Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 06 Nis 2020, 18:10

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 02 Oca 2010, 17:46 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943
Bu konuyu facebook'ta paylan!


Peygamber Efendimiz'in Bir Günü


Normal bir ömür yaşamış her hangi bir insanın hayatından yirmi dört saatlik kısa bir dilimi, yani 'bir gün'ü anlatmak, o kişiyi tanıtma adına ciddi yetersizlikler taşır. Zira yaşanan günlerin hemen hiç biri diğeriyle aynı değildir. Hele o kişi Efendimiz (sav) gibi, müstesna bir zat ise iş daha da zorlaşacaktır. Bu zorluğa rağmen günü belli dilimlere ayırarak, aynı günde olmazsa bile, o zaman diliminde genellikle işlenen fiilleri, sahih kaynaklar ışığında ele almaya gayret ettik.

Asr-ı Saadet ve sonraki dönemlerde günler daha çok cami etrafında ve namaz merkezli geçtiğinden, günü namaz vakitlerinin sayısınca beşe böldük. Efendimiz (sav) ve o çizgide gidenlerin hayatında gecenin ayrı bir önemi olduğundan onu da ayrı bir dilim olarak ekledik.


Resim

Sabah

Yeryüzünde günlük hayat sabah gün doğmadan başlar. Şebnemlerin oluşmasından, tomurcukların açılmasına; kuşların ötüşünden, nesimin esmesine varıncaya kadar hemen bütün varlık kendilerine mahsus dilleriyle gün doğmadan toplu bir zikir halkasına otururlar. İnsan da bu zikir halkasına, şuurlu bir şekilde iştirak eder ve başta namaz olmak üzere değişik zikir ve aktivitelerle güne başlar.

Efendimiz (sav) de güne sabah namazı ile başlardı. Âmâ bir sahabe olan Abdullah b. Ümmi Mektum'un okuduğu ezandan sonra Hz. Peygamber odasında sünneti kılar ve farzı kıldırmak üzere mescide çıkardı. Mescide gelemeyecek kadar ciddi mazeretleri olanlar dışında, Medine'de bulunan bütün Müslümanlar her farz namazı Efendimiz'in arkasında kılmaya gayret ederlerdi.

Namazdan sonra her gün, güneş belli bir yüksekliğe çıkıncaya kadar önce tesbihatını ve o vakte ait mutad evradını yapar, sonra yüzünü ashabına dönerek bağdaş kurar ve ashabıyla sohbet ederdi. Bu sohbetler sırasında gündelik konulardan, tarihi hatıralara, rüya tabirlerinden, imana hizmet konularına, sorulara cevap vermekten, sıkıntısı olanların sıkıntısını gidermeye varıncaya kadar beşeriyetin gereği olan birçok mesele konuşuluyordu. Yani ibadet halkasından hemen sonra tam bir ilim ve irfan halkası kuruluyordu. Yıllarca, her günün en verimli vaktinde ve en az bir saat süren
kişiye neler kazandırır, her halde onu ancak yaşayanlar bilir. Sahabenin üstünlüğü de burada aranmalıdır.

Kuşluk namazı kılındıktan sonra oradan bir yere gidilmeyecekse Efendimiz (sav) eve döner ve evde yiyecek bir şey olup olmadığını sorardı. Şayet yiyecek bir şey varsa kahvaltı yapar yoksa "öyle ise oruçluyum" der o günü oruçlu geçirirdi. "Bir şey var" denildiği zamanlarda var olan şey genelde süt, hurma, bir kaç dilim kuru arpa ekmeği vb. şeylerdi. Yani evlerinde ne bulurlarsa onu yerler, yemekler arasında ayırım yapmazlardı.

Efendimiz'in hayatında yemek işi, günümüzde olduğu gibi hayatın merkezinde yer almıyor, gündelik hayat yemek öğünlerine göre şekillenmiyor, yemek için fazla zaman harcanmıyor, yemek olmadığı zaman problem yapılmıyor, mükellef sofralar kurulmuyor, sohbetlerde sürekli yemek çeşitlerinden söz edilmiyor, daha güzel bir yemek için kilometrelerce yol kat edilmiyor, yıllık yiyecek hesabı yapılıp depolanmıyor, yemek masası kurulmuyor vs. Durum böyle olunca da, günümüzün tam aksine, diğer önemli şeylere daha çok vakit ve para ayrılıyordu.

