Naz-Niyaz NAMAZı

Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Naz-Niyaz NAMAZı

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim



ÖNSÖZ

İçinde yaşamakta olduğumuz şu muazzam kâinât ve insanoğlu ile sistemin Sahibi ve Ustası olan Rabbü'l-âlemin ilişkisi her insanın aklını sürekli meşgul etmiştir.
Kâinât nedir?
İnsan kimdir?
Bu sistemi var eden, her zaman, her yer ve her halde sevk ve idâre eden ilâhi gücün sahibi kimdir?

Böylesi sonsuz sorulara somut-soyut verileri kullanarak cevap aramakta felsefe ve tasavvuf daima ön plâna çıkmıştır.
Materyalist ağırlıklı düşünceyi ve salt aklı esas alan felsefede; çok zeki feylesof, daha az akıllı insanları kandırmaya yönelik bir öğreti içinde olmuş ve daima kendisindekini karşısındakine vermeyi amaçlamıştır.
Tasavvuf ise aklı kullanarak insanın fikri iç âlemini naklin ışığında bilmeyi, anlamayı ve yaşamayı esas alarak insanları inandırmaya hasbî hizmeti hedef almıştır.
İnsanın kendisinde ve kendisinin olan fıtrî değerlerini öğretim ve eğitimle ortaya çıkarıp geliştirmeyi ve kullanmayı amaçlamıştır.

"Muhammedî Tasavvufta İnsan, Akıl, Nakl, Resûlullah (sav), ALLAH Teâlâ ve İlahî Aşk" isimli kitabımızda ve sitemizde daha geniş çerçevede ele aldığımız insanoğlunun evveli (yaratılışı), zâhiri (şu anı), bâtını (iç âlemi) ve âhiri (sonu ve hesabı) ile insanın hizmetine sunulan Subhanî Sistemin yaratılışındaki Muradullah…
Hayat şartlarını kullanış ve hesabını verişte uyulması emredilen Emrullah…
Sistem ve Sahibi…
Varından var eden ALLAH (celle celâlihu)…
İnsan ve aklı…
Nûrullah ve mahlûkat…

Resim --- "ALLAH göklerin ve yerin nûrudur…" (Nur 24/35)

Asl… Ayn… Âlemler… Âdemoğlu…
Nurullah ve akıl...
Sistemin Sahibini soran, arayan, bilen, anlayan ve bulan akıl…
Akıl ve İlâhi Nakl…
İnsan ve yaratıcısı arasındaki İlâhi iletişim hattı olan Kur'ânî Nakl…
Nakl ile buluşan aklın İlâhî aşka dönüşümü…
Muhammedî oluş şuûruna ulaşım tekemmülü…
Kesreti ve vahdeti zevk…
Hayatta ve nakilde aklın önemi, fonksiyonu, öğretimi, eğitimi ve sonuç…

Resim --- "İşte bu temsilleri insanlar için getiriyoruz. Fakat onları ancak ve ancak bilenler (ilim sahibleri) akledebilir (düşünüp anlayabilir). (Ankebut 29/43)
Resim --- "İşte akıllarınız ersin (akledin) diye ALLAH size âyetlerini böyle açıklıyor (beyân ediyor)" (Bakara 2/242)

Nûrullah olan akıl gücünü kullanmayan ve İlâhî bilgiye (nakl) tenezzül etmeyenlere ise:

Resim --- "… Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden aklademezler…" (Bakara 2/171)

Resim --- "…O, akıllarını güzelce kullanmayanları murdar (pislik içinde inkârcı) kılar!..." (Yunus 10/100)

İnsanoğlu için en büyük nimet olan akıl emânetine ihânetin fecî sonucunu; kâinâtı, insanı ve aklını yaratan Rabbü'l-âlemin:

Resim --- "Ve derler ki: "Biz kulak verip dinleseydik ve aklımızı kullansaydık (şimdi) bu çılgın ateşin içinde (alevli cehennem mahkumlarıyla birlikte) olmazdık!" (Mülk 67/10)

Aklıyla bilen, anlayan ve yaşayan insanoğlunu, fiillerini ve dilemelerini yaratan ALLAH Teâlâ bütün bu imkanları kulluk imtihanı için var etmiştir.
İnsana hak-hayr ve bâtıl-şer olmak üzere iki yoldan birini tercih hakkını tanımış (Beled 90/10 bkz.) ve sonuçlarını açıkça bildirmiştir.
Esfelinden (en alttan) İlliyyine (en üst) kadar tekemmül imkanları sağlamış ve sistemi hizmetine sunmuştur.
Halife kılmıştır (Bakara 2/30; En'am 6/165; Yunus 10/14,73; Neml 27/62; Fatır 35/39 bkz.).

Bütün mahlûkat içinde mükerrem kılmıştır:

Resim --- "Andolsun ki Biz, Âdemoğullarını üstün şerefe (kereme) mazhar kıldık…" (İsra 17/70)

Resim --- "Biz insanı en güzel kıvamda (biçim, tavır, tarz) yarattık." (Tin 95/4)

Bu sistemin ve insanın yaratılış sebebini Sistemin Sahibi Kur'ân-ı Kerîm'inde:

Resim --- "Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım…" (Zâriyât 51/56)

Kulluk kemâlâtı olan şu hayattaki imtihanın kuralları ve sonuçları açıkça bildirilmiştir (Kıyamet 75/36; Tekasür 102/8; Furkân 25/20; Ankebût 29/2; Mülk 67/2; Cin 72/17; İnsan 76/2 v.d. bkz.).

Emrullahla bildirilen kulluğun gereği olan ibâdetlerin işlenmesinde hiçbir kimse için ayrıcalık yoktur.
İbâdetlerin tümünü bize tebliğ ve tatbik eden Resûlullah (sav) dahi ibâdetlerini lâzım ve lâyıkınca yerine getirdiğine değil de Rahmetullah'a sığınmıştır.

Resim --- Osman İbni Maz'un'un ölümünden sonra Ümmü A'lâ'nın onu taziye için söylediği: "ALLAH (bu imanlı, tâatli kuluna ikram etmez de) ya kime ikram eder?" demesi üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a yemin ederim ki ben ALLAH'ın Peygamberi iken bana (ve size yarın) ALLAH tarafından ne muamele yapılacağını bilemem!" buyurmuştur.
(Buharî, Cenâiz 23, Tâbir 13)

Resim ---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde : "Hiçbiriniz ameliyle cennete giremez. Allah'ın fazi ve ihsanı olmazsa..." buyurmuştur.

İşte böylesine çok önemli, sebeb ve sonuç olan ibâdetin (kulluk kemâlâtının) ana direği olan salât (namaz), günde beş vakit kulun durum değerlendirmesi yapması ve yaşamasıdır.
"Asl" sılasına "Ayn" isâlesi (akışı, ulaşımı, vuslatı) olan salâtı Kur'ân-ı Kerîm ve sahih hadîs-i şerîflerde gönül gözlerimizle okuyup biraz daha özden ve birlikte zevk edelim İnşâallah…

Arzumuz ve azmimiz Muhammedî Tasavvufta Salât Sılası'nı arzdır…
En son kulihvani tarafından 23 Nis 2008, 10:27 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


GİRİŞ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bizim ve âlemlerin Rabbi olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e hamdolsun. Azîz efendimiz, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e salât ü selâm olsun. Hak dosdlara selâmetler olsun.

Çırılçıplak girdiğimiz ve yine çırılçıplak çıkacağımız iki kapılı bu hayat hanında insan aklı; iki târifsiz olan sıfır ile sonsuz arasında, Hiçlik ve Heplik ortasında, hayal ve hakikat sahnesinde sayısız eşyâ, olay, zaman ve zann çıkmazında kendini arıyor...
Her gün kullandığı elbiselerinin, ayakkabılarının, gözlüğünün, kaleminin, kapısının, kilidinin, evinin ve nice nice âletlerin yapıcısı, aklı başında birer ustası ve sahibi olduğunu bebeler dahi bilirler. Bunca şeyin ustası lâzım ve lâyık diyen insan aklı, kendisinin ve kâinâtın dahi bir ustası mutlaka gerekir, demek zorundadır.
İnsan sûretinde yaratılan ve aklı olan her insan, düşünmekten ve gerçekten kaçmadıkça ustasını arar, bulur, bilir ve bile olur...

İlahî İslâm Dininin temeli olan Muradullah; kişinin kendi kimliğini ve ustasını:
RABB'ını bilmesidir.
Emrullah ise Muradullah'ın gerçekleşmesi için imkân âlemindeki imtihanın kuralı ve uygulanışıdır.
Kendi kalbî Kur'ân'ımız, kevnî kâinât Kur'ân'ı, Kevserî-Resûlî Kur'ân ve ilâhî Kur'ân-ı Kerîm'imiz; sistemi ve ustasını, körlere bile göstermektedir.
Bu Subhanî sistemi ilk halk edebilen, dilerse sonsuz defa yok eder ve yine var eder...
Anasız-babasız halkedilen Âdem (aleyhi's-selâm) babamız;
Babası var anası yok, Havvâ vâlidemiz;
Anası var babası yok, İsa (aleyhi's-selâm) ve
Anası da babası da mevcûd olan sen, ben, o, bizler...
Baş ve son: aynı şeyin iki yüzü...

Resim --- "O gün ki göğü kitaplar için defter dürer gibi düreceğiz, yaratmaya ilk başladığımız gibi yeniden yaratacağız, bu va'dimizdir. Doğrusu Biz bunları yaparız." (Enbiyâ 21/104)

Resim --- "Halbuki sizi ve yaptıklarınızı ALLAH yarattı." (Saffât 37/96)

Kâinâtı, insan oğlunu ve yaptıklarını (amel: işlerini) yaratan sistemin ve insanın sahibi ve ustası Rabbü'l-âlemin, akledibilme ve düşünebilmemizin de yaratıcısının kendisi olduğunu ilân buyuruyor:

Resim --- "Fakat o âlemlerin Rabbi olan ALLAH dilemeyince siz dileyemezsiniz." (Tekvîr 81/29)

Resim --- "Şu da var: ALLAH dilemedikçe hiçbir şey dileyemezsiniz; çünkü her şeyi bilen hikmet sahibi ancak ALLAH'tır." (İnsan 76/30)

İnsanoğlunun aklı; kendisinin muhteşem bir şekilde yaratılışı, insan aklının ürettiği şeyler karşısında (bilgi çağında) gerçekten hayret ve dehşet vericidir...

Bu yaşam sahnesinde ustasını arayan insanın netice olarak bulacağı Rabbü'l-âlemin'dir.
Bunu bilen ve anlayan insanoğlu RABB'ısına kulak verince:

Resim --- "Elif. Lâm. Mim. İnsanlar: "İnandık!" demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?" (Ankebût 29/1-2)

Rüşd ve Rıza noktasında yol çatallaşmakta; aklı olan, cinsî olgunluğa (rüşd) ulaşan, hür olan ve ilâhî tebliği duyan her insanoğlunun fıtraten belirlenen ve hak-hayr ile bâtıl-şerr'den birinin tercihi istenmektedir.
Bu iki yoldan HAKK ve HAYR yolunun mutlak imâmı Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir ki kendisi için Kur'ân-ı Kerîm'de ALLAH Teâlâ:

Resim --- "(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiyâ 21/107)

Resim --- "Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkâtli (Raûf), merhametli (Rahîm) dir." (Tevbe 9/128)

Resim --- "Peygamber, mü'minlere kendi canlarından (öz, nefislerinden) daha yakındır..." (Ahzâb 33/6)

Resim --- "Andolsun ki Resûlullah, sizin için ALLAH'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve ALLAH'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." (Ahzâb 33/21)

Resim --- ".....Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının. ALLAH'tan korkun. Çünkü ALLAH'ın azabı çetindir." (Haşr 59/7)

Resim --- "....Muhakkak ki ALLAH yanında en değerli olanınız (ekreminiz), O'ndan ençok korkanınızdır. Şüphesiz ALLAH (hakkıyle) bilendir, herşeyden haberdârdır."(Hucurât 49/13)

Hakk ve Hayr yolunun zıddı olan Bâtıl ve Şerr yolunun önderi ve lideri ise İblistir.
İblis ve şeytânlar ile ilgili pekçok âyet vardır:

Resim --- " Ey Âdemoğulları! Size şeytâna tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır." demedim mi? Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur" demedim mi?" (Yâsîn 36/60-61)

Resim --- "Şüphesiz ALLAH katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir." (Enfal 8/22)

Resim --- "Şüphesiz ALLAH katında, yürüyen canlıların en kötüsü kâfir olanlardır. Çünkü onlar imân etmezler." (Enfal 8/55)

Resim --- "(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zîra dolaşsalardı, elbette düşünecek (akledecek) kalbleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lâkin göğüsler (sadr) içindeki kalbler kör olur." (Hacc 22/46)

İnsanoğlu hayat sahnesinde yaşarken, iç-dış verileri (doneleri), aklını ve ilâhî nakli (Kur'ân ve sünnet-i seniyye) kullanarak tercihini yapıyor ve yaşıyor. Sonuç ise açık:

Resim --- "Ferikun fi'l-cenneti ve ferikun fi's-sâir: (insanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemdedir." (Şûrâ 42/7)

Bu sistemin tesisine ve insanoğlunun bu sahnedeki seyr-ü-sülûk serüvenine (Emrullah'a) ilâhî sebeb ve emredilen (Muradullah'dan) sonuç ise:

Resim --- "Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk (ibâdet) etsinler diye yarattım." (Tûr 51/56)

Resim --- "Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibâdet et!" (Hicr 15/99)

İnsanoğlu beden, nefs, kalb ve ruh letâifleriyle; cinoğlu ise bedensiz nefs, kalb ve ruh letâifleriyle Rabbü'l-âlemin olan ALLAH Teâlâ'ya kulluk yapmayı tercih ve isbat etmesi emredilmiştir. Hayvanlar, bitkiler ve cansız cisimlerin ibâdetleri ise:

Resim --- "Göklerde ve yerde bulunanlarla, dizi dizi kuşların ALLAH'ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi salâtını (duasını) ve tesbihini bilmiştir. ALLAH, onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir." (Nûh 24/41)

Yeryüzünde ve göklerde bulunan tüm varlığın her biri kendi salâtını (ibâdetini) ve tesbihini (maddî ve manevî hayat yörüngesinde yüzmesini) bilmiştir.
Tüm bunlar ise; her yer, her zaman ve her hâlde Hazır, Nazır ve Murakıb olan Rabbülâlemin onların yapmakta olduklarını hakkıyle bilir...

İnşâallah azmimiz; Rabbülâlemine kulluğun tümünü kapsayan ibâdet kelimesiyle eşleşen salât: namazın, Muhammedî tasavvuf tavrı ve tarzı içinde zuhûrat zevkini paylaşmaktır...

"Sistem ve sahibi-ustası" gibi sözlerimizin, akıl ve nakl içinde iyice düşünülüp anlaşılması gerekir.
İyice bilip ve iyice anlayamaz isek ibâdeti (kulluğu) emredildiği gibi nasıl yaşar ve isbat edebiliriz?
Muhitte hava gibi küllî şeyi ihata ettiğini (yuttuğunu), ve merkezde ise şah damarından yakın olduğunu buyuran:

Resim --- "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır." (Nisa 4/126)

Resim --- "Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını (vesveselerini) biliriz ve Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf 50/16)

İşte insan ve ustası....
Abd ve RABB'ı...
Muhammedî Tasavvuf sahnesinde ilim, edeb, irfân ve erkân içinde ilim, irâde, idrak ve iştirakle gerçek ilişkileri...
Hayalsiz hakaik (hakikatleri) ve dakaikleri (incelikleri)....
İki şeyin ara kesiti...
Aynanın arkasındaki alâka...
Alnını ve burnunu düz bir aynaya daya ve kendini seyret!...
Senin ne tıpatıp aynın ne de ayrın-gayrın...
Ne aynısınız ne de gayrısınız...

Her şeyi ve hâli (görüntüsü) sana bağlı, boyutsuz ve senin antipotun...
Ellerin gibi antipot...
Avuçlarını yapıştır...
Her hücre ve zerre antipot...
Eşit değil, ters değil ve zıd değil...
Gerçekteki sağ kulağın aynadaki sol kulağın...
Türkçesi yok antipotun...
Bütün bunları, sanatkâr ile sanatı (eseri) arasındaki ilâhî, fıtrî ve kevnî ilgi ve ilişkiyi daha iyi anlamaya ve anlatmaya yardımcı olsun diye arzettim...

Rabbü'l-âlemin ile abdi (kulu) arasındaki; yakîn oluş, bilelik, Fenâfillah gibi Tasavvufî terimlerin izâhı ve irfânı olmakla beraber zor olduğunu kabul etmek de gerekir.
Bendeniz âcizâne ressam ile resim arasındaki alâkayı düşünürüm....
Ne var ki bu resim aynadaki canlı resimdir; isimdir, cisimdir ve nefsimdir....
Sınırlı ve sorumlu insan nefsi; ezeldeki Bezm-i Elest'teki, Rübûbiyyet Tevhidinin (Ahdullah) bu âlemdeki son nefese kadar isbatı olan Ulûhiyyet Tevhidini (şehâdetini) temini ve kulluk tekemmülü için bu âlemde bulunmaktadır.
Sistemin sahibi ve ustası Rabbülâleminimiz ALLAH Teâlâ'nın kaza, kader, irade ve meşiyyeti içinde imkânla (kulluk) ibâdet imtihanı, İslâmın iliğidir ve işidir.
İnsanın şah damarından da yakını, hava gibi yutanı ve Hazır, Nazır, Murakıbı (gözetleyeni) olan RABB'ısına ibâdetlerinin ana direği salât: namaz nedir?
Subhanî sıla olan salâtın Muhammedî hakikatinin bilinmesi, anlaşılması ve yaşanmasına;
Muhammedî muhabbet, merhnamet ve hakikatle, hasbî hizmetçi olmak şerefi, Muhammedî oluş şuûrunun şiârıdır...
Da'vâ, El HAKK (celle celâluhu)'nun;
Dâvet, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in olup,
Biz ise ehl-i duayız...
Sırf ve sadece ALLAH rızası için ibâdet...
Vuslat salâtı...
Yedi yönden yöneliş...
Muhammedî merkezden ve muhitten seyrediş, duyuş ve uyuş...

Azîz kardeşim,
Bizler âcizâne, insan aklının; hayallerle kandırılmasına değil, hakikatlere inandırılmasına, Muhammedî, hasbî hizmetçileriz...
Muhammedî oluş ve "BİZ" bileliğini buluş şuûru içinde her birimiz, "BİZ" bütününün "BİZ"iyiz...
İlahî ilim-irfân ve Muhammedî edeb-erkânla, ALLAH Teâlâ'nın kaza, kader, irade ve meşiyeti içinde Tevhidî ve Muhammedî tasavvufu; kollektif subjektiften, orjinal objektife çıkarıp, parmak izimiz gibi bize ait olanını maddî-mânevî yaşamak ve yaşatmak azmimiz vardır İnşâallah...
Arabça'da "Sall" kökünün varacağı en uç nokta "ASL" dır ki:
Samedî Lûtfullah'a aynen iştiraktir.
Sûretin asla garkı gibi...
Tasavvuf lâf tokuşturup yakıştırma işi olmayıp; bilmek, bulmak ve bulduğunla bile olup yaşamak mezhebi (maddî yolu), meşrebi (manevî yolu) ve mâliyeti (neticesi) dir...

Resim --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "RABB'ımı RABB'ımla tanıdım. Eğer RABB'ımın yardımı olmasaydı O'nu tanıyamazdım (bulamazdım.)" buyurmuştur.(Gürüzânfer, Ehadîs-i Mesnevi shf. 2)

Şerîatta, söz (kâl, geliş);
Tarikatta, sohbet (biliş);
Mârifette, zevk (hâl, buluş);
Hakikatte, hazz (bile oluş) şuûru esastır.
Onun için Şerîat-ı Garrâya giriş bir söz (tevhide şehâdet) le olduğu gibi; çıkış da basitçe bir inkâr sözüyledir...
Meydanı boş bulup bol keseden konuşanlar, sistemi tanımayan, akıllı ahmaklardır...
Muhammedî âşıklar ise her zaman, her yer ve her hâlde haddini bilirler...

"Enâ: Ben" olarak var edilen insanoğlu aklı ve vicdânı ile bu "Benlik" in sınırlı ve sorumlu olduğunu anlamakta zorluk çekmez...
Ne var ki anladığı, nefsinin işine gelmeyebilir?
Onun için Tasavvuf panayırında fenâ (akılın, nakle kavuşarak kendi kişisel istek ve arzularından vaz geçmesi gerektiği hususu) dan bahseden binlercesini görürsünüz de gerçekten Muhammedî fâni (fenâ sözünü yaşayarak isbat eden Fenâfillah ehli olmuş) birilerine, nâsibse tek tük rastlayabilirsiniz...
Tasavvuf, aklın aslını arama, bulma, bilme ve bile olma ilmidir. Aklın tekemmül, terakki ve tevhidini esas alır...
Durmadan akıldan ve istidlâl (gözüken delillerle hakikate ulaşım yolu) den bahseden; ilmi, zaman ve zemine bağlı akıl ve beş duyu (his) ile sınırlayıp mülk âlemine (kâinâta) hapseden ve burada bekleyen akılperestler ilâhî ve fıtrî tekemmül (olgunlaşma) seyrine uysalar ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sesini duysalar, sistemin sahibî ve ustası Ulu SUBHÂN ALLAH Teâlânın azamet ve kudretini iç ve dışta duyup görecek;
Devrândaki her zerre ile birlikte devr edecek;
Seyrândakî her hücre ile birlikte seyr edecek,
Cevlândaki küllî (tüm) şey ile bile, cevl (cezbe) edecek kadar yörüngelerinde "Yûsebbihu" hayrını hayrânda haykıracaklardı...

Zamansız, mekânsız ve imkânsız ilâhî aşk âleminde;Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in:
"ALLAHuekber, zü'l-melekûti, ve'l-ceberüti ve'l-kibriyâ-yi ve'l-azamet..." zikrinin zevkine mazhar olurdu...

Bir hususu anlayış ve hayatta yaşayış, iç kararların sonucudur.
O hususta ilim, irâde, idrak ve iştirakiniz; peş peşe düşer ve sonuca ulaşır...
Şüphe var ise sonuç sıfır...

Resim

Bakış: gözün bir yöne yönelişi...
Basar: akıl aynasının bakılan yüzündeki bakanın yüzü...
Basîret: akıl aynasının ardındaki bakanın gözü, bakılanın özü...
Akıl aynasının sırrını, perdesini, ilâhî nakl (âyet-sünnet) yıkayıp da şeffaf hâle getirince iki cihanı cem'eden cama dönüşür. Akıl aynasında her yerde, her zaman ve her hâlde hep kendisini seyreden egoist, benlikçi nefs; celâl ve cemâl cem'inde Muhammedî kemâl bulunca Hazır ve Nazır olan Rabbü'l-âlemin'le bile ve hemhâl olur...
Nakle (Muhammedî aşka) kavuşan akıl (ayna), ilâhî aşka (cam'a) dönüşür...

Resim

Nakille uzlaşan akıl, Ulu Aşka dönüşür ve kişiyi tek hakikate kul ve tek kıbleye âşina, Âşık kılar.
Sıbgatullaha (ALLAH boyasına) gark olur "BİLE" boyasın boyanır.
Tüm "BEN-ENE"lerin bitiş noktası; kulluk kemâlâtı sonunda Muhammedî, ezelî, ebedî ve İlahî Enâniyyet ve Ferdaniyette mahviyettir.
Kulluk kemâlâtının, İlâhî Mutlak Kemâlde kahr oluşudur.
Muradullah ve bu vahdetteki ruhî hazza (hayrân ve sükût oluş) iştirak için;
Emrullah olan bu kesretteki bedenî (söz, kâl, geliş, devrân), nefsî (sohbet, fiil, biliş, seyrân) ve kalbî (zevk, ahlâk, buluş, cevlân) çile çöllerini geçmek kulluk kemâlâtıdır.

Devrân Dağındaki "kul", kendi benliğiyle başbaşa Resim Seyrân Vâdisine inerse, "pîr" (âlim, âmil, kâmil, ârif, âşık) yoldaşı Resim Cevlân çölündeki vuslat sahasına sıla edip aslına ulaşana, bilelik bahçesinin bahtiyâr bahçivanı, Rahmetenli'l-âlemin, Hülûkû'l-Azîm, mutlak örnek, önder ve rehberimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) imâm Resim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyan ve imâm-ı mutlak'a uyan hayrân hâlindeki sükût ve sükûnda mutlak sabitliğe erenler için, bir şey yok, EL HAKK (celle celâluhu) var...
Sekînet-i Muhammedîyye...

Tasavvuf İlmi de iki bölümdür.
Önce mecâzi: Hakiki mânâsı ile değil de ona geçecek yol olan benzeri, hamı ve çağlası...
Sonra hakiki (mânevî) ilimde olgun, kâmil ve rüşde ermiş hâli...
Mecâzi ilim; kendi başına buyruk gelişirse:
Ego (Benlik) etrafında:
Tahsil Resim taklid Resim tekrâr Resim tekebbûr...
Şeklinde çığ gibi büyür ve cümle cihanda herkese kendisini göstermek ister ve işi gücü seyrettirmek arzusudur.

Hâlbuki mecâzî ilmin (aklî), manevî (naklî) ilme kavuşumu ise:
Tâ'lim (öğretim) Resim terbiye (eğitim) Resim terakki (ilerleme) Resim tekemmül (kulluk olgunluğu)...
Herkeste ve herşeyde, herkesin ve herşeyin sahibliğini seyretmek ve O'na seyr-ü-sülûk eylemek...

Resim
Ateş ve sen... Bakış - basar - basîret - yakış ve seyr ü sülûk'ün yol haritası...

Hakka imân ve hayra amel, insana mahsus aklın nûrunun ni'meti olan mârifettir.
Hayvanlardaki ise içgüdüye dayalı maharetler olup bu hususlarda insanlardan çok ilerde donatılmışlardır...
Hiçbir insan ne kurt gibi kurtluğu, ne de koyun gibi koyunluğu emredildiği üzere yapamaz...
Meselemizin özü, adam gibi insanlığımızı Muhammedî İlim, irade, idrak ve iştirak içinde yaşayıp, emredilen saf ve sırf kulluğumuzun kemâlâtını RABB'ımıza arz etmektir.
Kulluk kemâlâtı, netice itibâriyle küllî, Habibî Hakikate ulaşım (sıla) için Muhammedî mükerremliği, muhteremliği, mübârekliği, muazzezliği, muhteşemliği ve muazzamlığı bu âlemde bilmek, bulmak, olmak ve şühûdî yaşamaktır...
Şu mevcûd:

Resim

Kul (Abd): Değişken, sınırlı-sonumlu-sonlu-zaman-mekân-imkân ve imtihanla; başkasına muhtaç, kulluğa me'mur (emredilmiş), tekemmüle mecbur ve yok olmaya mahkûm... (gelişim-değişim)

Rabbü'l-âlemin: Sabit- sınırsız-sorumsuz-sonsuz.

İnsan aklı; eşyânın (mevcûd) hakikatinin O'nun varlığı (vücûdu) olduğunu bilince; Sistemin Sahibi (ustası, ressamı) nin, sistemden (eserden, resimden) önce, yüce, güzel, özel ve örneksiz olması gerektiğini anlar, hakkı duyar ve uyar...
Kâtibi, kâlemi, mürekkebi, mektubu anlar...

Resim

Mâsivâ (ALLAH'tan gayrisi) seyr-ü- sülûkta kemâlât yolcusudur. Her zerrenin özünde bilelik bereketi vardır.
İnsanın kendini bilmesi enfüsî mahiyyetin meşkidir.
Muradullah olan maksad ise bu meşkden doğan şehâdet aşkıdır. Bilmek, seyr; olmak, sülûktur.
Mürîd: Muhammedî sistemde iradesini (aklî ve vicdânî tercihini) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim ve tâbi' kılandır. Şerîatte şâmil,
Tarikatta âmil,
Mârifette kâmil,
Hakikatte hâmil olur...
Söylediği - yaptığı - gösterdiği - gördüğü olur...

Emredilen (Emrullah) ve anlaşılıp yapılması mutlaka istenilen (Muradullah) ibâdetin (kulluğun) tümünü kapsayan salât (namaz) ın ihlâsla yerine getirilmesi için tasavvuf ilmi doğmuş ve gelişmiştir.
Biz yukarda bir nebzecik dikkatinizi çekmek için girdik- çıktık.

Tasavvuf ilmi, kâinâtın gözbebeği olan insanın yaratılış gâyesini, insana yüklenmiş olan tevhid emânetini, RABB'ı ile kulu arasındaki Ahdullahı, Tevhidi olan ilk sözünün isbatı için imtihana geldiği bu âlemde, uyması gereken kuralların ve Emrullahın özü olan Muradullahın sırrına vakıf olma ilmidir.
Aklı olan herkes bilir ki her canlı özünden dirilir ve özünden ölür.
Özü (sîreti) çürük olan tohumların görünüşü (sûreti) bir şey ifâde etmez.
İnsan aklı da kendi özünü (ilâhî aşkı) diriltmediği sürece yaşamın geçmiş, şu an ve gelecek sırrına eremez.
Akılsız canlılar gibi şaşkınlık (tefrit) ve taşkınlık (ifrat) içinde yer, içer ve tepinir, gezer.
Bu hâl ise muhteşem, mükerrem ve mübârek bir varlık olan insanın fıtrî yaratılışına düpedüz ihânettir.
İnsan aklının; tıpkı bir çocuk gibi eğitim, öğretim, gelişim ve tekemmüle muhtaç, lâzım ve lâyık olduğu bilinen ve belli bir gerçektir.
Maddî ve mânevî gelişimde sıhhatli ve hastalıklı farkı açıktır.
İnsanoğlu evvel-âhir-zâhir-bâtın kurallar âleminde yaşamaktadır. Evvel halkediliş; bu âlemdeki zâhir- bâtın imkânla imtihan ve âhiret hesabı ve sonucu, sistemin Sahibi Rabbü'l-âlemin tarafından belli ve kesin kurallara bağlanmıştır.
Tıpkı bir nabız atışı gibi "Kün fe yekun" Şeenullahı icrâ' olup durmaktadır.
İnsanoğlu her nefeste yeni bir insan ve yeni bir âlemdedir.
Ve her nefeslik yaşam dilimi kayda alınmakta ve hesab sorulacağı kesin olarak bildirilmektedir...
Bir bakıma tasavvuf, her nefeste tevhid şuûru içinde olmak ilmidir.
Şah damarımızdan da yakın olan sistemin Sahibini hazır-nazır ve kullî şeyi muhit bilip hava gibi yuttuğunu anlamak ve ona göre yaşamaktır.
Her an kullanmakta olduğumuz âlet-edevâtın (bardak, kalem, ev v.s. gibi) bir ustası olduğunu bilip dururken, içinde bir birim olduğumuz bu sonsuz sistemin ustasını yok sanmak düpedüz ahmaklık ve akla saygısızlıktır.
Sistemin Sahibi Subhan ve Sultân ALLAH Teâlâ'yı biliş, tanıyış ve kabul ediş ise O'nun sözüne Kelâmullah'a kulak verip duymayı ve uymayı gerektirir.

Resim --- "Ve Kâlû semi'nâ ve ate'nâ... Gufrâneke Rabbenâ ve ileyke'l-masîr...: İşittik ve (boyun eğdik) itâat ettik! Ey RABB'ımız affına sığındık! (bağışlamanı dileriz) Dönüş Sanadır..." (Bakara 2/285)

"Şimdi duyduk, derhâl uyduk...
Geçen zamanlarda işlediğimiz noksanlık ve hataları bağışla... İnanıyoruz ki dönüşümüz Sanadır..." derler...

İnsanoğluna, Bezm-i Elestte (Elest Meclisinde) Rabbü'l-âlemin'in:

Resim --- "Ben sizin RABB'ınız değil miyim?" (olumsuz sorusuna) "Belâ! (bilâkis, Rabbimizsin) ve şehîdnâ, şâhid olduk!" (A'raf 7/172) deyişi,
Yâni Rübûbiyyet Tevhidine şehâdeti ahidleşme olup; bu sözün doğrulanması, Ahdullahın yerine getirilmesi, imkânla imtihan yurdu olan bu âlemde "Emrullah"ın lâzım ve lâyıkıyla uygulanması ve sonucunda da "Muradullah" olan:
"Eşhedü ellâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü!" şehâdetiyle ömrü mühürlemesi kulluk görevi, gereği ve başarısıdır.
Bu iki tevhid ediş arasındaki sırat-ı müstakîm doğrusu kulluk yoludur.
Bu yolun önderi, rehberi, murşidi ve imâmı ALLAH Teâlâ'nın seçtiği kulu ve Resûlü olan Muhammed (aleyhi's-selâm)'dır. Bu yolun yürüyüş ve yaşayış kuralları ve kanunları Kelâmullah olan Kur'ân-ı Kerîm'de belirlenmiştir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ise bir ömür Kur'ân-ı Kerîm'in kurallarını tebliğ, tenzir, tebşir ve tatbik etmiştir.
Bütün bunlara sebeb; her insanın parmak izi gibi özel ve güzel olan kulluk görevini yerine getirmesinde muhabbet ve merhametle hasbî hizmettir.
İbâdet, kulluk etmektir.
Türkçemizde dini görevleri, özellikle de namaz kılmayı belirtmekte ise de gerçeği, tüm kulluk görevlerini yerine getirmeyi kapsar.

Azîz kardeşim,
Kulluk görevinin aslı, Bezm-i Elestteki Rübûbiyyet Tevhidi ki Rabbü'l-âlemin'i Rabb olarak kabul ettiğimiz ahdimiz ve Ahdullahdır.
Bize imkân sağlanır ve sınırlı-sorumlu bir Benlik verilirse ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in Vahdaniyetini tanıyıp ona kulluk edip tapacağımıza, bâtılın ve şerrin önderi şeytâna tapmayacağımıza dair verdiğimiz ve şu anda da şehâdet imtihanında olduğumuz meşhur söz... (Yâsin 36/59-62 bkz).
Kulluğumuzu Emrullah olan sırat-ı müstakîm üzere i'tidâlle; ifratsız, tefritsiz, fazlasız, noksansız lâzım ve lâyık olduğu (adl) üzere yapmak görevimiz...
İçimizdeki naklî, nazarî ve imânî değeri; emânete sadâkat gereği, aklî, pratik ve amelî işlere i'tidâlle (ni'mete adâletle) dönüştürmek…

İşin başı akıldır. Akıl olmadı mı kulluk görevi kalkar.
Aklı olmayanın ne kendi ne de dini olur.
Aklın aslı ise bir nûrdur.
Nûr, zâhir olduğunda kendisinden başkalarının zâhir olmasına sebeb olan keyfiyet ve keşfiyettir!
Aklın öğretim ve eğitimi Muhammedî ilim ve edeble yapılır, nakille gelişir ve değişime uğrar ilâhî aşk olursa "Abd" ile "RABB" arasındaki kulluk bağı, vuslat sılası olur...

Tohum Resim Ağaç Resim Çiçek Resim Meyve (tohumlar)
(İlim) (İrade) (İdrak) (İştirak)

Kemâlâtının hayy nûru akıldır. Akıl, başlangıçta ilmin sebebiyken iştirakte sonuçtur...
Aklın; vehbî (hibe edilen) isti'dâdının, kesbî (çalışıp kazanılan) gayretle, vahyî (ilahî) nakli anlayıp yaşaması esastır.
Akıl; sebebleri ve sebeb olanı bilici ve içteki niyetin dışdaki fiile dönüşümünü sağlayan ilâhî nûrdur.
Sırat-ı müstakîm, Abd ile Rabbü'l-âlemin arasındaki sırlar yoludur.
Bir ucunda esfel-i sefiline indirilmiş insan; diğer ucunda illiyyin hedefi, arada kemâlât karmaşası...
Ve mekândan münezzeh Mevlâ (cc)..

Resim

Şu muhteşem zuhurat zinciri zevkini anlayabilmek ve yaşayabilmek için elbette İlmullah ve Edeb-i Resûlullahı bilmeye, bulmaya ve de olmaya hesabsız ihtiyacımız vardır.
Bu ihtiyaç aslında Muhammedîdir. Bakınız âlemlere rahmet olan Resûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) :

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yeni gelen bir günümde beni ALLAH'a yaklaştıracak yeni bir bilgi elde edememiş isem o günün güneşinin doğmasında (o günde) benim için bir hayır yoktur." buyurmaktadır.(Feyzü'l-Kadir I/240 )

Resim
İnsanoğlunun maddî - mânevî bakış makamı ve basar - basîreti:

1- Bedensel - eşyâî bakış: Hâklen yakîn: Hâk topraktır.
Aklı olmayan veya olup da kullanmayarak ihânet veya inkâr edenler ise hayvandan da aşağıda yaşayan ölü robotlardır ki gerçekten, gözlerinde bir avuç toprak dolu demektir.

2- Nefsî - esmâî bakış : Aklen yâkin: Su gibi çevrildiği yere akıcı fıtratta olan akıl; sahibini, nefsin tercihine göre ya hakta ve hayrda kurtarır ya da bâtıl ve şerde batırır.
Akıl iç ve dış sezişleri algılayıp değerlendirip kullanan melekedir.
İnsanı hayretlere düşüren bilgisayar v.s. nin mûcidi yine öğretim ve eğitim almış akıllardır.

3- Kalbî - sıfatî bakış : Naklen yakîn: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e tâbi' ve teslim olmuş nefsin aklı, nakl nûruyla birleşince elektriğe kavuşmuş âlet gibi çalışır ve ilâhî, fıtrî ve ferdî görevini yerine getirir.
Kur'ân ve sünnet kanatlarıyla 7 iklime uçabilir.
Basîretle bakar, idrakle anlar ve iştirakle yaşar.

4- Ruhî - zâtî bakış : HAKK'len yâkin: Eşyânın hakikatine vakıf ve vasıldır.

Akıl; Nûr-u Muhammedin, letâiflere nakl hattı (telleri) gibidir.
Nûr-u Muhammedî bilemeyen, bulamayan ve bile olamayan akıl, kendi kendini fıtratına aykırı olarak geliştirir; nakle ulaşamaz ve zanna düşer, ekşir ve kokar...
Akıl, Nûr-u Muhammed ile nakli anlar ve ilm-i zâhirî, ilm-i bâtına yâni ledunnî ilme dönüşür. Ve böylesi akl-ı selime sahib nefs; bilinmezlerini çözerek istikamet edip, Mârifetullahda karar kılıp ve gayriden (mâsivâ) müstagni, haklen yakînde mutmaîn, şek ve şüpheden arî, korku ve hüzünden emin hâle ulaşır...
Dâveti, tavsiyeyi, emri ve ahdi anlar ve ona göre yaşar. Korktuğundan emin olarak felâh, umduğuna nâil feyz ve ebedî saâdet bulur.

Resim
Resim

Aklın gelişim seyri:

Resim

Bebekte:

Resim

Akıl yavaş yavaş ilmi temin ve tekemmül ederken nefs kendisi için zaruri olan şekerle ateşi ayırmaya başlar ve gelişir.
Akıl kendi değerlerini kudsal ve uyulması gerekli sanır.
Naklle buluşan akıl idrak melekesine kavuşunca teoriyi pratiğe ve tatbikata (iştirak) hazır hâle gelir, idrak eder.

Akıl Nûr-u Muhammedle nakli anlayınca akl-ı selim ve ilâhî aşka dönüşür ve sahibi olan nefsi, Resûlullah (sav)'e teslim olup,imân edip, tâbi' olup ve itâat ederek; kavlen, fiilen, ahlâken ve hâlen Muhammedî oluş şuûrûyla yaşamaya sevkeder.

İşte böylece nefs, mutlak kemâl sıfatının Sahibinden yayılan kemâlâttan payını alır.
Âfâkta ürûc ve enfüsüne rücû' seyr-ü-seferi ile tekemmül ve terakki eder.
Keremli kılınışına hamdeder.
Kulluk kemâlâtını şuûrlu olarak yaşar ve tevhide şâhid olur.

Resim

Özünün özündeki Akdes noktasına; hable'l-verid, Kara nokta, Sırr-ı süveydâ, Hacerü'l-esved, Kün kapısı, Nûr-u Muhammed prizi, Emânet evi v.s. diyebiliriz…

AHAD : Ahadîyyet : tecerrüd âlemi (sırf ve saf zât)
AHMED : Ahmedîyyet: tehammüd âlemi (Zâhiri Muhammedîyyet. Bâtını Mahmudîyyet. Evveli Habibîyyet. Âhiri Ahmedîyyettir)
Âlemin : Âlemler : teallük âlemi (Furkân 25/1bkz.)

İnsanı teşkil eden 7 alâka tabakası. Alâkadan tecerrüd etmiş (soyutlanmış) olan ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'den direkt (doğrudan) kemâl nûru alamaz.

Resim

Tecerrüd Âlemi ile Teallük Âlemi arasında Tehammüd arakesiti vardır. Tecerrüd Âlemi olan Rabbülâleminin kemâl nûrunu, Teallük Âlemi dediğimiz tüm mahlûkat doğrudan doğruya alamaz.
Bu ilahî görevi gören Tehammüd arakesiti, Rahmetenlilâlemin olan Muhammed Aleyhisselâmdır.
Ahmed Aleyhisselâm;
Tecerrüd Âlemine dönük vechi (özü,yüzü) ile ALLAH'ın elçisi (Resûlullah),
Teallük Âlemine dönük vechi (özü, yüzü) ile de ALLAH'ın kulu(Abdullah)dur.

Resim --- "(Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiyâ 21/107)

Resim --- "Furkân'ı âlemlere bir uyarıcı olsun diye, kuluna indiren (ALLAH) ne yücedir." (Furkân 25/1)

Resim --- "Resûlullah (sav): "Ünziltü ile'l-halkî kâffeten: Yaratıkların bütününe gönderildim" buyuruyor. (Tirmizî Siyer, bölüm 5)

İşte, parmak izi gibi kişiye mahsus tevhid tekmilinde (kemâlâtta) yardımcı (hidâyet sahibi), bizzât ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL dir. Nasrullah yardımı gelince Fethullah (ilâhî istikamet kemâli) nâsibi...
Ve Sünnetullah (ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in ilâhî, fıtrî ve kevnî tavrı ve tarzı) içinde hikmeti gereği Tevhid Tekmilinde;
Tenzir (uyarma, uyandırma),
Tebşir (uyananı müjdeleme) ve
Tebliğ eden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zâtına mahsus seçilmiş (Muhtar, Mustafa) ve tek, AHMED (aleyhi's-selâm) aracı ve vusûl vesilesi-vasıtasıdır. Selâm, selâmet sılası ve tek ve eşsiz salâvât şifâmızdır.
Elbette her birimizin Keban elektrik merkezinden tek tek ve direkt olarak elektrik alıp kullanmamız imkânsızdır.
İlahî nûru, tüm varlığa aktaracak ana tevhid trafosu gibi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) …
Kaldı ki Nûrullah zaman, mekân ve hâlden müstagnidir.
Nûrullah ile Nûru Muhammed arasındaki ilişki bizim açımızdan vahiy gibi sırdır.
Biz sâdece akıllarımızı yanlış şüphelere düşmesin diye zevk ediyoruz. Hükmetmiyoruz.
Zîrâ bu hususlar insan aklı için sıfırın (fenâ) ve sonsuzun (beka) târifsiz oluşu gibi belirsiz ve târifsizdir.
İnsan aklı idrak ettiğini idrak etmekten âciz halkedilmiştir. Yukardaki misâlde ALLAH Dosdlarını Nûr-u Muhammed'i taşıyan direklere benzetebiliriz.
Biz ise en yakın direkten elektrik alabiliriz. Yeter ki korsan olmasın, i'tidâl üzere Muhammedî muhabbet, merhamet ve hasbî hizmet ehli olsun.
Bu bir alış veriş değildir.
Bu bir bileliktir ve Bizliktir.
Muhammedî sıla ve kemâlât kavuşmasıdır.
Tefritsiz, ifratsız ve i'tidâl üzere 220 volt cereyana kavuşan canımız ve cismimiz emredildiği gibi kulluk görevini yapar.
Akanı-kokanı atar, lâzım ve lâyıkı bilir, bulur, alır ve yaşar.
Cehâlette ölür kemâlâtta dirilir.
Şeytânî ve nefsanî benliği soyunur.
İnsanlık (kulluk) sıfatları olan acziyet,fakriyet,zillet ve illet elbisesini kefen olarak giyer ve bir daha da ölmez...
Testi kırılır fakat su bâkidir...
Önemli olan suyun zehir mi? Zem zem mi oluşudur...
RABB'ımız ile aramızdaki illetleri (perdeleri) kaldırmak için elçimiz (peygamberimiz) olan ve HAKK'ın vahyîni halkına tebliğ eden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e salâtlar ve Selâmlar olsun.
İlmullah kadar vâsi' ve çok olsun...

Bir husus askıda kalmasın diye arzetmeliyiz ki:
Tecerrüd Resim Tehammüd Resim Âlemler…
Tecerrüdden feyz ve nûr alan tehammüd bu nûru âlemlere aktarmaktadır.
Âlemlerin en mükemmeli ve mükerremi KÂMİL İNSAN dır..
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir.
Âlemler içinde ise Muhammedî İnsanlardır.

İnsanlarda beden, nefs, kalb ve ruh olup:

Resim

Sonra Cinler gelir ki bedensiz olup:

Resim

Sonra melekler gelir ki nefissiz olup:

Resim
Sonra Ruh gelir ki Ruh: Emr Âlemindendir.

Resim

Hayvanlarda ise:burada koyun sadece iyi şekilde koyunluğunu yapar, bıkmayı ve başka bir şeylik yapmayı fıtrî programı gereği bilemez.

Resim

Bitkilerde ise: burada ise zeytin sadece zeytindir, zeytinlik yapar.

Resim

En mükemmel ve mükerrem ve kâinâtın göz bebeği olan insanın; 7 letâif tabakasının lâzım ve lâyık olarak kemâlât bulup, bilelikle tevhidde buluşup ve emredileni yapabilmesi denge, düzen, dizayn, isti'dâd ve kabiliyeti fıtraten kendisine yüklenmiştir.
Bu kıvâm, tavır ve tarzda yaratılmış olan her letâif kendi işini icrâ eder. Nefsin; olumsuza azabı, olumluya sevâbı idraki, sistemin Sahibinin ilâhî nûrunu usûlû ve edebince dilemesi ve hakkı ve hayrı tercih etmesi şarttır ve buna me'mur, mecbur, mahkum ve muhtaçtır.
İlahî nûr ise tecerrüd (şeylik ve vasıflarından soyunmuş, soyutlanmış) hâldedir.
Ahadîyyet a'mâsı (akılla v.s. ile bilinemezlik karanlığı) direkt ulaşıma engeldir.
Varlığın aslı ve anası (ümmü) olan Nûr-u Muhammede (Ahmedîyyetin zâhiri yansıması) tüm halk için muhtaçlık esastır.
"Kûn: ol" halkın kemâlât Kâf'ı; Nun, Nûr-u ilâhî ve aralarındaki vuslat Vav'ı ise Nûr-u İlâhîyi mevcûda taşıyan Ahmedîyyet sırrıdır.
İnsanın tevhidini zorlaştıran ve bir o kadarda değerlendiren kendisinin alâka tabakalarının kesreti ve kesâfetidir.
İnsan nefsi, aklıyla imtihan olur.
İnsan da her tohum gibi zûhurat âleminde kendi özünden dirilir veya ölür...

İnsan, ruhî ilm, kalbî irâde, nefsî idrak ve bedenî iştirâkle fıtraten mükerrem yaratılışı gereği kemâlâtını tamamlar.
Kendi aynı kabiliyet ve isti'dâdınca ilâhî nûru ve ilmi, Muhammedî edeb ve usûlle iradî olarak kalbe aktarınca kalbin kendi lâzım ve lâyık olan isti'dâd ve kabiliyeti dirilir, aydınlanır ve ilâhî ilmi ve iradeyi, idraki için nefse aktarır.
Nefs, naklle buluşan aklını başına toplar ilâhî kaza, kader, irâde ve meşiyyete teslim olur ve istikameti idrak ederse hakka inanır, bedene hayrı icrâ' ettirir ve amel-i sâlih işletir...

Ne var ki; bâtılın ve şerrin önderi şeytân da işinin başındadır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' ve teslim olup ALLAH Teâlâya istikameti, tüm izin ve imkânlarıyla menedici olarak...
İşi ise iki şeylik, şirk ve küfür ettirmektir. Hakkın kullarının Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e teslim ve tâbi' olmalarını yasaklayıp, kendine tâbi' ve teslim edip canına okumaktadır.
İnsana içten vesvese üfürür, dıştan şüphe ve keyfiliği şeytânlaştırdığı adamlarıyla sokuşturur durur.
Dünyayı çok sevdirir, ölümü unuttur ve akla geleni yaptırır.

Resim --- Resûlullah (sav) hadîs-i kudsî de ALLAH Teâlâ; Âdemoğluna: "Bana kulluk etmek için içini dünyevî düşüncelerden boşalt! Ben de gönlüne zenginlik doldurayım ve senden fakirliği (ihtiyacını) gidereyim. Böyle yapmazsan seni dünyevî meşguliyetlerle doldururum ve fakirliğini de gidermem." buyurdu.(Tirmizî Kıyâmet 30/2466; İbni Mâce, Zühd11; İmam Ahmed, Müsned II - 358)

Hasan-ı Basri Hazretleri kendisine gelip de şeytândan şikayet edenlere:
"O şeytân şimdi benim yanımdan çıktı ve o da sizden çok şikâyetçi: "İnsanlar benim dünyamı bıraksınlar, ben de onların dinini rahat bırakayım..." diyordu" buyurmuştur.

Râbia'tü'l-Adeviyye vâlidemiz sohbetine gelenlerin durmadan şeytan hakkında soru sormaları üzerine:
"Siz şeytanı ne kadar çok seviyorsunuz! Hep ondan bahsediyorsunuz!" buyurmuştur.

Şeytân imânı yok etmeyi hedefler, son fırsatları ve zor anları kollar (hüzünlü, öfkeli anları, sekâret hâlleri v.s.).
Şeytânın işi şerre ve bâtıla (küfre) dâvet ve silâhı vesvesedir.
Şirki emreder, başaramaz ise küfrü, başaramaz ise fıskı (büyük günahı), başaramaz ise fücûrû (küçük günah) onu da başaramazsa hayrı işlemeyi engellemeye çabalar.

İbâdet edip de câhil, ilmi olup da gafil, sofuluk yapıp da sefil olanların ibâdet ve işlerini, alışkanlıklar hâline getirip içlerini boşaltır, hayalle oyalar, hakikate hasret bırakır, ifrat ve tefrite sürükleyip i'tidâli terk ettirir ve geriye pis bir riyâ yığını bırakır onlara...

İnsan nefsi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e teslim olup imân edip, tâbi' olup ve itâat edince kendisinin kaypak ve keyfî hevâ, heves, istek ve arzularına uymayı terk eder ve şeytânın dürtüştürme ve sokuşturmalarından:
Kendi acziyetine kani' olup RABB'ısının azamet ve kudretine,
Kendi fakriyetine kani' olup RABB'ısının ganîyyetine,
Kendi zilletine kani' olup RABB'ısının izzetine,
Kendi illetine kani' olup RABB'ısının kayyumiyetine sığınır. Ve böylece Muhammedî mahviyete gark olur.
(İllet:sebeblerle var oluş ve sebebler kalkınca yok oluştur.)

Şeytân; insanı, Emrullah dışına dâvet eder, hakkı ve hayrı yok etmeye, bâtılı ve şerri sokuşturmaya çalışırsa; derhâl ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL 'e sığınması, ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL 'in emridir.

Resim --- " Her ne zaman şeytândan bir gıdık seni gıdıklayacak olursa: Şeytân sana bir fit verirse, hemen ALLAH'a sığın! O, Şüphesiz işiten ve bilendir."(A'raf 7/200 Elmalı Meâli)

Tüm bunlar için ise önce akl-ı selim sonra kalbi-i selim sahibi olarak Kitabullah ve Sünnet-i Resûlullah'a sarılmak, Emrullah gereği ve şartıdır…
Nefsin mânevî asıl âleti, edâvâtı ve aracı olan aklın, kemâl (ilâhî olgunluk) içinde ve nûru Muhammed'e (nakle) ulaşıp her şeyin hakikatinin tek ve değişmez olup;
HAKK'ta, HAKK'tan, HAKK'a, HAKK'la olduğunu anlayıp tatmîn ve kani' olması; şeytâna, şuna buna kulak asmadan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyup uyması "râziyyeten-merziyyeten" meziyeti ve makamıdır.
Uyur, uyurgezer ve sarhoş bir nefsi, önce uyandırmak ve ayıktırmak sonra Muhammedî oluş şuûru, nûru, sürûru ve onuruna ulaştırmak sıla ettirmek Muhammedî hasbî hizmet, merhamet ve muhabbetin fisebilillah gereğidir…
Şu ilâhî gerçeği de kalb kulaklarımıza küpe etmeliyiz:

Resim --- "Kim RAHMÂN'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytânı ona musallat ederiz (sardırırız). Şüphesiz bu şeytânlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar." (Zuhruf 43/36-37)

"Muhammedî Tasavvufda, insan - akıl - nakl - aşk - Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ALLAH (celle celâluhu) isimli Muhammedî Tasavvuf" kitabımızda daha genişçe ele almaya çalıştığımız konulara derince dalmadan "NAMAZ" konusunu ayrıca incelemeye azmettim.
Öncelikle o kitabımızın daha sonra da "Namaz"ın okunması daha yararlı olacaktır.

Tasavvufta, konuları bölmek ve ayrı ayı anlamak ve anlatmak gerçekten çok zor.
Ancak kafaların ve kalblerin allak bullak olduğu fitne fırtınası içindeki âhir zamanımızda ALLAH Teâlâ rızası ve Resûlulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in gönül hoşnutluğu için isti'dâdım, kabiliyetim, kaderim ve becerim kadarıyla arzetmeye azmim ve ALLAH Teâlâya tevekkülüm vardır.

Bizim âcizâne anlama ve anlatma metodumuz; öncelikle Kur'ân-ı Kerîm sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahih hadîsleri ve tatbikatı olan sünneti seniyesi ve sonra sadık ve âdil, ilmiyle âmil, âlimlerimizin fikirleri ve âcizâne düşündüklerimiz şeklindedir Onun için namaz hususunda kısa bir izâhdan sonra Kur'ân-ı Kerîm'in hükümlerini içeren âyet-i celileleri arzedip, namazın öncesi, kılınışı ve sonrası ile ilgili fıkhî ve şu anda uyguladığımız ilmihâl bilgileri sunup sonra da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in çok geniş ve fıkhî hükümlere uygulama esası teşkil eden hadîsi şerîflerine geçeceğiz.

Âyet-i celileleri öne aldık ki akıllarımız işin ciddîyetini iyice anlasın ve kavrasın...
İlk önce namaz için hazırlanırken, namaz kılarken ve sonuçlarını verdik ki çok geniş olan hadîs-i şerîfler içinden süzüp çıkarmak ve mezheb farklılıklarından dolayı zorluk olmasın...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in namazını sona aldık ki iş iyice ortaya çıksın...
Muhammedî olduğumuzun şuûruna varış ise O'nun;
Sözlerine (nasslar: nakl),
Amellerine (tatbikat: sünnet-i seniyye)
Ahlâkına ve,
Hâllerine tâbi' olmamızın ve kısacası TESLİMİYYET'imizin şart oluşudur.
Aslında insanoğlu ezel-ebed bu dizaynda, bu kıvâmda ve bunu başaracak fıtrî yapıda yaratılmıştır.
Bunun için ise El Âlim (celle celâluhu) olan ALLAH Teâlâ'nın ilmini,
El Edib olan Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in edebini,
Ehlullah ve Velîyullah'ın irfânını ve tasavvufun erkânını karınca kadarınca, kabımız kadar ve lâzım lâyıkınca iyice anlamalıyız ki; fiilen yaşayabilelim!

Salât: Namazdır.
Çoğulu salâvâttır, dualardır.
Namaz Farsçadır.
Temelindeki öz ise vusül: Vuslat, ulaşma, kavuşma, varma, gelme, erişme, yetişmedir.
Vusûl, vefd, vürûd...
Vusûl-il-ALLAH: Takvâ ve itâatle ALLAH (celle celâluhu) 'ya yaklaşımdır.
Îsâl: Vusûl buldurma-buldurulma, vardırma-vardırılma, ulaştırma-ulaştırılma.
"Sall": "Sad-lâm-lâm"dir.
Zevki ise: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e teslim ve tâbî oluş lûtfu ile İmam-ı Mutlak Muhammed (aleyhi's-selâm)'ı duyup uyarak ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e istikamete iştirak lûtfunun sıratı ve sırrıdır.
Sınırlı ve sorumlu sahibi oluş şehâdetinin şerefli şifâsıdır...
Sıla-yı Rahmdir ki sıla-yı rahmettir, rahmete kavuşmayı dileyiş duasıdır.
Salâvât: Rahmetenli'l-âlemin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Sıla-yı Rahmdir. ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'in emrine, rızasına ittisalen (kavuşma-ulaşma) ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hakkını yerine getirmek (edâ) için vesile hikmetidir.
Salât ise: Merhamiyyeti (Rahmânü'r Rahîm) sonsuz olan Rabbü'l-âlemin'in rahmetine, rızasına, ihsânına ve cemâline vüslat ulaşımı dileyişidir. Sıla- yı Rahmin aslıdır...

"Sall" ile ilgili:

Resim --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Allahümme salli alâ ebi evfâ!: ALLAH'ım Ebû Evfâ'ya salât et!" buyurdu. (Buharî-Müslim)

Resim --- ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL "İnnellahe ve melâiketehu yusallüne alen nebîyyi yâ eyyühellezîne âmenu sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ" (Ahzab 33/56)
"Şüphesiz ki ALLAH ve melekleri peygambere (sall ederler) salâvât getirirler. Ey inananlar sizde ona salâvât getirin (sall edin) ve tam bir teslimiyyetle teslim olun."

Resim --- "Hüvellezi yusalli aleyküm ve melâiketuhu...: O ALLAH ki size sall edendir ve melekleri (de)..."(Ahzab 33/43)

Resim --- "Ulaike aleyhim salâvâtun mirrabbihim ve rahmetün...:Rablerinin salâvâtu ve rahmeti onlaradır..." (Bakara 2/157)

Resim --- "...... Ve salli aleyhim....: Habibim onlara sall et..." (Tevbe 9/103)

Arzetmeye azmettiğimiz husus "sall"in Türkçe'ye zor tercümesidir.
En güzeli isâle (ulaşım), ittisal (kavuşum), sıla (öz vatana kavuşum) gibi kullanılmaktadır.
Sall öylesine bir kelimedir ki kendinize yönelim ve onun içeriği ile kendi özünüzdeki kudsî akdes noktanıza ulaşırsınız.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yönelimle "Sall" sizin, tek vesile ve vuslat (ulaşım) vasıtanız olur.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyar (teslim, imân) ve imâma uyarsanız(tâbi', itâat); salât, vasıta ile vasıtaların sahibi ALLAH-U ZÜ'L-CELÂL'e vuslat olur...
Mesele işin aslını yakînî (et-tırnak, tahkikî) anlamak ve protez (yüzük-parmak, taklidî) kalmamaktır! Bildiğimiz değil, kıldığımız salâttır...
Salâvât ise cep telefonu gibi (kalb telefonuyla) cevâbını aldığımız salâvâttır.
Gerisi içi boş ve kuru lâftır...

Namazda nitelik (keyfiyyet), RABB'ını görürcesine namaz kılabilme ilim, irade, idrak ve iştiraki olup esası ve temelidir.

Resim --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Teâlâ, yaratıklarından bir şeye tecellî ettiğinde o şey O'na boyun eğer!" buyurdu.(Nesâî, Küsûf 16; İbnî Mâce, İkâmet 152)

Namazda nicelik (kemiyet, miktarı) ise; farz, vâcib ve sünnet namazlar da belli olup nâfile namazların kaç rekât olacağı kişinin şartlarına ve hâllerine bağlıdır.
Şunu arzetmeye azmediyorum ki salât: sadece kuru kuru bir dua olmayıp ulaşım aracı gereci ve gerçeğidir.
İki uçtaki tevhidin, tevhididir...
Aynı şeyin iki yüzü gibi...
Kul ibâdetinin aslı; aslına rücû'dur, ulaşım ve kavuşumdur.
Salât ise; bir zeminde belli bir zaman dilimini Rabbü'l-âlemin'e tahsis ederek, ulaşım arzusunu arzdır, sunmaktır ve kavuşmaktır. Hadis-i şerîfleri okuyunca daha detaylı anlayacağız İnşâallah... Vusûl, HAKK (celle celâluhu)'yadır ve vuslat ûsülü, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uymakladır. Yürünen yolun adı salâttır, salâvâttır...
Salât ve salâvâtın aslı, "asl"dır.
Salât asla ulaşımdır. Sıladır.
Sıla ise, asl olandır. Asl: Asıl, kök, temel, esas, hakikat, başlangıçtır...
Sıla: Anayurda vasldır, kavuşumdur, ulaşımdır.
"Ana gibi yâr olmaz, sıla gibi diyâr olmaz."
Tümü de Sad ve Lâm harflerinin ürünü olup, lûtfe sahib olmayı içerir.
Lâm: Lûtüf, Sad: Kesin sahiblik.

Mutlak olarak lûtfün tek sahibi Rabbü'l-âlemin (celle celâluhu) evvel, âhir, zâhir ve bâtında eşsiz, zıdsız, denksiz ve şeriksiz El Vahidû'l-Ahad (celle celâluhu) olan "ASL"dır...
Asl'ın Abdde (kulda) tecellîsi ise AYN (mahlûkatın aslı) olup tasavvufta "a'yân-ı sabite" diye meşhurdur.
Ayn: göz, gözek, pınar, tecellîyatın gözle görülen, bâtından zâhire zuhûr ettiği dönüşüm noktası (hâli), insanoğlunun bâtınî kişiliği ve insanoğlunun zâhir ağacının, içinde olduğu bâtın tohumu diyebiliriz...
Onun içindir ki;

Resim --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin sürdüğünüz dünya hayatında (iki şey) bana hoş göründü: Kadın ve güzel koku; bununla beraber namaz kılmak gözümün nûrudur." buyurdu. (Nesâî, 28/2,36/1; İmâmı Ahmed, Müsned III-128,285)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Salât için "nûr-i aynî: gözümün nûru" buyururken a'yân-ı sabite nûrunu işaret etmiştir.
"Kün!" oluşumunda nun (asl, Nûrullah), vâv (sav) vesilesi ile kâf'ta ayn (a'yân-ı sabite, kâinâtn çekirdeği) "fe yekun!" oluvermektedir.
Ayn'ın nûn'a sılası (rücû'u, tekrar kavuşumu) ise salâttır.
Basar ve basîret nûru olan salât...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM I


1.1 BÖLÜM: NAMAZ HER MÜSLÜMANA FARZDIR

Resim--- "Namazı bitirince; ayakta, otururken ve (yanınız üzerine) yan yatarken (dâimâ) ALLAH'ı anın (zikredin). Huzura kavuşunca da namazı tam erkânı ile (dosdoğru) kılın; çünkü namaz mü'minler üzerine vâkitleri belli bir farzdır." (Nisâ 4/103)

Farz: ALLAH Teâlâ'nın işlenmesini kesin olarak emrettiği ibâdet ve işler. Zarurî, lüzûmlu, gerekli... Mânen ise "ALLAH rızasını içinde bulunduran" demektir.

Resim--- "Onlar ki gaybe imân edip namazı dürüst kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler." (Bakara 2/3)

Gaybe imân...
Var olduğu hâlde, akıl ve duyularla görülüp isbatlanamayana imân...
Her yer, her zaman ve her hâlde Hazır ve Nazır olan Rabbü'l Âleminin huzurunda zamanın belli bir dilimini sistemin Sahibine tahsis edip zaman orucuyla lûtf-ü-ikrâm ve ihsân sofrasına oturuş...
Kıyam, kıraatı; rukû, baş eğişi; secde, zâhir-bâtın kulluğu ve övgü merasimi ile Cemâlullah için teşehhüd oturuşu...

Helâl rızkından, HAKK (celle celâluhu)'nun kullarına (mahlûkata) infâk (eldekini ALLAH rızası için harcama) sehavet (bir kısmını infâk) ve cömertlik (çokça infâk)...

Resim--- "Sabır ve namazla (ALLAH'dan) yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz) haşiînler (ALLAH'a saygıdan kalbi ürperenler) dışında herkese zor ve ağır gelir." (Bakara 2/45)

Resim--- "Ey imân edenler sabır ve namazla yardım isteyin! Şüphe yok ki ALLAH sabredenlerle beraberdir." (Bakara 2/153)

Azîz kardeşim;
Bâtılın ürünü olan şerre tahammül edilir, dayanmaya ve kurtulmaya çabalanır.
Hak yolda hayrı işlemeye devâm ise gerçek sabrı gerektirir.
Son nefese kadar ömür boyu sürecek ve günde beş kere namaz kılmak ve bunu da ihlâs, huşû' ve huzû' ile kılmak nefislerimiz için ciddî ve samîmî bir sabrı gerektirir.
Bıkmadan usanmadan sürekli kulluk...
Sırat-ı müstakîm üzere yapılması ve yapılmaması nefse ağır gelen herşeye sabır...

Huşû' :
İnsanoğlu için halkedilen şu muazzam kâinâtta ALLAH Teâlâ'nın azametini organlarıyla; gören, duyan ve yaşayan insanın; Azametullah karşısında kulluk acziyeti, fakriyeti, zillet ve illeti içinde olduğunu anlayıp bedenen ve nefsen duyduğu hissettiği ve bizzat yaşadığı;
Korku, heyecan, hayâ, tevâzu' ve saygı ile ürperti ve titreyiş... Haşyet...
Kulluğunu ilim ve irâdesi...

Huzû' :
Dış duyu organlarıyla görülüp hissedilmese de bâsiretle düşünülebilen Kudretullah karşısında yaşanan mahviyet, sükûn ve sükût hâli.
Hayret...
Yaşayanların anlayacağı ve lâfla anlatılamayan celâl ve cemâl cem'i...
Gönlün güzeli görüşü, ruhun rızayı buluşu...
Kulluğun idrak ve iştirâkı...
Kalben ve ruhen: haşyetten öte huzurda hayret...

Resim--- "Namazlara ve (özellikle) orta namaza devâm edin. ALLAH'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın(kalkın ALLAH için tam bir huşû' ile divân durun.)" (Bakara 2/238)

Günde beş kere Heybetullah karşısına geçip kulluk ederek O'na isyanı unutup emirlerine sarılmak ve buna devâm edip bu hâli muhafaza...
RABB'ısının muradını anlayan abd; emirlerini muhafaza edip yerine getiriyor...
Günde beş kere Ahdullahı anış...
Durum değerlendirmesi ve yeniden uyanış...

