2. BÖLÜM:TATBİKATTA SALÂT-NAMAZ>LATİF YILDIZ(KULİHVANİ)

Cevapla
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

2. BÖLÜM:TATBİKATTA SALÂT-NAMAZ>LATİF YILDIZ(KULİHVANİ)

Mesaj gönderen nur-ye »

Resim

2. BÖLÜM: TATBİKATTA SALÂT - NAMAZResim

Latif YILDIZ
(Kulihvani)


2.1 BÖLÜM: NAMAZ ÇEŞİTLERİ
2.2 BÖLÜM: NAMAZIN FARZLARI
2.3 BÖLÜM: NAMAZIN VÂCIBLERİ (Hanefi Mezhebince)
2.4 BÖLÜM: NAMAZIN SÜNNETLERİ
2.5 BÖLÜM: NAMAZ HÂLİNDE OLMAMASI GEREKEN DAVRANIŞLAR
2.6 BÖLÜM: EZÂN VE İKÂMET
2.7 BÖLÜM: SALÂVÂT VE ÖNEMİ
2.8 BÖLÜM: NAMAZIN FAZÎLETİ
2.9 BÖLÜM: NAMAZIN VAKTİNDE EDÂSI VE SONRADAN KAZASI
2.10 BÖLÜM: KULLUK İMTİHANI VE SALÂT
2.11 BÖLÜM: NAMAZIN ÖNEMİ



http://www.muhammedinur.com/modules.php ... e&pid=1254
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.1 BÖLÜM: NAMAZ ÇEŞİTLERİ



İnsan, fıtrî yaradılış dizaynı itibâriyle heran, acziyet, fakriyet, zillet ve illet içinde oluşunu anlayamaz. Yarım nefeslik varlığı içinde bu dört özelliğini, ancak ve ancak "NAMAZ" ibâdeti (kulluk gereği) içinde güzelliğe çevirebilir... Namazı iyice bilip, anlayalım ki tatbik edip yaşarken zevk ve neş'e alalım. "Bitse de kurtulsak..." demeyelim.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Namaz dinin direğidir" buyuruyor. (Tirmizî, İmân-8; İmam Ahmed, Müsned V-231-237)

Secdeyi ise kulun Allah Tealâ'ya en yakîn hâli olarak bildiriyor (Müslim, Salât-215; Nesâî, Mevâkit-35 bkz.)

Hanifi mezhebinde : Farz - vâcib - sünnet - nâfile namazlar.

Diğer mezheblerde : Farz ve nâfile namazlar vardır.

2.1.1 Farz Namazlar

Yükümlülük çağına eren: Bülûğa eren, aklı olan, dini duyan ve hür olan her insanın kılmak zorunda olduğu Kur'ân-ı Kerîm'le ALLAH Tealâ'nın emrettiği namazlardır.

2.1.1.1 Farz-ı Ayn Namazlar

Aynı, bizzâtihi kendisinin zamanında yerine getirmesi gereken farz namazlar: Her günde: Sabah-2, öğle-4, ikindi-4, akşam-3, yatsı-4 rek'ât olmak üzere günde toplam 17 rek'âttir. Haftada her Cuma günü 2 rek'ât Cuma namazı da farz-ı ayndır. Ne varki Cuma namazını kılan o günün öğle namazını kılmaz...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma günü günlerin efendisidir ve ALLAH Tealâ'nın yanında Ramazan ve Kurban bayramlarından da büyüktür" buyurdu. (İbni Mâce, İkamet 79)

Abdullah İbni Ömer (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Herbiriniz cumaya geleceği zaman guslederek yıkansın." buyurdu. (Buharî, Cuma 2,3,5; Müslim, Cuma 2; Ebu Dâvud, Taharet 127,128)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gerçekten Cuma günü öyle bir an vardır ki şayet bir müslüman o ana rastlar da ALLAH'tan bir hayr dilerse, ALLAH onu kendisine mutlaka verir." buyurmuştur. (Müslim, Cuma 15)

Sahabe: "Bu saat ne zamandır yâ Resûlullah?" dediklerinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İkametten başlayarak, namaz bitinceye kadar devâm eder" buyurdu. (Tirmizî, İbni Mâce)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ya bir takım adamlar Cuma namazını terketmekten vazgeçerler yahut ALLAH Tealâ onların kalblerini muhakkak sûrette mühürler ve artık gafillerden olurlar..." buyurmuştur. (Müslim, Cuma 40)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma her müslümanın üzerine vâcibtir; kadın, çocuk ve köle, hariç!" buyurmuştur. (Beyhâkî III-173)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma nidâyı (ezânı) duyan üzerine vâcibtir." buyurmuştur. (Beyhâki III-173)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cuma her köy üzerine vâcibdir."buyurmuştur. (Beyhâki III-179)

Ebu Hureyre (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz cumayı kılınca arkasından 4 rek'ât namaz daha kılsın!" buyurdu. (Müslim,Cuma 67 (881)

2.1.1.2 Farz-ı Kifâye Namazlar

Bir müslüman öldüğünde bir kısım müslümanlar o kimsenin cenâze namazını kılarsa kâfi (yeterli) gelen ve kılmayanların üzlerinden kalkan Cenâze namazıdır. Kılamayanlar diğerleri kıldığı için artık sorumlu olmazlar.

Cenâze namazı için:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Süphesiz ki kabirler, sahibleri için karanlıklarla doludur. ALLAH Tealâ namazım sebebiyle onlar için kabirleri aydınlatır." (Müslim, Cenâiz 71)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hiçbir müslüman yoktur ki öldüğü zaman cenâzesinde ALLAH'a hiçbir şeyi ortak koşmayan 40 kişi hazır bulunsun da ALLAH kendilerine o kimse hakkında şefâata izin vermesin." (Müslim, Cenâiz 59)

Bir başka rivâyette ise: "Müslümanlardan 100 kişiye ulaşan bir cemâat namazını kılsın da ALLAH kendilerine o kimse hakkında şefâata izin vermesin." (Müslim, Cenâiz 58)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kimin (hakkında) üzerine hüsnü şehâdette (hayattayken iyi bir kimse olduğuna şâhidlik) bulunursanız, ona cennet vâcib olur; kimi de kötülükle anarsanız ona da cehennem vâcib olur. Zirâ sizler, yeryüzünde ALLAH'ın şâhidlerisiniz!." buyurmuştur. (Müslim, Cenâiz 60)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ölü defninde israfı yasaklayıp: "Dirilerin buna (harcanan paraya) ihtiyacı ölülerden daha fazladır!" buyurmuştur. (İmam Ahmed, Sünen II-50)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ölülere sövmeyin; çünkü onlar, önceden göndermiş olduklarına ulaşmış durumdadırlar!." buyurmuştur. (Buhârî, Cenâiz 97)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz ALLAH, göz yaşından ve kalbin üzüntüsünden dolayı insana azab etmez. Ancak (dilini işâret ederek) şundan dolayı ya azab eder yahut rahmet..." buyurmuştur. (Müslim, Cenâiz 12)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Cenâzeyi takib eden kadınlar hakkında: "Günahkâr olarak, sevâbsız olarak dönün..." buyurmuştur. (İbni Mâce, Cenâiz 50)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben size daha önce kabir ziyâretini yasaklamıştım. Artık ziyâret ediniz!" buyurmuştur. (Buharî, Cenâiz 31; İ. Mâlik, Muvatta, Dahâyâ 8)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sakın sizden biriniz, Rabbine hüsnü zanda (hakkında güzel düşünme) bulunmadığı hâlde ölmesin..." (Müslim, Cennet 83)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Lezzetleri alt-üst edeni (ölümü) çokça hatırlayınız!"buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyâmet 26; İbn Mâce, Zühd 31)

2.1.2 Vâcib Namazlar

Açıkça olmasa da Kur'ân-ı Kerîm'de yeri olup Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in beyân buyurup uyguladığı, yapılması icâb eden ve zamanı belli namazlardır. Yatsıdan sonra kılınan 3 rek'âtlık Vitir namazı ve Ramazan ve Kurban Bayramları namazları 2 şer rek'ât ve vâcibtir. Kur'ân-ı Kerîm okunurken secde âyetlerindeki tilâvet secdesi de vâcibtir... Sehiv (yanılma) secdesi, bozulan nâfile namazın kazası ve adak namazı da vâcibtir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.1.3 Sünnet Namazlar

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yaptığı ve mecburi olmaksızın yapılmasını isteyip teşvik ettiği namazlardır.

2.1.3.1 Beş Vakit Farz Namazlarla Devâmlı Kılınan Düzenli Sünnetler

Sünnet namazlarını belirleyen, tatbik eden ve kılınmasını emreden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dir. Ömrünün sonuna kadar yıllarca kılmış ve kılınmasını mutlaka istemiştir. Duyalım ve uyalım:

Ümmû Habibe (Ebu Süfyanın kızı Remle (radiyallahu anha) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Hergün tetavvuen (farz olmayan, farzdan başka) ALLAH (celle celâluhu) rızası için 12 rek'ât nâfile namaz kılan her müslüman kul için ALLAH Tealâ mutlaka cennette bir köşk yapar veya onun için cennette bir köşk yapılır." (Müslim, Ebu Dâvud, Nesâî ve Tirmizî)

Ebu Dâvud'da şu cümle ilâvelidir:"... Öğleden önce 4, öğleden sonra 2, Akşam namazından sonra 2, yatsı namazından sonra 2 ve sabah namazından evvel 2 rek'ât...."

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bir gün ve gecede 12 rek'ât namaz kılarsa, cennette onun için bir ev bina edilir: 4 rek'ât öğleden önce, 2 rek'ât öğleden sonra, 2 rek'ât akşamdan sonra, 2 rek'ât yatsıdan sonra, 2 rek'ât sabah namazından önce" (Tirmizî, Salât 189)

Aişe (radiyallahu anha) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim gece ve gündüz devâmlı öğlenin farzından önce 4, sonra 2, akşamın farzından sonra 2, yatsının farzından sonra 2 ve sabahın farzından önce 2 rek'ât olmak üzere 12 rek'ât (sünnet, nâfile) namaz kılarsa cennete girer." (Nesâî, Tirmizî ve İbni Mâce rivâyet ettiler)

Sabah sünneti;

Aişe (radiyallahu anha)'dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), sabah namazının iki rek'ât sünnetini kılar ve hafif tutardı ki ben (kendi kendime) acaba bu iki rek'âtta Ümmü'l - Kur'ân'ı(Fâtiha) okudu mu derdim" buyurdu. (Müslim,Müsafirin 92)

Aişe (radiyallahu anha)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının iki rek'ât (sünnet)i dünya ve içindekilerden hayırlıdır." buyurdu. (Müslim ve Tirmizî rivâyet ettiler)

Müslim'in bir rivâyetinde: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) "Bu iki rek'ât bana bütün dünyadan daha sevimlidir." buyurdu şeklindedir.

Aişe (radiyallahu anha) der ki: "Nebî sallallahu aleyhi ve sellem nâfile namazlardan hiçbirini sabah namazının 2 rek'âtı gibi devâmlı kılmazdı." (Buharî, Müslim, Ebu Dâvud, Nesâi ve İbni Huzeyme Sahihinde rivâyet etmişlerdir)

İbni Huzeyme'nin bir rivâyetinde Aişe (radiyallahu anha) vâlidemiz:"Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sabah namazından önce 2 rek'ât (sünneti kılmaya) a olduğu kadar hiçbir hayra ve ganimete acele ettiğini görmedim."buyurdu.

İbni Ömer (radiyallahu anhu) anlatıyor: Bir zât;"Yâ Resûlullah! ALLAH (celle celâluhu)'nun beni faydalandıracağı bir ameli söyle!" dedi.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Sabah namazının 2 rek'ât sünnetine devâm et Zîrâ onda fazîlet (sevâb) var." buyurdu. (Taberânî, Kebirinde rivâyet etti)

İbni Ömer (radiyallahu anhu) 'dan, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının 2 rek'ât (sünnet) ini devâmlı kılın Zîrâ bu 2 rek'atta regaib (rağbet olunan, rağbetle istenilen, bol hediyeli, câzib sevâblar) vardır..."demiştir. (İmam Ahmed, Müsned)

Ebu'd Derda (radiyallahu anhu) der ki: Dosdum Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bana üç şey vasiyet etti: "Her ay 3 gün oruç tutmak, uykudan önce vitir namazını kılmak, sabah namazının 2 rek'ât (sünnet) ini kılmak." (Taberânî, Kebirinde ceyyid isnadla rivâyet etmiştir.)

İbni Ömer (radiyallahu anhu); Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti: "Kul hûvallahu ehad" sûresi Kur'ân'ın üçte birine denktir. "Kul yâ eyyühel Kâfirûn." sûresi Kur'ân'ın dörtte birine denktir. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazının iki rek'ât sünnetini kılarken bu iki sûreyi okur ve şöyle buyururdu: Bu iki rakâtte inci rağbeti (câzibesi) vardır." (Ebu Yâ'lâ hasen isnadla ve Taberâni Kebir de rivâyet etmişlerdir)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sabah namazının 2 rek'ât sünnetini (düşman) süvarileri arkanızdan kovalasa da terketmeyin." buyurdu. (Ebu Dâvud rivâyeti)

Öğle sünnetleri:

Ümmi Habibe (radiyallahu anha) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim öğlenin farzından önce 4, sonra 2 rek'ât sünneti kılmaya devâm ederse ALLAH (celle celâluhu) onu cehenneme haram kılar." buyurdu. (İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Nesâî ve Tirmizî rivâyet ettiler.)

Ebu Eyyub el Ensarî (radiyallahu anhu) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Öğle namazının farzından önce aralarında Selâm vermeden kılınan 4 rek'ât sünnetten dolayı gök kapıları açılır." (Ebu Dâvud ve İbni Mâce rivâyet ettiler.)