Hz. Peygamber öğleden önce bir süre dinlenirdi. Gece ibadet ve benzeri faaliyetlerle uğraşıldığı için yeterince dinlenememek, iş yoğunluğu ve stresten ötürü dikkatin dağılması, bedenin yorulması ve sıcak iklim şartlarından ötürü, gecenin yanı sıra bir de gündüz uyuyup dinlenme söz konusudur. İslami, literatürde buna
kaylule denilmektedir. Türkçemizde buna öğle uykusu veya öğle öncesi uyku demek mümkündür.


Öğle

Öğle, gündüzün kemale erip zevale meylettiği, günlük işlerin belli bir seviyeye getirildiği, iş yoğunluğundan uzaklaşarak kısa bir dinlenmeğe ihtiyaç duyulduğu, fânî dünyanın geçici ve ağır işlerinin verdiği gaflet ve yorgunluktan ruhun teneffüse ihtiyaç hissettiği bir zamandır. İnsan ruhu, bu sıkıcı atmosferden kurtulmak, Yüce Rabbinin huzuruna çıkıp el bağlayarak nimetlerine şükür ve hamd edip yardım dilemek, celal ve azametine karşı rükû ve secde ile aczini ortaya koymak üzere öğle namazını kılmaya büyük bir heves ve ihtiyaç duyar. Hele bu namaz Efendimiz (sav)'in arkasında kılınacaksa...

Evet, Hz. Peygamber, büyük bir iştiyakla camiye koşan ashabına gün ortasında öğle namazını kıldırırdı. Eğer o gün haftanın
Cuma günü ise bambaşka bir coşku ile yani bayram havasında namaza hazırlanılırdı. Tırnaklar kesilir, banyo yapılır, yeni elbiseler giyilir, kokular sürülür, her günden daha erken camiye gidilir, Efendimiz'in hutbesine kulak verilir ve ardından da namaz kılınırdı. Özellikle bu namaza çocuk ve kadınlar diğer vakitlere nazaran daha çok iştirak ederlerdi.

Kaynaklarımızda düzenli bir şekilde yenilen
öğle yemeğinden söz edilmemektedir. Fıtır sadakası veya bazı keffaretlerin miktarı belirlenirken günde iki öğün üzerinden hesaplanması gösteriyor ki, sabah ve akşam yemeklerine ek olarak üçüncü bir öğün bulunmamaktadır. Böylece, sabah kahvaltısını sahurda yiyen kişinin günlerini ne kadar kolay bir şekilde oruçlu geçirebileceği de daha iyi anlaşılmaktadır. Aslında günümüzde de iki öğünle yetinmek hem zaman kazanma, hem bütçe dengeleri, hem de sağlık açısından tavsiyeye şayan olmanın ötesinde uyulması gereken bir sünnettir. Elbette şeker hastalığı vb. durumlar istisnadır.

Hz. Peygamber zaman zaman ashabına ziyaretlerde bulunur, gündelik meşgalelerini deruhte eder, devlet başkanı olarak kamuyu ilgilendiren işlere bakar, nazil olan âyetleri vahiy katiplerine yazdırır, hemen yerine getirilmesi gereken emirler varsa bunları bir münadi vasıtasıyla halka duyurur ve gelen misafirlerle ilgilenirdi. Mesela hicretin sekizinci yılından itibaren yoğun bir elçiler ziyareti yaşanmıştır. Günün bir bölümü bu elçileri karşılama, ağırlama, soru ve isteklerine cevap verme ve uğurlama ile geçmekteydi.



İkindi

İkindi günlük işlerin sona ermeye başladığı, gün içinde mazhar olduğumuz sağlık, selamet ve hayırlı hizmet gibi ilahî nimetlerin meyvesinin alındığı zamandır.

Efendimiz (sav) de bu namaza, Kur'ân'ın işareti ile âdeta ayrı bir değer verir ve Hz. Bilal'in yanık sesiyle ashabını camiye davet ederdi. İkindi vaktı mümini koruma-kollama ile görevli gece ve gündüz meleklerinin nöbet devir anlarından biri olduğu bilindiği için de, namaz sonrası tesbihat daha uzun tutulurdu. Nitekim bir hadis-i şerifte konu şu şekilde anlatılmaktadır:
"Gece bir grup, gündüz de bir grup melek yanınızda olurlar. Bunlar sabah ve ikindi namazları vaktinde bir araya gelir ve nöbet değişimi yaparlar. Rableri namaz kılmış kullarının hallerini en iyi bildiği halde, yine o meleklere: ‘Kullarımı ne halde bıraktınız?' diye sorar. Onlar da: 'Biz onları namaz kılar halde bıraktık ve yanlarına da namaz kılarken varmıştık', derler."