Orta namazı, Kadîr Gecesi, İsm-i Azam, Cuma günü duanın eşref saati ve ecel gibi bazı hususlar Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından kesin olarak bildirilmemiş ki;
Her zaman,
Her yer ve
Her hâlde Muhammedî uyanıklığı elden bırakmayalım.
Hızır'ı hazır bilelim ve yeter ki huzurda olduğumuzu unutmayalım diye...
Orta namazı için; öğle namazı diyenler vardır.
İkindi namazı diyenler vardır:

Resim--- İmam Ali (keremullahi veche) Hendek Savaşında Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu kâfirler bizi orta namazdan alıkoydular. ALLAH (celle celâluhu) onların evlerini ve mezârlarını ateşle doldursun." buyurdu.
(Buharî ve diğer hadis imâmları)

Müslimde ise açıkça: Bizi orta namazdan, (yâni) ikindi namazından alıkoydular." şeklinde bildirilmiştir.

Kunut: Rabbü'l-âlemin'in huzurunda (divanda); Emrullah'a itâate ve Muradullah'a huşû' ve huzû' ile dua ve zikire sabırla devâmdır.

ALLAH (celle celâluhu) için sürekli kanitin kıvâmında olun. İfratsız, tefritsiz ve i'tidâl üzere Hazır ve Nazır olan Rabbü'l-âlemin ile "bile" olduğunuz kanaatınızı asla terketmeyin...

Tıpkı bir kilim-halı dokur gibi renk renk ve ilmek ilmek salât... Rabbü'l-âlemin'e abdinin sılası ve ulaşımı Mâşâallah...

Resim--- ".... De ki: ALLAH'ın hidâyeti doğru yolun tâ kendisidir. Ve bize âlemlerin RABB'ıne teslim olmamız emredilmiştir." (En'âm 6/71)

Resim--- "Namazı dosdoğru kılın ve O'ndan (ALLAH'tan) korkun... (diye emredildi). Ve huzuruna varıp toplanacağınız O... (ALLAH'tır)" (En'âm 6/72)

Resim--- "...Âhirete inananlar buna (Kur'ân'a) da inanırlar ve onlar namazlarını hakkıyla (gereği gibi) kılmaya devâm ederler." (En'âm 6/92)

İlimde ve hikmette bereketi ve menfâati kesin ve devâmlı ve ilâhî ve Muhammedî feyzin kaynağı olan Kelâmullah'a,
İşin sonu olan âhirette (hesablaşmaya),
Vâ'ade (sevâb) ve
Vaîde (azaba) inananlar, inanabilirler ve isbatı içinde namazı Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kıldığı gibi hakkıyla (ikame ederler) kılarlar (muhafaza ederler).

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Men tereke's-salâte müteammiden fe kad kefere : Her kim kasden namazı terkederse kâfir olur" buyurmuştur.
(Tirmizî; Nesâî; İmam Ahmed;Aclunî-Keşfü'l-Hafâ 2/238)

Hadis-i şerîflere ALLAH Teâlâ'nın izniyle ayrıca gireceğiz ilerde... Önce namazla ilgili âyetlerden örneklere bakmaya devâm edelim:

Resim--- "Ey imân edenler! Rukû' edin, secde edin, RABB'ınize kulluk (ibâdet) edin; hayr işleyin ki kurtuluşa eresiniz." (Hacc 22/77)
Hayr: İnsana her zaman her yer ve herhalde lâzım ve lâyık olan, fayda sağlayan ve arzu edilen akıl, doğruluk,fazîlet gibi faydalı şeyler...
Felâh ise: Arzulanana kavuşma, kurtuluş ve iflâh olmaktır.
Dünyevî iflâh oluşlar: Mal, mülk, mevkî, zâhiri ilim v.s.
Uhrevî iflâh oluşlar: Fenâsı asla olmayan bekaya, fakri olmayan gına (zenginlik) ya, zilleti olmayan izzete ve kısacası cehli hiç olmayan kemâle kavuşmaktır.
Parmak-yüzük gibi (ile) olan Ruh ve nefsin;
Et-tırnak gibi "BİLE" oluşudur...
Ancak islâh olanlar iflâh olurlar...
Umduklarına nâil olurlar ve hep hayr içinde kalırlar...

Resim--- "Ve onlar ki namazlarını muhafaza ederler." (Mü'minûn 23/9)
Namazlarına devâm ederler...

Resim--- "Onlar ki namazlarında huşû' içindedirler." (Mü'minûn 23/2)

Uzvî (bedensel) huşû' ve kalbî (ruhî) huzû' içinde namaz...
Bu haşyet ki onların, beden,nefs,kalb ve ruhlarını namazın dışına çıkarmaz.
Enfüs ve âfâk, sükût ve sükûn içinde olur.
Dışı hazır ve içi huzur olan kul: Kıyamda Kelâmullahla yalvarır ve yakarır...
Rükû'da azametini tesbih ve ta'zim eder...
Secde de kudretini takdis eder ve ulular...
Son oturuşta Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) lisanıyla dirilir, Selâmlar ve şehâdetini arzeder...

Kalbi huzû', (huzur) yeterlilik şartı olmayıp kabul şartıdır.
Onun içindir ki huzû'suz kılınan namazın iâdesi (kazası) gerekmez. Ancak, mükâfâtı çok az olur.
Yeri gelmişken namazda:
Huşû' (nefsin pür dikkat kesilip sakin bekleyiş sükûnu) ve
Huzû' (kalbî ve ruhî huzur içinde derûnî sükûtu)...
ALLAH Teâlâ'dan gayrisini (mâsivâyı) belli bir süre içte ve dışta devre dışı bırakma...

Namazda Kur'ân-ı Kerîm'i emredildiği gibi tertil ile su içercesine candan, ciddî, samimî ve anlayarak ve yaşayarak okumalıyız...

Resim--- "Ey imân edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de - yolcu olmanız hariç- guslünüzü edinceye kadar namaza yaklaşmayın..." (Nisa 4/43)
"Sukran"ın çoğulu olan sukara: Sarhoşlar olup aslı ise sekr olup (uyku, içki v.s.) yolu tıkamaktır ve şaşırmaktır...
İnsanın aklını örten içki, iç-dış bağlantısını kesince dışında huşû', içinde huzû' kalamaz. Huzurda hazır olamaz. Kim kime ne söylüyor hâliyle bilemez...
Resim--- "Kur'ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun!. Umulur ki rahmete erersiniz!.Sabah ve akşamları içinden (kendi kendine) yalvararak (zâri-zâri) ve ürpererek (gizlice) ve yüksek olmayan (kendin işitecek kadar) bir sesle RABB'ıni zikret de (an da) gafillerden olma..." (A'raf 7/204-205)

Azîz kardeşim;
Kur'ân: Kelâm, Kelâmullahtır.
Âcizâne bendeniz, yağan yağmura benzetirim.
Her Fâtiha, yeni bir zaman ve zeminde yağan yağmur gibi yeni bir mânâ ve sır ile yağar kalbimize...
Dışta hazır - içte huzur bileliği esastır.
Merkezden muhite dağılan sükûn ve sükût içinde kelâm, kelâm sahibinindir...
Sus ve dinle...
Oku ve dinle...
Rahmetenli'l-âlemin ve Rahmetin tâ kendisi olan Muhammed (aleyhi's-selâm)'ı duy ve uy...
Rahmet; özündeki Muhammedî nûra ulaşımıyın, hak olma rızasıdır. Bu hâlin görülüp bizzât yaşanmasıdır.

Böylesi bir dinginlik ve teyakkuz içinde, Bilelik rızasının Sahibi Rabbü'l-âlemin olan El HAKK (celle celâluhu)'nun azamet, kudret, izzet, celâl ve kemâl gibi sıfatlarını anmaya, anlamaya ve yaşamaya azmedebiliriz.

Kul; kulluğun (Ubudiyyetin) acziyet, fakriyet, zillet ve illetini müşâhede edip; Rubûbiyyetin, mâlikiyet, azamet, izzet ve kudretini zikir ve tazarru (yalvarı) ile keşfederse irfâna ulaşıp kemâlât bulur.
Ubidiyyet, sıdk ve sabır ister.

Rübûbiyyete yönelim ise haşyet ve tazarru iledir.
Neticesi belirsiz bir kulluk imtihanında emânete (tek olan Ahdullaha) sadakat ve ni'mete (sonsuz sayıda) adâlet için; zikir, fikir, ve RABB'ından razı (olup şükür ya da sabırda) olabilmek elbette korku, haşyet ve hayret duymamıza sebeb olacaktır.

RABB'ımızdan gelen ni'metler için nefsimizin; hoşuna giderse şükûr, gitmezse sabır etmesi ve olanı hükm-ü HAKK bilmesi ve RABB'ından razı olması demektir ki râziyyeten mertebesidir.
Sonra merziyyeten RABB'ımızın razı oluşu...

Gaflet ise: Boş bulunmak, dalgınlık, dikkatsizlik, ihtiyatsızlık, ihmâlkarlık ve endişesizliktir.

Resim--- "Gerçekten Benim Ben, ALLAH; Benden başka ilâh yoktur. Onun için Bana ibâdet et ve Beni anmak için hakkıyla namaz kıl!" (Taha 20/14)

İyice düşünürsek görürüz ki; ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL önce Ulûhiyyet Tevhidini şeksiz şüphesiz ilân edip :
"Ben var ya Ben, Ben ALLAH'ım. Benden başka ilâh yoktur..." buyuruyor ve
"Fâ'budunii: Derhâl, hemen Bana ibâdet et!." diye emrediyor.
Li'z zikrii: Zikrim için.
Ekimi's-salât: Namazını ikame et.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in kıldığı ve öğrettiği ta'dîl-i erkânı dosdoğru ve i'tidâl üzere olan esaslar içinde meydana koy!
Rükünleri yerine gitermede âdil ol!..
Baştan savma değil de, can-û-gönülden kıvâmında kıl!..
Bunu ise ALLAH (celle celâluhu) yu zikretmek için yap!..

Zikir: Unuttuysan hatırlamak ve hatırladığını unutmamaya ciddî ve sâmimi olarak azmedip çaba sarfetmektir.
Her zaman her yer ve her hâlde hatırda tutup Hazır ve Nazır olanı anmaktır...
Bütün bunların temelinde ise Muhammedî oluş şuûruna ulaşmak ve özündeki nûr-u Muhammed pirizinden tevhid fişi ile Nûrullahı almak yatmaktadır.
İşte o zaman hayal peşinde koşan akıl, nakl ile gerçekten buluşur da ilâhî aşka dönüşerek hakikate ulaşır...
Tıpkı parmak izi gibi kendine ait hakikate...
İlim, İrade, İdrâk ve İştirak...
Bu âyeti celile Enâ Tevhidi ile başlayıp mü'minin mi'râcı olan namazla bitiyor.
Ne güzel başlangıç ve ne güzel sonuç...
Arasında râziyyeten-merziyyeten kul...
Hep söylüyorum ya; Kur'ân, ilâhî bir dosddur ve muallimdir.
Ve nice âyet-i celîlelerde namazı ikamede huşû' ve huzû'nun önemi belirtilir.
Huşû' ve huzû'yu namazın vâciblerinden sayanlar olmuştur...

Resim--- "O kimseler namazı (hakkıyla) kılarlar, zekâtı verirler; onlar âhirete de kesin olarak imân ederler." (Lokman 31/4)

Namazın hakkını tam vererek kılanlar...
Gönüllerdeki cimlirik pisliğini temizlemek için zekâtı verirler...
Mal ve paranın pâklığı, helâllığı, hayrının bereketi için; verenin rızasına, halkının hakkı olanı vermek...
Sıla ve ulaşım için nefsin hevâ, heves ve egoizmini temizleyip düzeltmek...
Bütün bunları, âhirete kavuşmaya hesaba çekilmeye ve RABB'ımızın huzuruna çıkmaya yakînen inanıp kani' ve mutmaîn olduğu için canla başla yapmak...
Lebbeyke! Emret! Ve sadeyke! Memnuniyyetle saâdetle ve derhâl...

Resim--- "(Ancak) Sadece namaz kılanlar bunun dışındadır (öyle değildir). Onlar ki namazlarına devâm ederler. (ihmal göstermezler)." (Meâric 70/22-23)

Namazda dâim ve kaim oluş...
Zikr-i dâim duruş...
Kul iken sultân oluş...

Resim--- "Doğrusu felâh bulmuş (iflâh olmuş) tur temizlenen. Rabbinin adını anıp namaz kılan..." (A'lâ 87/14,15)

Namazı dosdoğru hakkıyla kılmakla ilgili pekçok âyet-i celile vardır: Nisa 4/101-102 âyet-i celilelerinde seferde namazı kısaltmak ve kılınış şekli anlatılmaktadır.

Resim--- "İmân eden kullarıma söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alış-veriş, ne de dosdluk bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (ALLAH için) gizli-açık harcasınlar (infâk etsinler.)" (İbrâhim 14/31)

Resim--- "Onlar öyle kimseler ki ALLAH anıldığı zaman kalbleri titrer (oynar); ve kendilerine rızık olarak verdiğmiz şeylerden ALLAH için infâk ederler. (harcarlar, dağıtırlar)" (Hac 22/35)

Resim--- "Onlar ne ticâret ne de alış-verişin kendilerini ALLAH'ı anmaktan, namazı (hakkıyla) kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlar (erler)dir. Onlar kalblerin ve gözlerin allak-bullak olduğu (kıvranacağı) günden korkarlar." (Nûr 24/37)

Kalblerin çarptığı ve gözlerin belerdiği günden korkanlar ki; her zaman, her yer ve herhâlde sistemin Sahibi SUBHAN ALLAH Teâlâ'yı hazır-nazır biliyor, şah damarından yakın olduğuna ve kendisini ihata ettiğine (hava gibi yuttuğuna) inanıyor ve hep huzurunda kulluk yapıyorlar...

Resim--- "Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi (sınıf sınıf, kanat çırpan) kuşların ALLAH'ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi salâtını (dua-ulaşım) ve tesbihini bilmiştir. ALLAH onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir." (Nûr 24/41)

Açıkça anlatılıyor ki sistemde her zerre ve hücre kendince tesbih ve salâtıyla meşgul...
Böcek böcekçe, çiçek çiçekçe, taş taşça, melek melekçe...
İnsan sûretinde yaratılıp aklı olanlar ise imkânları kadarlarıyla ve kaderleriyle imtihan olmaktalar tesbihten ve salâttan...

Resim--- "(Resûlüm!) Sana vahyedilen kitabı güzel güzel oku ve namazı (dosdoğru) kıl! Şüphesiz ki namaz edebsizlikten (hayâsızlıktan) ve uygunsuzluktan (kötülükten) alıkoyar. Muhakkak ALLAH'ı anmak (zikr) en büyük iştir (ibâdettir) ve ALLAH, her ne işlerseniz bilir." (Ankebût 29/45)

İkamenin aslı kıvâmdandır.
Ahsen-i takvim: En güzel, en doğru, en iyi ve en faydalı kıvâmdır.
Kıvâm: Akışkanlık ve vuslatın ulaşım usûlü, tavrı, tarzı ve stilidir.
Müstakîm: İstenilen kıvâm, yakınlık ve imkânda olandır.
Kıvâmın kılavuzlayanı, yol göstereni ise hidâyet rehberimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'dir.
Rahmânîyyeti ile fâni varlığı (testi, beden),
Rahîmîyyeti ile bâki hayattiyyeti (su, ilahî nefha) bahşeden EL HASBÎ (celle celâluhu) EL HAKK, EL HAYYÜ'l-KAYYUM ALLAH Tealâ "Hayy"ın kaynağı ve aslıdır.
Vahy de ise bu hakikat hayyın vücûd buluşu ve ortaya (âleme) geliş ve getirilişi sırrı saklıdır.
Sana vahyedilen kitabdan tilâvet et...
Zâhirde güzel ses ve bâtında ulvî usûlle oku!..
En güzel kıvâmda sıla et!
Sıla, vasl dandır.
Vasl ise Sall kökündendir.
Sıla, aslına rücûdur.
Memleketine, akrabalarına ve en yakınlarına kavuşmadır.
Aradığını buluş, bulduğunu aramayış...

Sıla-yı Rahm :

Zâhirde aynı ana karnında yatanların kavuşumudur. Rahmet bağıdır.Göbek bağıdır.
Bâtında ise âlemler için rahmetin tâ kendisi, anası ve Nebîyyü'l-Ümmî ve Rahmetenlilâlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kavuşmadır.
Sıla-yı Rahm yoluna düşmek en azından ezelî Muhammedî oluş şuûruna varış ve gereği için kalbî niyet ve uzvî azmetmektir.
Bu ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den razı olup O'nu duymak, uymak, Teslim olup İmân etmek ve Tâbi' olup İtâat etmektir.
Bu bir baht, bahşiş, hediye ve bir hibedir...
Bir tek senin bu noktaya gelebilmen için ALLAH Tealâ, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), tüm insanlar ve kâinât sonsuz yön ve yollardan hizmetindedir.
Çünkü sen aslında Halifetullahsın.
Mükerremsin, mübâreksin ve muhteşemsin...
Çünkü sen Elest Bezmi'nden de önce muhabbet habbesi tohumunda;
HABÎBÎ, AHMEDÎ, HAMÎDÎ ve MUHAMMEDÎ idin...
Özün; imkânla imtihan âlemine can bulup, cisim cesedini giydi ve çıktı meydana...
İnsan sûretindesin ve aklın mevcûd.
Bakalım aklını kullanıp âşık mı olacaksın?
Yoksa akıl ni'metine nankörlük edip ahmak mı kalacaksın?
Unutma ki; akıl ancak mümkini (gözle görülüp elle tutulacak kadar maddî ve somutu) bilir.
Nakl ise tahakkuku (hakikat olup meydanda olanı, gerçekliği anlaşılan Hakku'l-HAKK'ı) bilir...

İslâhın ve iflâhın ise ancak ve ancak akl ve naklin tevhidi iledir. "Lâ ilâhe"den ileriye gidemeyecek olan aklının imdâdına Muhammedî nakl (nasslar) yetişince "İllâ ALLAH"a kavuşursun!
Hiç bağlanmamış veya kesilmiş cereyanı (elektriği) bağlanıveren eve döner beden evin, can evin ve din evin...
Tüm âletler ve edavâtlar bir anda çalışmaya başlar...
Maddî - manevî her eleman (organ - birim) uyanır, dirilir ve sadece kendi işini hakkıyla yapar...
Göz; en güzel, en doğru, en iyi, en faydalı ve hakk olan görüşü yapar ve asla duymaya çalışmaz...
Etrafına bak!..
Sistemin esas yasası budur göreceksin...
Köpek, sadece ve en mükemmel olan köpekliği yapar ve asla koyunluğa kalkışmaz...
Koyun da koyunluk yapar ve köpekliğe kalkışmaz...
İnsan ise;
Aklından dolayı, İblisin altındaki Esfelinden,
İlliyyin olan RABB'ımızın hilâfet makamına kadar uzayan geniş bir yelpâzenin içinde kendisine yer aramakta ve imtihan olmaktadır.
Dünya denilen zehirini ve zemzemini ancak ayıkların ve,
İlim - irade - idrak - iştirak olan Muhammedî edebe sahib olanların anlayıp, ayırıp, korunabildiği veya faydalanabildiği bir yere geldik.
Çırıl çıplak girdiğimiz çile çölünde can, cevr-i cihan ve çark-ı çile ile boğuşurken son nefesi verip ya da alıp yine çırıl çıplak çıkacaktır.

Es Suâ: Cehennem ise, El Hûsnâ da cennettir.
Ümit var ol üzülme!..
El İblâs: Şaşkınlık içinde ümit kesmedir.
El İblis: İse Ümitsizliğin tâ kendisidir...
Biz Muhammedîyiz hamdolsun...
Muhammed (aleyhi's-selâm) ise rahmetin tâ kendisi, ümidin anası, hidâyetin rehberi, rızanın ravzası ve gözlerimizin ve gönlümüzün nûrudur...

Kıvâmı anlamaya ve anlatmaya Muhammedî merkezden seyre azmedip, ALLAH Tealâ'mıza tevekkül ediyoruz Mâşâallah...
"Sana vahyedilen kitabdan oku ve namazı ikame et!.."
Besmelenin İLELİK ve BİLELİK şerefiyle başla!..
Merhamiyyetin (Rahmânîyyet- Rahîmmiyyet) sahibi olan ALLAH (celle celâluhu) "ile-bile" başla!..
"ALLAHÜ EKBER..." de!..
ALLAH (celle celâluhu) ile inkârı reddet!..
EKBER ile şirki reddet, peşin peşin!..
Unutma ki inkâr; hakkı ve hayrı tanımama.
Münker: İnkâr edilmiş olan...
Bunların aslı-astarı "Nekr" dir ki NÛR'un zıddıdır.
Nekre, cehâlet çukurundaki belirsizlik zulmet ve Muradullahı bilemeyiş, anlayamayış, okuyamayıştır.
Nekr de Nûr gibi içte - enfüste-merkezde bir olgudur...

"Şüphesiz olan şey şudur ki; Muhammedî kıvâmda kılınan namaz fahşâ'dan ve münkerden nehyeder..."
Bakınız Rabbü'l-âlemin (celle celâluhu) dosdoğru kılınan namazın, bâtınımızdaki özümüzdeki nekr nifâkını nehyedeceğini, zâhirimizde yaptığımız ve yaşadığımız sonuç itibâriyle HAKK'tan gayrisine yapılan ve şirk (gizli veya açık) olan veya büyüyünce şirk olacak olan fısk-ü-fücûr ve fahşâ'yı nasıl nehyedip (yasaklayıp) alıkoyacağını açıkça açıklıyor...

Uyan!..
Uyan ki insanı hayatta kötülüklerden namaz alıkoyar...
Gerçi, eğer: "uyku ve ölüm de alıkoyar..." dersen "onlar Muhammedî Metodda yoktur..." deriz...
Biz hamdolsun Muhammedîyiz ve diriyiz...
Âşıkız ve ayıkız...
Öğünmek yok hâşâ!..
Biz ne alıcı ne satıcıyız...
Biz Sahibimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Sahibi (celle celâluhu) 'nun kullarıyız...
Âciziz, Fakiriz, Zeliliz ve Âlîliz ancak Muhammedîyiz...
Aklen, zikren, fikren, fıtraten ve rızaen Muhammedîyiz...

Dini ALLAH Tealâ'ya tahsis (mahsus kılış) ve takvâ Muhammedî yoldur.
Onun için Muhammedî şuûra eren, nefsinin emîri olup ashab-ı yemindir.
Fuhş ve münker ise, İblisî bir yoldur.
Onun için uyur, uyurgezer ve gaflet sarhoşları, nefsinin hevâ ve hevesinin kölesi olup ashab-ı şimâldir.
Fahşâ: Haddi- hududu tanımama azgınlığı...
RABB'ısına haşyet duymamasının doğurduğu, Muhammedî edebden yoksunluktur.
Akl ve naklin reddettiği, razı olunmayıp i'tiraz edilen mâsivâ ile aşırı meşguliyet...
Söz, su gibi aşağı olan her yere akıveriyor...
Kusur görme!..

Azîzim! İşte böylesi veya daha mükemmelî bir namaz; mâsivâya (ALLAH celle celâluhu'dan gayrisi) meyili yasaklar da sadece ve sadece Rabbü'l-âlemin'e kulluk yaptırır.
Zikir: İlahî rıza kârına, ikrâmına, lüfüna ve ihsânına sahib oluştur. Kelimelerin zâhiri haktır ve zikir; anmaktır, hatırlamaktır ve unutmamaktır.
Ancak zikrin;.bâtını, içi, mânâsı, sırrı ve ruhu da haktır.
Muhakkak ki zikrin en ekberi ALLAH Tealâ'mızı zikretmektir...
Yaratılışın özündeki rızayı anlayış ve iştiraktir.
Bu hususta ve her husustaki sanatımızı, ustalığımızı, hünerimizi, mârifetimizi ve yaptıklarımızı bizi var eden hazır ve nazır olan Ulûhiyyet Sahibi Halikımız (celle celâluhu) bilip durmaktadır... Hûlasa-i kelâm ve's-selâm...

Resim--- "Hepiniz O'na yönelerek (başkasından vaz geçerek ve O'na gönül vererek) O'na karşı gelmekten sakının. (O'na sığınıp korunun), Namazı (dosdoğru ve devâmlı) kılın; (sakın) müşriklerden olmayın!" (Rum 30/31)

Münîb: Aslı "nevb" olup bilelik nûruna ulaşan inâbe eden, âsîliği, azgınlığı (ifrat-tefrit) bırakıp i'tidâl (kesin adâlet) üzere ALLAH Tealâ'ya yönelen, faydalı yağmur ve verimli bahar gibi Muhammedî oluş şuûruna ulaşan âşık...

Takvâ : ALLAH Tealâ'nın korumasına sığınarak korunma. İsmetullah ve Avnullaha gark oluş...
En keremlimizin, en takvâ sahibi olanımız olduğu bildirilmiştir.
Namazdan önce; takvâ elbisesi ile sûretini setret ve sîretini sırr et!..
Ki; namazı dosdoğru ve hakkıyla ALLAH Tealâ için kılıp araya başka ortak koyup şirket kurmaya kalkışmayasın...
Çünkü bilirsin ki kimin adına emek verip çalıştıysan, işin onunla ve ücretin ve bahşişin de ondandır...

Resim--- "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır (vazgeçirmeye çalış), başına gelenlere (sana isabet edenlere) sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer (azmi gerektiren) işlerdendir." (Lokman 31/17)

Lokman (aleyhi's-selâm) oğluna vasiyet ediyor...
Ey Benliğimin âhiri, devâmı...
Namazı dosdoğru kıl!..
Ma'rûf (irfândan): Her yer, her zaman ve her hâlde, herşey ve herkes için hak ve hayr olduğu aklen ve naklen bilinen,
Tanınmış, meşhur, ünlü ve belli olup Muradullah'ın tahakkuku için Rabbü'l-âlemin'in kullarına;
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Diliyle, Fiiliyle, Ahlâkıyla ve Hâliyle bildirdiği tatbik ettirdiği Emrullahtan ibâret olan Şerîat-ı Garra (parlak ve şatafatlı şerîat)...
Şerîat-ı Muhammedîyye içinde,
Tarikat-ı Muhammedîyye içinde,
Mârifet-i Muhammedîyye içinde,
Hakikat-i Muhammedîyye ve için içinde,
Hakikatü'l-HAKK!..

Ma'rûfun târifi (anlatımı) ne ise bunun zıddı tersi ve olumsuzu da münkerdir.
Gerisini var anla!..
Bu bir anlayış, duyuş ve uyuştur.

Sevgili Âşıkâ annem Râbia'tü'l-Adeviyye (Kaddasallahu Sırrıha): "Ne zaman ezân sesi duysam, kıyâmetin dellâlını hatırlarım!.." buyuruyor...
Oysa milyarlarca insan, günde beş kez yer gök inliyor da hiç de ezân sesi duymuyorlar ve uymuyorlar...
Kınıyorum sanma!..
Yanıyorum...
Uyku ve sarhoşluk zâlimdir...
Yutan ve bırakmayan zifiri karanlık, gönül körlüğü ve ha bire can çekişmedir...

Münkeri ve inkârı basite alma!..
Günahlar, kalbî bir hastalık; inkâr ise kalbin ölümüdür...
"Ölü iken ölmek" ise; gerçekten, o kimse için ağlanmaya değer...
Yavaş yavaş ve aşk ile oku âyet-i celileyi lâf ebeliğine dadanma!..
Gerisini, şu anı ve ilerisini düşün!..

Bu âyeti celilede 4 husus var:
Namazını Muhammedî Metod, Mezheb, Meşreb ve Kıvâmda O'nun gibi kıl ki kendi içini (sîret) münkerden, dışını (sûret) fahşâ'dan tertemiz edip pâklasın...
Münkerden, mârufa; cehâletten, kemâlâta; akldan, nakle; sözden, öze;
"Ben" den, "BİZ"e ve rann (benlik pası) dan, rüşde (rıza uyanışı) geçtin ya,
Artık Muhammedî bir hasbî hizmetçi ve HAKK (celle celâluhu)'nun halkına hademe olarak:
Muhabbet ve Merhametle hakikate hasbî hizmet eyle!..
Ma'rûfu emret!..
Hasbî hizmet et!..
Münkeri, nehyet, yasakla!..
Benlik kölelerini kurtar!..
Hasbî hizmet et!..

Sana bahşedilen imkânlarla imtihan olurken başına gelecek çilelere, sana isabet edecek fitne ve belâlara sabret!..
Gerçekten bunlar basit ve kolay işler olmayıp ciddî ve samîmî olarak azmedilmeye değer önemde işlerdir...
Emr, umr, ömür, Emrullah...

Azm: Kasıd, niyyet, öz kararıdır.
Cezm ise kesin karar ve niyettir.
Azm-ü-cezmü kasdettim!..
Tüm âlemleri kapsayan, mâsivâyı yutan ve akl aynasına yansıyan Aşkullah'ın Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de zuhûru: Zâhirde ve evvelde EMRULLAH,
Bâtında ve âhirde MURADULLAH tır...
Her emrin özünde, murad (gaye) vardır.
EMRULLAHI ve MURADULLAHı Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerîfleri ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatmış ve yaşamıştır.
Emrullah'ın kadr-ü-kıymetini bilenler,
Şerîat-ı Muhammedîyye ve Tarikat-ı Muhammedîyye sadıkları; Muradullah'ın hazzına erenler ise,
Mârifet-i Muhammedîyye ve Hakikat-i Muhammedîyye âdilleridir. Bizler ise; sıradan, mütevâzi ve halk içinde HAKK (celle celâluhu) için yaşayan ve ona doğru sular gibi akan âşık Muhammedîleriz...
Ne mi yapmalıyız?
Yedi letâifindeki on dört kulağını aç da Kelâmullahı dinle:

Resim--- "(Yâ Muhammed!)... Sonra bir kere karar verdin mi (azmettin mi) artık ALLAH'a dayanıp güven, çünkü ALLAH, kendisine dayanıp güvenenleri (mütevekkilleri) sever..." (Âl-i İmrân 3/159)

İnsan aklı, nefsi, vicdânı ve ne dersen de, neyi varsa o: Emrullah'ı duyar...
İnsanoğlu yaşamak tercihini yapar:

1- Ya i'tidâl üzere: ve tek sırat-ı müstakîm yolu olan hak ve hayrı tercih edip Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup, imân edip, tâbi' olup ve itâat edip Rabbü'l-âlemin'e istikamete azmeder ve gerisini de ALLAH (celle celâluhu)'ya bırakıp tevekkül edip vekil kılar...

2- Veya ifrat ya da tefrit üzere : ve sayısız olan bâtıl ve şerr yollarında İblisin önderliğinde şeytâna uşaklık etmeye azm eder... Ve sonuçta mahvolur.

Aklın tercihi ve azm öylesine bir noktadır ki; tıpkı bir açının köşesi gibi...
Yanlış (bâtıl) tercih ve şerre yöneliş gittikçe, diğer yol olan hakkı tercih ve hayra yönelişten uzaklaşır ve geri dönmedikçe asla birleşemez.
Biz tercih ve azmden sorumluyuz.
Nefs tercih edecek, ruh azmedecek ve tevhid ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e (Nûr-u Muhammed) teslim olup Rabbü'l-âlemin'e istikamet gemisine (Kalb-i Muhammed) binecekler ve keyflerine bakacaklar...
Bu kadar kolay hamdolsun...

Resim--- "(Şüphesiz ki) ALLAH'ın kitabını okuyanlar (ardınca gidenler), namazı (dosdoğru) kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (ALLAH için) gizli (sırrân) ve açık (âlenen) infâk edenler (sarf edip verenler), asla zarara uğramayacak (hiç batma, iflâs ihtimali olmayan) bir ticâret umarlar (umabilirler.)" (Fâtır 35/29)

Resim--- "Çünkü ALLAH onların mükâfâtlarını eksiksiz öder. Onlara fazl-ü kereminden fazlasını da verir. Şüphesiz O, Gafûr ve Şekûrdur." (Fâtır 35/30)

Önce Zikrullah, sonra namaz ki kulluğun özü...
Sonra zâhir-bâtın infâk...
Muhabbet, hizmet, şefkat ve merhamet...
Mahlûkata merhamet, El Halik (celle celâluhu)'ya tâ'zimdir. Ululamadır.
Riyâsız ve rıza ile veriş...
Âşikârı, zekât...
Sırrî olanı, sadaka...
Âfâkı tezkiye...
Enfüsî sadakat...
Böylesi kimseler ki (Muhammedî şuûra ermiş) tevhid ticâreti olan imkânla imtihanda asla kesada uğramayacak, hüsrâna düşmeyecek, sermayeyi kaybetmeyecek ve çokça kâr edecek bir ticâret umabilirler.
Emrullah'ı duydular ve uydular ki Muradullah mükâfâtı hakları oldu ve helâl oldu...

Resim--- "Hiçbir günâhkâr başkasının günâhını yüklenemez. Yükü (günâhı) ağır gelen kimse onu taşımak için (başkasını) çağırsa, bu çağırdığı (kimse) akrabası da olsa, onun yükünden bir şey yüklenemez. Sen ancak, görmeden Rabblerinden korkanları (haşyet duyanları) ve namazı dosdoğru kılanları uyaracaksın (sakındırabilirsin). Kim temizlenirse o, sırf kendi faydasına (menfâatına) temizlenmiş olur. Nihayet varış (dönüş) ALLAH'adır." (Furkân 35/18)

Tıpkı bu âlem gibi...
Senin yerine bir lokmayı en yakının dahi yiyemeyip, artığını atamadığı gibi...
Dünyadaki kisb (kazanma) de şahsî, âhiretteki sorumlulukta şahsî...
Her can kendi kaderi, isti'dâd, kabiliyyet ve aklı kadarıyla imtihan oluyor.
Olumlu- olumsuz bir şeyleri yüklenip sistemin Sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ'nın huzuruna çıkıyor.
Yine tek başına...
Tek olmayan ne var ki? Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize uyaracağı kimseler bildirilirken:
Olduğu hâlde, basar (kafa gözü) ile görülmeyen, basîretle (kalb gözü) varlığı bilinen gaybî RABB (celle celâluhu)'larına karşı haşyet (sevgi, saygı, korku, ürperti, heyecan) duyup, kalbleri tevhidî ta'zimle dolup taşanlar.
Ve namazı böylesi bir huşû' ve huzû' ile dosdoğru kılıp ibâdet edenleri; uyarıp sakındıracaksın!
İşte onlar duyacak ve uyacak olanlardır.
Kim tercihini haktan ve hayrdan yana yapıp nefsinin İblise meyleden hevâ-heves, şeytânî şehvet ve kötü huylarından temizlenirse kendi dini, dünyası ve âhireti için faydalı bir temizlik içinde olur.
Bu islâh oluştur ve iflâh oluşun şartıdır.
Zâten herkes ve herşey istese de istemese de nefes nefes, adım adım ALLAH Tealâ'ya varmakta ve dönmektedir.
Bu âleme getiren, o âleme götürecek olan olup hesabımızı görecektir...
Herşeyimiz, kavuşma gününde, beka yurdunda Ve HAKK (celle celâluhu)'nun huzurunda ortaya dökülecektir.
Yarın, yakındır...
Önemli olan farkına varmaktır.

Resim--- "Yine onlar RABBlerinin dâvetine icâbet ederler ve namazı dosdoğru kılarlar. Onların işleri (kendi) aralarında danışma (şûrâ) iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infâk edip harcarlar." (Şûrâ 42/38)
Şûrâ: danışma meclisi olup,
Şûr: çıkarmaktır.
Herkes bildiğini çıkarıp şûrâda ortaya koyar ki bir orta yol bulunsun.

Rabblerine icâbet edenler, temizlenip namazı hakkıyla kılanlar ALLAH Tealâ'ya tâbi' olanlar Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rıza ravzasında Muhammedî oluş şûurunda buluşur, şerîat şûrâsında tanışır, danışır, duyar ve uyarlar...
Her birisi birer "BEN" iken ilâhî tevhid tesbihine dizilirler Muhammedî neş'e içinde "BİZ" zevkine erip İmam-ı Mutlak olan muhabbet ve merhamet imâmiyesine uyarlar...
Sayısız tesbih, tek imâmiye ve tek olan sırat-ı müstakîm ipi...

Resim--- "Ey imân edenler, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen ALLAH'ın zikrine koşun ve alım-satımı bırakın; eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.Namaz kılındıktan sonra da yeryüzüne dağılın, ALLAH'ın bol ni'metinden (fazlından, lûtfundan) nâsib arayın (isteyin) ve ALLAH'ı çok zikredin ki kurtuluş bulabilesiniz." (Cuma 62/9-10)

Nidâ: sesin yükselip ortaya çıkması... Sıla çağrısı, canların cem'i için...
Sa'y: koşmaktan yavaş olan, sûratli yürümektir. Dünya ticâretine ara verip ukbâ ticâretine sa'y...
Bu ise Hakka inananlar için en hayırlısıdır.
Bunu ise ancak aklını hak ve hayrda kullanmasını bilen ve tercih edenler anlar, yapar ve yaşarlar.
Cumada câmi' cem'inden sonra cihana saçılıp maddî rızık peşinde koşarken de ALLAH Tealâ'yı çokça zikredin...
Hatırlayın unutmayın...
Umulur ki (böyle yaparsanız) iflâh olursunuz...
Dinde, dünyada ve âhirette saîd olup, şakî olmazsınız...

Namazla ilgili âyet-i celileler için bir daha başa dönelim:

Resim--- "Ey imân edenler! Sabır ve namaz ile ALLAH'tan yardım isteyin. Çünkü ALLAH muhakkak sabredenlerle beraberdir." (Bakara 2/153)
Sabır: yapılması veya bırakılması nefse ağır gelen şeye göğüs germektir.

Resim--- "Şeytân, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi ALLAH'ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Artık vazgeçiyorsunuz değil mi?" (Maide 5/91)
Şeytânın işleri, elbette nefsin hevâ ve hevesine hizmet iken, ruhun rızasına azabdır.
İki şeylik olan şeytânın şaşkınlık (tefrit) ve taşkınlık (ifrat) larından ancak ve ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in i'tidâl (orta yol) yaşayışına kavuşmak kurtarabilecektir.
Emrullah budur... Muradullah ise kulunun kemâlidir.

Resim--- "Onların Kâbe'nin huzurundaki namazları ise ıslık çalıp el çırpmaktan başka bir şey değildir... O hâlde küfr-ü-küfrânınızdan (inkâr ve nankörlüğünüzden) dolayı şimdi tadın azabı..." (Enfâl 8/35)
Mükâ': ıslık, ıslık çalmak.
Mekkâ: çoban aldatan kuşu...
Sadede: şamata etmek.
Sadâ: akseden ses...
Tasdiye: el çırpmak, alkıştır...

Resim--- "De ki: Şüphesiz benim namazım nüsûkûm (ALLAH'a yolunca ibâdetim, kurbanım) hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin RABi ALLAH'a aittir." (En'âm 6/162)
Nüsûk: kurban, kurbanın kanı, halis dökme gümüş (saf) ve ALLAH Tealâ'ya yaklaşıma vesile olan herşeydir.
Nâsik: dökülen gümüşün kalıbı. Kendindeki yasaklanmış ve yabancı kirden arınan ve RABB'ısına ibâdet eden kimsedir.
Saf gümüş gibi pırıl pırıl insan...

Resim--- "De ki: RABB'im adâleti emretti. Her mescidde (secde ettiğnizde) yüzlerinizi doğru tutun (O'na çevirin) ve O'na dininizde sâmimi olarak (dini yalnız O'na has kılarak) ibâdet edin (yalvarın). Sizi ilkin O yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz..." (A'raf 7/29)
Ekimu vücûhükûm: Vechlerinizi doğrultun kemâl kıblesine yöneltin özlerinizi, zâtlarınızı, yüzlerinizi...
Kıbleye yönelin yüzünüz ve özünüzle...
Kaimen bi'l-kıst: adâleti ayakta tutarak (Âl-i İmrân 3/18 bkz.).
Kıst: adâlet, tevhid, i'tidâl...

Hayatın tümünde yüzle beraber öz de dahil (vech) Rabbü'l-âlemin'e yönelik, ömür boyu ihlâsla, halis, muhlis ve sırf SUBHAN ALLAH'a tahsis ederek kulluk (ibâdet) etmek...
İlk yaratılış ve ilk söz olan (Ahdullahı) Rübûbiyyet tevhidini hatırlatış...
Ve son nefeste sorumlu olduğumuz şehâdeti, ulûhiyyet tevhidini soruş...
Uyan!.. Duy!.. Ve Uy!
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e buyuruş...
Ne güzel Kur'ân-ı Kerîm ve Kelâmullah...

Resim--- "Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden (ALLAH için) harcayan kimselerdir" (Enfal 8/3)

Muhammedî oluş şuûruna kavuşanların kalbini nûr-u Muhammed zâr gibi ince ve hassas kılar. HAKK'ı duyar...
Beden ve nefs ona uyar tüm letâifler kıbleye yönelip sıla ederler.

RABB'ıni görürcesine candan samîmî ve ciddî bir kıvâmda namazı dosdoğru kılar ve zamanı O'na tahsis edip harcarlar.
Âfâkî ni'metlerden nâsibi ve kısmeti olanlar ise, her canla paylaşırlar...
Böylece HAKK (celle celâluhu)'nun kudretinin kemâli, kulunda hikmet eserleri olarak yansır...

Resim--- "İşte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için RABBleri katında nice dereceler, bağışlanma ve bitmez tükenmez bir rızık vardır." (Enfâl 8/4)

Hikmet dereceleri...
Rızkun kerîm...
Kerîm olan; ihtiyaç duyulan, güzel, iyi, faydalı ve hayr olup övülen şerefli ve kıymetli olandır.

Resim--- "Dediler ki: Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları) yahut mallarımız hususunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa sen yumuşak huylu (halim) ve çok akıllı (Râşid)sin!" (Hûd 11/87)

Resim--- "Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Mü'minleri müjdele diye vahyettik." (Yûnus 10/87)

Resim--- "Yine onlar ki RABBlerinin vechini (rızasını) isteyerek sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak (ALLAH yolunda) harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var ya, dünya yurdunun (güzel) sonu (âkibeti) sadece onlarındır. (Ra’d 13/22)

Resim--- "(O yurt) Adn Cennetleridir. Oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla girecekler, melekler de her kapıdan yanlarına girerek diyecekler (ki):"Selâm sizlere, sabrettiğiniz için... Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir..." (Ra'd 13/22-24)

Vech: yüz, bir şeyin nefsi ve zâtı...
Bu kelime de satır işi değil sadr işidir.
Şu var ki böylesi Muhammedî âşıklar, hable'l-verid sırrına sahib, HAKK'ı her zaman, her zemin ve her hâlde hazır ve nazır bilirler...

Resim--- "Ey RABB'ımiz! Ey Sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını Senin Beyt-i Harem'inin yanında ziraat yapılmayan (kıraç, ekin bitmez) bir vâdiye yerleştirdim. Artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici (akıcı) kıl ve onları, bazı ürünlerden rızıklandır! Umulur ki (bu ni'metlere) şükrederler!" (İbrâhim 14/37)

Resim--- "RABB'im, beni namazı devâmlı ve dosdoğru kılanlardan eyle; zürriyetimden de; Ey RABbimiz duamı kabul buyur!" (İbrâhim 14/40)

İbrâhim (aleyhi's-selâm) atamız, İbrâhim 14/37-41 âyetleri arasında dilekleri için dua ediyor ki:

Emniyetli kıl (güvenlik dileği)
Muvahhid olma (tevhid dileği)
Mekkenin bereketi (rızık dileği)
Neslinin sevilmesi (muhabbet dileği)
Neslinin namaz ehli olması (ibâdet dileği)
Nesline rızık verilmesi (nimet dileği)
Tehvi ileyhim: onları sever, arzular ve koşup varırlar (varsınlar).

Resim--- "Sonra onların peşinden öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler (bıraktılar); ve şehvetlerinin (nefsî hevâ, heves ve arzu) ardına düşdüler (tâbi' oldular-uydular); bunlarda Gayya Kuyusunu boylayacaklar. (ilerde sapıklıklarının cezâsını çekecekler.)" (Meryem 19/59)

Bu âyet-i celileyi de iyice düşünüp anlamalıyız...
Zıdlar âleminde inkâr-ikrâr tevhidi ile imtihan oluyoruz...
Sâlihlerin hâlleri anlatılıp giderken birden bire âyet-i celile önümüze çıkıyor...
Bu sâlihlerin ve hidâyet ehli olanların arkasından içi bozuk ve dışı azgın bir gürûh geliyor...
İlâhî sılalarının umuda ulaşım yollarını ve kulluk şerefi olan ibâdeti kaybediyorlar...
Her tohum özünden dirilir ve özünden ölür.
Özü çürüyen bu eşkiyâlar ise hâliyle dış dünyaya (âfâka) yönelip nefsanî ve şeytânî şehvete ve her hususta ifrat ve tefrit olan istek ve arzulara tâbi' oluyorlar.
Hayvandan da aşağı olarak yiyip içip tepiniyorlar ve asla akledip düşünmüyorlar.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim ve tâbi' olup ve O'nunla ALLAH Tealâ'ya tâbi' olup istikamet bulup ibâdet etmeleri emredildiği hâlde nefislerini şeytâna teslim, tâbi' ve tapıcı kıldılar.
Her hayrın kendisi olan reşâd (manevî doğru yolu bulup o yola girme ve hakk yolunda yürüme)'ın zıddı ve her şerrin kendisi olan gayyı (aklın istikametini ve yolun doğrusunu kaybedip içine düşenin kolay kolay çıkamayacağı bir durum.) tercih edip cehennemin içinden çıkılamaz Gayya kuyusuna düştüler...
ALLAH Tealâ bizi korusun!..
Âmin!..

Bu âyet-i celileden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e hitâb eden bir âyeti celileye geçelim:

Resim--- "Âilene (ümmetine) namazı emret, kendin de ona sabırla devâm et! Biz senden bir rızık istemiyoruz. Biz rızıklandırırız; güzel sonuç (akıbet) takvânındır. (takvâ iledir.)" (Tâ hâ 20/132)
Sabr: müşâhade makamı olup çabasız seyrdir.
İstibar: mücâhade makamı olup çaba ile ulaşılır.
Bu âlemde insanın rıza rotasını bozan rızık endişesidir.
Takvâ ehli ise RABB'ısına güveni tam olup endişeyi içinden dahi geçirmeyenlerdir.
Rızık da maddî (somut) ve manevî (soyut) dir.
Rabbü'l-âlemin'e i'timad merkezdeki emânete (iç ni'mete) sadakat ve muhitteki ni'mete (dışdaki) adâlet iledir.
Bunun oluşması ise vikâye (koruma) iledir.
Kişi kendini koruyamaz ta ki ALLAH Tealâ'nın ismetine (İsmetullah ve Avnullah'a) sığınıp korunmasını dileye...
"Mâşâallah! Velâ havle velâ kuvvete illâ billahi'l-Aliyyü'l-Âzim!."
"ALLAH (celle celâluhu) ile! Âlîyyü'l-Âzim olan ALLAH (celle celâluhu) dan başka koruyacak havl (potansiyel, var ama henüz ortada olmayan güç) ve gözüken kuvvet yoktur..." diye dua ede... Takvâ böylesi sırlıdır...

Resim--- "Emânetlerine ve ahidlerine riâyet edenler. Şâhidlikleri (dürüstçe) dosdoğru yapanlar... Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler (korurlar). İşte onlar cennette ağırlanırlar..." (Meâric 70/32-35)

Emânet olan Ahdullaha riâyet...
Tevhide şehadetin kaim ve sabit olması...
İslâh ve iflâh olmak için kulluğun ana direği olan salâta sarılma...
Ve cennette ağırlanmaya hak kazanmak...

Resim--- "Namaz kılarken bir kulu (Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i) engelleyeni (men edeni) gördün mü?" (Alâk 96/9-10)

Ebu Rahîm (İbrâhim aleyhi's-selâm)'in torunu Rahmetenli'l-âlemin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i namazdan men eden Ebu Cehil için inen ibret ve dehşet levhası...

Mekkî sûrelerden olan ve her okuduğumda tüylerimi diken diken eden Maûn sûresi:

Resim--- "Dini yalanlayanı gördün mü?" (Maûn 107/1)

Şaşılacak bir şey ki ALLAH Tealâ katında İslâm olan dini, yalanlayan birileri var...
Sistemin Sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ'yı O'nun Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem)'i kitabını, emrini, nehyini ve tüm şer'î hükümleri olan dinini yalanlayanı...
Yaptıklarının yanına kâr kalacağını sanıp hesab ve cezâ (ettiğinin karşılığını görme) gününü yalanlayanı...
Evvelini, bu gününü ve âhirini düşünmeyeni...
Nûrun devâmlılığını sağlayanı inkâr edip yalanlayanı gördün mü?
Kimdir o kimse?

Resim--- "İşte o yetimi şiddetle iten-kakan..." (Maûn 107/2)

Resim--- "Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen..." (Maûn 107/3)

Din gününü yalanlayıp kâfir olmasından dolayı (bu sebeble) yetimi itip-kakmayı alışkanlık hâline getiren yetimin malına el koyan; aç, muhtaç ve hakkı iken miskini (âciz, zavallı, beceriksiz hâle gelip yoksul kalmış muhtaç olmuş) doyurmaktan hoşlanmayıp başkalarını da yoksulun doyurulmasına teşvik etmeyeni...

Resim--- "Yazıklar olsun (vay hâline!) o namaz kılanlara ki onlar namazlarından gafildirler." (Maûn 107/4-5)
Sahv: gafletten dolayı hata yapmaktır.
Özlerinde nifâk var iken şeklen namaz kılıp, namazlarından gafil, gayri ciddî ve hata dolu bir namaz kılış...
Gaflet gayyasına sıla ediş!
Acıya ahmaklık akışı...

Resim--- "Onlar riyâ yapanların tâ kendileri ve onlar mâunu da mâni' olurlar." (Maûn 107/6-7)

Onlar mürâî (riyâkar, gösterişi seven) kimselerdir.
Namazı, El HAKK (celle celâluhu) için değil de halka gösteriş ve kandırma tuzağı olarak kılarlar.

Resim--- "Şüphesiz ki münâfıklar ALLAH'a oyun etmeye kalkışıyorlar; hâlbuki ALLAH (celle celâluhu) onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. ALLAH'ı da pek az zikrederler (hatıra getirirler)" (Nisa 4/142)
Maûn: örfen mutlaka verilmesi gereken, fakir yada zengin insanların birbirlerinden istediği yardımlık şeyler.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Üç şeyin verilmemesi helâl değildir: su, ateş ve tuzun..." buyurdu.
(Ebu Dâvud, Zekât 36 (2/127) benzeri hadis)
El ma'ne: ufacık, azıcık önemsiz olan şeydir. İğne, iplik, kap kacak gibi...

Zekâta da maûn denilmesi malın kırkta biri oluşundandır.
Böylesinden bile çekinen cimri münâfıklar ağır suçlanmaktadır.
Maûn, su anlamı da taşımaktadır.
Maûn, her ne ise yapılıp yerine getirilmesi çok basit ve kolay olan tâattir.
Mânâda ise "Nûr-u Mim"'i yasaklarlar.
Kendilerinde olmayan Nûr-u Muhammedi, kendilerine tahsis edip, kendilerini halkın mübâreği ilân edip halkı keyfince kullanacağını sananlar ki hayal içinde hayal...

Salâtla ilgili son sûre olan Kevser'de ise;

Resim--- "Muhakkak Biz sana kevseri verdik." (Kevser 108/1)

Resim--- "Sende RABB'in için namaz kıl ve kurban kes!" (Kevser 108/2)

Resim--- "Doğrusu sana kin besleyendir soyu kesik olan..." (Kevser 108/3)

Kevser için:

1- En çok ve en faydalı olan hayr (hak)
2- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in nesli (aleyhi's-selâm)
3- Cennet ırmağı
4- Makam-ı Mahmud şefâat makamı diye âlimlerimizce bildirilmiştir.
Ancak; Cennette havuz,
Nûbûvvet (ebedî risâlet), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e verilen tüm ve çokça ni'metler,
Kur'ân-ı Kerîm,
İlim, hikmet ve edeb,
İslâm dini,
Âlimler-Ârifler-Âşıklar-Muhammedî Kâmiller,
Tarafları en çok olacak olan, Muhammedî oluş şuûru ve ortak Nûr-u Muhammed bağı,
Bilelik ve Bizlik menbağı diye de zevk edebiliriz…

Şimdi Kevser sûresini zevk edebiliriz:

Kevser: maddî- manevî çokluktur.
Kainatın aslı ve anası olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyan ve uyan Muhammedî Kemâlât Kuşakları...
Nûr-u Muhammed'le ulaşılan (sıla edilen) Nûrullah olan cem' cennetindeki Habibî havuz...
Âb-ı Kevser: kevser Suyu.
Şerâb-ı Kevser: kevser Şarabı...
Vesere: çok olmak. İstevsere: çok yapmak, çoğaltmak.
El vesrü: meni, döl. Kesere: bir şey çok olmak.
El kevser: çok şey, azîm hayr, birbirine sarılıp birikmiş sayısız toz zerreleri çokluğu.
Kısacası gerçek vücûd sahibinin mevcûd (var edilen) cömertliği. Varlığın özündeki Rızaullah sırrının "Kûn!" emriyle geçici, sınırlı, sorumlu, aciz, fakir, zelil, âlîl olan vücûda gelerek (mevcûdat olarak) kevne (kâinâta) çıkışı.
Bu ise, ilk halk edilen; küllî şey'in mahlûkat âleminde ilki anası ve aslı olan Nûr-u Muhammed'in "Kevser" oluş zevkidir...

Resim--- "İnnâ â'teynâke el kevser" (Kevser 108/1)

Yâ Muhammed (sav)! Muhakkak ki Biz (Bizzâtihi NÛR olan, Nûrullah'ın sahibi ve kendisi) sana Kevseri (Nûr-u Muhammed'i) Biz verdik.

Resim--- "ALLAH göklerin ve yerin nûrudur..." (Nûr 24/35)

İ'tâ': vermek, takdim etmek (ilk önce vermek)

Mevcûd varlığın zâhirî var oluş vesilesi olan Nûr-u Muhammed'i bilen, bulan ve olan mü'minler bilirler ki akıl nûruyla donatılan ve insan sûretinde yaratılan insanoğlunun bâtınî ulaşımı da Nûr-u Muhammed ile olacaktır.
İlâhî hitab doğrudan olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ise de tüm imân edenleredir.

Resim--- "Fesalli lirabbike venhar." (Kevser 108/2)
Nehara: boğazından kesmek, boğazına vurmak.
Nahara: boğazlaşmak, savaşmak, düşmanlık yapmak.
İydü'n- nahri: kurban bayramı.
En nihrirü: usta âlim ve uyanık adam.

Yâ Muhammed (sav)!
Derhâl RABB'in için RABB'ine; sıla et, salât et, ulaş, namaz kıl!
O RABB'in ki kevnî kâf bileliğine razı olandır...
Ve nahr et!
RABB'ine sıla için şart olan ve kulluk imtihanı hikmeti gereği aklı olan herkese verilen izâfî benliğin (nefs- i emmârenin bâtılı ve şerri emredici huyunun) boğazına şehâdetin bilelik bıçağını vur ve inkâr ve fahşâ' kanını fışkırt!..
Kulluk imtihanının sırat köprüsü olan "BENLİK"ini ilâhî karîblik (aslî yakınlık) için kurbân et!..
Rızânın Harâmiyyet (tecâvüz edilmesi, dokunulması yasaklanan, kudsal, mübârek) Nûru'na mazhar ol! (Sende zuhûr etsin)... Lûtfullah'a sıla olan Sall ile RABB'ini bilmenin tek ve gerçek yolu olan nefsini bilmenin islâh ve iflâh (ta'lîm ve terbiye) gereğini (kurbiyyet için kurbân) yap!..
Özündeki hakka hürmet, yüzündeki haşyet olsun!..
"Benlik" nekresi (nûra sahib çıkışlık narı) "Bizlik" nûruna dönüşsün...
Nûrun; sahibini (nûru vereni) bil, Kevser'ini (kevnî kaynağı, Nûr-u Mim'i) tanı!
RABB'in için (senden olan, seni bilen, seni bulan bilelerinle birlikte) sall et (aslına rücû' et, sılana dön)!..
Ve bunu başarabilmen için şu kâinât aleminde ve sonsuz bilinmeyenli Belâ' Bazarında sana en yakın, senden ve sen olan "Benlik" Başı'nın boğazına "Bizlik" bıçağını vur!..
Vur ki sistemin sahibinden başka "Ben" diyen ve olan kalmasın!.. Tüm Benlik Buz Dağları erisin, aksın da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de "Biz" olsun, mahvolsun ve "İlâhî Ben"de "hiç" olsun...

Şu ana kadar arz edilenler Muradullah olan kâmil kulluğun Emrullah doğrultusunda ve Sırat-ı Müstakîm üzere uygulanışıdır.
Kulların tercihini hikmet sahnesinde hakktan yana yapıp cüz'i iradesini hayrat tatbikatında kullanmalarıdır..
Bir de işin öbür yüzü var ki zıdlar aleminde inasan sûretinde doğup aklı olduğu hâlde; sistemi, sahibini,Emrullahı ve Muradullahı tanımayıp ibret sahnesinde şeytanî nefs-i emmâre krallığı (benlik köleliği) ilân edip tercihini bâtıla ve cüz'î iradesini şer tatbikatında kullananlar olmuştur, olmakta ve olacaktır.

Tevhid terazisinin inkâr kefesinde olan bu kimseler için:

Resim--- "İnne şânieke hüve'l-ebter" (Kevser 108/3)

Şene'e: birine kızmak, uzak durmak, bugz etmek, kin beslemek.
Betere: kökünden kesmek.
El ebter: soysuz, nesli güdük, arkası kesik, zürriyeti kesik, hayırsız kişi.

Yâ Muhammed (sav)!.
üphe edilmeyen şu ki kendisine Rabbülâlemin olan RABB'ısı tarafından insanlığın kulluk imtihanı için verilen nûra (emanet ve ni'metlere) şahid olan "Hizbullah"dır Kevser olan...

Rahmetnelilâlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duymayıp- uymayıp da,
Merhametsizliğin ta kendisi olan İblisi duyup uyarak Nûrullah'ı kendi benliğinin malı bilmesi hasedi, kini, garazı ve bugzu içindeki "Hizbü'ş- Şeytan"dır ebter olan...

Hakkın ve hayrın "Hizbullah" halakalarından habersiz, beterin beteri, kendi kökünü kesmiş, geçmişini ve geleceğini düşünmeyen, şu anın şaşkın ve taşkını, haksız ve hayırsızlardır silsile ve sıladan habersiz yârsiz yaratıklar ve ebter olanlar!..


HAKK DOSD...

Kolay mı derde düşmesi
Kalb ateşinde pişmesi
Gözlerim çile çeşmesi
Ağladığım Resulullah (sav)...

Resim

Cevâbı canda bilmece
Nefes nefes, hece hece
Coşuyorum gündüz gece
Çağladığım Resulullah (sav)...

Resim

Vücûdumu - şühûdumu
Sücûdumu - ühûdumu
HAKK'tan sonra umudumu
Bağladığım Resulullah (sav)

Resim

Dosd duysun diye sesimi
Nefsim için nefesimi
Aşkla kanlı kafesimi
Dağladığım Resulullah (sav)...

Resim

Kul İhvânî tüm ömrümüz
Verdim, gördüm: gördüğümüz
Yalan dünyada gönlümüz
Eğlediğim Resulullah (sav)...
En son kulihvani tarafından 22 Nis 2008, 13:38 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
Nurten
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 724
Kayıt: 25 Ağu 2007, 02:00
Konum: Gelsenkirchen Almanya
İletişim:

Mesaj gönderen Nurten »

Degerli Latif baba,
ne güzel yazmışsın
Gönlüne sağlık,
yine etrafta KARA GÜL KOKUSUMU var ne???
Namazımız Mİ'RAC olur inşâallah
Selam ve sevgilerimle
Nurten
[img]http://www.muhammedinur.com/photos/galleries/avatars/krgl.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
ozgur_11
Üye
Üye
Mesajlar: 31
Kayıt: 21 Mar 2008, 02:00

Mesaj gönderen ozgur_11 »

Allah razı olsun
Nurten in dediği gibi güller yağsın üzerinize daima..

ülkü
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

ZEVK 3151

Can Nurten-Ülkü…

Hak Erenler Aşk Bahçesi, kalmadı hiç kara gülsüz
Muhammedi Meşk Seheri, olmaz kokusuz – bülbülsüz
Devran Seyran Cevlan Hayran, harmanıdır Âşık ahın!
Zincir kıran zır deliler, üryan döner - Tevhid tülsüz…

22.04.08 23:35
Ankara
Resim
Kullanıcı avatarı
gullale
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 1295
Kayıt: 16 Oca 2008, 02:00

gülün karası, kabenin karası, kalbin karası...

Mesaj gönderen gullale »

Kulihvani abicim gönlüne aklına ellerine sağlık. Ne mücahede ile yazılmış, ne kadar içerikli, emekli bir yazı. bunları okumaya ve anlamaya çalışmak bile beni bitap etti.

"Sözünü bilen kişinin
Yüzünü ağ ede bir söz
Sözünü pişirip diyenin
İşini sağ ede bir söz

Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı
Balıla yağ ede bir söz

Kişi bile söz demini
Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağa ede bir söz"

EMREM Yunus biçare böyle demiş. Öyle yazı olmuş ki ilim irfan dolu diyeceğim edebimden dilim varmıyor, kimim ki nasıl nitelendireyim. Anlamaya fehmeylemeye idrake güzel hoş kolaylıklar kılına. Rızasına sevdasına muradına aşina eyleye...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM I


1.2 NAMAZ-ZEKÂT ÂYETLERİ

Buraya kadar incelediğimiz âyet-i celilelerde genellikle "namaz-infâk" ve Kevser sûresinde "namaz-kurban" ilişkisinin benzeri olan birlikteliği pek çok âyet-i celilede görülmektedir.
Biz âcizâne becerebildiğimiz kadarıyla namazın Kur'ânî yönünü öncelikle incelemeyi azmediyoruz.
Şimdi ise "namaz-zekât" âyet-i celilelerinin meâllerini bir araya toplayıp seyredelim ve unutmayalım ki zekât kulun kevnî sahib olduğu her şeyin temizlenmesi işlemidir.
Sözün zekatı zevk de öyledir...

Resim --- "Namazı dostoğru (tam) kılın, zekâtı (hakkıyla) verin ve rükû' edenlerle birlikte sizde rükû' edin!" (Bakara 2/43)

Resim --- "Vaktiyle biz, İsrâiloğullarından: Yalnızca ALLAH'a kulluk edeceksiniz. Ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara (miskin biçârelere) iyilik edeceksiniz diye söz almış ve "İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin" diye de (emretmiştik). Sonunda pek azınız müstesnâ olmak üzere sözünüzden döndünüz. Hâlâ da (yüz çeviriyorsunuz) dönüyorsunuz..." (Bakara 2/83)
Misâk: kesin sözdür. Yetim: rüşdüne ermeden babası ölen çocuk. Miskin: sükûn bulmuş biçâre, ağzı var dili yok ve hangi dinden olursa olsun HAKK'ın kulu...
Mugridun: karşı karşıya gelmekten çekinip başka yöne kaçmak, yüz çevirmek.

Resim --- "Namazı doğru kılın, zekâtı verin, kendiniz (nefsiniz) için her ne hayr yapıp gönderirseniz, ALLAH yanında onu bulursunuz. Şüphesiz ki ALLAH bütün yaptıklarınızı (amellerinizi) görüyor..." (Bakara 2/110)

Resim --- "İyilik (birr), yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; o kimsenin yaptığıdır ki: ALLAH'a, âhiret gününe, meleklere, kitablara, peygamberlere inanır. (ALLAH'ın rızasını gözeterek) yakınlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği malından harcar (verir), namazı kılar, zekâtı verir. Antlaşma yaptıkları (sözleştikleri) zaman sözlerini yerine getirirler. Sıkıntı, hastalık durumlarında ve savaşın kızıştığı anda sabır gösterenlerdir. İşte bunlar doğru (sadık) olanlar ve bunlardır muttakîler (ALLAH'tan korkup kötülüklerden sakınanlar.)" (Bakara 2/177)
Birr: RABB (celle celâluhu)'nun rızasıyla iki âlemde bileliktir. Birr, fücûrun zıddı olup ALLAH Tealâ'ya yaklaştıran her hayrı içine alan "Bizlik"ten bağıştır, iyilik ve güzelliktir.
Berr: sözü doğru ve hâli hârika insandır. Berrin çoğulu EBRÂR'dır. EBRÂR: özü hakk, sözü hâlihazırla Hu (celle celâluhu)... olandır. Razı olup rıza bulan ve bizlik bileliğini fiilen yaşayandır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) rızasıyla bile Ehl-i Beyt (aleyhi's-selâm)'ın Erdem erleridir...
Lübb'ül lübb'e (özün özüne) mazhar ülü'l-elbâb olan AHYÂR (en hayırlı) ve AHRÂR (mâsivâya karşı hürler) olan erlerdir. İhsânullaha ulaşım yolu birr-ü-takvâ'dan geçer...

Resim --- "İmân edip sâlih amel (iyi işler yapan) eden, namazı dostoğru kılan, zekâtı verenlerin, RABB'lerinin yanında, şüphesiz kendilerine ait mukâfâtları vardır. Onlara bir korku yoktur ve hiç üzülmeyeceklerdir." (Bakara 2/277)

Resim --- "Bakmaz mısın, o kendilerine: "Ellerinizi savaştan çekin, namazı doğru kılın ve zakâtı verin!" denilen kimselere? Şimdi üzerlerine savaş farz kılınınca bazıları insanlardan ALLAH'tan korkar gibi veya daha fazla korkmaya başladılar ve "Ey Bizim RABB'ımız, niçin bize bu savaşı farz kıldın? Ne olurdu kısa bir süre daha bize mühlet verseydin..." dediler.De ki: "Dünya metâ'ı (zevki, menfâatı) ne de olsa azdır (önemsizdir); âhiret ise ALLAH'tan korkanlar (ittikâ ehli) için sırf hayrdır (daha hayırlıdır). Ve size kıl payı kadar haksızlık yapılmaz (zulmedilmez, hakkınız yenilmez)" (Nisa 4/77)

Resim --- "Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve inananlar, senden önce indirilenle birlikte sana indirilene de imân ediyorlar. Özellikle namaza devâm edenlerle zekâtı verenler ALLAH'a ve âhiret gününe inananlar yok mu, işte onlara yarın büyük bir mükâfât vereceğiz." (Nisa 4/162)
Rasihin (Rasihler): ilimde kök salan sağlam temelli, geniş bilgili ve ALLAH Tealâ'nın zât-sıfat, esmâ ve hüküm (teklif-kanun) leriyle Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i bilen, anlayan, yaşayan ehl-i sarahat (âşikare âşıklar)...
Ehli's-sahar...
Seher kuşları...
Sessizliğin sesleri...
Mâsivâ'nın Muhammedî nefesleri...