"Kabûs (radiyallahu anhu) babasından şöyle rivâyet etti: Babam Hz. Aişe (radiyallahu anha) 'ya birisini göndererek: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hangi namazı devâmlı kılmayı daha çok severdi (isterdi)?" diye sordurdu. Aişe (radiyallahu anha): "Öğleden önce 4 rek'ât sünnet kılardı, kıyamları uzatır, rükû' ve secdelerini güzel yapardı." buyurdu. (İbni Mâce rivâyet etti)

Abdullah ibni Saib (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) güneş zevâlden çıktıktan sonra öğle namazının farzından önce 4 rek'ât sünnet kılar ve şöyle buyururdu:"Bu vâkit semâ kapılarının açık olduğu saattir. Bu saatte benim de sâlih amelimin yükselmesini istiyorum." (İmam Ahmed, Tirmizî rivâyet etmişlerdir.)

İkindi sünneti:

İbni Ömer (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"İkindinin farzından önce 4 rek'ât sünnet kılan kişiye ALLAH (celle celâluhu) rahmet etsin." (İmam Ahmed, Ebu Dâvud, Tirmizî, İbn. Huzeyme, İbni Hibban rivâyet etmişlerdir.)

Ali İbni Ebi Talib (keremullahi veche)'den Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:"Ümmetim ikindinin farzından önce 4 rek'ât sünneti kılmaya öyle devâm ederler ki nihayet yeryüzünde gerçek bağışa kavuşmuş kişiler olarak dolaşırlar." (Taberâni, Evsat'ta rivâyet etti)

Sünnet namazlardan müekked (te'kidli, kesin) sünnet olanlar:

Te'kid: kuvvetleştirme, sağlamlaştırma, pekiştirme.
Müekked: te'kid edilmiş, sağlamlaştırılmış, kesinleşmiş, tembihlenmiş.

Sabah farzından önce 2; öğle farzından önce 4; öğle farzından sonra 2; akşam farzından sonra 2; yatsı farzından sonra 2 rek'ât olan müekked sünnet namazlarıdır... İkindi farzından önceki 4 rek'ât ile yatsı farzından önceki 4 rek'ât ise sünnettir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsıdan önceki 4 rek'âtı 2 rek'ât olarak da kılmıştır.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Cumanın sünnetleri ise:

Cuma farz namazından önce 4 rek'ât ilk sünnet, sonra 4 rek'ât son sünnet ve en son içinde bulunulan vaktin sünneti adiyle 2 rek'âttir.

Teravih namazı: 20 rek'âttir ve sünnettir.

Diğer nâfile namazlarda sünnet olup en az 2 şer rek'ât kılınmıştır. Nâfileler içinde en önemlilerinden birisi de mescid selâmlama namazıdır.

Tahiyyetü'l-Mescid ki:

Ebu Kadde es-Selemî (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in: "Bir kimse mescide girdiği vakitte oturmadan evvel 2 rek'ât kılsın buyurdukları (merfuen) rivâyet olunuyor. (Tecrid-i Sarih Terc. hadis no: 277)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Biriniz mescide girdiği zaman, oturmadan önce 2 rek'ât tahayyetü'l-mescid (selâmlama namazı) kılsın..." buyurdu. (Buharî, Salât 60)

Kerahat vakti dışında mescide girenlerin tahiyyetû'l-mescid namazı kılması ile ilgili pek çok, hadisi şerîf vardır. Tavaf niyeti ile Mescid-i Haram'a giren, mescide girdiğinde imâmı farz namazda bulanlar ve Cuma günü imâmı mihberde bulanlar kılmazlar... Terâvih namazı hususunda ise:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim inanarak ve sevâbını ALLAH'tan umarak Ramazan gecelerini ihya ederse, geçmiş günahları affolunur." (Buharî, Teravih 46)

2.1.3.2 Değişken Sünnet Namazlar

Herhangi bir zamanda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in uyguladığı sünnetler olup

teheccüd, kuşluk, istihâre, yağmur, tesbih, yolcu, ihrama giriş v.s. namazlarıdır.

Teheccüd namazı da kılabilenler için en değerli nâfiledir:.

Mesruk (ra): "Aişe (ra)ya Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in amelini sordum: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) devâmlı olan ameli severdi." cevabını verdi. "Ne zaman kılardı?" dedim. "Horozun sesini işittiği zaman kalkar namaz kılardı" dedi. (Müslim,Müsafirin 131(741)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gece namazı çok olanın; gündüz, yüzü güzel olur" buyurdu. (İbni Mâce, İkamet 174)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bir gece korkuyla uyandı ve: Subhanallah! Bu gece ne hazineler ne fitneler indirildi. Namaz kılmaları için odalardakileri (eşlerini) kim uyandırır..." buyurdu. (Buharî Teheccüd 5)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Vâkitlerden ALLAH'a daha yakın olunacak bir saat var mı?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Evet, ALLAH'ın kula en yakın olduğu vâkit, gecenin son üçte birinin içindedir. O saatlerde ALLAH'ı zikredenlerden olmak istersen ol..." buyurdu. (Nesâî, Mevakitu's-Salât 35)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gece namazı ikişer rek'âttir" (Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu) dan İbni Mâce, Salât 1319)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(Yâ Abdullah!) Sen falan adam gibi olma! O gece namazına kalkardı. Sonra gece namazına kalkmaz oldu..." buyurdu. (Abdullah İbni Amr (ra)dan; İbni Mâce, Sünen, Salât 1331; Buharî; Müslim; Nesâî)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim gece çok namaz kılarsa gündüz onun yüzü güzel (nûrlu) olur." buyurdu. (Cabir İbni Abdillah (ra)dan; İbni Mâce, Sünen, Salât 1333 ve 1334,1335,1336 aynı mânâda benzer hadislerdir.)

Asim İbni Hümeyd (radiyallahu anhu) dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gece namazından önce 10 tekbir, 10 hamd, 10 tesbih ve: "Allahümmağfirli, Vehdini, verzuknî, ve afini!" buyurur ve kıyâmet günündeki sıkıntılı, duruş (kıyam) dan ALLAH'a sığınırdı." (İbni Mâce, Sünen, Salât 1356)

Ebu Zerr (Gıfâri): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (bir gece) sabah oluncaya kadar Maide 5/118 âyetini namazda tekrarladı" dedi.

"Eğer kendilerine azab edersen şüphesiz onlar Senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer bağışlarsan şüphesiz Sen Azîzû'l-Hakîmsin (İzzet ve Hikmet sahibisin)" (Mâide 5/118)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Hangi namaz daha fazîletlidir? diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kunutu uzun olan" diye cevâb verdi. (Cabir (ra)dan; Müslim, salâtu'l-Musafirin 164(756)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hangi kıyam daha fazîletlidir?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gece yarısı yapılandır. Onu yapan ne kadar azdır." "ALLAH'a daha yakın olunan başka bir saat var mı?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Evet, en yakın olunan saat (en makbul vâkit) gecenin son yarısıdır." buyurdu. (İbn Mâce, İkametu's-Salât 182)

Duhâ(kuşluk) Namazı da önemli nâfilelerdendir:

Kesir İbni Mürra (ra)dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Azze ve Celle: "Ey âdemoğlu! Günün evvelinde bana 4 rek'ât namaz kılmaktan âciz kalma ki Ben de günün sonunda kâfi geleyim" buyuruyor!" buyurdu" dedi. (Ebu Dâvud)

İmam Âlî (kv) den: "Şüphesiz ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kuşluk zamanı namaz kılardı." buyurmuştur. (Nesâî, İ. Ahmed, Ebu Ya'lâ isnadı hasen)

Aişe (ra)dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kuşluk namazını 4 rek'ât kılardı ve ALLAH'ın dilediği kadar ziyade ederdi" (Müslim, Ebu Dâvud, Hâkim)
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.2. NAMAZIN FARZLARI


2.2.1. Namazın Dışındaki Farzları (Namazın Şartları, Namazdan Önce Hazırlık)

2.2.1.1. Hadesten Tahâret


Bedenî temizlik olup; guslü (cünüblük ve kadınlarda ayrıca adet görme ve lohusalık) gerektiren veya abdesti gerektiren hâllerden temiz olmak. Gusletmek ve abdest almak. Guslü ve abdesti farz kılan ayet Mâide 5/6 bkz. ve Teyemmümü farz kılan ayrıca Nisa 4/43 bkz..

2.2.1.2. Necâsetten Tehâret

Vücûd, elbise ve namaz kılınacak yerin pis şeylerden temiz olmasıdır.

ALLAH Tealâ: "Elbiseni tertemiz tut" (Müddesir 74/4)

2.2.1.3. Setrül Avret

İnsan vücûdunda başkalarının görmesi ayıp ya da günah sayılan (avret) yerlerin örtülmesi (setri). Nûr 24/31,58 bkz. ve hadislerle sabittir.
Erkeklerde göbek ile diz kapağı dahil (hanefi), diz kapağı hariç(diğer 3 mezheb). Kadınlarda yüz, el ve ayak hariç tüm vücûdları.

2.2.1.4. İstikbali Kıble

Namazda kıbleye, Mekke'de bulunan Kâ'beye yönelmedir. Bu yönelme âletle değil kıble tarafına yönelmedir. Kıbleyi bilmeyen ve soracak kimse bulamayan kimse kendi kanaatına göre kıble yönü tâyin edip namazını kılar. Sonra doğru kıbleyi bilse eski namazları iâde etmez. Kâbe'nin bulunduğu noktadan 45o sağa ve sola sapmalar kıbleden sapma sayılmaz 90o 'lik bir tolerans vardır.
Hastalık, düşman ve korku hâlinde kıbleye dönme imkânı bulamayan kimse en rahat olan yöne yönelir. Yokculukta mecbur kalınca da böyledir.

2.2.1.5. Vakit

Namazlar vaktinde kılınır (Nisa 4/103 bkz.). Vakti girmeden kılınamaz. Bir arkadaşım anlatmıştı: "Selânik göçmeni olan ninem 90 yaşındaydı. Öğle namazını ezânla berâber kıldı ve 20 dakika sonra tekrar namaza duracak iken "nine ne namazı kılıyorsun?" dedim. "İkindiyi" dedi. Ben ise: "Daha çok var ikindiye..." deyince "git işine herkesin veresiye kazalarını kabul ediyor da benim peşin namazı mı kabul etmeyecek?" dedi ve kıldı..." Hoş bir anı... Vaktinde namaz kılmaya edâ, vaktinde kılınamaz da sonra kılınırsa kaza namazı denilir. Kaza beş vakit farz ve vitir namazı için geçerlidir.

Sabah namazı vakti:İkinci fecr ile güneş doğmadan az öncesi arasıdır. İkinci fecr doğu ufuktaki yaygın aydınlıktır. Hanefiler ortalık ağarınca diğer üç mezheb ise alaca karanlıkta kılarlar.

Öğle namazı vakti: Güneş tepe noktasını geçip batıya kaymaya başlayınca başlar ve dikilen çubuğun güneş tepedeyken gölgesi hariç, gölgesi iki katı oluncaya kadar devâm eder.

İkindi namazı vakti: Dikilen çubuk gölgesi iki katından güneş batmadan öncesine kadar devâm eder.

Akşam namazı vakti:
Güneş batınca başlar şafak (kızıllık) kaybolunca çıkar,

Yatsı namazı vakti: Şafak yok olunca başlar ikinci fecre (şafak) kadardır.

Hiçbir namazın kılınamayacağı üç mekruh (uygun olmayan) vakit:

1- Güneşin doğmasından yükselmesine kadar (45 dakika)
2- Güneş tam tepe noktasında iken
3- Güneşin batma zamanı



Ebu Hureyre (radiyallahu anhu); Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz şu iki namazdan men etti: Saban namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namaz kılmaktan." buyurdu. İ(bni Mâce, Sünen-salât 1248; İbni Abbas (ra)dan; ise 1249 nolu hadis benzeri; Ebu Saîd Hudrî (ra)dan; Müslim,Müsafirin Cuma 2)

Bu hüküm o günün sabah farz namazı güneş doğmaya yakın, ikindi farz namazı güneş batmaya yakın hâlâ kılınamamış ise geçerli değildir.

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Sizden kim ikindi namazının (farz) bir secdesini güneş batmazdan önce kılabilirse, namazını tamamlasın, sabah namazının da bir secdesini güneş doğmazdan önce kılabilen, namazını tamamlasın" buyurdu. (Buharî, Mevakit 28,17; Nesâî, Mevakit 11 (1,257-258)

Nesâî başka bir rivâyetinde ise: "... ilk rek'atinde kılarsa..." şeklindedir.

Üç kerahet vaktinde Hanefîlerce kılınabilecek namazlar ise: Günün kendi namazı, cenâze namazı ve tilâvet secdesi, Ebu Yûsuf'a göre Cuma günü istivâ zamanı nâfile namaz kılınabilir. Hanbeli ve Mâlikilerde Cuma vakti (istivâ) 2 rek'ât mescid namazı kılınabilir. Hanefîler mekruh sayarlar. Ancak:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ey Abdi menâf oğulları! Gece ve gündüzün herhangi bir saatinde bu beyti (kabe) tavaf eden ve namaz kılan hiç kimseye mâni olmayınız" buyurdu. [/color](Cübeyr bin Mut'im (ra)dan; İbni Mâce, Sünen salât 1254)

2.2.1.6. Niyyet

Karar verip kasdedmektir. Hanefi Mezhebi namazların adının belirlenmesini şart sayar. "Bu günkü öğle namazına" gibi... Kalben ve lisanendir. Cemâatla namaz kılan: "Uydum imâma" diye de niyet eder. Niyet ilk tekbirden hemen önce yapılır.

2.2.2 Namazın İçindeki Farzları (Namazın Rükünleri)



2.2.2.1
İftitah Tekbiri

Başlangıç, açış tekbiri. "ALLAHU EKBER" demek. Erkekler: Başı hafifçe öne eğip başparmaklar kulak memesine değecek şekilde, kadınlar göğüs hizasına gelecek şekilde eller kaldırılıp "ALLAHU EKBER" denilir. İftitah tekbiri dâima kıyamda alınır. Cemâatle namazda iftitah tekbiri daima imamdan sonra alınır.