Efendimiz'in pek terk etmediği bir âdeti vardı: Her ikindi namazından sonra hanımlarını dolaşır, onların hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçlarını tesbit ederdi. Bu mutad ziyaretlerinde Evzac-ı Tahiratın her biri yanlarında bulunanlardan Efendimiz'e ikram ederlerdi.



Akşam

Akşam vakti, güz mevsiminin sonunda pek çok canlının ölmesine benzer şekilde, hem insanın bir gün vefat edeceğini, hem de kıyametin başlangıcında dünyanın harap olacağını ihtar eder. Böyle bir anda insan ruhu, şu önemli işleri yapan Zat'ın dergahına durmayı, "Allah-u Ekber" diyerek fânî olan her şeyden el çekip O'na hamd etmeyi, O'nu tesbih etmeyi, büyüklüğünü bir daha haykırmayı şiddetle arzu eder. Hz. Peygamber de bu arzu ile çoğu zaman güneşin batmasından önce akşam namazını beklemeye başlar, ezan okunur okunmaz hemen Yüce Divan'a dururdu. Farz namazdan sonra Evvabin adıyla bilinen 2-6 rekat namaz kılar ve bunu tavsiye ederdi.

Efendimiz (sav) akşam namazından sonra o gün hangi hanımının yanında kalacaksa diğer ev halkı oraya toplanır ve aile sohbeti başlardı. Hz. Peygamber'in aile yuvası, hem sağlığında hem de ahirete intikal ettikten sonra ilmî faaliyetlerin hiç duraksamadan devam ettiği bir ortam olmuştur. Zira Efendimiz'in vefatından sonra hanımları bu ilim faaliyetini daha geniş bir halkaya açarak devam ettirmişledir. İslam dininin genel olarak pek çok hükmünün yanında, özellikle kadınlarla ilgili bazı özel hükümlerin öğrenilip aktarılmasında ve öğretilmesinde Efendimiz'in aile hayatının büyük fonksiyonu olmuştur. Özellikle bu
'akşam sohbetleri' nin rolü küçümsenemez. Âdeta bir mektep gibi işleyen akşam sohbetleri, Hz. Âişe validemiz başta olmak üzere, birçok eşsiz alimin yetişmesine beşiklik etmiştir. Tabi sadece ilmî bahisler konuşulmuyordu; farklı çevre, kültür ve karaktere sahip ev halkı arasında ciddi bir muhabbet oluşuyor, birbirlerini daha iyi tanıyor, risalet görevinin tatlı ağırlığını Efendimiz'le beraber azaltmaya gayret ediyor, zaman zaman şakalaşıyor... kısacası mutlu bir ailede olması gereken ortamı sağlıyorlardı.


Yatsı

Yatsı vaktinde karanlık her tarafı kaplar, gündüz görünen şeyler âdeta yokluğa gömülür, sanki vefat etmiş insanın geriye kalan eşyası da arkasından vefat edip unutulur. İmtihan için verilen dünya hayatının bütünüyle sona erdiğinin bir göstergesi gibidir. Adeta mutlak tasarruf sahibi olan Allah'ın yüceliği, ülfet perdesine sık sık gömülen insanoğluna bir daha gösterilmektedir. Çünkü Allah (cc) gece ile gündüzü, kış ve yazı, dünya ve ahireti bir kitabın sayfaları gibi kolaylıkla çevirir, yazar, bozar, değiştirir. İşte aciz, zaif, muhtaç ve geleceği karanlık gören insan bu vakitte yatsı namazını kılarak, her şeye gücü yeten ve gerçek bir dost olan Allah'a yönelir, dayanır ve sığınır. O'nu unutan ve karanlığa gömülen dünyayı, o da unutup, dertlerini dergah-ı rahmete döker. Ayrıca ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya dalmadan önce son ibadetini yapıp, günlük hesap defterini güzelliklerle kapatmak ister.