Resim --- "Andolsun ki ALLAH, İsrailoğullarından söz almıştı, içlerinden on iki nâkib (reis, vekil) göndermiştik ve ALLAH: "haberiniz olsun Ben sizinle berâberim. Andolsun ki eğer siz namazı (doğruca) kılar, zekâtı verir, peygamberime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder (desteklerseniz) ve ALLAH'a gönülden borç verirseniz, kesinlikle günahlarınızı silerim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden kim nankörlük edip küfre saparsa, artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zâyi etmiş olur." diye buyurmuştu." (Mâide 5/12)

Resim --- "Sizin dostunuz (velîniz) ancak ALLAH, ve Resûlüdür, imân edenlerdir; onlar ki ALLAH'ın emirlerine boyun eğerek namazı dostoğru kılarlar zekâtı verirler." (Mâide 5/55)

Hazreti Ali (keremullahi veche)'nin rükû'da iken yüzüğünü tasadduk ettiği bildirilir.
Yine üç çörek infâkı ise Dehr Sûresinin inzâline sebebtir.
Velî: yardımda ve tasarrufta bulunan, lûtfu görülen, yardımcı ve sevendir. Velayet (dostluk), adâvetin (düşmanlığın) zıddıdır.

Resim --- "Mü'min erkeklerle mü'min kadınlar da birbirlerinin velîleridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, namazı dostoğru kılarlar, zekâtı verirler, ALLAH'a ve Resûlüne itâat ederler. İşte onlara ALLAH rahmet edecektir. Şüphesiz ALLAH Azîz (güçlü)dir. Hakîm (hikmet sahibi) dir." (Tevbe 9/71)

Resim --- (İsa aleyhi's-selâm): "Nerede olursam olayım, O beni mübârek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti." (Meryem 19/31)
Mübârek: bereketli, feyizli, uğurlu, hayırlı ve hayrı öğreten, mutlu, kutlu, ferruh, beğenilen, sevilen.
Bereket: bolluk, meymenet, saâdet, âfetsiz, ni'metlere kavuşum...

Resim --- "(İsmâil aleyhi's-selâm) Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa (razı olunmuşluğa) ermişdi." (Meryem 19/55)

Resim --- "Ve hepsini, emrimizle yol gösteren rehberler (imâmlar, önderler) yaptık ve kendilerine hayrlı işler işlemeyi, namazı dostoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Hepsi Bize kulluk eden kimselerdi..." (Enbiyâ 21/73)

Resim --- "Onlar (mü'minler) ki eğer kendilerine yeryüzünde iktidar mevki'i (imkânı) verirsek namazı dostoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği (ma'rûfu) emrederler ve kötülükten (münker) den nehyederler. Bütün işlerin sonu sadece ALLAH'a aittir. (ALLAH'a varır)." (Hac 22/41)

İktidar mevkiinde idârecilik imkânına kavuşanlar, müslümanca yaşayıp İslâmı yaşatmak için Muhammedî sosyal ahlâk ve nizâmı koruyucu ve devâmına hasbî hizmetle emrolunuş ve erdemli yöneticiler...

Resim --- "ALLAH uğrunda, hakkını vererek cihâd edin. O sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrâhim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şâhid olması, sizinde insanlara şâhid olmanız için O, gerek daha önce (gelmiş kitablarda) gerekse bunda (Kur'ân-ı Kerîm'de) size "müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın, zekâtı verin ve ALLAH'a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevlânızdır. Ne güzel Mevlâdır, ne güzel Nasir (yardımcı) dır!" (Hac 22/78)
Cehede: gayret etmek, yorulmak, meşakkat çekmek, uğraşmak, çabalamak.
Cihâd: İlâhî ve Kur'ânî ilimle, Muhammedî irfân, erkân ve edeb içindeki; söz, fiil, ahlâk ve hâl ile malıyla canıyla tüm varlığını hakka ve hayra harcamaktır.
İmân erkânını ve dini esasları koruyup kollamada hizmetkârlık gayretkeşlik ve cehd-ü cühûd...
Cihâd-ı Ekber: kişinin kendi fıtratında, özünde, aslında, a'yân-ı sabitesinde parmak izi gibi (kendine mahsus kişisel) var olan ezelî Muhammedî oluş şuûruna ulaşım azmidir.
Uyur, uyurgezer ise uyanması, sarhoş ise ayıkması ve ayık ise bir durum değerlendirmesi (muhasebe) yapma gayreti ve çabasıdır.
İnsan sûretinde halkedilen ve aklı olana farz-ı ayndır.
Muhammedî oluş şuûruna ulaşım, o kimsenin maddî-manevî kimliğinin, Muhammedî nûra (elektriğe) kavuşumudur.
Zirâ, o zaman her organ ki; maddî olarak beyin, göz, kulak v.s., mânevî olarak akıl, kalb, sır v.s. lâzım ve lâyıkıyle çalışır.
Bu sistemin ustasını tanır-tanışır, Muradullah'ı anlar ve Emrullah'ın gereklerini (kulluk) yerine getirir.
Söz, amel (fiil), ahlâk ve hâlde iyi niyyet, samîmîyyet ve ciddîyetle Muhammedî rotayı izler.
İslâh olur ve iflâh olur.
Rıza ve cemâl bulur...

Resim --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Tebûk Gazvesi dönüşünde: küçük cihâddan büyük cihâda rücû' ettik (döndük)." (Keşfû'l-Hâfâ I/511(1362; Bağdadî Tarihi XIII-493)

Buyurduğu nefsin; eğitim, öğretim ve kemâle erdirilmesi gayret ve çabasıdır...
Tevhid tohumu, Muhammedî aşk ağacı olunca, sepet sepet meyve ve sayısız tohumdur...
Tohumdan tohuma tevhid...
Artık, Muhammedî muhabbet ve merhametle ümmetine hasbî hizmet başlar.
İ'lâ-yı Kelimetullah ki; şerîat-ı garranın (İslâmiyetin) ulvî ve kudsî hakaik (hakikatler) ve dâkâik (incelikleri) ni Muhammedî bir hademe olarak halisen muhlisen, Livechillah (ALLAH celle celâluhu için) ve Sebilillah (ALLAH celle celâluhu yolunda) arzedip sunuş başlar...
"Hakk-Bâtıl ve Hayr-Şerr" imtihanında El HAKK (celle celâluhu)'nun halkına hasbî hizmet cehdi cihâd olur.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i'tidâl (adâlet olan orta, lâzım ve lâyık) yolu olan sırat-ı müstakîmle emrolundu ve tatbik edip yaşadı.
Bizler de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' ve teslim olan ümmeti olarak aynı şartlarda İmam-ı Mutlak olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'i duyup uyarak ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e istikametle emrolunduk hamdolsun...
Rabbü'l-âlemin; yarattığı ve Muradullah'ın (rıza-cemâl) tecellîsi için tevhid imtihanını emrettiği kulunun yaratılış tâbiatında (dizayn) aykırı fıtrî isti'dâd ve kabiliyetini zorlayıcı hiçbir harac (zorluk, sıkışıklık, darlık, sıkıntı) emretmemiştir.
Kulluk kuralları olan ibâdet ve itâat hükümlerinde azîmet (normal şartlardaki genel hükümler) yanında ruhsâtı (özel hâllerde imkân kısıtlılığı ve mâzeret nedeniyle özel hükümler)i emretmiştir. Yolculukta namazı ayakta, duramayanın oturarark kılması v.s. gibi ve kuluna bâtıldan hakka, şerden hayra dönüş (tevbe) kapısını her zaman, her yer ve her hâlde açık tutmuş, kulunu kuluna muhtaç kılmamıştır...
İ'tisâm: sarılıp, tutunma, müracâat etme.
İsmet: mâ'sumluk, temizlik, günahsızlık.
Bu yönüyle; kulluk muamelesinde günahlardan sakınmak pâk ve tertemiz kul olmak için ALLAH'a sımsıkı sarılmak, tutunmak ve ALLAH (celle celâluhu) ile korunmak anlamı da mevcûddur.
Mevlâ: sahib, RABB (celle celâluhu), velîsi olan, efendi, şanlı, şerefli, Mâlik-Melik Mün'im (nimet veren)-i Mutlak olan Cenab-ı HAKK (celle celâluhu)...

Resim --- "Nice erler ki; ne ticâret, ne de alış-veriş kendilerini ALLAH'ı anmaktan (Zikrullah'tan), namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz; onlar kalblerin ve gözlerin allak bullak olacağı (kıvranıp, şaşıp kalacağı) bir günden korkarlar." (Nûr 24/37)
Tekalib: çevirmeler, döndürmeler, içi dışa çevirmeler, ters yüz edip bir hâlden başka bir hâle geçirmelerdir.
Kalbin çarpıp gözün belermesidir.

Resim --- "Bir de namazı kılıp, zekâtı verin ve peygambere itâat edin ki rahmete erdirilesiniz! (merhamet göresiniz!)" (Nûr 24/56)

Resim --- "Tâ. Sin. Bunlar Kur'ân'ın, (gerçekleri) açıklayan kitâb'ın âyetleridir. Namazı dostoğru kılan, zekâtı veren; ve âhirete de kesin olarak inanan mü'minler için birer hidâyet rehberi ve birer müjdedir." (Neml 27/1-3)

Resim --- "O kimseler, namazı dostoğru kılarlar, zekâtı verirler; onlar âhirete de kesin olarak (yâkin, kani') imân ederler." (Lokman 31/4)

Resim --- "Hem vakarınızla evlerinizde durun (oturun), da önceki (eski) câhiliyyet devri çıkışı (câhiliye âdetinde olduğu) gibi süslenip (açılıp, saçılıp) çıkmayın, namazı dostoğru kılın, zekâtı verin, ALLAH'a ve Resûlüne itâat edin... Ey Ehl-i Beyt! ALLAH sizden sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor." (Ahzâb 33/33)
Teberrûc: süs ve güzelliklerini (ve yerlerini) göstermektir.

Resim --- "Yoksa fısıltınız (gizli konuşmanız) dan önce sadaka vermekten korktunuz mu? Mâdem ki yapmadınız, ALLAH da size tevbe lûtfetti, artık namazı dostoğru kılın, (devâm edin) zekâtı verin, ALLAH'a ve Resûlüne itâat edin! ALLAH her ne yaparsanız haberdârdır." (Mücâdele 58/13)
İşfâk: sevilmeyen-hoşa gitmeyen bir şeyden korkmak.
Tenâcî: (necvâ): karşılıklı olarak fısıldaşmaktır.

Resim --- "..... O hâlde o'ndan (Kur'ân'dan) kolayınıza geleni okuyun; namazı dostoğru kılın, zekâtı verin ve ALLAH'a karz-ı hasen (gönül hoşnutluğuyla ödünç) verin! Kendi hesabınıza hayr olarak ne (iyilik) yapıp gönderirseniz, onu ALLAH yanında daha hayrlı ve karşılık olarak daha büyük bulacaksınız. ALLAH'dan bağışlanma (mağfiret) dileyin! Şüphesiz ki ALLAH çok bağışlayan ve çok merhamet eden (esirgeyen) dir." (Müzemmil 73/20)

Resim --- "Hâlbuki onlar ancak, dini yalnız O'na has (tahsis) kılarak ve hanîf (ALLAH'ı birleyici) ler olarak ALLAH'a kulluk etmeleri, namazı dostoğru kılmaları ve zekâtı vermeleri emrolunmuştu! Sağlam din de budur." (Beyyine 98/5)

2. 2. Kur'ân-ı Kerîm' de Namaz Çeşitleri :

Resim --- "Gündüzün iki tarafında (iki ucunda) ve gecenin gündüze yakın (gecenin ilk) saatlerinde namaz kıl! Çünkü iyilikler (hasenât) kötülükleri (seyyiâtı) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere (algılaması olanlara) bir öğüttür." (Hûd 11/114)

Tefsir imâmlarımıza göre, gündüzün iki tarafındaki namazlar, sabah, öğle ve ikindi; gecenin yakın saatlerindekilerde akşam ve yatsı namazlarıdır.

Resim --- "Güneşin kaymasından (gündüzün güneşin dönmesinden), gecenin kararmasına kadar namazı güzel kıl; bir de kıraatiyle seçkin olan sabah namazını, çünkü sabah Kur'ân'ı gerçekten şâhidlidir. (Sabah namazı şâhidlidir.)" (İsrâ 17/78)
Dulûk: meyletmek, kaymak, değişmek, zevâle gidiş.
Delk: gözleri ovalamak olup öğleyin güneşe bakanın gözleri kamaşıp ovalarken akşama doğru güneşe bakılsa ovalanmaya gerek yoktur.
Dâliketün: güneşin öğle vakti batıya döndüğüdür.
Gasak: karanlık, gecenin başlaması. Gasakın asıl mânâsı akmak olup,
Gasık: akan demektir.
Gassak ise cehennemde bedenden akan irin vs.dir.
Kur'âne'l-fecr: sabah Kur'ân'ı.
Meşhûd: şâhidlidir, meşühade edilir, seyredilir, gece ve gündüz melekleri buluşup izlerler.
Ölüm ve yokluk olan karanlıkla hayat ve varlık olan aydınlığın buluştuğu fecrde ruhanî samedânî mükâşefe kapıları açılır, ilmî ikrâm ve yakînî ihsân bağışları cemâatle (birbirine şâhid) namaz kılanlara rahmet gibi yağar.
Dünya sevgisi hastalarına şefkâtli ve hâzîk baş hekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şifâ bahşeder.

Güneşin dönmesinden (zevâlden) sonra öğle ve ikindi namazları, güneşin batmasından sonra akşam ve yatsı namazları kılınması emredilirken sabah namazının şâhidli oluş şerefi bildirilmektedir.

Resim --- "(Resûlüm!) Sen, onların söylediklerine sabret: Güneşin doğmasından önce de batmasından öncede RABB'ıni hamd ile tesbih et; gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki ALLAH'tan razı (hoşnut) olasın, (ALLAH da senden!)" (Tâ Hâ 20/130)

Müfessirlerimiz bu âyet-i celiledeki hamd ile tesbihten mahsadın namaz olduğunu belirtmişlerdir.
En büyük ve en kâmil zikir namazdır.
Zîrâ ALLAH'ı tesbih; tevhid, tekbir, tahmid ve takdis ile kuluğun arzıdır.

Fahreddin Er-Râzî, Tefsir-i Kebir olan "Mefatihü'l-Gayb" ında belirtir ki: Zaman ya güneşin doğuşundan evvel veya batışından evveldir.
Bu ifâde ise beş vakit farz namazları açıkça kapsar.

Güneşin doğmasından evvel sabah namazı; batmasından evvel öğle ve ikindi namazlarıdır.
Gecenin bir kısım saatlerindekiler akşam ve yatsı namazlarıdır.
"Gündüzün etrafında" ifâdesi de sabah ve akşam namazlarını te'kid (pekiştirme)dir.

Resim --- "Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve yatsı vaktinde), sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde ALLAH'ı tesbih edin. (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na mahsustur." (Rum 30/17-18)

Abdullah b. Abbas (radiyallahu anhu)'dan gelen rivâyette bu âyet-i celile beş vakit namaz vaktini bildirmektedir.

Sabah namazı için İsrâ 17/78, Rum 30/17 bkz. ve:

Resim --- "(Resûlüm!) Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de batışından önce de RABB'ıni hamd ile tesbih et (namaz kıl)." (Kaf 50/39)

Resim --- "Gecenin bir kısmında (akşam-yatsı) ve yıldızların batışından sonra da (sabah) O'nu tesbih et (namaz kıl)." (Tûr 52/49)

Sabah namazı vakti : Hûd 11/114; Tâhâ 20/130 bkz.

Öğle namazı ve vakti : Hûd 11/114; İsrâ 17/78; Tâhâ 20/130; Rum 30/18; Kaf 50/39 bkz.

İkindi namazı ve vakti : Bakara 2/238; Hûd 11/114; İsrâ 17/78; Tâhâ 20/130; Rum 30/18; Kaf 50/39 bkz.

Akşam namazı ve vakti : Hûd 11/114; İsrâ 17/78 Tâhâ 20/130; Rum 30/17; Tûr 52/49 bkz.

Resim --- "Gecenin bir bölümünde (akşam-yatsı) secdelerin ardından da O'nu tesbit et!" (Kaf 50/40)

Resim --- "Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbit et." (İnsan 76/26)

Yatsı namazı ve vakti : Hûd 11/114; İsrâ 17/78; Tâ hâ 20/130; Rum 30/17; Kaf 50/40; Tûr 52/49; İnsan 76/26 bkz.

Cuma namazı ve vakti :

Resim --- Ey imân edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezân okunduğu) zaman, hemen ALLAH'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır." (Cuma 62/9)

Teheccüd namazı: Gece kılınan haced, hâl-i arz namazı:

Resim --- "Gecenin bir bölümünde de sana mahsus nâfile (fazla) bir namaz olarak uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd (namazı) kıl; yakındır (umabilirsin) ki RABB'ın seni Makam-ı Mahmud (övgüye değer bir makam)a ulaştıra.

Resim --- "De ki: "RABB'im, gireceğim yere doğruluk (sıdk)la girmemi sağla, çıkacağım yerden de doğrulukla çıkmamı nâsib et ve benim için kendi katından yardım edici bir kuvvet (sultân yardımı) ver." (İsrâ 17/79-80)

Resim --- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Makam-ı Mahmud'un şefâat makamı olduğunu bildirmiştir. (İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned II- 441-528)
Makam: ayakta durulacak yer. Mak'ad: oturulacak yer.

Medine'ye, bedene, tevhide, namaza, aşka, kabre sıdk ile girdir. Mekke'den, kabirden sıdk ile çıkar...

Çıkılacak makam, makam-ı madde; girilecek makam ise makam-ı mânâ olan Makam-ı Mahmuddur Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) için...

Bu hârika sonuç için gecelerin son üçte birinde; dingin bir beden, singin bir nefs, yungun bir kalb ve yangın bir ruh ile tüm uykulardan (gaflet, cehâlet, dalalet ve ihânet uykuları) uyanıp, kulluk kuşağını kuşanıp, sükûn ve sükût içinde; hazır-nazır, şah damarımızdan yakın ve küllî şeyi mûhit (kapsayıcı) olan Rabbü'l-âlemin'in huzurunda hâlini arzolan teheccüd namazı kıl...
Hacetini, ihtiyacını dile getir...
Kalb kapılarını açıp yağan rahmetten payını al!..
Kellâmullahı oku ki sahibinle sohbet et!..

O saatlerde mutlaka ayık ve iş başında olan Muhammedî âşıklarla paralel bağlan!..
Bileşik kablar gibi aynı seviyeden sırr-ı sıfırı seyret... ALLAH (celle celâluhu)'ya giden yol Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ve dostlarının kalbinden geçer...
İmam-ı Mutlak Muhammed Aleyhi's-selâtü ve's- selâm'ın imâmiye olduğu tevhid tesbihinin sırat-ı müstakîm ipine dizilmek için kalbin iki kapısını da (zâhir-bâtın) aç ve dizil...
"Ben, sen, o, biz... BİZ Muhammedîyiz...
Birimiz, hepimiz, hepimiz birimiz...
BİZ bir kişide BİRiz ve Muhammedîyiz..." de!
Geçmiş için tevbe, gelecek için dua, şu an için rıza (şükür-sabır) birliğine (tevhidine) katıl!..

Âhir zamanda fitne yağıyla yağlanmış hayat yolunda kendi başına gitme...
Aklıyın yarattığına değil, aklını yaratana tap...
Veya akılları başlarında sanılan uyur, uyurgezer ya da sarhoşların peşine düşme...
Yerler yağlı; deli de kayıyor, velî de kayıyor...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup izini izlemeyen herkes kayıyor...
ALLAH Tealâ'ya istikamet bulamıyor...
Teslimiyetsiz istikamet olur mu?
İslâh olmadan iflâh olunur mu?
Emrullahsız Muradullah bulunur mu?
Bu âlem zıdlar âlemi...
İki kutublu kâinât...
İki ucu olan bir yol...
Hakk ve hayr ucunun imâmı, rehberi, mürşidi ve Resûlü Muhammed (aleyhi's-selâm)...
Bâtıl ve şer ucunun önderi, lideri ve kandırıcısı İblis...
İnsan sûretinde yaratılıp akıl ni'meti verildiyse tercihini yap!..

Buna mecbursun ve me'mursun...
İstesen de istemesen de yapacaksın...
Yaşamanın fıtrî şartı budur...
Ya pozitif (müsbet) ya da negatif (menfi) yöne yürüyeceksin...
Bu âlemde hiçbir şey ve hiçbir kimse için göz açıp kapayacak kadar durmak, kesinlikle yasaktır...
Zerre (atom) de duramaz, kürre (kâinât) de duramaz ve takdir edilen yörüngelerinde "Takdir Eden"e yüzer giderler...
Sen de öylesin...
Denize akan damlalar gibi gece gündüz her nefes...
Softalık sûretini soyun ki sûfîlik sîretini seyredelim...
Çıplak girdiğin iki kapılı bu han'ı tekin sanma!..
Oyun ve eğlence bahçesine aldanma!..
Rengine ve raksına kanma!..
Son nefesinden sonra seni en sevdiklerin soymayacaklar sanma!..
Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duy ve uy!..
Başkasına inanma!..
İslâm, teslimdir.
Teslimiyyet ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e dir.
Hâşâ ben demiyorum!.
Sistemin sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ buyuruyor:

Resim --- "Muhakkak ki ALLAH ve melekleri, peygambere hep salât ile ikrâmda bulunurlar. (çok salâvât getirirler). Ey imân edenler, haydi (sizde) ona tam bir teslimiyyet ile salât ve selâm getirin..." (Ahzâb 33/56)

Resim --- "Yemin ederim ki (andolsun ki muhakkak ki) Resûlullah (ALLAH'ın elçisi) sizin için, ALLAH'a âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve ALLAH'ı çokca zikreden (anan) ler için güzel bir örnektir. (usvetün hasenedir.)..." (Ahzab 33/21)

Âlemler için rahmet ve fazîlet örneği Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)...
Mükerrem kılınan bir insan olarak aklını Muhammedî aşka çevir ve ârif ol da dinle ki; âyet-i celile iki sınır bildiriyor:
Mele'-i a'lâ : Yüce ulu melekût âleminde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât...
Mele'-i ednâ : En alt dünya âleminde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât...
Çünkü o, sistemin sırrıdır, sınırıdır ve saygı duyulur.
Mübârektir, mükerremdir, muhteşemdir ve muazamdır Muhammed (aleyhi's-selâm) dır...

Beşer olarak benim, senin, onun salâvâtının sırrı ve aslı astarı sıladır.
"Bizi (ben, sen, o) Muhammedî oluş şuûruna ulaştır yâ RABB'IMIZ.." diye kendimiz için duadır...
Bu ise, ehli için farz-ı ayndır.
İslâhtır ve iflâhtır.
Sakın bizi de piyasadaki şucu ve buculardan sanma!..
Biz ezel-ebed Muhammedî oluş şuûruna ulaşmakta ve ulaştırmaya hasbî hizmette hizmetçi Muhammedîleriz...
Muhammedîcilik, Muhammedîlik yoktur...
Ruhlar âleminden beri zâten Muhammedî olduğumuzun farkına varmak vardır...

Sanma ki ümmeti olarak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'imize salât etmemiz tek yönlü hep bize emredilmiş... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e de ümmeti için salât emredilmiştir:

".... Ve salli aleyhim. İnni salâteke sekenûn lehum. Vallahu Semiûn Alîm!:.... Ve onlar için salât et (dua et, sılalarını ve kavuşumlarını dile) çünkü: "Senin salâtın (sana kavuşumları) onlar için sükûnettir (garktır, yatıştırıcıdır). ALLAH kemâliyle işitendir, kemâliyle bilendir." (Tevbe 9/103)

Sılayı; ana yurdu, baba ocağını, asla ulaşımı, isâli, iletişim ve vuslatı iyice anlamak lâzım ki mükemmel muhteşem, mübârek usvetü'n haseneyi, (en güzel örneği, prototipi) bilsin, anlasın, duysun, uysun,yaşasın, islâh olsun ve ebedî olarak iflâh olup kurtulsun...
Usve: kudve: İnsanın iyilik-kötülük sahnesinde imkânla imtihan olurken birine uyma hususunda takındığı tavır metod ve örnektir.

İşte böylesi ve anlatmakta âciz kaldığım Habibullah (sallallahu aleyhi ve sellem); rıza rehberimiz, muhabbet ve merhamet müşridimiz, dört âlemde mutlak imamımız, herşeyimiz ve Efendimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslimiyet, Tevhidin "T"si ve temelidir.
Sonrası ise sistemin Sahibi ALLAH (celle celâluhu)'ya istikamettir. Bu ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) rotasında ve rehberliğinde olacak iştir...
"Uyduk imâma..." deriz.
Uyarız ve susarız...
Çünkü biz, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' olunmakla emrolunduk.
Unutmaki Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın;
Bize dönük yüzü "Abdullah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)
"ALLAH Tealâ'ya dönük yüzü ise "Resûlullah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)"dir...
Berzahtır, ara geçit ve ara kesit gibidir...

Son nefeste şehâdetimizde de böyledir: "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlühü"dür.
ALLAH Tealâ'nın kulu ve Resûlüdür.
Biz Resûlullah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup sözlerini duyarız ki; vahy-i cehri olanı Kur'ân-ı Kerîm, vahy-i hafî olanı sahih hadisi şerîflerdir.
Abdullah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bize örnek olarak işlediği fiilleri, amelleri tatbikatı kısaca Sünnet-i Senîyyesi’ni işleriz.
Muazzam ahlâkı ile (ki; Kur'ânî tâbirle hulki'l-azîm) ahlâklanırız.
Hâlleri ile hâlleniriz.
Çünkü biz ezel-ebed Muhammedîyiz...

İstikametimiz; ezel-ebed olarak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Rızaullah Rehberliğinde ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'in zâtınadır...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslimiyyetimiz tam, tüm ALLAH Tealâ'ya istikametimiz kesin ve müjdemiz ham aklın ulaşamayacağı kadar yücedir:

Resim --- "Haberiniz olsun ki "RABB'ımız ALLAH'tır!" deyipte sonra dostoğru giden (istikamet)ler yok mu, onların üzerlerine melekler şöyle iner: "Korkmayın, üzülmeyin, va'dolunup durduğunuz cennet ile neşelenin (sevinin!)" (Fûssilet 41/30)

Azîz kardeşim!
Kusur görme, daldık mı çıkamıyoruz ana kucağımız Kur'ân-ı Kerîm'imizin içinden...
Azmimiz meselenin özünü anlayalım.
Namazı bilinçli, lâzım ve lâyıkı ile kılıp kulluk edelim...

Teheccüd namazına Kur'ânî pencereden seyre devâm edelim:

Resim --- "RAHMÂN'ın (has) kulları onlardır ki yeryüzünde tevâzu' ile yürürler ve kendini bilmez kimseler(câhiller) onlara lâf attığında, (incitmeksizin sadece) "selâm..." derler (geçerler) Gecelerini RABBlerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler." (Furkân 25/63-64)

Bu âyeti celilelerde geçen;
Meşy: isteyerek bir yerden başka bir yere intikâldir.
Hevn: ağırbaşlılık, vakar, tevâzu', mûlâyimlik, şefkât, Muhammedî vasfı taşıdığının farkında oluştur.
Her zaman, her hâl ve her yerde herşey ve herkes için selâmet dileyişle Muhammedî erdem elbisesidir.
RAHMÂN (celle celâluhu)'nun has kulları deyip geçme:
Onlar öylesine ulvî ve kudsî kişilerdir ki ıssız ve yalnız gecelerde onların teslimiyyeti Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve istikametleri, cemâaten İmam (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uyup ALLAH Tealâ'yadır!.
Özleri, nûrun âlâ nûr; rotaları, Ruzaullah...
Sözleri, Kur'ân...
Sohbetleri sünnet...
Zevkleri tâat...
Hazzları muhabbet ve Aşkullah...
Azıkları takvâ...
Elbiseleri; acziyet, fakriyet, zillet ve illet...
Süsleri; zikir, fikir, şükür ve sabır...
Kerâmetleri, sahibleri olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sıla (kavuşma, vuslat)...
Sermâyeleri emânet olan Ahdullah'a sadakat...
İşleri Ni'metullah'a adâlet...
Kâr ve kazançları, Kalb-i Resûlullah'da yer buluş...
Düşmanları, İblis ve şeytânları...
Dostları, ALLAH Tealâ, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve dostlarıdır...
Onlar gece kuşlarıdır...
Onlar âşıkların gözyaşlarıdır...
Onlar tevhid yolunun işâret taşlarıdır...
Onlar hârikâdır azîz kardeşim!..

Resim --- "Bizim âyetlerimize öyle kimseler imân ederler ki onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman (zikredildiğinde) secdelere kapanırlar ve RABBlerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar. Yanları yataklarından aralaşır (uzaklaşır), korku ve umud içinde RABBlerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan (ALLAH rızası için ALLAH yolunda) hayra harcarlar (infâk ederler.)" (Secde 32/15-16)

Gece ibâdeti, hüsn-i niyyet, ciddî bir gayret, samîmîyyet ve yüce bir himmet eseridir.
Muhammedî meşrebdir...
Gönül maverâsıdır... Şe'enullah mahşeridir...

Resim --- "Şüphesiz ki ALLAH'a isyandan sakınanlar (müttakîler), RABBlerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında (aynlar) bulunacaklar. Kuşkusuz onlar bundan önce dünyada güzel davranan (muhsinun) lardı. (âdetleri buydu)...Geceleri pek az uyurlardı... Seher vakitlerinde istiğfâr ederlerdi....” (Zâriyât 51/15-18)

Takvânın en üst sınırı: Mâsivâdan (ALLAH Tealâ'dan gayrısından) korunma.
Takvânın en alt sınırı: Şirkten (ALLAH Tealâ'ya ortak koşmaktan) korunma.
Hece'a: geceleyin uyumak, dinmek, sâkin olmaktır.
Seher, istigfâr, göz yaşı ve âşıklar...
Bu bir iştir, meslektir, meşrebdir...

Kur'ân-ı Kerîm'de Korku Namazı:

Resim --- "Namazlara özellikle orta namaza devâm edin ve kalkın ALLAH için divân durun!.Eğer bir korku hâlinde iseniz, yaya (yürüyerek) veya binek üstünde (binmiş olarak) giderken kılın. Güvenlik ortamını bulduğunuz (konuştuğunuz) vâkit de böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi (şekilde) hemen ALLAH'ı zikredin (anın)!" (Bakara 2/238-239)

Orta namazı İmam Azam'a göre ikindi namazıdır.

Resim --- İmam-ı Ali (keremullahi veche)'den: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Hendek harbinde: "Bu kâfirler bizi orta namazdan alıkoydular. ALLAH (celle celâluhu) onların evlerini ve mezârlarını ateşle doldursun!." buyurdu. (Buharî-Müslim)
Racil: (çoğulu ricâl) ayakları üstünde durandır. Dursun ya da yürüsün.
Ricâlün: yaya yürüyen.
Rakibun: deve üzerinde binekli.
Fârisun: at üzerinde binekli...

İmam-ı Şâfiî Hazretleri, "Korku namazı savaşta hemen kılınır." derken;
İmam-ı A'zam Hazretleri "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Hendek savaşında yaptığı gibi tehir edilir." demiştir.

Resim --- "Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz (korkarsanız), namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Gerçekten kâfirler sizin için apaçık düşmanınızdır.Sen de içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silâhlarını (yanlarına) alsınlar, böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer grup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silâhlarını alsınlar. O kâfirler arzu ederler ki siz silâhlarıınızdan ve eşyânızdan gafil olasınız da üstünüze birden baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur (güçlüğe uğrarsanız) yahut hasta bulunursanız silâhlarınızı bırakmanızda size günah (bir mahzur) yoktur. Bununla beraber yine de tedbirinizi alın (ihtiyatı elden bırakmayın). (Çünkü) şüphesiz ALLAH, kâfirler için alçaltıcı bir azab hazırlamıştır.Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerine yatarken (dâimâ) ALLAH'ı zikredin (anın). Huzura kavuşunca (korkudan kurtulunca) da namazı dostoğru (tam erkânı, tâdil-i erkânla) kılın (edâ edin). Çünkü namaz mü'minlere belirli vâkitlerde yazılı bir farzdır." (Nisa 4/101-103)

Korku namazı bir rek'attir..
Darlık zamanda ruhsat, huzur hâlinde azamet...
Dikkat et ki namazlar vakitlidir ve ertelenemez...
Keyfî kaza olmaz!..

Kur'ân-ı Kerîm'de Yolcu Namazı: (Misâfir Namazı):

Nisa 4/101. âyetteki namaz olup 2 rek'âttir...

Kur'ân-ı Kerîm'de Cenâze Namazı:

Resim --- "Onlardan ölmüş olan hiçbirine asla namaz kılma; onun kabri başında da durma! Çünkü onlar, ALLAH ve Resûlünü inkâr ettiler ve fâsık olarak öldüler." (Tevbe 9/84)

Kur'ân-ı Kerîm'de Kuşluk Namazı:

Resim --- "Biz dağları onun (Dâvud'un) emrine vermiştik, akşam ve işrak vâkti onunla birlikte tesbih ederlerdi.Kuşlar da toplu olarak (onun emrine vermiştik) hepsi onun için terci yapardı (ona yönelip uyarak âhenkle içli zikir ve tesbih ederlerdi.)" (Sâd 38/18-19)
İşrak (kuşluk) namazının bu âyete göre kılındığını İbn Abbas (radiyallahu anhu) bildirmiştir.
Aşiyy: akşam vakti.
Küllûn lehu evvâbûn: dağ, taş, kuş her biri çokça dönüp gelici idiler...
Mahşurât: toplanıp gelen...
Cisim ve can cemi'...
Konuşan ruh cevheri...
Ve fasl-ı hitâbı...
Toplu uçanlar...
Tesbihe toplanım...
Her an tesbihte oluş...
Yukardaki lehu: O'na, ALLAH (celle celâluhu)'ya yönelmiştir de denilmiştir.
İşrak namazının sekiz rek'ât olduğu Buharî Şerîf'te belirtilmiştir.

Azîz kardeşim;
Azmimiz namazla ilgili Kur'ân-ı Kerîm nasslarını ilk önce ortaya koymak, sonra hadis-i şerîfleri, sonra Hanefî mezhebimizdeki namaz kılışı âcizâne arzdır...
Ancak önce ezân, kıble, mescid konularını işleyelim:
En son kulihvani tarafından 24 Nis 2008, 13:23 tarihinde düzenlendi, toplamda 2 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM I


1.3 EZÂN İLE İlGİLİ ÂYETLER

Resim--- "Namaza çağırdığınız (namaz için ezân okuduğunuz) zaman, onu bir eğlence ve oyun yerine koyarlar(konusu yaparlar). İşte bu davranış, onların akılları ermez (akletmez) bir topluluk olmalarındandır." (Mâide 5/58)

Resim--- "(insanları) ALLAH'a çağıran, iyi iş (sâlih amel) yapan ve "Ben müslümanlardanım!" diyenden kimin sözü daha güzeldir?" (Fussilet 41/33)

Bahsedilen Zât şüphesiz başta Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'dir.
Ve sonra ilmiyle âmil müezzinlerdir...
Amel-i sâlih: bedenî tâat; lisanî (nefsî) ikrâr; kalbî mârifet; ruhî haşyetin cem'idir...
Sözün en güzeli Tevhidi ilândır... Yâni ezândır...

Resim--- "Ey imân edenler! Cuma günü namaza çağrıldığı (ezân okunduğu) zaman, hemen ALLAH'ı anmaya (zikre) koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayrlıdır." (Cum'a 62/9)



1.4 KIBLE İLE İLGİLİ ÂYETLER

Resim--- " Her nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru (tarafına) çevir. Şüphesiz bu emir RABB'ınden sana gerçektir (haktır). ALLAH yaptıklarınızdan habersiz de değildir.Her nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olunuz,yüzünüzü o yana çevirin ki aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesnâ, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın!. Yalnız Benden korkun. Böylece size olan ni'metini tamamlayayım da doğru yolu bulasınız." (Bakara 2/149-150)

Açıkça namazda kıble Mescid-i Haram (Kâbe) dir...

Resim--- "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki ehl-i kitab, onun Rabblerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. ALLAH onların yapmakta olduklarından habersiz değildir." (Bakara 2/144)

Kıblenin değişmesiyle ilgili âyetler: (Bakara 2/142-145,149,150,177 bkz.)

Resim--- "Her yön ALLAH'ındır: " Doğu da ALLAH'ındır batı da. Nereye dönerseniz ALLAH'ın vechi (yüzü, zâtı) oradadır. Şüphesiz ALLAH (ın rahmeti ve ni'meti) geniştir ve O, her şeyi bilendir." (Bakara 2/115)

Resim--- "İnsanlardan bir kısım beyinsizler (sefihler) "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyeceklerdir. De ki: Doğu da batı da ALLAH'ındır. O dilediğini doğru yola iletir." (Bakara 2/142)
Sefeh: lehinde ve aleyhinde olanı farkedemeyen aleyhine olana yönelen câhilden de âhmak sapık.
Kıble: el Mukabele; karşılıklı olma masdarından veya istikbâl: yönelme masdarından gelip namaz kılınan yönü karşıya almak veya yönelmektir.
Mescidlerin imâmı kıblesi olan KÂBE'ye yönelmek...



1.5 MESCİDLERLE İLGİLİ ÂYETLER

Mescidler ALLAH Tealâ'nındır:

Resim--- "Mescidler şüphesiz ALLAH'ındır. O hâlde, ALLAH ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin)" (Cin 72/18)

Mescidler secde yerleri olup namaz kılmak için bina edilen yerler: Namaz kılınan her yer (yer yüzü) müşterek kıble olan Mescid-i Haram veya secde eden ayaklar, dizler, eller, burun ve alın...

Resim--- "(Müşrikler) ALLAH'a ortak koşanlar kendilerinin kâfirliğine bizzât kendileri şâhidlik ederlerken, ALLAH'ın mescidlerini imâr etme selâhiyetleri yoktur (düşünülemez.) Onların hayr namına bütün yaptıkları (işleri) boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklar-dır.ALLAH'ın mescidlerini ancak ALLAH'a ve âhiret gününe imân eden, namazı dostoğru kılan, zekâtı veren ve ALLAH'dan başkasından korkmayan kimseler imâr eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır." (Tevbe 9/17-18)

Mescidlere düşmanlık edenler:

Resim--- "ALLAH'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve onların harab olmasına çalışandan daha zâlim kim vardır! Aslında bunların oralara ancak korkarak gitmeleri gerekir (başka türlü girmeye hakları yoktur). Bunlar için dünyada rezillik, âhirette de büyük azab vardır." (Bakara 2/114)

Mescid-i Haram : (Kâ'be) geçen âyetler: Bakara 2/114,146,150,191,217; Maide 5/2; Enfal 8/34; Tevbe 9/7,19,28,108; İsrâ 17/1-7; Hacc 22/25; Feth 48/25,27 bkz.
Mescid-i Aksâ : İsrâ 17/1 bkz.
Kûbâ Mescidi : (dolaylı ilgi): Tevbe 9/107 bkz.
Mescid-i Dırar : (münâfıkların ihânet mescidi): Tevbe 9/107-110 bkz.

Azîz kardeşim;
İbâdetler, Emrullahı hakkıyla yerine getirmedir.
Emrullahın sebebi ve aslı ise Muradullah olup TEVHİD dir.
Sonucu tevhid şehâdetine çıkmayan ibâdetler (kulluk gerekleri) içi boş su bardakları gibidir.
Hayâl olup Hakikat Suyu’na hasrettir.
"ASL"a ulaşım “AŞK” iledir.
Çekirdekleri çiçek eden, tohumdan tohuma tevhid türküsü “AŞK”tır.
Aşkın "Asl"ı ise kâinâtın mayası olan şerîat ve şefâatın şahı Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)dir...
“Nur-u Mîm” dir…

Biz Hak Âşıklar gönlümüzce düşünür ve yaşarız.
Ancak, sahibimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i izleriz...
Baş-ayaksız bilye gibi yürürüz, yersiz-yurtsuz rüzgâr gibi eseriz...
Anlayanla hemhâliz, anlamayana dellâliz...
Kurbet ehli meçhûlleriz...
Vahdetle zıdları zevk ederiz...
Köre göz, düşküne asa, Firavun'a Musa (aleyhi's-selâm) yız!..

Hakk Âşıklar, içinde sıdk ilmi, dışında adl edebî (hüsn-ü hulûk) ile vahdet neşesinde yaşarlar...
Vücûd - vicdân - can - canan...
Vahdetin bu ucunda şâhidin bilişi, öbür ucunda meşhudu buluşu vardır.
Vahdet; vücûdun nokta-i istisnâsı, şuûnun sidre-i müntehasıdır. Şuûn, şe'nin çoğuludur.
Şe'n (şeen) ise: yeni iş, yeni çıkan hâl olup nabız atar gibi "Kûn fe yekûn..." dür...
Vücûden kul, kendi Ene (benlik) sini fâni etmeden "vahdet"i kupkuru bir lâf sanıp "Ene'l-HAKK" derse, vahdet-i vücûdu, dâr ağacında bulur...
Her şey özünden dirilir.
Özünden ölür...
Yüzünden sanan ahmaktır...
Vahdet; vücûd işi değil vicdân-can-canân işidir...
Ente RABBİ!..
Lâ ilâhe illâ ente. Ente halakteniî!..
Sen RABBimsin... Senden başka ilâh yoktur...
Beni Sen yarattın kulluk sırrına erip EL AHADU'l-VAHİD (celle celâluhu)'in hududuna saygıdır.
Vahdet şuûru...

" ilâhe illâ ALLAH": diyen mâsivâdır, tüm sistem Sahibinin tevhidini söyler.
(genel tevhid)

" ilâhe illâ Hu" : diyen aklı olan insan sûretindeki bizleriz.
(gaibî tevhid)

" ilâhe illâ Ente" : buyuran Resûlullah(sav) Rahmetenli'l-âlemin.
(muhatabî tevhid)

" ilâhe illâ Ene": buyuran Bizzât ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂLdir.
(mütekellimî tevhid)

Bağışlayınız beni ki bunları çalakalem arzetmeme sebeb:
İbâdet; emredilen kulluk görevi olup Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in öğretip tatbik ettiği gibi ve ALLAH Tealânın rızası için yapılır.
Uçup kaçmak ve hayal içinde ömür tüketmek için değil...
Evet... İnsanoğlu aslî vatanından ayrılmış; can, cisime girmiş cehâlet çukuruna düşmüş ve boynuna takılan ezel misâkı ile fânî âleme tenezzül etmiştir.
Sılasını özlemeye ve tertemiz gitmeye, kemâlâta ve terakkiye mecbur ve me'murdur.
İstese de istemese de saat ve kural çalışıyor...
Muhtaç ve Mahkûmdur.
Kulun kabiliyet ve isti'dâdı ise gayreti gerektirir.
Nefsin makamları (bebeklik-gençlik-olgunluk-pîr-i fânilik) kulun doğru tercih ve samîmî gayretleriyle elde edilir.
Sırt üstü yatarak lâf-ı güzâfla sofuluk olur sûfîlik değil...
Yine tasavufa daldık ama teneffüs sayın...

Resim--- ALLAH Tealâ (celle celâluhu) "Ey imân edenler! ALLAH'tan korkun O'na yaklaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihâd edin ki iflâh olasınız..." (Maide 5/35)

Cehd; gayret, çalışma, çabalamadır. Kuru lâf ebeliği değildir. ALLAH Tealâ'ya yaklaşım gayretini, kulun kendi gafleti keser... ALLAH Tealâ'ya yaklaşım yolunun tâa kendisi ilk önce Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir. Kul için en güzel örnek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir.

Resim--- ".... Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan sakının. ALLAH'tan korkun. Çünkü ALLAH'ın azabı çetindir." (Haşr 59/7)

ALLAH Tealâ'ya yaklaşım (istikamet) için ilk iş Resûlüne teslimiyyet ve imândır.
Sözlerine (nakl), fiillerine, ahlâkına ve hâllerine tâbi' olmaya ve itâat etmeye canla başla gayret ve cehd etmektir.
Cehâlet, bilgisizlik cehennemidir.
Kulluk kemâlâtı (olgunlaşması) ise; ilme'l-yakîn biliş, ayne'l-yakîn buluş ve Hakke'l-yakîn oluştur...
Sırf Sûfîlerin Muhammedî tasavvufu da budur.
Ham sofuların tasavvurunu ise piyasaya bakarsan görürsün...

Seyr-ü sülûk denilen husus;
Teslimiyyet için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e seyr,
İstikamet için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in imâmlığında istikamet seferi (sülûku) dur.

Bunun için;
Bedeni Terbiye için Gayret,
Nefsi Tezkiye için Himmet,
Kalbi Tasfiye için Şefâat,
Ruhu Tecliye için Hidâyet gerekir.

Beni bağışlayınız...
Bazen bazılarını dinliyorum görüyorum da içim yanıyor...
Herkes şucu-bucu olmaya can atıyor da Muhammedî olduğunun şuûruna ermeye dönüp bakan yok!..
El ele olan yok...
Tasavvufî tâbirler ve dededen-babadan kalma şeyhliklerle yollar kesiliyor...
Oysa her normal insanın ilim, edeb, irfân ve erkân öğrenmesi şer'î ve fıtrî olarak şarttır.
Anasından doğarken velî olanlar ise; ya gerçek ve istisnâdır veya yalan ve mahvolmuştur.
İnsanlara fıtraten verilen kulun Rabbü'l-âlemin'e yaklaşım isti'dâdı ve kabiliyyeti Muhammedî tasavvufî eğitim-terbiye, ve öğretim-tecrübe ile ortaya çıkar.
Bu ise Muhammedî muhabbet ve merhametle mümkün olan HAKK (celle celâluhu) rızası için hasbî hizmete hizmetçi olmakla netice verir.
Kendisi rüşde ermemiş yaşlı başlı bebeklerin ve mürşid isimli kişilerin iyice düşünmesi gerekir...

Tasavvuf âleminin kapısı (besmelesi) tenezzül ve tevâzû' iken, benlik batağında ve kibir içinde yüzenler Muhammedî hasbî hizmetten ne anlar?
Evliyâ er kişidir...
Eşkiyâ ise şer kişidir...

Tasavvuf ocakları sönsün demiyoruz hâşâ...
Adam gibi yansın!..
Halkın sırtından insinler!..
Kulluk acziyeti, fakriyeti, zilleti ve illeti nedir bilsinler ve Muhammedî Mahviyet içinde yaşasınlar!..
Tasavvur elbiselerini soyunup tasavvuf kefenini giysinler!..
HAKK (celle celâluhu)'yu duyup Habibullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uyup halka hasbî hizmet çilesine gelsinler!..
Üzmeden, üzülmeden, severek ve sevilerek Muhammedî nûra, rızaya ve aşka koşsunlar!..

Tekemmülün toprağı, tevhidin beşiği ve rızanın gıdası bu çiledir... Mahallesindeki yetimin gözyaşı bu çiledir...
Öksüzün ahı bu çiledir.
Yalnızların yalvarışı bu çiledir...

Şuûr; maddî- manevî imkânları, hakka ve hayra kullanabilme melekesidir.
Onun için ALLAH Tealâ bize şuûr versin...
Sadece aklî tasavurun sonucu züğürt tesellisidir.
Akl ve naklin tevhidi olan Muhammedî tasavvufun sonucu ise tevhid tecellîsidir.
İlâhi âşktır...
Akıl rüşde erince artık adı AŞK olur.
Zikreder, fikreder, şükreder ve sabreder...
Razı olur....
Rıza bulur...

Zikir, unutulanı hatırlamak, bir daha unutmamak için hatırda tutmaktır.
Fikir, hafızasının hayra çalışması.
Şükûr, emânet şuûruyla ni'meti verene teşekkür!.
Sabır: HAKK (celle celâluhu)'ya hürmette ve halkına hasbî hizmette Muhammedî muhabbet ve merhameti muhfazaya tahammüldür...

Hakiki hizmet HAKK'a râcidir...
Ücretini sahibi bilir...
Aşk, âşıka âşinâdır...
Ahmağa arz, boşunadır...
Arife târif gerekmez!
Gafil'e kelâm nâfile...
Gayretsizlik ve gafletten bu hâllere düşüldü...

Amacımız asla tenkid, tahriş, tarhik ve teftiş değildir.
Üzüntümüz ise toplumumuzun ve özellikle gençlerimizin gittikçe i'tikadsızlık (inançsızlık) batağına istemeden ve bilmeden batıp gitmelerindendir.
Gelecek nesillerimizin göz sürûru ve hayırlı nesiller olabilmeleri ise, şu andaki çocuklarımız olan onların baba veya analarına en doğru, en güzel ve en iyi olan hakkı ve hayrı Muhammedî metod, mezheb ve meşreble, kudsî ve hasbî bir hizmet şuûruyla verebilmemize bağlıdır.
Bu işi yapmaya soyunanların ise ALLAH Tealâ'dan korkmaları, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den hayâ edip utanmaları ve ALLAH'ın kullarına muhabbet ve merhamet etmeleri; olmazsa, olmaz şartıdır...
Takvâ ve ihlâs budur…

Bu kimselerin;
Rahmet gibi gözü ve gönlü yerde, tevâzu' ve tenezzül ehli olması gerekir...
Su gibi azîz olup, halkı arıtıp, kendisi; kiri-pası bırakıp, buharlaşıp, yükselip bulut bulut yine rahmet olarak yağmalıdır...
Basit bir balon gibi şişirildikçe şişen, gözü ve gönlü göklerde ve uçmak-kaçmak peşinde olup lâf ebeliği ile Sûfîlik yaptığını sananlar ham ve yoz sofulardır...

İslâm Dinimiz;
İnsan sûretinde yaratılan ve aklı olan her kişiyi, parmak izi ve taşıdığı tek can gibi birey kabul eder.
İçte sadakat, dışta adâlet esâsı herkesi kapsar ve,
Muhammedî oluş şuûruna ulaşılınca,
Rüşde ve ergenliğe erişilince tıpkı bileşik kaplar gibi el ele Muhammedî gönül bağları kurulur ve hepimiz birimiz, birimiz hepimiz oluruz...
BİZ oluruz…
BİRR oluz!..

Tıpkı bir vücûd gibi...
Her organı her bireyi bizim parçamız bilir fıtrî, kudsî, aklî, nakli ve vicdânî şuûr tevhidinde buluşuruz.
Çeşitli yer, zaman ve hâllerde kaderlerini yaşayan Muhammedîler; bir evdeki buzdolabı, çamaşır makinası, fırın, ampûl, televizyon âletleri gibi kendi görevlerini aynı Nûr-u Muhammed elektriği ile birlik, dirlik ve erlik içinde emniyet ve selâmetle başarırlar.
Çünkü Nûr-u Muhammed;
İ'tidâl : Sırat-ı Müstakîm (optimum) olup ifrat (maximum) ve tefrit (minumum) ten uzak dâimâ 220 volttur...

İnsan; ALLAH Tealâ (celle celâluhu) ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yanında ve Kur'ân-ı Kerîm içinde mükerrem ve kudsî tek varlıktır.
Bunu anlamadan ve yaşamadan, değil halka hasbî hizmet, kişi kendini bile bilip, tanıyıp, RABBisine lâzım ve lâyıkınca irfân ve erkân ile boyun eğip ibâdet edemez ve kulluk yapamaz...

Resim--- İnsan; "Yer yüzünün halifesidir." (Bakara 2/30;En'âm 6/165)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her doğan çocuk temiz yaratılış (fıtrat) üzere doğar" (Buharî,Cenâiz, 92)

Buyurarak insanı potansiyel ve ezelî suçlu saymayı reddeder...
En şerefli mahlûk insandır, aklından dolayı...
Dikkat et!..
Musa (aleyhi's-selâm)'ı kucağında emziren anne ile Firavun'u emziren anne aynı anne, merhametleri ise aynı kaynaktan ve kudsîdir.
Annelerinin Rahmân ve Rajîm memelerinden emmişlerdir…

Bebeklerin ikiside mâsum ve mübârektir.
Ne zaman ki yaş kemâle erer bülûğ (kendini bilme, kız-erkek anlama) çağına ulaşırlar işte o zaman,
Musa (aleyhi's-selâm) : "Benim RABB'im, Rabbü'l-âlemindir..." tercihini yapar, inanır ve yaşar ve mü'mindir.
Firavun ise : "En yüce RABB'ıniz benim ya!.." derse, küfredip dinini dünyasını ve âhiretini mahvedip ateşe girenlerin lideri olur...

Resim--- "Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehine yapmış olur; kim de kötü bir iş yaparsa kendi aleyhine yapmış olur..." (Fussilet 41/46)

Her insana İlmullah, Edeb-i Resûlullah ve erginlik erdemi lâzım ve lâyıktır.
Biz Muhammedî oluş şuûruna ulaşanlar, halkın müfettişi ve müftüsü değiliz.
Sadece ve sadece; husn-ü niyyet, samîmîyet ve ciddîyetle hasbî hizmetkârlarıyız...
Bedenen, nefsen, kalben ve ruhen, BİZlik ve BİRlik içinde güçlü mü'min toplumu oluşturmalıyız...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in: "Güçlü mü'min, zayıf mü'minden hayırlıdır."
(Müslim, kader 34)

Buyruğuna sekiz kulağımızı (bedenî, nefsî, kalbî ve ruhî) birden açıp duymalı ve uymalıyız...
Her insanı erdemli, keremli ve şerefli bilip, böyle olmasına el birliğiyle çalışmalıyız...

Resim--- "Kuşkusuz Biz Âdemoğlunu mükerrem (şerefli) kıldık..." (İsrâ 17/70)

Fermânını unutmamalıyız...
İnsanın âfâkî (bedenî, nefsî, maddî) ve enfüsî (kalbî, ruhî, manevî) meziyetlerini (isti'dâd ve kabiliyetlerini) korumalı ve geliştirmeliyiz...
Bunları söylerken, bulutlardan bakıyorum sanma hâ!..
Ben de üç oğul bir kız sahibi babayım...
Onlar için ve torunlarım için bu satırları karalıyorum ve dua ediyorum ki hayat yollarına ak ışık olur...
Çırılçıplak ve korumasız olan neslimiz, çılgın bir fitne fırtınası içinde uyur, uyurgezer ve sarhoş hâlde!..
Okumak, anlamak ve yaşamaktan uzak!..
Hakkı ve hayrı bilmiyor, bulamıyor ve anlamıyor...
Tüm toplumda Muhammedî ahlâktan ayrılış ve hüsrâna yöneliş var...
İstisnâ olanlar çâresizcesine seyrediyor...
Onun için Muhammedî nûr ve şuûr sahibleri ALLAH aşkına iş başına...
Senlik, benlik ve onluğu soyunarak el ele hepimiz tam bir teslimiyetle Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de buluşalım! O'nun Rıza Rehberliğinde ALLAH Tealâ'ya istikamet bulalım!..
Ve kavuşalım!..
İmam-ı Mutlak'a uyup "Biz" olalım...
Herşeye ve herkese kaderi takdir edene, takvâ (ALLAH korkusu) ve ihlâs ile kulluk edelim.
Başımızın belâsı benlik kibirinden kurtulalım!..

Resim--- "Zâlimler birbirinin dostudur; ALLAH da takvâ sahibi olanların dostudur!" (Câsiye 45/19)

Müjdesiyle gücümüze güc katalım...
Ve takvâ; Muhammedî i'tikad, fiil, ahlâk ve hâllerimizin fitne şemsiyesi olsun âhir zamanda...
Nefsimizin hevâ ve hevesinden şeytânın ve şeytânlaşmışların şerrinden ALLAH korusun!..
Âmin!..

Gençlerimizi;
Nefislerimizin hevâ ve hevesinden kaynaklanan şeytânın ya da şeytânlaşmışların durmadan kışkırtıp, tahrik ve tahrişleri sonucu azgınlaşan sefeh (akla, ihânet) ve cehl (bilmezlik) zûlmünden, serkeşliğinden, saldırganlık ve vahşîliğinden kurtaralım!
El HÂLİM (celle celâluhu) (sabrın ve bağışlamanın asl kaynağı)'nun kullarına hilm (insan fıtratında var olan ağır başlılık, yumuşak huyluluk) ile muamele edelim.
Hilm; aklın, aklını başına alıp, haddini hududunu bilip ALLAH (celle celâluhu) 'dan korkup, tenezzül ve tevâzu' ile acziyet, fakriyet, zillet ve illet içinde olduğunu bilip herşeye ve herkese saygılı olmasıdır...
Muhammedî mahviyet Mahkûmluğudur.
Hilm; ahlâkta ve amelde, kişinin kendisinin ve kaşısındaki insanın da mükerrem (şerefli, onurlu bir HAKK'ın kulu) olduğunu iyice anlayıp;
Şaşkınlık ve taşkınlık ve azgınlık yapmadan,
Hoşgörülü, gönlü zengin ve öfkesini yutan bir Muhammedî oluş şuûrudur...

Resim--- "Onlar öfkelendikleri zaman bile affederler." (Şûrâ 42/37)

Resim--- "Rabbânîler olunuz..." (Âl-i İmrân 3/79)

Rabbânîyyun: mubalağa vezninde RABBini bilen ve sadece RABB'ine; her zaman her yerde ve her hâlde durmadan boyun eğen Muhammedîlerdir.
"Rıza bileliği" nde buluşanlardır.
EL HALİK (celle celâluhu) nun rızasını yitirmekten korkanlardır. Rabbü'l-âlemin'e Takvâ Tevhidi içinde,
Kullarına ise hilm ile muamele edip;
Üzmeyen
Üzülmeyen
Seven ve
Sevilen
SEVGİLİlerdir...

Hiçbir canı asla üzmeyen...
Onlardan üzülmek için fırsat kollamayıp hoşgörülü olan...
Herşeyi ve herkesi mutlaka seven...
Sevilmek için ise, her yola baş vuran Rabbanî Muhammedîlerdir...

İlmin ve edebin ürünü olan hilim, hakk emânetinin ve hayr ni'metinin başı ve beşiğidir...
Muhammedî kalblerde doğar, büyür ve gelişir...
Âlim, hâlîm, salîm olup zâlim olmayacak bir nesil;
Onları, Muhammedî oluş şuûruna ulaştırmaya cehd-ü-gayretle ve hasbî hizmetimizle, hayat bulur ve devâm eder.
Midesinin etrafında dolap beygiri gibi dönen, kalbî kudsîlikten ırak, basit, boşlukta ve başı boş, şucu ya da bucu oluşlar bizleri bu açmaza soktu...

Şimdi Muhammedî muhabbet ve merhamet ve edeble hazır ve nazır olan Rabbülâleminin huzurunda,
EL HAKK (celle celâluhu)'nun halkına hasbî (karşılıksız, sırf SUBHAN celle celâluhu'nun rızası için) hizmet cihâdı devrindeyiz...
Bu itikadî cihâddır...
Unutma ki pek çok şeyleri bilen İblis, Muhammedî edebden yoksunluğu yüzünden başını ebedî belâya soktu...
Ve nice şaşkın, yaşlı başlı ve birşeyler bilen insancıklar bu yüzden (Muhammedî edebten yoksunluktan) mahvolup gittiler ve gidiyorlar...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Benim edebimi RABB'ım verdi ve O beni ne güzel edeblendirdi"
(Darimî)

Buyurarak edeb erdemini beyân buyuruyor...
Halk içinde adab-ı muaşaret denilen şey:
Birlikte toplum hâlinde yaşayışta, Muhammedî Sünnet-i Seniyye içinde bir güneş gibi;
Her yer,
Her zaman ve
Her hâle nûr ve ışık taşıyıp hoş geçinmenin teminâtı oluştur.

Tüm bunlar için, yeni yetişen Muhammedî fidanlarımızın şah dallarının (en uç, büyümeyi-sağlayan) son uçlarını, "Şu şunu dedi, bu bunu dedi" makaslarıyla budamayalım...
İnsanın ilâhî ve fıtrî aslında (a'yân-ı sabitinde) mutlaka var olan kendi kişiliğine saygı duyup eğitim ve öğretimi için "ALLAH Tealâ Kelâmullah'da (Kur'ân-ı Kerîm'de) ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sahih hadis-i şerîflerinde buyuruyor ki"yi en öne alalım!..
Sonra sıra ile, sıra gelirse başkalrına bakalım ne demişler diye!...
Mutlak (kesinlikle) ALLAH Tealâ'ya ait olan hidâyete ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait olan şefâate sahib çıkmayalım... Hakka himmet edelim, hayra gayret edelim ve halka hasbî hizmet edelim!
Biz Muhammedîyiz!..
El birliğiyle el ele, canla başla, beraberce birbirimizi ve herbirimizi hakka ve hayra yönlendirmede, hakta ve sabırda vasiyetleşmede Muhammed (aleyhi's-selâm)'a teslimiyette ve ALLAH Tealâ'ya istikamette, himmet, hizmet gayreti ve duası içinde olalım!..

Elindeki kâlemin ustası olduğuna inanan çocuklarımız kendisinin de ustası olduğunu anlayıp sistemin Sahibi ALLAH Tealâ'nın sesini duyacak ve uyacaktır...
"Semiğnâ... Ve ategnâ... duyduk ve uyduk..."
"İyyake nağbüdü ve iyyake ne'stâin... yalnız sana kulluk eder yalnız senden isteriz, dileriz, umarız ve bekleriz...
"Siz, kimsiniz?"
“BİZ, hamdolsun Muhammedîyiz!.. O'na uyan cemâatız ve BİZiz ve BİRiz!.." diyecektir.

Hakk'a karşı takvâ...
Halka karşı hilim...
Bu Muhammedî Sırra eriş, hikmettir...
"Nakl"in getirdiğinin mânâsını ve ruhunu kavrayıştır!..

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hikmet mü'minin yitiğidir, onu nerede bulursa alır!" buyurdu.
(Tirmizî, ilim, 19; İbni Mâce, Zühd 15)

Hikmet: aklın; hakkı ve hayrı, bâtıl ve şerden ayırıp anlama, zikri fıtretme ve fikri rızaya yönlendirme melekesidir...
Âcizâne bunları ilmihâl bilgi kitabı olsun veya ne güzel söylemiş desinler diye yazmıyoruz asla!..
Aklımızın erdiği, gönlümüzün gördüğü, ruhumuzun duyduğu kadarı ve kaderi kadar, genç nesle Tevhidî Tasavvufî ve Muhammedî olan ilim, edeb, irfân ve erkânı arzetmeye azmediyoruz...
"Duysunlar ve uysunlar..." diye...

Yoksa:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in: "Faydası olmayan ilimden ALLAH'a sığınırım..."
(Müslim, Zikir 73) buyruğu BİZim içindir...

Gençlerimiz bedenî, nefsî, kalbî, ruhî ve kendi kişiliklerine saygı kavramını kaybediyorlar...
Çünkü, “Ana Değer Yargıları”nı yitirdik!..

İslâmda İFFET denilen; kişinin kendi kişiliğinin şeref, haysiyet ve onuruna saygı duyup koruması gerçeği yerle bir olmuş durumda!

Muhammedî nass ve nakl (âyet-hadis) ile ta'lîm - Terbiye ve Muhammedî sâlih amellerle Tezkiye edilmemiş Nefs ve onun âleti Beden,
Şeytânî hevâ ve heves peşinde...

Muhammedî ahlâkla ahlâklanıp Tasfiye (arınma) olmamış Kalb;
Ağır hasta, karanlık ve hakkı-hayrı ve bâtılı-şerri ayıramaz olmuş durumda...

Muhammedî hâllerle Tecliye (cilâlanma, tozunu silme) olmamış Ruh,
Tecellîye mazharıyetliğini (aynalık-ulaştırıcılık) uyuşukluk içinde yitirmiş...

Cehâlet, gaflet, dalalet ve ihânet, bilinçli veya bilinçsiz salgın hâlde...
Umudsuzluk küfürdür...
Maksadımız ise, hayâl âleminden hakikat âlemine tenezzül ve tevâzu' için sıradan bir beşer olarak; kolay, rahat ve şart olan Muhammedî sünnet-i seniyyeyi tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarmaktır...

Muhammedî nûr, neş'e ve şuûra ulaşan bir kişi yarım nefeslik hevâ ve hevese boyun eğip kendini üstün sanıp, halkı kötülemez hâşâ... Muhammedî kurallar kesin ve değişmezdir...
"Uyuyana ve uyurgezere, uyanmadığı için yazıklar olmasın da uyandıramadığım için bana yazıklar olsun!.."
Çünkü, o zâten rüyâ ve kâbus âleminden çıkıp muhatab olamıyor, yelleniyor, delleniyor ve ne yaptığını bilmiyor...
Söyledikleri ve yaptıkları geçersiz...
Muhtaç olduğu tek şey uyandırılmak (tenzir) tır...

"Muhammed'imize ALLAH'ımız böyle emrediyor!" (diyor Sevil kız).

Muhammedî olarak;
Mecbur (icbar edilmiş, zorlanmış)
Me'mur (emredilmiş, vazife verilmiş, görevlendirilmiş)
Mahkûm (Hükmedilmiş, emredilmiş)
Murad (İstenen, ümid ederek beklenen. Arzu edilen) edilmiş

Bir Kulluk İmtihanı içinde olduğumuz gereçeğini bilip anlayarak yaşarken Hakk’ın halkına ise;
Tek görevimiz (hasbî hizmet) ALLAH rızası için uyandırmak (tenzir) tır...
Uyanırsa muhatabımız olur; konuşur, bilişir, tanışır, dertleşir ve hâlleşir...
Çocuksa büyür,
Deliyse velî olur,
Hastaysa şifâ bulur...
Müjdeye kavuşur...
Tebşire nâil olur...

Sarhoşa ayıkmadığı için yazıklar olmasın!..
Ayıktıramadığım için bana yazıklar olsun!..
Çünkü o zavallı kimse, ne içtiyse onun emrine girmiş...
Bir küçük rakı içmiş: "Evi yakarım!.." diyor...
Bir büyük rakı içmiş: "Bu şehri yakarım!.." diyor...
İçtiğinin emrettiği gibi konuşuyor ve yaşıyor...
Taşa tutmak, ahmak işi...
Koluna girip Habibullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Hastahânesine, Tevhid tedavisine götürmek, şehâdet şifâsına ve ilm-ü- edeb ilâcına kavuşturmak lâzım ve lâyıktır Rabbımızın kullarına!...
Bu ise Muhammedî Âşıkların mesleği, meşrebi, mezhebi ve meziyetidir...