2.2.2.2 Kıyam

Dikelip ayakta durmaktır. Gücü yetene, farz ve vâcib namazlarda farzdır. Yaslanamaz da. Hasta ve hâlsizler oturarak veya yatarak kılabilirler.

2.2.2.3 Kıraat

Kur'ân okumaktır. Kur'ân-ı Kerîm'den en az kısa üç âyet veya uzun (kısa üç ayetlik) bir âyet okumak. İmam kıldırırsa, cemâat okumaz imâm okur. Kıraat vitir ve iki rek'atlı namazların her rek'atında, üç ve dört rek'atlı farzların herhangi ikisinde farz ilk ikisinde ise vâcibtir. Hanefiler imâma uyarsa kıraatı dinler ve susar.

2.2.2.4 Rükû'

Eğilmektir: Eller diz kapağında, baş ve sırt düz bir satıh oluşturacak şekilde eğilmek farzdır. Bu hâlde bir müdded beklemek vâcibdir.

2.2.2. 5 Secdeler

Yere kapanmaktır. İki ayak, iki diz, iki el, burun ve baş... İki secde arasında birazcık beklemek vâcibdir.

2.2.2.6 Kaide-İ Âhire

Son oturuş. Teşehhüd miktarı oturmak farzdır. Tahiyyet duasını okuyacak kadar. Diğer üç mezhebde ise tahiyyatle beraber salâvât okumak da farzdır. Ebu Hanife'ye göre kişinin kendi istek ve iradesiyle namazdan çıkması da farzdır.


Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.3 BÖLÜM: NAMAZIN VÂCIBLERİ (Hanefi Mezhebince)


1- Namaza "ALLAHU EKBER" sözüyle başlamak (çoğunluğa göre farzdır.)

2- Her rek'atta Fâtiha sûresini okumak. (çoğunluğa göre farzdır)

3- Farz namazların ilk iki rek'atında, vâcib ve nâfile namazların her rek'atında Fâtiha'dan sonra (zamm-ı sûre) kısa bir sûre veya dengini birkaç âyet okumak. (çoğunluğa göre sünnettir.)

4- Farz olan kıraatı ilk iki rek'atta okumak

5- Fâtihayı zamm-ı sûreden önce okumak.

6- Tek başına namaz kılan öğle, ikindi ve gündüz kılacağı namazda gizli okumak vâcibdir. Sabah, akşam, yatsı ve gece namazında ister gizli ister açıkça okusun serbesttir.

7- İmamın sabah, akşam, yatsı namazlarının ilk ikisinde sesli okuması, Cuma namazı, bayram namazları, teravih ve vitir namazında yüksek sesle okuması vâcibdir. İmamın; öğle, ikindi namazlarının dördünde de, akşam namazının üçüncü ve yatsı namazının son iki rek'âtında gizli okuması vâcibdir.

8- Secdede alnı ve burnu yere koymak.

9- Üç ve dört rek'âtlı namazlarda ikinci rek'ât sonunda oturmak (ilk oturuş) vâcibdir.

10- İlk ve son oturuşta teşehhütte bulunmak ki tahiyyatı okumak vâcibdir.

11- Namazın sonunda sağ ve sola selâm vermek.

12- Farz olan rüknleri sırasıyla peş peşe yapmak.

13- Farz olan fiili geciktirmemek vâcibdir.

14- Vitir namazında kunut duası okumak vâcibdir.

15- Ramazan ve Kurban bayramı namazlarında her iki rek'âtında ilâve üçer tekbir daha almak vâcibdir.

16- Farzın geciktirilmesi ve vâcibin terki olmuşsa sehiv (yanılma) secdesi yapmak vâcibdir.

17- Ta'dil-i Erkâna (rükünlerin hakkını verme) riayet vâcib (çoğunlukça farz).

18- Namazdayken secde âyeti okunursa tilâvet secdesi yapmak vâcibdir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.4 BÖLÜM: NAMAZIN SÜNNETLERİ

2.4. NAMAZIN SÜNNETLERİ

Sünnet Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in devâmlı yaptığı mazeretsiz terketmediği veya nâdiren terkettiği hususlardır.

Sevâb kazandırır, azab gerektirmez. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e muhabbet ve izinden yürüyüşün nişânesi ve onurudur.

Kasden terki harama yakın mekruh (yapılması şerîatçe hoş görülmeyen) tur.

1- Beş vakit namaz ile Cuma namazı için ezân okumak sünnettir.

2- İftitah tekbiri alırken ellerin yukarı kaldırılıp içlerinin kıbleye bakması sünnettir.

3- İftitah tekbiri alırken eller kalkarken parmakların normal hâlde açık olması sünnettir.

4- İftitah tekbirinden hemen sonra erkekler göbet altına, kadınlar göğüs üstüne el bağlamak. Erkekler sol bileği sağ elle baş ve serçe parmakla halka yapmak, kadınlar ise düz şekilde sağ eli sol elin üstüne koymak sünnettir.

5- Ayaklar arası dört parmak mesafede olmak. (Hanifi)

6- İlk rek'âtta Subhâneke duasını okumak.

7- İlk rek'âtta Subhânekeden sonra "Eûzü billahi mine'ş-şeytâni'r-râcim" demek.

8- Fâtihadan önce besmele çekmek. Zamm-ı sûrelerde çekmemek.

9- Subhaneke ve Eûzü besmeleyi gizli okuyup Fâtihadan sonra "âmin" demek.

10- Tek başına namazda zamm-ı sûreleri sabah ve öğlede uzun, imâmın ise cemâati soğutmamaya dikkatle ve duruma göre hareket etmesi sünnettir.

11- Rükû'a varırken "Allahu ekber" demek.

12- Rükû'da üç kere "Sübhâne rabbiye'l-âzim" demek.

13- Rükû'dan kalkarken "Semi allahu limen hamîde" demek ve gizli söylemek.

14- Rûkü'dan doğrulunca "Rabbenâ leke'l-hamd" demek ve gizli söylemek.

15- Rûkü'da erkeklerin açık parmaklarla dizleri kavrayıp başı ve sırtı düz tutmak. Kadınların ellerini dizlerine koyup dizleri bükük, sırtı meyilli olmak.

16- Rûkü'da başı doğru tutup ayaklara bakmak.

17- Rûkü'dan doğrulup dik durmak (kavme) vâcibdir.

18- Secdeye varırken önce dizleri sonra elleri, sonra alnı ve burnu koyup tersine kalkmak. Secdeye giderken ve kalkarken "ALLAHÜ EKBER" demek sünnettir.

19- İki secde arasında kısa bir oturuş yapmak (celse) vâcibdir.

20- Secdede başı iki el arasında koyup, yakın tutup parmaklar bitişik ve el ayasını yere yapışık tutmak sünnettir.

21- Secdelerde üçer defa "Sübhane rabbiye'l-a'lâ" demek sünnettir.

22- Erkeklerin secdede karnı uyluklardan, dirsekleri yanlardan ve kolları yerden uzak tutması, kadınlarda ise tersini yapmak sünnettir.

23- Secdeler arası oturuşta elleri parmaklar normal hâlde uyluklar üzerine koymak.

24- Oturuşlarda erkekler sol ayağı yere yayıp üzerine oturup sağ ayak parmakları kıbleye gelecek şekilde dikmek. Kadınlarda ise tersini yapmak sünnettir.

25- Tahiyyyatta teşehhüdde "Lâ ilâhe" derken sağ elin, şehâdet parmağını yukarı kaldırıp "İllallah" derken indirmek.

26- Tahiyyatı gizli okumak.

27- Üç ve dört rek'âtlı namazların son iki rek'âtında Fâtiha okumak.

28- Son oturuşta tahiyyattan sonra salâvât okumak kati sünnettir.

29- Salâvâttan sonra dua okumak (Rabbenâ atina-Rabbenâ firli).

30- Selâmı önce sağa verirken başı sağa çevirip "Esselâmû aleyküm ve rahmetullah" demek. Sola da aynı şekilde selâm vermek.

31- Selâmı imâmın selâm verişinden sonra vermek.

32- Birinci rek'âttan sonra imâma uyan, imâm sola selâm verirken kalkıp eksik rek'âtlarını tamamlamak da sünnettir.

Sünnetlerin dışında namazın âdabı olarak da:

1- Namazı hûşû,hûzu, sükûn ve haşyet içinde kılmak.

2- Kıyafeti düzgün olmak.

3- Kıyamda secde yerine, rûküda ayaklara, secdede burnuna, oturuşlarda kucağa, Selâmlarda omuz başlarına bakmak.

4- Tek başına namazda rükû' ve secde tesbihlerini 3 ten fazla yapmak.

5- "Hayy ale'l-felâh" da ayağa kalkmak (imam-cemâat).

6- "Kad kameti's salât" ta namaza başlamak (imâm-cemâat).

7- Namazda esnerse ağzı elle kapamak güzel edeblerdir.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.5 BÖLÜM: NAMAZ HÂLİNDE OLMAMASI GEREKEN DAVRANIŞLAR


2.5.1. Namazın Mekruhları :

Dinen çirkin görülen hususlar. Ta'zimde, biçimsel davranışta kusurlu yapmak, vâcib ve sünnetleri terketmek gibi...

1- Gereksiz yere namaz dışı davranışta bulunmak. Başka işle uğraşmak, etrafa bakınmak, yürümek, parmak çıtlakmak v.s.

2- Namaza ait fiilleri namazın sünnet ve âdabına uymaksızın yerine getirmek bir yere yaslanmak, secdede dizden önce elleri koymak, bağdaş kurup oturmak v.s.

3- Tekbir ve zikirlere yerinde başlayıp yerinde bitirmemek. Söz ve işin eş zamanlı olmaması...

4- Namazda esnemek ve acaib sesler çıkarmak.

5- Grip, nezle vs. gibi salgın hastalık varsa câmiye gelmek mekruhtur.

5- Namazda dışardaki kişinin selâmını işâretle de olsa almak.

6- Câmilerde cep telefonunu kapatmayarak başkalarının namazlarını sakatlamak.

7-Namazda gözleri yummak, başı çevirip veya karşılara bakmak.

8- (İdrar v.s.) Sıkışık iken abdesti yenilemeden namaz kılmak.

9- Elbise, vûcûd veya seccadede az da olsa pislik varken namaz kılmak.

10- Pis kokulu yerlerde, ateş, put v.s. e karşı ve bir insana karşı namaz kılmak.

11- Başkasına ait arazide ve elbise ile izinsiz namaz kılmak.

12- Namaz içinde ağızda kalan nohut kadar bir şeyi yutmak.

13- Cemâatle namazda, imâmdan önce rükû' ve secdeye gitmek ve ondan önce doğrulmak... (Kasdi ve sık olması namazı iâde gerektirir)

14- Kıraat sünnetlerini terk de mekruhtur. İkinci rek'âtta daha uzun zammı sûre okumak, Kur'ân'daki sûre sırasına uymamak (önce Fil ise sonra alt sûrelerden birisini okumalı). Bir rek'âtta iki kere Fâtiha okumak, hep aynı sûreyi okumak da mekruhtur.

2.5.2. Namazı Bozan Şeyler :

Yapıldığı taktirde manazın mutlaka iadesi (yeniden kılınması)gereken hususlar:

1- Namazda konuşmak: Namazda olduğunu unutsun, unutmasın namazla ilgisiz kelâm namazı bozar.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz bu namazda, insan kelâmı etmek uygun olmaz; o sadece tesbih, tekbir ve Kur'ân kıraatından ibârettir." buyurmuştur. (Müslim, Mesâcid 33)


2- Amel-i kesir (aşırı davranış) da bulunmak. Yerden taş alıp kuşa atmak. El sıkışmak v.s. Dışardan izleyen birisi "bunun yaptığı iş namaz işi değil" derse namaz bozulmuştur.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sağa sola bakmak hususunda: "Bu, şeytânın, kulun namazından çalmısıdır!" buyurmuştur. (Buharî, Ezân 93)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Tealâ, namazda iken sağa-sola bakmadıkça kula yönelik olur. Kul, sağa-sola bakınca artık ondan yüz çevirir." buyurmuştur. (Ebu Dâvûd, Salât 161)

3- Yönünü kıbleden çevirmek.

4-
Bir şey yiyip içmek.

5- Özürsüz öksürmek, boğazı hırlatmak.

6- Bezmiş gibi of... Puf... v.s. demek.

7- İnlemek (hûşû ve aşkla ise ne âlâ...)

8- Gülmek. Kendisi duyarsa namazı, başkası da güldüğünü duyarsa abdesti de bozulur (diğer üç mezhebde bozulmaz.).

9- Mushafa (Kur'ân'a) bakarak kıraatle namaz bozulur. (Hanefi). Hanbeli'ye göre Mushafa bakarak namaza izin vardır.

10- İlk oturuşu, son oturuş sanıp selâm verse kalkıp tamamlar. En sonunda sehiv (yanılma) secdesi yapar. Hangi namaz olduğunu da karıştırırsa yeniden kılar.

11- Avret yeri açılırsa veya namaza mani miktarda pislik bulaşırsa üç defa Subhanallah diyecek süre geçer de hallolmazsa namaz bozulur.

12- Kendi irade ve seçmesi dışında şu durumlarda da namaz bozulur. Sabah namazı kılarken güneş doğması, Cuma kılarken ikindi vakti girmesi, teyemmümle namaz kılarken kullanabileceği suyu görmesi. Özürlü namaz kılarken özürün ortadan kalkıvermesi.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.6 BÖLÜM: EZÂN VE İKÂMET



2.6.EZÂN VE İKÂMET


Ezân: duyurmak, bildirmektir. Beş vakit farz namazı için müslümanları câmilere çağırı ve namaz vaktinin girdiğini ilândır. Namaz Mekke'de farz kılınmıştır. Ezân hicretin ilk yılında Medine'de Bilâl-i Habeşi (radiyallahu anhu) tarafından okunmuştur. Muekked (te'kidli-kesin) sünnettir. Bir bölgede okunması vâcib veya farz-ı kifâyedir. Ezân İslâm dininin her an bir yerlerdeki bir vakit namazına çağrı ve ilânıdır. Namaz vakitleri güneş hareketine bağlı olunca her boylam derecesinde teorik olarak her dakika bir yerde mutlaka bir vaktin ezânı okunmaktadır. İlahî projede susmayan tek ses ezân sesidir. Şu anda beş vaktin beş ezânı bir yerlerde okunmaktadır. Teknik olarak hesabı da mümkün olup namaz vakit çizelgeleri önceden basılıp dağıtılmaktadır.