Hz. Peygamber de ashabına yatsı namazını kıldırır ve önemli bir durum olmazsa, kimseyle konuşmadan dinlenmeye çekilirdi. Uyumaya geçmeden önce
dua ederdi. Bilindiği gibi O'nun hayatında dua pek büyük bir yere sahipti. Zira dua Kur'ân'ın ifadesiyle insanlığın değer ölçüsüdür. Hz. Aişe validemiz, O'nun yatmadan önce yaptığı dua ve uygulamayı şu şekilde anlatmaktadır: "Allah Rasûlü her gece yatağına girdiğinde iki elini birleştirir, onlara üfler, İhlas, Felak ve Nas sûrelerini okur, sonra da başından başlayarak, vücudunda ulaşabildiği her yere elini sürer ve bunu üç defa tekrar ederdi." Elbette bu konuda başka tavsiye ve uygulamaları da bulunmaktadır. Mesela Hz. Ali (ra) şunu rivayet etmektedir: "Allah Rasûlü bana ve Fatıma'ya şu tavsiyede bulundu: Yatağınıza girdiğinizde 33 defa 'Allah-u Ekber', 33 defa 'subhanellah', 33 defa (bir rivayette 34) 'elhamdulillah' deyin." Hz. Ali o günden sonra bunu hiç terk etmediğini söyleyince, bir zat "Sıffin günü de mi?" dedi, o "evet o gün bile..." cevabını verdi."


Gece

Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i berzahı hatırlatarak insan ruhunun Allah'ın rahmetine ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatır. Dolayısıyla gece kılınacak teheccüd namazı, kabir gecesinde vef berzah karanlığında önümüzü aydınlatacak vazgeçilmez ışık kaynağımız olacaktır.

Efendimiz (sav) günün son dilimi olan gecelerini de engin bir ibadetle geçirmekteydi. Tafsilatını ilgili eserlere havale ederek Hz. Âişe validemizin bir müşahedesini nakletmek istiyoruz: "Peygamber Efendimiz (sav), gece ayakları şişene kadar namaz kılardı. Kendisine, "Ey Allah'ın Rasûlü! Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır.10 Buna rağmen ibadet konusunda niye kendini bu kadar zorluyorsun?" denilince,
"Ben Allah'ın bu mağfiretine karşı şükreden bir kul olmayayım mı?" cevabını verirdi."

Teheccüd namazından sonra bir süre dinlenir ve müezzinin nidasıyla sabah namazına kalkardı. Hz. Bilal imsakten önce ezan okur ve halkı hem sahur hem de teheccüde kaldırırdı. Hz. Abdullah b. Ümmi Mektum ise imsak vaktinin başlamasıyla ezan okur ve sabah namazının girdiğini bildirirdi.



Netice

Kainatın Efendisinin günlük hayatı çok değişik yönleriyle ele alınabilir. Ancak ne şekilde ele alınırsa alınsın, her yönüyle bütün insanlığa ışık olacak uygulama, tanzim ve sözlerle karşılaşılacaktır. Günlük hayatın adeta kabusa dönüştüğü bir dönemde, Efendimiz'in günlük hayatını tetkik eden ve kendisine dersler çıkaranlara ne mutlu.