Bunları söylerken sakın sanma ki ben âllame-i cihanım ve dört âlemde tuzum kuru!..
Cevr-i Cihan, çile çarkı...
Her boya küpüne sokulan başımdaki saçlarım renksiz kaldı!.. "Acaba şu derdime bir çâre olur mu?" diye çaldığım etiket ocaklarındaki kimliksiz kişiler, Tevhid tâbibi değil de;
Ya nallayacak nalbant,
Ya traş edecek berber,
Ya da yolacak-yüzecek kasap çıktılar...

Nice yıllar acılarla geçerken;
Kader, kaderullah ve hamdolsun ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kerem ve rahmet kapısında buldum kendimi...
Kur'ân-ı Kerîm eczahânesini ve sünnet-i seniyye reçetelerini gösterdi.
Şefâatı şifâmız oldu hamdolsun!..
Kitablar ilaç oldu ve başımıza taç oldu!..
Başhekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Kur'ân-ı Kerîm eczânesinde;
Kendini, aklını ve fıtratını bilmezlik olan ahmaklığın bile şifâsı ve ilacı beş kuruşsuz ve beleşinden bizi bekliyor!..

Doğruyu bilip, doğruyu bulup ve doğru olmalıyız ki doğru konuşalım,
Doğru tanışıp doğru yaşayalım ve
“BİZ”likte, el ele ve "BİR"likte...
Hakkı ve hayrı paylaşalım!..
HAKK (celle celâluhu)'ya koşalım!..
Sadakatsız (sıdksız) Teslimiyet ve Adâletsiz (adl) İstikamet olamaz...
Sıdk, emânetin teminâtıdır.
Emânet: İlahî, ezelî, fıtrî ve beşerî ahdin adıdır.
Kul için;
Ahdullah ise Emrullah ve Muradullah'ın anası ve aslıdır!..
Ondandırki;
AKIL, AŞK’a
AŞK, ASL’a ulaşamaz ise yalan ve bomboş laflardır!..

ALLAH Tealâ (celle celâluhu):

Resim--- "Emrolunduğun gibi dostoğru ol..." (Hûd 11/112; Şûrâ 42/15)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a inandım!.." de, sonra da dostoğru ol..." buyurdu.
(Müslim, imân 13)

İnsan onurunun zirvesi olan doğruluk, dürüstlük ortadan kalktı mı yerini derhâl zıddı olan yalan-riyâ- dalkavukluk ve fırıldakçılık dolduruveriyor!..
Zıdlar âleminin ilâhî kuralı budur!..

Hasedden doğan yalan ise tüm kötülüklerin anasıdır.
Bakınız;

Resim--- Azîz Efendimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Size doğru olmanızı emrederim çünkü doğruluk iyi olmaya, iyilik de cennete götürür.
İnsan doğrulukta sebât ederek nihayet ALLAH (celle celâluhu) katında "SIDDÎK" yazılır.
Sizi yalan söylemekten de men ederim.
Çünkü yalan kötülük işlemeye, kötülük de cehenneme götürür.
İnsan yalan söyleye söyleye sonunda ALLAH katında "kezzab" (çok çok yalancı) diye yazılır!" buyurdu.
(Buharî, Edeb-69; Müslim, Birr-102-105)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İki özellik vardır ki mü'minde huy hâline gelmez, bunlar hiyânet ve yalandır."
(İ. Ahmed V/252)

Sıddîk (çok, çok doğru) zıddı ise kezzab (çokça yalancı)dır... Riyâkârlık ise, İslâmî kişiliğini yok edici; asılsız, akılsız, abartılı, yalan ve kendini kandırmadır...
Dalkavukluk ise günümüzde moda oldu!..
Alan memnun, veren memnun...
Şişir şişire bildiğin kadar!..
Nefsî hevâ ve hevesine kul olanların birbirinin kuyularını kazma yarışı!..

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Dalkavuklarla karşılaştığınız zaman yüzlerine toprak savurun!.." buyurup bizi uyarıyor...
(Müslim, zühd 14)

Rahmetli Hacı Osman Baba, hûda-i nâbit (fıtrî, doğal) bir Muhammedî âşık idi...
Antalya'ya ziyârete geldi.
Şu anda yaşayan birçok arkadaşla birlikte bir caddeyi geçecektik.
Trafik yoğun ve fırsat vermiyordu.
Hacı Osman Efendi kaldırımdan caddeye ayak basınca, iki yönlü trafik birden kesildi ve yol verdiler.
Ben de lâf olsun diye: "Baba, trafiği kestiniz!.." dedim.
O ise: "Oğul, bir hüner ve güzellik gördü isen; yemin ederim ki Resûl-i Ekrem’e (sallallahu aleyhi ve sellem) aittir!..." buyurdu.
İşte Muhammedî tevâzu' budur...
Yeminle birlikte ciddî ve samimî sunuş!..
El ele, el Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve sonunda ALLAH'a uzanış!..
Hiç unutmadım...
Kendi kibirinden arınıp kibriyâyı Kahhar ALLAH Tealâ 'ya tahsis tevâzu'su!..

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kişi cennete girmeyecektir." buyurdu.
(İmam Ahmed, Müsned, IV-134)

Çünkü;
Tevâzu', Muhammedî bir özellik ve güzelliktir!
Kibir ise, İblisî bir çirkinlik ve çiğlik sıfatıdır!..

Muhammedî oluş şuûruna ulaşıp;
Aklı, nakille buluşup;
İlâhi aşka dönüşen ve işin sonunu düşünen;
Mü'min, ârif ve âşıklar her emri (ibâdeti) emredildiği ve tatbik edildiği gibi işlerler...
Ancak sevâbını Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ravzasına, ana hesaba otomatik gönderirler...
Gerisi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e kalmıştır...

Günahlarımız ise başımızın belâsı...
"Ey nefs! Elde sevâb kalmadı, topladığın günahlar işte ortada... Aklını başına topla vâkit varken!.."
Ne var ki Biz Muhammedîyiz!..
Geçmişe tevbemiz bir...
Şu ana rızamız (şükrümüz ve sablrımız) bir…
Geleceğe duamız birdir!..
El birliği, gönül birliği ve can (hayy) birliğiyle tevbe ve istiğfârımızı da hâllederiz İnşâallah!..

Şimdi toparlayalım ve namazımıza dönelim:

Midelerini hiç boş bırakmadığımız çocuklarımızın kalbleri tamtakır ve bomboş!..
Günler geçiverip de karşımıza câhil ve zâlim birisi olarak çıkınca: "Yahu bu nasıl çocuk... Nereden çıktı?" deyince,
Cevâbı çok basit: "İlmek ilmek sen dokudun, nefes nefes sen büyüttün...İşte eserin!"

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanın aile bireylerini sefil (maddî/manevî) bırakması günah olarak kendisine yeter"
(Ebu Dâvûd, zekât 45)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); Rahmetenli'l-âlemin merhametini, şifâ şevkatini, çocuklara hoş görü, şaka ve oyunlarına iştirâkini ve öpüp koklayıp kucağına basmasını anlayamayan ve yadırgayan birisine: "ALLAH senin kalbinden merhameti söküp almışsa ben ne yapabilirim?"
(Buharî-Edeb 18)

Buyururken çocuklara sevgi ve şefkâti emrediyor...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben ancak bir muallim (eğitici-öğretici) olarak gönderildim" buyurdu."
(İbn Mâce, Mukaddime, 17)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İlim taleb etmek her müslümana farzdır." buyurdu.
(İbn Mâce, Mukaddime, 17)

Ve daha nice hadis-i şerîflerde;
Önce kendimizle,
Sonra çoluk-çocuk ailemizle,
Sonra akraba,
Sonra toplum,
Sonra kâinât,
Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve
En sonunda ALLAH Tealâ ile ülfet ve ünsiyet etmemizi bildirip rehberimiz olmuştur.
Uzlaşıp kaynaşamadan nasıl anlaşırız gençlerimizle!..
Tenkid ve tehdid Muhammedî değildir.
Tenzir ve tebşir Muhammedîdir!..

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Mü'min, ülfet eden (uzlaşan, anlaşan, kaynaşan, el ele ve kalb kalbe olan) kimsedir, ûlfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyen kimse de hayr yoktur!.." buyurdu.
(İmam Ahmed, Müsned II-400)

Hülâsa-i kelâm, son sözümüz selâm!..

ALLAH Tealâ 'ya ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' olmaya,
Sadıklarla berâber olmaya,
"Sâlihlere kat ya Rabbi!.." diye dua etmeye Kur'ân-ı Kerîm'le emrolunduk.
Tesbih gibi sırat-ı müstakîm ipine dizildik,
imâmiyemiz Muhammed (aleyhi's-selâm) ın;
Sözü (Şeriatı),
Fiili (Tarikatı),
Ahlâkı (Mârifeti)
Hâli (Hakikatı) nice ve nasıl ise öyleyiz...
Bu bir inanç ve şuûr işidir.
Eksik noksan v.s. sonraki işlerdir...

Bizim âcizâne azmimiz, gayretimiz ve himmetimiz;
Kartlaşmış kuşakla uğraşmak olmayıp,
Tüm gençlerimizle ûlfet ve ünsiyet kurup hasbî hizmetçileri olmaktır.
Muhammedî metod ve meşreble hakkı ve hayrı anlamak ve anlatmaktır.
Toprak gibi bereketli,
Rahmet gibi azîz,
Rüzgar gibi her yerde ve,
Güneş gibi genel bir muhabbet ve merhametle hasbî hizmet...
Her zaman her yer ve her hâldeki herkese el ele hasbî hizmet!..

Ayırmadan kayırmadan kendimizin bir parçası olan Muhammedî gençler!..
Size selâm olsun!..
Geliniz!
El ele, gönül gönüle ve can cana;
Şahsî Gayretlerimiz,
Erenlerin (ALLAH Dostlarının) Himmeti,
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Şefâati ve,
ALLAH Tealâ 'nın Hidâyetiyle TEVHİD edelim!..
Birleyelim, islâh olalım, birleşelim ve iflâh olalım!..
Dinimizde, dünyamızda ve âhiretimizde sonsuz saâdet, mutluluk ve rahata kavuşalım!..
Derdlerimizi zevk edelim!..
Derdlerini derd edenler, derdden ölürler...
Derdlerini zevk (çile) edenler ölmeden ölür, dirilir ve bir daha ölmezler!..
Bunu untmayalım!
Kendimizi akıl ve nakl ışığında tanıyalım!..
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi bilelim, bulalım ve bile olalım!..

Kalbî Kur'ân'ımızı,
Herkesin ve herşeyin Kur'ân'ını,
Kâinât Kur'ân'ımızı ve,
Kelâmullah Kur'ân'ımızı bir daha birlikte okuyalım!..

Tüm sistemin Sahibi olan Ustamızı, Rabbü'l-âlemin'i tanıyalım!..
Emrullah'ı işleyip Muradullah'ı gözetelim...
RABB'ısından razı kulları olalım ve rızasını dileyelim!..
Sizleri bana çağırmıyorum!..
Sizleri, sizin özünüzdeki "Muhammedî Biz"e çağırıyorum!..
Şah damarımızdan da yakınınızda olan;
Kudsî ve fıtrî "Lâ-ilâhe-illâ ALLAH" pirizine.
"Muhammede'r- Resûlullah" fişini hemen takın!..
Nûr-u Muhammed fışkıran her hücrenizin şuûr neş'esine bakın!.. İ'tidâl üzere olup şaşmayın ve taşmayın sakın!..

Unutmayın ki ALLAH (celle celâluhu) 'ya giden yol ALLAH DOSTlarının kalbinden geçer...
Sen de bu kudsî safa gir!..
Bileşik kaplar gibi aynı seviyeden seyredelim dörd âlemi...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in aziz canında BİZ olalım BİR bulalım!..

Biribirimizin altında, üstünde, önünde, arkasında değil;
Omuz omuza ve kalb kalbe dizilelim kudsî safa!..
Naz-niyâz Namazı’mızı İNSANca kılalım!..
ALLAH (celle celâluhu)'ya ve Resûlüne (sallallahu aleyhi ve sellem) tâbî, sadıklarla birlik ve bile olalım!..
Ölüm korkusundan değil, bizi yaratan ve var eden ALLAH Tealânın hakkı olduğu için inanalım!..
Aklın yarattıklarına değil de aklı yaratana tapalım!..
Hasbî hizmetin aslî ve ilâhî kaynağı olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Salât ve Salâvâtla şükranlarımızı sunalım...

Çünki;

Resim---Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Kim ki benim üzerime Cuma günü 80 defa Salâvât getirirse ALLAH onun 80 yıllık günâhını bağışlar” buyurunca Ashabı Güzin soruyor:
“Yâ Resûlullah! Bu nasıl bir salâvâttır?”
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Allahümme salli âlâ Muhammed’in abdike ve nebîyyike ve resûlike ve’n- nebîyyü’l-ümmiyyi” salâvâtını (bir oturuşta 80 kere) okur.” buyurmuştur.
(Hâkim-i Tirmizî-Nevâdirü’l-Usûl)

Biz Muhammedîler de hamdolsun her yer, her zaman ve her hâlde; fırsat buldukça Aziz Efendimizle enterkollekte BİLElik bağımızı diri tutmak için,
Ve maddî - mânevî BİZ liğimizin şehâdetini yinelemek ve yenilemek için :

”Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin Abdike ve Nebîyyike, ve Rasülûke ve Nebîyyi’l-Ümmiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi vessahbihi ve ümmetihi...”
Âmin!.. diyoruz

Elhamdülillahirabbilâlemin...



GEL DOST!..

Sabîlerin sözüne dost
Yetimlerin gözüne dost
Öksüzlerin özüne dost
Muhammedî bal olalım...

Resim

Aşkın kapısın vurmaya
Buyurup dâim durmaya
Yürek yuvası kurmaya
Muhammedî dal olalım...

Resim

İlim - irâde - idrâkl
Edeb - irfân - iştirakla
Hakk'ta Hakk'tan Hakk'a Hakk'la
Muhammedî el olalım...

Resim

El verip Eren Eri'ne
Çıkıp çile seferine
Sinelerin seherine
Muhammedî yel olalım...

Resim

Yedi telli tevhid sazı,
Âşıkların niyâz - nazı
Söz - sohbeti - zevki - hazı
Muhammedî dil olalım..

Resim

Salât - salâvât selâsı
Sırr- ı sıfır es selâsı
Bu âlemin kâr- belâ'sı
Muhammedî çöl olalım...

Resim

Kul İhvânî okusun da
Yollarımız dokusun da
Ravza'sının kokusunda
Muhammedî gül olalım...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.1 NAMAZ ÇEŞİTLERİ

İnsan, fıtrî yaradılış dizaynı itibâriyle heran, acziyet, fakriyet, zillet ve illet içinde oluşunu anlayamaz.
Yarım nefeslik varlığı içinde bu dört özelliğini, ancak ve ancak "NAMAZ" ibâdeti (kulluk gereği) içinde güzelliğe çevirebilir...
Namazı iyice bilip, anlayalım ki tatbik edip yaşarken zevk ve neş'e alalım. "Bitse de kurtulsak..." demeyelim.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Namaz dinin direğidir" buyuruyor. (Tirmizî, İmân-8; İmam Ahmed, Müsned V-231-237)

Secdeyi ise kulun Allah Tealâ'ya en yakîn hâli olarak bildiriyor
(Müslim, Salât-215; Nesâî, Mevâkit-35 bkz.)

Hanifi mezhebinde : Farz - vâcib - sünnet - nâfile namazlar.
Diğer mezheblerde : Farz ve nâfile namazlar vardır.

2.1.1 Farz Namazlar :

Yükümlülük çağına eren:
Bülûğa eren, aklı olan, dini duyan ve hür olan her insanın kılmak zorunda olduğu Kur'ân-ı Kerîm'le ALLAH Tealâ'nın emrettiği namazlardır.

2.1.1.1 Farz-ı Ayn Namazlar :

Aynı, bizzâtihi kendisinin zamanında yerine getirmesi gereken farz namazlar:
Her günde: Sabah-2, öğle-4, ikindi-4, akşam-3, yatsı-4 rek'ât olmak üzere günde toplam 17 rek'âttir.
Haftada her Cuma günü 2 rek'ât Cuma namazı da farz-ı ayndır.
Ne varki Cuma namazını kılan o günün öğle namazını kılmaz...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma günü günlerin efendisidir ve ALLAH Tealâ'nın yanında Ramazan ve Kurban bayramlarından da büyüktür" buyurdu.
(İbni Mâce, İkamet 79)

Resim--- Abdullah İbni Ömer (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Herbiriniz cumaya geleceği zaman guslederek yıkansın." buyurdu.
(Buharî, Cuma 2,3,5; Müslim, Cuma 2; Ebu Dâvud, Taharet 127,128)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gerçekten Cuma günü öyle bir an vardır ki şayet bir müslüman o ana rastlar da ALLAH'tan bir hayr dilerse, ALLAH onu kendisine mutlaka verir." buyurmuştur.
(Müslim, Cuma 15)

Resim--- Sahabe: "Bu saat ne zamandır yâ Resûlullah?" dediklerinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İkametten başlayarak, namaz bitinceye kadar devâm eder" buyurdu.
(Tirmizî, İbni Mâce)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ya bir takım adamlar Cuma namazını terketmekten vazgeçerler yahut ALLAH Tealâ onların kalblerini muhakkak sûrette mühürler ve artık gafillerden olurlar..." buyurmuştur.
(Müslim, Cuma 40)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma her müslümanın üzerine vâcibtir; kadın, çocuk ve köle, hariç!" buyurmuştur.
(Beyhâkî III-173)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma nidâyı (ezânı) duyan üzerine vâcibtir." buyurmuştur.
(Beyhâki III-173)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma her köy üzerine vâcibdir."buyurmuştur.
(Beyhâki III-179)

Resim--- Ebu Hureyre (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz cumayı kılınca arkasından 4 rek'ât namaz daha kılsın!" buyurdu. (Müslim,Cuma 67 (881)

2.1.1.2 Farz-ı Kifâye Namazlar :

Bir müslüman öldüğünde bir kısım müslümanlar o kimsenin cenâze namazını kılarsa kâfi (yeterli) gelen ve kılmayanların üzlerinden kalkan Cenâze namazıdır. Kılamayanlar diğerleri kıldığı için artık sorumlu olmazlar.

Cenâze namazı için:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Süphesiz ki kabirler, sahibleri için karanlıklarla doludur. ALLAH Tealâ namazım sebebiyle onlar için kabirleri aydınlatır."
(Müslim, Cenâiz 71)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hiçbir müslüman yoktur ki öldüğü zaman cenâzesinde ALLAH'a hiçbir şeyi ortak koşmayan 40 kişi hazır bulunsun da ALLAH kendilerine o kimse hakkında şefâata izin vermesin."
(Müslim, Cenâiz 59)

Resim--- Bir başka rivâyette ise: "Müslümanlardan 100 kişiye ulaşan bir cemâat namazını kılsın da ALLAH kendilerine o kimse hakkında şefâata izin vermesin."
(Müslim, Cenâiz 58)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kimin (hakkında) üzerine hüsnü şehâdette (hayattayken iyi bir kimse olduğuna şâhidlik) bulunursanız, ona cennet vâcib olur; kimi de kötülükle anarsanız ona da cehennem vâcib olur. Zirâ sizler, yeryüzünde ALLAH'ın şâhidlerisiniz!." buyurmuştur.
(Müslim, Cenâiz 60)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ölü defninde israfı yasaklayıp: "Dirilerin buna (harcanan paraya) ihtiyacı ölülerden daha fazladır!" buyurmuştur.
(İmam Ahmed, Sünen II-50)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ölülere sövmeyin; çünkü onlar, önceden göndermiş olduklarına ulaşmış durumdadırlar!." buyurmuştur.
(Buhârî, Cenâiz 97)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz ALLAH, göz yaşından ve kalbin üzüntüsünden dolayı insana azab etmez. Ancak (dilini işâret ederek) şundan dolayı ya azab eder yahut rahmet..." buyurmuştur. (Müslim, Cenâiz 12)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Cenâzeyi takib eden kadınlar hakkında: "Günahkâr olarak, sevâbsız olarak dönün..." buyurmuştur.
(İbni Mâce, Cenâiz 50)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben size daha önce kabir ziyâretini yasaklamıştım. Artık ziyâret ediniz!" buyurmuştur.
(Buharî, Cenâiz 31; İ. Mâlik, Muvatta, Dahâyâ 8)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sakın sizden biriniz, Rabbine hüsnü zanda (hakkında güzel düşünme) bulunmadığı hâlde ölmesin..."
(Müslim, Cennet 83)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Lezzetleri alt-üst edeni (ölümü) çokça hatırlayınız!"buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyâmet 26; İbn Mâce, Zühd 31)

2.1.2 Vâcib Namazlar :

Açıkça olmasa da Kur'ân-ı Kerîm'de yeri olup Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in beyân buyurup uyguladığı, yapılması icâb eden ve zamanı belli namazlardır. Yatsıdan sonra kılınan 3 rek'âtlık Vitir namazı ve Ramazan ve Kurban Bayramları namazları 2 şer rek'ât ve vâcibtir. Kur'ân-ı Kerîm okunurken secde âyetlerindeki tilâvet secdesi de vâcibtir... Sehiv (yanılma) secdesi, bozulan nâfile namazın kazası ve adak namazı da vâcibtir.

2.1.3 Sünnet Namazlar :

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yaptığı ve mecburi olmaksızın yapılmasını isteyip teşvik ettiği namazlardır.

2.1.3.1 Beş Vakit Farz Namazlarla Devâmlı Kılınan Düzenli Sünnetler :

Sünnet namazlarını belirleyen, tatbik eden ve kılınmasını emreden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir. Ömrünün sonuna kadar yıllarca kılmış ve kılınmasını mutlaka istemiştir.

Duyalım ve uyalım:

Resim--- Ümmû Habibe (Ebu Süfyanın kızı Remle (radiyallahu anha) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Hergün tetavvuen (farz olmayan, farzdan başka) ALLAH (celle celâluhu) rızası için 12 rek'ât nâfile namaz kılan her müslüman kul için ALLAH Tealâ mutlaka cennette bir köşk yapar veya onun için cennette bir köşk yapılır."
(Müslim, Ebu Dâvud, Nesâî ve Tirmizî)

Resim--- Ebu Dâvud'da şu cümle ilâvelidir: "... Öğleden önce 4, öğleden sonra 2, Akşam namazından sonra 2, yatsı namazından sonra 2 ve sabah namazından evvel 2 rek'ât...."

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bir gün ve gecede 12 rek'ât namaz kılarsa, cennette onun için bir ev bina edilir: 4 rek'ât öğleden önce, 2 rek'ât öğleden sonra, 2 rek'ât akşamdan sonra, 2 rek'ât yatsıdan sonra, 2 rek'ât sabah namazından önce"
(Tirmizî, Salât 189)

Resim--- Aişe (radiyallahu anha) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim gece ve gündüz devâmlı öğlenin farzından önce 4, sonra 2, akşamın farzından sonra 2, yatsının farzından sonra 2 ve sabahın farzından önce 2 rek'ât olmak üzere 12 rek'ât (sünnet, nâfile) namaz kılarsa cennete girer." (Nesâî, Tirmizî ve İbni Mâce rivâyet ettiler)

Sabah sünneti;

Resim--- Aişe (radiyallahu anha)'dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sabah namazının iki rek'ât sünnetini kılar ve hafif tutardı ki ben (kendi kendime) acaba bu iki rek'âtta Ümmü'l - Kur'ân'ı(Fâtiha) okudu mu derdim" buyurdu.
(Müslim,Müsafirin 92)

Resim--- işe (radiyallahu anha)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının iki rek'ât (sünnet)i dünya ve içindekilerden hayırlıdır." buyurdu.
(Müslim ve Tirmizî rivâyet ettiler)

Resim--- Müslim'in bir rivâyetinde: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Bu iki rek'ât bana bütün dünyadan daha sevimlidir." buyurdu şeklindedir.

Resim--- Aişe (radiyallahu anha) der ki: "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem nâfile namazlardan hiçbirini sabah namazının 2 rek'âtı gibi devâmlı kılmazdı."
(Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi ve İbni Huzeyme Sahihinde rivâyet etmişlerdir)

Resim--- İbni Huzeyme'nin bir rivâyetinde Aişe (radiyallahu anha) vâlidemiz:"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sabah namazından önce 2 rek'ât (sünneti kılmaya) a olduğu kadar hiçbir hayra ve ganimete acele ettiğini görmedim."buyurdu.

Resim--- İbni Ömer (radiyallahu anhu) anlatıyor: Bir zât;"Yâ Resûlullah! ALLAH (celle celâluhu)'nun beni faydalandıracağı bir ameli söyle!" dedi.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Sabah namazının 2 rek'ât sünnetine devâm et Zîrâ onda fazîlet (sevâb) var." buyurdu.
(Taberânî, Kebirinde rivâyet etti)

Resim--- İbni Ömer (radiyallahu anhu) 'dan, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının 2 rek'ât (sünnet) ini devâmlı kılın Zîrâ bu 2 rek'atta regaib (rağbet olunan, rağbetle istenilen, bol hediyeli, câzib sevâblar) vardır..."demiştir.
(İmam Ahmed, Müsned)

Resim--- Ebu'd Derda (radiyallahu anhu) der ki: Dostum Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bana üç şey vasiyet etti: "Her ay 3 gün oruç tutmak, uykudan önce vitir namazını kılmak, sabah namazının 2 rek'ât (sünnet) ini kılmak."
(Taberânî, Kebirinde ceyyid isnadla rivâyet etmiştir.)

Resim--- İbni Ömer (radiyallahu anhu); Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti: "Kul hûvallahu ehad" sûresi Kur'ân'ın üçte birine denktir. "Kul yâ eyyühel Kâfirûn." sûresi Kur'ân'ın dörtte birine denktir. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazının iki rek'ât sünnetini kılarken bu iki sûreyi okur ve şöyle buyururdu: Bu iki rakâtte inci rağbeti (câzibesi) vardır."
(Ebu Yâ'lâ hasen isnadla ve Taberâni Kebir de rivâyet etmişlerdir)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının 2 rek'ât sünnetini (düşman) süvarileri arkanızdan kovalasa da terketmeyin." buyurdu. (Ebu Dâvud rivâyeti)

Öğle sünnetleri:

Resim--- Ümmi Habibe (radiyallahu anha) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim öğlenin farzından önce 4, sonra 2 rek'ât sünneti kılmaya devâm ederse ALLAH (celle celâluhu) onu cehenneme haram kılar." buyurdu.
(İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Nesâî ve Tirmizî rivâyet ettiler.)

Resim--- Ebu Eyyub el Ensarî (radiyallahu anhu) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Öğle namazının farzından önce aralarında Selâm vermeden kılınan 4 rek'ât sünnetten dolayı gök kapıları açılır."
(Ebu Dâvud ve İbni Mâce rivâyet ettiler.)

Resim--- "Kabûs (radiyallahu anhu) babasından şöyle rivâyet etti: Babam Hz. Aişe (radiyallahu anha) 'ya birisini göndererek: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hangi namazı devâmlı kılmayı daha çok severdi (isterdi)?" diye sordurdu. Aişe (radiyallahu anha): "Öğleden önce 4 rek'ât sünnet kılardı, kıyamları uzatır, rükû' ve secdelerini güzel yapardı." buyurdu.
(İbni Mâce rivâyet etti)

Resim--- Abdullah ibni Saib (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) güneş zevâlden çıktıktan sonra öğle namazının farzından önce 4 rek'ât sünnet kılar ve şöyle buyururdu:"Bu vâkit semâ kapılarının açık olduğu saattir. Bu saatte benim de sâlih amelimin yükselmesini istiyorum."
(İmam Ahmed, Tirmizî rivâyet etmişlerdir.)

İkindi sünneti:

Resim--- İbni Ömer (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"İkindinin farzından önce 4 rek'ât sünnet kılan kişiye ALLAH (celle celâluhu) rahmet etsin."
(İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî, İbn. Huzeyme, İbni Hibban rivâyet etmişlerdir.)

Ali İbni Ebi Talib (keremullahi veche)'den Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:"Ümmetim ikindinin farzından önce 4 rek'ât sünneti kılmaya öyle devâm ederler ki nihayet yeryüzünde gerçek bağışa kavuşmuş kişiler olarak dolaşırlar."
(Taberâni, Evsat'ta rivâyet etti)

Sünnet namazlardan müekked (te'kidli, kesin) sünnet olanlar:
Te'kid: kuvvetleştirme, sağlamlaştırma, pekiştirme.
Müekked: te'kid edilmiş, sağlamlaştırılmış, kesinleşmiş, tembihlenmiş.
Sabah farzından önce 2;
Öğle farzından önce 4;
Öğle farzından sonra 2;
Akşam farzından sonra 2;
Yatsı farzından sonra 2 rek'ât olan müekked sünnet namazlarıdır...
İkindi farzından önceki 4 rek'ât ile yatsı farzından önceki 4 rek'ât ise sünnettir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsıdan önceki 4 rek'âtı 2 rek'ât olarak da kılmıştır.
Cumanın sünnetleri ise: Cuma farz namazından önce 4 rek'ât ilk sünnet, sonra 4 rek'ât son sünnet ve en son içinde bulunulan vaktin sünneti adiyle 2 rek'âttir.
Teravih namazı: 20 rek'âttir ve sünnettir.
Diğer nâfile namazlarda sünnet olup en az 2 şer rek'ât kılınmıştır.

Nâfileler içinde en önemlilerinden birisi de mescid selâmlama namazıdır.
Tahiyyetü'l-Mescid ki:


Resim--- Ebu Kadde es-Selemî (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in: "Bir kimse mescide girdiği vakitte oturmadan evvel 2 rek'ât kılsın buyurdukları (merfuen) rivâyet olunuyor.
(Tecrid-i Sarih Terc. hadis no: 277)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz mescide girdiği zaman, oturmadan önce 2 rek'ât tahayyetü'l-mescid (selâmlama namazı) kılsın..." buyurdu.
(Buharî, Salât 60)

Kerahat vakti dışında mescide girenlerin tahiyyetû'l-mescid namazı kılması ile ilgili pek çok, hadisi şerîf vardır.
Tavaf niyeti ile Mescid-i Haram'a giren, mescide girdiğinde imâmı farz namazda bulanlar ve Cuma günü imâmı mihberde bulanlar kılmazlar... Terâvih namazı hususunda ise:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim inanarak ve sevâbını ALLAH'tan umarak Ramazan gecelerini ihya ederse, geçmiş günahları affolunur."
(Buharî, Teravih 46)

2.1.3.2 Değişken Sünnet Namazlar :

Herhangi bir zamanda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in uyguladığı sünnetler olup teheccüd, kuşluk, istihâre, yağmur, tesbih, yolcu, ihrama giriş v.s. namazlarıdır.

Teheccüd namazı da kılabilenler için en değerli nâfiledir:

Resim--- Mesruk (ra): "Aişe (ra)ya Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in amelini sordum: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) devâmlı olan ameli severdi." cevabını verdi. "Ne zaman kılardı?" dedim. "Horozun sesini işittiği zaman kalkar namaz kılardı" dedi.
(Müslim,Müsafirin 131(741)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gece namazı çok olanın; gündüz, yüzü güzel olur" buyurdu.
(İbni Mâce, İkamet 174)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bir gece korkuyla uyandı ve: Subhanallah! Bu gece ne hazineler ne fitneler indirildi. Namaz kılmaları için odalardakileri (eşlerini) kim uyandırır..." buyurdu.
(Buharî Teheccüd 5)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Vâkitlerden ALLAH'a daha yakın olunacak bir saat var mı?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Evet, ALLAH'ın kula en yakın olduğu vâkit, gecenin son üçte birinin içindedir. O saatlerde ALLAH'ı zikredenlerden olmak istersen ol..." buyurdu.
(Nesâî, Mevakitu's-Salât 35)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gece namazı ikişer rek'âttir"
(Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan İbni Mâce, Salât 1319)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(Yâ Abdullah!) Sen falan adam gibi olma! O gece namazına kalkardı. Sonra gece namazına kalkmaz oldu..." buyurdu.
(Abdullah İbni Amr (ra)dan; İbni Mâce, Sünen, Salât 1331; Buharî; Müslim; Nesâî)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim gece çok namaz kılarsa gündüz onun yüzü güzel (nûrlu) olur." buyurdu.
(Cabir İbni Abdillah (ra)dan; İbni Mâce, Sünen, Salât 1333 ve 1334,1335,1336 aynı mânâda benzer hadislerdir.)

Resim--- Asim İbni Hümeyd (radiyallahu anhu) dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gece namazından önce 10 tekbir, 10 hamd, 10 tesbih ve: "Allahümmağfirli, Vehdini, verzuknî, ve afini!" buyurur ve kıyâmet günündeki sıkıntılı, duruş (kıyam) dan ALLAH'a sığınırdı."
(İbni Mâce, Sünen, Salât 1356)

Resim--- Ebu Zerr (Gıfâri): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bir gece) sabah oluncaya kadar Maide 5/118 âyetini namazda tekrarladı" dedi.

Resim--- "Eğer kendilerine azab edersen şüphesiz onlar Senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer bağışlarsan şüphesiz Sen Azîzû'l-Hakîmsin (İzzet ve Hikmet sahibisin)"
(Mâide 5/118)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Hangi namaz daha fazîletlidir? diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kunutu uzun olan" diye cevâb verdi.
(Cabir (ra)dan; Müslim, salâtu'l-Musafirin 164(756)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hangi kıyam daha fazîletlidir?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gece yarısı yapılandır. Onu yapan ne kadar azdır." "ALLAH'a daha yakın olunan başka bir saat var mı?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Evet, en yakın olunan saat (en makbul vâkit) gecenin son yarısıdır." buyurdu.
(İbn Mâce, İkametu's-Salât 182)

Duhâ(kuşluk) Namazı da önemli nâfilelerdendir:

Resim--- Kesir İbni Mürra (ra)dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Azze ve Celle: "Ey âdemoğlu! Günün evvelinde bana 4 rek'ât namaz kılmaktan âciz kalma ki Ben de günün sonunda kâfi geleyim" buyuruyor!" buyurdu" dedi.
(Ebu Dâvud)

Resim--- İmam Âlî (kv) den: "Şüphesiz ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kuşluk zamanı namaz kılardı." buyurmuştur.
(Nesâî, İ. Ahmed, Ebu Ya'lâ isnadı hasen)

Resim--- Aişe (ra)dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kuşluk namazını 4 rek'ât kılardı ve ALLAH'ın dilediği kadar ziyade ederdi"
(Müslim, Ebu Dâvud, Hâkim)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.2.NAMAZINFARZLARI

2.2.1. Namazın Dışındaki Farzları (Namazın Şartları, Namazdan Önce Hazırlık) :

2.2.1.1. Hadesten Tahâret :

Bedenî temizlik olup; guslü (cünüblük ve kadınlarda ayrıca adet görme ve lohusalık) gerektiren veya abdesti gerektiren hâllerden temiz olmak. Gusletmek ve abdest almak.
Guslü ve abdesti farz kılan ayet Mâide 5/6 bkz. ve
Teyemmümü farz kılan ayrıca Nisa 4/43 bkz..

2.2.1.2. Necâsetten Tehâret :

Vücûd, elbise ve namaz kılınacak yerin pis şeylerden temiz olmasıdır.

Resim--- ALLAH Tealâ: "Elbiseni tertemiz tut" (Müddesir 74/4)

2.2.1.3. Setrül Avret :

İnsan vücûdunda başkalarının görmesi ayıp ya da günah sayılan (avret) yerlerin örtülmesi (setri). Nûr 24/31,58 bkz. ve hadislerle sabittir.
Erkeklerde göbek ile diz kapağı dahil (hanefi), diz kapağı hariç(diğer 3 mezheb). Kadınlarda yüz, el ve ayak hariç tüm vücûdları.

2.2.1.4. İstikbali Kıble :

Namazda kıbleye, Mekke'de bulunan Kâ'beye yönelmedir.
Bu yönelme âletle değil kıble tarafına yönelmedir.
Kıbleyi bilmeyen ve soracak kimse bulamayan kimse kendi kanaatına göre kıble yönü tâyin edip namazını kılar.
Sonra doğru kıbleyi bilse eski namazları iâde etmez.
Kâbe'nin bulunduğu noktadan 45o sağa ve sola sapmalar kıbleden sapma sayılmaz 90o 'lik bir tolerans vardır.
Hastalık, düşman ve korku hâlinde kıbleye dönme imkânı bulamayan kimse en rahat olan yöne yönelir. Yokculukta mecbur kalınca da böyledir.

2.2.1.5. Vakit :

Namazlar vaktinde kılınır (Nisa 4/103 bkz.).
Vakti girmeden kılınamaz.
Bir arkadaşım anlatmıştı: "Selânik göçmeni olan ninem 90 yaşındaydı. Öğle namazını ezânla berâber kıldı ve 20 dakika sonra tekrar namaza duracak iken : "Nine ne namazı kılıyorsun?" dedim.
"İkindiyi" dedi.
Ben ise: "Daha çok var ikindiye..." deyince
"Git işine herkesin veresiye kazalarını kabul ediyor da benim peşin namazı mı kabul etmeyecek?" dedi ve kıldı..."
Hoş bir anı...

Vaktinde namaz kılmaya edâ, vaktinde kılınamaz da sonra kılınırsa kaza namazı denilir.
Kaza beş vakit farz ve vitir namazı için geçerlidir.

Sabah namazı vakti:
İkinci fecr ile güneş doğmadan az öncesi arasıdır. İkinci fecr doğu ufuktaki yaygın aydınlıktır. Hanefiler ortalık ağarınca diğer üç mezheb ise alaca karanlıkta kılarlar.

Öğle namazı vakti:
Güneş tepe noktasını geçip batıya kaymaya başlayınca başlar ve dikilen çubuğun güneş tepedeyken gölgesi hariç, gölgesi iki katı oluncaya kadar devâm eder.

İkindi namazı vakti:
Dikilen çubuk gölgesi iki katından güneş batmadan öncesine kadar devâm eder.

Akşam namazı vakti:
Güneş batınca başlar şafak (kızıllık) kaybolunca çıkar.

Yatsı namazı vakti:
Şafak yok olunca başlar ikinci fecre (şafak) kadardır.

Hiçbir namazın kılınamayacağı üç mekruh (uygun olmayan) vakit:

1- Güneşin doğmasından yükselmesine kadar (45 dakika)
2- Güneş tam tepe noktasında iken
3- Güneşin batma zamanı

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu); Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz şu iki namazdan men etti: Saban namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmaktan." buyurdu.
(İbni Mâce, Sünen-salât 1248; İbni Abbas (ra)dan; ise 1249 nolu hadis benzeri; Ebu Saîd Hudrî (ra)dan; Müslim,Müsafirin Cuma 2)

Bu hüküm o günün sabah farz namazı güneş doğmaya yakın, ikindi farz namazı güneş batmaya yakın hâlâ kılınamamış ise geçerli değildir.

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Sizden kim ikindi namazının (farz) bir secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse, namazını tamamlasın, sabah namazının da bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen, namazını tamamlasın" buyurdu.
(Buharî, Mevakit 28,17; Nesâî, Mevakit 11 (1,257-258)

Resim--- Nesâî başka bir rivâyetinde ise: "... ilk rek'atinde kılarsa..." şeklindedir.

Üç kerahet vaktinde:
Hanefîlerce kılınabilecek namazlar ise:
Günün kendi namazı, cenâze namazı ve tilâvet secdesi, Ebu Yûsuf'a göre Cuma günü istivâ zamanı nâfile namaz kılınabilir.
Hanbeli ve Mâlikilerde Cuma vakti (istivâ) 2 rek'ât mescid namazı kılınabilir.
Hanefîler mekruh sayarlar. Ancak:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ey Abdi menâf oğulları! Gece ve gündüzün herhangi bir saatinde bu beyti (kabe) tavaf eden ve namaz kılan hiç kimseye mâni olmayınız" buyurdu.
(Cübeyr bin Mut'im (ra)dan; İbni Mâce, Sünen salât 1254)

2.2.1.6.Niyyet :

Karar verip kasdedmektir. Hanefi Mezhebi namazların adının belirlenmesini şart sayar.
"Bu günkü öğle namazına" gibi...
Kalben ve lisanendir.
Cemâatla namaz kılan: "Uydum imâma" diye de niyet eder.
Niyet ilk tekbirden hemen önce yapılır.

2.2.2 Namazın İçindeki Farzları (Namazın Rükünleri)

2.2.2.1 İftitah Tekbiri :

Başlangıç, açış tekbiri. "ALLAHU EKBER" demek.
Erkekler: Başı hafifçe öne eğip başparmaklar kulak memesine değecek şekilde,
Kadınlar göğüs hizasına gelecek şekilde eller kaldırılıp :
"ALLAHU EKBER" denilir.
İftitah tekbiri dâima kıyamda alınır.
Cemâatle namazda iftitah tekbiri daima imamdan sonra alınır.

2.2.2.2 Kıyam :

Dikelip ayakta durmaktır.
Gücü yetene, farz ve vâcib namazlarda farzdır.
Yaslanamaz da.
Hasta ve hâlsizler oturarak veya yatarak kılabilirler.

2.2.2.3 Kıraat :

Kur'ân okumaktır.
Kur'ân-ı Kerîm'den en az kısa üç âyet veya uzun (kısa üç ayetlik) bir âyet okumak.
İmam kıldırırsa, cemâat okumaz imâm okur. Kıraat vitir ve iki rek'atlı namazların her rek'atında, üç ve dört rek'atlı farzların herhangi ikisinde farz ilk ikisinde ise vâcibtir.
Hanefiler imâma uyarsa kıraatı dinler ve susar.

2.2.2.4 Rükû' :

Eğilmektir: Eller diz kapağında, baş ve sırt düz bir satıh oluşturacak şekilde eğilmek farzdır.
Bu hâlde bir müdded beklemek vâcibdir.

2.2.2 5 Secdeler :

Yere kapanmaktır.
İki ayak, iki diz, iki el, burun ve baş...
İki secde arasında birazcık beklemek vâcibdir.

2.2.2.6 Kaide-İ Âhire :

Son oturuş.
Teşehhüd miktarı oturmak farzdır.
Tahiyyet duasını okuyacak kadar.
Diğer üç mezhebde ise tahiyyatle beraber salâvât okumak da farzdır.
Ebu Hanife'ye göre kişinin kendi istek ve iradesiyle namazdan çıkması da farzdır.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.3.NAMAZIN VÂCIBLERİ (Hanefi Mezhebince)

1- Namaza "ALLAHU EKBER" sözüyle başlamak (çoğunluğa göre farzdır.)
2- Her rek'atta Fâtiha sûresini okumak. (çoğunluğa göre farzdır)
3- Farz namazların ilk iki rek'atında, vâcib ve nâfile namazların her rek'atında Fâtiha'dan sonra (zamm-ı sûre) kısa bir sûre veya dengini birkaç âyet okumak. (çoğunluğa göre sünnettir.)
4- Farz olan kıraatı ilk iki rek'atta okumak
5- Fâtihayı zamm-ı sûreden önce okumak.
6- Tek başına namaz kılan öğle, ikindi ve gündüz kılacağı namazda gizli okumak vâcibdir. Sabah, akşam, yatsı ve gece namazında ister gizli ister açıkça okusun serbesttir.
7- İmamın sabah, akşam, yatsı namazlarının ilk ikisinde sesli okuması, Cuma namazı, bayram namazları, teravih ve vitir namazında yüksek sesle okuması vâcibdir. İmamın; öğle, ikindi namazlarının dördünde de, akşam namazının üçüncü ve yatsı namazının son iki rek'âtında gizli okuması vâcibdir.
8- Secdede alnı ve burnu yere koymak.
9- Üç ve dört rek'âtlı namazlarda ikinci rek'ât sonunda oturmak (ilk oturuş) vâcibdir.
10- İlk ve son oturuşta teşehhütte bulunmak ki tahiyyatı okumak vâcibdir.
11- Namazın sonunda sağ ve sola selâm vermek.
12- Farz olan rüknleri sırasıyla peş peşe yapmak
13- Farz olan fiili geciktirmemek vâcibdir.
14- Vitir namazında kunut duası okumak vâcibdir.
15- Ramazan ve Kurban bayramı namazlarında her iki rek'âtında ilâve üçer tekbir daha almak vâcibdir.
16- Farzın geciktirilmesi ve vâcibin terki olmuşsa sehiv (yanılma) secdesi yapmak vâcibdir.
17- Ta'dil-i Erkâna (rükünlerin hakkını verme) riayet vâcib (çoğunlukça farz)
18- Namazdayken secde âyeti okunursa tilâvet secdesi yapmak vâcibdir.



2.4. NAMAZIN SÜNNETLERİ

Sünnet Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in devâmlı yaptığı mazeretsiz terketmediği veya nâdiren terkettiği hususlardır. Sevâb kazandırır, azab gerektirmez. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e muhabbet ve izinden yürüyüşün nişânesi ve onurudur. Kasden terki harama yakın mekruh (yapılması şerîatçe hoş görülmeyen) tur.
1- Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezân okumak sünnettir.
2- İftitah tekbiri alırken ellerin yukarı kaldırılıp içlerinin kıbleye bakması sünnettir.
3- İftitah tekbiri alırken eller kalkarken parmakların normal hâlde açık olması sünnettir.
4- İftitah tekbirinden hemen sonra erkekler göbet altına, kadınlar göğüs üstüne el bağlamak. Erkekler sol bileği sağ elle baş ve serçe parmakla halka yapmak, kadınlar ise düz şekilde sağ eli sol elin üstüne koymak sünnettir.
5- Ayaklar arası dört parmak mesafede olmak. (Hanifi)
6- İlk rek'âtta Subhâneke duasını okumak.
7- İlk rek'âtta Subhânekeden sonra "Eûzü billahi mine'ş-şeytâni'r-râcim" demek.
8- Fâtihadan önce besmele çekmek. Zamm-ı sûrelerde çekmemek.
9- Subhaneke ve Eûzü besmeleyi gizli okuyup Fâtihadan sonra "âmin" demek.
10- Tek başına namazda zamm-ı sûreleri sabah ve öğlede uzun, imâmın ise cemâati soğutmamaya dikkatle ve duruma göre hareket etmesi sünnettir.
11- Rükû'a varırken "Allahu ekber" demek.
12- Rükû'da üç kere "Sübhâne rabbiye'l-âzim" demek.
13- Rükû'dan kalkarken "Semi allahu limen hamîde" demek ve gizli söylemek.
14- Rûkü'dan doğrulunca "Rabbenâ leke'l-hamd" demek ve gizli söylemek.
15- Rûkü'da erkeklerin açık parmaklarla dizleri kavrayıp başı ve sırtı düz tutmak. Kadınların ellerini dizlerine koyup dizleri bükük, sırtı meyilli olmak.
16- Rûkü'da başı doğru tutup ayaklara bakmak.
17- Rûkü'dan doğrulup dik durmak (kavme) vâcibdir.
18- Secdeye varırken önce dizleri sonra elleri, sonra alnı ve burnu koyup tersine kalkmak. Secdeye giderken ve kalkarken "ALLAHÜ EKBER" demek sünnettir.
19- İki secde arasında kısa bir oturuş yapmak (celse) vâcibdir.
20- Secdede başı iki el arasında koyup, yakın tutup parmaklar bitişik ve el ayasını yere yapışık tutmak sünnettir.
21- Secdelerde üçer defa "Sübhane rabbiye'l-a'lâ" demek sünnettir.
22- Erkeklerin secdede karnı uyluklardan, dirsekleri yanlardan ve kolları yerden uzak tutması, kadınlarda ise tersini yapmak sünnettir.
23- Secdeler arası oturuşta elleri parmaklar normal hâlde uyluklar üzerine koymak.
24- Oturuşlarda erkekler sol ayağı yere yayıp üzerine oturup sağ ayak parmakları kıbleye gelecek şekilde dikmek. Kadınlarda ise tersini yapmak sünnettir.
25- Tahiyyyatta teşehhüdde "Lâ ilâhe" derken sağ elin, şehâdet parmağını yukarı kaldırıp "İllallah" derken indirmek.
26- Tahiyyatı gizli okumak.
27- Üç ve dört rek'âtlı namazların son iki rek'âtında Fâtiha okumak.
28- Son oturuşta tahiyyattan sonra salâvât okumak kati sünnettir.
29- Salâvâttan sonra dua okumak (Rabbenâ atina-Rabbenâ firli).
30- Selâmı önce sağa verirken başı sağa çevirip "Esselâmû aleyküm ve rahmetullah" demek. Sola da aynı şekilde selâm vermek.
31- Selâmı imâmın selâm verişinden sonra vermek.
32- Birinci rek'âttan sonra imâma uyan, imâm sola selâm verirken kalkıp eksik rek'âtlarını tamamlamak da sünnettir.
Sünnetlerin dışında namazın âdabı olarak da:
1- Namazı hûşû,hûzu, sükûn ve haşyet içinde kılmak.
2- Kıyafeti düzgün olmak.
3- Kıyamda secde yerine, rûküda ayaklara, secdede burnuna, oturuşlarda kucağa, Selâmlarda omuz başlarına bakmak.
4- Tek başına namazda rükû' ve secde tesbihlerini 3 ten fazla yapmak.
5- "Hayy ale'l-felâh" da ayağa kalkmak (imam-cemâat).
6- "Kad kameti's salât" ta namaza başlamak (imâm-cemâat).
7- Namazda esnerse ağzı elle kapamak güzel edeblerdir.



2.5.NAMAZ HÂLİNDE OLMAMASI GEREKEN DAVRANIŞLAR

2.5.1.Namazın Mekruhları :

Dinen çirkin görülen hususlar. Ta'zimde, biçimsel davranışta kusurlu yapmak, vâcib ve sünnetleri terketmek gibi...
1- Gereksiz yere namaz dışı davranışta bulunmak. Başka işle uğraşmak, etrafa bakınmak, yürümek, parmak çıtlakmak v.s.
2- Namaza ait fiilleri namazın sünnet ve âdabına uymaksızın yerine getirmek bir yere yaslanmak, secdede dizden önce elleri koymak, bağdaş kurup oturmak v.s.
3- Tekbir ve zikirlere yerinde başlayıp yerinde bitirmemek. Söz ve işin eş zamanlı olmaması...
4- Namazda esnemek ve acaib sesler çıkarmak.
5- Grip, nezle vs. gibi salgın hastalık varsa câmiye gelmek mekruhtur.
5- Namazda dışardaki kişinin selâmını işâretle de olsa almak.
6- Câmilerde cep telefonunu kapatmayarak başkalarının namazlarını sakatlamak.
7-Namazda gözleri yummak, başı çevirip veya karşılara bakmak.
8- (İdrar v.s.) Sıkışık iken abdesti yenilemeden namaz kılmak.
9- Elbise, vûcûd veya seccadede az da olsa pislik varken namaz kılmak.
10- Pis kokulu yerlerde, ateş, put v.s. e karşı ve bir insana karşı namaz kılmak.
11- Başkasına ait arazide ve elbise ile izinsiz namaz kılmak.
12- Namaz içinde ağızda kalan nohut kadar bir şeyi yutmak.
13- Cemâatle namazda, imâmdan önce rükû' ve secdeye gitmek ve ondan önce doğrulmak... (Kasdi ve sık olması namazı iâde gerektirir)
14- Kıraat sünnetlerini terk de mekruhtur. İkinci rek'âtta daha uzun zammı sûre okumak, Kur'ân'daki sûre sırasına uymamak (önce Fil ise sonra alt sûrelerden birisini okumalı). Bir rek'âtta iki kere Fâtiha okumak, hep aynı sûreyi okumak da mekruhtur.

2.5.2.Namazı Bozan Şeyler :

Yapıldığı taktirde manazın mutlaka iadesi (yeniden kılınması)gereken hususlar:

1- Namazda konuşmak: Namazda olduğunu unutsun, unutmasın namazla ilgisiz kelâm namazı bozar.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz bu namazda, insan kelâmı etmek uygun olmaz; o sadece tesbih, tekbir ve Kur'ân kıraatından ibârettir." buyurmuştur.
(Müslim, Mesâcid 33)

2- Amel-i kesir (aşırı davranış) da bulunmak. Yerden taş alıp kuşa atmak. El sıkışmak v.s. Dışardan izleyen birisi "bunun yaptığı iş namaz işi değil" derse namaz bozulmuştur.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sağa sola bakmak hususunda: "Bu, şeytânın, kulun namazından çalmısıdır!" buyurmuştur. (Buharî, Ezân 93)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Tealâ, namazda iken sağa-sola bakmadıkça kula yönelik olur. Kul, sağa-sola bakınca artık ondan yüz çevirir." buyurmuştur.
(Ebu Dâvûd, Salât 161)

3- Yönünü kıbleden çevirmek.
4- Bir şey yiyip içmek.
5- Özürsüz öksürmek, boğazı hırlatmak.
6- Bezmiş gibi of... Puf... v.s. demek.
7- İnlemek (hûşû ve aşkla ise ne âlâ...)
8- Gülmek. Kendisi duyarsa namazı, başkası da güldüğünü duyarsa abdesti de bozulur (diğer üç mezhebde bozulmaz.).
9- Mushafa (Kur'ân'a) bakarak kıraatle namaz bozulur. (Hanefi). Hanbeli'ye göre Mushafa bakarak namaza izin vardır.
10- İlk oturuşu, son oturuş sanıp selâm verse kalkıp tamamlar. En sonunda sehiv (yanılma) secdesi yapar. Hangi namaz olduğunu da karıştırırsa yeniden kılar.
11- Avret yeri açılırsa veya namaza mani miktarda pislik bulaşırsa üç defa Subhanallah diyecek süre geçer de hallolmazsa namaz bozulur.
12- Kendi irade ve seçmesi dışında şu durumlarda da namaz bozulur. Sabah namazı kılarken güneş doğması, Cuma kılarken ikindi vakti girmesi, teyemmümle namaz kılarken kullanabileceği suyu görmesi. Özürlü namaz kılarken özürün ortadan kalkıvermesi.



2.6.EZÂN VE İKÂMET

Ezân: duyurmak, bildirmektir.
Beş vakit farz namazı için müslümanları câmilere çağırı ve namaz vaktinin girdiğini ilândır.
Namaz Mekke'de farz kılınmıştır.
Ezân hicretin ilk yılında Medine'de Bilâl-i Habeşi (radiyallahu anhu) tarafından okunmuştur.
Muekked (te'kidli-kesin) sünnettir.
Bir bölgede okunması vâcib veya farz-ı kifâyedir.
Ezân İslâm dininin her an bir yerlerdeki bir vakit namazına çağrı ve ilânıdır.
Namaz vakitleri güneş hareketine bağlı olunca her boylam derecesinde teorik olarak her dakika bir yerde mutlaka bir vaktin ezânı okunmaktadır.
İlahî projede susmayan tek ses ezân sesidir.
Şu anda beş vaktin beş ezânı bir yerlerde okunmaktadır.
Teknik olarak hesabı da mümkün olup namaz vakit çizelgeleri önceden basılıp dağıtılmaktadır.

Ezân, vakti giren namaz içindir.
Ezânı okuyan mûezzinin, erkek, akıllı, takvâ sahibi olması gerekir ve ayrıca güzel ve gür sesliler en iyisidir.
İkâmet ise erkekler için yalnız veya cemâatle farz namazdan önce okunur.
Ezândan farkı "Hayye ale'l-felâh" dan sonra "Kad kameti's salât: namaz başladı" sözünü iki kere ilâve etmektir.
Tertible okunurlar.
Ezânla ilgili hadisi şerîfler daha aydınlatıcı olur.
Esâsen fıkhî hükümler için Ömer Nasuhî Bilmen rahmetli hocamızın "Büyük İslâm İlmihâli" ile Türkiye Diyânet Vakfının bastırdığı çok değerli profösörlerimizin hazırladığı iki ciltlik ilmihal gerçekten çok güzel hazırlanmışlardır.
Bizim yukardaki bilgileri verişimiz elde bulunsun şeklinde oldu.
Yoksa ciddî, samîmî ve imkânı olan kimse için bir ilmihâl en önce gelen dini ihtiyaç olup çoluk çocuk için de şarttır.

Biz ise âcizâne daha çok namazın Rabbânî ve Muhammedî haşyet ve neş'esini işlemeye azmedeceğiz ki içimiz anlayıp yatışsın ve yaşayarak namaz kılalım İnşâallah.
Ezân; dünyanın her yerinde aynı kelimelerle inkârı red, ikrârı tasdik ilânıdır.
"ALLAH" ile küfrü, Ekber ile de şirki reddeder.
ALLAH Tealâ'nın varlığını ve azametini ilân eder. ALLAH (celle celâluhu)'dan başka ilâh olmadığını, Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın risâletine şehâdeti bildirir.
İslâh olmaya, iflâh olmaya çağırır...
Canları, celâl ve cemâle; yâni, kemâl cem'ine çağrıdır.
İslâh, iflâh ve beka budur.
Her yerde, her zaman ve her hâlde (genellikle) ağzı ve dili olan her müslüman ezânı okuyup islâm işâretini ilân edebilir.

Ezânı bugünkü sözleriyle rüyâsında gören ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bildiren sahabî Abdullah İbni Zeyd ibni Sa'lebe (radiyallahu anhu) dur.
H.32 yılında Medine'de vefat etmiştir.
Ömer (radiyallahu anhu) da ezânı rûyasında görmüş ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a hamd olsun ezân şimdi daha sağlam (sabit) oldu!" buyurmuştur.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Mekke mûezzini Ebu Mahzura (vf. H.59 Mekke) (radiyallahu anhu) 'dur.
Medine mûezzini Bilâli Habeşî (radiyallahu anhu) olup ilk ezânı o okumuştur.
Şamda vefât etmiştir. H. 20 civarında.

Resim--- Abdullah İbnu Zeyd (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) halkı namaz için toplamak maksadıyla çalınmak üzere bir çan yapılmasını emrettiği zaman, ben uyurken yanıma bir adam geldi. Elinde bir çan vardı. Ben:
"Ey ALLAH'ın kulu, bu çanı bana satar mısın?" dedim. Adam:
"Bunu ne yapacaksın?" dedi. Ben:
"Bununla (halkı) namaza çağıracağım" dedim. Bana:
"Bu iş için bundan daha hayırlısını sana göstereyim mi?" dedi. Ben de ona:
"Elbette" dedim. O:
"Öyleyse şunu söyle:" diyerek bana öğretti ki:
"ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber
Eşhedü enlâ ilâhe illallah... Eşhedü enlâ ilâhe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Hayye alâ's-salâh. Hayye alâ's-salâh.
Hayye ala'l-felâh. Hayye alâ'l-felâh
ALLAHu ekber ALLAHu ekber. Lâ ilâhe illallah"
(Abdullah ibnu Zeyd (radiyallahu anhu): (Rüyâmdaki zât) Benden biraz uzaklaştı sonra tekrar söze başlayıp:
"Sonra namaz kılacağın zaman şunu söylersin" dedi ve öğretti:
"ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber
Eşhedü enlâ ilâhe illallah... Eşhedü enlâ ilâhe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Hayye alâ's-salâh. Hayye alâ's-salâh.
Hayye ala'l-felâh. Hayye alâ'l-felâh
Kad kâmeti's salât Kad kâmeti's-salât
ALLAHu ekber ALLAHu ekber. Lâ ilâhe illallah"
Sabah olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek gördüklerimi haber verdim. Bana: "İnşallah bu hak bir rüyâdır. Kalk rüyâda öğrenmiş olduğunu Bilâl'e öğret. O bunları söyleyerek ezân okusun. Zîrâ o, sesce senden daha gür!" buyurdu. Ben Bilâl'le birlikte kalktım. Ona teker teker arzediyordum. O'da bunları yüksek sesle söyleyerek ezânı okumaya başladı.
Bunu evinde olan Ömer İbnu'l-Hattab (radiyallahu anhu) işitmişti. Hemen evinden çıkıp ridâsını çekerek geldi ve: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Seni hak ile gönderen Zât (Zülcelâl)'e yemin olsun, onun gördüğünün aynısını ben de gördüm!" diyordu. Bunu işiten Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 28/499; Tirmizî, Salât 139/189)
Diğer bir rivâyette: (sıra ikamete gelince Abdullah): "Onu ben gördüm, ben okumak isterim..." deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Öyleyse sen de ikâmet getir!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 30/512)
Ebu Mahzura (radiyallahu anhu)'dan gelen hadisi şerîfin sonunda:
"Eğer okuduğun ezân sabah ezânı ise şunu da ilâve edersin":
"Es-salâtü hayrun mine'n-nevm, es-salâtu hayrun mine'n nevm" (namaz uykudan hayırlıdır) ALLAHu ekber ALLAHu ekber. Lâ ilâhe illallah"
(Müslim, Salât 6/379; Ebu Dâvud, Salât 28/500-505; Tirmizî, Salât 140/191; Nesâî, Ezân 3,4,5,6 (2,4,8)

Ezânın fâzileti ve ezânla dua:

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanlar, eğer ezân okumak ile namazın ilk safında yer almada ne (gibi bir hayr ve bereket) olduğunu bilseler, sonrada bunu elde etmek için kur'a çekmekten başka çare kalmasaydı, mutlaka kur'aya başvururlardı." buyurdu.
(Buharî, Ezân 9,32; Müslim, Salât 129/ 37; Tirmizî, Salât 166/225; Nesâî, Mevâkit 22 (1,269).; İmamı Mâlik, Muvatta, Nida 3(l,68).

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Müezzinin sesini (ezânı) işittiği zaman kim: "Ve ene Eşhedü enlâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike lehu ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü. Razitü billahi Rabben ve bi'l-İslâmi dinen, ve Muhammedî Nebîyyen!" derse günahları bağışlanır." buyurdu.
(Sâd bin Ebu Vakkas (radiyallahu anhu) 'dan İbni Mâce, Sünen Ezân 721; Müslim, Ebu Dâvud, Nesâî, Hâkim, Beyhâkî)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraberdik. Bilâl (radiyallahu anhu) ezân okudu. Susunca, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bunun mislini kesin bir inançla (yâkinen) söylerse cennete girer." buyurdu.
(Nesâî, Ezân 34 (2,24)

Resim--- Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezânı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğinin aynısini (kelime kelime) tekrar edip söyleyin. Sonra bana salâtü-selâm okuyun. Zirâ kim bana salât-ü-selâm okursa ALLAH'da ona on misliyle rahmet eder. (salât eder). Sonra benim için ALLAH'dan El-Vesile'yi isteyin. Zirâ o, cennette bir makamdır ki mutlaka ALLAH'ın kullarından birisinin olacaktır. Ona sahib olacak kimsenin ben olmamı umid ediyorum. Kim benim için el-Vesileyi taleb ederse, şefâatim kendisine helâl olur (vâcib olur.)" buyurdu.
(Müslim, Salât 11 (384); Ebu Davûd, Salât 36 (522); Nesâî, Ezân 33 (2,23); Tirmizî, Salât 154 (208), İbni Mâce, Ezân 4 (720).

Resim--- Cabir (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezânı işittiği zaman (sonunda) kim: "Allahümme Rabbe hâzihi'd-dâveti't-tâmme ve's-salâti'l-kâime âti Muhammedeni'l-vesîlete ve'l-fazîlete veb'ashu Makamen Mahmûdeni'llezî va'addehu. (Allahım... Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın RABBİ (sahibi)! MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e vesileyi ve fâzileti ver. O'nu va'adettiğin (üzere) Makam-ı Mahmûd üzere ba's et (dirilt)" derse, ona kıyâmet günü mutlaka şefâatim helâl olur." buyurdu.
(Buharî, Ezân 8; Ebu Dâvud, Salât 28 (529); Tirmizî, Salât 157 (211); Nesâî, Ezân 38 (2,26); İbn Mâce, Ezân 4 (722)

Ezânın kıymeti, değeri, ezâna iştirak, dinleme, adabı ve duası...
Müezzinin sesini işiten her müslümanın; Kur'ân okumak, zikir, dua, konuşma, selâm v.s. gibi meşgüliyetleri bırakıp ezânı tekrâr etmesi Hanefi mezhebinde de vâcibtir (şarttır).
Ancak; namazda, helâda, cinsi münâsebet gibi uygun olmayan hâllerde ezânın tekrârı yapılamaz.
Yoksa her müslüman abdestli, abdestsiz, cünüb-temiz her ne hâlde olursa olsun ezânı tekrarı, bizzâtihi vâcibdir.
Hatta İmam Şâfiî namazda bile kulak verilmesine hükmeder.
Yüksek olmayan bir fısıltı ile tekrar edilir.
Zihinden olamaz!.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.7.SALÂVÂT VE ÖNEMİ


En kısa ve öz salâvât ise:
"Allahümme salli alâ MUHAMMED'in ve alâ ali Muhammed."
ALLAH'ım! Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve O'nun ailesine rahmenitini bol kıl!"

Biliyorsunuz ki biz "Sall"i sıla anlıyoruz ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in söz, fiil, ahlâk ve hâllerine ulaşım ve kavuşum için dua anlıyoruz....
Uyan ki; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kelâmullah'da "Rahmetenli'l-âlemin: Âlemlerin tek rahmeti" olarak vasıflandırmış ve buna imân farz-ı ayndır.
Evet yine de ALLAH'ımız (celle celâluhu) Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rahmetini bol eylesin.
Çünkü EL RAHMÂN ve EL RAHÎM olan sonsuz merhamet sahibi kendi Zât-ı Celâlidir. Ne var ki salâvâtta öz dilek ve arzu kendi vicdânlarımızın (tüm letâiflerde) örnek beşer ve Rehber-i Mutlak olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in;
Şerîat (söz, nass,i'tikad),
Tarikat (fiil, amel),
Mârifet (ahlâk) ve
Hakikat-ı Muhammedîyyesine (hâl) ilim, irâde, idrâk usûlü ve iştirakle vusûlü; sıla, kavuşum, ulaşım ve BİZ BİLELİĞİ...