Ezân, vakti giren namaz içindir. Ezânı okuyan mûezzinin, erkek, akıllı, takvâ sahibi olması gerekir ve ayrıca güzel ve gür sesliler en iyisidir.

İkâmet ise erkekler için yalnız veya cemâatle farz namazdan önce okunur. Ezândan farkı "Hayye ale'l-felâh" dan sonra "Kad kameti's salât: namaz başladı" sözünü iki kere ilâve etmektir. Tertible okunurlar. Ezânla ilgili hadisi şerîfler daha aydınlatıcı olur. Esâsen fıkhî hükümler için Ömer Nasuhî Bilmen rahmetli hocamızın "Büyük İslâm İlmihâli" ile Türkiye Diyânet Vakfının bastırdığı çok değerli profösörlerimizin hazırladığı iki ciltlik ilmihal gerçekten çok güzel hazırlanmışlardır. Bizim yukardaki bilgileri verişimiz elde bulunsun şeklinde oldu. Yoksa ciddî, samîmî ve imkânı olan kimse için bir ilmihâl en önce gelen dini ihtiyaç olup çoluk çocuk için de şarttır.

Biz ise âcizâne daha çok namazın Rabbânî ve Muhammedî haşyet ve neş'esini işlemeye azmedeceğiz ki içimiz anlayıp yatışsın ve yaşayarak namaz kılalım İnşâallah.

Ezân; dünyanın her yerinde aynı kelimelerle inkârı red, ikrârı tasdik ilânıdır. "ALLAH" ile küfrü, Ekber ile de şirki reddeder. ALLAH Tealâ'nın varlığını ve azametini ilân eder. ALLAH (celle celâluhu)'dan başka ilâh olmadığını, Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın risâletine şehâdeti bildirir. İslâh olmaya, iflâh olmaya çağırır... Canları, celâl ve cemâle; yâni, kemâl cem'ine çağrıdır. İslâh, iflâh ve beka budur. Her yerde, her zaman ve her hâlde (genellikle) ağzı ve dili olan her müslüman ezânı okuyup islâm işâretini ilân edebilir.

Ezânı bugünkü sözleriyle rüyâsında gören ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bildiren sahabî Abdullah İbni Zeyd ibni Sa'lebe (radiyallahu anhu) dur. H.32 yılında Medine'de vefat etmiştir. Ömer (radiyallahu anhu) da ezânı rûyasında görmüş ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a hamd olsun ezân şimdi daha sağlam (sabit) oldu!" buyurmuştur.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Mekke mûezzini Ebu Mahzura (vf. H.59 Mekke) (radiyallahu anhu) 'dur.

Medine mûezzini Bilâli Habeşî (radiyallahu anhu) olup ilk ezânı o okumuştur. Şamda vefât etmiştir. H. 20 civarında.

Abdullah İbnu Zeyd (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) halkı namaz için toplamak maksadıyla çalınmak üzere bir çan yapılmasını emrettiği zaman, ben uyurken yanıma bir adam geldi. Elinde bir çan vardı. Ben:
"Ey ALLAH'ın kulu, bu çanı bana satar mısın?" dedim. Adam:
"Bunu ne yapacaksın?" dedi. Ben:
"Bununla (halkı) namaza çağıracağım" dedim. Bana:
"Bu iş için bundan daha hayırlısını sana göstereyim mi?" dedi. Ben de ona:
"Elbette" dedim. O:
"Öyleyse şunu söyle:" diyerek bana öğretti ki:
"ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber
Eşhedü enlâ ilâhe illallah... Eşhedü enlâ ilâhe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Hayye alâ's-salâh. Hayye alâ's-salâh.
Hayye ala'l-felâh. Hayye alâ'l-felâh
ALLAHu ekber ALLAHu ekber. Lâ ilâhe illallah"
(Abdullah ibnu Zeyd (radiyallahu anhu): (Rüyâmdaki zât) Benden biraz uzaklaştı sonra tekrar söze başlayıp:
"Sonra namaz kılacağın zaman şunu söylersin" dedi ve öğretti:
"ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber ALLAHu ekber
Eşhedü enlâ ilâhe illallah... Eşhedü enlâ ilâhe illallah
Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah
Hayye alâ's-salâh. Hayye alâ's-salâh.
Hayye ala'l-felâh. Hayye alâ'l-felâh
Kad kâmeti's salât Kad kâmeti's-salât
ALLAHu ekber ALLAHu ekber. Lâ ilâhe illallah"
Sabah olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek gördüklerimi haber verdim. Bana: "İnşallah bu hak bir rüyâdır. Kalk rüyâda öğrenmiş olduğunu Bilâl'e öğret. O bunları söyleyerek ezân okusun. Zîrâ o, sesce senden daha gür!" buyurdu. Ben Bilâl'le birlikte kalktım. Ona teker teker arzediyordum. O'da bunları yüksek sesle söyleyerek ezânı okumaya başladı.
Bunu evinde olan Ömer İbnu'l-Hattab (radiyallahu anhu) işitmişti. Hemen evinden çıkıp ridâsını çekerek geldi ve: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Seni hak ile gönderen Zât (Zülcelâl)'e yemin olsun, onun gördüğünün aynısını ben de gördüm!" diyordu. Bunu işiten Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Elhamdülillah! Şimdi bu daha sağlam oldu!" buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 28/499; Tirmizî, Salât 139/189)
Diğer bir rivâyette: (sıra ikamete gelince Abdullah): "Onu ben gördüm, ben okumak isterim..." deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Öyleyse sen de ikâmet getir!" buyurdu.
(Ebu Dâvud, Salât 30/512)



Ebu Mahzura (radiyallahu anhu)'dan gelen hadisi şerîfin sonunda:
"Eğer okuduğun ezân sabah ezânı ise şunu da ilâve edersin":
"Es-salâtü hayrun mine'n-nevm, es-salâtu hayrun mine'n nevm" (namaz uykudan hayırlıdır) ALLAHu ekber ALLAHu ekber. Lâ ilâhe illallah"
(Müslim, Salât 6/379; Ebu Dâvud, Salât 28/500-505; Tirmizî, Salât 140/191; Nesâî, Ezân 3,4,5,6 (2,4,8)

Ezânın fâzileti ve ezânla dua:

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İnsanlar, eğer ezân okumak ile namazın ilk safında yer almada ne (gibi bir hayr ve bereket) olduğunu bilseler, sonrada bunu elde etmek için kur'a çekmekten başka çare kalmasaydı, mutlaka kur'aya başvururlardı." buyurdu. (Buharî, Ezân 9,32; Müslim, Salât 129/ 37; Tirmizî, Salât 166/225; Nesâî, Mevâkit 22 (1,269).; İmamı Mâlik, Muvatta, Nida 3(l,68).

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Müezzinin sesini (ezânı) işittiği zaman kim: "Ve ene Eşhedü enlâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike lehu ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü. Razitü billahi Rabben ve bi'l-İslâmi dinen, ve Muhammedî Nebîyyen!" derse günahları bağışlanır." buyurdu. (Sâd bin Ebu Vakkas (radiyallahu anhu) 'dan İbni Mâce, Sünen Ezân 721; Müslim, Ebu Dâvud, Nesâî, Hâkim, Beyhâkî)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraberdik. Bilâl (radiyallahu anhu) ezân okudu. Susunca, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bunun mislini kesin bir inançla (yâkinen) söylerse cennete girer." buyurdu. (Nesâî, Ezân 34 (2,24)

Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezânı işittiğiniz zaman müezzinin söylediğinin aynısini (kelime kelime) tekrar edip söyleyin. Sonra bana salâtü-selâm okuyun. Zirâ kim bana salât-ü-selâm okursa ALLAH'da ona on misliyle rahmet eder. (salât eder). Sonra benim için ALLAH'dan El-Vesile'yi isteyin. Zirâ o, cennette bir makamdır ki mutlaka ALLAH'ın kullarından birisinin olacaktır. Ona sahib olacak kimsenin ben olmamı umid ediyorum. Kim benim için el-Vesileyi taleb ederse, şefâatim kendisine helâl olur (vâcib olur.)" buyurdu. (Müslim, Salât 11 (384); Ebu Davûd, Salât 36 (522); Nesâî, Ezân 33 (2,23); Tirmizî, Salât 154 (208), İbni Mâce, Ezân 4 (720).

Cabir (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezânı işittiği zaman (sonunda) kim: "Allahümme Rabbe hâzihi'd-dâveti't-tâmme ve's-salâti'l-kâime âti Muhammedeni'l-vesîlete ve'l-fazîlete veb'ashu Makamen Mahmûdeni'llezî va'addehu. (Allahım... Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın RABBİ (sahibi)! MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e vesileyi ve fâzileti ver. O'nu va'adettiğin (üzere) Makam-ı Mahmûd üzere ba's et (dirilt)" derse, ona kıyâmet günü mutlaka şefâatim helâl olur." buyurdu. (Buharî, Ezân 8; Ebu Dâvud, Salât 28 (529); Tirmizî, Salât 157 (211); Nesâî, Ezân 38 (2,26); İbn Mâce, Ezân 4 (722)

Ezânın kıymeti, değeri, ezâna iştirak, dinleme, adabı ve duası... Müezzinin sesini işiten her müslümanın; Kur'ân okumak, zikir, dua, konuşma, selâm v.s. gibi meşgüliyetleri bırakıp ezânı tekrâr etmesi Hanefi mezhebinde de vâcibtir (şarttır). Ancak; namazda, helâda, cinsi münâsebet gibi uygun olmayan hâllerde ezânın tekrârı yapılamaz. Yoksa her müslüman abdestli, abdestsiz, cünüb-temiz her ne hâlde olursa olsun ezânı tekrarı, bizzâtihi vâcibdir. Hatta İmam Şâfiî namazda bile kulak verilmesine hükmeder. Yüksek olmayan bir fısıltı ile tekrar edilir. Zihinden olamaz!.



Resim
Kullanıcı avatarı
safa-merve
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 649
Kayıt: 16 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen safa-merve »

Kıymetli ablacığım, Güzel günün ve saatinin hatırına Hakk ve HAYır dolun ve dolalım inşallah.

* Câbir radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim ezanı işittiği zaman: Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi Allahım! Muhammed'e vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vaadettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır, diye dua ederse, kıyamet gününde o kimseye şefâatim vâcip olur."


Buhârî, Ezân 8, Tefsîru sûre(17), 11. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4



** Sa'd İbni Ebî Vakkas radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kim müezzini işittiği zaman: Tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve resûlü olduğuna şahitlik ederim. Rab olarak Allah'tan, resûl olarak Muhammed'den, din olarak İslam'dan razı oldum, derse, o kimsenin günahları bağışlanır."

Müslim, Salât 13. Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 42; Nesâî, Ezân 38; İbni Mâce, Ezân 4
[img]http://www.muhammedinur.com/resimler/safa_merve.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Amin İNŞAALLAH!

Güzel kardeşim seninde paylaştığın gibi tekrar EZAN duası yapalım;


Resim


Ezan Duası Okunuşu: "Allahumme Rebbe hazihi'd-da'veti't-tamme. Vesselatil kâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refîate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tühlifü'l-mîâd


Câbir bin Abdullah -radıyallahu anh-dan rivâyet olunmuşdur ki, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır;

Kim ezanı işittiği zaman:
"Ey şu tam da'vetin ve vakti gelen namazın sahibi olan Rabbim! Muhammed aleyhisselâma şefâat vesîlesini ve üstünlüğünü ver. Ve onu kendisine va'detdiğin makam-ı mahmûd'a ulaşdır" derse kıyamet gününde şefâatim ona lâyık olur."
(1)


(1) Buharî, Ezan, 8; Ebû Dâvud. Salât, 37; Tirmizi, Salât, 43.

Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.7 BÖLÜM: SALÂVÂT VE ÖNEMİ


2.7.SALÂVÂT VE ÖNEMİ

En kısa ve öz salâvât ise: "Allahümme salli alâ MUHAMMED'in ve alâ ali Muhammed." ALLAH'ım! Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve O'nun ailesine rahmenitini bol kıl!" Biliyorsunuz ki biz "Sall"i sıla anlıyoruz ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in söz, fiil, ahlâk ve hâllerine ulaşım ve kavuşum için dua anlıyoruz.... Uyan ki; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kelâmullah'da "Rahmetenli'l-âlemin: Âlemlerin tek rahmeti" olarak vasıflandırmış ve buna imân farz-ı ayndır. Evet yine de ALLAH'ımız (celle celâluhu) Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rahmetini bol eylesin. Çünkü EL RAHMÂN ve EL RAHÎM olan sonsuz merhamet sahibi kendi Zât-ı Celâlidir. Ne var ki salâvâtta öz dilek ve arzu kendi vicdânlarımızın (tüm letâiflerde) örnek beşer ve Rehber-i Mutlak olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in; Şerîat (söz, nass,i'tikad), Tarikat (fiil, amel), Mârifet (ahlâk) ve Hakikat-ı Muhammedîyyesine (hâl) ilim, irâde, idrâk usûlü ve iştirakle vusûlü; sıla, kavuşum, ulaşım ve BİZ BİLELİĞİ... Sözün özü o ki; Salâvât Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sıla; salât ise RABBÜ'l-ÂLEMİN (celle celâluhu) 'ya sıladır... İhsânı târif buyuran Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "İhsân: Rabbü'l-âlemin'i görür gibi namaz kılmandır..." buyurmasının sırrı bu sıladır... Yoksa uzanım veya vücûd birliği v.s. asla değildir...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "El ihsânü en ta'budallahe keenneke terahu fein lem tekün terahu feinnehu yerâke: İhsân, ALLAH'a O'nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir, çünkü sen O'nu göremezsen, O seni görüyor." buyurdu. (Buharî, İmân 37; Müslim, İmân 1,5,7; Nesâî, İmân 5,6)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Es selatû imadü'd din: Namaz dinin direğidir." buyurdu. (Münâvî,Feyzü'l-Kadir IV-24)

Salle: ses vermek, durultmak(şarabın tortusu vs.)
Saliye: ateşte yanmak.
Tesalla: değnek(asa)vs.' yi ateşte yumuşatıp doğrultmak.