Prof. Dr. Abdulhakim Yüce


_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 02 Oca 2010, 19:32 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 16 May 2009, 02:00
Mesajlar: 1853
Konum: TASAVVUF TALEBESİ
SEVGİLİ MERYEMNUR,
ÇOK FAYDALI VE DEĞRLİ ÇALIŞMALARIN İÇİN SENİ TEBRİK EDERİM.
AMA ASIL TEŞEKKÜRÜ DE BU ÇALIŞMALARI YAPIP, YAYINLAMA FIRSATI VEREN "MUHAMMEDİNUR"A ETMEK LAZIM GELDİĞİNİ DE DEMEDEN GEÇEMEM. ALLAH CÜMLEMİZDEN HOŞNUT OLSUN İNŞALLAH. SEVGİLİ
PEYGAMBERİMİZ SAV ADINA VE HESABINA ÇALIŞAN HERKESDEN DE.
VE BÖYLE BİR HİZMETİ AKIL EDİP UYGULAYANLARDAN VE BU MÜBAREK KERVANA "KITMİR"LİK ETME(KORUYUP GÖZETME, SAHİP ÇIKMA ANLAMINDA) SAADEDİNE EREN VE ERDİRİLENDEN DE.....
BU SİTEYE İLK OLARAK MÜNİR DERMAN EVLİYAMIZIN ESERLERİNE DUYDUĞUM MERAKLA ULAŞMIŞ OLDUM.
SİTEYİ İLK AÇTIĞIMDA KULİHVANİ AĞABEYİMİZİN ŞİİRLERİNİ OKUDUM.
O ŞİİRLERDEKİ BAZI MISRALAR,
PAS TUTMUŞ KALBİMİN KİLİDİNİN ANAHTARI OLDULAR.
BUKAPALI MAHZENDE ASLINDA NE HAZİNELER VARDI BİR BİLSEN.
YUNUS EMRE PİRİMİ, YİNE YUNUSLAŞMIŞ ONUNLA BÜTÜNLEŞMİŞ BİR HAKK ERİNDEN ÖĞRENİP TANIDIM. TASAVVUF YOLUNDAKİ İLK ADIMLARIM , BU YOLDA BU İLK ÖĞRETMENİMLE BAŞLADI..
İŞİN GARİB TARAFI NEYDİ BİLİYORMUSUN CANIM?
BEN DAHA İLK OKULU BİLE, BU YOLDA BİTİRMEMİŞKEN, BENİ HEMEN TASAVVUFUN LİSE BÖLÜMÜNE ALDILAR.
GÖZÜ ÇOK YAŞLI, YÜRECİĞİ ÇOK DERTLİ, BAŞIDA DAĞLAR KADAR YÜKLÜ BİR KADINCAĞIZDIM..
ÇOKTAN ÇİLE ÇÖLÜNDE DÜŞE KALKA YÜRÜMEYE BAŞLAMIŞTIM BİLE.
BELLİ BİR EĞİTİMDEN SONRA İLK ÖĞRETMENİM, YUNUS GÖNÜLLÜ HAKK ERİ ALIP BENİ LEDÜN İLMİNE SAHİP, BAZI KERAMETLERİNE ŞAHİT OLDUĞUM BİR MÜBARAK ALLAHCC DOSTU 'NUN HUZURUNA GÖTÜRDÜ VE ONA TESLİM ETTİ . O GÜNDEN SONRA BENİM ÖĞRETMENİM "O" OLDU .
YUNUS GÖNÜLLÜ DE "O"NA GELİP GİDİYORDU. ARTIK ORADA GÖRÜŞÜYORDUK. TAMAMEN BAĞIM BÜYÜK EVLİYAMIZA İDİ.
SENELERCE , "O"NUN MUHAMMEDİ CERYANINDAN, ETRAFIMA YAYIP DURDUM.BİR GÜN RABB'ımızın "GEL" FERMANINA UYUP,AHİRET ALEMİNE YELKEN AÇTI. ÇOK YALNIZ KALDIM .BİR YILA YAKIN, NE YAPACAĞIMI BİLMEZ BİR HALDE BOCALAYIP DURDUM. BİR GECE RÜYAMDA "O"NU GÖRDÜM." BENİ KİME BIRAKTIN? SENSİZ ÇOK MUTSUZUM " DEDİM.
BANA YUNUS GÖNÜLLÜYÜ GÖSTERDİ "GİT, ELİNİ ÖP "DEDİ.
RÜYAMI YUNUS GÖNÜLLÜYE ANLATTIM."BEN HENÜZ BUNA HAZIR DEĞİLİM" DEDİ.
O GÜNDEN SONRA SIRADAN İNSANLAR GİBİ , HAYAT MÜCADELEME DEVAM ETTİM. ÇOK ÖZLEDİĞİM ZAMANLARDA , SENEDE BİR GÜN GİBİ
YUNUS GÖNÜLLÜYÜ ZİYARETE GİDİP HASRET GİDERDİM GÜYA..
ZİRA İÇİMDEKİ HASRET BÜYÜDÜKCE BÜYÜYORDU.
BU ARADA HAYAT SERÜVENLERİM DEVAM EDİYOR, BAZEN ATEŞLERDE YANIYOR BAZEN CENNET BAHÇELERİNDE DOLANIYORDUM.
İŞTE BÖYLE BİR ZAMANDA YUNUS GÖNÜLLÜMÜN ZİYARETLERİNDEN
BİRİNDEN DÖNERKEN, BU MÜBAREK SİTENİN ADRESİNİ TUTUŞTURDULAR ELİME..
ÇOK UZUN ZAMAN OLMADI, SEKİZ AY ÖNCESİ..
BURADAKİ DOSTLAR ÇOK İYİ KARŞILADILAR HOŞ EYLEDİLER...
SİZİN GİBİ GÜZELLİKLERLE KARŞILAŞTIM.
KISACA MERYEM NUR CANIM, BENDE ÇOK HOŞNUTUM. BURNIN EN GÜZEL YANI ,RESULALLAHSAV EFENDİMİZİ YOĞUN BİR ŞEKİLDE ANMAK,
HATIRDA TUTMAK, VE MUTLAK VE GERÇEK İMAMIN O OLDUĞUNA YENİDEN VE DAİMA ŞAHİT OLMAK.
BAK BURADAKİ KERVAN KITMİRİ, NE ZAMAN YÖNÜMÜZÜ KENDİNE DÖNSEK, HEMEN GERÇEK YÖNÜ BİZE GÖSTERMEKTE..
ALLAH "O"NDAN RAZI OLSUN. VE İŞİNİ VAZİFESİNİ KOLAY KILSIN.
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ SAV EFENDİMİZ,MERKEZ, HAKK DOSTLARI DA
ETRAFINDA ONUN ÇEKİMİYLE DÖNEN SEYYARELER GİBİ..
HEPSİNİN AYNASINDA PARILDAYAN MUHAMMEDİ NUR.
İŞTE , BİZİM SEVDİĞİMİZ, AŞIK OLDUĞUMUZ BU NUR...
ASLINDA ÇOK AYNADADAN GÖRÜNEN BİR TEK NUR..
AYNALARI TEK TEK SEVMEMİZ DE, O NUR'UN ADINA.
VE EN MÜKEMMEL AYNA DA HZ PEYGAMBERİMİZ ,MUHAMMED MUSTAFA (SAV)ALLAH CCI ESMALARINI YANSITAN EN MÜKEMMEL VE EN DÜZGÜN NUR-U HAKK AYNASI...