Sözün özü o ki; Salâvât Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sıla; salât ise RABBÜ'l-ÂLEMİN (celle celâluhu) 'ya sıladır...
İhsânı târif buyuran, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "İhsân: Rabbü'l-âlemin'i görür gibi namaz kılmandır..." buyurmasının sırrı bu sıladır...
Yoksa uzanım veya vücûd birliği v.s. asla değildir...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "El ihsânü en ta'budallahe keenneke terahu fein lem tekün terahu feinnehu yerâke: İhsân, ALLAH'a O'nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir, çünkü sen O'nu göremezsen, O seni görüyor." buyurdu.
(Buharî, İmân 37; Müslim, İmân 1,5,7; Nesâî, İmân 5,6)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Es selatû imadü'd din: Namaz dinin direğidir." buyurdu.
(Münâvî,Feyzü'l-Kadir IV-24)

Salle: ses vermek, durultmak(şarabın tortusu vs.)
Saliye: ateşte yanmak.
Tesalla: değnek(asa)vs.' yi ateşte yumuşatıp doğrultmak.
Sall: binbir çile içinde SILA'ya vuslat bulmak, kavuşmak.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sallû kemâ reâyetumûnî ûsallî: Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi (tatbikatını), kılınız" buyurdu. (Buhârî, Ezân 18;İ.Ahmed V-53;Darimî,Salât 12)

İnsanoğlu beden (vücûd), nefs, kalb ve ruh sarmalı içinde bir bütün olup evvel şehâdetinin (Rübûbiyyet tevhidi) ikmâli, kemâli, terakki ve tekemmûlûyle mükelleftir.
Vücûd; El Cevâd (celle celâluhu) (cömertler cömerdi) olan Rabbü'l-âlemin'in ikrâmını (keremini); cisim, cesed, can kabı ve izâfî vücûd varlığı (mevcûd) olarak zâhire çıkarmasıdır.
Cûd kökü ise lûtf-ü-ikrâm ve ihsânın aslı ve tohumudur.
İnsan vücûda bürünüp insan sûretinde doğup maddeten bülûğa erince manevî olarak nefsi, kalbi ve ruhu da kemâl bulup iletişim kurmaları gerekir.
Aksi takdirde mecbur ve me'mur olduğu Muhammedî tevhid ve şehâdet ağızda (vücûdî) bir kuru lâf olarak kalıp, teyp âleti gibi söyler durur ama fayda sağlamaz.
Vücûdî tevhidi, nefs (can) duyar ve uyarsa dış âleme (maddî âfâk âlemine) bakıp bu âlemlerin sahibinin azametinden haşyete kapılıp Rabbü'l-âlemin ALLAH Tealâ'ya havf-ü- recâ secdesi yapar, sonra oturup düşünür ve iç âleme (manevî-enfüsî, derûnî) bakıp Kudretullahı anlar ve kudsî âlemlerin sahibi Rabbü'l-âlemin ALLAH Tealâ'ya hamd-ü-senâ eder...
"Lâ ilâhe illâ ALLAH" köprüsünü kurar. Nefs böylece şühûdî şehâdete kavuşur. Şühûdî tevhide erer.
Kalb sarayına saygın bir Muhammedî misâfir olarak giren Muhammedî nefs kendisi ile emr âleminden olan ruh arasında berzah (geçit, ara kesit, dönüşüm, başkalaşım, kemâlât karargahı) olan kalbin iki kapısında Rahmânî ve Rahîmî secdelerini sunup sücûdî tevhide erer.
Ruhlar âlemindeki kudsî, ruhî ve ezelî Muhammedî, ahdî, (kulların uhudî: ahdler) ilk şehâdeti olan (uhûdî tevhid) Ahdullahı tekrâr yaşar ve şimdi şu anda Muhammedî oluş şuûruna ulaşmış bir tek sorumlu olarak ciddî ve samimî şehâdetini Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şehâdetine isal eder (ulaştırır).
İlk şehâdeti son nefesteki şehâdetiyle buluşur ve tahkikî tevhide kavuşur.
Gerisi kuru gürültü, lâf-ı güzaf, softa şak şukası, câhil cakası, zaman öldürmenin Türkçesidir...
Anlayan âriftir, yaşayan âşık, anlayarak yaşayanlar ise MUHAMMEDÎ Menşe' olan "BİZ" içinde, kimliksiz Kârib (yakîn) ve Garib (HAKK (celle celâluhu)'dan gayri kimsesiz) lerdir.
"Tubâ gûrebâ... Ne mutlu Gariblere..." hadisini hatırla...

Kesret içinde vahdet ve vahdet içinde kesret: Zât-sıfat-esmâ-eşyâ...
Ve arasında kulluk oyunu...
Dıştan, âfâktan, kesretten, muhitten basarla bakış...
Bâsiretle içi, enfüsî, vahdeti, merkezi seyir...
Sûfî ikisi arasında tevhid dengesini kuran, sırat-ı müstakîm ipi üzerinde yürüyen ve canı ağzında bir canbazdır...
Enfüsûnde sükûn, âfâkında sükût vardır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i duymuş sükûta kavuşmuş ve ALLAH Tealâ'ya istikamette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' olup imâm bilip sükûna ulaşmıştır.
Sekînet-i Muhammedî emniyetindedir.
Sırr-ı sıfırı sıladır...
Kavlen (i'tikaden), fiilen, ahlâken ve hâlen Muhammedî oluş şuûru, sürûru ve nûruna kavuşan kişi Rabbanî ve Muhammedî âlim, ârif ve âşıktır.
Bu âleme gelmesine sebebi (Muradullahı); bilmiş, duymuş ve Emrullaha uymuş ve Muhammedî olmuştur...
İlk söz ve sonsöz aynı şeyin iki yüzü gibidir...
Tevhidden tevhide rücû' ve ürûc...
Tohumdan tohuma tevhid...

Kulaklarını aç da dinle:
İlk söz Ahdullahtı...
Abdullah olarak bu âleme ilk sözü isbat için çırılçıplak geldik...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i, baş öğretmeni bulduk... Emrullahı duyduk ve uyduk...
Muradullah olan son şehâdet tevhidi ile yine çırılçıplak çıkıp gidiyoruz...
Muhittir-merkezdir diyoruz...
Sakın uydurup kaydırdığımızı sanma...
Muhammedî olan kimsede yalan ve riyâ olamaz...
Zâten özünden dirilmeyen kimse de bizi duyamaz ve uyamaz...
Biz kimiz?
Biz hepimiz birimiz, birimiz hepimiz ve biz, biriz ve Muhammedîyiz... Kimliğimiz ve kişiliğimiz; Muhammedî teslimiyyetle havz-ı kevseri olan rıza denizinde erimiş gark olup gitmiştir...
Tekrâr buzluğa dönemeyiz ve donamayız...
Tasavvufa girmeye görelim; girdik mi, Muhammedî mebde-mead mahşerinde ALLAH Tealâ'nın azamet ve kudretini seyretmekten gayret ve dehşete düşüp kalemimiz başıboş kalıyor...
Ve çalakalem karalıyor...
İki âyetten sonra konumuza dönelim.

Resim--- "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır... (Ve kânallahu bi küllî şey'in muhit)" (Nisa 4/126)
Muhit âyet-i celilesi...

ALLAH Tealâ'dan gayrisı, mâsivâ, kesret, herşey (ve herkes) ALLAH'ındır (ALLAH içindir)...
ALLAH (celle celâluhu) kullî şey'e muhittir...
Hava gibi yutmuştur...
En dışdaki ALLAH (celle celâluhu)'tır...
Akıl; acziyet, fakriyet, zillet, illet ve basarla en dışa kadar bakar da Azametullah karşısında dilini yutar ve söyleyecek sözü kalmaz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup O'nu duyar sükûta kavuşur susar ve söz (i'tikad) ve fiillerine (amel) uyar...
(sonsuz sayıda eşyâ, "küllî şey" adı altında bir tek şey'e dönüşüyor...)
Muhammedî "BİZ BİLELİĞİ" ne ve enterkollekte sisteme direkt olarak girmiş olur.
Gerisi kader Kaderullah...
Vücûdî (lisânî), şühûdî (şeksiz şüphesiz), sücûdî (vicdânî) ve uhudî (ezel-ebed tevhidi) vahdet birliğini ve Tevhidini hazmederek yaşayarak anlamak şarttır.
Bunun en emniyetli ve tek yolu kul için Muradullah ve Emrullahın özü olan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslimiyet ve ALLAH Tealâ'ya istikamet için, ALLAH (celle celâluhu)'ya ve Resûlu (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e tâbi' olmaktır (bile olmak), sadıklarla beraber (ile olmak) olup, "Rabbim bizi Sâlihlere kat..." diye dilemektir.

Sanırım âcizâne arzedebildim ki salâvât; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olabilme sılası, ulaşımı, vuslat ve kavuşum duası ve yoludur...
Salât ise teslim olduğumuz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rehberliğinde ve imamlığında Rabbü'l-âlemin olan ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e tevekkülle sıla ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e güven ve i'timattır.

Yukardaki izâh, nefsin aslı olan ruha rücû'u şeklinde âfâktan enfüse tekemmûlü ve terakkisidir.
Dıştan içe dönüştür.
Elbette birbirini saran dâireler hâlindeki (aslında küresel ancak çizimde dâiresel gösterebiliyoruz) letâif (kemâlât makamları-aşama mertebeleri) lerin özündeki sabit, lübbü'l-lüb (özün özü), ayn, asl ve Nûrullah'ın Habibî, Ahmedî, Hamîdî ve Muhammedî nûr pirizi gibi olan Akdes (kudsî ve bize karanlık) tan Nûrullahı, regüle edilmiş Muhammedî nûr olarak, ruhen alınca sistemin tümü elektrik gelmiş fabrikaya döner...

Resim

RUH; Kalbin mânevî-uhrevî kapısında durup, kalbin maddî, dünyevî kapısında duran nefsi, nefsî hevâ heves ve benliğini, dışarda bırakarak ilâhî ve Muhammedî olan hükmü, Ahdullahı duymaya ve uymaya çağırır...
Kalb köprüsünde nefsin "Lâ ilâhe" si (inkârı) ile Ruhun "İllâ ALLAH" (İkrarı) ı tevhid eder, sıla eder kavuşur ve bu parçalar Muradullah olan tümü ve hakkı doğurup şâhidi olup ve şühûdî olarak ortaya koyar:
"Lâ ilâhe İllâ ALLAH"

Ezelî ve kudsî Muhammedî oluş (zâten ezelden öyle olduğunun) şuûruna ulaşan (sılasına kavuşum) nefs iki kapıda da birer secde ile Rabbü'l-âlemin'e hamd ve senâsını sunar...
Sücûdî tevhidini arz eder.
Vicdânen mutmaîn olan nefs emrine verilmiş olan vücûdûn cesedî, cismî ve dünyevî âletlerini hakka inancı gereği hayr üzere kullanır.
Bu ise ürûctur...
İçten dışa yükseliş...
İkiside mi'râctır.
Göz - gez - arpacık - hedef... Lâ - ilâhe - illâ - ALLAH... ALLAH - LİLLAHİ - LEHU - HU (celle celâluhu)... Allahmme - salli - alâ - Muhammed... Şerîat - Tarikat - Mârifet - Hâkikat... İlim - irâde - idrâk - iştirak... Hedef de tektir ve ALLAH Tealâ'nın rızasıdır... Lûtf-ü-ikrâmı ve ihsânı,.. Rızaullahın çeşitli makam ve hâllerdeki tezahhürleridir... Rıza, cemâldir... Yolu, kemâldir... Celâl tecellîsi olan canlar cihanda ayıkır ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ravzasında rıza bulursa hemhâldir...

Resim--- "Andolsun insanı Biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını (vesvese) biliriz ve Biz ona şah damarımdan daha yakınız..." (Kaf 50/16) Merkez âyet-i celilesi...

Nefs: her canın öz kimliği, kişiliği, zâtiyeti, varlık esâsı, cesedin ve cismin canıdır...
Nefsin vesvesesi: kendine sınırlı ve sorumlu bir görevi (Ahdullahı isbatı) başarabilmek için lâzım ve lâyık olarak verilen akıl, beden, hevâ, heves v.s.yi Emrullah'ın dışında kullanmaya ve Muradullahı gözardı etmeye kalkışma tertib, niyet ve hazırlıklarıdır.

"Ve nahnu âkrabû ileyhi min habli'l-verid."
"Biz ona şah damazından daha yakîniz..."
Habl: Arabça'da iptir.
Verede: gelmek, hazır olmak.
Verid: yedeği, eşi, benzeri olmayan parmak izi gibi kişiye özel tek demektir.
"Habli'l-verid"i âlimlerimiz şah damarı diye tercüme ettiler ve de çok güzeldir. Şöyle de zevkedebiliriz...
İnsanın; kendi varlığına ve kâinâtın varlığına şâhid olabilmesi için bağlı olduğu tek ip sadece şah damarı (ana atar damar) mıdır?
Madden, cismen ve zâhiren bu doğrudur ve hakktır.
Şah damarı kesilen canlı yok olur gider, hayat bağı ve bu âlemdeki var oluş ipi kesilir.
Mânen, canen ve bâtınen ise kişilik ve kimliğin ta kendisi ve ALLAH Tealâ'nın mazhariyet mir'atı (aynası) olan akıl tek iptir.
Aklı sahneden çekerseniz hiçbir şey ve sahibi kalmaz ortada...
Akıldan da içerde, özde ve enfüsten de yakın ve vahdetin kendisi olan ALLAH Tealâ, küllî şeyin özünün özündeki târifi ve anlaşılması akılla mümkün olmayan naklle haber alınan merkezdeki sabit nokta...
Dönmeyen ve dönenleri seyreden vahdet...
Dönmeyenin etrafında dönen kesret...
Basîrette özgözüyle Kudretullahı seyr...
Acziyet, fakriyet, zillet ve illetin (kulluğun) sırrına eriş...
İ'tikaden ve amelen imân edilip teslim olunan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in imâmiyyetinde, istikamet salâtına iştirak ve kulluğun rıza akışı (sılası)!
Tâbi oluş ve itâat ediş...
Ahlâken ve hâlen Muhammedî istikamet...

Son söz:
Unutma ki "Lâ illâhe" "Hiçbir ilâh yoktur" inkâr batağından ve inkâr ilelilğinden, ancak ve ancak Muhammed (aleyhi's-selâm)'a (Abdullah ve Resûlullah) teslim olarak Şerîat-ı Garra gemisine binerek kurtulursun...
Ve "İllâ ALLAH" "ALLAH'dan başka" ikrâr ihsânına ve bileliğine kavuşur sırat-ı müstakîm üzere Rızaullah olan Cemâlullah'a istikamet seferine imâm-ı mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) rehberliğinde isâl olur (akar) salât edersin, sıla edersin...
Vuslât bulursun...

Muhammedîler bileşik kablar gibi, gönülden paralel bağlı ve aynı seviyede, elektrik hatları gibi aynı imkânlarda biledirler...
Muhammedî oluş ezelî ve ebedî bir hakikat-ı Habbibullahtır...
Muhabbet, merhamet ve hasbî hizmet, Muhammedî nûr ve şuûrla yaşar ve yaşatır...
Yaşanır ve yaşatılır...

İşte âcizâne salâvâtı arzımız çalakalem böyledir.
Bizim durduğumuz yerden böyle gördük...
Sizler de durduğunuz yerlerden bizim göremediklerimizi gösterirsiniz...
Onun için Muhammedîler hepsi bile ve bilye gibi sonsuz gözlüdür...
Dua; sahibine sesleniş, yalvarış, yakarış ve sıla hasretini dile getiriştir. Söylenecek söz çok; fakat, söylesem öldürürler...
Söylemesem ben ölürüm...

Ezândan sonrası için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in buyruğu ezân duasına bir daha bakalım:

Resim--- Cabir (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezânı işittiği zaman (sonunda) kim: "Allahümme Rabbe hâzihi'd-dâveti't-tâmme ve's-salâti'l-kâime âti Muhammedeni'l-vesîlete ve'l-fazîlete veb'ashu Makamen Mahmûdeni'llezî va'addehu. (Allahım... Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın RABBİ (sahibi)! MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Vesileyi ve fâzileti ver. O'nu va'adettiğin (üzere) Makam-ı Mahmûd üzere ba's et (dirilt)" derse, ona kıyâmet günü mutlaka şefâatim helâl olur." buyurdu.
(Buharî, Ezân 8; Ebu Dâvud, Salât 28 (529); Tirmizî, Salât 157 (211); Nesâî, Ezân 38 (2,26); İbn Mâce, Ezân 4 (722)

Ed-dâvetü't tâmme: Tam dâvet...:

Resim--- "Hak olan dâvet ancak O'nadır" (Ra'd 13/14)

Tam olan tevhiddir! Tam da başkalık değişim v.s. olamaz.
Evvel, âhir, zâhir, bâtın, her zaman heryer, herhâl, herşey ve herkes için tam olan tek kelâm:
"Lâ ilâhe illâ ALLAH" tır.
Tam sıfatının lâzım ve lâyık olduğu tek tevhiddir.
Şeksiz, şüphesiz, eksiksiz ve kusursuz söz Muradullah olan Hakku'l-HAKK "Lâ ilâhe illâ ALLAH..." dâ'vettir...
Aslında ALLAH Tealâ'nın da'vâsına Rasülû (sallallahu aleyhi ve sellem)'in dâvetidir ezân...
Da'vâ : Lâ ilâhe illâ ALLAH.
Dâvet : Muhammedûn Resûlullahtır.
Onun için pekçok âyet-i celile de "ALLAH'a ve Resûlüne tâbi' olun..." hükmü vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de...
Salâti'l-kaime: kılınacak olan namazın, ayakta ve diri duanın ve kıvâmında sıla ulaşımının (akışının) ustası, Rabbi...
Vesile: sılaya ulaşımı sağlayan yol; suya, isale kanalı; sonuca götüren sebeb, canları cennete çeken cezbe...
Canların cennet yolundaki konak yerleri (menzile)...
Muhammedî kemâlât makamları...
Vuslata vesile nûr-u Muhammed...
Vesile: isalin (soruşun, isteyişin, akışın) vücûd bulup işe yarar hâle geçişi...
Kısacası vesile; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olanların, âhir zaman denizindeki bu fitne fırtınasında sırat-ı müstakîm üzere yol olan istikamet gemisidir. Vuslât vesilesidir.
Makam-ı Mahmud: Ahadîyyet... Ahmedîyyet... Hamîdîyyet... Hamd... Had ve hudud...

Resim--- "Ümid edebilirsin, RABB'ın seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir." (İsrâ 17/79)

Makam: bir kıvâmın; o zaman, o yer ve o şartlardaki hâlidir.

H2O sudur...
Sıfır derece sıcaklık altındaki kıvâmı (duruşu) ve kıyamı (varlık gösterişi) BUZdur...
0oC - 100oC arasında SUdur...
100oC de kaynar ve BUHARdır.
Buharlar "bile" olursa BULUTtur ve RAHMETtir...
Hepsi de H2O makamlarıdır...
Buz - su - buhar - bulut: H2O (su) seyr-ü-sülûkû...
H2O ya Sûfî dersek, seyr-ü-sülûk serûveni...

Aklın en yüce anlayışı, sistemin sahibi olan ustasına saygı ve hamddır. Akıl hamde, naklle ulaşır.
Nâkli, nâkleden AHMED (aleyhi's-selâm)'dir. İlk hamd edendir.
AHADİYYET sırrına vakıf, Rahmetenli'l-âlemin'dir.
İnsan nefsi, aklen ve nâklen Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Teslim olup (müslim),
İmân edip (mü'min),
Tâbi' olup (Velîyullah) ve
İtâat edince (Ehlullah) hakikaten hamdedebilir....
Makam-ı Mahmud Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şifâ (şefâat) makamıdır.
Cennette oluşu haktır.
Yaşarken kavuşmamızda haktır.
Muhammedîyyet - Hamîdîyyet (Mahmudîyyet) - Ahmedîyyet - Habibîyyet...
Tümü de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in özellik ve güzellikleridir.
Sıddıkî teslimiyetten sonraki ilâhi tecellîlerle oluşan nefsî (ulaşım, gelişim) kemâlât makamlarıdır....

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olmak istemeyen Nefs-i Emmâre;

Teslim olmayı bâzen düşünüp-bâzen vazgeçen nefs Nefs-i Levvâme;

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözünden (ve kendi özünden) "Teslim ol..." sinyâlleri (ilhâm) alan ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyan "Semiğna!:duyduk" diyen ve ancak henüz panik hâlinde (telaşlı) olan nefs, Nefs-i Mülhime...

Tam teslim olmuş (kavlen, i'tikaden, fiilen, ahlâken ve hâlen) (tatmîn olmuş ilim-irâde-idrâk etmiş)!.." Ve Atağna!: uyduk..." diyen Nefs-i Mutmaînne...

İslâm olmuş Nefs-i Mülhime,
Mü'min olmuş Nefs-i Mutmaînne...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tebliğ ettiği Kur'ân'ı ve açıklayan sözlerini duyan (i'tikad eden), amellerine, ahlâkına ve hâllerine uyan Nefs-i Mutmaînne:
İ'tikadda tatmîn olmuş,
İlim,irâde ve idrâkini iştirake dökmüş,
Muhammedî oluş şuûr, nûr, surûr ve onuruna kavuşmuş,
Sahibine (sallallahu aleyhi ve sellem'e) sılası (salâvâtı) vûslât bulmuş, Teslim ve tâbi' olmuş,
Bilelik Bezmi olan kevsere kavuşmuş,
"BİZ MUHAMMEDİYİZ!" şerefine ermiştir...
Semiğnâ ve ateğnâ...
Duyduğuna sadık ve uyduğuna âdil olmuş...

Artık imam-ı mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in :
"İyyake na'büdü ve iyyake nesta'in..."
"Biz ancak Sana kulluk yaparız ve ancak Senden dileriz..."
Sözünü idrake hak kazanmıştır.
Muradullah olan ALLAH Tealâ'ya tevhidî istikamete iştirâk hâlinde yaşamaya başlamıştır.
Geçenlere tevbe...
Gelenlere dua...
Şu anda olanlara rıza gösterip,
"Olan" ı el HAKK (celle celâluhu)'nun hükmü bilip nefsin işine gelirse şûkûr, gelmezse sabır ilâhî fermanının samîmî, ciddî ve Muhammedî uygulayıcısı olmuştur.
Böylesi nefsin adı Nefs-i Râziyyeten (razı omuş nefs) dir.
Emrullah, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in emniyeti içinde yerine getirilmiş ve Muradullah tahakkuk etmiştir ve Nefs-i Merziyyeten (razı olunmuş nefs) çağı, makamı ve hâli yaşanmaktadır! (Fecr 89/27-30 bkz.)
Gerisi ihsân makamı olup ALLAH Tealâ'nın sınırsız lûtfünü, ikrâmını ve ihsânını biz sınırlayamayız...
Aslında diyen bilmez, bilen de diyemezmiş...
Ancak Kur'ân-ı Kerîm'i candan oku ki o da seni okusun ve öğretsin...
Makam-ı Mahmudumuzu ise anladın sanıyorum...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim benim için ALLAH'tan el Vesileyi isterse şefâatım kendisine helâlihoş olur..." buyuruyor.
Vesile: (vesâil): yol, vasıta, bahâne, sebeb, fırsat, elverişli vâziyet!.
Başına "el" harfi târifi alınca el Vesile: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait ulaşım vesilesi olduğu açıktır.
Vesile bize lâzım?
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ezelden Rahmetenli'l-âlemin...
Şefâat: derde şifâ olmak için aracılık, hasbî hizmettir...
Kim ki ALLAH (celle celâluhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e isâl (ulaşım, sılaya vûslat) için vesile isterse ve salâvât (ulaşım yollarından biriyle kavuşum) ederse, kulluk derdinin şifâsı olan hamd şefâati ona helâli hoş olsun anasının ak sütü gibi...
Kendini zorlama...

Bebek büyümek ve tohum da çatlayıp fidan olmak için zorlanmaz...
Bu anlatılanlar normal şartlarda ALLAH Tealâ'nın hidâyeti, rahmeti ve izni ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in muhabbeti, merhameti ve hasbî hizmeti ile, el-ele, gönül gönüle, elektrik direklerinin Keban'a (üretim merkezine) götürdüğü gibi şu anda hayatta ve dizili duran ALLAH DOSTlarının hâlihazırl himmeti ile, bi zahmet sizin de birazcık gayretiniz ile olur ve oluşur gider İnşâallah...
Bebek - delikanlı - genç - baba - dede gibi...
Yeter ki içindeki özündeki (enfüsî) ilâhî emânete (Ahdullah'a) ihânet etme ve sadık ol!.
Dışındaki (âfâkî) tüm ni'metlere (beden ve kâinât) zulmetme adâletli (emrolunduğun gibi dostoğru) ol...
Gerisi; ilâhî, fıtrî, halkî ve Muhammedî sistem içinde denkleşir gider...
Ârif anlayan Âlim, Âşık ise yaşayan Âriftir!.

Resim--- Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Müezzin,"ALLAHu ekber, ALLAHu ekber!" deyince sizden kim (samimî olarak): "ALLAHu ekber, ALLAHu ekber" derse; sonra müezzin "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" deyince "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" derse; sonra müezzin "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah" deyince; "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah"derse; sonra müezzin "Hayye ala's-salât" deyince "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" derse; sonra müezzin: ALLAHu ekber, ALLAH^ü ekber" deyince, "ALLAHu ekber, ALLAHu ekber" derse sonra müezzin: "Lâ ilâhe illallah" deyince "Lâ ilâhe illallah"ı kalbinden (samîmîyyet ve ciddîyetle) derse cennete girer." (Müslim, Sâlât 12 (385); Ebu Dâvûd, Salât 36 (527)

Resim--- Sâd ibnu Ebu Vakkâs (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Müezzini işittiğinde kim "Ve enâ Eşhedü en lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike lehu ve enne Muhammeden abdûhû ve resûlühü, razitü billahi Rabben ve bi Muhammedin Resûlen (nebîyyen) ve bi'l-islâmi dinen: Ve ben şehâdet ederim ki ALLAH (celle celâluhu) dan başka ilâh yoktur, tektir ve O'na ortak da yoktur, ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve Resûlüdür. RABB olarak ALLAH (celle celâluhu)'dan Resûl olarak Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'den, din olarak islâmdan râzıyım... derse o kimsenin günahı affedelir (bağışlanır)"
(Müslim, Salât 13 (386); Ebu Dâvud, Salât 36 (525); Tirmizî, Salât 156 (210); İbni Mâce, Ezân 4 (721); Nesâî, ezân 38 (2,261)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ikamette de tekrar etmiş ve: Ebu Umame (radiyallahu anhu) ve bazı sahabilerden: Bilâl ikamete başlayıp "Kad kâmetis sâlât" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ekâmehâllahu ve edâmehâ: ALLAH onu (namazı) ikame etsin ve dâim kılsın!"" buyurdu ve ezândaki gibi ikameti de tekrar etti"
(Ebu Dâvud, Salât 39 (528)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İmam, cemâatin namazının sorumluluğunu üzerine almıştır.Müezzine de namaz vâkitleri emânet edilmiştir. ALLAHIM... İmamları irşâdet (muvaffak kıl), müezzinleri bağışla..." buyurdu.
(Ebu Dâvud ve Tirmizî - Tergib ve Terhibde)

Resim--- Ukbe İbn Amir (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "RABB'ın dağ başındaki koyun çobanının yaptığı ameli beğenir. Çünkü ezân okur ve namaz kılar. ALLAH Azze ve Celle de: "Şu kuluma bakın, ezân okuyup namaz kılıyor ve Benden korkuyor. Ben o kulumu affettim ve onu cennete koydum..." buyurur" buyurdu.
(Ebu Dâvud ve Nesâî- Tergib ve Terhib)

Resim--- İbn Abbas (radiyallahu anhu)'dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim sevâbını ALLAH'tan isteyerek yedi sene ezân okursa onun için "ateşten kurtuldu" diye yazılır." buyurdu.
(İbn Mâce-Tirmizî-Tergib ve Terhib)

Resim--- Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezân ile kâmet arasında yapılan dua reddedilmez." buyurdu. (Ebu Dâvud; Tirmizî (bu lâfızla); Nesâî, İbni Huzeyme, İbni Hibban sahihlerinde)

İbni Hibban da ilâveten: "Öyleyse dua ediniz!" vardır.

Tirmizî ise bir rivayette ilâveten:
"Ne isteyelim yâ Resûlullah?" dediklerinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu)'dan dünya ve âhirette âfiyet (sağlık-huzur) isteyiniz" buyurmuştur.

Azîz kardeşim;
Tasavvufun tezi, tevhidi anlamak ve yaşamaktır.
Anlamak ve tatbıkatını yapmak için ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), tek nûr noktamızdır.
Dikkat ederseniz sürekli ve ısrârla Muhammedî oluş şuûruna ulaşımın rüşde eriş olduğunu vurguluyoruz.
Tek örnek,
Tek rehber,
Tek mürşid,
Tek imâm ve
Tek Resûl MUHAMMED (aleyhi's-selâm)'ın;
Akvâline (sözlerine; i'tikadına),
Ameline (fiiline),
Ahlâkına ve
Ahvâline (hâllerine) teslim olup;
Sözleriyle sözlenmek (imân),
Amelleriyle amellenmek (ibâdet, itâat),
Ahlâkıyle ahlâklanmak (takvâ, ihlâs v.d.) ve
Hâlleriyle hâllenmek (her zaman, her yer, ve her hâlde, herşeye, herkese ve Rabbü'l-âlemin'e karşı muamelelerimizde Muhammedî olduğumuzu unutmamak ve bu şuûru her nefes yaşamak hâli).

Bize, aslında farz-ı ayndır.
İmam-ı mutlak olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den Emrullahı duyarak ve harfiyyen uyarak Muradullah'a istikamet ise yine farz-ı ayndır. Bu âleme geliş, yaşayış ve gidiş sebebimiz budur...
Bu hususlarda ilk ve ana kaynak Kur'ân-ı Kerîm'imizdir.
İkinci temel kaynağımız sahih hadis-i şerîfler olup Kur'ânî açıklama ve uygulamayı bize nakletmektedirler.
Kur'ân-ı Kerîm meâlleri çok kolay elde edilip okunabilir.
Ancak hadis-i şerîfler pek çok ve dağınıktır.
Namazın şer'î ve fıkhî hükümlerini anlatan çok güzel ilmihaller de kolayca temin edilip okunabilir.
Biz âcizâne iki hususda durmaya azmedeceğiz.
Birincisi konumuzla ilgili sahih hadisleri derlemek, ikincisi ise tasavvufî yaklaşım ve görüşle anlamaya ve anlatmaya çalışmak.
Onun için Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetleri elden geldiğince arzettik.
Şimdi sıra hadisi şerîflerde...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sıla-salavât-vuslat; ilim,edeb,irfân ve erkân iledir.
Bilmeden, anlamadan, tanımadan ve tanışmadan kime teslim olacağız?
Bize Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i anlatacak olanlar; Kur'ân-ı Kerîm, kendisi ve dostlarıdır...
Biz de âcizâne bu yolu izliyoruz.
İnsan mutmaîn (kesin inançlı) olunca mutlaka yapar...
Onun için en büyük âşık canan için canından vaz geçendir...
"Canımı veririm" deyip de saçının telinden vazgeçmeyen düzenbazdan bahsetmiyorum...
Biz Muhammedîyiz...
El ele Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın Abdullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eline teslim oluruz ve inanırız ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eli ile de ALLAH Tealâ'ya istikamet buluruz...
Gençlerimizi Muhammedî muhabbet, merhamet ve hasbî hizmetle hakikati anlamaya ve yaşamaya hazırlamalıyız; azmimizin aslı astarı da budur. Gerisi RABB'ımız (celle celâluhu)'ya tevekküldür.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.8.NAMAZIN FAZÎLETİ

Namaz, İslâm dininin direği, ALLAH Tealâ'ya kulluğun kemâli, sigortası ve senedidir.
Namaz, diğer ibâdetlerin niyyet, samîmîyyet ve ciddîyet kaynağı ve aynasıdır.
İnsanoğlu ölüm gelip çatıncaya kadar ibâdetle (her yer, her zaman ve her hâlde) emrolunmuştur.
İnsanoğlu fitraten bunu başaracak kıvâmda (ahsen-i takvim) yaratılmış ve dizayn edilmiştir.

Resim--- Abdullah İbn Ömer (radiyallahu anhu) anlatır ki: Bir kimse Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek amellerin en fazîletlisini sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazdır." buyurdu. O kimse: "Sonra nedir? (söyle onu da yapayım!)" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sonra yine namazdır" buyurdu. O kimse yine: "Sonra nedir? (söyleki daha fazlasını da yapayım!) dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sonra yine namazdır!." buyurarak 3 defa tekrar etti. O kimse: sonra hangisi (fazîletli) dir? (daha fazla amel yapmak istiyorum!) dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH yolunda cihâd..." buyurdu.
(İmam Ahmed Müsnedinde; İbn Hibban Sahihinde lâfız onundur.)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Görmek için birbirinizle itişip kakışmadan şu dolunayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Bu itibârla eğer güneşin doğmasından önce bir namazdan ve batmasından önce bir namazdan geri kalmamaya gücünüz yetiyorsa, bunu yapın." buyurdu.
(Buharî, Mevâkit, 16; Ebu Dâvud, Sünen 16)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde her gün beş kere yıkansa acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?" buyurunca: "Bu hâl onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İşte bu, beş vâkit namazın misâlidir. ALLAH onlar sayesinde bütün hataları siler (mahveder)" buyurdu.
(Buharî, Mevâkit 6; Müslim, Mesâcid 282 (666); Tirmizî, Emsâl 5 (2872); Nesâî, Salât 7, (1,231); Muvatta, Sefer 91 (1,174)

Resim--- İmam-ı Mâlik (radiyallahu anhu)'ya ulaşdığına göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): İstikamet üzere olun ki (bunun sevâbını) siz sayamazsınız. Şunu bilinki en hayırlı amelleriniz namazdır. Abdestli olmaya (zâhiri-bâtınî temizliği muhafazaya) ancak mü'min riâyet eder."
(Muvatta, Tehâret 36 (1,34); İbnu Mâce, Tahâret 4 (277)

İstikamet; Emrullaha (farz-vâcib) ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e (sünnet-i seniyye) uyarak Muradullaha sırat-ı müstakîm üzere; bedenen, nefsen, kalben ve ruhen sıla seferidir...
Mü'minin özünde hakk ve fiilinde hayr olur ki hayrın anası namazdır.
Hayr; hakkın, i'tidâl üzere Muhammedî tatbikatıdır.
Her yerde, her zaman ve her hâlde zâhiren ve batinen salâta hazır oluş... Dâimi abdest ve dâima namaz...
Bozulursa hemence alış ve namazı gözlemek...
Beklemek...

Resim--- Cabir İbn Abdillah (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cennetin ahahtarı namazdır." buyurdu.
(Dârimi rivâyet etmiştir.)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cennetin 8 kapısı vardır; kim namaz ehlinden ise namaz kapısından çağrılır, kim cihâd ehlinden ise cihâd kapısından çağırılır, kim sadaka ehlinden ise sadaka kapısından çağrılır, kim oruç ehlinden ise Reyyan kapısından çağırılır...." buyurdu. (Buharî, Savm 4; Nesâî, Zekât 85)

İnsan nefsi HAKK'a inanma ve hayrı işlemede Muhammedî yolu izlerse 8 cennet kapısı:
1- Huşû' ve huzû' kapısından: içte tezkiye ve dışta tâharetle salât ehli olmaya yatkın nefislerin nâsibi olan cennete gider.
2- Semâhat-tenezzül ve tevâzu' kapısından: sadaka ve diğer hasbî hizmeti esas alanların huylarıyla girilen cennete...
3- Şecâat-cihâd kapısından: ilim, edeb, irfân ve erkânda halka hasbi hizmeti esas alanların cennetine...
4- Riyâzet kapısından: dünya sevgisini yok eden zâhidlerin cennetine...
5- Saâdet kapısı
6- Çile kapısı
7- Adâlet kapısı
8- Tevekkül kapısı denilebilir.

İnsanoğlu:

Bedenen celâli azameti,
nefsen kemâli kudreti,
KALBEN cemâli cenneti,
Ruhen hemhâli vahdeti,
Söz, sohbet, zevk ve hazz edince ihsâna ulaşır...
Rabbü'l-âlemin'i, hazır-nazır ve murakıb (gözetleyici) bilir, inanır ve yaşar...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İhsân; sanki O'nu görüyormuş gibi ALLAH'a kulluk etmendir, her ne kadar sen O'nu görmüyorsanda, O seni görüyor..." buyurmuştur.
(Buharî, imân 37; Müslim, İmân 57)

Resim--- Abdullah İbni Ömer (ra)'dan: "Bana babam Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu) rivayet etti. Dedi ki: "Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında bulunduğumuz sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zât çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri gözükmüyor; bizden kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uyluklarının üzerine koydu ve: "Yâ Muhammed! Bana İslâmın ne olduğunu haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İslâm ALLAH'tan başka ilâh olmadığıına, Muhammed'in de ALLAH'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dostoğru kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i haccetmendir." buyurdu. (o zât): "Doğru söyledin." dedi. Babam dedi ki: "biz buna hayret ettik. (Zîrâ) hem soruyor hem de tasdik ediyordu. "Bana imândan haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a, ALLAH'ın meleklerine, Kitablarına, Resûllerine ve âhiret gününe inanman ve bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır." buyurdu. O zât: "Doğru söyledin." dedi. (Bu sefer): "Bana ihsândan haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a O'nu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni muhakkak görür." buyurdu. O zât: "Bana kıyametten haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir." buyurdu. O zât: "O hâlde bana onun alâmetlerinden bâri haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdu. Babam dedi ki: "Bundan sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet (bekledim) durdum. Nihayet Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: "Yâ Ömer! O sual soran zâtın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "ALLAH ve Resûlü bilir." dedim. "Gerçekten o Cibril'di. Size dininizi öğretmeye gelmiş." buyurdular."
(Müslim, İmân 57)

Ve ayrıca Ömer İbni Hattab (ra)'ın rivâyet ettiği Cibril (Aleyhi's selâm) hadisinde :
"İhsân nedir?"
"İhsân, ALLAH (celle celâluhu)'a O'nu görüyorsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü gerçekten sen O'nu göremiyorsan da, O muhakkak seni görüyor...." buyuruyor...
(İbni Mâce, Mukaddime 63 ve Buhârî, Müslim, Nesâî, Tirmizî, Ebu Dâvud)

Şimdi iyice bir düşünelim.
İlimsiz - İradesiz - İdraksiz - İştiraksiz nasıl olur da ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'i hazır nazır bilip, bulup; bile olup da huzurunda namaz kılabiliriz?
"Göz - gez - arpacık - hedef..." siz yapılan atış, ancak ve ancak karavanadır...

Resim--- Huzeyfe (radiyallahu anhu)'dan: "Resûlulah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i herhangi bir şey (iş) üzecek olsa namaz kılardı.
(Ebu Dâvud, salât 312, (l319); Nesâî, Mevâkit 46 (1,289)

Enes (radiyallahu anhu) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bana kadın ve güzel koku sevdirildi, gözümün nûru ise namazda kılındı."
(Nesâî, İşretü'n-Nisâ 1, (7,61)

Kadın, ALLAH Tealâ'nın Tekvin (yaradış) sıfatının mazhar (zuhur ediş) yeridir.
İnsan neslinin rahmet yatağıdır.
Sıla-yı Rahm denmesi bu yüzdendir.
El Settâr Esmasının tek mazharıdır.
Kadına islamda “Haram” denmesi bu yüzdendir.
Kâbe de öyledir ve “Haram” denilir.

Bilirsiniz ki kadının çocuğu dünyaya doğurmaya hazırladığı ana karnına da "rahim" denilir.
Kardeşler neticede bir göbek bağıyla ana karnında buluşurlar.
Aslında Âdem (aleyhi's-selâm) hariç tüm insanlık Havva vâlidemizin ana karnında buluşan kardeşlerdir.
Erkeklerin taşımadığı tek sıfat tekvin (var oluş, üremeye sebeb) sıfatıdır.
Onun için Arabça'da önemli pek çok isim dişildir.
Güneş, cennet v.s.
Aişe vâlidemiz, fıkıhçı ve zeki bir annemiz olarak şer'î hükümlerin büyük bir kısmını (özellikle kadınlarla ilgili) bize ulaştırandır.
İnsanın dünyaya gelişinde ana sütü, yetişmesinde ana şefkâti ve ömrü boyunca ana sevgisi unutulur mu?
"Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar."
Muhiddin-i Arabî (kaddasallahu sırrıhu): "Bu âleme her hakikat kadın kapısından girer" buyurarak ne güzel belirtir kadının önemini.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hayrükûm, hayrükûm linisâihi: Sizin hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanınızdır." buyurdu.
(İbn Mâce, Nikah 50; Darimî, Nikah 55)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Dünya bir metâ'(eşyâ)dır, en hayırlı metâ' ise sâliha bir kadındır." buyurdu
(Müslim, Redâ 64; Nesâî, Nikah 15; İ.Ahmed II/168)

İmam Ali (keremullahi veche); cenneti soran bir kimseye:
"Dünyadaki cennet sâliha (geçimi hoş) bir kadındır."
"Dünyadaki cehennem ise geçimsiz bir kadındır..."
Sözü ile kadının eğitim ve öğretiminde bir cennet olarak yetiştirilmesini işâret buyuruyor.

Muhammedî kişi için yeryüzünde beş çeşit kadın vardır ve altıncısı kendisidir:

1- Annemiz
2- Eşimiz
3- Kızımız
4- Gelinimiz
5- Kız kardeşimiz (çünkü biz hiçbir kadınla zinâ edemeyiz, kâfir-müslim...)

Güzel koku ise Rahîmîyyet işâretidir.
Rahmânîyyet geneldir ve "tüm çiçekler güzeldir!" gibidir.
Rahîmîyyet ise özeldir ve:
"Güzel olmakla beraber bazı çiçekler ayrıca çok hârika kokarlar!" gibidir...

Namaz; dünyevî ve uhrevî hayatımızın yaşarken ara bağıdır.
Bedenen kılınırken kalben ve ruhen Rabbü'l-âlemin'i görürcesine aynanın ardına geçilir...
Namazın mü'minin mirâcı oluşu gelecektir.

Resim--- Rebi'a İbni Ka'b el Eslemi (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber gecelemiştim, kendisine abdest suyunu ve başka ihtiyaçlarını getirdim. Bana: "Dile benden (ne dilersen)!" buyurdu. Ben de: "Senden cennette beraberlik. (refaket) diliyorum!" dedim. Bana:"Veya bundan başka bir şey!" buyurdu. Ben:"İsteğim (sadece) budur" dedim."Öyleyse, nefsin (kendin) için çokca secde ederek bana yardımcı ol!" buyurdu.
(Müslim, salât 226 (489); Ebu Dâvud, Salât 312 (1320)

Muhammedî oluş şuûruna eriş, elbette şartların oluşumuna bağlıdır.
Yoksa bu muazzam kâinât, kulluk imtihanı için kurulur muydu?
Rabia (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den ebedî bilelik istiyor?
"Kişi sevdiği ile beraberdir" buyuran Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çok sevenin sevdiğinin kavline, fiiline, ahlâkına ve hâllerine iştirâkini, secdeler ile ifâde buyuruyor ki ALLAH Tealâ:

Resim--- "Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve yaklaş..." (Alâk 96/19)

Namazdan men eden, hevâ-hevesine tapan, Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem)'i yalanlayana uyma!
ALLAH Tealâ'ya secde et ki yaklaşasın...
Sıla secdeleri-vuslat secdeleri, teslimiyet ve istikametin sermâyesi kulluğun gereğini yerine getirmektir.
Sadece dua ve temenni değil iş ve amel de şarttır.

Resim--- Ma'dan İbni Ebi Talha el-Ya'merî (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in azadlısı Sevban (radiyallahu anhu) ile buluştum. Kendisine: "Bana bir amel söyle de onu yapayım. ALLAH'da onun sâyesinde beni cennetine koysun" dedim. Veya şöyle demişti "Dedim ki "ALLAH nezdinde en hayırlı ameli bana bildir." - Sevbân sükût etti. Sonra ben tekrâr aynı şeyi sordum. O yine sükût etti. Ben üçüncü sefer sordum sonunda dedi ki:"Çokca secde yapman gerekir. Zîrâ sen secde ettikçe her secden sebebiyle ALLAH Tealâ dereceni yükseltir (artırır). Ve hatta onun sebebiyle hatanı (günahlarını) döker." Ma'dan der ki: "Sonra Ebu'd Derdâ ya geldim. Aynı şeyi ona sordum. O da Sevbân'ın söylediğinin aynısını söyledi."
(Müslim, Salât 225,226 (488,489); Nesâî, Tatbik 81; Tirmizî, Salât 169 (388); İbn Mâce, İkâmet 201 (1422-1424)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Tealâ şöyle buyurdu: Kim Benim velî kuluma düşmanlık ederse Ben de ona harb ilân ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma giden (sevimli olanı) ona farz kıldığımı edâ etmesidir. Kulum Bana nâfile ibâdetlerle yaklaşmaya devâm eder. Sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık Ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma taleb edince onu korurum. Ben yapacağım bir şeyde mü'min kulumun nefsini (ruhunu) kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmem (düşmedim). O ölümü sevmez, Ben de onun sevmediği şeyi sevmem."
(Buharî, Rikâk 38)

Tasavvuf âleminde önemli ve sahih bir hadis-i kudsîdir.
ALLAH Tealâ dostu olan Velîyullahına düşmanlığı asla istemiyor ve düşmanlık edene harb açıp dinini, dünyasını ve âhiretini harabeye çevireceğini ikâz buyurup uyarıyor.
Velîyullah; Muhammedî teslimiyeti ve tâbi' oluşu tam olup takvâ ve tâatle ALLAH Tealâ'ya istikameti kesin olan ve güvenli bölgede yaşayan dostluğuna güvenilen erenlerden birisidir.
Görüldüklerinde ALLAH Tealâ hatırlanan Muhammedî Ebdâl, Ebrâr, Ahrâr, Ahyârlâr olup Âlim, Ârif ve Âşıklardır.
Ehlullah ve Evliyâullah âhir zamanda halkın elbiselerine bürünüp hiçbir özel işâret taşımadıkları için tanınmaları cidden çok zora varmıştır.
Eşkiyâlar ise, Evliyâların eski benzer elbiselerine gizlenip halkı soyguna çıkmışlardır.
Kuzu postuna bürünmüş kurtlar, hâin ve hırslı...
Kimin kim olduğunu; uyur, uyurgezer veya sarhoşların çoğunlukta olduğu bir toplumda ancak ayıklar farkedebilmektedir.
Biz Muhammedî metod ve görüşle; müfettişlik ve müftülük yapmadan, Rabbü'l-âlemin'i halkına hazır-nazır ve herkesi hızır biliriz...
İslâhı ve iflâhı için dua ederiz.

Bir hususu açıkça arzedeyim ki; taşa tuttuğum "şucu-bucu"lara bir misâl vereyim ki maksadım anlaşılsın...
Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretlerinin Risâle-i Nûr eserlerini Adana Erkek Lisesinde parasız yatılı okurken okudum.
O gündür bu gündür kanâatim hiç değişmedi...
Saîd-i Nursî Hazretleri hayatında ve eserlerinde Kur'ân-ı Kerîm'i ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i esâs almış, anlatmış, yaşamış ve yaşatmıştır...
Ne var ki aradan yıllar geçince parça parça, şucu-bucu Nurcular çıktı...
Halkı ve hatta birbirlerini bile suçlayıp anlaşılmaz yollar tuttular...
Ve yine nice Nakşîciler gördüm ve şâhidleri oldum ki Nakşî Bend Efendimizi (kaddasallahu sırrıhu) tenzih ederim!
Bir Rufaî Şeyhinin kitabı elimizde ve bizzat kendisinden duydum ki:
"Lâ ilâhe illallah" demek yeter, "İsa Ruhullah" dese de cennete girer, Hristiyanları üzmeye gerek yok...
"Muhammeden Resûlullah" demeseler de cennete girerler..."
Gibi düpedüz İslâm dininde küfür olan hezeyanlar söyledi...
Böyleleri şucu, bucu...
Onun için her kim önderlik, şeyhlik, mürşidlik iddiasında bulunur da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e; kavlen,fiilen,ahlâken ve hâlen teslim olup yaşamazsa Muhammedî değil ve şucu-bucudur...

Hadis-i şerîfte geçen Karib: Yakîndir. Kalbî rıza bileliğidir.
Habbe; tohum, asl, ayndır. Bilelik birrinin hak olduğudur.
"Muhabbe" de habbenin gereğini yerine getirmek için şart olan "nûr-u mim"le kavuşumun sonucu muhabbettir.
Kur'ân-ı Kerîm nasslarına dayalı nakl ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in belirlediği farzlar, farz-ı ayn veya farz-ı kifaye kesin emirler olup inkârı küfürdür.
Emrullahın harfiyyen edâsı (işlenmesi) muhabbeti ve rızayı kazındırır.

Hadis-i şerîfte farzların dışında kalan sünnetler de nâfile sayılmıştır.
Farzlar belli sürelerde yerine getirilince kalan sürelerde, de kulluk görevi devâm etmektedir.
Farzlardan sonraki vakitlerde yapılacak fazladan ibâdetler nâfilelerdir. Nâfileleri de belirleyen ve tatbik eden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'dir.
Zamanın tümünde Rabbü'l-âlemin'i hatırında tutan kulun gerçek yâkine ulaşacağı müjdelenmiştir.
Zikr-i dâimi, fikr-i dâimi, şükr-ü dâimi ve sabr-ı dâimi olan kulun kendisini, fiilini ve iki âyet-i celilede bildirildiği üzere bir şey dilemesini dahi yaratan ALLAH Tealâ'dır.
Böylesi Rabbanî bir abd, sürekli Hududullah içinde Emrullahı işleyince hâl sahibi olur ve hakikat-ı Muhammedîyyeye vâris olur.
Hâl ise Rabbisi ile kul arasında ki gizli husustur.
Rabbü'l-âlemin'in; kulunun, nasıl kulağı, gözü, eli, ayağı olacağı ise o hâl yaşandığında bilinip anlaşılacak bir husus olup anlatmakla anlaşılması mümkün olmayacaktır.
İnsan aklı ham ise her hususu eşyâ âlemine indirgeyip de anlamak ister.
Ergenliğe ermemiş kimseye evliliği anlatmak bir bilgi hâlinde kalır, oysa evlenince görecektir ve yaşayacaktır.
Doğurmamış kadına doğumu en iyi anlatan çocuk doğurması hâlidir.

Tevhidî Tasavvuf; insan nefsini ve aklını; tıpkı bedeni (bebek-çocuk-genç olgun) gibi, Muradullaha uygun aşamalardan geçirip kemâlâta hazırlamaya hizmet eden eğitim ve öğretim ilmidir.
Muhammedî i'tidâl üzere olması şarttır.
Yoksa ifrata düşüp "kalbim bana RABB'ımden haber veriyor ki..." diye söze başlayıp hükümler koymaya ve halka işletmeye dayatırsa, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yolundan sapmış olur ve istidraca (yavaş yavaş sapma) düşer.
Kalbi, şeytândan da haberler verebilir.
Çünkü mihenk taşı olan Muhammed AleyhisSelâm'ın söz, fiil, ahlâk ve hâllerinde olmayan veya onlara dayanmayan (ictihad) her husus bâtıldır ve şerdir.
İçerisindeki emânete sadık, dışarısındakilere âdil olan kul kâmildir.
Kemâlât Muhammedî rüşddür.
Râşid bir Muhammedî kimsenin dua ve dileğinin karşılanacağı, yeminle beyân buyrulmuştur.

Resim--- Osman İbn Affadan (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Birinizin evinin avlusunda bir nehir aksa da bunun içinde günde beş sefer yıkansa acaba bedeninde hiç kir kalır mı?" Buyurunca muhatabı olan kimse: "Hiçbir şey kalmaz, dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da:"İşte namaz da böyledir, suyun kiri-pası giderdiği gibi o da günahları giderir."
(İbni Mâce, Zevâid de Sikâ. Ebu Hureyre (ra)dan; Tirmizî ve Nesâî de)

Resim--- Huzeyfe (radiyallahu anhu)'nun anlattığına göre; Şebese İbnu'r Rıb'iyy'in önüne tükürdüğünü görmüş ve "Şebese! Önüne tükürme! Zirâ, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bundan yasaklamış ve "Kişi namaza durduğu vakit ALLAH Tealâ ona vechinden yönelir" buyurmuştur.
(İbni Mâce,Zevaid de, İsnadı sıkâ)

Resim--- Osman Ebi'l-Âs (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Sakif heyeti geldiği zaman, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına indiler. Resûlullah (aleyhi's-selâm) onları mescidde ağırladı, tâki kalblerini daha bir rikkâte getirip tesirli olsun. Onlar (İslâma girmek için) öşür alınmamasını, cihâde çağrılmamalarını ve namazın kendilerine farz kılınmamasını şart koştular. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Sizden öşür alınmasın cihâdada çağrılmayın. Ama rûkusuz (namazsız) bir dinde hayr yoktur" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Harâc 26 (3026)
En son kulihvani tarafından 04 May 2008, 19:18 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.9. NAMAZIN VAKTİNDE EDÂSI VE SONRADAN KAZASI


Resim--- Enes (radiyallahu anhu)'dan: "Bir adam (Dimâm İbnu Salebe) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "ALLAH (celle celâluhu) kullarına kaç vakit namazı farz kıldı?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"ALLAH (celle celâluhu) kullarına beş vakit namazı farz kıldı." diye cevâb verdi. Adam tekrar: "Yâ Resûlullah! Bundan önce veya sonra başka bir şey var mı?" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu) kullarına beş vâkit namazı farz kıldı." buyurdu. Bu cevâb üzerine adam, bunlar üzerine hiçbir ilâvede bulunmayacağına, onlardan herhangi bir eksiltme de yapmayacağına dair yemin etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Bu adam sözünde sadıksa muhakkak cennete girecektir." buyurdu.
(Müslim, İmân 10 (12); Tirmizî, Zekât 2, (619); Nesâî, Salât 4 (1, 228, 229) metin Nesâî)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mirâc'a çıktığı gece elli vâkit namaz farz kılındı. Sonra bu azaltıla azaltıla beşe indirildi. Sonrada şöyle hitâb edildi:"Yâ Muhammed! Artık nezdimde söz değiştirilmez (hüküm kesinleşti). Bu 5 vâkit senin için 50 vâkit sayılacaktır."
(Buharî, Bed'ül-Halk 6, Müslim, İmân 259 (162); Tirmizî, Salât 159 (213), Nesâî, Salât 1 (1,217,223)

Kur'ân-ı Kerîm'de ise:

Resim--- "Kim bir hayr işlerse işte ona bunun 10 katı var!" (En'âm 6/160)

Resim--- Câbir İbni Abdullah (ra) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Nu'man b. Kavlal geldi ve: "Yâ Resûlullah! Ne buyurursun? Yazılmış (farz) namazı kıldığım, haramı haram ve helâli helâl bildiğim zaman ben cennete girer miyim?" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Evet!" buyurdu.
(Müslim, İmân 16 (15)

Resim--- Muaz İbni Cebel (ra)dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni (Yemen'e) gönderdi. Buyurdu ki: "Gerçekten sen ehl-i kitabdan bir kavme gidiyorsun. Onları ALLAH'tan başka ilah olmadığına, benim de ALLAH'ın Resûlü olduğuma şehâdet getirmeye dâvet eyle. Eğer buna itâat ederlerse kendilerine bildir ki şüphesiz ALLAH onlara hergün ve gecede 5 vâkit namazı farz kılmıştır. Buna da itâat ederlerse onlara bildir ki ALLAH kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir sadakayı (zekâtı) farz kılmıştır. Buna da itâat ederlerse sakın mallarının en kıymetlilerini alma! Mazlum (bed) duasından korun! Çünkü bu dua ile ALLAH'ın arasında perde yoktur." buyurdu.
(Müslim, İmân 29(19)

Resim--- Abdullah İbni Ömer (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İslam beş şey üzerine bina edilmiştir:
1- ALLAH'ın tevhid olunması.
2- Namazın dostoğru kılınması.
3- Zekâtın verilmesi.
4- Ramazanın tutulması.
5- Hac üzerine." buyurdu.
(Müslim, İmân 19(16)

Resim--- Ebu Eyyübü'l-Ensari (ra) dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir seferde iken önüne bir arâbî çıkarak devesinin yedeğini veya yularını tutup: "Yâ Resûlullah! Veya ya Muhammed! Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak şeyi bana haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sükût buyurdu. sonra ashabına göz gezdirdi. Sonra: "Yemin olsun tevfika mazhar oldu veya hidâyete erdirildi." buyurdu. O zâta: "Nasıl demiştin?" diye sordu,o da sorduğunu tekrar etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a ibâdet eder, O'na hiçbirşeyi ortak koşmazsın. Namazı dostoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Sıla-yı Rahmi yaparsın. Deveyi bırak..." buyurdu.
(Müslim, İmân 12 (13)

Resim--- İbn Abbas (radiyallahu anhu) anlatıyor: "ALLAH (celle celâluhu) namazı Nebînizin diliyle hazerde 4,seferde 2, korku hâlinde 1 rek'ât olarak farz kılmıştır."
(Müslim, Salât 5 (687); Ebu Dâvud, Salât 287 (1247); Nesâî, Taksir 1 (3,118,119)

Resim--- Aişe (radiyallahu anha) anlatıyor: ALLAH (celle celâluhu) namazı farzettiği zaman 2 rek'ât olarak farz etmişti. Sonra onu hazer (barış ve güven) zamanında (dörde) tamamladı. Yolcu namazı ilk farz edildiği gibi kaldı."
(Buharî, Salât 1, Müslim, Salâtü'l-Mûsafirin 2 (685); Ebu Dâvud Salât 270 (1193); Nesâî, Salât 3 (1,225)

Resim--- Ömer İbn Hattab (radiyallahu anhu): Kurban ve ramazan bayram namazları iki rek'ât, sefer namazı iki rek'ât, Cuma namazı iki rek'âttir. Bunlar Nebî (sav) nin lisanı üzere tamamdır, kısaltma yoktur."
(Nesâî, Cum'a 37 (3,111)

Resim--- Sebretû İbni Ma'bed (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün."buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 26 (494); Tirmizî, Salât 299 (407)

Resim--- Tirmizî rivâyetinde: "Çocuğa namazı 7 yaşında öğretin, kılmadığı takdirde 10 yaşında dövün." şeklindedir.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Çocuk ne zaman namaz kılar?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sağını solundan tanıdığı (ayırt ettiği) zaman ona namaz emredin!" buyurdu.

Resim--- Amr İbnu'l-As (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Çocuklarınıza, onlar 7 yaşında iken namazı emredin. 10 yaşında olunca (kılmazlarsa) dövün(zorlayın), yataklarını da ayırın." buyurdu.
(Ebu Dâvud, Salât 25 (495-496)

Resim--- O'nun başka rivâyeti ise: Sorulunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Çocuk sağını solundan ayırmasını bildi mi ona namazı emredin." buyurdu.
(Ebu Dâvud, Salât 26 (497)

Resim--- Abdullah İbni Mes'ud (ra): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e amelin hangisi daha fazîletlidir?" diye sordum. "Vaktinde (kılınan) namazdır." buyurdu. "Ondan sonra hangisidir?" dedim. "Ana babaya itâattir." buyurdu. "Ondan sonra hangisidir?" dedim. "ALLAH yolunda cihâddır." buyurdu. Daha fazlasını sormayı ancak O'na acıdığım için bıraktım." dedi.
(Müslim,İmân 137 (85)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bir namazı unutacak olursa hatırlayınca derhâl kılsın. Unutulan namazın bundan (kazadan) başka keffâreti yoktur."
(Tirmizî, Salât 13 (178); Ebu Dâvud, Salât 11 (442); Nesâî, Mevakit 52 (2,293)

Resim--- Ebu Katâda (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bir gece boyu yürüdük. Cemâatten bazıları: "Yâ Resûlullah! Bize mola verseniz!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz vaktinde uyuyakalmanızdan korkuyorum" buyurdu. Bunun üzerine Bilâl (radiyallahu anhu): "Ben sizi uyandırırım" dedi. Böylece Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilâl de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyudu. Güneş doğması ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uyandı ve: "Yâ Bilâl sözün nerede?" buyurdu. Bilâl ise: "Üzerime böylesi bir uyku hiç çökmedi" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz ki ALLAH, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey Bilâl! Kalk! Halka namaz için ezân oku!" buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, insanlara cemâatle namaz kıldırdı."
(Buharî, Mevakit, 35; Müslim, Mesâcid 309-311; Ebu Dâvud, Salât 11 (435-441); Tirmizî, Salât ALLAH Tealâ (177); Nesâî, Mevakit 53-55 (1,294-298)

Resim--- Cabir (radiyallahu anhu) anlatıyor: Hz. Ömer Hendek savaşı sırasında güneş battıktan sonra geldi ve Kûreyş kâfirlerine küfretmeye başladı ve: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Güneş batmak üzere iken (güç belâ) ikindi namazını kılabildim." dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Vallahi ikindi namazını ben kılmadım (kılamadım)" buyurdu. Beraberce Butha'ya gittik. Orada Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) abdest aldı, biz de abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindiyi, sonra da akşamı kıldık."
(Buharî, Mevâkît 36, 38; Müslim, Mesâcid 209 (631); Tirmizî, Salât 132 (180); Nesâî, Sehv 105 (3,84-85)

Resim--- İbn Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: Hendek gününde müşrikler Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i çokça meşgül ederek 4 vakit namazdan alı koydular. Geceden ALLAH (celle celâluhu)'nun dilediği bir müddet geçinceye kadar onları kılamadı. Sonra Bilâl'e emretti de ezân okudu, sonra ikamet getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğleyi (kazaen) kıldı. (Bilâl tekrar) ikamet getirdi, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ikindiyi kıldı. Sonra (Bilâl tekrar) ikamet getirdi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) akşamı kıldı. Sonra (Bilâl yatsı için) ikamet getirdi ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsıyı kıldı." (Tirmizî, Salât, 132 (179); Nesâî, Mevâkît 55 (1,297, 298)

Azîz kardeşim namaz hususunda işin ciddîyetini iyi anlamak için:

Resim--- Cabir (radiyallahu anhu)'nun anlattığına göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) den şöyle işitmiştir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kişi ile şirk arasında namazın terki vardır..." buyurdu. (Müslim, İmân 134, (82) Bu metin Müslim'e aittir.
(Ebu Dâvud, Sünnet 15 (4678)

Resim---Tirmizî, İmân 9 (2622) Tirmizî metni ise: "Küfürle imân arasında namazın terki vardır." şeklindedir.

Resim---Tirmizî ve Ebu Dâvud'dan gelen başka bir rivâyetle: "Kulla küfür arasında namazın terki vardır." buyurdu.
(Tirmizî, İmân 9 (2622);, Ebu Dâvud, Sünnet 15 (4678); İbn Mâce, Salât 77 (1078)

Resim--- Bureyde (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Benimle onlar (münâfıklar, tüm insanlar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre düşer." buyurdu.
(Tirmizî, İmân 9 (2623); Nesâî, Salât 8 (1,231-232); İbn Mâce, Salât 77 (1079)

Resim--- Abdullah İbni Şakîk anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabı ameller içerisinde sadece namazın terkinde küfür görürlerdi."
(Tirmizî, İmân 9 (2624)

Resim--- İbn Ömer (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İkindi namazını fevteden (bir daha durumu ele geçmemek üzere kaybeden, elden çıkaran, kaçıran) bir kimsenin (zararı), malını ve ehlini (çoluk-çocuk) kaybeden kimsenin durumu gibidir." buyurdu.
(Buharî, Mevâkit 14; Müslim, Mesacid 200 (626); Muvatta, Vükitü's- Salât 17 (1,238)

Şirk : ALLAH (celle celâluhu)'ya imân etmekle berâber O'na ortak eşler de koşmaktır. Putperestliktir.
Küfür : ALLAH (celle celâluhu)'yu inkârdır. Sistemin sahibini reddir.
Yukarıdaki hadis-i şerîflerde küfür ve şirk ile imânı ayıran perde namaz olrak buyurulmuştur.

Müslim'in metninde ise: "Kişi ile şirk ve kûfür arasında sadece namazın terki vardır." buyurularak birleştirilmiş ve netleştirilmiştir

Resim--- Câbir İbni Abdullah (ra) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında (yalnız) namaı terk etmek vardır." buyurdu.
(Müslim, İmân 134 (82)

Namazın farz oluş vecibesini inkâr eden açıkça kâfir olup müslüman değildir. Namazın farziyetine inandığı hâlde tembellikle önemsemeyerek terkeden fâsıktır.
Fâsık: ALLAH (celle celâluhu)'nun emirlerini tanımayan, önemsemeyen, sapkın, günah işleyen kötülükten kaçınmayan bozguncu fesadcı...
Namazı sürekli veya bir süre terkeden müslümanın kâfir olup olmadığı öldürülüp-öldürülmeyeceği uzunca tartışılmıştır.

İmam A'zam Efendimiz: "Namazı terkeden tekfir edilmez (kâfir denilmez) ve öldürülmez" diye hükmetmiştir. "Azarlanıp tevbesi istenir, tutuklanır..." demiştir.
Bunun için de: "Dul iken zinâ eden, teammüden adam öldüren ve dinden dönenler olan: "Şu üç şey dışında müslümanın kanı helâl olmaz..." hadisi ile Nisa 4/48. Âyeti celilesini:
"ALLAH kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahı dilediğinden affeder." hükmünü esas almıştır.

Resim--- Ebu'l-Melik (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Biz bulutlu bir günde Bureyde (radiyallahu anhu) ile bir gazvede beraberdik. Dedi ki: "İkindi namazınızı erken kılın, zirâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gider..." buyurdu."
(Buharî, Mevâkit 15,34; Nesâî, Salât 15 (1,236)

Hadis-i şerîfte ameli habt olur: önceki amelleri iptâl olur, yok olur, boşagider...

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Büyük günah işlemediği sürece beş vakit namazla cuma namazı, gelecek cumaya kadar aralarında işlenen küçük günahlara keffârettir." buyurdu.
(Müslim; Tirmizî ve diğerleri)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazdan namaza kadar aralarındakine keffârettir, büyük günahlardan uzak durulduğu sürece." buyurdu.
(Müslim, Taharet 16; İ. Ahmed II/359,400,414)
Keffâret: bir günaha karşı tutulmak veya tutulan şeydir. Örtücü oluş...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Büyük günah işlenmedikçe iki cuma arasında işlenen (küçük günahlara cuma namazı) keffâret olur." buyurdu.
(Ebu Hureyre (ra)dan; İbni Mâce, Sünen Salât 1086; Müslim)

Resim--- Abdullah İbn Mes'ud (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(İşlediğiniz günahların ateşi ile) yandıkça yanarsınız... Sabah namazını kıldığınızda (namaz o ateşi söndürür (yıkar). Sonra (işlediğiniz yeni günahların ateşiyle) yine yandıkça yanarsınız. Öğle namazını kıldığınızda namazınız o ateşi söndürür. Sonra yine (günahlarla) yandıkça yanarsınız. İkindi namazınızı kıldığınızda bu namaz da o ateşi söndürür. Sonra yine yandıkça yanar kavrulursunuz. Akşam namazını kıldığınızda o oteşi söndürür. (günahlarınızı affettirir: Keffâret olur) Sonra uyursanız, artık uyanıncaya kadar üzerinize günah yazılmaz." buyurdu (Taberânî, "Sağir ve Evsat" ında hasen isnadla, "Kebir" inde İbn Mes'ud'dan mevkufen rivâyet etmiştir. Ravileri hüccettir.)