Sall: binbir çile içinde SILA'ya vuslat bulmak, kavuşmak.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sallû kemâ reâyetumûnî ûsallî: Namaz kılarken beni gördüğünüz gibi (tatbikatını), kılınız" buyurdu. (Buhârî, Ezân 18;İ.Ahmed V-53;Darimî,Salât 12)

İnsanoğlu beden (vücûd), nefs, kalb ve ruh sarmalı içinde bir bütün olup evvel şehâdetinin (Rübûbiyyet tevhidi) ikmâli, kemâli, terakki ve tekemmûlûyle mükelleftir. Vücûd; El Cevâd (celle celâluhu) (cömertler cömerdi) olan Rabbü'l-âlemin'in ikrâmını (keremini); cisim, cesed, can kabı ve izâfî vücûd varlığı (mevcûd) olarak zâhire çıkarmasıdır. Cûd kökü ise lûtf-ü-ikrâm ve ihsânın aslı ve tohumudur. İnsan vücûda bürünüp insan sûretinde doğup maddeten bülûğa erince manevî olarak nefsi, kalbi ve ruhu da kemâl bulup iletişim kurmaları gerekir. Aksi takdirde mecbur ve me'mur olduğu Muhammedî tevhid ve şehâdet ağızda (vücûdî) bir kuru lâf olarak kalıp, teyp âleti gibi söyler durur ama fayda sağlamaz. Vücûdî tevhidi, nefs (can) duyar ve uyarsa dış âleme (maddî âfâk âlemine) bakıp bu âlemlerin sahibinin azametinden haşyete kapılıp Rabbü'l-âlemin ALLAH Tealâ'ya havf-ü- recâ secdesi yapar, sonra oturup düşünür ve iç âleme (manevî-enfüsî, derûnî) bakıp Kudretullahı anlar ve kudsî âlemlerin sahibi Rabbü'l-âlemin ALLAH Tealâ'ya hamd-ü-senâ eder... "Lâ ilâhe illâ ALLAH" köprüsünü kurar. Nefs böylece şühûdî şehâdete kavuşur. Şühûdî tevhide erer. Kalb sarayına saygın bir Muhammedî misâfir olarak giren Muhammedî nefs kendisi ile emr âleminden olan ruh arasında berzah (geçit, ara kesit, dönüşüm, başkalaşım, kemâlât karargahı) olan kalbin iki kapısında Rahmânî ve Rahîmî secdelerini sunup sücûdî tevhide erer. Ruhlar âlemindeki kudsî, ruhî ve ezelî Muhammedî, ahdî, (kulların uhudî: ahdler) ilk şehâdeti olan (uhûdî tevhid) Ahdullahı tekrâr yaşar ve şimdi şu anda Muhammedî oluş şuûruna ulaşmış bir tek sorumlu olarak ciddî ve samimî şehâdetini Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şehâdetine isal eder (ulaştırır). İlk şehâdeti son nefesteki şehâdetiyle buluşur ve tahkikî tevhide kavuşur. Gerisi kuru gürültü, lâf-ı güzaf, softa şak şukası, câhil cakası, zaman öldürmenin Türkçesidir... Anlayan âriftir, yaşayan âşık, anlayarak yaşayanlar ise MUHAMMEDÎ Menşe' olan "BİZ" içinde, kimliksiz Kârib (yakîn) ve Garib (HAKK (celle celâluhu)'dan gayri kimsesiz) lerdir. "Tubâ gûrebâ... Ne mutlu Gariblere..." hadisini hatırla...

Kesret içinde vahdet ve vahdet içinde kesret: Zât-sıfat-esmâ-eşyâ... Ve arasında kulluk oyunu... Dıştan, âfâktan, kesretten, muhitten basarla bakış... Bâsiretle içi, enfüsî, vahdeti, merkezi seyir... Sûfî ikisi arasında tevhid dengesini kuran, sırat-ı müstakîm ipi üzerinde yürüyen ve canı ağzında bir canbazdır... Enfüsûnde sükûn, âfâkında sükût vardır. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) i duymuş sükûta kavuşmuş ve ALLAH Tealâ'ya istikamette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tâbi' olup imâm bilip sükûna ulaşmıştır. Sekînet-i Muhammedî emniyetindedir. Sırr-ı sıfırı sıladır... Kavlen (i'tikaden), fiilen, ahlâken ve hâlen Muhammedî oluş şuûru, sürûru ve nûruna kavuşan kişi Rabbanî ve Muhammedî âlim, ârif ve âşıktır. Bu âleme gelmesine sebebi (Muradullahı); bilmiş, duymuş ve Emrullaha uymuş ve Muhammedî olmuştur... İlk söz ve sonsöz aynı şeyin iki yüzü gibidir... Tevhidden tevhide rücû' ve ürûc... Tohumdan tohuma tevhid... Kulaklarını aç da dinle: İlk söz Ahdullahtı... Abdullah olarak bu âleme ilk sözü isbat için çırılçıplak geldik... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i, baş öğretmeni bulduk... Emrullahı duyduk ve uyduk... Muradullah olan son şehâdet tevhidi ile yine çırılçıplak çıkıp gidiyoruz... Muhittir-merkezdir diyoruz... Sakın uydurup kaydırdığımızı sanma... Muhammedî olan kimsede yalan ve riyâ olamaz... Zâten özünden dirilmeyen kimse de bizi duyamaz ve uyamaz... Biz kimiz? Biz hepimiz birimiz, birimiz hepimiz ve biz, biriz ve Muhammedîyiz... Kimliğimiz ve kişiliğimiz; Muhammedî teslimiyyetle havz-ı kevseri olan rıza denizinde erimiş gark olup gitmiştir... Tekrâr buzluğa dönemeyiz ve donamayız... Tasavvufa girmeye görelim; girdik mi, Muhammedî mebde-mead mahşerinde ALLAH Tealâ'nın azamet ve kudretini seyretmekten gayret ve dehşete düşüp kalemimiz başıboş kalıyor... Ve çalakalem karalıyor... İki âyetten sonra konumuza dönelim.

"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi ALLAH'ındır ve ALLAH her şeyi kuşatmıştır... (Ve kânallahu bi küllî şey'in muhit)" (Nisa 4/126) Muhit âyet-i celilesi...

ALLAH Tealâ'dan gayrisı, mâsivâ, kesret, herşey (ve herkes) ALLAH'ındır (ALLAH içindir)... ALLAH (celle celâluhu) kullî şey'e muhittir... Hava gibi yutmuştur... En dışdaki ALLAH (celle celâluhu)'tır... Akıl; acziyet, fakriyet, zillet, illet ve basarla en dışa kadar bakar da Azametullah karşısında dilini yutar ve söyleyecek sözü kalmaz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup O'nu duyar sükûta kavuşur susar ve söz (i'tikad) ve fiillerine (amel) uyar... (sonsuz sayıda eşyâ, "küllî şey" adı altında bir tek şey'e dönüşüyor...) Muhammedî "BİZ BİLELİĞİ" ne ve enterkollekte sisteme direkt olarak girmiş olur. Gerisi kader Kaderullah... Vücûdî (lisânî), şühûdî (şeksiz şüphesiz), sücûdî (vicdânî) ve uhudî (ezel-ebed tevhidi) vahdet birliğini ve Tevhidini hazmederek yaşayarak anlamak şarttır. Bunun en emniyetli ve tek yolu kul için Muradullah ve Emrullahın özü olan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslimiyet ve ALLAH Tealâ'ya istikamet için, ALLAH (celle celâluhu)'ya ve Resûlu (sallallahu aleyhi ve sellem) 'e tâbi' olmaktır (bile olmak), sadıklarla beraber (ile olmak) olup, "Rabbim bizi Sâlihlere kat..." diye dilemektir.

Sanırım âcizâne arzedebildim ki salâvât; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olabilme sılası, ulaşımı, vuslat ve kavuşum duası ve yoludur... Salât ise teslim olduğumuz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rehberliğinde ve imamlığında Rabbü'l-âlemin olan ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'e tevekkülle sıla ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e güven ve i'timattır.

Yukardaki izâh, nefsin aslı olan ruha rücû'u şeklinde âfâktan enfüse tekemmûlü ve terakkisidir. Dıştan içe dönüştür. Elbette birbirini saran dâireler hâlindeki (aslında küresel ancak çizimde dâiresel gösterebiliyoruz) letâif (kemâlât makamları-aşama mertebeleri) lerin özündeki sabit, lübbü'l-lüb (özün özü), ayn, asl ve Nûrullah'ın Habibî, Ahmedî, Hamîdî ve Muhammedî nûr pirizi gibi olan Akdes (kudsî ve bize karanlık)tan Nûrullahı, regüle edilmiş Muhammedî nûr olarak, ruhen alınca sistemin tümü elektrik gelmiş fabrikaya döner...
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »



RUH; Kalbin mânevî-uhrevî kapısında durup, kalbin maddî, dünyevî kapısında duran nefsi, İblisî olan nefsî hevâ heves ve benliğini, dışarda bırakarak ilâhî ve Muhammedî olan hükmü, Ahdullahı duymaya ve uymaya çağırır... Kalb köprüsünde nefsin "Lâ ilâhe" si (inkârı) ile Ruhun "İllâ ALLAH" (İkrarı) ı tevhid eder, sıla eder kavuşur ve bu parçalar Muradullah olan tümü ve hakkı doğurup şâhidi olup ve şühûdî olarak ortaya koyar: " ilâhe İllâ ALLAH"

Ezelî ve kudsî Muhammedî oluş (zâten ezelden öyle olduğunun) şuûruna ulaşan (sılasına kavuşum) nefs iki kapıda da birer secde ile Rabbü'l-âlemin'e hamd ve senâsını sunar... Sücûdî tevhidini arz eder. Vicdânen mutmaîn olan nefs emrine verilmiş olan vücûdûn cesedî, cismî ve dünyevî âletlerini hakka inancı gereği hayr üzere kullanır. Bu ise ürûctur... İçten dışa yükseliş... İkiside mi'râctır. Göz - gez - arpacık - hedef... Lâ - ilâhe - illâ - ALLAH... ALLAH - LİLLAHİ - LEHU - HU (celle celâluhu)... Allahmme - salli - alâ - Muhammed... Şerîat - Tarikat - Mârifet - Hâkikat... İlim - irâde - idrâk - iştirak... Hedef de tektir ve ALLAH Tealâ'nın rızasıdır... Lûtf-ü-ikrâmı ve ihsânı,.. Rızaullahın çeşitli makam ve hâllerdeki tezahhürleridir... Rıza, cemâldir... Yolu, kemâldir... Celâl tecellîsi olan canlar cihanda ayıkır ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ravzasında rıza bulursa hemhâldir...

"Andolsun insanı Biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını (vesvese) biliriz ve Biz ona şah damarımdan daha yakınız..." (Kaf 50/16) Merkez âyet-i celilesi...

Nefs: her canın öz kimliği, kişiliği, zâtiyeti, varlık esâsı, cesedin ve cismin canıdır... Nefsin vesvesesi: kendine sınırlı ve sorumlu bir görevi (Ahdullahı isbatı) başarabilmek için lâzım ve lâyık olarak verilen akıl, beden, hevâ, heves v.s.yi Emrullah'ın dışında kullanmaya ve Muradullahı gözardı etmeye kalkışma tertib, niyet ve hazırlıklarıdır.

"Ve nahnu âkrabû ileyhi min habli'l-verid." "Biz ona şah damazından daha yakîniz..."
Habl: Arabça'da iptir. Verede: gelmek, hazır olmak. Verid: yedeği, eşi, benzeri olmayan parmak izi gibi kişiye özel tek demektir. "Habli'l-verid"i âlimlerimiz şah damarı diye tercüme ettiler ve de çok güzeldir. Şöyle de zevkedebiliriz... İnsanın; kendi varlığına ve kâinâtın varlığına şâhid olabilmesi için bağlı olduğu tek ip sadece şah damarı (ana atar damar) mıdır? Madden, cismen ve zâhiren bu doğrudur ve hakktır. Şah damarı kesilen canlı yok olur gider, hayat bağı ve bu âlemdeki var oluş ipi kesilir. Mânen, canen ve bâtınen ise kişilik ve kimliğin ta kendisi ve ALLAH Tealâ'nın mazhariyet mir'atı (aynası) olan akıl tek iptir. Aklı sahneden çekerseniz hiçbir şey ve sahibi kalmaz ortada... Akıldan da içerde, özde ve enfüsten de yakın ve vahdetin kendisi olan ALLAH Tealâ, küllî şeyin özünün özündeki târifi ve anlaşılması akılla mümkün olmayan naklle haber alınan merkezdeki sabit nokta... Dönmeyen ve dönenleri seyreden vahdet... Dönmeyenin etrafında dönen kesret... Basîrette özgözüyle Kudretullahı seyr... Acziyet, fakriyet, zillet ve illetin (kulluğun) sırrına eriş... İ'tikaden ve amelen imân edilip teslim olunan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in imâmiyyetinde, istikamet salâtına iştirak ve kulluğun rıza akışı (sılası)! Tâbi oluş ve itâat ediş... Ahlâken ve hâlen Muhammedî istikamet... Son söz: Unutma ki "Lâ illâhe" "Hiçbir ilâh yoktur" inkâr batağından ve inkâr ilelilğinden, ancak ve ancak Muhammed (aleyhi's-selâm)'a (Abdullah ve Resûlullah) teslim olarak Şerîat-ı Garra gemisine binerek kurtulursun... Ve "İllâ ALLAH" "ALLAH'dan başka" ikrâr ihsânına ve bileliğine kavuşur sırat-ı müstakîm üzere Rızaullah olan Cemâlullah'a istikamet seferine imâm-ı mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) rehberliğinde isâl olur (akar) salât edersin, sıla edersin... Vuslât bulursun...