"AYİNEDİR BU ALEM,HER ŞEY HAKK İLE KAİM,
MİR'AT-I MUHAMMED'DEN, ALLAH GÖRÜNÜR DAİM"
A.M.HÜDAYİ

Yeryüzünde Cenab-ı Allah'ın esmasının tecellilerini müşahede etmek, varlığın çehresinde o varlığa hayat veren ve ayakta tutan Kudreti Sonsuz'u açık-seçik müşahede etmek isteyenler evvela insana ve bütün bir insanlık içinde insan-ı kâmil olan Hazreti Muhammed (aleyhisselam)'a bakmalıdırlar. Evet, Efendiler Efendisi zâhir mucizeleriyle Rabbin varlığına ve birliğine en açık bir âyet ve alâmet olduğu gibi İmam Şiblî'nin Peygamberimizin Ruhanî Hayatı isimli eserinde ifade ettiği gibi manevî/batınî mucizeleri diyebileceğimiz evsaf-ı âliyesi, seciyesi, karakteri, duruşu, konumu ve zirveyi tutan en yüksek seviyedeki ahlâk-ı hasenesiyle bütün varlık içinde Allah'ı gösteren en parlak aynadır ve beyitteki ifadesiyle Hazreti Muhammed aynasına (mirat-ı Muhammed) bakanlar onda her zaman Allah'ı görürler. İnsan olmaktan murad da işte budur; bütün varlığa bir ayna mülahazasıyla bakıp onda Allah'ı görmek ve Allah'ın bizi insan olarak yaratmış olduğu şuurunu sürekli taze tutarak buna terettüp eden misyonu ortaya koymaya çalışmak; kısacası yeryüzünde Hakk'a bürhan olabilecek, siması, tavır ve davranışlarıyla Allah'ı hatırlatan parlak bir ayna olmak.