Resim--- Abdullah İbn Mes'ud (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her namaz vakti geldiğinde şöyle seslenen bir münadî (melek) gönderilir:"Ey Âdemoğulları! Kalkın (günahlarınızla) kendinize (nefsinize) hazırladığınız ateşi söndürün! Onlar da kalkar abdest alır ve öğle namazını kılarlar. Böylece sabah namazıyla öğne namazı arasında işledikleri günahları (hata-noksan-kötülük) bağışlanır. İkindi namazı, akşam namazı ve yatsı namazı vâkitleri geldiğinde de böyle olur ve uyurlar. (Geceleri) kimi hayra kimi şerre (kötü yola) gider..." buyurdu (Taberânî "Kebir" inde)

Resim--- Ebu Müslim el-Tâlebi der ki: Mesciddeki Ebu Ümâmenin yanına girdim ona: "Yâ Ebu Umâme! Bir adam senden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittiğini rivâyet etti" dedim."Kim güzelce abdest alır, ellerini ve yüzünü yıkar, başına ve kulaklarına mesheder, sonra farz namazını kılmaya kalkarsa, ALLAH onun o gün ayaklarının yürüdüğü, ellerinin tuttuğu, kulaklarının duyduğu, gözlerinin gördüğü günahlarını ve aklından (nefsinden) geçirdiği kötü düşünceleri bağışlar." Bunun üzerine Ebu Umame (radiyallahu anhu):"Vallahi (bu hadisi) peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'den defalarca işittim" dedi. (İ.Ahmed"Müsned" inde hasen senedle rivâyetti)

Şu iki husus çok, çok önemlidir ki: Birincisi namazı dostoğru hakkıyla ve ALLAH Tealâ rızası için kılmak. İkincisi de bağışlanan günahlar içinde, kul hakkı asla yoktur. Kul hakkının şer'î tek çaresi kendisi ile helâlleşmektir. Bu husus açıkça âyet ve hadislerle belirlenmiştir. Çok dikkat etmek gerekir. Onun için her nefeste tetikte ve teyakkuz (hazır) hâlinde olur inanan...
Ve Onun için biz Muhammedî neş'e ile: "Hiçbir şeyi ve hiçbir canı: üzme-üzülme-sev-sevil" sözümüzü parola yaptık... Sosyal tevhid diyoruz... Nâsib olur da İnşâllah ayrıca işleriz...

Resim--- Ebu Zer (radiyallahu anhu) der ki:" Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yaprakların döküldüğü bir kış mevsiminde dışarı çıktı, ağacın birinden bir dal kopardı, bu daldaki yapraklar dökülmeye başlayınca:" Yâ Ebu Zer!" buyurdu."Buyur Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Mü'min bir kul, ALLAH (celle celâluhu)'ın rızasını kazanmak niyetiyle namaz kıldığı zaman günahları bu ağaçtaki yaprakların döküldüğü gibi dökülür!" buyurdu. (İmam Ahmed Müsned'de hasen isnâdla)

Resim--- Ebu Osman der ki: Selman-i Farîsi (radiyallahu anhu) ile birlikte bir ağacın altında bulunuyorduk. Selman bu ağaçtan kuru bir dal aldı ve onu yaprakları dökülünceye kadar salladı." sonra şöyle söyledi:"Yâ Osman! Bunu neden yaptığımı sormayacak mısın?" Ben de: "Neden yaptın?" dedim. O ise:"Birlikte bir ağacın altındayken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de bana bu şekilde yaptı. O ağaçtan kuru bir dal aldı ve yaprakları dökülünceye kadar salladı.""Yâ Selmân! Bana bunu niçin yaptığımı sormayacak mısın?".buyurdu."Niçin yapıyorsun?" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):Şüphesiz ki bir müslüman güzelce bir abdest alır, sonra da beş vakit namazı kılarsa hataları (günahları) bu yapraklar gibi dökülür." buyurdu ve "Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde dostoğru namazı kıl, Çünkü iyilikler (hasenât), kötülükleri (seyyiât), yok eder (giderir) Bu öğüt alanlara (zâkirin) bir nasihattir (zikirdir, hatırlatmadır)."
(Hûd 11/114) âyet-i celilesini okudu." (İmam Ahmed, Nesâî ve Taberâni)

Resim--- Ebu Hureyre ve Ebu Saîd (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize hutbede şunları söyledi: "Nefsim elinde olana (kudret ve iradesiyle yaşadığım ALLAH celle celâluhu'ya) yemin ederim" Bu sözü üç kere buyurdu. Sonra ağladı. Hepimiz de ağladık. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in neye yemin ettiğini bilmiyorduk. Sonra başını kaldırdı ve yüzünde sevinçli ve müjdeli bir ifâde vardı. Yüzündeki bu ifâde bizi çok mala (ni'mete) kavuşmuşuz gibi sevindirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (devâmla):"Hiçbir kimse yoktur ki beş vakit namazını kılsın, Ramazan orucunu tutsun, zekâtını versin ve yedi büyük günahtan sakınsın da kıyâmet gününde ona cennetin sekiz kapısı muhakkak açılmamış olsun. (kesinlikle açılır.) Hatta öyleki cennet (ona o kapılardan) ışık saçar." buyurdu, ve sonra ilâve etti: "Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere sokarız (makama yerleştiririz)" Nisa 4/51 âyeti celilesini okudu. (Hâkim, isnâdı sahihle)

Resim--- Osman (radiyallahu anhu) der ki: İkindi namazını bitirdiğimizi gören Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Size söylesem mi? Söylemesem mi?" buyurdu."Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Hayırlı ise söyle. Şâyet hayırlı değilse ALLAH (celle celâluhu) ve Resûlü bilir" dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu)'nun farz kılmış olduğu abdesti noksansız tam olarak alan, bu beş vâkit namazı kılan her müslümanın bu namazları iki namaz arasında (işlenen küçük günahlara) keffâret olurlar" buyurdu. Bir rivâyette de Hazreti Osman (radiyallahu anhu):Vallahi size bir hadis rivâyet edeceğim ki şâyet ALLAH (celle celâluhu) kitabında bildiğimizi söylememeyi yasaklamamış olsaydı size onu rivâyet etmezdim." Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle söylerken işittim: "Bir kimse güzelce abdest alır, sonra namaz kılarsa, mutlaka ALLAH (celle celâluhu), kılmış olduğu namazla onu takibeden namaz arasındaki işlemiş olduğu günahlarını bağışlar (keffâret olur.)"
(Buharî ve Müslim-Tergib ve Terhib)

Resim--- Hazreti Osman (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namaz kılmak için abdesti eksiksiz alır, sonra vakit namazı kılmaya giderek onu insanlarla (evde) veya cemâatle veya mescidde kılarsa, günahları bağışlanır." buyurdu. (Müslim,Tergib-Terhib)
Hazreti Osman (radiyallahu anhu)'nun bir rivâyetinde ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Farz bir namazı vaktinde kılmak niyetiyle gelen ve bu namazın abdestini, hüşû'unu ve rükû'sunu güzelce, eksiksiz yapan her müslümanın büyük günah işlemedikçe kılmış olduğu namazı önceki küçük günahlarına keffâret olur. Bu ömür boyu devâm eder.

Ebu Eyyub (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz her namaz önceki küçük günahları affettirir (yerle bir eder.)." buyurdu.
(İmam Ahmed Müsnedde hasen isnadla)

Resim--- Hazreti Osman (radiyallahu anhu)'nun azadlı kölesi Haris (radiyallahu anhu)'den: "Bir gün biz Osman (radiyallahu anhu) ile birlikte otururken müezzin gelince bir kab su istedi. Sanıyorum ki orada bulunan bir ibrikten abdest aldı. Sonra: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'i benim aldığım bu abdest gibi abdest alırken gördüm, abdest aldıktan sonra şöyle buyurdu: "Kim benim aldığım gibi abdest alır, sonra kalkıp öğle namazını kılarsa, öğle ile sabah namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra ikindi namazını kılınca, ikindi ile öğle namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra akşam namazını kılınca akşam namazı ile ikindi namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra yatsı namazını kılınca yatsı namazı ile akşam namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra yatar, rahat bir uyku uyur. Daha sonra kalkar, abdest alır ve sabah namazını kılınca sabahi namazı ile yatsı namazı arasındaki günahları bağışlanır. Ve bunlar (namazlar): Hasenât (iyi ameller), seyiât (kötü amelleri) giderir (yok eder)" dedi. Dediler ki: "Yâ Osman! Bunlar hasenâttir. Bâkıyât (sevâbı devâmlı kalacak ameller) nelerdir?" Hazreti Osman: "O: Lâ ilâhe illallah, ve Subhanallah, ve'l-hamdülillah, vallahu ekber, Ve lâ havle velâ kuvvete illâ billahi"dir dedi.
(İmam Ahmed, Müsnedde sahih senedle; Ebu Yâ'lâ; ve Bezzâr)

Resim--- Abdullah İbni Cündûb (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Sabah namazını kılan ALLAH'ın zimmeti (koruması, himâyesi) altındadır. ALLAH sizden hiçbir şekilde himâyesine (altındakine) saldırmanızı istemez. Zirâ ALLAH kim himâyesi altındakine saldırırsa onu yakalar, sonra yüzü koyun cehennem ateşine atar..."
(Müslim (metin onun); Ebu Dâvud, Tirmizî ve diğerleri.)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin yanınızda bazı melekler gece, bazıları da gündüz nöbet tutarlar (halef olurlar) Bu melekler, sabah namazı ile ikindi namazında nöbeti devrederler. Sonra geceyi sizinle geçiren melekler semaya yükselince RABBleri onlara, onlardan daha iyi bildiği hâlde sorar: "Yanlarından ayrıldığınızda kullarımı nasıl (hangi hâlde) terkettiniz (ayrıldınız)?" Meleklerde: "Onlar yanlarına vardığımızda da, yanlarından ayrıldığımızda da namaz kılıyorlardı." derler.
(İmam Mâlik, Muvatta da; Buharî, Müslim ve Nesâî)

Resim--- Enes b. Mâlik (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"ALLAH'ın insanlara dinlerinde ilk farz kıldığı ibâdet namazdır. Son olarak bâki kalacak olan da namazdır. İlk sorulacak ibâdet de namazdır.ALLAH (celle celâluhu): "Kulumun namazına bakın!" buyurur. "Şâyet namaz tam olarak kalınmış ise tam olarak yazılır. Noksanları (kılınmamış namaz) var ise: ALLAH (celle celâluhu): "Kulumun nâfile olarak kıldığı tetavvu (farz olmayan ibâdet, nâfile kılınmış namaz) u var mı bakın?" Eğer nâfile namazı var ise farz namazları bu nâfile namazlarda tamamlanır. Sonra ALLAH (celle celâluhu): "Kulumun zekâtı tam olarak verilmiş mi bakın?".buyurur. ALLAH (celle celâluhu): "Bakınız sadakası var mı?" buyurur ve eğer sadakası varsa, zekâtı ondan tamamlanır."
(Ebu Ya'lâ rivâyet etmiştir. İmam Hafız el Munziri Tergib ve Terhib)

Resim--- Ebu'd Derdâ (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Kim inanarak şu beş şeyi yaparsa cennete girer: Kim beş vakit namazına abdestlerine, rükû'larına, secdelerine ve vâkitlerine dikkat ederek devâm ederse (muhafaza ederse), Ramazan ayında oruç tutarsa, kudreti olup ona yol bulmaya gücü yetene haccederse, seve seve zekâtını verirse, emâneti yerine getirirse" buyurunca. Dedilerki:"Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Emâneti yerine getirmek nedir?""Cenâbetten gusldür (cünüblükten temizlenmektir) Çünkü "ALLAH, Âdemoğlunun gusledeceğinden kesinlikle emindir (inanan müslüman mutlaka gusleder.)" buyurdu."
(Taberâni, ceyyid isnadla)

Resim--- Ubade İbni Samit (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Beş vakit namazı ALLAH kulları üzerine (farz) yazdı. Kim onlardan bir şey zâyi etmeden (ta'dîl-i erkânla dostoğru kılarak) gizlemeden gelirse ALLAH (celle celâluhu) mutlaka onu cennetine girdireceğine söz vermiştir. Bu namazları kılmayana ise ALLAH'ın verilmiş bir sözü yoktur. İsterse o kişiye azab eder, isterse cennete koyar." buyurdu
(İmam Mâlik, Ebu Dâvud, Nesâî ve İbn Hibban)

Resim--- Ebu Dâvud'un bir rivâyet metni ise: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (Celle Celâli hu) beş vakit namazı farz kıldı. Kim namazların abdestini güzelce alırsa onları vaktinde kılarsa, rükû'larını secdelerini eksiksiz yapar ve onları huşû' içinde (tam anlamıyle kalbini namaza vererek) kılarsa, o kimse için günahlarını bağışlayacağına ALLAH'ın vâ'di vardır... Yapmayana ise ALLAH'ın verilmiş bir söza (vâ'di) yoktur. Dilerse onu bağışlar dilerse azab eder" buyurdu.

Resim--- Sâd b. Ebi Vakkas (radiyallahu anhu) anlatıyor: "İki kardeş vardı. Birisi diğerinden kırk gece önce öldü. Bunlardan birisinin fazîleti Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında anlatılınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Diğeri müslüman değil miydi?" buyurdu. "Bilâkis, müslümandı ve bir zararı da yoktu!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Onu namazının hangi derecelere ulaştırdığını siz nereden bilebilirsiniz! (nasıl idrâk edebilirsiniz)? Gerçekten namazın misâli, birinizin kapısının önünden akan tatlı ve bol suyu olan bir nehrin misâli gibidir. Biriniz onun içine günde beş vâkit dalarak yıkansa onda kir-pas bırakır mı dersiniz? Şüphesiz ki siz, namazının onu hangi derecelere ulaştırdığını bilemezsiniz" buyurdu.
(İmam Mâlik, hasen isnâdla (lâfız onundur); İmam Ahmed; Nesâî, (sahihinde) İbn Huzeyme)

Resim--- İbn Huzeyme rivâyetinde Ebu Vakkas'ın torunu Amir b. Sâd dedesinden rivâyet eder. Farklı olan husus: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz kılar mıydı?" diye sorunca sahabi:" Bilâkis yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), kılardı, ve bu kimse kendi hâlinde birisiydi" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' da:"O adamı kıldığı namazın hangi derecelere ulaştırdığını nereden bileceksiniz?" buyurdu.

Resim--- Ebu Hûreyre (radiyallahu anhu) der ki: Kuzaa Kabilesinin Bula boyundan müslüman iki kişi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' ile beraberdi. Bunlardan birisi şehîd oldu. Diğeri bir sene geç öldü. Talha İbnu Ubeydullah: "Bunlardan geç ölenin, şehîd olandan önce cennete girdiğini gördüm ve bu tuhafıma gitti (şaştım). Sabah olunca bunu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e anlattım, yahut Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e anlatıldı" Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da: "Birincisi şehîd olduktan sonra öteki kardeşi Ramazan ayında oruç tutmuş, bir sene içinde altıbin rek'ât namaz ve şu kadar, şu kadar rek'ât (nâfile) namaz kılmamış mıydı?" buyurdu.
(İmam Ahmed hasen isnâdla, İbni Mâce, İbn Hibban, Beyhâki, rivâyet ettiler)

Resim--- İbni Mâce ile İbn Hibban rivâyetlerinin (Talha (radiyallahu anhu) dan) sonunda ilâve olarak: "Aralarında yer ve semâ arasındaki mesâfeden daha çok fark vardır." cümlesi eklenmiştir.

Resim--- Aişe (radiyallahu anha) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Üç şeyin doğruluğu üzerine yemin ederim. ALLAH (celle celâluhu) İslâmdan nâsibi olan kişiyi nâsibi olmayan kişi gibi yapmaz (kılmaz.). İslâmda nâsibler üç türlüdür: Namaz, oruç ve zekât. ALLAH (celle celâluhu) dünyada dost edindiği kulu (Velîyullahı) kıyâmet günü başkasına muhtaç etmez (kendisi o kulunun velîsi olur.) ALLAH kişiyi sevdikleriyle beraber yapar. Dördüncünün doğruluğuna da yemin etsem umarım isabet ederim. "ALLAH bir kuluna dünyada ayıplarını örterse, kıyâmet gününde de örter." buyurdu.
(İmam Ahmed, ceyyid isnadla; Taberâni ise "Kebirinde İbn Mes'ud (ra)dan; rivâyet etti.)

Resim--- Abdullah İbn Kurt (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kulun kıyâmet gününde ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz salâh (iyi, güzel, düzgün, dini kurallara uygun) ise diğer amelleri salâhtır (kabul edilir). Eğer namazı fesad (bozuk) ise diğer amelleri de fesaddır." buyurdu.
(Taberâni "Evsat"ında hasen isnadla rivâyet etmiştir.)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kulun kıyâmet gününde ilk hesaba (sorguya) çekileceği (ibâdet) namazdır. Namazına bakılır. Eğer namazı salâh (düzgün ve devâmlı) ise kesinlikle kurtulur (iflâh olur), eğer fesad (bozuk) ise hebâ ve hüsrân olur (herşey boşa gider, kârı bırak anayı da yer, perişan olur.)" buyurdu. (Taberanî "Evsat" ında rivâyet etmiştir.)

Resim--- İbn Ömer (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kendisine güvenilmeyen (emânet edilemeyen) in imânı yoktur (eksiktir). Abdesti olmayanın namazı yoktur, namazı olmayanın dini yoktur (sağlam değildir) Namazın dindeki yeri (mevzi'i) ceseddeki (vücûddaki) başın yeri gibidir (yaşayamaz!.)" buyurdu.
(Taberâni, Evsat'ta kabul edilebilir senedle)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafındaki ümmetine: "Bana altı şey hakkında söz verin (kefil olun), bende sizin cennete girmenize kefil olayım." buyurunca Ashab-ı Güzin (radiyallahu anhu): "Onlar nelerdir yâ Resûlullah (radiyallahu anhu)!" diye sordular. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz, zekât, emânet (koruma), ferc (zinâdan koruma), bâtın (karnı haramdan koruma) Ve lisân (yalandan dili koruma)..." buyurdu.
(Taberâni, Evsat'ta kabul edilebilir senedle rivâyet etti)

Resim--- Sevban (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" İstikamet üzere (doğru-dürüst) olun! Herşeyden hissenizi alamazsınız (her şeyi tek tek yapamazsınız!) Ve iyi bilin ki en hayırlı ameliniz namazdır. Abdesti (el vuduû) ancak mü'min olanlar muhafaza edebilecektir. (devâm edecektir.)" buyurdu.
(Hâkim rivâyet edip: Buharî ve müslim şartlarına sahibtir demiştir. İbn Hibbanda sahihinde benzerini rivâyet etmiştir;Taberanî Evsat'ında Seleme b. Ekvâ'dan rivâyet etmiştir.)
Vezâe: güzellik ve temizlikle birine üstün gelmek.
Vezu'e: güzel, parlak temiz ve hoş olmaktır.
Vuzû': Vudû': abdest...

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine candan gönülden teslim olanlara istikameti emrediyor ve tüm kulluk kaidelerini yerine getirip pay almamızın çok zor olduğunu en hayrlı (rızayı hakk kılıcı) amelimizin çok kolay ve ard arda devâmlı namaz sılamız olduğunu: "Şunu iyi bilin, anlayın ve yaşayın..." ikazıyla bildiriyor. İç ve dış temizliği, pâklığı, saflığı ve hoşluğu olan vuzû'u abdesti, ciddî ve samîmî Muhammedî mü'minlerin koruyabileceğini açıkça ilân ediyor... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi dinlemeye, anlamaya ve yaşamaya devâm edelim. İlk ağızdan gelen hükmü duyalım, uyalım ve yaşayalım İşnâallah hep birlikte "BİZ" olarak...

Resim--- Kâtib Hanzala (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Kim ki beş vakit namazı rükû'larını, secdelerini, vâkitlerini muhafaza eder (devâmlı kılar ve kurallarına uyar) sa ve onların ALLAH tarafından bir hak (emredilen) olduğunu bilirse cennete gerer... Veya (başka bir rivâyette) ona cennet vâcib olur, veya o cehenneme haram olur." buyurdu.
(İmam Ahmed, Müsned'inde Ceyyid İsnâdla Sahih râvilerden rivâyet etti)

Osman (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Kim namazın kesinlikle farz (yazılmış bir hak) olduğunu bilir (huşû' içinde kılarsa) onun cennete girmesi vâcib olur." buyurmuştur.
(Ebu Ya'la; İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah; Hâkim (sahih diyerek) rivâyet ettiler)

Resim--- Ebu Mâlik el Eş'âri (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti:" Temizlik imânın yarısıdır. Elhamdülillah mîzânı doldurur. Subhanallahi, ve'l hamdülillahi de mîzânı doldururlar, veya yer ile gök arasını doldurur. Namaz bir NÛR dur. Sadaka bûrhan (delil, isbat, tanık, hüccet) dır. Sabır ziya (ışık) tır. Kur'ân, (amel etmiş isen) lehinde (amel etmemiş isen) aleyhinde hüccet (senet, vesikâ, delil) dir (şâhidlik yapar)."
(Müslim ve diğerleri rivâyet etmiştir.)

Resim--- Ma'dan İbni Ebi Talha (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âzâdlısı Sevban (radiyallahu anhu) ile karşılaştım ve:" Bana bir ameli haber ver ki onu yapayım ve onunla ALLAH (celle celâluhu) beni cennete girdirsin" veya "ALLAH'a sevimli gelen ameli" dedim. Sükût etti. Sonra yine sordum, sükût etti. Üçüncü defa sorduğumda:" Bunu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bende sormuştum ve demişti ki: "Çokça secde et! Şüphesiz senin ALLAH'a yapmış olduğun her secde ile ALLAH seni bir derece yükseltir ve senden bir günahı siler." buyurdu."
(Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivâyet ettiler.)

Resim--- Ubade İbn Samit (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim" dedi. "ALLAH kendisine bir secde eden her kulun secdesinden dolayı bir hasenât (iyilik) yazar ve bir seyyiâtını (günahını) siler (mahveder) ve onu bir derece yükseltir. Öyleyse secdeleri çoğaltın! (çokça secde edin!)" buyurdu.
(İbn Mâce, sahih isnâdla rivâyet etmiştir.)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) 'ın: "Kul secde ederken, yüce ve güçlü (Azze ve Celle) Rabbisine en (daha) yakındır. Bu i'tibarla (öyleyse, secdede) çok dua edin!" buyurduğunu rivâyet etti."
(Müslim, Salât 215 (482)

Resim--- Aişe (ra) dan: "Bir gece Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i yataktan kaybettim de kendisini araştırdım. Derken elim secdegâhında iken O'nun ayaklarının altına dokunuverdi. Ayakları dikilmiş, kendisi: "Allahümme! Euzû bi rizake min sahtike ve bimuafatike min ukubike ve euzû bike minke. Lâ uhsi senâe aleyke. Ente kemâ esneyte alâ nefsike: ALLAH'ım! Senin gazabından senin rızana ve azabından affına sığınırım! Senden sana sığınırım! Sana karşı senâyı (övmek) bitiremem (sayamam)! Sen kendini nasıl senâ ettinse öylecesin!" buyurdu.
(Müslim, Salât 222 (486)

Resim--- Rabia İbn Ka'b (radiyallahu anha) dan: Ben gündüzleri Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'e hizmet ederdim. Gece olunca da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kapısına sığınır orada gecelerdim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yoruluncaya kadar veya gözüne uyku ağır bastırıp uyuyuncaya kadar devâmlı "Subhanallah, Subhanallah, Subhane Rabbi!" dediğini duyardım. Bir gün:"Yâ Rabia" Benden iste sana vereyim!" buyurdu. Bunun üzerine dedim ki: "Müsade et düşüneyim" dedim. Ve dünyanın fâni, sonunun olmadığını düşündüm.:"Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Senden beni cehennemden kurtarması ve cennete koyması için ALLAH (celle celâluhu) 'a dua etmeni istiyorum!" deyince; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Şüphesiz ben (dua) yapacağım (yaparım, yapıyorum), sen de çokça secdelerle (namaz kılarak) bana kendin (nefsin) için yardım et!" buyurdu."
(Taberâni, Kebir'inde İbni İshak'dan, Lâfız onundur; Müslim ve Ebu Dâvud muhtasar (kısaltılmış) olarak rivâyet etmişlerdir.)

Müslim'in rivâyetinde Rabia şöyle dedi: "Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile geceyi beraber geçirdim. Abdest suyunu getirir ve diğer hacetlerini görürdüm. Bana: "İste benden..." buyurdu. Ben de: "Cennet'te seninle arkadaş olmak (sana refakat etmek) istiyorum!" dedim.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bundan gayri (başka)?" buyurdu. "Bu kadar!" dedim. "Secdelerin çokluğu ile (çokça namaz kılarak) kendin (nefsin) için bana yardımcı ol!" buyurdu.

Resim--- Ebu Fatıma (radiyallahu anha) der ki: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! İstikamet edebileceğim (ışığında yürüyeceğim) ve onu yapabileceğim bir ameli bana haber ver!" dedim. "Çokça secde et (namaz kıl). Zirâ senin yapmış olduğun her bir secdeden dolayı ALLAH (celle celâluhu) seni bir derece yükseltir ve bir hatanı (gühanını) siler!" buyurdu. (İbn Mâce, Ceyyyid (iyi) isnâdla rivâyet etmiştir.)

Resim--- İmam Ahmed b. Hanbel'in muhtasar rivâyetinde Ebu Fatıma (radiyallahu anha) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Ebâ Fatime! (Âhirette) bana kavuşmayı dilersen (çokça secde et!) secdeleri çoğalt..." buyurdu.

Resim--- Sevban (radiyallahu anhu)'dan, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a çok çok secde et! Çünkü sen ALLAH için bir secde yaparsan, onun sayesinde ALLAH senin bir dereceni yükseltir ve onun sayesinde bir günahını indirir." buyurdu.
(Müslim, Salât 225)

Resim--- Hüzeyfe (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Bir kulu yüzünü topraklardaki tozlara bulayarak secde ederken görmek kadar ALLAH (CelleCelâlihu)'nun sevdiği (hoşuna giden) hiçbir hâlet (manzara, sûret, keyfiyet, nitelik, dikkâte değer hâl) yoktur.
(Taberâni, Evsat'ta sikâ (inanılır, güvenilir kimse) ravilerden rivâyet etmiştir.

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi: "Emredilen (vaz' olunan, konulan) lerin en hayrlısı (iyisi) namazdır. Çoğaltmaya gücü yeten çoğaltsın... (çokça namaz kılsın!)"
(Taberâni, Evsat'ta rivâyet etmiştir)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir mezâra uğrayarak: "Bu kabrin sahibi kimdir? Bu mezârdaki kim?" buyurdu. Ashab: "Falanca" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Buna (bu kimseye) iki rek'ât namaz (sevâbını bağışlamak), sizin geri kalan dünyanızı vermenizden daha hayırlıdır." buyurdu.
(Taberânî, Evsat'ta hasen isnadla rivâyet etmiştir.)

Resim--- Muttârif (radiyallahu anhu) der ki: "Küreyş'li küçük bir topluluğun yanına oturdum, derken bir zât gelerek; namaz kılmaya, kalkmaya, secde etmeye başladı ve (hiç) oturmuyordu. Bunun üzerine dedim ki:Vallâhi bu kimse namazı tek mi, çift mi kıldığını bilemez (şaşırır) sanıyorum!" (Arkadaşlar): "Onun yanına gidip bunu ona söylemek istemez misin?" dediler. Kalktım dedim ki: "Ey ALLAH'ın kulu" Ben, senin namazı tek mi, çift mi kılacağını (kıldığını) bilemezsin, şaşırırsın sanıyorum!" dedim. O kimse de:" "Velâkin (fakad) ALLAH (ne kıldığımı) bilir! Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim:" dedi. "Kim ALLAH'a bir secde ederse, bu sebeble ALLAH (celle celâluhu) ona bir hasene (iyilik, sevâb) yazar ve bu sebeble bir hatasını (günahını) siler ve bu sebeble onu bir derece yükseltir." Ben ise:"Sen kimsin?" dedim. O da: "Ebu Zerr!" dedi. Arkadaşlarımın yanına dönerek: " ALLAH size de kötü arkadaşlar versin! Bana Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabından olan bir zâta yol göstermemi (öğretmemi) emrettiniz!" dedim.
Bir rivâyette Muttârif: "Onu kıyamı uzatırken, çokça rükû' ve secde ederken gördüm de bunu kendisine hatırlattım" dediğimde o kimse:"Ben yaptığımı mutlaka güzel yaparım, şüphesiz ki ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim bir rükû', yahut bir secde yaparsa, ALLAH (celle celâluhu) bu nedenle onu bir derece yükseltir ve bu sebeble bir hatasını indirir (siler)" (İmam Ahmed ve Bezzar (benzerini) rivayet etmişlerdir. Bütün târikleriyle hasen veya sahihtir.

Resim--- Yûsuf İbn Abdillah İbni Selâm der ki: "Ebu Derda ölüm hastası iken ziyârete gittiğimde: "Yeğenim! Bu memlekette bildiğin bir şey mi var? Veya seni getiren nedir?" dedi. "Beni buraya getiren sırf seninle babam Abdullah b. Selâm arasındaki sıla (dostluk) tur" dedim. Bunun üzerine: "Şu an (ölüm döşeğindeyken) yalan söylemem mümkün değil. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' i şöyle buyururken işittim: Kim güzelce abdest alır, sonra iki rek'ât (veya dört rek'ât, râvi burada şüphe ediyor.) namaz kılar ve onların rükû'larını ve huşû'larını güzelce yapar (kalbi namazda olur) sonra ALLAH (celle celâluhu) dan bağışlanmasını dilerse bağışlanır." buyurdu.
(İmam Ahmed hâsen isnadla rivâyet etmiştir.)

Resim--- Zeyd İbni Halid el Cüheni (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim güzelce abdest alır, sonra hata yapmadan iki rek'ât namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır."
(Ebu Dâvud rivâyet etmiştir.)

Resim--- Ebu Dâvud'daki başka bir rivâyette ise: "Abdesti güzelce alan, yüzü (zâtı) ve kalbiyle ALLAH'a yönelerek iki rek'ât namaz kılan herkes için cennet vâcib olur (mutlaka cennete girer.)"

Resim--- Ukbe İbni Amir (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte (iken) kendi işimizi kendimiz yapardık. Develerimizi nöbetleşe güderdik. Gütme sırası bana gelince onları güder ve akşamleyin ahırlarına koyardım. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' i bir gün halka hitâbette bulunduğu bir sırada şöyle derken işittim: "Sizden birisi güzelce abdest alır, sonra kalkıp iki rek'ât namaz kılar ve bu rek'âtlara (içeriğine) yüzü ve kalbi ile yönelirse (ALLAH'a istikamet ederse) cennete girmeye hak kazanır (vâcib olur, icâb eder)". Ben de: "Ne güzel... Ne güzel..." dedim.
(Müslim; Ebu Dâvud (metin sahibi): Nesâî; İbn Mâce ve İbn Huzeyme bu hadis rivâyetin bir kısmıdır.)

Bu hadisî Hâkim de şu şekilde rivâyet etmiştir: "Güzelce abdest aldıktan sonra kalkar, ne okuduğunu (dediğini) bilerek namaz kılan her müslüman kesinlikle anasından doğduğu gün gibi günahlarından temizlenir."
(Hâkim isnâdı sahih demiştir.)

Resim--- Asım İbni Sufyan es-Sakafi (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Selasil savaşına katıldık, ama savaşa yetişemedik. Muaviye'nin yanına döndük. Yanında Ebu Eyyüb ve Ukbe b. Amir vardı. Ben şöyle konuştum: "Yâ Ebâ Eyyûb! Bu sene savaşa yetişemedik (suçluyuz!). Dört mescidde namaz kılanın günahı bağışlanır mı? Bize haber ver!" Bunun üzerine: "Yeğenim! Sana bundan daha kolayını söyleyeyim mi? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim emredildiği gibi abdest alır, ve emredildiği gibi namaz kılarsa önceki yaptığı çirkin işlerin günahları bağışlanır" buyurduğunu işittim. Öyle değil mi Yâ Ukbe?" dedi. Ukbe: "Evet" dedi.
(Nesâî; İbni Mâce; ibn Hibban (sahihinde) rivâyet etmişlerdir.

Resim--- Abdest konusunda geçen Amr İbn Abese (radiyallahu anhu) nin rivâyet ettiği hadis şöyle bitmektedir: "Kalkıp namaz kılar, ALLAH'a hamdeder, O'nu över (senâ eder). O'na lâyık olduğu şekilde ta'zim eder ve kalbini ALLAH Tealâ için boşaltır (ALLAH'a yönelirse), anasından doğduğu gün gibi hatalarından (günahlarından) temizlenir."
(Müslim rivâyet etmiştir.)

Resim--- Bundan önceki konuda geçen Osman (radiyallahu anhu)'nun rivâyet etmiş olduğu hadis de şöyledir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Bir farz namazı kılmak maksadıyla hazırlanan ve abdestini, huşû'sunu- (adabını) erkânını güzelce yapan her müslüman kişi, büyük günah işlemedikçe kılmış olduğu bu namaz önceki, günahlarına kesinlikle keffâret olur. Bu şartlarda namaz kılarsa neticesi hep böyle devâm eder gider."
(Müslim rivâyet etmiştir.)

Resim--- Daha öncede geçtiği gibi Ubbade (radiyallahu anhu) bir hadisinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "ALLAH'ın farz kıldığı beş vakit namaz vardır. Kim bu namazların abdestini güzelce alır, onları vâkitlerinde kılar, rükû'larını, secdelerini, huşû'larını güzelce (tastamam) yaparsa, ALLAH'ın onu bağışlayacağına ahdi (sözü) vardır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den abdest hakkkında soruldu:Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Abdesti güzelce al, parmakların arasına suyu eriştir. Oruçlu değilken burnuna suyu çokça çek!" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Taharet 56)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.10.KULLUK İMTİHANI VE SALÂT


Azîz kardeşim;
Bu yaşadığımız hayatın hakikati, Rabbü'l-Âlemine kulluktur.
Kâinâtta maksadsız bir zerre, vücûdda gayesiz bir hücre yoktur.
Zararlı olan ve zarar verenlerin de bir görevi vardır (mikrob gibi.).
Herşey bir kâleme indirgenip de "Küllî şey" denilince kulluğun tekemmülü için hizmet aracı olduğunu anlarsın!
Mâsivâ (ALLAH Tealâ'dan gayrısı) hayaldir.
Hakikat olan sistemin sahibidir.
Eşyâ-olay-zaman ve zann bataklıklarında isteyerek ya da istemeden aklını boğma ve nefsine ebedi zulmedenlerden olma...
Rabbü'l-âlemin'e kulluk kolaydır.
Zor olan ilim,irade,idrâk ve iştirak içinde kulluğu bilmek, anlamak ve yaşamaktır.
Her gün bir takvim yaprağını koparıp attığını sanma...
Kopardığın kendi ömrüyün bir parçasıdır.
Göz açıp kapayıncaya kadar sonuca ulaşırsın!
Her şey ve herkes görev ve imtihanına devâm eder de devre dışı kalan sen olursun...
Ölümle seni korkutmaya çalışmıyorum!
Ölüm bir oluştur...
Yemek yemek gibi, dünyanın dönmesi gibi...
Sen kendi manevî (ilâhî, kudsî ve fıtrî) ve maddî (bedenî, cismî ve insanî) kimliğini bilirsen sahibini ve ustanı da bilirsin...
Halkediliş sebebine ulaşır kulluk sonucunu anlar ve herşey ve herkesle entegre olup protez (takma diş gibi) yaşamaktan kurtulur, hakkı (özünde ve sözünde) söyler ve hayrı (fiillerinle) yaşarsın...
Ve sen emredileni yaşayan bir kul olursun...
Murad edilen ise; dininde, dünyanda ve âhiretinde sonsuz saâdetler...

İnsan aklı ancak ve ancak Nûr-u Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile aydınlanır.
Akıl, aklını başına alıp, şaşkınlık (tefrit) ve taşkınlık (ifrat) larını denge ve düzene sokup regüle (i'tidâl: orta yol) eder...
Muhammedî oluş şuûru, nûru, sürûru iftiharı ve onuru budur.
Tüm Emrullah; emredilenlerin emrediliş sebebi Muradullahtır.
Muradullah ise Rızaullaha ulaşım (SILA) dan ibârettir.
İyilik, güzellik, hoşluk, hayrlar, kemâlât, cennet, cemâl v.s. hepsinin anahtarı ALLAH Tealâ'nın rızasına kavuşmaktır.
Halkedilen teferruat (fazlalıkları) imtihan aracı ve nefsi (aklı) çeldirici, çözümü istenen düğümlerdir.
Askerlikte vardır ya; Tüfekle atışta:
"Göz, gez, arpacık ve hedef" aynı hizada (doğrultuda) olunca "ateş..." dersin ve hedefi onikiden (tam ortasından) vurursun.
Göz senin gözün,
Gez senin gözünün önündeki yol gösterici çıkıntı (işâret),
Arpacık silâhın namlusunun son ucundaki çıkıntı,
Hedef ise mutlaka varılması istenen imtihanın maksad ve gayesidir.
Şimdi elini vicdânına koy; dinle, düşün ve anla artık...
Sen de insan sûretinde ve herhangi bir varlık (taş, kuş, ağaç v.s.) gibi çıktın meydana!..
Akıl ni'meti (nûru) de verilince en şerefli mahlûk oldun ve bir görev yüklendin...
Kulluk görevi...
Sahibini bilmek anlamak, şâhidi olmak ve yaşamak...
Emrullah (imtihan anayasası) geldi...
Rehber-i mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) baş öğretmenin...
Ve hedefdeki Muradullah (Rızaullah) belirtildi...

Göz, senin gözün (kişisel kulluk kimliğin)...
Gez: Muhammed Aleyhi's- Selâm'ın sana bakan yönü olan Abdullah (Emrullah).
Arpacık ise istikametin (doğrultunun) maddî son ucu ve Muhammed Aleyhi's- Selâm'ın hedefe bakan yönü olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (Muradullah...)...
Hedef ise başka bir âlemde (ilerde) ve açık seçik âşikâr ve üryân... Cemâlullah (Buharî, Mevâkit 16 bkz)...
Önce kendine sıla (ulaşım)...
Kendini bilme...
Uyur, uyurgezer isen uyandırılmalısın ve uyanmalısın, sarhoşsan ayıkmalısın ki hakkı ve hayrı görebilesin...
Sonra gözle-gez buluşmalı ve göz, geze teslim olmalı, imân etmeli...
Teslimiyet tevhidi...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i bilmeli, anlamalı, yaşamalı kısaca teslim olmalısın...
Sıla etmelisin, salâvât etmelisin.
Bilirsin ki; doğru, iki noktayı en kısa yoldan birleştiren çizgidir.
Göz-gez doğrultusu istikameti tâyin eder.
Bu istikametin maddî olan en son ucu salât (namaz) noktası arpacıktır...
Salât (namaz) hedefe sıla ve vuslât (ulaşım, kavuşum) yoludur...
Umud ulaşımıdır...
Mutlak İmamımız ve Rehberimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyar ve uyarsak İmam-ı Mutlak'ın istikametine tâbi' olur ve itâat edersek...
Salâvatla Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, salât ile sistemin sahibi Rabbü'l-âlemin'in muradına (sistemi var ediş sebebine) kavuşuruz İnşâallah...
Muhammedî oluş şuûruna ulaşmak" Sırf ve saf teslimiyyettir...
Bu ise şartın şartı, olmaz ise olmazıdır...
İstikamet; ancak ve ancak teslimiyyet iledir. İslâmiyet ise teslimiyyet ve istikametten ibârettir...
Kur'ân-ı Kerîm'imizdeki: "ALLAH'a ve Resûlüne tâbi' olunuz..." âyetlerinin o kadar çok defa tekrarı ve te'kidi (pekiştirilmesi) bu yüzdendir...

Kur'ân-ı Kerîm'de en çok ve kesinlik ifâde eden ibâdet salât (namazdır).
Ezelden Muhammedî olduğunun şuûruna ulaşan Muhammedî bir kişi bilir ki her nefeste teslimiyet ve istikamet gerekir...
Namaz ise günde beş kere teslimiyyet ve istikameti gözden geçirip, durum değerlendirmesi yapıp, ana değer yargılarının yıpranmasını önleyip ve kulluk kemâlâtının her salâtta (namazda) biraz daha yol aldığına bizzât şâhid olmaktır.
Zâten yapılanlar senin kendi dünün (tevbe), yarının (dua) ve bu günün (rıza: şükür ve sabır) içindir.
Ve nefsinin bebek, çocuk, delikanlı ve olgun insan olma onuru, şerefi ve haysiyyetidir...
Bu ise sana hem lâzım (gerekli) hem de lâyık (insan oluş şerefine uygun) tır...

Emin ol ki ben de seninle birlikte Muhammedî oluş şuûruna ulaşmaya (kesin ve kani' oluş) uğraşıyorum.
Biz Muhammedîyiz...
Alıcı ve satıcılar değiliz bu bazarda...
Bizim derdimiz bize yetiyor...
Kimse ile gereksiz yere söz tokuşturmayız, şakşukalarına karışmayız...
Her nefesin hesabının verileceğine inanırız ve işimize bakarız...

Bizim, Muhammedî teslimiyeti ve İlâhî istikameti, ulaşım (sıla) vuslatlarını (salâvât ve salât); Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den ilk ağızdan öğrenmemizin en doğru ve en kesin olduğunu aklı olan herkes bilir...
Âcizâne biz de öyle yapıyoruz...
Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini ortaya döktük, okuduk ve anladık...
Sıra geldi Fahr-i Kâinât Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'in buyruk ve tatbikatına...
Kulluğun direği olan namazı da elbette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den okuyup anlayıp, tatbik edip ve yaşayacağız inşâallah...

İnsan aklı ve nefsi hayata tahammül edebilmesi için çok kaypak, akışkan, şüpheci ve dönek yaratılmıştır.
Bu ise kusur değil erdem ve imtihan olabilmenin şartıdır.
Bize düşen ise aklımızı ve vicdânımızı (nefs-kalb-ruh) iyice aydınlatıp, arıtıp, durutup, kurutup, tertemiz, işe yarar ve söz dinler hâle getireceğiz. Göz - gez - arpacık - hedef ve ateş...
İle son nefesteki son vuruş olan şehâdetin:
"Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammedün abduhû ve Resûlühü" sesini tüm sistem ve sistemin sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ duyacak İnşâllah...
Bu ise iğnenin ucu gibi maddî olan sonuçtur...
Bizi bu noktaya getirmeyen hayatımız hebâ olmuş, israf edilip sonunda pişmanlık ve sonsuz acılar (hüsrân) getirmiş demektir.
ALLAH bizi korusun... Âmin...

Böylesine ciddî bir hayatın içindeyiz...
Paranın (maddî menfâatin) gizli ilâh olduğu şu âhir zaman denizindeki azgın fitne fırtınalarından, ancak ve ancak Resûlullah Muhammedü'l-Emin (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "teslimiyyet gemisi" ne salâvâtla ulaş ve bin...
Şaşkınlık ve taşkınlık yapmadan ve adam gibi kulluk güvertesinden sistemi seyret...
Rehber-i Mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rıza rotası (istikameti) Rabbü'l-âlemin (celle celâluhu)'yadır...
İnancımız ve hayatımız budur...
Münâzara, münâkaşâ ve lâf ebeliği yapmıyoruz...
İsteyen istediğini yapsın...
Nitekim Nûh (aleyhi's-selâm)'un oğluda babasının selâmet gemisine binmeyip "İblisin Benlik (egoizm) Dağı" na çıkmıştı ve mahvolmuştu!.

Namazı bilmemek ve anlamamaktan doğan aklî problem, gevşeklik, tembellik ve vurdum duymazlık gibi hastalıklarımıza Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şerefli şifâsını (şefâat) sunmaya ve hasbî hizmetçisi olmaya canla başla birlikte ve "Muhammedî Biz" olarak devâm edelim... Kıyâmete kadar gelecek torunlarımıza tevhid nûrunu taşıyan tekemmül direkleri olalım...
Muhammedî Mutluluğa ulaşalım ve unutmayalım ki Muhammedî mutlu olmadığımız günleri takvimden çekip çıkaralım...
Çünkü o günler yaşanmamış ve ay otuz çekmemiştir...
Salât-ü selâm Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, ailesine ehl-i beytine, ashabına ve ümmetine olsun...
Salavât- sıla-salât...
Devâm edelim...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM II : TATBİKATTA SALÂT - NAMAZ


2.11.NAMAZIN ÖNEMİ

Resim--- Cabir İbni Abdillah (radiyallahu anhu) hadisini bir daha inceleyelim: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(Müslüman) kişi ile küfür (inkâr) arasında olan (fark, perde, engel) namazı terketmektir." buyuruyor. (İmam Ahmed, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.)

Resim--- Müslimin rivâyeti: (Müslüman) kişi ile şirk arasındaki fark namazı terketmektir."
(Müslim, İmân, 134 (82)

Resim--- Ebu Dâvud ve Nesâî'nin rivâyeti: "Kul ile küfür arasında sadece namazı terketme farkı vardır. (Yâni, namazı terkeden küfre girer.)
(Ebu Dâvud, Sünnet 15 (4678)

Resim--- Tirmizînin rivâyeti: "Küfürle imân arasındaki fark namazı terketmektir."
(Tirmizî, İmân 9 (2622)

Resim--- İbni Mâce rivâyeti: "Kul ile küfür arasındaki fark namazı terketmektir."
(İbni Mâce, Salât 77 (1078)

İyi düşün...
Naylon çiçek gibi dışınla değil...
Saksı çiçeği gibi canınla düşün...
Tercihini yap...
Ve unutma ki yarın en yakın olandır ve gelecektir...

Resim--- Büreyde (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim:"Bizimle onlar (kâfirler-inanmayanlar) arasındaki fark "Ahdü's Salât" (namazı kılma ahdi) tır. Kim ki onu (namazı) terkederse "Fekad kefere (kesinlikle) kâfir olur..."
(Nesâî, Salât 8 (1,231,232); Tirmizî, İmân 9 (2623); İbni Mâce, Salât 77 (1079) ; İbn Hibban ve Hâkim rivâyet etmişlerdir. Sağlıklı sihhatli bir hadis-i şerîftir.)

İnsanı dehşete ve hayrete düşüren bir hadis-i şerîf...
Onun için bir canı uyandıran Muhammedî âşık, cihanı uyandırmış demektir hasbî hizmetle... İtikad (inanç) cihâdı da budur.

Resim--- Ubade İbni Samit (radiyallahu anhu) der ki: "Bana dostum Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yedi hasleti tavsiye (vasiyet etti) etti ve şöyle buyurdu: "Parça parça kesilseniz veya ateşte yakılsanız yahut çarmıha gerilip asılsanız bile hiçbir şeyi ALLAH (celle celâluhu)'a ortak koşmayın (şirk etmeyin)... Müteammiden (bilerek, tasarlayarak, kasden) namazı terketmeyin... Kim kasden namazı terkederse, dinden çıkar. İsyan bayrağını açmayın... (günahlara dalmayın!) Şüphesiz ki o, ALLAH'ı gücendirir (gazabını ve azabını gerektirir)... İçki içmeyin... Şüphesiz ki o (içki) hataların başıdır... İnsanı bütün kötülüklere sürükler... (her kötü hadise ondan olur...)
(Taberâni ve Muhammed İbni Nasr (Kitabü's- Salât'ında), her ikisi de kabul edilir iki isnadla rivâyet ettiler. İmam Hafız el-Munziri)

Resim--- Abdullah İbn Şakik el Ukayl (radiyallahu anhu) der ki: " Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahabeleri namazdan başka hiçbir ameli terketmenin küfür olduğu görüşünde değillerdir."
(Tirmizî rivâyet etmiştir. İmân, 9 (2624)

Resim--- Sevban (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim dedi: "Kul ile küfür ve imân arasında (ölçü olarak) namaz vardır. (müslüman kişi) namazı terkettiğinde şirke girmiş olur!"
(Hibetüllah et Taberi, Sahih isnadla rivâyet etmiştir. İmam Hafız el Münziri)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu dedi: "Namazı olmayanın (kılmayanın) İslâmdan nâsibi (payı) yoktur! Abdesti olmayanın da namazı yoktur." (Bezzâr rivâyet etti- El Münziri)

Resim--- Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu dedi: "Emâneti (eminliği) olmayanın imânı yoktur, abdesti olmayanın namazı yoktur ve namazı olmayanın dini yoktur... Namazın dindeki yeri (konumu) başın vücûddaki yeri gibidir." (Taberâni, Evsat ve Sagir'inde rivâyet etti)

Resim--- Ebu'd Derdâ (radiyallahu anhu): Der ki: "Dostum (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: "Parça parça kesilsen ve ateşte yakılsan bile hiçbir şeyi ALLAH (celle celâluhu)'a ortak koşma ve farz namazları kasden terketme. Zîrâ kim kasden (namazı) terkederse zimmet (İslâmın verdiği güvenlik) ondan uzaklaşır (kişi İslâmdan uzaklaşır gider.). Hamr (aklı örten, görevini göstermeyen her türlü uyuşturucu ve içki) içme!. Şüphesiz ki o (içki) bütün şerlerin anahtarıdır. (her kötülüğün anasıdır)" diye tavsiyede (vasiyette) bulundu."
(İbn Mâce ve Beyhâki; Şehr'den; o, Ümmü'd Derdâ'dan, o da Ebû'd Derdâ yoluyla rivâyet etmişlerdir.)

Resim--- Abdullah İbni Abbas (radiyallahu anhu) anlatıyor: Gözümün rahatsızlığı ortaya çıkınca: "Seni tedavi ederiz, ancak sen de birkaç gün (tedâvi için) namazı bırakmalısın..." denildi. "Hayır (olmaz)... (Çünkü) şüphesiz ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namazı terkederse ALLAH (celle celâluhu)'a kendisine gazablı (kızgın, öfkeli) olduğu hâlde kavuşur" buyurdu dedim.
(Bezzar ve Taberâni, Kebirinde hasen isnadla rivâyet ettiler.)

Resim--- Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu dedi: "Kim namazı kasden terkederse açıkça küfre girmiştir..."
(Taberâni, Evsat'ta kabul edilir senedle rivâyet etmiştir.)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kul ile küfür ve şirk arasında namazı terkten başka bir şey (engel) yoktur... Namazı terkettiğinde şirketmiş (müşrik) olur..."
(Muhammed İbni Nasr, Kitabu's- Salât)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kul ile küfür arasında (yalnız) namazı terketmek vardır." buyurdu.
(Cabir İbni Abdillah (ra)dan; İbni Mâce, Sünen Salât 1078; Müslim; Tirmizî; Ebu Dâvud)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her kim (özürsüz olarak) pek önem-semediğinden dolayı Cuma namazını 3 defâ terkederse kalbi mühürlenir..."
(Ebû'l-Ca'de'd-Demrî (ra)dan; İbni Mâce, Sünen, Salât, 1125 ve 1126; Tirmizî; Ebu Dâvud; Nesâî; Beyhâki, Daremî, Hâkim)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Görmek için birbirinizle itişip kakışmadan şu dolunayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Bu itibârla eğer güneşin doğmasından önce bir namazdan ve batmasından önce bir namazdan geri kalmamaya gücünüz yetiyorsa, bunu yapın." buyurdu.
(Buharî, Mevâkit, 16; Ebu Dâvud, Sünen 16)

Açıkça anladın ki ta'zim, huşû', yakarış ve ihlâsla kılınan namazın sılası Cemâlullahtır...
İnsan nefsinin himmeti (hayrı temennisi) gayreti (bedenen hayrı işlemesi) ve inancı bu ise haşyetle niyâz eder yüzünü su gibi secdeye serer. Sıla-yı Rahm ve yaklaşım yollarının anası olan salâtın salâhıyla felâha ulaşır...
Şüphesiz ki bunca âyet-i celile ve hadis-i şerîfleri arzedişimin amacı ömrümüzün sonunda ebedi saâdete ulaşmada ve hayatı yaşayışımızın ALLAH Tealâ rızasına uygun olmasında salât (namaz)'ın önemini iyice ortaya koymaktır.
Yoksa zorluk çıkarmak, usanç verdirmek asla değildir.
Zirâ:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Zorlaştırmayın; sonra ALLAH'da size zorlaştırır." buyurdu. (Kenzû'l-Ummal 3/5346)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Sevdirin, nefret ettirmeyin! Uyum içinde olun, ihtilâfa düşmeyin!" buyurdu.
(Buharî, Cihâd 1244, Ahkaim 22; Müslim, Cihâd 71; Ebu Dâvud, Edeb 17)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz siz, sadece kolaylaştırıcılar olarak gönderildiğiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz." buyurdu.
(Buharî, Edeb 80; Ebu Dâvud, Taharet 136)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben; bembeyaz, hoşgörü, kolaylık (semhâ) esâsına dayalı Hanîf dini ile gönderildim." buyurdu. (İmam Ahmed, Müsned 5/266,6/116; Kenzû'l-Ummal I/900)

Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ibâdetin maksadını ve Muhammedî mertebesini İhsânullaha sıla olarak tebliğ etmiş, yaşamış ve bizlere Muhammedî mîrâs olarak bırakmıştır.
İfrat (taşkınlık) ve tefriti (şaşkınlık, ihmâl, usangaçlık) reddetmiş ve i'tidâli emretmiş.
Fırka-i Nâciye orta yol olan Sırat-ı Müstakîmdir:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben hem oruç tutarım, hem de yerim; geceleri hem ibâdet ederim hem de uyurum; kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir!" buyurmuştur. (Buharî, Nikah 1)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İstikamet sahibi olun, sizin için sünnet kılınan yoldan sapmayın; amellerden güç yetirdiğniz kadarını işleyin!" buyurmuştur.
(İ. Mâlik, Muvatta, Teharet 36; İbni Mâce, Teharet 4)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Din kolaylıktır; bu din hususunda (amellerim eksiksiz olsun diye) kendini zora koşan kimseye mutlaka din galebe çalacaktır. (başa çıkamıyacak yorulacak-bıkacaktır!)." buyurmuştur.
(Buharî, İmân 29)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Amellerin ALLAH Tealâ katında en sevimli olanı azda olsa devâmlı olanıdır!" buyurmuştur.
(Buharî, İmân 32; Müslim, Müsafirin 216)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ".... öyle olunca, orta bir yol tutun, O'na yaklaşın, sevinin. Sabah, akşam ve gecenin bir kısmında yardım isteyin!" buyurmuştur.
(Buharî, İmân 29)

Resim--- "....,Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, Biz yazmadık. Fakat kendileri ALLAH rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan imân edenlere mükâfâtlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır!" buyurmuştur.
(Hadid 57/27)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), imkanla imtihan âleminde namaz kılarken sıkıntı çeken özürlü, hastalık ve güçsüzlük çekenlerle ilgili kolaylıkları Şerîat-ı Garra'da bildirmiştir:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) nasırları yüzünden namazda zorluk çeken İmran b. Husayn (radiyallahu anhu)'ın sorusuna cevâben: "Ayakta kıl, eğer güc yetiremezsen oturarak kıl, ona da güc yetiremezsen yan üzere kıl!" buyurmuştur.
(Buharî, Taksiru's-Salât 19; İbni Mâce, İkâmet 139)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Size bir şey emrettiğim zaman, gücünüz nisbetinde onu yerine getirin!" buyurmuştur.
(Buharî, i'tisam 2; Müslim, Hacc 4-2)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur'ân-ı Kerîm'de Nisa 4/101 âyet-i celilesinde bildirilen seferde (yolculukta) namaz kısaltma ruhsatı hususunda:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu, ALLAH Tealâ'nın size tasadduk etmiş olduğu bir sadakadır; O'nun sadakasını kabul edin!" buyurmuştur.
(Müslim, Müsafirin 4; Ebu Dâvûd, Sefer 1)

Sefer mesafesi 4 berid = 16 fersah = 5,5 x 16 = 88 km olarak imâmlarımızca hadislere dayanılarak belirlenmiştir.
Aklı olan kul (insanoğlu); kendi kişisel kulluğunu yapıp, yapmama tercihini ve kararını kendisi vermek üzere yaratılmış ve yaşatılmıştır.
Kendisi dışındaki herşey ve herkes kişinin kemâlâtı (olgunluğa, erdeme, rüşde, erginliğe ermesi) için hizmetçilerdir...

Dikkat et...
Dönmüyormuş gibi durup, saatte 1600 km hızla dönen dünya, pek çok kafa (akıl) tasını boşaltıp toprak doldurdu...
Bebeklik beşiğinle dedelik kabrinin arası kendi adımınla dört adım...
Denize akan damlalar gibi gece gündüz, nefes nefes, istesek de istemesek de akıp gidiyoruz...
Tek doğduk, tek kişi olarak geldik, tek kaderle imtihan oluyoruz ve tek başımıza gün gelince çekip gideceğiz...
Yaşlanmış, kartlaşmış, kısmen kurumuş ve Muhammedî aşıyı kabul etmeyen ve ibâdetlerini, içi boş alışkanlıklar hâline dönüştürmüş "Ben"likçilere söz kâr etmez...
ALLAH Tealâ islâh etsin!.. Âmin...

Ancak; sizler...
Ey gençler...
Pekçok saptırıcıların içinde şaşırıp kalan çocuklarımız...
Kur'ân-ı Kerîm'i duyun...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uyun...
Hep birlikte: "Semiğnâ... Ve ateğnâ: Biz şimdi duyduk ve derhâl uyduk...
Biz Muhammedî olduğumuzun şuûruna şimdi vardık!
"Ben"liğimiz "Muhammedî Biz"lik denizinde buz gibi eridi!
Sistemin sahibi ve ustası Rabbü'l-âlemin'imize görürcesine candan ciddî ve samîmîyetle: "İyyake na'bûdü ve iyyâke nestâ'in: Biz ancak ve ancak Sana kulluk yaparız ve ancak Senden yardım dileriz..." diyelim...
Seni, sana... Sizi, bize...
Rahmetenli'l-âlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Bilelik Bizi" ne çağırıyoruz...
Muhammedî muhabbet, merhamet ve hasbî hizmetle; halkı, Muhammedî hakikat olan kendi tevhidine şâhid olma şifâhânesine çağırıyoruz...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de buluşursak birşeyi ve her şeyi; her şeyin sahibi, mâliki ve RABBi olan ALLAH Tealâ'nın rızası için ve Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'in gönül hoşnutluğu için yaparız...
Muhammedî oluş şuûruna ulaştığını gizleme ve açıklamakta tevâzu', günümüzde gereksizdir.
Önemli olan bu değerine bedel biçilemeyen Muhammedî oluş şerefini; kavlen (i'tikaden), fiilen (amelen), ahlâken ve hâlen bizzât yaşayarak dağa, taşa, uçan kuşa ve düşünen her başa (riyâsız, kibirsiz ve İblis huylarından uzak olarak) göstermek ve bu hususta herkesin ve herşeyin hasbî hizmetçisi olabilmektir!!!
"Herkesin binbir iş ve düşünce peşinde koştuğu şu anda neden böyle inanıp böyle yapalım?" sorusunun cevâbını, hayatî tercihini Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın tebliğ ve tatbik ettiği her hususta teslim olmak şeklinde kullananlara:
"Çünkü...." diyoruz ve sözü yine Azîz Efendimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bırakıyoruz:

Resim--- Abdullah İbn Abbas (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti: "İslâmın esasları ve dinin temelleri üçtür. İslâm (dini) bunların üzerine kuruldu (tesis edildi). Kim bunlardan birini terkederse, küfretmiş olur ve kanı (öldürülmesi) helâldir: Lâ ilâhe illallah: ALLAH'tan başka ilâh olmadığına şehâdet. Farz namazlar.Ramazan ayı orucu." Hammad İbni Zeyd: "Râvinin bu hadisi merfû olarak rivâyet ettiğini biliyorum" dedi. Ebu Ya'la'nın rivâyeti ise şöyledir: "Kim bunlardan birini terkederse ALLAH'ı inkâr etmiş (küfretmiş) olur ve onun yaptığı farz ve nâfile ibâdetleri, sarfları (namaz, zekât, sadaka v.s.) kabul edilmez... Kanı (öldürülmesi) ve malı (el konulması) helâldir."(Ebu Ya'la hasen isnadla: Hammad b. Zeyd, kardeşi Saîd b. Zeyd, Amr b. Mâlik, Ebu'l-Cevzâ, ve o da ibn Abbas (radiyallahu anhu)'dan merfuen rivâyet etmiştir.).
(İmam Hafiz el- Munziri Tergib ve Terhib

Resim--- Muaz İbni Cebel (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bir adam geldi ve: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Bana bir amel öğret, onu işlediğim zaman cennete gireyim (girebileyim)!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İşkence (azab) edilsen de ataşte yakılsan da ALLAH'a ortak koşma!. Seni malından ve sana ait bütün şeylerden sürüp çıkarsalar da ana ve babana itâat et! Namazı kasden terketme! Şüphesiz ki; Kim, kasden namazı terkederse ondan ALLAH'ın himâyesi (zimmeti) uzak olur!"
(Taberani, Evsat'ında rivâyet etti. Hadisi dastekleyen hadislerdeki seneti kabul edilir. Hafız-el-Munzirî)

Resim--- Muaz ibni Cebel (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Bana Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu on önemli hususları tavsiye (vasiyet) etti: "Öldürülsen de yakılsanda ALLAH'a şirk koşma; sana ehlinden (çoluk-çocuğundan) ve malından sıyrılıp çıkmanı emretseler de ana ve babana âsî olma (karşı gelme), itâat et. Kasden, katiyyen bir farz namazı terketme! Şüphesiz ki kim, farz namazı kasden terkederse ondan Zimmetullah (ALLAH'ın İslâm oluş dolayısıyla sağladığı koruma, himâye zimmeti) uzak olur... (dininde dünyasında ve âhiretinde taşkın, şaşkın kalır!)Katiyyen hamr (aklı sarhoş eden içki, uyuşturucu v.s.) içme! Çünkü o muhakkak her fuhşun (haddi aşma, azgınlık, kötülük, namussuzluk) başıdır!.Sana düşen iş mâsiyetten (günah şeylerden) sakınmaktır. Zirâ mâsiyetle ALLAH'ın gazabı iner (sana haddini bildirir, dilini keser, belini büker...). Bütün ordu (insanlar) helâk olsa (bile), sakın harbde cebheden firâr etme (kaçma)!. Askerler şehîd olsalar bile sen yerinde dur (sabit ol.)! Çoluk çocuğuna ALLAH'ın sana verdiğinden infâk et (harca),Terbiye edeceğim diye onlara bastonunu kaldırma (vurma).Onlara ALLAH'dan korkmayı aşıla! (ilim öğret...)"
(İmam Ahmed; Taberâni senedi sahih sayılır)

Resim--- Bureyde (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi: "Bulutlu günde namazı erken kılın! (vaktini kaçırmayın!) Şüphesiz ki: kim, namazı terkederse kâfir olmuştur."
(İbn Hibban, Sahihinde rivâyet etmiştir.)

Resim--- Ziyad İbni Nuaym el-Hadramî (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "ALLAH İslâmda dört şeyi farz kıldı. Kim bunların üçünü yerine getirip de birini yapmamış olsa hepsini yapıncaya kadar o kimseye hiçbir fayda sağlamaz (azabdan kurtarmaz.). Bunlar: Namaz, zekât, Ramazan orucu ve Kâbe'yi ziyâret (Haccü'l-Beyt) tir."
(İmam Ahmed, Müsnedde mürsel olarak rivâyet etmiştir.)

Resim--- Ebu Umâme (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu. dedi: "Elbette İslâmın kulbları (esasları) teker teker kopacak (enkaz). Herbiri (bağ) koptukça insanlar ondan sonrakine yapışmaya teşebbüs ederler! İlk çözülecek kalb (bağ, esas), (adâletle) hüküm vermekte olacaktır. Sonuncuları ise namaz (olacak) dır."
(İbni Hibban, Sahihinde rivâyet etmiştir.)

Resim--- Ümmü Eymen (radiyallahu anha) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi. "Namazı kasden terketme! Zirâ kim kasden namazı terkederse, ALLAH'ın ve Resûlünün zimmeti (himâyesi) ondan uzak olur..."
(İmam Ahmed ve Beyhâki sahih ravilerle rivâyet etmişlerdir)

Resim--- İmam Ali (keremullahi veche) der ki: "Kim ki namazı kılmazsa, o kâfirdir."
(İmam Buharî. "Tarih"inde mevkûfen; Ebu Bekir ibni Ebu Şeybe, "Kitabû'l-imân"ında rivâyet etmişlerdir.)

Resim--- Ebu'd- Derdâ (radiyallahu anhu) der ki: "Beynamazın (namazı kılmayanın) imânı, abdesti olmayanın namazı yoktur."
(İbn Abdiberr ve diğerleri mevkûfen rivâyet etmişlerdir.)

İbn Ebi Şeybe: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namazı terkederse kâfir olur!" buyurdu, dedi.

Muhammed İbni Nasr el Mervezî: "İshak'ı şöyle derken işittim" dedi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)den şöyle rivâyet edildiği doğrudur: "Namazı terkeden mutlaka kâfir olur."

İmam Ahmed ibni Hanbel'in mezhebi, İshak ve İbni Mübârek: "Özürsüz ve kasden namazı vakti geçinceye kadar terkeden kâfirdir" görüşündedirler.
İmam A'zam, İmam Şâfiî ve İmam Mâlik ise bu ve benzeri hadisleri te'vil etmişlerdir.

İmam A'zam Ebu Hanife: Tevhidi (şehâdet) getirenin küfrüne hükmetmemek hadisleri ve diğer delillerle (namazın farz olduğuna bilerek ve kasden inanmayıp inkâr eden hariç) müslümanın küfrüne asla hükmetmemiştir! Elbette hem müslümanım desin hem de alnı secde görmesin demek de değildir.
Her insan aklı kadar, arzedilen âyet ve hadis-i şerîflerden kendine lâzım ve lâyık olanı bulacak, alacak, anlayacak ve derhâl yaşayacaktır!

Resim--- Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu): Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün namazdan söz ederek şöyle buyurdu: "Kim namaza devâm ederse (onu muhafaza ederse) namazı onun için bir nûr (ışık) bir bürhân (delil), kıyâmet gününde bir necât (kurtuluş) olur. Kim de ona devâm etmez ise nûrsuz, bürhansız kalır, kurtuluşa eremez. Kıyâmet gününde Karun, Firavun, Haman ve Übeyy İbni Halef ile beraber olur..." buyurdu.
(İmam Ahmed, ceyyid senedle, Taberâni, Kebir ve Evsat'ta; İbn Hibban, Sahih'te rivâyet etmişlerdir.)

Resim--- Semure İbni Cündüb (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına ekseriyetle: "Sizden biri bir rüyâ gördü mü?" diye sorardı. Ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ALLAH'ın izin vermesi kadar (rüyâ) anlatılırdı: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sabah bize rüyâsını şöyle anlattı: "Bu gece (rüyâmda) bana iki melek geldi ve beni götürmek istediler. Bana: "yürü!" dediler. Ben de onlarla yürüdüm ve arkasına yaslanmış bir adamın yanına geldik. Bir başka adam elinde bir kaya (taş) ile başında duruyor ve taşı onun başına vuruyor. Başını yarıyor, taş yuvarlanıyor. Adam taşı alıp daha dönmeden öteki adamın başı eski normal hâlini alıp, iyileşiyor, sonra adam yanına geliyor ona yaptığı işkenceyi tekrarlıyor.(Bu hadis-i şerîfte anlatılan rüyâ uzunca olduğundan namazla ilgisi dolayısıyla açıklama kısmıyla birlikte bir parçasını aldım...) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara: "Bu gece şimdiye kadar acaib (enteresan) şeyler gördüm. Bu gördüklerim neydi" dedim. Onlar bana şöyle söylediler: "Sana bildirelim. İlk uğradığın başı taşla parçalanan adam; Kur'ân'ı ezberleyip de onu terkeden (unutan) ve farz namazı kılmadan yatıp uyuyan kişidir...." dediler." buyurdu.
(İmamı Buharî'nin rivâyet ettiği uzunca ve sahih bir hadisden bir kısmıdır.)

Oysa namaz kulun Rabbisi (celle celâluhu)'ne en yakîn olduğu cemâl cem'idir...

Resim--- Huzeyfe (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz, kişi namazına girdiği (başladığı) vâkit ALLAH (celle celâluhu) veçhi ile karşılar (cemâliyle ona tecellî eder), namazdan başka bir şeye (kalbi) dönmedikçe veya kötü bir şey ihdas etmedikçe (yapmadıkça) ondan ayrılmaz." buyurmuştur.
(İbni Mâce; İbni Huzeyme; İbn Ebu Amr; Hâkim (Diyau'l-makdis'te) rivâyet etmişlerdir
Namaz kılanın özü kaymadıkça ve bedeninden kötü bir olay çıkmadıkça kıblesinde zaman ve mekândan münezzeh olan''ın cemâl tecellîsi, Vechullah...

Resim--- Ebu'l-Melâki'l-Eşâri (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Temizlik imânın yarısıdır. Ve'l-hamdülillahi miz'zanı doldurur. Ve Subhânâllahi ve'l-hamdüllahi semâ ile yer arasını doldurur. Namaz nûrdur, sadaka (zekât) bürhandır. Sabr ziyâdır. Kur'ân, lehine veya aleyhine hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes; nefsinin satıcısıdır, onu ya azad eder ya da helâk eder." buyurmuştur.
(İmam Ahmed, Müslim ve Tirmizî, Ramuzu'l-hadis 2690)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM III : SALÂT İÇİN TEMİZLİK


3.1 Genel Temizlik

31.1. Elbise Ve Pislik (Necaset) Temizliği :

Resim--- "Elbiseni tertemiz tut..." (Müddesir 74/4)

3.1.2. ALLAH (celle celâluhu) Temiz Olanları Sever :

Resim--- "Onun (münâfıkların kurduğu mescidde) içinde asla namaz kılma! İlk günden takvâ üzerine kurulan mescid (kûbâ) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. ALLAH da çok temizlenenleri sever!." (Tevbe 9/108)

Namazla ilgili âyet-i celileleri ve namazın önem, fazîlet ve terkinin sonuçlarını bildiren hadis-i şerîfleri arzettik.
Bu konuda hadis pekçoktur. Meselenin özü nefsimizin aklının, namazın ne olduğunu iyice anlamasıdır.
Kulluk gereği yapılan işlerin zirvesini teşkil eden namazın dış şartlarını incelerken görmüştük ki bedensel temizlik ve namaz kılınan ortamın temizliği şart idi.
Bedensel temizlikle beraber elbette manevî temizlikte çok önemlidir. Ancak bu husus şartlarda belirtilmemiştir.
Zâten iç temizliğinin temini ve gelimişi ise uzun ve ciddî bir Muhammedî tasavvuf eğitimi, öğretimi, ilmi ve edebiyle olgun hâle gelebilir.
Bedensel maddî temizliğin en önemlisi cünüb iken gusletmek ve abdestli olmaktır...

Biz öncelikle İslâmda temizlik ve tahareti Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den dinleyelim: Temizlik genellikle su iledir; İslâm dini suya çok önem verir.
Durgun sulara idrâr yapmamak içinde yıkanmamak ve kirletmemekle ilgili hadisler vardır.

3.1.3.Su İle İlgili Hadisi Şerîfler :

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan: Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelip: "Biz gemiye binip beraberimizde az bir su alabiliyoruz. Abdestlerimizi bu su ile alsak susuz kalacağız. Deniz suyu ile abdest alabilir miyiz?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Evet, denizin suyu temizdir, meytesi (ölüsü) de helâldir." buyurdu.
(Muvatta taharet 12 (1,22); Ebu Dâvud, Taharet 41 (83); Tirmizî, Taharet 52 (69); Nesâî, Miyâh 5 (1,176)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sakın sizden kimse, durgun suya (idrar) akıtmasın, bilâhere onda yıkanır (suyunu alır kullanır)." buyurdu.
(Buharî, Vudû 68; Müslim, Taharet 95 (282); Ebu Dâvud, Tahâret 36 (65,970)

Müslim'in diğer rivâyetinde: "Sizden hiç kimse, cünübken durgun suyun içinde yıkanmasın." buyurdu..
Cünüb; cenâbet: uzaklık demektir. İbadetlerden (Kur'ân, namaz gibi) uzak oluştur.

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan: Mescidin içine idrar yapan bedevinin üzerine halk yürüyünce Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kolaylaştırıcılar olarak gönderildiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz. Üzerine bir kova su dökün!" buyurdu.
(Buharî, Vudû 58; Ebu Dâvud, Taharet 138 (380); Tirmizî Taharet 112 (147),Nesâî, Taharet 45 (1,48,49)

Resim--- Ebu Musa (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biri, küçük abdest bozmak isterse (idrar yapmak) isteyince bevli için uygun bir yer arasın!" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Taharet 2 (3)

Resim--- Muaz (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Lânete sebeb olan üç yere abdest bozmaktan kaçının: su yolları, işlek yollar ve gölgelikler."
(Ebu Dâvud, Taharet 14 (26)

Resim--- Abdullah İbn Muzaffer (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden kimse hamam yaptığı yere idrarını yapmasın. Zirâ vesveselerin çoğu bu yüzden hâsıl olur." buyurmuştur.
(Ebu Dâvud, Tâharet 15 (27); Tirmizî, Tâharet 17 (21); Nesâî, Tâharet 32 (1,34)

Resim--- Ebu Eyyub (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Helâya gittiniz vakit (abdest bozarken) kıbleye ne önünüzü ne de arkanızı dönün. Fakat yüzünüzü doğuya veya batıya dönderin." buyurmuştur.
(Buharî, Vudû 11; Müslim, Tâharet 59 (264); Ebu Dâvud, Tâharet 4 (9)

Resim--- Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ben ayakta idrâr yaparken beni gören Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Ömer! Ayakta bevletme (idrar yapma)..." buyurdu ve ondan sonra hiç yapmadım."
(Benzeri Tirmizî, Tâharet 8 (12)

Resim--- İsa İbnu Yezdâd el Yemani babasından naklen diyor ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki "Biriniz bevledince (idrar yapınca) erkeklik organını üç kere çeksin." (Kütüb-i sitte: 6091 (326-6091)

Resim--- Süfyan İbnû'l-Hakem (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah aleyhisselâtu vesselâm bevledince abdest alır ve istincada (helâ temizliği) su kullanırdı." (Ebu Dâvud, Tahâret 64 (166-167); Nesâî, Tahâret 102 (1,86)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bana Cibril (aleyhi's-selâm) geldi ve: "Ey Muhammed! Abdest aldın mı intiha (abdestten sonra elbiseye su serpmek) da bulun" diye emretti" buyurdu."
(Tirmizî, Tahâret 38 (50)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); günümüzdeki çevre temizliğine titizlikle teşvik etmiş ve emretmiştir. Beden temizliği, elbise temizliği, mekân temizliği ve gıda temizliği hususunda pek çok hadis-i şerîf vardır.
Mesire (piknik) yerleri ve yolların temizliği ile ilgili:

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İmân yetmiş küsür şûbedir. En üst şûbesi "Lâ İlâhe illallah" sözü en aşağısı da yoldan ezâ (rahatsızedici bir şeyi) kaldırmaktır. Hayâ da imândan bir şûbedir."
Hadisi farklı rivâyet yollarıyla pekçok hadis kitabında mevcûddur.

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ümmetimin iyi ve kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi amelleri arasında, yoldan atılmış olan ezâ verici şeyi de gördüm. Kötü amelleri arasında ise (herkesin gözüne çarpan) yere gömülmemiş tükrük de vardı."buyurdu.
Ezâ: yola atılan taş, diken, artık, tükrük, pislik gibi rahatsızlık ve zarar veren şeydir.

İnsan fıtratından gelen temizlikler devâmlıdır: Müslüman çocuk belli bir yaşta sünnet olur.
Etek ve koltuk traşı, bıyığı kısaltmak, tırnak kesmek, helâda su ile temizlenmek gibi...

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize bıyığın makaslanıp, tırnağın kesilmesini (gerektiğinde), koltuk altı ve etek traşını kırk günü aşmayacak şekilde vakitledi." (Müslim, Tahâret 51 (528); Ebu Dâvud, Tahâret 16 (4200)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM III : SALÂT İÇİN TEMİZLİK


3.2. GUSL (BOY ABDESTİ)

Resim--- "Ey imân edenler! Sizi sarhoş iken- ne söylediğinizi bilinceye kadar- cûnûb iken de yolcu olan müstesnâ-gusûl edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan (helâdan) gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ALLAH çok affedici ve bağışlayıcıdır." (Nisâ 4/43)

Resim--- "Ey imân edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cûnûb oldunuz ise gusûl edin (boy abdesti alın). Hasta yahut yolculuk hâlinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hâllerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. ALLAH size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsân ettiği) ni'metini tamamlamak ister; umulur ki şükrederseniz!" (Mâide 5/6)

Su bulamazsa veya bulunur da kullanmaya engel olursa gusl ve abdest yerine teyemmüm edilip ibâdetlere aynen devâm edilir.
Suya kavuşunca ise mutlaka gusl ve abdest su ile yapılıp, alınır...

Resim--- "Sana kadınların ay hâlini (hayz) sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeble ay hâlinde olan kadınlardan uzak durun! Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, ALLAH'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki ALLAH tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever..." (Bakara 2/222)

Gusl: cinsi münâsebet veya şehvetle meninin gelmesi (uykuda v.s.) hâlindeki cenâbetlik (ibâdetten uzak kalma) ten kurtulmak için yıkanmaktır.
Cinsi münâsebet olunca meni gelsin gelmesin kadın-erkek gusl etmesi farzdır.
Kadınlar hayz (aybaşı kanaması) ve nifâs (doğum sonu) kanı kesilince de guslederler.
El Mâide 5/6 âyeti ile tüm vücûdun kuru yer kalmadan yıkanması emredilmiştir.
Hanefi ve Hanbeli mezhebi ağzın ve burun içini de vücûdun dışından saymıştır.


3.2.1.Guslûn Farzları :

1- Ağıza su almak (mazmaza)
2- Burna su almak (istinşak)
3- Bütün vücûdu yıkamak.


3.2.2.Guslûn Sünnet ve Adabı :

1- Gusle besmele ve niyet ile başlamak
2- Elleri ve avret yerini (cinsi organını) yıkamak
3- Namaz abdesti gibi abdest almak. (ağız ve burna suyu bolca vermek)
4- Su birikintisi varsa ayakları en son çıkarken yıkamak.
5- Abdestten sonra üç defa başa sonra sağ omuza ve sonra sol omuza su döküp sonra da tüm vücûdu iyice ovarak üç defa yıkamak.
6- Suyu israf etmemek.
7- Guslederken konuşmamak.
8- Başkaları görüyorsa avret yerleri kesinlikle örtülü olmak.

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her kılın dibinde cünûblük vardır. Saçları yıkayın, deriyi paklayın." buyurdu.
(Ebu Dâvud, Tahâret 98 (248); Tirmizî, Tahâret 78 (106)

Resim--- İmam Ali (keremullahi veche) anlatır: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kim, yıkamadan tek bir saç kılının dibini kuru bırakırsa, ateşte nice azablara düçâr olacaktır." buyurdu. Ve "Bu sebeble başıma düşman oldum..." (3 defa tekrar etti)" dedi. İmam Ali (keremullahi veche) saçlarını kısa keserdi."
(Ebu Dâvud, Tahâret 98 (249)

Resim--- Sevbân (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e cenâbetten temizlenmek hussunda sorulmuştu. Buyurdular ki: "Erkek ise, saçını açsın ve su kılların dibine varıncaya kadar yıkasın, kadın ise saçını (n örgüsünü) açmamasının ona bir zararı yoktur. Başına elleriyle üç kere su avuçlayıp döksün!"
(Ebu Dâvud, Tahâret 100 (255)

Resim--- "Kadınların saç örgülerini çözmesi gerekir!." diyen Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu)'e Aişe (radiyallahu anha) vâlidemiz:
"Şu İbnu Ömer'e hayret doğrusu! Kadınlara yıkandıkları zaman örgülerini çözmelerini emretmiş... Bâri saçlarını traş etmelerini emretseydi..." demiştir.

Resim--- Aişe (radiyallahu anha) Buharî rivâyetinde: "Birimiz cenâbet olduğu vâkit eliyle üç kere başının üzerine su döker, sonra eliyle üç kere sağ tarafına su döker, diğer eliyle de sol tarafına dökerdi."
(Buharî, Gusl 1,15,19; Müslim Hayz 35 (316); Ebu Dâvud, Tahâret 98 (240-244) v.d.)

Resim--- Aişe (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ben ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) farak denilen tek bir kaptan beraber guslederdik." (Kütüb-i Sitte - 3759)

Resim--- Ya'la İbni Ûmeyye (radiyallahu anha) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) açıkta (örtüsüz) yıkanan bir adam görmüştü... Derhâl minbere çıkarak ALLAH (celle celâluhu)'a hamd-ü-senâda bulunduktan sonra: "ALLAH diridir ve ayıbları örtücüdür, hayâyı ve örtünmeyi sever. Öyleyse biriniz yıkanınca örtünsün" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Hamâm 2; Nesâî, Gusl 7 (1,200)

Resim--- Huzeyfe İbnu'l-Yemân (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile bir gün karşılaştığımızda cünüb idim, hemen yolumu çevirip gidip yıkandım. Bilâhire gelince: "(Böyle sizi görünce alalacele savuşmamın sebebi) cûnûb olmam idi..." deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz ki müslüman (cenâbetle) necis (pis) olmaz!" buyurdu.
(Kûtûb-i sitte (3783)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) da aynı şekilde yapınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Ebu Hureyre! Neredeydin!" diye sorunca: "Ben cünüb idim, pis pis sizinle oturmak istemedim!" dediğimde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Subhanallah... Şüphesiz ki Müslüman pis olmaz!" buyurdu. (Buharî, Gusl 23-24; Müslim, Hayz 115 (371); Ebu Dâvud, Tahâret 97 (2311)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM III : SALÂT İÇİN TEMİZLİK

3.3.ABDEST VE TEYEMMÜM

Abdest namazın olmazsa olmaz şartıdır.
Hadis-i şerîflerde de hep :
"kim emredilip gösterildiği gibi güzelce bir abdest alırsa..." buyurulduğunu hatırlıyorsundur...
Abdestle ilgili âyet-i celîleler gusl bahsinde verilmişti

3.3.1.Abdestle İlgili Hadis-İ Şerîfler :

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Abdeste ancak mü'min olan mûdâvim olur." buyurdu.
(İ. Mâlik, Muvatta, Tahâret 36, İbni Mâce, Tahâret 4)

Resim--- Ebu Hûreyre (radiyallahu anhu) 'dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Abdesti bozulduğu vakit abdest almadıkça sizden hiçbirinizin namazı kabul olunmaz." buyurdu.
(Müslim, Tahare 2 (225)

Resim--- Ebu Hûreyre (radiyallahu anhu): "Ben Halilimi: "Mü'minin nûru abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır." buyururken duydum." dedi. (Müslim, Tahare 40 (250)

Resim--- Ebu Hûreyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"ALLAH'ın hataları silmeye ve dereceleri yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri size söyleyeyim mi?" buyurunca (ashabı): "Bilâkis Yâ Resûlullah! Söyleyiniz!" dediler. "Zahmetine rağmen abdesti tam almak. Mescide çok adım atmak. Namazı (diğer) beklemek. İşte bu ribâttır!. İşte bu ribâttır... İşte bu ribâttır..." buyurdu.
(Müslim, Tahâret 41 (251); Muvatta, sefer 55 (1,161); Nesâî, Tehâret 106)
Ribât: bağ, ip; nefsi hapsetmek.
Ribâtet: kalb kuvveti, sabır, tahammûl
Murabıt: mücahid demektir..

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Mü'min veya müslüman bir kul abdest aldığında; yüzünü yıkayınca, gözüyle bakarak işlediği bütün hataları (günahları) su ile veya suyun son damlasıyla yüzünden dökülür iner (çıkar), ellerini yıkayınca elleriyle işlediği hatalar su ile birlikte veya suyun son damlasıyla ellerinden dökülür iner. Ayaklarını yıkayınca da ayaklarıyla yürüyerek işlediği bütün hataları su ile veya suyun son damlası ile dökülür iner. (sonunda) (bütün) günahlardan arınmış olarak (tertemiz (pâk) çıkar." buyurdu.
(Müslim, Tâharet 32 (244); Muvatta, Tahâret 31 (1,32) Tirmizî, Tahâret 2 (2)

Resim--- Amr İbn Abese (radiyallahu anhu): "Yâ Resûlullah! Abdest nasıl alınır?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Abdest alıp da ellerini yıkadığında, ellerini iyice temizlediğinde günahların, parnaklarınla tırnakların arasından çıkar. Ağzına su alıp çalkaladığında, burun deliklerine su alıp çıkardığında, yüzünü ve dirseklerine kadar kollarını yıkadığında, bütün hatalarından yıkanmış olursun. Eğer yüzünü sırf ALLAH rızası için (secdeye) koyarsan, annenin seni doğurduğu günkü gibi günahlardan temizlenmiş olursun!" buyurdu.
(Nesâî, Taharet 108)

3.3.2.Abdestin Farzları :

El, yüz, baş ve ayaktır.
Bu âletler ise örtüsüz (görünen) secde âletleridir.
Dizler kapalıdır.
Ayaklar, eller, burun ve alın...
Maddî-manevî tertemiz âletler...
Sır secdesi...

Resim--- Osman (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim abdest alır ve abdestini en güzelinden alırsa (o kimsenin) hataları vücûdundan tırnak diplerine varıncaya kadar çıkar dökülür." buyurdu.
(Kütüb-i sitte 3581)

Resim--- Umran Mevlâ Osman (radiyallahu anhu); Osman (radiyallahu anhu)'ın abdest aldığını ve sonunda: "Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı bu şekilde abdest alırken gördüm ve abdesti bitince "Kim şu abdestim gibi abdest alır, arkasından iki rek'ât namaz kılar ve namazda tehaddüs etmezse (kendi kendine konuşmazsa dış ve iç hadise olmazsa, namazın edeb hâllerine uyarsa) geçmiş günahları bağışlanır" buyurdu. (Buharî, Vudû 24,28; Müslim, Tahâret 3,4, (226) Ebu Dâvud, Tahâret 50 (106); Nesâî, Tahâret 27,28,93 (1)

Resim--- Bir rivâyette: Osman (radiyallahu anhu) abdest aldı ve dedi ki:"Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şu benim abdestin gibi abdest aldığını, sonrada şöyle buyurduğunu gördüm: "Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları bağışlanır (affedilir), namazı ve mescide kadar yürümesi de nâfile (ibâdet) olur."
(Buharî, Vudû 25; Müslim, Tahâret 8 (229)

Resim--- Amr İbni Abese es Sûlemî (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden biriniz abdest suyunu hazırlar (abdestine yakîn olur), mazmaza (ağza 3 defa) ve istinşak (burna 3 defa su çekmek) da bulunur ve sümkürürse (burnunu temizlerse) mutlaka yüzünden, ağzından, burnundan hataları dökülür. Sonra ALLAH'ın emrettiği gibi yüzünü yıkarsa, sakalın (ın bittiği mahallin) etrafından su ile birlikte yüzü ile işlediği hatalar (günahla) dökülür. Sonra dirseklere kadar kollarını yıkayınca, ellerinin günahları su ile birlikte parmak uçlarından dökülür gider. Sonra başını meshedince, başının günahları saçın etrafından su ile birlikte akar gider. Sonra topuklarına kadar ayaklarını yıkayınca, ayaklarının günahları ayak parmak uçlarından su ile birlikte akar gider. Sonra kalkar ve (dostoğru) namaz kılar, ALLAH'a hamd ve senâ da bulunur, O'na lâyık şekilde ulular (temcid ve ta'zim eder) ve kalbini ALLAH için bomboş ederse (mâsivâyı: ALLAH'dan gayrısını çıkarırsa), anasından doğduğu gündeki gibi bütün hatalarından temizlenip arınır."
(Müslim, Müsâfirin 294 (832)

Resim--- Abdullah İbn Ömer (radiyallahu anhu) dan, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kim abdestli olduğu hâlde, abdestini tazelerse (yenilerse), ALLAH (celle celâluhu) bu sebeble ona on (misli) hasene (iyilik, sevâb) yazar."
(Tirmizî, Tahâret 44 (59)

Resim--- Ebu Saîd (radiyallahu anhu) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kim abdest alıp: "Subhaneke Allahümme ve bihamdike es-tegfiruke ve etûbü ileyke (seni tenzih ederim. ALLAH'ım... Ve hamdim sanadır, senden bağışlanmamı dilerim, tevbem de sanadır.)" derse bu duası bir kâğıda yazılır, sonra bir mühürle mühürlenir, sonra da Arş'ın altına yükseltilir ve kıyâmet gününe kadar (mühür) açılmaz (kırılmaz)..."
(Kutûb-i Sitte Şerhi 3587- Rezîn tahrici)

Vakti müsaîd olanın 2 rek'ât abdest namazı hârikadır...

Resim---Abdu Hayr anlatıyor: "Ali (keremullahi veche) bize geldi ve namaz kıldı. (namazdan sonra abdest) suyu istedi. "Suyu ne yapacak, namaz kıldığı hâlde! Herhâlde bize (abdesti) öğretmek istiyor!" dedik. İçinde su olan bir kabla bir leğen getirildi: Kaptan sağ eline su döktü. Üç defâ elini yıkadı. Sonra üç kere mazmaza (ağıza su almak) ve istinşakta (burna su çekmek) bulundu. Mazmaza ve istinşakı su aldığı eliyle (sağ) yaptı. Sonra üç kere yüzünü yıkadı, sağ elini üç kere yıkadı. Sonra elini kaba batırdı, bir kere başını meshetti. Sonra üç kere sağ ayağını yıkadı, üç kere sol ayağını yıkadı. Sonra: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in abdestini bilmek kime sürûr verirse (hoşuna giderse) işte o böyledir..." buyurdu.
(Ebu Dâvud, Tahâret 50 (111); Tirmizî, Tahâret 37 (48), Nesâî, Tahâret 75 (1,68)

Resim--- Abdullah İbni Amr İbni'l-As (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bir Bedevi gelerek abdestten sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona uzuvların üçer kere yıkanmasını gösterdi... Sonra başını meshetti. Şehâdet parmaklarını kulaklarına soktu. Başparmaklarıyla kulaklarının dışlarını meshetti. Şehâdet parmaklarıyla kulaklarının içini meshetti... Sonunda da: "Abdest işte böyledir. Kim buna ziyâdede bulunur veya bundan noksanlaştırır (eksiltir) se kötü bir iş yapmış olur-yahut zulmetmiş ve kötü bir iş yapmış olur..." buyurdu.
(Ebu Dâvud, Tahâret 51 (135) ayrıca Nesâî, Tahâret 105 (1,88)

Resim--- İbn Abbas (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uzuvlarını birer kere yıkayarak abdest aldı." (Buharî, Vudû,22;Ebu Dâvud, Tahâret 53 (1,38); Nesâî, Tahâret 84-85 (1,73-74)

Demekki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) duruma göre bir, iki ve üç kere yıkayarak ümmetine kolaylıklar bırakmıştır.
Su azdır, vakit yoktur vs....
Başın meshinde de bir kere iki kere, tümünü, yarısını şeklinde rivâyetler ve hadisi şerîfler vardır.

Resim--- Câbir (radiyallahu anhu), Ömer (radiyallahu anhu) bana şunu söyledi: "Bir adam Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelmişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bu kişinin abdest aldığını ve ayaklarının üzerinde (tırnak kadar bir yeri) yıkamadan bıraktığını gördü. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: "git güzelce abdest al!." buyurdu. Adam yeniden abdest alıp namazını kıldı."
(Müslim, Tahâret 31 (243); Ebu Dâvud, Tahâret 67 (171)

Resim--- İbni Amr İbni'l-As (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Beraber olduğumuz bir sefer sırasında Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizden geride kaldı, sonra tekrar kavuştu. Bu sırada namaz vakti girmişti. Bizler de abdest alıyor, ayaklarımızı meshediyorduk (Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yüksek sesle nidâ etti: "Ökçelerin (topuk) ateşte vah hâline!" bunu üç kere tekrarladı."
(Buharî, Vuudû 27,29; Müslim, Tahâret 25-28 (240-242); Ebu Dâvud, Tahâret 46 (97)

Resim--- Müslim rivâyetinde: "Ökçelerin ateşte vay hâline! Abdesti tam olarak alın!" buyurdu
(Müslim, Tahâret 26 (241)

3.3.3.Abdestin Sünnetleri İle İlgili Hadis-İ Şerîfler :

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) 'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Eğer ümmetim üzerine zahmet vermeyecek olsaydım her namazda misvâk kullanmalarını emrederdim." buyurdu.
(Buharî, Cum'a 8; Müslim, Tahâret 42 (252); Ebu Dâvud, Tahâret 115 (46); Nesâî, Tahâret 7 (1,12)

Resim--- Aişe (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Misvâk ağız için temizlik vasıtasıdır. Rabbi Tealâ için rıza vesilesidir." buyurdu.
(Nesâî, Tahâret 5 (1,10)

Misvâk ve faydaları ile ilgili çok hadis-i şerîf vardır :

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Uykudan uyanınca, sizden hiç kimse ellerini üç kere yıkamadıkça ellerini kaba banmasın. Çünkü o, ellerinin geceyi vücûdunun neresinde geçirdiğini bilemez."buyurdu.
(Buharî, Vudû 26; Müslim, Tahâret 87 (278); Ebu Dâvud, Tahâret 49 (103-105)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden birisi abdest alırsa burnuna su çeksin sonra sümkürsün." buyurdu.
(Müslim, Tahâret 20 (237)

Resim--- Diğer rivâyetinde: "....burun deliklerine su çeksin, sonra sümkürsün." buyurdu.
(Müslim, Taharet 21 (237)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) anlatıyor. "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) abdest alınca bir avuç su alır, onu çenesinin altına tutup onunla sakalını hilaller ve "Rabbi Azze ve Celle böyle emretti" buyururdu
(Ebu Dâvud, Tahâret 56 (145)

Hilâllemek: sakalın diplerini elle oğalamak, yıkamaktır.

Resim---Parmakların arasını da hilâllemek sünnettir.
(Tirmizî, Tahâret 30 (38); Ebu Dâvud, Tahâret 55 (142-144)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ümmetim kıyâmet günü çağrıldıkları vakit abdest izi olarak (nûrdan) bir parlaklıkları olduğu hâlde gelirler. Öyleyse kimin imkânı varsa parlaklığını arttırsın." buyurdu.

Resim--- Müslim'in diğer rivayeti ise: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "........Mü'minin hilyesi (süs, zinet, cevher), abdestin (in) yükseldiği yere kadar yükselir..."
(Buharî, Vudû 3; Müslim, Tahâret 34, 35, 40 (246,250)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Abdest için iki rıtl su kâfidir" buyurdu.
(Tirmizî, Salât 425 (609)

Resim--- Enes (radiyallahu anhu) anlatır ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "iki rıtl ihtiva eden kapla abdest alır, 1 sâ' ile guslederdi."
(Ebu Dâvud, Tahâret 44 (95)

İmamı Azam Ebu Hanife'ye göre 2 rıtl = 1,060 litredir.
sâ = 4,24 - 5,3 litre arası.

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Abdesti olmayanın namazı yoktur. Üzerine (abdeste başlarken) ALLAH'ın ismmini zikretmeyen (besmele çekmeyen) in abdesti yoktur."
(Ebu Dâvud, Tahâret 48 (101)

3.3.4.Abdest Bozucular :

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biri, büyük ve küçük abdestten dolayı sıkışık hâlde iken namaz kılmasın!" buyurdu (Müslim, Mesâcid 67; Ebu Dâvud, Tahâret, 43)

Resim--- Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) 'dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz namazda iken dübüründen bir hareket hissetse (yellenme gibi) ve abdestinin bozulup bozulmadığı hususunda şüpheye düşse, bir ses işitmedikçe ve bir koku duymadıkça mescidi terketmesin (devâm etsin)" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Tahâret 68 (177) ve benzeri Müslim, Hayz 99 (362), Tirmizî, Tahâret 56 (74,75)

Resim--- Ali İbni Talk (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Biriniz namazda yellenirse derhâl namazdan çıksın, abdest alsın ve namazı (tekrar kılsın) iâde etsin"
(Ebu Davut, Salât 193 (l005)

Resim--- Ali İbnu Talk (radiyallahu anhu) anlatıyor: Bir bedevi gelerek "Yâ Resûlullah! Bizde bir kimse çölde bulunsa, azıcık bir yel kaçırsa, suyuda az ise (ne yapsın?)" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biri yellenecek olursa abdest alsın. Kadınlara da arkalarından cinsi temas etmeyiniz! ALLAH hakkta (sorulması ve açıklanması hususunda) utanmanız talebinde bulunmaz! (sorun, öğrenin, ister...)"
(Tirmizî, Rada' 12, (1164-1166)

Resim--- Ebu'd Derda (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bir keresinde) kustu ve abdest aldı."
(Ebu Dâvud, Savm 32 (2381); Tirmizî, Tahâret 63 (87)

Resim--- Temimü'd Dâri ve Zeyd İbn Sâbit (radiyallahu anhu) tarafından rivâyet edilen: "Akan her kan sebebiyle abdest alınır."

Hadisini esas alan Hanefi Mezhebinde bir yerin kanaması ve dağılması hâlinde abdest bozulur ve yeniden abdest alınır.
Diğer mezheblerde ön ve arkadan gelen kanlarda abdest bozulur.
Diğer yerlerden çıkan kanlarda bozulmaz.
Hepsiyle ilgili fıkhî yol ve hadisler vardır.

Resim--- Aişe (radiyallahu anha) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlarından birini öptü,sonra dönüp namaza gitti, abdest tazelemedi.:Urve (radiyallahu anha) der ki: "Kendisine "Bu sizden başka bir hanımı olmamalı!" dedim. Hazreti Aişe (radiyallahu anha) gülmekle cevâb verdi.
(Ebu Dâvud, Tahâret 69 (178-180); Tirmizî, Tahâret 63 (86); Nesâî, Tahâret 121 (1,104)

Resim--- Talk İbni Ali (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına geldik. Bir adam geldi sanki o bir bedevî idi:"Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! dedi. Kişi abdest aldıktan sonra zekerine (erkeklik organına) değse ne gerekir?" Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"O, kendisinden bir parça değil midir?" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Tahâret 71 (181-183); Tirmizî; Tahâret 62 (85); Nesâî, Tahâret 120 (1,101)

İmam Azam Ebu Hanife mezhebinde zekere dokunmakla abdest bozulmaz. Diğer üçünde bozulur.

Resim--- İbn Abbas (radiyallahu anhu)'nun anlattığına göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı secde hâlinde uyurken görmüş hatta Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) horlayıp-solumuş, sonra kalkıp (abdest almadan) namaz kılmıştır. İbni Abbas der ki:"Yâ Resûlullah! Dedim Siz uyudunuz..." Buyurdu ki: "Abdest, yatarak uyuyana gerekir. Zîrâ yatarak uyuyunca mafsalları rahavet basar." buyurdu.
(Tirmizî, Tahâret 57 (77); Ebu Dâvud, Tahâret 80 (202), Nesâî, Ezân 41 (2,30)

Resim--- Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kıçın (dübürün) bağı, gözlerdir."
(Ebu Dâvud, Tahâret 79, İbni Mace, Tahâret 62)

Hanefilerin görüşü:
Tüm hâllerde uyku abdesti bozar.
Ancak oturağı yere tam yerleşmiş vaziyette oturarak uyumak, namazda iken ayakta veya oturarak veya rükû' ve secde hâlinde uyumak (geçivermek) abdesti bozmaz...
Uykudan sonraki abdesti yenilemek en iyisi...
Baygınlık da öyle!

Resim--- İmam Ali (keremullahi veche): "Gözler, halkanın bağıdır, öyleyse uyuyan abdest alsın..."
(Ebu Dâvud, Tahâret 80 (203)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM IV : HADİS-İ ŞERÎFLERDE SALÂT-NAMAZ

4.1. NAMAZIN ŞARTLARI (DIŞ)


Şimdi hadis-i şerîflerle namazın şartlarına bir daha bakalım:

4.1.1. Hadesten Tehâret :

Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "ALLAH (celle celâluhu) temizlik olmayan namazı kabul etmez, hiyânetle kazanılan paradan verilen sadakayı da kabul etmez." (Müslim, Tahâret 1 (224); Tirmizî, Tahâret 1 (1)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her müslüman her 7 günde bir yıkanıp, bedenini ve başını yıkaması bir görevdir." buyurdu. (Kenzû'l-Ummâl VII-21278)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH, sizlerin namazını hades vâki olunca yeniden abdest almadıkça kabul etmez." buyurdu. (Ebu Dâvud, Tahâret 31 (60); Tirmizî, Tahâret 56 (76)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Abdesti olmayanın namazı da yoktur, üzerine (başlarken) besmele çekmiyenin abdesti yoktur." buyurdu. (Ebu Dâvud, Tahâret 48 (101-102); İbn Mâce, Tahâret 41 (399); Tirmizî, Tahâret 20 (25)

Enes (radiyallahu anhu), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in her namaz için abdest aldığını söylemişti. Kendisine:"Siz nasıl yapıyordunuz?" diye soruldu şu cevâbı verdi:"Aldığımız abdest, bozuluncaya kadar bize yetiyordu." (Buharî, Vudû 54; Ebu Dâvud, Tahâret 66 (171) Tirmizî, Tahâret 44 (58, 60 Nesâî, Tahâret 101 (1,85)

Büreyde (radiyallahu anha) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Fetih günü bütün namazları tek abdestle kıldı. Ömer İbnu'l-Hattab (radiyallahu anhu) kendisine: "Yâ Resûlullah! Şimdiye kadar hiç yapmadığın şeyi yapmış olmalısın?" demişti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Yâ Ömer, bunu bilerek (amden) yaptım!" buyurdu (Müslim, Tahâret 86 (277); Ebu Dâvud, Tahâret 66 (172); Tirmizî, Tahâret 45 (61)

Aişe (Radiallahu Anha) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz kılarken kimin abdesti bozulacak olursa hemen namazdan çıksın. Eğer cemâatle kılınan bir namaz ise burnunu tutarak ayrılsın.." buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 236 (1114)

4.1.2. Necasetten Tahâret :

Namaz kılınmayan yerler:

İbn Ömer (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yedi yerde namaz kılmayı yasakladı: mezbele (çöplük), meczere (hayvan kesilen yer), makbere (mezârlık) yol geçeği, hamam, deve dâmı, Kâbe'nin damında (üstünde)." (Tirmizî, Salât 255 (346)

Elbise temizliği :

İbn Ömer (radiyallahu anhu)'in anlattığına göre: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cünübken içinde terlediği elbise sırtında olduğu hâlde namaz kılardı. (Muvatta, Tahâret 87 (1,52)

Ata İbn Yesâr (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua buyurdu: "ALLAH'ım, kabrimi ibâdet edilen bir yer (tapılan put) kılma! (ve devâmla):... Nebîlerinin kabirlerini mescidler ittihaz eden bir kavme gazabı artmıştır." buyurdu. (İmam Mâlik, Muvatta Kasru's- Salât 85 (1,172).

Namaz kılınan yerler:

İbn Ömer (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazlarınızdan bir kısmını evlerinizde kılın, sakın onları kabirlere çevirmeyin..." buyurdu. (Buharî, Sâlât 52, Müslim, Müsâfirun 208 (777); Ebu Dâvud, Salât 346 (1448)

.
Namaz kılınan yerler:

İbn Ömer (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazlarınızdan bir kısmını evlerinizde kılın, sakın onları kabirlere çevirmeyin..." buyurdu. (Buharî, Sâlât 52, Müslim, Müsâfirun 208 (777); Ebu Dâvud, Salât 346 (1448)

Cabir (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden kim namazını mescidde kılarsa namazından bir pay da evi için ayırsın. Zîrâ ALLAH, evinde kılacağı namaz için dahi bir hayr takdir etmiştir." buyurdu. (Müslim, Musafirin 210 (778)

Mua'z İbn Cebel (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bağ ve bahçelerde namaz kılmayı da müstehab (hoş-sevimli) sayardı." dedi. (Tirmizî, Salât 249 (334)

4.1.3. Setrü'l-Avret :

Behl İbni Hâkim (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e dedim ki: "Yâ Resûlullah! Hangi avretimizi örtüp, hangisini açalım?" "Zevcen ve sağ elinin sahib oldukları dışında herkese karşı avretini koru!" "Yâ Resûlullah! Erkek erkekle olursa?" dedim."Gücün yeterse avretini kimseye gösterme!" dedi. "Kişi tek başına olursa?" dedim. "Kendisine karşı hayâ edilmeye ALLAH daha lâyıktır." buyurdu. (Ebu Dâvud, Hamâm 3 (4017); Tirmizî, Edeb 22 (2770); İbn Mâce, Nikah 28 (1920)

İmam Ali (keremullahi veche) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: "Yâ Ali! Dizini çıkarma, ne canlı ne ölü, başkasının dizine de bakma!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Cenâiz 32 (3140)

İbn Abbas (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uyluğu avret saydı." dedi. (Tirmizî, Ebed 40 (2798)

Aişe (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "ALLAH hayz görenin, (kadının) namazını baş örtüsüz kabul etmez." (Ebu Dâvud, Salât 85 (641); Tirmizî, Salât 277, (377)

Muhammed İbn Zeyd, İbni Kunfuz'un annesinden nakline göre, annesi Ûmmû Seleme (radiyallahu anhu) ye: "Kadın hangi giysi içinde namaz kılmalı?" diye sorunca: "Baş örtüsü ve ayağın üzerini örtecek kadar uzun entâri içerisinde!." diye cevâb verdi. (İmam Mâlik, Muvatta, Salâtü'l-Cemâ'a 36 (1,142); Ebu Dâvud, Salât 84 (639-640)

4.1.4. İstikbalu'l-Kıble (Kıbleye Yönelmek) :

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Doğu ile batı arasında tek bir kıble vardır." buyurdu. (Tirmizî, Salât 256 (342-344)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz sizden biri namaza kalktığında, elbette ki o, Rabbi ile münâcâatta bulunmaktadır ve Rabbi, kıble ile kendisi arasındadır. Bu i'tibârla sakın kıble ve sağ tarafına tükürmesin. Eğer tükürmek zorunda kalırsa soluna ya da ayağının altına tükürsün!" buyurdu. (Buharî, Mevâkit 8, Salât 33, Müslim, Mesâcid 54)

Medine esas alınarak buyurulmuştur ki; 360o den, 359o derecesi kıble değil sadece bir derece tek yön her yerde oranın kıblesidir... (İşin aslı budur. Ancak, kolaylık için 45 derecelik bir açıyla yönelim esas alınmıştır.)

Nâfi (radiyallahu anhu) anlatıyor: Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu) der ki: "Kişi Beytullah istikametine yöneldi mi doğu ile batı arasında tek bir kıble vardır." (İmam Mâlik, Muvatta, Kıble 8 (1,196)

4.1.5. Vâkit :

Günümüzde namaz vâkitleri yetkili kurumlarca hazırlanıp takvimler olarak neşrediliyor. Şehirler ve ülkerel arası saat farkları belli olup dönüştürebiliyor. Pek çok hadis-i şerîfle o günün şartlarında buyurulan vâkitler dakikası dakikasına belirleniyor! Dolayısıyla vâktinde, namaz kılmak gibi hususlardaki hadislerden örnekler seçeceğiz:

Mersed İbn Abdillah el Müzenî (radiyallahu anhu) anlatıyor: Ebu Eyyub gazi olarak yanımıza geldi. Bu sırada Ukbe İbni Amirde Mısır'da Vali idi. Ukbe, Akşam namazını tehir etti (geciktirdi). Ebu Eyyûb ona yönelerek: "Ey Ukbe! Dedi. Bu kıldığın namaz ne namazı?" (diye sordu) Ukbe hatasını anlayarak:"Meşguliyetimiz vardı!" diye özür beyân etti. Ebu Eyyub:"Sen Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şu sözünü işitmedin mi?" buyurmuştu ki: "Ümmetim, akşam namazını, yıldızlar cıvıldayana kadar geciktirmedikçe hayr üzere (veya fıtrat üzere demişti) olmaktan geri kalmaz." (Kütübi Sitte Şerhi-2389)

İmam Ali İbn Ebî Talib (keremullahi veche) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: "Ey Ali, üç şey vardır, sakın onları geciktirme; vakti girince namazı (hemen kıl), hazır olunca cenâze (hemen defnet!), kendisine denk birini bulduğun bekar kadını (hemen evlendir!" buyurdu. (Tirmizî, Salât 127 (171)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden kim ikindi namazının (farz) bir secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse, namazını tamamlasın, sabah namazının da bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen, namazını tamamlasın" buyurdu. (Buharî, Mevakit 28,17; Nesâî, Mevakit 11 (1,257-258)

Nesâî başka bir rivâyetinde ise: "... ilk rek'atinde kılarsa..." şeklindedir.

Enes İbn Mâlik (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hava sıcaksa öğleyi serinleyince kılıyordu. Hava serinse hemen vaktinde kılıyordu." (Nesâî, Mevâkit 4 (1,248)

Enes (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Akşam yemeği hazırlanmış ise yemeğe namazdan önce başlayın. Yemeğinizi aceleye de getirme-yin!." buyurdu. (Buharî, Et'ime 58; Müslim, Mesâcid 64 (537); Tirmizî, Salât 262 (353); Nesâî, İmâmet 57 (2,111)

Aişe (radiyallahu anha) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz başlar ve akşam yemeği de hazır olursa önce akşam yemeğini yiyin." buyurdu. (Buharî, Et'ime 58; Müslim, Mesâcid 65 (558)

İbni Abbas (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsıyı tehir etmişti. Ömer (radiyallahu anhu): "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem); namazı kılalım, kadınlar ve çocuklar yattılar" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) başından su damlar hâlde çıktı: "Ümmetime meşakkat vermemiş olsam yatsıyı bu vâkitte kılmalarını emrederdim" buyurdu. (Buharî, Mevâkit 24; Müslim, Mesâcid 225 (642); Nesâî, Muvâkit 20 (1,265)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazdan (son) bir rek'ate yetişen, namazın tamamına yetişmiş sayılır (sevâbını alır)"buyurdu. (Buharî, Mevakit 28; Müslim, Mesâcid 161 (607); Muvatta, Vükût 16 (1,101)

İbn Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazlarda herhangi bir namazın bir rek'atine yetişen, o namaza yetişmiş demektir. Ancak kaçırdığını kaza eder (tamamlar, kılar)" buyurdu. (Nesâî, Mevâkit 30 (1,275)

İbn Ömer (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazın ilk vaktinde ALLAH'ın rızası vardır. Son vaktinde ALLAH'ın affı vardır." buyurdu. (Tirmizî, Salât 127 (172)

Rafi' ibni Hadic (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazını aydınlıkta kılın!" buyurdu. (Tirmizî, Salât, 117 (154); Ebu Dâvud, Salât 8(424); Nesâî, Mevaakit 28 (1,272)

Ümmü Ferve (radiyallahu anha) (ki kendisi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ilk biât edenlerdendi) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Hangi amel fazîletlidir?" diye sormuştu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İlk vaktinde kılınan namaz!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 9 (426); Tirmizî, Salât 127 (170); Müslim, İmân 137 (85); Buharî, Mevâkit 5)

Mekruh vakitler: Hiçbir namazın (farz-nâfile) kılınamadığı vakitler :

Ukbe İnbu Âmir (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Üç vakit vardır ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi o vakitlerde namaz kılmaktan veya ölülerimizi mezâra gömmekten menetti (yasakladı):Güneş doğmaya başladığı andan yükselinceye kadar, öğleyin güneş tepe noktasına gelince, meyledinceye kadar,güneş batmaya meyledip batıncaya kadar." (Müslim, Musâfirin 293 (831); Ebu Dâvud, Cenâiz 55 (3192); Tirmizî Cenâiz 41 (1030); Nesâî, Mevâkit 31, (1,275-276)

İbn Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hiçbiriniz güneşin doğması ve batması esnâsında namaz kılmaya kalkmasın." buyurdu. (Buharî, Mevâkit 31,30; Müslim, Musâfirin 289 (838); Muvatta, Kur'ân 47 (1,220)

Ebu Saîd (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazını kıldıktan sonra güneş yükselinceye kadar artık namaz yoktur. İkindiyi kıldıktan sonra da güneş batıncaya kadar namaz yoktur." buyurdu. (Buharî, Mevâkit 31; Müslim, Müsafirin 288 (827); Nesâî, Mevâkit 35 (1,277,278)

Burada önemli bir husus vardık ki;
Beytullah'da üç kerahat vakti de yoktur. Cuma günü ise her yerde öğle vakti, kerahat vakti yoktur.

Ebu Zerr Gifari (Cündüb İbnu's- Seken (radiyallahu anhu) Kâbe'nin basamağına çıkıp: "Beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki ben Cündüb'üm. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı şöyle söylerken işittim: Sabah (namazın) dan sonra güneş doğuncaya kadar namaz yoktur. İkindi namazından sonra da güneş batıncaya kadar (namaz yoktur.) Mekke hariç... Mekke hariç... Mekke hariç..." (Rezin İlavesi olan hadis-i şerîf imâm Ahmed Müsned 5,165 dedir.)

Ebu Zerr (radiyallahu anhu) için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ebu Zerr kadar doğru sözlü birisini ne arz taşıdı ne de semâ gölgöledi..." buyurmuştur.

Ebu Katâde (radiyallahu anhu) anlatıyor ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Cuma günü hariç gün ortasında (güneş tepede iken: nısfu'n nehar) namaz kılmayı mekruh (çirkin) addederdi ve buyururdu ki: "Cehennem Cuma günü dışında (her gün o vâkitte) coşturulur..." (Ebu Dâvud, Salât 223 (1083)

Cuma günü zevâl vakti namaz kılınmasının câiz oluşu:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ey Abdi Menâf Oğulları! Sizden her kim insanların işini üstlenirse sakın ola ki hiçbir kimseyi bu kudsal evi tavaf etmekten ve gece yada gündüz dilediği her vâkitte namaz kılmaktan alıyokmasın!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Menâsik 52; İbni Mâce, İkâmet 149)

4.1.6. Niyet :

Ömer İbn Hattab (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti ALLAH'a ve Resulüne ise, onun hicreti ALLAH'a Resûlünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikahlanacağı bir kadına ise onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir." (Buharî, Bed'ü'l-Vahy 1, Eymân 23, Hiyel 1; Müslim, İmaret 155 (1907); Ebu Dâvud, Talâk 11 (2201); Tirmizî, Fezailü'l-cihâd 16 (1647); Nesâî, Tahâret 60 (1.59,60)

İbn Ömer (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "ALLAH bir kavme azab indirdi mi, o azab kavmin içinde bulunan herkese isabet eder. Sonra (kıyâmette) herkes niyetlerine (ve amellerine) göre dirilirler." (Buharî, Fiten 19; Müslim, Sıfatü'l-Cennet 84 (2879)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnneme'l-a'mâlü bi'n niyeti: Ameller ancak niyetlere göredir." buyurdu. (Buharî, İmân 41; Müslim, İmâret 155; Ebu Dâvud, Talâk 11; Nesâî, İmân 19; İbni Mâce, Zühd 26)

Halis niyet esastır. İhlaslı niyet...

İbn Abbas (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kim 40 sabah ALLAH'a ihlâslı olursa, kalbinden lisanına (diline) hikmet pınarları akmaya başlar." (Rezin ilâvesi olup Câmi'us Sagirde (Feyzu'l-Kadir 6,43; Hilyeytü'l-Evliyâda Eyyubû'l-Ensarî (ra)dan; merfuen rivâyet edilmiştir.)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Şüphesiz olan şey şu ki; insanlar (kıyâmet günü) niyetleri üzere dirileceklerdir." (Kütüb-i Sidde şerhi: 7301)

Niyet: insanın özünün kesin olan azmi ve kasdidir. Ne yaptığına hükmetmendir. Namaza niyet şarttır ve şuûrdur. ALLAH için hangi vaktin namazına durduğunun farkında olup kalben bilmesi şart ve dil ile söylemesi emniyettir ve iyidir. Hanefi sisteminde: "Niyet ettim ALLAH rızası için bu günkü sabah namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imâma" diye kalben bilmek ve dil ile söylemektir. Niyet namaza başlarken açış tekbiri (ilk iftitâh tekbiri)nden hemen önce alınıp araya birşeyler sokulamaz...
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM I : SALÂT İÇİN TEMİZLİK

4.2. NAMAZIN RÜKÜNLARI (İÇ ESASLARI) -1


Hanefiler ve Hanbeliler niyeti, namazın dış sıhhat şartlarından sayarlarken Şâfiîler ve Mâlikiler niyeti namazın iç rükün (esas) lardan saymışlardır. Elbette mezhebler ayrı ve İslâm dini bir ve tektir. Yorum farklılıkları ise aslında ayrılık getirmez. Hepsinde de şartır ama dışta ama içte...

4.2.1. İftitah (Başlangıç, Açış) Tekbiri :

"ALLAHÜ EKBER" demektir ve farzdır. Hanefi mezhebinde şart diğer üçünde rükndûr. Ellerin baş parmakları kulak memelerine değerken içleri kıbleye bakar...
İlk tekbir farzdır, (sonrakiler sünnettir ve sadece Hanbelilerde vâcibtir.).

Berâ (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı iftitah tekbiri alırken gördüm. Ellerini kulaklarına yakın kaldırmıştı. Sonra (namazdan çıkıncaya kadar) başka kaldırmadı." (Ebu Dâvud, Salât 119/752)

İmam A'zam - Hammad- İbrâhim- Alkame- Esved- Abdullah İbn Mes'ud rivayet zinciri ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ulaşan hadisi şerîfte de: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın sadece namaz başlarken iftitah tekbiri sırasında ellerini kaldırdığını bundan sonra hiç kaldırmadığı rivâyeti vardır.
Cemâatla namazda imama uyan kişi imamdan önce iftitah tekbiri alamaz, alır ise namazı yeniden kılar ve iâde eder.

4.2.2. Kıyam :

İftitah tekbirinden sonra ayakta kalmak farz ve vâcib namazlarda rükndür. Hanefilerde sabah namazı sünnetinde de rükndür. Gücü yeten kişi oturarak veya düşecek şekilde yaslanarak kılamaz...

İmran İbnû'l-Husayn (radiyallahu anhu) anlatıyor: Bende basur (hemoroid) hastalığı vardı. Namazı nasıl kılacağım diye Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' a sordum: Bana: "Ayakta kıl, gücün yetmezse (muktedir olamazsan) oturarak kıl, buna da gücün olmazsa yan üzere (yatarak) kıl!" buyurdu. (Buharî, Taksiru's- Salât 18,17,19; Ebu Dâvud, Salât 179 (951-952) Tirmizî ve Nesâî)

Diğer rivâyette ise: İmran (radiyallahu anhu) kişinin oturarak kılacağı namazı sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ayakta kılarsa efdaldir. Kim de oturarak kılarsa ona ayakta kılanın ecrinin yarısı verilir. Kimde yatarak kılarsa onada oturarak kılanın ecrinin yarısı verilir." buyurdu.

Ümmü Seleme (Radiallahu Anha) anlatıyor. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın vefâtına yakın farzlar hariç namazlarının çoğu oturarak idi. Ona göre, amellerin en güzeli, az da olsa devâmlı olanı idi." (Nesâî, Kıyamû'l-Leyl 19 (3,222)

Hafsa (radiyallahu anha) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, nâfile namazlarını kılarken, ölümüne bir yıl kalıncaya kadar hiç oturduğunu görmedim. Bundan sonra (nâfileleri) hep oturarak kıldı. Namazda (kıraat) sûreyi hep tertil üzere okurdu. Bundan dolayı da o sûre, aslında ondan daha uzun olan sûreden daha uzun görünürdü." (Müslim, Müsafirin 118 (733); Muvatta, Cum'a 20 (11/37); Tirmizî ve Nesâî)

Vail İbni Hucr (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i namazda kıyamda iken sağ eliyle sol elinin üstünden tutmuş (kavramış) gördüm." (Nesâî, İftitah 9 (2,125,126)

Ebu Cuheyfe (radiyallahu anhu) anlatıyor: Ali (keremullahi veche) buyurdular ki: (namazın) sünnetlerinden biri namazda (sağ) avucu (sol) avuç üzerine koyup, her ikisini birlikte göbeğin altına yerleştirmektir. (Rezin ilâvesidir; Ebu Dâvud, Salât 120 (756)

4.2.3. Kıraat (Namazda Kur'ân Okumak):

Namazda dünya ile ilgili konuşmak yasaktır:

Zeyd İbni Erkam (radiyallahu anhu): "Biz namaz kılarken konuşurduk. Öyle ki herkes kendi yanındakine birşeyler söyleyebilirdi. Derken "ALLAH'ın divanına tam huşû' ve taâtle (kani'tin) durun!" Bakara 2/238 âyeti nâzil oldu ve sükûtla emrolunduk. Konuşmaktan men edildik." dedi. (Buharî, Ameli fi's- Salât 2, Müslim Mesacid 35 (539); Ebu Dâvud (78 (949)

İbn Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Selâm verirdik, o da bize mukabele ederdi. Necaşî'nin yanından döndüğümüzde O'na yine (namazda) Selâm vermiştik, bize mukabelede bulunmadı." "Yâ Resûlullah! Biz sana vaktiyle namazda selâm verirdik, sen de selâmımızı alırdın?" dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazda meşguliyet var!" buyurdu. (Buharî, Ameli fis sâlât 2, Müslim, Mesacid 34 (538); Ebu Dâvud 170 (923,924)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bizim şu namazımız yok mu, bunda insan kelâmından hiçbirşey yaraşmaz. O; tesbih, tekbir ve Kur'ân kıraatıdır." buyurdu. (Nesâî, Sehv 20; İ. Ahmed V/447,448)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Tealâ dilediği emri yaratır, namazda konuşmamanızı da kesinlikle emretti." buyurdu. (Buharî, Tevhid 42; Ebu Dâvud, Salât 166; Nesâî, Sehv 20)

Namazların farz veya nâfile ilk rek'âtlerinde Fâtiha'dan önce Euzû besmelenin okunması sünnettir.
Diğer müteâkib rek'atlerde Fâtihadan önce besmelenin okunnması da sünnettir.
Zammı sûrelerin başında besmele çekilmez.
Sûbhaneke duası sadece ilk rek'âtın başında Fâtihadan önce okunur.
Her rek'âtta Fâtiha okumak vâcibtir.
Bir rekatta iki kere Fâtiha okumamak da vâcibdir.

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Kim Kitabın Fâtihasını (Fâtiha Sûresini) okumadan namaz kılarsa bilsin ki bu namaz noksandır- bu sözü 3 kere tekrarladı- eksiktir..." Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) ye: "Biz imâmın arkasında bulunursak?" (ne yapalım?) diye sorulduğunda:" İçinizden okuyun. Zirâ ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın şöyle buyurduğunu işittim.:" ALLAH Tealâ (bir hadis-i kudsî de) buyurdu ki: Ben kıraâti (salâti) kulumla kendi arasında iki kısıma böldüm, yarısı bana ait, yarısı da ona. Ve kuluma istediği verilmiştir. Kul: "Elhamdülillahi Rabbü'l-âlemin (Hamd âlemlerin RABB'ine aittir)" deyince ALLAH Azze ve Celle: "Kulum Bana hamdetti." buyurur. "Er-Rahmâni'r-Rahîm" dediğinde ALLAH (celle celâluhu): "Kulum Bana senâda bulundu (övdü)" buyurur. "Mâliki yevmi'd-din" (din gününün sahibi- âhiretin sahibi)" dediğinde, "Kulum Beni temcidetti (ululadı, büyükledi)" buyurur. "İyyake na'büdû ve iyyâke nestâ'in (yalnız Sana ibâdet eder, yalnız Senden yardım dileriz)" dediğinde, "Bu, Benimle kulum arasındadır. Kuluma istediğini verdim" buyurur. "İhdinâ's-sırata'l-müstakîm sıratallezine en'âmte aleyhim gayri'l-mağdubî aleyhim vela'd-dallin" (bizi doğru yola sevket, o yol ki kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoludur, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerin değil!)" dediği zaman: "Bu kulumundur, kuluma istediği verilmiştir" buyurur. (Buharî hariç Müslim,Salât 38; Ebu Dâvud; İmam Mâlik; Tirmizî; Nesâi; İbn Mâce;Beyhakî,Sünen-i Kübrâ II/39 rivayet etmişlerdir.)

Ebu Dâvud'dan gelen rivâyette ise Ebu Hureyre (radiyallahu anhu), Bana Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Haydi git ve Medine'de ilân et ki: Sadece Fâtiha Sûresi de olsa, Kur'ân'dan (bir parça) okumadıkça kıldığınız namaz namaz değildir." buyurdu ve başka da bir şey ilâve etmedi." dedi.

Ebu Saîd (radiyallahu anhu): "Namazda Fâtiha Sûresi ile kolay gelen bir miktar (Kur'ân âyeti) i okumakla emrolunduk." dedi. (Ebu Dâvud, Salât 136 (8l8)

Übâdetü'bni Sâmit (ra)dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ümmü'l - Kur'ân'ı okumayanın namazı yoktur." buyurdu. (Müslim, Salât (36)

Hz Câbir (radiyallahu anhu): "Kim Fâtiha'yı okumadan bir rek'ât namaz kılarsa, imâmın arkasında bulunmadığı takdirde namaz kılmış sayılmaz" dedi. (Muvatta, Salât 38 (1,64); Tirmizî, Salât 233 (313)

Bir melek gelerek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Müjde, sana iki nûr verildi ki senden önce hiçbir peygambere verilmemişti. Fâtihatü'l - Kitab ve Bakara sûresinin son âyetleri." buyurmuştur. (Müslim, Müsafirin 254; Nesâî, İftitah 25)

Namazda Fâtiha'nın okunması: İmam Şâfiî, Mâlik ve Ahmed İbn Hanbel'e göre farz, İmam Azam'a göre vâcibdir. Ebu Hanife (İmam Azam) Kur'ân' dan bir miktar okumayı farz kabul etmiştir.

Zamm-ı sûre vâcibdir şöyle ki: Farz namazların ilk iki rek'atinde, vitir namazının her üç rek'âtınde de, nâfile namazların her rek'âtinde zamm-ı sûreyi okumak, Ebu Hanifeye göre vâcibdir.

Vâil İbnu Hucr (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, "Gayri'l-mağdûbi aleyhim vela'd-dâllin!." i okuyunca "âmiiin!" buyurduğunu ve uzattığını işittim." der. (Ebu Dâvud, Salât 172 (932,933); Tirmizî, Salât 184 (248)

Bilâl (radiyallahu anhu), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Yâ Resûlullah! "Âmiiin!" de beni geride bırakma (unutma)!" demiştir. (Ebu Dâvud, Salât 172 (937)

Ebu Hanife "âmiiin!" nin gizli söylenmesini kabul eder, yükseltmek de sünnettir!

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İmam "âmiin!" deyince siz de "âmiin" deyin. Zirâ kimin âmin'i meleklerin âmini ile tevafuk (uygun gelme) ederse geçmiş günahları bağışlanır." buyurdu. (Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Buharî; Davât 63)

Başka bir hadis-i şerîfte: "Bir cemâat bir araya gelir, bir kısmı dua eder diğer kısmı da "âmiin" derse ALLAH Tealâ mutlaka icâbet eder (kabul eder)." buyurulmuştur.

İbni Abbas (ra): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) perdeyi açtı, halk Ebu Bekir'in arkasında saf olmuşlardı. (Bunu görünce): "Ey nâs! Şu muhakkak ki müslümanın göreceği yahut ona gösterilecek sâlih rüyâdan başka peygamberlerin müjdecilerinden hiçbirşey kalmamıştır. Dikkat edin ki! Ben rükû' ve secde hâlinde Kur'ân okumaktan nehy olundum (yasaklandım). Rükû'da ALLAH Tealâ'yı ta'zim edin! Secdede ise dua etmeye çalışın! Zîrâ secde hâlinde duanızın müstecâb olması pek umulur." buyurdu. (Müslim, Salât 207 (479)

Ebu Bûrde (radiyallahu anhu) der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Sabah namazında 60-100 arasında âyet okurdu." (Buharî, Mevâkit 11,13,89; Müslim, Mesâcid 2 (1,246); Nesâî, İftitah 112 (2, 157)

Amr İbnu Hureys (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın sabah namazında "iza'ş-şemsu kuvviret" sûresini okuduğunu işittim." (Müslim, Salât 164 (456); Ebu Dâvud, Salât 135 (817); Nesâî, İftitah 44 (2,157)

Cabir İbnu Semûre (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı sabah namazında Kâf ve'l-Kur'âni'l-Mecîd ve benzeri bir sûre okurdu. Diğer namazları hafif kıldırırdı." (Müslim, Salât 168 (458)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Efdâlü's - salâti tuluü'l - kunut: Namazın en fâziletlisi kunutu (kıyamı) uzun olandır." buyurdu. (Müslim, Müsafirin 164, 165)

Hanefilerde; cemâate ağır gelmeyecekse imâmın kırâatı uzatması sünnettir. Esas olan: Sabah ve öğle uzun, ikindi ve yatsı orta, akşam kısa sûreler okunması sünnettir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben uzun okumak arzusuyla namaza başlarım. Ancak kulağıma bir çocuk ağlaması gelince annesini huzursuz etmemek için uzun okumaktan vazgeçerim!" buyurmuştur.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in çeşitli vâkitlerde okuduğu zamm-ı sûrelerle ilgili pek çok hâdis-i şerîf vardır.

Aişe (radiyallahu anha) der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) askerî bir birliğin başına birisini komutan yapmıştı.Bu zât arkadaşlarına namaz kıldırırken, her seferinde kıraatını "Kul hûvallahu ahad" ile tamamlıyordu. Döndükleri zaman durumu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) e söylediler. Aleyhisselâtü vesselâm: "Sorun ona niçin böyle yapıyormuş?" buyurdu. O kimseye sorulduğunda: "Çünkü o (İhlas Sûresi), Rahmân'ın sıfatıdır, ben onu okumayı seviyorum!" diye cevâb verince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ona haber verin, ALLAH Tealâ da onu seviyor!" buyurdu. (Buharî, Ezân, 106; Tevhid 1; Müslim, Salât 263 (8l3); Nesâî, İftitah 69 (2,171)

Yine Kûba Mescidi İmamı ensârdan bir zât; namazın her rek'âtinde Fâtiha'dan sonra önce "kul hûvallahu ahad"i sonra başka sûreyi de okuyordu. Neticede iş Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e arzedilince:

"Ey falan! Arkadaşlarının söylediklerini niye yapmıyorsun! Her rek'atte bu sûreyi (ihlâs) okumaya seni sevkeden sebeb nedir?" diye sordu: Adam: "O'nu seviyorum!" cevâbını verince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "O'na olan sevgin seni cennete sokacaktır!" müjdesini verdi. (Hanefilerde, sûre sırasıyla tertibe uymamak mekruhtur.)

4.2.4. Rükû' :

4.2.5. Secdeler :

Ta'dîl-i Erkân : rükünlerin adâletle hakkınca yapılıp yerine getirilmesi:

Ebu Mes'ud el-Berdî (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden biri, rükû' ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz. (cevâz yoktur.)" (Ebu Dâvud, Salât 148 (855); Tirmizî, Salât 196 (265); Nesâî, İftitah 88 (2,183); İbn Mâce, İkâmet 21-22, (891-893)

Tuma'nînet (emin olma, inanma, itmînân) denilen;
Rükû'ya gidince (erkeklerde) baş ve sırtın dümdüz olarak beklemesi ve en az bir kere "Subhanallahi'l-âzim" demesi,
Doğrulunca da tam dikilerek "Rabbena leke'l-hamd" diyecek kadar beklemesi,
Secdeler arasında da tam oturarak "Subhanallah" diyecek kadar mutlaka beklemesidir.
Şafî ve Hanbelî de farz, Hanefide farza yakın vâcibdir.

Nu'man İbnu Mürre (radiyallahu anhu) dan gelen rivâyetin sonunda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ".... Hırsızlığın en kötüsü de namazını çalmaktır!" buyurunca sordular ki: "Yâ Resûlullah, kişi namazını nasıl çalar?" Cevâben: "Rükû'sunu ve secdelerini tamamlamaz!" buyurdu.. (İmam Mâlik, Muvatta, Kasru's-salât 72 (1,167)

Salim el-Berrâd anlatıyor: "Ebu Mes'ud'a gelerek: "Bize Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in namazını anlat!" dedik. Hemen önümüzde kalktı, tekbir getirdi. Rükû'ya varınca ellerinin ayalarını dizlerinin üzerine koydu. Parmaklarını dizinin alt kısmına getirdi (diz kapaklarını avuçladı). Dirseklerini yan taraflarına uzattı. Bu hâlde (sırtı dümdüz) her uzvu sabit (hareketsiz) durdu. Sonra "Semi'allahu li-men hamîdeh!" dedi ve her uzvu düz oluncaya kadar doğruldu." (Ebu Dâvud, Salât 148 (863); Nesâî, İftitah 92 (2,186)

Enes (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Secdede ta'dîle riâyet edin (uyun), kimse kollarını köpeklerin yayışı gibi yaymasın!" buyurdu. (Buharî, Ezân 141; Müslim, Salât 223 (493); Ebu Dâvud, Salât 158 (897); Tirmizî, Salât 205 (276); Nesâî, İftitah 140 (2,211-212)

Enes (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Rükû' ve secdeleri yerine getirin (dosdoğru, kıvâmında yapın), ALLAH'a yemin olsun sizi muhakkak arkamdan görüyorum (rükû' ve secdelerinizi), belki "sırtımın gerisini" buyurmuştu. (Buharî, Eymân 3, Ezân 88; Müslim, Salât 110; Nesâî, İftitah 106 (2,193-194)

Mâlik İbnu'l-Huveyris (radiyallahu anhu), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Beni namaz kılarken nasıl gördüyseniz siz de öyle kılın!" buyurdu buyrmuş ve göstermiştir. (Ebu Dâvud;Buharî, Ezân 18; İ.Ahmed, V-53; Darimî, Salât 12)

Enes b. Mâlik (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Enes! (namaz kılarken) gözlerin secde edeceğin yerde olsun!" buyurdu. (Beyhâki, Sünenü'l-Kübra II-284)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i secedede: "Allahümme Euzu bi rızake min sahtike ve bike minke ve bi mu'afâtike min ukubetike, lâ ahsa senâ'e aleyke!: ALLAH'ım! Hışmından rızana, cezândan affına, Senden Sana sığınırım. Seni hakkıyle senâ etmem mümkün değildir!" buyururdu. (Tirmizî, Şerhü's- Sahihi't-Tirmizî III-52)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki secde arasında: "Allahümmâ'firlî, ve'rhamnî, Ve'hdinî ve afinî ve'r zuknî: ALLAH'ım! Beni bağışla, bana merhamet et acı, beni doğru yola ilet, bana afiyet ver, beni rızıklandır (maddî-mânevî)." buyurdu.

Es-Sa'di babasından veya amcasından naklediyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazını kılarken dikkatle baktım, rükû' ve secdelerde üçer kere "Sûbhanallahi ve bihamdihi" diyecek kadar duruyordu. (Ebu Dâvud, Salât 154 (885)

Berâ (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Secde ettiğin zaman ellerini yere koy, dirseklerini (havaya) kaldır." buyurdu. (Müslim, Salât 234 (494); Tirmizî, Salât 202, (271)

Tirmizînin bir rivâyetinde ise: Berâ (radiyallahu anhu) ya: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) secde edince yüzünü nereye koyardı?" diye sordum. "Ellerinin arasına!" diye cevâb verdi. (Tirmizî, Salt 202 (271)

Abdullah ibnu Mâlik İbni Buhayne (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazda secdeye gidince ellerinin arasını, koltuk altı görününceye kadar açardı." (Buharî, Ezân 130; Müslim, Salât 235, (495); Nesâî, İftitah 52 (2,212)

Vail İbn Hucr (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) secdeye gidince alnını, ellerinin arasına koydu, kalkınca da diz kapaklarının üzerine kalktı ve dizlerine dayandı." (Ebu Dâvud, Salât 141 (839)

İmam Ali (keremullahi veche) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Yâ Ali! Nefsim için sevdiğimi senin için de seviyorum, nefsim için hoşlanmadığımı senin için de hoşlanmıyorum, öyleyse iki secde arasında ikâ'da bulunma." buyurdu. (Tirmizî, Salât 209 (282)

İkâ: çömelerek, oturup dizleri dikip ellere dayanma.

İbn Ömer (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (namazda) bir kimsenin elleriyle yere dayanarak oturmasını yasakladı." (Ebu Dâvud, Salât 187 (992)

İbni Abbas (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Ben yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum: Alın ve eliyle burnunu da işâret etti eller, diz kapakları, ayaklarım etrafları (secde sırasında) ne elbiseleri ne de saçı toplamayınız." buyurdu. (Buharî, Ezân 133, 134,137; Müslim, Salât 227-231 (490); Ebu Dâvud, Salât 155 (889)


Azîz kardeşim;
Yapılış sebebi olan maksadına ulaşmayan iş boşunadır.
Zaman ve emek beyhudedir.
Dünya işlerinde sonuç peşin görüldüğünden veya çabuk çıktığından bunu aklı olan bilir.
Dünyada imtihan olup âhirette hesaba çekilmeyi esas alan dinî esasların yapılış gayesi iyice anlaşılsın ki yapılırken iyi niyet, samîmîyet ve ciddîyyetle örnek, rehber, mürşid ve imâmımız azîz efendimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' olup emrettiği ve uyguladığı gibi yapılabilsin!
Koca bir balonu toplu iğnenin ucu bir dokunuşta gümletiveriyor.
Bir kazan sütü, bir damla sirke bozuyor.
Kulluk ibâdet demektir.
Kulluğun kemâli Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup, imân edip, tâbi' olup itâat etmektir.
Bilerek, anlayarak ve yaşayarak hatta hasbi hizmetkârlıkla yaşatarak...

Milyonlarca insan geldi, geliyor ve gelecekler de...
Herkesin kendine özgü bir aklı mantığı vardır.
Herkes kendi kafasından doğruyu târif edecek olursa sonsuz din çıkardı ortaya...
Noksan konuşan din adamları kürsülerden halka bas bas bağırıyorlar: "Bizim dinimiz akıl ve mantık dinidir..." diye...
Çok eksik ve tehlikeli bir anlatış tarzıdır bu...
Doğrusu şudur ki: "Bizim dinimiz Nakl (Kur'ân-Sünnet) içinde akıl ve mantık dinidir...
Akıl ve mantık anlamak ve yaşamak için gereçtir.
Bakara Sûresi daha başlarken başında: "Onlar gaybe inanırlar..." la başlar...

Gayb: olduğu kesin olan ve asla görülmeyendir...

Akıl böylesi muammaları ve problemleri ancak nakl ile çözebilmektedir! Yoksa herkes bir söz ve davranış ortaya koyup da dinin gereği bu derse, bu saçmalıktır...
İslâm dininin aslı ve esası Muhammed Aleyhi's- Selâm'a Resûlullah olarak inanıp, tâbi' olup akvâlini, amelini, ahlâkını ve hâllerini öğrenip, iyice anlayıp bir bir tatbik etmektir.
Bizler de bu yolu elden geldiğince izliyoruz.
İbâdetlerin ve kulluğun bel kemiği olan namazı dostoğru kılabilmek için dostoğru öğrenmeliyiz...
Yeni bir şey icâd etmiyoruz!
Sadece hazır lokma hâline getirilip hazırlanmış hadis-i şerîfleri sofraya topluyoruz...
Çünkü zamanımızda insanların kalın ve çokça ciltler arasında tek tek arayacak ne zamanı, ne arzusu, ne de gücü var...
Hepimiz görüyoruz ve içimiz yanıyor nice nice namaz kılanlara...
Çünkü bilmiyor...
Yoksa neden zâten kaldığı namazı, dostoğru kılmasın?
Bileceğimiz tek şey ise dinimizin tek getiricisi, tek peygamberi ve tek rehberi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i dinlemektir.

Namazın her rüknünü hakkını vererek adâletle (ta'dîl-i erkânla) ve Muhammedî edeble kılabilmek için hadis-i şerîflere biraz daha dalalım ve dinleyelim:

Ebu Mes'ud el-Bedrî (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bir kişinin sırtı rükû' ve secdelerde düzgün (emredilen şekilde) olmadıkça namazı eksik kalır (câiz olmaz)", buyurdu. (İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce, İbni Huzeyme, İbni Hibban rivâyetleri)

Abdurrahmân İbni Şiblî (radiyallahu anhu) der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) karga yem toplar gibi acele secde yapmayı, sadece yırtıcı hayvanların yaptığı gibi kolları yere sermeyi ve devenin ahırda belli yer edindiği gibi mescidde belli bir yer edinmeyi (tutmayı) yasakladı." (İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Nesâî, İbni Huzeyme ile İbni Hibban rivâyet ettiler.)

Ebu Katade (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "En kötüsü namaz hırsızıdır." buyurunca, Ashab-ı güzün (radiyallahu anhu): "Yâ Resûlullah! Namazdan nasıl hırsızlık yapar?" dediler. "Rükû' ve secdelerini tam yapmaz" veya: "Rükû' ve secdeler de belini (omurga) tam doğrultmaz!" buyurdu. (İmam Ahmed, Taberâni, İbni Huzeyme ve Hâkim, sahih isnadla rivâyet etmişlerdir.)

Abdullah ibni Mugaffel (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hırsızların en hırsızı (yamanı), namazını çalan kişidir" "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Kişi namazının nasıl hırsızı olur?" diye sorulunca: "Rükû'' ve secdelerini tam yapmaz! İnsanların en cimrisi de selâm hususunda cimrilik yapan kişidir!" buyurdu. (Taberânî Ceyyid isnadla Sağir, Evsat ve Kebir'inde rivâyet etti)

Ali İbni Şeyban (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gittik. Ona beyât ettik. Arkasında namaz kılarken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gözü ucuyla rükû'da belini doğrultmayan bir adam gördü. Namazını edâ edince:"Ey Müslüman cemâati! Rükû'da ve secdelerde belini doğrultmayanın namazı olmaz!" buyurdu. (İmam Ahmed, ibni Mâce, İbni Huzeyme ve İbni Hibban rivâyetleri)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) der ki: "Bir gün benim de bulunduğum bir sırada Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına şöyle buyurdu: "Şu güzel süt birinizin olsaydı onun kesilmesini istemezdi. Nasıl oluyor da biriniz kasden ALLAH rızası için kıldığı namazın bazı yerlerini buduyor. Namazınızı (adab ve erkânına riâyet ederek) tamamlayın (kılın). Zirâ ALLAH (celle celâluhu) tamam olmayan namazı kabul etmez" buyurdu. (Taberâni, Evsat'ında hasen isnâdla rivâyet etti.)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:"ALLAH (celle celâluhu) rükû' ve secdeler arasında belini doğrultmayan kuluna (rahmet nazarıyla) bakmaz..." (İmam Ahmed ceyyid isnâdla rivâyet etti)

Numan İbni Mürre (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İçki içen, zinâ yapan ve hırsızlık yapanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?" dedi. Bu soruyu daha bunların (suçların) cezâları bildirilmeden önce sormuştu. Ashab: "ALLAH (celle celâluhu) ve Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) bilir!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bunlar çok çirkin şeylerdir ve hepsininde cezâsı vardır! Ve hırsızların en kötüsü (adisi) namazı çalan kişidir!" buyurunca Ashab: "Bir kişi namazı nasıl çalar Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)!" dediler.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Rükû' ve secdelerini eksik yapar" buyurdu. (İmam Mâlik rivâyet etti)

Enes (radiyallahu anhu) in Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) den rivâyetinde: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namazı vakti çıkınca, huşû' (ve huzû'), rükû' ve secdelerini eksik yaparak kılmış ise, bu namaz simsiyah olarak oradan ayrılır. Ve şöyle der: "Sen beni nasıl zâyi ettiysen, ALLAH (celle celâluhu)da seni öyle zâyi etsin!" Nihâyet
ALLAH'ındilediği yere kadar varır. Orada paçavra gibi dürülür, sonra yüzüne çarpılır." buyurdu
(Tâberani rivâyet etti)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescidin bir köşesinde otururken bir adam mescide girdi, namaz kıldı. Sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın yanına geldi ve selâm verdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ve aleyke's-Selâm, dön (tekrar) namaz kıl, (Zîrâ) sen namaz kılmış olmadın!" buyurdu. Adam gitti (tekrar) namaz kıldı geldi, Selâm verdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ve aleyke's-Selâm, dön (tekrâr) namaz kıl! Sen namaz kılmış olmadın!" buyurdu. Adam ya birincisinde veya bir sonrakinde: "Bana (nasıl kılacağımı) öğret Yâ Resûlullah!" deyince, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz kılmaya kalktığında (önce) güzelce abdest al, sonra kıbleye dön (yönel) "ALLAHU EKBER" de, sonra Kur'ân'dan kolayına gelen yeri oku, sonra da rükû'ya git ve orada biraz bekle (itmînân bul), rükû'dan kalkıp iyice doğrulunca (bekle) secde et, secdede biraz durup (tatmâînne saciden) başını kaldırınca ikince secdeye varmadan oturduğun yerde biraz durup bekle (tatmainne calisen). İkinci secdeden kalkınca belini iyice doğrult, (sonra kalk). Namaz bitinceye kadar böyle yap." buyurdu. (Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbni Mâce rivâyet ettiler)

Bir başka rivâyette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ".... Sonra ikinci secdeden ayağa kalk ve doğrul" Bunun üzerine adam dedi ki:" Seni hakk ile gönderen ALLAH (celle celâluhu)'a yemin ederim. Bundan başka bilmiyorum. Bana nasıl namaz kılacağımı öğret..." şeklindedir. (Buharî ve Müslim rivâyetleri)

Ebu Dâvud'un rivâyetinde: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "... Bunu yaptığın zaman namazın tamam olur. Bundan eksik (noksan) yaparsan namazın eksik olur!" buyurdu.

Rifaa İbni Râfi' (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında oturuyordum. Bir zât gelerek mescide girdi ve namaz kıldı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beğenmedi. Bunun üzerine adam: "Neyimi beğenmediğinizi anlayamadım!" deyince, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şunları yapıncaya kadar hiç birinizin namazı tamam olmaz... ALLAH (celle celâluhu)'ın emrettiği şekilde eksiksiz abdest alır, yüzünü ve ellerini (kollarını) dirsekleriyle birlikte yıkar, başına mesheder ve topuklarıyla birlikte ayaklarını da yıkar, sonra (sırasıyla) "ALLAHÛ EKBER" der, ALLAH (celle celâluhu)'a hamd ve tazîm (ululama) de bulunur (Subhaneke ve Fâtiha'yı) ve ALLAH (celle celâluhu)'nun müsâde ettiği ve kolayına giden Kur'ân'ın bir yerini okur, tekbir alır ve rükû'ya gider, ellerini diz kapaklarına koyar; öyle ki kendisini salarak hareketsiz olur (mafsallar tatmîn olup yerli yerine yerleşir). "Semiallahû limen hamîdeh" der, iyice doğrulduktan sonra tekbir alarak secdeye varır, alnını yere koyar, secdede kendisini tamamen bırakır; rahatça oturarak belini doğrultur. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) târifini bitirinceye kadar bu şekilde anlattı ve: "Böyle yapmadıkça hiçbirinizin namazı tam olmaz!" buyurdu. (Nesâî ve Tirmizî rivâyet ettiler. Hadis metni Nesâî'nin)

Tirmizî hadisin sonunda: (Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bunu yaptığında namazın tamamdır. Bundan eksik yaparsan namazın eksik (noksan) kalır!" buyurdu.

Ammar İbni Yasir (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın şöyle buyururken işittim: "Bir kişi namaz kılınca (kendisine namazdaki dikkâtine göre) namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevâb yazılır. (yazılabilir.) " (Ebu Dâvud ve Nesâî, İbni Hibban rivâyet etmişlerdir.)


Ebu Yeser (radiyallahu anhu) (Bedir şehitlerinden) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın şöyle buyurduğunu rivâyet etti: "İçinizde namazı tam kılan, yarı kılan üçte bir kılan, dörtte bir kılan, beşte bir kılan, hatta onda bire kadar eksik kılan var..." (Nesâî hasen isnadla rivâyet etmiştir.)


Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazdan sonra birine hitâben: "Ey müslüman (fülân!) Neden namazını güzel kılmıyorsun? Neden birisi namaz kıldığında nasıl namaz kılıyor diye (etrafına) bakmıyorsun? (bu şekilde hatanı düzeltebilirsin!.) Şüphesiz ki o kendi nefsi için namaz kılıyor! (senin için değil! Sen de kendi namazını güzel kıl!). Zîrâ ben arkamı tıpkı önümü gördüğüm gibi görüyorum!" buyurdu. (Müslim ve Nesâî rivâyetleri)
.
Fadl İbni Abbas (radiyallahu anhu), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın şöyle buyurduğunu rivâyet eder: "Namaz iki rek'ât, iki rek'âttir (emredilmiştir.). Her iki rek'âtın sonunda (oturur ettahiyyatüyü okur) teşehhüd edersin, (sadece ALLAH (celle celâluhu)'a yönelip) huşû' ve tazarru' içinde ellerinin içini (semâya açıp) RABB'ıne kaldırarak: "Yâ Rabbi! Yâ Rabbi!" diye dua edersin kim böyle yapmazsa eksikler olur..." (Tirmizî, Nesâi, İbni Huzeyme, Ebu Dâvud, İbni Mâce, rivâyet ettiler)

İbni Abbas (radiyallahu anhu) dan merfû' olarak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu: "Farz namazları teraziye benzer. Eksiksiz yapan, eksiksiz kazanır." (Beyhâki, rivâyet etmiştir.)

Muttârif b. Abdullah b. Eş Şihhir babasından naklediyor ki:"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı namaz kılarken gördüm. Göğsünde ağlamaktan meydana gelen ve tıpkı değirmen iniltisi (sesi) gibi bir inilti (eziz) vardı." (Ebu Dâvud, Salât 1, 57/904 rivâyeti)

"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)ı namaz kılarken gördüm. Göğsünde tıpkı kaynamak üzere olan tencerenin cızıltısı (iniltisi) gibi eziz duyuluyordu. Yâni (çok içli) ağlıyordu..." (Nesâî, Sahv 18/1213 rivâyeti böyledir. İbni Huzeyme ve İbni Hibban da böyle rivâyet ettiler)


Azîz kardeşim;
Sırası olduğu ve ALLAH rızası için "Eziz Namazı" ile ilgili açık bir rûyamı arzedeyim:


Rüyâmda Antalya'dayım.
Şehir bağlık bahçelik hâlde.
Batı kesiminde bendenize ait çok geniş bağlar bahçeler ve konaklar var.
Doğu kesminde ise Siirtli Hocam Muhammed Sıddık Efendiye ait bağlık bahçelik var.
Bana bir haber getirildi ki çok acele oraya gitmem isteniyordu...
Benim vardığımda etrafı duvarla çevrili tek kapısı olan ve içi yeşil çayırla kaplı bir avluda insanlar vardı.
Hoca Efendi bana: "Ebu Bekir (radiyallahu anhu) ve misâfirler Medine'den geldiler, bize Duhâ namazını cemâatle kıldıracaklar. Namazı kılınca sen çok çabuk şekilde evine dön çoluk çouğuna imâm olup öğle namazını kıldır ve gel ki misâfirlerimiz ikindiden önce gidecekler!" dedi.

Ebu Bekir (radiyallahu anhu) ı çok kereler görmüştüm ve tanıyordum. Hemen imâm oldu.
Birinci safta 12 kişi vardı.
İkinci saf sağdan tutulunca Hocamdan sonra ben yedinci oldum ve safta 5 kişilik yer eksikti.
Namazın kılınışını ve bitişini hatırlamıyorum.
Ancak ben çıkmak için kapıya gelince eşim Fatima hanımı ve kızım Ahsen'i beyaz hac kıyafeti içinde bekler buldum.
Onlar da dışardan imâma uymuşlardı.
Ve binlerce insanın herbir yerlerden namaza durmuş olduklarını henüz bozulmamış saflardan anladım.
Kızım Ahsen: "Babacığım, bu nasıl namaz kılış, vallahi ben böylesini hiç görmedim.
Sadece bir inilti ve hıçkırık sesi duydum..." dedi.
Ben de: "Kızım bu namaza "Eziz Namazı" denilir ki bunu ancak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ebu Bekir (radiyallahu anhu) gibi sahabeleri kıldırılabilir..." dedim.
Bu kadarı yeterlidir.

Rahmetli koca Âşık Hacı Osman Aksarayî Baba'da çoğu kez böyle kılardı yalnızken veya berâberken...
Bir keresinde Aksaray'a ziyârete gitmiştik arkadaşlarla...
Akşam namazı dergâhda kılınacaktı.
Bendenizi, zorla imâm yaptı.
Elim ayağım karıştı amma çâre yok...
İmâm oldum.
Fâtiha'ya girince arkamdaki safta kıyâmet koptu...
Sanki inleyen insan gögsü değil de tencereler cızıldıyordu. Abartıyorum sanma sakın...
Tasavvuf yaşayınca anlaşılan ve anlaşıldıkça yaşanan ilâhî, kudsî ve Muhammedî bir

SIR İLMİ'dir.
Tasavvufta halka verilecek şey muhabbet, merhamet ve hasbî hizmettir. Halktan alınabilecek tek şey ise hayr duadır...
Anlatılan ve yaşanan hâller hoş ve hayırlı ise
"BİZ" e aittir, "bana" değil hâşâ... Çünkü biz bir bütünüz ve Muhammedîyiz...
Tevbemiz bir, duamız bir ve rızamız da birdir...
Her şeyimiz birdir, biledir ve bize aittir!
Bu
"BİLELİK" sırrı, "RABBANÎ RIZA" nın Muhammedî zuhûrudur...


İmâm Ali (keremullahi veche) anlatıyor ki: "Bedir savaşında içimizde Mikdâd (radiyallahu anhu) dan başka suvâri yoktu. Ben, sahabeler olarak hepimizin uyuyup, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i (sabaha kadar uyumayarak) bir ağacın altında namaz kılarken ve ağlarken gördüm!" (İbni Hüzeyme Sahih'inde rivâyet etti.)

Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazlarında gözlerini göğe (semâya) dikenlere ne oluyor? (bunu neden yapıyorlar?).." Bu konuda o kadar şiddetli konuştu ki: "Ya buna (gözü göğe dikmeye) son verirler, ya gözleri çıkarılır." buyurdu. (Buharî, Ebu Dâvud, Nesâİ ve İbni Mâce, rivâyet ettiler.)

Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazda gözlerinizi semâya dikmeyiniz, sonra gözünüz elden gider (çıkar)" buyurdu. (İbni Mâce, Taberâni Kebir'inde, İbni Hibban Sahih'inde, rivâyet ettiler.)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanlar namazda dua esnasında ya gözlerini göğe dikmekten vazgeçerler yada gözleri çıkarılır." (Müslim ve Nesâî rivâyet ettiler.)

Cabir İbni Semure (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanlar namaz içinde gözlerini göğe (havaya) dikmeye son versinler. Yoksa gözlerinin nûru söner..." (Müslim, Ebu Dâvud ve İbni Mâce rivayet ettiler)

Ebu Dâvud'un rivâyeti şöyledir: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescide girdi ve orada ellerini göğe kaldırarak namaz kılanları görünce şöyle buyurdu: "İnsanlar namaz kılarken ya gözlerini havaya dikmezler ya da gözleri havada dikili kalır (kendilerine dönmez!)

Aişe (radiyallahu anhu) der ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dan namaz kılarken boynu sağa sola çevirmenin hükmünü sorduğumda:" Bu (dışarıya iltifat), kulun namazından şeytânın çaldığı bir ihtilas (çalma, kapıp kaçma, aşırma) dır." buyurdu. (Buharî, Nesâî, Ebu Dâvud ve İbn Hüzeyme rivâyet ettiler.)

Ebu Hüreyre (radiyallahu anhu) der ki: "Dosdum Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bana üç şey emretti ve üç şeyden de nehyetti: "Horozun gagasıyla yem topladığı gibi (rükû' ve secdeleri acele) yapmaktan, namazda köpek oturuşu gibi dizleri dikip oturmaktan ve Tilki gibi sağa-sola bakmaktan nehyetti..." buyurdu. (İmam Ahmed hasen isnadla ve Ebu Yâ'lâ rivâyet etmişlerdir.)

Muaykib (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz kılarken (yerdeki) çakılları düzeltme, mutlaka gerekiyorsa (sadece) bir defâ düzelt!" buyurdu. (Buharî, Msülim, Nesâî, İbni Mâce, Ebu Dâvud rivâyet etmişlerdir.)

Ebu Cehm Abdullah İbni Hâris İbni Simme'l-Ensâri (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz kılanın önünden geçen kişi bunun ne kadar aleyhine olduğunu (günahını) bilse, kırk (gün) durup beklemesi, onun için namaz kılanın önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu." buyurdu.
Ebu Nadr der ki: "(Resûlullah (Sav) kırk gün mü, kırk ay mı yoksa kırk sene mi dedi, bilmiyorum!"
(Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce rivâyet ettiler.)

Bezzar'ın rivâyetinde "kırk sene" geçmektedir.

Tirmizî'nin Enes (radiyallahu anhu) dan rivâyetinde "Yüz sene" buyurulmuştur.

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biri, RABBiyle münâcâatta iken (namaz kılarken) kardeşinin önünden geçtiğinde, kendisine ne kadar günah olacağını bilse, olduğu yerde 100 sene durmayı, attığı bir hatalı adıma tercih ederdi." (İbni Mâce, Sahih İsnâdla, İbni Nuzeyme ve İbni Hibban da Sahih'lerinde rivâyet etmişlerdir.)

Ebu Saîd el-Hudrî (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biri namaz kılarken önüne koyduğu sütre (işaret) ile arasından geçmek isteyen kimseye engel olsun (eliyle def'etsin,göğsünü itsin!). Geçmekte israr ederse (direnirse) şiddet kıllansın! (Hadis-i şerîfin orjinalinde Feyekatiluhu: mukatele etsin, şiddetle vursun) Şüphesiz ki o, şeytândır...
Diğer bir ifâde içinde ise: "Sizden biri namaz kılarken önünde kimsenin geçmesine izin vermesin, gücü yettiği kadar ona engel olsun. Eğer, diretirse şiddetle mâni olsun. Çünkü o şeytândır."
(Buharî, Müslim, rivâyet etmişlerdir. Metin Müslim'in Ebu Dâvud'da benzerini rivâyet etmiştir.)

Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biriniz namaz kılarken önünden kimseyi geçirmesin. Eğer geçmeye diretirse (ayak direrse) şiddet kullanın. Zîrâ o kimseyi geçiren yanındaki arkadaşı (şeytân)dır." (İbni Mâce, Sahih isnadla, ibni Hüzeymu Sahih'inde rivâyet etmişlerdir.)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

4.2. NAMAZIN RÜKÜNLARI (İÇ ESASLARI) - 2

4.2.6. Ka'de (Oturma, Cülûs) ve Teşehhüd :

Vail İbnu Hucr (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sol ayağını yere yaydı, elini sol uyluğunun üzerine koydu. Sağ ayağını da dikti...
Nesâî'nin rivâyetinde: "Kollarını, uyluklarının üzerine koydu, (sağ) şehâdet parmağıyla işâret ederek dua ediyordu (teşehhüdü okuyordu).
(Tirmizî, Salât, 218 (292); Nesâî, Sehv 30 (3,35)

İbni Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ilk iki rek'at (sonunda) oturunca, çabuk kalkmak için sanki kızgın taş üzerine oturmuş gibiydi." (Ebu Dâvud, Salât 185 (995); Tirmizî, Salât 270 (366); Nesâî, İftitah 1951 (2,243)

İlk iki rek'ât sonu kısa oturuştur ve sadece Ettahiyyatü okunur. Hanefîlerde başka bir ilâve (salâvât, duası v.s.) okunursa sehiv secdesi gerekir.

Oturuşta sağ ayak parmakları kıble istikametinde dikili, sol ayak sırt üstü yere yatık ve sol ayak üzerine oturulur. Eller uyluk üzerinde ve dize yakın, veya diz üzerindedir.

Abdullah ibni Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana, avucum avuçlarının içinde olduğu hâlde, Kur'ân'dan sûre öğretir gibi teşehhüdü öğretti: Ettahiyâtü lillahi ve's-Salâvâtu ve't-tayyibâtû, es-Selâmû aleyke eyyûhe'n-nebîyyû ve rahmetullahi ve beraketühü, es-selâmû aleynâ ve alâ ibadillahi's-sâlihin. Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah."
Bir rivâyette fazla olarak: "İbadillahi's sâlihin" ibâresinden sonra şöyle buyurmuştur: Siz bunu (teşehhüdü) yaptınız mı semâ ve arzdaki sâlih kullara selâm vermiş olursunuz.
Bir diğer rivâyette (Buharî-Müslim): (Teşehhüdden) sonra dilediği senâyı yapmakta muhayyerdir (serbesttir.).
Ebu Dâvud'un rivâyetinde: "Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühû (dersiniz) sonra herbiriniz hoşuna giden bir dua ile dua etsin..." buyurdu.
Yine Ebu Dâvud'un bir diğer rivâyetinde:..... bize onları öğretirdi ve yine şu duaları bize teşehhüdü öğrettiği gibi öğretirdi:
Allahümme ellef beyne kulûbinâ: (ALLAH'ım kalblerimiz arasına ülfet (kaynaşma) ver, birleştir.)
Ve aslih zâte beynenâ: Aramızdaki (geçimsizlikleri islâh et, (düzelt.)
Ve'hdinâ sübüle's-selâm: Bizi selâmet yollarına hidâyet et (sevket)
Ve neccinâ mine'z-zulümâti ile'n-nûr: Bizi zulümat (karanlık) tan nûra kavuştur.
Ve neccinâ'l-fevahişe mâ zahara minha vemâ batana: Bizi fuhşun (çirkinlik, kötülük) açık ve gizlisinden uzat tut (ört).
Ve bârik lenâ fi esmâ'ine ve ebsarine ve kulûbenâ ve ezvâcinâ ve zürriyetinâ: Kulaklarımızı, gözlerimizi, kalblerimizi, zevcelerimizi, zürriyetlerimizi hakkımızda mûbarek (bereketli ve hayırlı) kıl.
Ve tüb aleynâ inneke ente't-Tevvabü'r-Rahîm: Tevbelerimizi kabul et, sen Rahîmsin tevbeleri kabul edensin!
Ve'calnâ şakîrine lini'metike müsnine biha kabiliha ve etimme aleynâ!: Bizleri verdiğin ni'metlere (Sana) şükredici, onlarla (Sana) senâ edici kıl. Onlarla şükür ve senâlarımızı kabul et ve bize tamamla (dinimizde, dünyamızda ve âhiretimizde). (âmin...)
Yine Ebu Dâvud'un bir diğer rivâyetinde: "Ve Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah dan sonra şöyle devâm eder: "Bunu söyledin veya şehâdeti yaptın mı, namazını edâ (ifâ) ettin demektir. İster kalk ister otur."
Nesâî'nin rivâyetinde şöyle denmiştir: (İbn Mes'ud): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile namaz kılınca: "Esselâmü alâllah: Selâm ALLAH'ın üzerine, selâm Cibril ve Mik'ail üzerine olsun!" derdik de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Selâm ALLAH'ın üzerine olsun demeyin. Zîrâ ALLAH, Selâm'ın kendisidir. Ancak şöyle deyin: "Ettahiyyati lillahi... (hadisin devâmı)" buyurdu.
(Buharî, Ezân 148, 150 v.d.;Müslim, Salât 55-61; Ebu Dâvud, Salât 182 (968-969); Tirmizî, Salât 215 (289); Nesâî, İftitâh 189 (2,237)

Teşehhüd: "Eşhhedû enlâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlühû" dür.

Namazda ise oturuş ve otururken okunan Ettahiyyat; şehâdet, salât, duadır.

Hanifîlerde: Teşehhüd okunacak kadar oturmak vâcib, okumak sünnettir. Diğerleri ikinci oturuşta teşehhüd okumayı vâcib sayarlar.

İbnu Mes'ud (radiyallahu anhu) dan yapılan rivâyette: "Teşehhüd'ün sessiz okunması sünnettir" demiştir. (Ebu Dâvud, Salât 185 (986); Tirmizî, Salât 217 (291)

Selâm:

İbnu Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı bitince sağına ve soluna selâm verir, şöyle buyururdu: "Esselâmû aleyküm ve rahmetullah - Esselâmû aleyküm ve-rahmetullah" (Ebu Dâvud, Salât 189 (996); Tirmizî, Salât 221 (295); Nesâî, Sehiv 71 (3,63)

Ebu Dâvud rivâyetinde "soluna" tâbirinden sonra ".... öyleki yanağının beyazını görürdük" ziyâdesi vardır.

Yine Nesâî rivâyetinde de: "... öyle ki şu tarafta yanağının beyazlığını görürdük." ziyâdesi vardır.

Aişe (radiyallahu anha) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) selâm verince: Allahümme ente's-selâm ve minke's-selâm, Tebârekte yâ zû'l-celâli ve'l-ikrâm" diyecek kadar otururdu." (Müslim, Mesâcid 136 (592); Tirmizî,Salât 224 (298)


Sevban (radiyallahu anhu): "Resûllah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazdan sonra üç defa istiğfâr getirirdi ve sonra: Allahümme ente's-Selâmî ve menke's-selâm!" buyururdu." (İbni Mâce, Sünen, Salât 928)

Cemâatla namazda imamdan önce selam verilemez; verilirse namazdan çıkmış olunur ve namazın yeniden kılınması gerekir.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

Naz-Niyaz NAMAZı
Sall SILAsı…

Latif YILDIZ


Resim


BÖLÜM I : SALÂT İÇİN TEMİZLİK

4.3. Bölüm: MESCİDLER


Mescidlerle ilgili âyetleri vermiştik. Hadis-i şerîfleri de verelim:

İmam Ali (keremullahi veche) den Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim kendi malından ALLAH rızası için biri mescid bina ederse ALLAH da ona cennette bir ev bina eder." buyurdu. (Zevâidde)

Cabir İbni Abdillah (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim ALLAH için bağırtlak kuşu yuvası kadar veya daha küçük bir mescid bina ederse, ALLAH onun için cennette bir ev bina eder" buyurdu. (Zevâidde, isnadı sahih, ravileri sikâ)

Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 7 yerde namaz kılmayı yasakladı: Çöplükte, mezbahada, kabristanda, yol ortasında hamamda, deve yatağında ve Kâbe'nin dâmında." (İbni Mâce, Sünen, Mesâcid 746,747)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın kızı sevgili annemiz Fatimetü'l-Kübrâ (aleyha's-selâm) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescide girince: "Bismillahi ve's-selâmû alâ Resûlillahi Allahûmmagfirli li zünûbî veftahli ebvâbe rahmetike: ALLAH (celle celâluhu) ın adıyla giriyorum. ALLAH ve Resûlüne selâm ediyorum. Ey ALLAH'ım! Benim günahlarımı bağışla! Bana rahmet kapılarını aç..." Mescidden çıkarken ise: "Bismillahi ve's-selâmû alâ Resûlillahi. Allahümmagfirli lî zünûbi veftahlî ebvâbe fazlike: ALLAH'ın adıyla çıkıyorum! Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e selâm ediyorum. ALLAH'ım günahlarımı bağışla. Bana fazl-ü-kereminin kapılarını aç!" diye dua buyururdu. (Tirmizî'nin tahrici olan hadisi şerîf hasen, isnâdı muttasıldır. Kutûb-i Sitte Tercüme- Şerhi Hadis no 6226)

Fatimetü'z- Zehra (aleyha's-selâm) annemizden: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescide girdiği zaman: "Bismillâhi ve's-selâmu alâ Resûlillahi, Allahümmağfirli zünûbi veftahlî ebvâbe rahmetike." çıkarken ise: "Bismillâhi ve's Selâmû alâ Resûlullahî, Allahümmagfirli zünûbi veftahlî ebvâbe fazlike!" buyururdu. (İbni Mâce, Sûnen, Mesâcid 771 ve Tirmizî, rivâyet ettiler.)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizden biri mescide girdiğinde "Allahümme iftahlî ebvâbe rahmetike: ALLAH'ım! Bana rahmet kapılarını aç!, çıktığında da "Allahümme innî es'elüke min fadlike!: ALLAH'ım! Senin fazlından isterim! desin" buyurdu. (Müslim, Müsafirin, 68)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 11991
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00
İletişim:

Mesaj gönderen kulihvani »

4.4. CEMAATLE NAMAZ

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yedullahi meâ'l - câmâati: ALLAH'ın eli (kudret) cemâatle beraberdir." buyurdu. (Tirmizî, Fiten 7; Nesâî, Tahrîm 6)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bir kimsenin cemâatle kıldığı namazın sevâbı (kat kat artması) evinde ve çarşıda (işyerinde) kıldığı namazdan 25 kat fazladır. Şöyleki abdest alınca güzel bir abdest alır, sonra mescide gider, evinden çıkarken sadece mescid gayesiyle çıkmıştır. (giderken) attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir ve bir hatası silinir (düşürülür). Namazı kıldı mı, namazgâhda olduğu müddetçe melekler ona, rahmet okumaya devâm ederler ve şöyle dua ederler: "Allahümme salli, Allahümmerham!: ALLAH'ım (bu kimseye) sıla ettir, selâmet ve rahmet ver!ALLAH'ım merhamet et... "Sizden herkes, namazı beklediği müddetçe namaz kılıyor gibidir." (Buharî, Ezân 30, Cum'a 2; Müslim, Salât 272 (699); Ebu Dâvud, Salât 49 (550); Tirmizî, Salât 245 (330); İbni Mâce, Mesâcid 16 (788)

İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cemâatle kılınan namaz ayrı kılınan namazdan 27 derece fazîletlidir (üstündür). buyurdu. (Buharî, Ezân 30; Müslim, Salât 272)


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Vallahi bazı kavimler cemâatları terketmekten vazgeçecekler ya da ALLAH (celle celâluhu) onların kalblerini mühürleyecektir. Sonra muhakkak gâfillerden olacaklardır." buyurdu. (İbni Abbas ve İbni Ömer (ra)dan; İbni Mâce, Sünen Mesâcid 794; Nesâî, Cuma; Müslim; İmam Ahmed)


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Herhangi bir yerleşim biriminde ya da bâdiye (çölde göçebe obası) de 3 kişi bulunur da aralarında cemâatla namaz kılınmazsa şeytân onları yoldan çıkarmış demektir. Bu itibârla cemâat olmaya bakın! Çünkü, kurt, sürüden ayrılanı kapar (yer)?." buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 46; İ. Ahmed, Müsned V/196)

Ebu Musa (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazda azami (ençok) sevâbı alan kimse en uzak olanlar ve yürüyerek (en uzaktan gelenler), imâmla kılıncaya kadar namazı bekleyen kimse, hemen kılıpta sonra da (yatıp) uyuyandan daha çok sevâb ecri alır." (Buharî, Ezân 31)

Osman (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim yatsıyı bir cemâat içinde kılarsa sanki gecenin yarısını ihya etmiş (namaz kılmış) gibi olur, kim de, sabah namazını bir cemâat içinde kılarsa sanki gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur. (Müslim, Mesâcid, 260 (656); Muvatta, Salâtû'l-Cum'a 7 (1,132); Ebu Dâvud Salât 48 (555); Tirmizî, Salât, 165 (221)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'a a'mâ bir zât gelerek: "Yâ Resûlullah! Beni mescide kadar getirecek bir rehberim yok!" (diyerek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dan evinde kılmak için ruhsat istedi, o da izin verdi). Adam geri dönüp gidince;Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu geri çağırtarak: "Ezânı işitiyor musun?" diye sordu. Adam "Evet" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Öyleyse icâbet et! (câmide kıl!)" buyurdu (evinde kılmasına izin vermedi). (Müslim, Mesâcid 255 (653); Nesâî, İmamet 50 (2,109); Ebu Dâvud, Salât 47 (552)

Ebu Dâvud'un rivâyetinde bu zât Abdullah İbnu Ümmi Mektûm (radiyallahu anhu) dır.

İbni Hibban'ın rivâyetinde ezânı işittiğini öğrenince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Emekleyerek de olsa cemâate gel!" buyurdu.

İbni Abbas (radiyallahu anhu) anlatıyor Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim, müezzini işitir ve kendine mâni olan bir özrü olmadığı hâlde cemâate katılmazsa, kıldığı namaz (kâmil, tam bir sevâbla) kabul edilmez. "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)!) Meşrû' özür nedir?" denildi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Korku veya hastalıktır!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 47 (551)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz münâfıklara en çok ağır gelen namaz yatsı ve sabah namazlarıdır. Eğer bunlardaki sevâbı bilmiş olsaydılar bu iki namaz (için mescide) emekleyerek de olsa gelirlerdi." buyurdu. (Ebu Hureyre (ra)dan; İbni Mâce, Sünen Mesâcid 797)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Münâfıklara en ağır gelen namaz yatsı namazı ile sabah namazıdır. Eğer bu iki namazdakileri (hayrın ve sevâbın ne olduğunu) bilselerdi, emekleyerek de olsa onları kılmaya (cemâate) gelirlerdi. (Nefsimi kudret eliyle tutan Zât'a yemin olsun! Ezân okutup namaza başlamayı, sonra insanların namazını kıldırması için yerime birini bırakmayı, sonra da beraberinde odun desteleri olan bir grub erkeklerle beraber namaza gelmeyenlere gitmeyi ve evlerini üzerlerine (başlarına) yakmayı istedim..." buyurdu. (Buharî, Ezân 29, Ahkam 52; Müslim, Mesâcid 252 (651); Muvatta, Salâtû'l-Cum'a 3 (1,129-130); Ebu Dâvud, Sallât 47 (548-549); Tirmizî, Salât 162 217); Nesâî, İmamet 49 (2,107)

Bir rivâyetin sonunda: ".... muktedir olduğu hâlde namaza (cemaâte) gelmeyenin üzerine evini yakıyım" ziyâdesi vardır.

Bir başkasında münâfıklar için: "....Onlardan herhangi biri, mescidde biraz etlice bir kemik (dünya menfâati) bulacağını bilseydi mutlaka cemâate gelirdi" buyurulur.

Hasan-ı Basri (radiyallahu anhu) nin: "Bir kimseyi annesi, şefkat duygusuyla cemâatle yatsı namazını kılmaktan menedecek olsa, ona itâat etmez" dediğini İmam Buharî kaydeder.

Kişinin namazlarını câmide cemâatle kılması cidden çok önemlidir. Şâfiî, Hanefî ve Mâlikî olan pek çok ûlamâ farz-i kifâyedir demişlerdir.Bu ve benzeri hadisleri delil kabul edenler cemâatle namaz kılmayı farz-ı ayn saymışlardır: Hanbeliler, Ebu Sevr, Evzâî, Ata, İshak, İbni Huzeyme, İbnû'l-Munzir, İbni Hibban ve Zâhireye mezhebi mensubları...

Cemâati Farz-ı Kifâye sayanlar: Mâlikiler, bazı Şâfiî âlimleri, Hanefiler den Tahavî ve Kerhî.

Cemâat Sünnet-i Müekked (kati sûnnet): Hanefiler, Şâfiîler ve bazı Mâlikiler.

Ancak çoğunluğun makul hükmü: Sünnet-i Müekked olduğudur.

İbni Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ben gördüm ki namaz (beraber kılmak) dan sadece herkesce ma'lûm münâfıklarla hastalar geri kalmaktaydı. Öyle ki iki kişinin arasında yürüyebilecek durumda olan hastalar bile namaz için (mescide) geliyordu." diyor. İbni Mes'ud devâmla dedi ki: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize Sünen-i Hüdâyı göstermiştir. Sünen-i Hûdadan biri de içerisinde ezân okunan mescidde namaz kılmaktı." (Mûslim, Mesâcid 256 (654); Ebu Dâvud 47 (550); Nesâî, İmamet 50 (2,108,109)

Ebu Dâvud rivâyetinin tam metni ise; (Kutüb-i Sitte tercüme ve şerhi, Prof. Dr. İbrâhim Canan) :
"Şu beş vakit namazı, onlar için ezân okunduğu yerlerde (mescidlerde) kılın. Zirâ onlar (ın cemâatle kılınması) Sünenü'l-Hüdâ'dandır. Azîz ve Celîl olan ALLAH, Nebîsi (sallallahu aleyhi ve sellem) için Sünenü'l-Hüdâ'yı şerîat kıldı.... Ben kendimizi, nifâkı açık olan münâfık dışında, her birimizi, namazı mescidde kılar gördüm. Ben kendimizi öyle gördüm ki (hasta) kişi, iki adamın koltuğunda gelir, safta yerini alırdı. Şurası muhakak ki her birimizin evinde mutlaka bir mescid var. Eğer namazlarınızı evlerinizde kılıp mescidleri terkederseniz Peygamberiniz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in (kesin) sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberiniz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sünnetini terkederseniz küfran (-ı nimet) e düşmüş olursunuz... Sünenü'l-Hüdâ: hidâyet yollarıdır." demiştir.


İbni Abbas (radiyallahu anhu) dan gündüz oruç tutan gecede namaz kılan ve fakat cemâate ve cum'aya gelmeyen bir kimse hakkında sorulunca: "Bu (kimse), ateş ehlindendir!" diye cevâb verdi. (Tirmizî, Salât 162 (2181)

Ümmû'd Derda (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ebu'd Derda (radiyallahu anhu) öfkeli hâlde yanıma geldi. Kendisine: "Niye öfkelendin?" diye sordum. Şu cevâbı verdi: "Vallahi, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in işinden bir şey anlamıyorum. Bildiğim tek şey cemâat hâlinde namaz kılmalarıdır..." (Buharî, Ezân 31)

İşte hâl böyle! Sen iyice düşün taşın ve karar ver...
Gerçi Muhammedî karar verilmiş ve ortada...
Var gücünle câmilerdeki cemâate koş...
Veya evinde iş yerinde cemâat oluştur.
Velev ki iki kişi bile olsun...
Eşin, çocukların, dostların...


Ebu Hûreyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Câmilerde, sûtûnlar (kolan, direk) gibi yerlerinden ayrılmayan kişiler vardır. Melekler onların arkadaşlarıdırlar. Bu kişiler bu yere gidenleri araştırırlar, hastalanırlarsa onları, ziyâret ederler, bir ihtiyaçları varsa yardımcı olurlar." Sonra şöyle buyurdu: "Câmiye devâm edenler üç haslete (özellik ve güzelliğe) sahiblerdir: istifâde edilen faydalı bir kardeştirler. Hikmet dolu sözler dinlerler.ALLAH (celle celâluhu) onlara rahmet eder (rahmeti beklerler)." (İmam Ahmed, Hâkim, Buharî ve Müslim şartlarında sahih demiştir.)

Ûmmü Seleme (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kadınların namaz kılacakları yerlerin en iyisi evlerinin en tenha yerleridir." (İmam Ahmed, Müsned'de; Taberâni, Kebir'de, İbni Huzeyme Sahih'de ve Hâkim rivâyet etmişlerdir.)

İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kadınlarınızı câmilerde (cemâatla) namaz kılmaktan men etmeyin. Ama, namazlarını evlerinde kılmaları onlar için daha hayırlıdır." buyurdu. (Ebu Dâvud)

Ebu Hureyre (ra) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Herhangi bir kadın koku sürünürse bizimle beraber yatsı namazında bulunmasın" buyurdu. (Müslim, Salât 143 (444)

Ömer ibni Hattab (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAHu Tebâreke (celle celâluhu) cemâatle kılınan namazdan hoşlanır (razı olur, kabul eder)." buyurdu. (İmam Ahmed, hasen isnadla rivâyet edilmiştir.)

Enes b. Mâlik (radiyallahu anhu) da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim ALLAH rızası için 40 gün ilk tekbire yetişerek cemâat içinde namaz kılarsa ona iki berâet (aklanma, iyilik, güzellik, mükâfât, uzak durma ve uzak tutulma) yazılır: Ateşten (cehennemden) berâet (âhirette), nifâktan berâet (dünyada nifâklardan uzak tutulur.). (Tirmizî rivâyet etmiştir.)

Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu) dan: Nebîyullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bir mescidde yatsı namazının ilk rek'atini kaçırmadan 40 gece cemâatle namaz kılarsa, bu sebeble ALLAH (celle celâluhu) onu ateşten (cehennemden) azad eder." buyurdu. (İbni Mâce rivâyet etmiştir.. Tirmizî de rivâyet edip hadis mürseldir demiştir.)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim güzelce bir abdest alır, sonra mescide gelir de müslümanları namazlarını kılmış olarak bulursa, namazı cemâatle kılanların sevâbından hiç eksilme olmaksızın ALLAH ona da cemâate gelip (hazır olup) namazı cemâatle kılanın sevâbı (ecri) kadar ecir verir." buyurdu. (Ebu Dâvud, Nesâî, Hâkim rivâyet edip Müslim şartlarında sahih demiştir.)

İbni Ömer (radiyallahu anhu) der ki: "Biz, bir müslümanı sabah ve yatsı namazlarında göremediğimizde başına bir kaza geldiğini sanırdık." (Taberânî ve İbn Huzeyme rivâyet etmişlerdir)

Semure b. Cündüb (radiyallahu anhu) dan: Nebîyallah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazını cemâatle kılan ALLAH Tealâ'nın zimmetindedir (himâyesinde)." buyurdu. (İbni Mâce Sahih isnadla rivâyet etmiştir.)

Selman-i Farisi (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'ı şöyle buyururken işittim: "Kim sabah vakti sabah namazına giderse imânın sancağı (altında) gider, (kim de işine sabah namazını kılmadan) çarşıya giderse, şeytânın sancağı ile (arkasında) gider." buyurdu. (İbni Mâce sahih isnadla rivâyet etmiştir.)

Muaz İbni Enes (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaza çağıran ALLAH'ın çağırıcısı (müezzin) nı duyup da (özürsüz) cemâate gelmeyen tam anlamıyla cefa'e (boş, bâtıl, yobaz), inançsız ve münâfıktır!" buyurdu. (İmam Ahmed ve Taberâni rivâyet etmiştir.)


Enes (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Saflarımızı düzgün tutun. Çünkü safları düzgün tutmak namazı tamamlar." (Buharî, Müslim, İbni Mâce ve diğer İmamlar rivâyet etmişlerdir.)

Buharî'nin bir rivâyetinde: ".....çünkü safları düzgün tutmak namazın adabındandır."

Ebu Dâvud'un rivâyetinde ise: (yine Enes (radiyallahu anhu) dan):

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Saflarınızı sık tutunuz, aradaki boşlukları doldurunuz ve bir hizada durunuz. İrade ve kudretiyle yaşadığım ALLAH'a yemin ederim ki şeytânın, kuzu gibi safın boşluklarına girdiğini görüyorum."

Ebu Hureyre (ra)dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazda safları doğrultun çünkü saffı doğrultmak namazın güzelliğindendir." buyurdu. (Müslim, Salât 126 (435)

İmam Ali (keremullahi veche) den Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Safları doğru tutun ki kalbleriniz de doğsulsun. Namazda birbirinize yaklaşın ki saflarınız sıklaşsın!" buyurdu. (Taberâni, Evsat'ta rivâyet etmişlerdir)

İbni Ömer (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Safları doğru tutun! Omuzlarınızı bir hizaya getirin! Boşlukları doldurun. Namazda gevşek davranarak yanınızdakileri incitmeyin (yüklenmeyin)! Şeytâna girebileceği boşluklar bırakmayın. Ve men vâsala saffen: kim ki safı kavuşturursa (sıkıştırırsa), Vâsalahu ALLAHu: ALLAH da onu vuslat ettirir, kavuşturur (razı olur.) Kim safı keserse (gedik, boşluk bırakırsa) ALLAH da onu (n vuslat yollarını) keser (gazab eder)." buyurdu. (İmam Ahmed, Ebu Dâvud hadisin tamamını, Nesâî ve İbn Huzeyme de sonunu rivâyet etmişlerdir)

Cabir İbni Semure (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yanımıza gelerek: "Dikkat edin... Siz de meleklerin Rabbleri huzurunda saf oldukları gibi saf olun!" "Yâ Resûlulah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Melekler Rabbleri huzurunda nasıl saf oluyorlar?" dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Önce ön safları tamamlarlar (doldururlar) ve safta sık dururlar!" buyurdu. (Müslim, Ebu Dâvud, Nesâî ve İbni Mâce rivâyeti)

Enes (radiyallahu anhu) der ki: "Kamet edilince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yüzünü bize çevirdi ve: "Saflarınızı doğru ve düzgün tutun ve birbirinize yaklaşın (sıkışın) şüphesiz ki ben, sizi başımın arkasıyla görüyorum (görerek kontrol ediyorum)" buyurdu. (Buharî ve benzerini Müslim rivâyet ettiler)

İbni Abbas (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin en hayırlınız namazda çok yumuşak davranıp başkasını rahatsız etmeyeninizdir." buyurdu. (Ebu Dâvud rivâyeti)

İbni Mes'ud (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):Namazda omuzlarımızı bir hizaya getirir, şöyle buyururdu: "Safları düzgün tutun. Eğri, büğrü durmayın ki kalblerinizde birbirinize karşı eğilmesin. En bilginleriniz benim arkamda dursunlar. Sonra bilgi seviyesine göre saf bağlayın." (Müslim ve diğerleri rivâyet etmiştir.)

Bu hadisi şerîfte Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in arkamda dursunlar buyurduğu tâbir Ülûl-âhlâm ve'n nuha dır ki: Gerçek ilhâma mazhar olanlarla anlayışlı akıl sahibleri demektir. İmamların hemen arkasına ise an azından namazın farzını, vâcibini bilenlerin durması gerekir. Zirâ imâmda bir hâl olursa onu yerine çekeçektir.

Nu'man b. Beşir (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ı şöyle buyururken işittim: "Ya saflarınızı düzgün tutarsınız, ya da ALLAH (celle celâluhu) yüzlerinizin şeklini değiştirir!" buyurdu. (İmam Mâlik; Buharî; Müslim,Salât,27(430);Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce rivâyeti)

Buharî'nin bundan başka ravilerden bir rivâyeti ise: "Bizim anladığımız kanaatine varıncaya kadar, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) saflarımızı sanki ok düzeltir gibi düzeltirdi. Sonra bir gün kıyama hazır, neredeyse tekbir getirecekti ki göğsü saftan ileri çıkmış birini görünce: "Ey ALLAH'ın kulları ya safları düzgün tutarsınız, ya ALLAH yüzlerinizin şeklini değiştirir. (ters yüz eder)" buyurdu.

Ebu Dâvud'un ve İbn Hibban'ın rivâyeti ise: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cemâate yüzünü çevirerek: "Saflarınızı düzgün tutun, yoksa ALLAH kalblerinize ihtilâf (mukalefet, ayrılık, anlaşmazlık) düşürür." buyurdu.

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Erkekler için en çok sevâbı olan ön saflar, en az sevâbı olan son saflardır. Kadınlar için en çok sevâbı olan son saf, en az sevâbı olan ön saflardır." buyurdu. (Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nesâî rivâyet etmişlerdir.)

Azîz kardeşim;
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın câmide cemâatle kılınmasını emir buyurduğu namazlar mutlaka ve sadece farz namazları ile kerahat vakti değilse mescide besmele, salâvât ve dua ile girer girmez kılınan tahayyütü'l-mescid (mescidi selâmlama) namazından ibârettir.
Elbette cuma ve iki bayramın namazlarıdır.
Zâten cemâatle de farzlar ve vâcibler kılınır.
Sünnetleri ve diğer nâfileleri Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) evinde kılmış ve kılmamızı emretmiştir.
Bizim için de evde kılmak daha fazîletli ve sevâbtır.
Ne var ki günümüz şartlarında insanların hem câmi hem de evde namaz kılma vakti ve hâli yoktur ve zordur.
Bu nedenle ve zamanla sünnetlerin terk edilmesinden endişe eden İmâm-ı Azam Efendimiz sünnetlerin câmi'de de kılınmasına cevâz vermiştir.



4.4.2. Namazdan Evlerimizin de Hakları Vardır :

İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(Farz, vâcib olmayan) namazları evlerinizde kılınız. Onları (evlerinizi) kabirlere çevirmeyiniz." buyurdu. (Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî rivâyet etmişlerdir.)

Abdullah oğlu Cabir (radiyallahu anhu) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz namazını mescidde kılarsa, evine de namazından bir hisse ayırsın. Zirâ ALLAH kılmış olduğu namazdan dolayı evinde bir hayr (bereket-iyilikler) halkeder." buyurdu. (Müslim ve diğerleri rivâyet etmişlerdir.)

Ebu Musa el Eş'âri (radiyallahu anhu) dan Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem): "İçerisinde ALLAH zikredilen evle, zikredilmeyen evlerin misâli, diriyle ölünün misâli gibidir." buyurdu. (Buharî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.)

Abdullah İbni Mes'ud (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Evimde kıldığım namaz mı, yoksa mescidde kıldığım namaz mı (daha fazîletli)?" diye sordum.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Görmüyor musun! Evim, mescide ne kadar yakın. Buna rağmen farz olan namazlar hariç, diğer namazları evimde kılmak, mescidde kılmaktan bana daha sevimli geliyor (tercih ediyorum)" buyurdu. (İbni Mâce ve İbni Huzeyme Sahih'inde rivâyet etmişlerdir.)

Zeyd İbni Sabit (radiyallahu anhu), Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu bildirdi: "Ey insanlar! Farzlardan başka (sünnet ve nâfile) namazlarınızı evlerinizde kılınız. Zîrâ kişinin kıldığı en fazîletli namaz farzlar hariç evinde kıldığı namazdır." (İmam Nesâî ceyyid senedle ve İbni Huzeyme Sahih'inde rivâyet etmişlerdir.)

Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bazı namazlarınızı (farzlar hariç) evlerinizde kılarak evlerinize ikrâmda bulunun" buyurdu. (İbni Huzeyme, Sahih'inde)

Abdullah İbn Sâd (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Evimdeki namaz mı yoksa mesciddeki namaz mı daha fâziletlidir?" diye sordum.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Evime bakmıyor musun? Mescide ne kadar yakındır! Şüphesiz ben, evimde namaz kılmayı mescidde namaz kılmaktan daha çok seviyorum. Farz namaz bundan mestesnâdır." buyurdu. (İbn Mâce, İkamutü's-Salât 186)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) evde (nâfile) namaz hakkında: "Evlerinizi nûrlandırın!" buyurmuştur. (İbn Mâce İkametu's-Salât 186)

4.4.3. Mescidde Diğer Namazları Beklemek ve Mescid Âdâbı :

Namazla ilgili bazı hususlar vardır ki önemlidir:

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Birinizi namaz kıldıktan sonra gelecek namaz onu tutarsa (bekletirse); ehline (yuvasına) dönmesine mâni olursa, (bu süre içinde) namaz kılıyormuş gibi sevâb alır." buyurdu. (Buharî ve Müslim rivâyeti)

Buharî'nin bir rivâyetinde ise: "Biriniz gelecek namazı kılmak için yerinden ayrılmadan hazır beklediği sürece namaz kılıyormuş gibi sevâb alır. Melekler: "ALLAHım onu bağışla, ona acı, merhamet et!" diye dua ederler. Bu duaya namazgâhtan ayrılıncaya kadar veya abdestini bozuncaya kadar devâm ederler."

Enes (radiyallahu anhu) der ki: "Bir gece Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsı namazını gece yarısına kadar tehir etti. Namaz kıldıktan sonra yüzünü dönerek: "Namazı beklediğimiz andan itibâren namazda sayılıyorsunuz!" buyurdu. (Buharî, rivâyet etmiştir.)

Ebu Umâme (radiyallahu anhu) dan Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi: "Aralarında boş söz konuşmaksızın bir vâkit namazının peşinden diğer vâkit namazını kılmanın sevâbı illiyyinde yazılır." (Ebu Dâvud rivâyeti)

lâğu: boş, faydasız ve beyhude konuşmak.
İlliyyin: göğün kudsî tabakası.

Cemâatin fazîletli oluşu yanında mescid adâbı da önemlidir:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz mescide girdiği zaman 2 rek'ât Tahayyetü'l-Mescid (selâmlama namazı) kılsın!" buyurdu. (Buharî, Salât 60)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her kim bir kimseyi mescidde kayıp ararken işitirse. "ALLAH onu sana döndürmesin!." desin. Çünkü mescidler bu gibi işler için bina edilmemiştir." buyurdu. (Müslim, Mescid 79)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Mescidde alış veriş yapan birini gördüğünüzde "ALLAH ticâretini kârlı kılmasın!" deyiniz." buyurdu. (Tirmizî, Büyû' 76; Darimî, Salât 118; Beyhâkî 2/447)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben mescidi hayızlıya ve cünübe helâl kılmıyorum!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Taharet 92; İbni Mâce, Tahâret 126)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her kim bu pis kokulu sebzeden (sarımsak) bir şey yerse, sakın mescidimize yaklaşmasın. Çünkü melekler insanların rahatsız oldukları şeyden rahatsız olurlar." (Müslim, Mesacid 74)

Enes (radiyallahu anhu) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in (sarımsağı kasdederek): "Şu bitkiden yiyen bize yaklaşmasın ve bizimle birlikte namaz kılmasın (evinde kılsın,)" buyurdu. (Buharî ve Müslim)

Taberâni rivâyeti ise: "Şu çirkin kokulu sebzeyi yemekten ve böylece câmilerimize girmekten sakının. Şayet mutlaka yiyecekseniz iyice pişirin de yiyin." buyurdu.
Elbette ayak kosusu, ter kokusu v.s. de aynı hükümdedir...



4.5. SALÂT DUALARI




Namazlardan sonraki sünnet dualar:

Ebu Zer (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim sabah namazının sonunda (selâmdan sonra oturuş şeklini el ve ayak dahil bozmadan) diz çökerek konuşmadan önce 10 kere: "Lâ ilâhe illallaû vahdehû lâ şerike lehu, lehü'l-mülk ü ve lehü'l-hamdü, yuhyi ve yümitü ve hüve alâ küllî şey'in kadîr: ALLAH'dan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı da yoktur. Mülk ve hamd (saltanat ve övgü) O'na aittir. Diriltir ve öldürür. O'nun herşeye gücü yeter." derse ALLAH ona 10 hasenât (iyilik, sevâb) yazar. Ve 10 seyyiâtını (kötülük, günah) siler. Ve onu 10 derece yükseltir. Bunun söylediği gün akşama kadar bütün zararlı şeylerden korunur. Şeytândan gelebilecek zararlardan muhafaza edilir. O gün ALLAH Tealâ'ya şirk koşmaktan başka hiçbir günah ona zarar vermez." buyurdu (Tirmizî rivâyet etmiş ve hadis; hasen, garib ve sahih demiştir. Nesâî de Ebu Zer (ra)dan; çok az farkla rivâyet etmiştir.)

Nesâî ayrıca Muaz (radiyallahu anhu) dan da rivâyet etmiş ve şu ilâvesi vardır: ".....İkindi namazını bitirince kim bunları söylerse bir bu kadar sevâb da söylediği günün gecesinde verilir."

Haris b. Müslim et Teymi (radiyallahu anhu) der ki: Bana Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazını kılınca hiç (dünya kelâmı) konuşmadan önce 7 defâ: "Allahümme ecirni mine'n-nâr:ALLAHım beni ateşten koru!" diye dua et. O gün ölürsen ALLAH seni ateşe karşı himâyesine alır.Akşam namazı kılınca dünya kelâmı konuşmadan 7 defâ: "Allahümme ecirni mine'n-nâr!" diye dua et. O gece ölürsen ALLAH ateşe karşı seni himâyesine alır." buyurdu. (Nesâî rivâyet etmiştir ve metin onundur. Ebu Dâvud'da rivâyet etmiştir.)

İmare b. Şebib es Sibaî (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim akşam namazının hemen ardından (oturuşu bozmadan) 10 defâ: "Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerike lehü lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve alâ küllî şey'in kadîr!" derse. ALLAH onun için koruyucu meleklerini gönderir ve sabaha kadar onu şeytâna karşı korurlar. ALLAH ona azabdan kurtarıcı 10 hasenât yazar. Ve onu azaba götürücü 10 seyyiâtını siler ve ona 10 mü'min (esiri) âzâd etmiş (hürriyetine kavuşturmuş) kadar sevâb verilir." buyurdu. (Nesâî ve Tirmizî rivâyeti)

Ebu Eyyüb (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim sabahladığında 10 defâ "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike lehû, lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü ve hüve alâ küllî şey'in kadîr" derse. ALLAH ona 10 hasenât yazar, 10 seyyiâtını siler ve mertebesini 10 derece yükseltir. Bu sözler ona 4 köle âzâd etmeye denk olur ve akşama kadar melekler onu korurlar. Kim akşam namazını kılınca bunu söylerse sabaha kadar aynı mükâfâtları alır." buyurdu. (İmam Ahmed, Nesâî. İbni Hibban rivâyet ettiler.)

İbni Ömer der ki: Biz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte namaz kılarken cemâatten biri: "ALLAHu ekberu kebiren, ve'l-hamdulillahi kesiren, Subhanallahi bûkreten ve esilen: ALLAH en büyüktür, bütün övgüler ALLAH'a mahsustur. Akşam ve sabah bütün noksanlıklardan uzaktır." dedi. (Bunları işiten) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (namazı kıldıktan sonra): "Bu sözleri söyleyen kim?" diye sordu. Cemâatten birisi:" Benim, Yâ Resûlullah!" dedi. "Bu sözlere hayret ettim. Bunlar için semânın kapıları açıldı..." dedi. İbni Ömer der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den işittiğimden bu yana bu sözleri hiç bırakmadım." (Müslim, rivâyet etmiştir.)

Rıfaa İbni Rafi er-Ruzakî (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in arkasında namaz kılıyorduk. Başını rükû'dan kaldırırken "Semiallahu limen hamîdeh:ALLAH kendisine hamd edeni işitir" deyince, arkasına namaz kılanlardan biri: "Rabbena leke'l-hamdü hamden kesiren tayiben mübâreken fih: RABB'ımız hamd senin içindir. Pek çok, ayıplardan arınmış ve bereketli övgüler olarak..." dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı bitirince "Bu sözleri söyleyen kim?" diye sordu. O kimse de: "Benim!" diye cevâb verince: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu sözleri ilk ben yazayım diye koşuşan 30'dan fazla melek gördüm." buyurdu. (Buharî, İmam Mâlik, Ebu Dâvud ve Nesâî rivâyetleri)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İmam: "Semiallahu limen hamîdeh" deyince siz de "Allahümme Rabbena leke'l-hamd: ALLAHım! RABB'ımız! Hamd Sana mahsustur" deyiniz. Zirâ bu sözü meleklerin söylemesine (aynı anda) rastlayan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır." buyurdu. (Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî ve Nesâî, rivâyetleri)

Buharî ve Müslim'in bir rivâyetinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Rabbenâ leke'l-hamd" deyin! buyurmuştur.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur'ân-ı Kerîm'deki Tilâvet Secdelerini yaparken; "Allahümme leke seceddü, Ente Rabbi, secede vechi lillezi şakka sem'âhu ve basarahu Tebârekekallahu ahsenü'l-Halikin!" buyururdu
. (İmamı Ali (Keremullahi Veche) den İbni Mâce, Sünen Salât 1054; Müslim; Nesâî; Şâfiî, İmam Ahmed, Dârekutnî uzun metinlerle rivâyet etmişlerdir.)


İmam Nesâî'de ki rivayet:

Ali (r.a)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v) secde ettiğinde şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Senin için secde ediyor, Sana teslim oluyor, Sana iman ediyorum. Yüzüm ve özüm kendisini yaratana, şekil veren ve bu şekli en güzel yapan, göz ve kulak veren Allah’a secde etmektedir. En güzel yaratıcı olan Allah, ne kadar kutlu ve yücedir.” (Nesâî, secde 1114; Tirmizî, Dua: 32; Müsned: 691)
En son kulihvani tarafından 25 Tem 2009, 13:18 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
Resim
Cevapla

“Divanında Sall ve Namaz” sayfasına dön