Muhammedîler bileşik kablar gibi, gönülden paralel bağlı ve aynı seviyede, elektrik hatları gibi aynı imkânlarda biledirler... Muhammedî oluş ezelî ve ebedî bir hakikat-ı Habbibullahtır... Muhabbet, merhamet ve hasbî hizmet, Muhammedî nûr ve şuûrla yaşar ve yaşatır...Yaşanır ve yaşatılır...

İşte âcizâne salâvâtı arzımız çalakalem böyledir. Bizim durduğumuz yerden böyle gördük... Sizler de durduğunuz yerlerden bizim göremediklerimizi gösterirsiniz... Onun için Muhammedîler hepsi bile ve bilye gibi sonsuz gözlüdür... Dua; sahibine sesleniş, yalvarış, yakarış ve sıla hasretini dile getiriştir. Söylenecek söz çok; fakat, söylesem öldürürler... Söylemesem ben ölürüm...

Ezândan sonrası için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in buyruğu ezân duasına bir daha bakalım:

Cabir (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezânı işittiği zaman (sonunda) kim: "Allahümme Rabbe hâzihi'd-dâveti't-tâmme ve's-salâti'l-kâime âti Muhammedeni'l-vesîlete ve'l-fazîlete veb'ashu Makamen Mahmûdeni'llezî va'addehu. (Allahım... Ey bu eksiksiz dâvetin ve kılınan namazın RABBİ (sahibi)! MUHAMMED (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Vesileyi ve fâzileti ver. O'nu va'adettiğin (üzere) Makam-ı Mahmûd üzere ba's et (dirilt)" derse, ona kıyâmet günü mutlaka şefâatim helâl olur." buyurdu. (Buharî, Ezân 8; Ebu Dâvud, Salât 28 (529); Tirmizî, Salât 157 (211); Nesâî, Ezân 38 (2,26); İbn Mâce, Ezân 4 (722)

Ed-dâvetü't tâmme: Tam dâvet...:

"Hak olan dâvet ancak O'nadır" (Ra'd 13/14)

Tam olan tevhiddir! Tam da başkalık değişim v.s. olamaz.

Evvel, âhir, zâhir, bâtın, her zaman heryer, herhâl, herşey ve herkes için tam olan tek kelâm: "Lâ ilâhe illâ ALLAH" tır. Tam sıfatının lâzım ve lâyık olduğu tek tevhiddir. Şeksiz, şüphesiz, eksiksiz ve kusursuz söz Muradullah olan Hakku'l-HAKK "Lâ ilâhe illâ ALLAH..." dâ'vettir... Aslında ALLAH Tealâ'nın da'vâsına Rasülû (sallallahu aleyhi ve sellem)'in dâvetidir ezân...

Da'vâ : ilâhe illâ ALLAH.
Dâvet : Muhammedûn Resûlullahtır.

Onun için pekçok âyet-i celile de "ALLAH'a ve Resûlüne tâbi' olun..." hükmü vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de...

Salâti'l-kaime: kılınacak olan namazın, ayakta ve diri duanın ve kıvâmında sıla ulaşımının (akışının) ustası, Rabbi...
Vesile: sılaya ulaşımı sağlayan yol; suya, isale kanalı; sonuca götüren sebeb, canları cennete çeken cezbe... Canların cennet yolundaki konak yerleri (menzile)... Muhammedî kemâlât makamları... Vuslata vesile nûr-u Muhammed... Vesile: isalin (soruşun, isteyişin, akışın) vücûd bulup işe yarar hâle geçişi... Kısacası vesile; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olanların, âhir zaman denizindeki bu fitne fırtınasında sırat-ı müstakîm üzere yol olan istikamet gemisidir. Vuslât vesilesidir.
Makam-ı Mahmud: Ahadîyyet... Ahmedîyyet... Hamîdîyyet... Hamd... Had ve hudud...

"Ümid edebilirsin, RABB'ın seni bir Makam-ı Mahmud'a gönderecektir." (İsrâ 17/79)

Makam: Bir kıvâmın; o zaman, o yer ve o şartlardaki hâlidir. H2O sudur... Sıfır derece sıcaklık altındaki kıvâmı (duruşu) ve kıyamı (varlık gösterişi) BUZdur... 0oC - 100oC arasında SUdur... 100oC de kaynar ve BUHARdır. Buharlar "bile" olursa BULUTtur ve RAHMETtir... Hepsi de H2O makamlarıdır... Buz - su - buhar - bulut: H2O (su) seyr-ü-sülûkû... H2O ya Sûfî dersek, seyr-ü-sülûk serûveni...

Aklın en yüce anlayışı, sistemin sahibi olan ustasına saygı ve hamddır. Akıl hamde, naklle ulaşır. Nâkli, nâkleden AHMED (aleyhi's-selâm)'dir. İlk hamd edendir. AHADİYYET sırrına vakıf, Rahmetenli'l-âlemin'dir. İnsan nefsi, aklen ve nâklen Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olup (müslim), imân edip (mü'min), tâbi' olup (Velîyullah) ve itâat edince (Ehlullah) hakikaten hamdedebilir.... Makam-ı Mahmud Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şifâ (şefâat) makamıdır. Cennette oluşu haktır. Yaşarken kavuşmamızda haktır. Muhammedîyyet - Hamîdîyyet (Mahmudîyyet) - Ahmedîyyet - Habibîyyet...Tümü de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in özellik ve güzellikleridir. Sıddıkî teslimiyetten sonraki ilâhi tecellîlerle oluşan nefsî (ulaşım, gelişim) kemâlât makamlarıdır....

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e teslim olmak istemeyen Nefs-i Emmâre; teslim olmayı bâzen düşünüp-bâzen vazgeçen nefs Nefs-i Levvâme; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözünden (ve kendi özünden) "teslim ol..." sinyâlleri (ilhâm) alan ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyan "Semiğna!:duyduk" diyen ve ancak henüz panik hâlinde (telaşlı) olan nefs, Nefs-i Mülhime... Tam teslim olmuş (kavlen, i'tikaden, fiilen, ahlâken ve hâlen) (tatmîn olmuş ilim-irâde-idrâk etmiş)!.." Ve Atağna!: uyduk..." diyen Nefs-i Mutmaînne... İslâm olmuş Nefs-i Mülhime, mü'min olmuş Nefs-i Mutmaînne... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tebliğ ettiği Kur'ân'ı ve açıklayan sözlerini duyan (i'tikad eden), amellerine, ahlâkına ve hâllerine uyan Nefs-i Mutmaînne:İ'tikadda tatmîn olmuş, ilim,irâde ve idrâkini iştirake dökmüş, Muhammedî oluş şuûr, nûr, surûr ve onuruna kavuşmuş, sahibine (sallallahu aleyhi ve sellem'e) sılası (salâvâtı) vûslât bulmuş, teslim ve tâbi' olmuş, Bilelik Bezmi olan kevsere kavuşmuş, "BİZ MUHAMMEDİYİZ!" şerefine ermiştir... Semiğnâ ve ateğnâ... Duyduğuna sadık ve uyduğuna âdil olmuş... Artık imam-ı mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "İyyake na'büdü ve iyyake nesta'in..." "Biz ancak Sana kulluk yaparız ve ancak Senden dileriz..." Sözünü idrake hak kazanmıştır. Muradullah olan ALLAH Tealâ'ya tevhidî istikamete iştirâk hâlinde yaşamaya başlamıştır. Geçenlere tevbe... Gelenlere dua... Şu anda olanlara rıza gösterip, "Olan" ı el HAKK (celle celâluhu)'nun hükmü bilip nefsin işine gelirse şûkûr, gelmezse sabır ilâhî fermanının samîmî, ciddî ve Muhammedî uygulayıcısı olmuştur. Böylesi nefsin adı Nefs-i Râziyyeten (razı omuş nefs) dir. Emrullah, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in emniyeti içinde yerine getirilmiş ve Muradullah tahakkuk etmiştir ve Nefs-i Merziyyeten (razı olunmuş nefs) çağı, makamı ve hâli yaşanmaktadır! (Fecr 89/27-30 bkz.) Gerisi ihsân makamı olup ALLAH Tealâ'nın sınırsız lûtfünü, ikrâmını ve ihsânını biz sınırlayamayız... Aslında diyen bilmez, bilen de diyemezmiş... Ancak Kur'ân-ı Kerîm'i candan oku ki o da seni okusun ve öğretsin... Makam-ı Mahmudumuzu ise anladın sanıyorum...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim benim için ALLAH'tan el Vesileyi isterse şefâatım kendisine helâlihoş olur..." buyuruyor.

Vesile:
(vesâil): yol, vasıta, bahâne, sebeb, fırsat, elverişli vâziyet!. Başına "el" harfi târifi alınca el Vesile: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait ulaşım vesilesi olduğu açıktır. Vesile bize lâzım? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ezelden Rahmetenli'l-âlemin...

Şefâat:
derde şifâ olmak için aracılık, hasbî hizmettir... Kim ki ALLAH (celle celâluhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e isâl (ulaşım, sılaya vûslat) için vesile isterse ve salâvât (ulaşım yollarından biriyle kavuşum) ederse, kulluk derdinin şifâsı olan hamd şefâati ona helâli hoş olsun anasının ak sütü gibi... Kendini zorlama... Bebek büyümek ve tohum da çatlayıp fidan olmak için zorlanmaz... Bu anlatılanlar normal şartlarda ALLAH Tealâ'nın hidâyeti, rahmeti ve izni ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in muhabbeti, merhameti ve hasbî hizmeti ile, el-ele, gönül gönüle, elektrik direklerinin Keban'a (üretim merkezine) götürdüğü gibi şu anda hayatta ve dizili duran ALLAH DOSDlarının hâlihazırl himmeti ile, bi zahmet sizin de birazcık gayretiniz ile olur ve oluşur gider İnşâallah... Bebek - delikanlı - genç - baba - dede gibi... Yeter ki içindeki özündeki (enfüsî) ilâhî emânete (Ahdullah'a) ihânet etme ve sadık ol!. Dışındaki (âfâkî) tüm ni'metlere (beden ve kâinât) zulmetme adâletli (emrolunduğun gibi dosdoğru) ol... Gerisi; ilâhî, fıtrî, halkî ve Muhammedî sistem içinde denkleşir gider... Ârif anlayan Âlim, Âşık ise yaşayan Âriftir!.

Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Müezzin,"ALLAHu ekber, ALLAHu ekber!" deyince sizden kim (samimî olarak): "ALLAHu ekber, ALLAHu ekber" derse; sonra müezzin "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" deyince "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" derse; sonra müezzin "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah" deyince; "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah"derse; sonra müezzin "Hayye ala's-salât" deyince "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" derse; sonra müezzin: ALLAHu ekber, ALLAH^ü ekber" deyince, "ALLAHu ekber, ALLAHu ekber" derse sonra müezzin: "Lâ ilâhe illallah" deyince "Lâ ilâhe illallah"ı kalbinden (samîmîyyet ve ciddîyetle) derse cennete girer." (Müslim, Sâlât 12 (385); Ebu Dâvûd, Salât 36 (527)

Sâd ibnu Ebu Vakkâs (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Müezzini işittiğinde kim "Ve enâ Eşhedü en lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike lehu ve enne Muhammeden abdûhû ve resûlühü, razitü billahi Rabben ve bi Muhammedin Resûlen (nebîyyen) ve bi'l-islâmi dinen: Ve ben şehâdet ederim ki ALLAH (celle celâluhu) dan başka ilâh yoktur, tektir ve O'na ortak da yoktur, ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve Resûlüdür. RABB olarak ALLAH (celle celâluhu)'dan Resûl olarak Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'den, din olarak islâmdan râzıyım... derse o kimsenin günahı affedelir (bağışlanır)" (Müslim, Salât 13 (386); Ebu Dâvud, Salât 36 (525); Tirmizî, Salât 156 (210); İbni Mâce, Ezân 4 (721); Nesâî, ezân 38 (2,261)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ikamette de tekrar etmiş ve: Ebu Umame (radiyallahu anhu) ve bazı sahabilerden: Bilâl ikamete başlayıp "Kad kâmetis sâlât" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ekâmehâllahu ve edâmehâ: ALLAH onu (namazı) ikame etsin ve dâim kılsın!"" buyurdu ve ezândaki gibi ikameti de tekrar etti"
(Ebu Dâvud, Salât 39 (528)


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İmam, cemâatin namazının sorumluluğunu üzerine almıştır.Müezzine de namaz vâkitleri emânet edilmiştir. ALLAHIM... İmamları irşâdet (muvaffak kıl), müezzinleri bağışla..." buyurdu. (Ebu Dâvud ve Tirmizî - Tergib ve Terhibde)


Ukbe İbn Amir (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "RABB'ın dağ başındaki koyun çobanının yaptığı ameli beğenir. Çünkü ezân okur ve namaz kılar. ALLAH Azze ve Celle de: "Şu kuluma bakın, ezân okuyup namaz kılıyor ve Benden korkuyor. Ben o kulumu affettim ve onu cennete koydum..." buyurur" buyurdu. (Ebu Dâvud ve Nesâî- Tergib ve Terhib)

İbn Abbas (radiyallahu anhu)'dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim sevâbını ALLAH'tan isteyerek yedi sene ezân okursa onun için "ateşten kurtuldu" diye yazılır." buyurdu. (İbn Mâce-Tirmizî-Tergib ve Terhib)

Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ezân ile kâmet arasında yapılan dua reddedilmez." buyurdu. (Ebu Dâvud; Tirmizî (bu lâfızla); Nesâî, İbni Huzeyme, İbni Hibban sahihlerinde)

İbni Hibban da ilâveten: "Öyleyse dua ediniz!" vardır.Tirmizî ise bir rivayette ilâveten: "Ne isteyelim yâ Resûlullah?" dediklerinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu)'dan dünya ve âhirette âfiyet (sağlık-huzur) isteyiniz" buyurmuştur.