Bizler için en önemli mevzulara değinmesi hasebiyle Aziz Mahmud Hüdayî hazretlerinin bu güzel beyti hakkında bir kaç kelam etmeye çalıştık. Aslında tasavvuf eserleri, divanları bu tem'aları ele alıp değerlendiren şiirlerle lebâleb doludur. Biz bu kısacık yazıda o şiirler hazinesinden bir beyte Daracık bir ayna tutmuş olduk.ALINTI

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
 Mesaj Başlığı:
MesajGönderilme zamanı: 03 Oca 2010, 06:39 
Çevrimdışı
Özel Üye
Özel Üye
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 20 Şub 2009, 02:00
Mesajlar: 943


Sevgili Hayy-Dost ablacığım,
Nurunu aşkla her yöne saçan güzel gönlünü bizlere açtığın için çok teşekkür ederim. Ne kadar içten ve samimisin çok şükür. Tasavvuf yolundaki basamaklarını büyük bir hayranlıkla ve ilgiyle okudum. Benim çilekeş ablam, dikenlere yıllarca katlanıp, etrafına buram buram gül kokusu saçan ablam.
Yunus gönüllüm der ki, "Hayatıma şöyle bir bakıyorum da çocukluğumdan itibaren bir akış var. Daha küçükken bir gün yolda ağlayarak giderken, arabanın içinden görüp dua etmiş bana aslan terbiyecisi. Oysa ben kendisinden tamamen habersiz ağlayarak yürüyordum yolda.. Ve uzun yıllar sonra Onu bulduğumda, bana o günü hatırlattı. Çocukken ağlayarak yolda yürüdüğüm o günü..
Bizler hayatımızı kendimiz yönlendirdiğimizi zannediyoruz. Oysa Rabbimdir bu akışı düzenleyip, yaşatan.. Ona teslim olun, kendinizi Ona bırakın, akışa teslim olun. O neylerse güzel eyler.."

Rabbimin seni çeşitli çile yollarından geçirerek yolunu Erenlerin ocağına çıkarması sonrada Muhammedinur'a yönlendirmeside elbette önceden taktir olunmuş güzel bir akışın seyridir ve şüphesiz hikmet doludur, elhamdülillah.

Akış yönlerimiz ne kadar da benziyor birbirine ablacığım. Ancak biz bu yolda henüz yeni sayılırız ve siz değerli büyüklerimizden öğreneceğimiz çok şey var inş.
Bizleri mübarek Muhammedinur ailemizde böylesine güzel gönüllerle buluşturana sonsuz şükürler olsun. Biliyormusun ablacığım, beni burda en çok cezbeden, canla başla Hakk için hizmet etmeye gayret eden kardeşlerimizden yayılan Efendimiz as.'ın kokusudur.. Öyle bir kardeşlik, öyle bir sevgi ki kendimi zaman zaman Asr-ı Saadet'te yaşıyormuş gibi hissediyorum, inan ablacığım.
Bu güzel hizmeti başlatan, vesile olan, bu yolda hizmet eden ve gönül birliği içerisinde olup, Muhammedi kokuyu ciğerimize, yüreğimize duyuran bütün kardeşlerime ve büyüklerime Can-ı gönülden teşekkür ediyorum. Mevlam Aşkınızı ziyade eylesin dilerim..

Ne kadar doğru söyledin ablacığım, aşkımız, Rabbimiz ve Sevgili Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'yadır (s.a.v.)inş. Onlardan saçılan ve alemleri kuşatan Nur-u Aşktır bizi böylesine cezbeden.. Ahh bu Nur'u berrak bir aynada seyretmeye görsün bu deli gönül, hemen hayran olur, aşık olur. Kimden yansırsa yansısın.. Bu yüzdendir ki biz bütün Erenleri ve bu yola baş koymuş bütün kardeşlerimizi BİR görüp, BİR bilip, BİR için AŞKla severiz.. Zira Onlarda sevdiğimiz, seyrettiğimiz Rabbimizden ve Sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa'dan (s.a.v.) yansıyan eşsiz Nur-u Aşktır. Bu yolda Baş İmamımız ve Nur kaynağımız Efendimiz as.dır, elhamdülillah.

Beni Muhammedinur'a hayran bırakanda bu biliş ve bu yaşayıştır işte..
Bizleri her daim Nur kaynağının aslına yönlendiren büyüklerimden ve bu eşsiz Nura yüzünü, gönlünü, ruhunu çeviren bütün kardeşlerimden ALLAH razı olsun.
Aşkınız Cemal, Cemaliniz Nur, Nurunuz Ayn olsun dilerim Sevgili ablacığım..




_________________
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيم

O Peygamber, inananlara kendi canlarından daha yakındır..…

Ahzâb Sûresi, 6


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 3 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 46 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye