş parmağını ağzıma uzattı. "Sus" dedi... "Öyle yap..." (...)
Bir gün sonra hocamızdan ayrıldık, ağladık... (...)
Hâlâ hocam bizi bırakmamıştır. Bunalırsak yetişir... Yalnız 15 sene evvel ağabeyim 47 yaşında hocamın yanına gitti... Nur içinde yatsın...

O kağıttaki yazı şu, size de söyleyim, böyle hareket edin:

"Vesveseyi bırak!..
Ne kadar işin ve arzun, dileğin varsa hepsini kaza ve kadere teslim et!..

Kendi nasıl dilerse öyle iş gören Allah''''a bırak... Ve bekl!..
Telaşı terket! Izdırabı, üzüntüyü kaldır! Murat yolu kendi kendine görünür, o yola düşersin.

Aç kal, kimseye söyleme!
Dertlerini, yoksulluklarını, ızdıraplarını söz haline geçirme! Melekler bile duymasın...

Derdin olursa Hakk ile konuş, her şeye yeter.
Sefalete düşersen vakur ol! Sabret!

Hak''''ka bile ellerini istek için kaldırma! Yalnız hamd için kaldır!
Allah seni senden iyi bilir...
Hakk''''da erimek dünyada budur..."

...................


Ya HU!”
ALLAHım...
ALLAHım...Munir Hocam aracı oldu..RABBIM konuştu

“Kendi nasıl dilerse öyle iş gören Allah’a bırak... Ve bekle...
Hak’ka bile ellerini istek için kaldırma. Yalnız hamd için kaldır!....”

Ya RABBİ sana şükürler olsun!..

Şükrümü sizlerle paylaşmak istedim..

ALLAHA EMANET OLUNUZ DEĞERLİ ARKADAŞLAR"

Resim
Cevapla

“2007” sayfasına dön