Azîz kardeşim;
Tasavvufun tezi, tevhidi anlamak ve yaşamaktır. Anlamak ve tatbıkatını yapmak için ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), tek nûr noktamızdır. Dikkat ederseniz sürekli ve ısrârla Muhammedî oluş şuûruna ulaşımın rüşde eriş olduğunu vurguluyoruz; tek örnek, tek rehber, tek mürşid, tek imâm ve tek Resûl MUHAMMED (aleyhi's-selâm)'ın akvâline (sözlerine; i'tikadına), ameline (fiiline), ahlâkına ve ahvâline (hâllerine) teslim olup; sözleriyle sözlenmek (imân), amelleriyle amellenmek (ibâdet, itâat), ahlâkıyle ahlâklanmak (takvâ, ihlâs v.d.) ve hâlleriyle hâllenmek (her zaman, her yer, ve her hâlde, herşeye, herkese ve Rabbü'l-âlemin'e karşı muamelelerimizde Muhammedî olduğumuzu unutmamak ve bu şuûru her nefes yaşamak hâli). Bize, aslında farz-ı ayndır. İmam-ı mutlak olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den Emrullahı duyarak ve harfiyyen uyarak Muradullah'a istikamet ise yine farz-ı ayndır. Bu âleme geliş, yaşayış ve gidiş sebebimiz budur... Bu hususlarda ilk ve ana kaynak Kur'ân-ı Kerîm'imizdir. İkinci temel kaynağımız sahih hadis-i şerîfler olup Kur'ânî açıklama ve uygulamayı bize nakletmektedirler. Kur'ân-ı Kerîm meâlleri çok kolay elde edilip okunabilir. Ancak hadis-i şerîfler pek çok ve dağınıktır. Namazın şer'î ve fıkhî hükümlerini anlatan çok güzel ilmihaller de kolayca temin edilip okunabilir. Biz âcizâne iki hususda durmaya azmedeceğiz. Birincisi konumuzla ilgili sahih hadisleri derlemek, ikincisi ise tasavvufî yaklaşım ve görüşle anlamaya ve anlatmaya çalışmak. Onun için Kur'ân-ı Kerîm'deki âyetleri elden geldiğince arzettik. Şimdi sıra hadisi şerîflerde... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sıla-salavât-vuslat; ilim,edeb,irfân ve erkân iledir. Bilmeden, anlamadan, tanımadan ve tanışmadan kime teslim olacağız? Bize Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i anlatacak olanlar; Kur'ân-ı Kerîm, kendisi ve dosdlarıdır... Biz de âcizâne bu yolu izliyoruz. İnsan mutmaîn (kesin inançlı) olunca mutlaka yapar... Onun için en büyük âşık canan için canından vaz geçendir... "Canımı veririm" deyip de saçının telinden vazgeçmeyen düzenbazdan bahsetmiyorum... Biz Muhammedîyiz... El ele Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın Abdullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eline teslim oluruz ve inanırız ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eli ile de ALLAH Tealâ'ya istikamet buluruz... Gençlerimizi Muhammedî muhabbet, merhamet ve hasbî hizmetle hakikati anlamaya ve yaşamaya hazırlamalıyız; azmimizin aslı astarı da budur. Gerisi RABB'ımız (celle celâluhu)'ya tevekküldür.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.8 BÖLÜM: NAMAZIN FAZÎLETİ


2.8.NAMAZIN FAZÎLETİ

Namaz, İslâm dininin direği, ALLAH Tealâ'ya kulluğun kemâli, sigortası ve senedidir. Namaz, diğer ibâdetlerin niyyet, samîmîyyet ve ciddîyet kaynağı ve aynasıdır. İnsanoğlu ölüm gelip çatıncaya kadar ibâdetle (her yer, her zaman ve her hâlde) emrolunmuştur. İnsanoğlu fitraten bunu başaracak kıvâmda (ahsen-i takvim) yaratılmış ve dizayn edilmiştir.

Abdullah İbn Ömer (radiyallahu anhu) anlatır ki: Bir kimse Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek amellerin en fazîletlisini sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazdır." buyurdu. O kimse: "Sonra nedir? (söyle onu da yapayım!)" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sonra yine namazdır" buyurdu. O kimse yine: "Sonra nedir? (söyleki daha fazlasını da yapayım!) dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sonra yine namazdır!." buyurarak 3 defa tekrar etti. O kimse: sonra hangisi (fazîletli) dir? (daha fazla amel yapmak istiyorum!) dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH yolunda cihâd..." buyurdu. (İmam Ahmed Müsnedinde; İbn Hibban Sahihinde lâfız onundur.)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Görmek için birbirinizle itişip kakışmadan şu dolunayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Bu itibârla eğer güneşin doğmasından önce bir namazdan ve batmasından önce bir namazdan geri kalmamaya gücünüz yetiyorsa, bunu yapın." buyurdu. (Buharî, Mevâkit, 16; Ebu Dâvud, Sünen 16)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde her gün beş kere yıkansa acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz?" buyurunca: "Bu hâl onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İşte bu, beş vâkit namazın misâlidir. ALLAH onlar sayesinde bütün hataları siler (mahveder)" buyurdu. (Buharî, Mevâkit 6; Müslim, Mesâcid 282 (666); Tirmizî, Emsâl 5 (2872); Nesâî, Salât 7, (1,231); Muvatta, Sefer 91 (1,174)

İmam-ı Mâlik (radiyallahu anhu)'ya ulaşdığına göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): İstikamet üzere olun ki (bunun sevâbını) siz sayamazsınız. Şunu bilinki en hayırlı amelleriniz namazdır. Abdestli olmaya (zâhiri-bâtınî temizliği muhafazaya) ancak mü'min riâyet eder." (Muvatta, Tehâret 36 (1,34); İbnu Mâce, Tahâret 4 (277)

İstikamet; Emrullaha (farz-vâcib) ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e (sünnet-i seniyye) uyarak Muradullaha sırat-ı müstakîm üzere; bedenen, nefsen, kalben ve ruhen sıla seferidir... Mü'minin özünde hakk ve fiilinde hayr olur ki hayrın anası namazdır. Hayr; hakkın, i'tidâl üzere Muhammedî tatbikatıdır.
Her yerde, her zaman ve her hâlde zâhiren ve batinen salâta hazır oluş... Dâimi abdest ve dâima namaz... Bozulursa hemence alış ve namazı gözlemek... Beklemek...

Cabir İbn Abdillah (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cennetin ahahtarı namazdır." buyurdu. (Dârimi rivâyet etmiştir.)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Cennetin 8 kapısı vardır; kim namaz ehlinden ise namaz kapısından çağrılır, kim cihâd ehlinden ise cihâd kapısından çağırılır, kim sadaka ehlinden ise sadaka kapısından çağrılır, kim oruç ehlinden ise Reyyan kapısından çağırılır...." buyurdu. (Buharî, Savm 4; Nesâî, Zekât 85)

İnsan nefsi HAKK'a inanma ve hayrı işlemede Muhammedî yolu izlerse 8 cennet kapısı:

1- Huşû' ve huzû' kapısından: içte tezkiye ve dışta tâharetle salât ehli olmaya yatkın nefislerin nâsibi olan cennete gider.


2-
Semâhat-tenezzül ve tevâzu' kapısından: sadaka ve diğer hasbî hizmeti esas alanların huylarıyla girilen cennete...

3- Şecâat-cihâd kapısından: ilim, edeb, irfân ve erkânda halka hasbi hizmeti esas alanların cennetine...

4- Riyâzet kapısından: dünya sevgisini yok eden zâhidlerin cennetine...

5- Saâdet kapısı

6- Çile kapısı

7- Adâlet kapısı

8- Tevekkül kapısı denilebilir.

İnsanoğlu:
Bedenen celâli azameti,
Nefsen kemâli kudreti,
Kalben cemâli cenneti,
Ruhen hemhâli vahdeti,

Söz, sohbet, zevk ve hazz edince ihsâna ulaşır...
Rabbü'l-âlemin'i, hazır-nazır ve murakıb (gözetleyici) bilir, inanır ve yaşar...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İhsân; sanki O'nu görüyormuş gibi ALLAH'a kulluk etmendir, her ne kadar sen O'nu görmüyorsanda, O seni görüyor..." buyurmuştur. (Buharî, imân 37; Müslim, İmân 57)

Abdullah İbni Ömer (ra)'dan: "Bana babam Ömer İbni Hattab (radiyallahu anhu) rivayet etti. Dedi ki: "Bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında bulunduğumuz sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zât çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri gözükmüyor; bizden kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uyluklarının üzerine koydu ve: "Yâ Muhammed! Bana İslâmın ne olduğunu haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İslâm ALLAH'tan başka ilâh olmadığıına, Muhammed'in de ALLAH'ın Resûlü olduğuna şehâdet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i haccetmendir." buyurdu. (o zât): "Doğru söyledin." dedi. Babam dedi ki: "biz buna hayret ettik. (Zîrâ) hem soruyor hem de tasdik ediyordu. "Bana imândan haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a, ALLAH'ın meleklerine, Kitablarına, Resûllerine ve âhiret gününe inanman ve bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır." buyurdu. O zât: "Doğru söyledin." dedi. (Bu sefer): "Bana ihsândan haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a O'nu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da, O seni muhakkak görür." buyurdu. O zât: "Bana kıyametten haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir." buyurdu. O zât: "O hâlde bana onun alâmetlerinden bâri haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalınayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdu. Babam dedi ki: "Bundan sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet (bekledim) durdum. Nihayet Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: "Yâ Ömer! O sual soran zâtın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "ALLAH ve Resûlü bilir." dedim. "Gerçekten o Cibril'di. Size dininizi öğretmeye gelmiş." buyurdular." (Müslim, İmân 57)

Ve ayrıca Ömer İbni Hattab (ra)'ın rivâyet ettiği (İbni Mâce, Mukaddime 63 ve Buhârî, Müslim, Nesâî, Tirmizî, Ebu Dâvud) Cibril (Aleyhi's selâm) hadisinde "İhsân nedir?", "İhsân, ALLAH (celle celâluhu)'a O'nu görüyorsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü gerçekten sen O'nu göremiyorsan da, O muhakkak seni görüyor...." buyuruyor...

Şimdi iyice bir düşünelim. İlimsiz - İradesiz - İdraksiz - İştiraksiz nasıl olur da ALLAHÜ ZÜ'L-CELÂL'i hazır nazır bilip, bulup; bile olup da huzurunda namaz kılabiliriz? "Göz - gez - arpacık - hedef..." siz yapılan atış, ancak ve ancak karavanadır...

Huzeyfe (radiyallahu anhu)'dan: "Resûlulah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i herhangi bir şey (iş) üzecek olsa namaz kılardı. (Ebu Dâvud, salât 312, (l319); Nesâî, Mevâkit 46 (1,289)

Enes (radiyallahu anhu) 'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bana kadın ve güzel koku sevdirildi, gözümün nûru ise namazda kılındı." (Nesâî, İşretü'n-Nisâ 1, (7,61)

Kadın, ALLAH Tealâ'nın Tekvin (yaradış) sıfatının mazhar (zuhur ediş) yeridir. İnsan neslinin rahmet yatağıdır. Sıla-yı Rahm denmesi bu yüzdendir. Bilirsiniz ki kadının çocuğu dünyaya doğurmaya hazırladığı ana karnına da "rahim" denilir. Kardeşler neticede bir ana karnında buluşurlar. Aslında Âdem (aleyhi's-selâm) hariç tüm insanlık Havva vâlidemizin ana karnında buluşan kardeşlerdir. Erkeklerin taşımadığı tek sıfat tekvin (varoluş, üremeye sebeb) sıfatıdır. Onun için Arabça'da önemli pek çok isim dişildir. Güneş, cennet v.s. Aişe vâlidemiz, fıkıhçı ve zeki bir annemiz olarak şer'î hükümlerin büyük bir kısmını (özellikle kadınlarla ilgili) bize ulaştırandır. İnsanın dünyaya gelişinde ana sütü, yetişmesinde ana şefkâti ve ömrü boyunca ana sevgisi unutulur mu? "Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar." Muhiddin-i Arabî (kaddasallahu sırrıhu): "Bu âleme her hakikat kadın kapısından girer" buyurarak ne güzel belirtir kadının önemini.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Hayrükûm, hayrükûm linisâihi: Sizin hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanınızdır." buyurdu. (İbn Mâce, Nikah 50; Darimî, Nikah 55)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Dünya bir metâ'(eşyâ)dır, en hayırlı metâ' ise sâliha bir kadındır." buyurdu (Müslim, Redâ 64; Nesâî, Nikah 15; İ.Ahmed II/168)

İmam Ali (keremullahi veche); cenneti soran bir kimseye: "dünyadaki cennet sâliha (geçimi hoş) bir kadındır." "Dünyadaki cehennem ise geçimsiz bir kadındır..." sözü ile kadının eğitim ve öğretiminde bir cennet olarak yetiştirilmesini işâret buyuruyor.
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

DEVAM EDİYORUZ;


Muhammedî kişi için yeryüzünde beş çeşit kadın vardır ve altıncısı kendisidir:

1- Annemiz
2- Eşimiz
3- Kızımız
4- Gelinimiz
5- Kız kardeşimiz (çünkü biz hiçbir kadınla zinâ edemeyiz, kâfir-müslim...)

Güzel koku ise Rahîmîyyet işâretidir. Rahmânîyyet geneldir ve "tüm çiçekler güzeldir!" gibidir. Rahîmîyyet ise özeldir ve: "Güzel olmakla beraber bazı çiçekler ayrıca çok hârika kokarlar!" gibidir...

Namaz; dünyevî ve uhrevî hayatımızın yaşarken ara bağıdır. Bedenen kılınırken kalben ve ruhen Rabbü'l-âlemin'i görürcesine aynanın ardına geçilir... Namazın mü'minin mirâcı oluşu gelecektir.

Rebi'a İbni Ka'b el Eslemi (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber gecelemiştim, kendisine abdest suyunu ve başka ihtiyaçlarını getirdim. Bana: "Dile benden (ne dilersen)!" buyurdu. Ben de: "Senden cennette beraberlik. (refaket) diliyorum!" dedim. Bana:"Veya bundan başka bir şey!" buyurdu. Ben:"İsteğim (sadece) budur" dedim."Öyleyse, nefsin (kendin) için çokca secde ederek bana yardımcı ol!" buyurdu. (Müslim, salât 226 (489); Ebu Dâvud, Salât 312 (1320)

Muhammedî oluş şuûruna eriş, elbette şartların oluşumuna bağlıdır. Yoksa bu muazzam kâinât, kulluk imtihanı için kurulur muydu? Rabia (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den ebedî bilelik istiyor? "Kişi sevdiği ile beraberdir" buyuran Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) çok sevenin sevdiğinin kavline, fiiline, ahlâkına ve hâllerine iştirâkini secdeler ile ifâde buyuruyor ki ALLAH Tealâ:

"Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve yaklaş..." (Alâk 96/19)

Namazdan men eden, hevâ-hevesine tapan, Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem)'i yalanlayana uyma! ALLAH Tealâ'ya secde et ki yaklaşasın... Sıla secdeleri-vuslat secdeleri, teslimiyet ve istikametin sermâyesi kulluğun gereğini yerine getirmektir. Sadece dua ve temenni değil iş ve amel de şarttır.

Ma'dan İbni Ebi Talha el-Ya'merî (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in azadlısı Sevban (radiyallahu anhu) ile buluştum. Kendisine: "Bana bir amel söyle de onu yapayım. ALLAH'da onun sâyesinde beni cennetine koysun" dedim. Veya şöyle demişti "Dedim ki "ALLAH nezdinde en hayırlı ameli bana bildir." - Sevbân sükût etti. Sonra ben tekrâr aynı şeyi sordum. O yine sükût etti. Ben üçüncü sefer sordum sonunda dedi ki:"Çokca secde yapman gerekir. Zîrâ sen secde ettikçe her secden sebebiyle ALLAH Tealâ dereceni yükseltir (artırır). Ve hatta onun sebebiyle hatanı (günahlarını) döker." Ma'dan der ki: "Sonra Ebu'd Derdâ ya geldim. Aynı şeyi ona sordum. O da Sevbân'ın söylediğinin aynısını söyledi." (Müslim, Salât 225,226 (488,489); Nesâî, Tatbik 81; Tirmizî, Salât 169 (388); İbn Mâce, İkâmet 201 (1422-1424)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH Tealâ şöyle buyurdu: Kim Benim velî kuluma düşmanlık ederse Ben de ona harb ilân ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma giden (sevimli olanı) ona farz kıldığımı edâ etmesidir. Kulum Bana nâfile ibâdetlerle yaklaşmaya devâm eder. Sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık Ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma taleb edince onu korurum. Ben yapacağım bir şeyde mü'min kulumun nefsini (ruhunu) kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmem (düşmedim). O ölümü sevmez, Ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buharî, Rikâk 38)

Tasavvuf âleminde önemli ve sahih bir hadis-i kudsîdir. ALLAH Tealâ dosdu olan Velîyullahına düşmanlığı asla istemiyor ve düşmanlık edene harb açıp dinini, dünyasını ve âhiretini harabeye çevireceğini ikâz buyurup uyarıyor. Velîyullah; Muhammedî teslimiyeti ve tâbi' oluşu tam olup takvâ ve tâatle ALLAH Tealâ'ya istikameti kesin olan ve güvenli bölgede yaşayan dosdluğuna güvenilen erenlerden birisidir. Görüldüklerinde ALLAH Tealâ hatırlanan Muhammedî Ebdâl, Ebrâr, Ahrâr, Ahyârlâr olup Âlim, Ârif ve Âşıklardır. Ehlullah ve Evliyâullah âhir zamanda halkın elbiselerine bürünüp hiçbir özel işâret taşımadıkları için tanınmaları cidden çok zora varmıştır. Eşkiyâlar ise, Evliyâların eski benzer elbiselerine gizlenip halkı soyguna çıkmışlardır. Kuzu postuna bürünmüş kurtlar, hâin ve hırslı... Kimin kim olduğunu; uyur, uyurgezer veya sarhoşların çoğunlukta olduğu bir toplumda ancak ayıklar farkedebilmektedir. Biz Muhammedî metod ve görüşle; müfettişlik ve müftülük yapmadan, Rabbü'l-âlemin'i halkına hazır-nazır ve herkesi hızır biliriz... İslâhı ve iflâhı için dua ederiz.

Bir hususu açıkça arzedeyim ki; taşa tuttuğum "şucu-bucu"lara bir misâl vereyim ki maksadım anlaşılsın... Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretlerinin Risâle-i Nûr eserlerini Adana Erkek Lisesinde parasız yatılı okurken okudum. O gündür bu gündür kanâatim hiç değişmedi... Saîd-i Nursî Hazretleri hayatında ve eserlerinde Kur'ân-ı Kerîm'i ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i esâs almış, anlatmış, yaşamış ve yaşatmıştır... Ne var ki aradan yıllar geçince parça parça, şucu-bucu Nurcular çıktı... Halkı ve hatta birbirlerini bile suçlayıp anlaşılmaz yollar tuttular... Ve yine nice Nakşîciler gördüm ve şâhidleri oldum ki Nakşî Bend Efendimizi (kaddasallahu sırrıhu) tenzih ederim! Bir Rufaî Şeyhinin kitabı elimizde ve bizzat kendisinden duydum ki: "Lâ ilâhe illallah" demek yeter, "İsa Ruhullah" dese de cennete girer, Hristiyanları üzmeye gerek yok... "Muhammeden Resûlullah" demeseler de cennete girerler..." gibi düpedüz İslâm dininde küfür olan hezeyanlar söyledi... Böyleleri şucu, bucu... Onun için her kim önderlik, şeyhlik, mürşidlik iddiasında bulunur da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e; kavlen,fiilen,ahlâken ve hâlen teslim olup yaşamazsa Muhammedî değil ve şucu-bucudur...

Hadis-i şerîfte geçen Karib: Yakîndir. Kalbî rıza bileliğidir. Habbe; tohum, asl, ayndır. Bilelik birrinin hak olduğudur. "Muhabbe" de habbenin gereğini yerine getirmek için şart olan "nûr-u mim"le kavuşumun sonucu muhabbettir. Kur'ân-ı Kerîm nasslarına dayalı nakl ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in belirlediği farzlar, farz-ı ayn veya farz-ı kifaye kesin emirler olup inkârı küfürdür. Emrullahın harfiyyen edâsı (işlenmesi) muhabbeti ve rızayı kazındırır.

Hadis-i şerîfte farzların dışında kalan sünnetler de nâfile sayılmıştır. Farzlar belli sürelerde yerine getirilince kalan sürelerde, de kulluk görevi devâm etmektedir. Farzlardan sonraki vakitlerde yapılacak fazladan ibâdetler nâfilelerdir. Nâfileleri de belirleyen ve tatbik eden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'dir. Zamanın tümünde Rabbü'l-âlemin'i hatırında tutan kulun gerçek yâkine ulaşacağı müjdelenmiştir. Zikr-i dâimi, fikr-i dâimi, şükr-ü dâimi ve sabr-ı dâimi olan kulun kendisini, fiilini ve iki âyet-i celilede bildirildiği üzere bir şey dilemesini dahi yaratan ALLAH Tealâ'dır. Böylesi Rabbanî bir abd, sürekli Hududullah içinde Emrullahı işleyince hâl sahibi olur ve hakikat-ı Muhammedîyyeye vâris olur. Hâl ise Rabbisi ile kul arasında ki gizli husustur. Rabbü'l-âlemin'in; kulunun, nasıl kulağı, gözü, eli, ayağı olacağı ise o hâl yaşandığında bilinip anlaşılacak bir husus olup anlatmakla anlaşılması mümkün olmayacaktır. İnsan aklı ham ise her hususu eşyâ âlemine indirgeyip de anlamak ister. Ergenliğe ermemiş kimseye evliliği anlatmak bir bilgi hâlinde kalır, oysa evlenince görecektir ve yaşayacaktır. Doğurmamış kadına doğumu en iyi anlatan çocuk doğurması hâlidir.

Tevhidî Tasavvuf; insan nefsini ve aklını; tıpkı bedeni (bebek-çocuk-genç olgun) gibi, Muradullaha uygun aşamalardan geçirip kemâlâta hazırlamaya hizmet eden eğitim ve öğretim ilmidir. Muhammedî i'tidâl üzere olması şarttır. Yoksa ifrata düşüp "kalbim bana RABB'ımden haber veriyor ki..." diye söze başlayıp hükümler koymaya ve halka işletmeye dayatırsa, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yolundan sapmış olur ve istidraca (yavaş yavaş sapma) düşer. Kalbi, şeytândan da haberler verebilir. Çünkü mihenk taşı olan Muhammed AleyhisSelâm'ın söz, fiil, ahlâk ve hâllerinde olmayan veya onlara dayanmayan (ictihad) her husus bâtıldır ve şerdir. İçerisindeki emânete sadık, dışarısındakilere âdil olan kul kâmildir. Kemâlât Muhammedî rüşddür. Râşid bir Muhammedî kimsenin dua ve dileğinin karşılanacağı, yeminle beyân buyrulmuştur.

Osman İbn Affadan (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Birinizin evinin avlusunda bir nehir aksa da bunun içinde günde beş sefer yıkansa acaba bedeninde hiç kir kalır mı?" Buyurunca muhatabı olan kimse: "Hiçbir şey kalmaz, dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da:"İşte namaz da böyledir, suyun kiri-pası giderdiği gibi o da günahları giderir." (İbni Mâce, Zevâid de Sikâ. Ebu Hureyre (ra)dan; Tirmizî ve Nesâî de)

Huzeyfe (radiyallahu anhu)'nun anlattığına göre; Şebese İbnu'r Rıb'iyy'in önüne tükürdüğünü görmüş ve "Şebese! Önüne tükürme! Zirâ, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bundan yasaklamış ve "Kişi namaza durduğu vakit ALLAH Tealâ ona vechinden yönelir" buyurmuştur. (İbni Mâce,Zevaid de, İsnadı sıkâ)

Osman Ebi'l-Âs (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Sakif heyeti geldiği zaman, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına indiler. Resûlullah (aleyhi's-selâm) onları mescidde ağırladı, tâki kalblerini daha bir rikkâte getirip tesirli olsun. Onlar (İslâma girmek için) öşür alınmamasını, cihâde çağrılmamalarını ve namazın kendilerine farz kılınmamasını şart koştular. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Sizden öşür alınmasın cihâdada çağrılmayın. Ama rûkusuz (namazsız) bir dinde hayr yoktur" buyurdu. (Ebu Dâvud, Harâc 26 (3026)
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.9 BÖLÜM: NAMAZIN VAKTİNDE EDÂSI VE SONRADAN KAZASI


Enes (radiyallahu anhu)'dan: "Bir adam (Dimâm İbnu Salebe) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "ALLAH (celle celâluhu) kullarına kaç vakit namazı farz kıldı?" diye sordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"ALLAH (celle celâluhu) kullarına beş vakit namazı farz kıldı." diye cevâb verdi. Adam tekrar: "Yâ Resûlullah! Bundan önce veya sonra başka bir şey var mı?" deyince Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu) kullarına beş vâkit namazı farz kıldı." buyurdu. Bu cevâb üzerine adam, bunlar üzerine hiçbir ilâvede bulunmayacağına, onlardan herhangi bir eksiltme de yapmayacağına dair yemin etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Bu adam sözünde sadıksa muhakkak cennete girecektir." buyurdu. (Müslim, İmân 10 (12); Tirmizî, Zekât 2, (619); Nesâî, Salât 4 (1, 228, 229) metin Nesâî)

Enes (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mirâc'a çıktığı gece elli vâkit namaz farz kılındı. Sonra bu azaltıla azaltıla beşe indirildi. Sonrada şöyle hitâb edildi:"Yâ Muhammed! Artık nezdimde söz değiştirilmez (hüküm kesinleşti). Bu 5 vâkit senin için 50 vâkit sayılacaktır." (Buharî, Bed'ül-Halk 6, Müslim, İmân 259 (162); Tirmizî, Salât 159 (213), Nesâî, Salât 1 (1,217,223)

Kur'ân-ı Kerîm'de ise;

"Kim bir hayr işlerse işte ona bunun 10 katı var!" (En'âm 6/160)

Câbir İbni Abdullah (ra) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Nu'man b. Kavlal geldi ve: "Yâ Resûlullah! Ne buyurursun? Yazılmış (farz) namazı kıldığım, haramı haram ve helâli helâl bildiğim zaman ben cennete girer miyim?" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Evet!" buyurdu. (Müslim, İmân 16 (15)

Muaz İbni Cebel (ra)dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beni (Yemen'e) gönderdi. Buyurdu ki: "Gerçekten sen ehl-i kitabdan bir kavme gidiyorsun. Onları ALLAH'tan başka ilah olmadığına, benim de ALLAH'ın Resûlü olduğuma şehâdet getirmeye dâvet eyle. Eğer buna itâat ederlerse kendilerine bildir ki şüphesiz ALLAH onlara hergün ve gecede 5 vâkit namazı farz kılmıştır. Buna da itâat ederlerse onlara bildir ki ALLAH kendilerine zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir sadakayı (zekâtı) farz kılmıştır. Buna da itâat ederlerse sakın mallarının en kıymetlilerini alma! Mazlum (bed) duasından korun! Çünkü bu dua ile ALLAH'ın arasında perde yoktur." buyurdu. (Müslim, İmân 29(19)

Abdullah İbni Ömer (ra) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İslam beş şey üzerine bina edilmiştir:
1- ALLAH'ın tevhid olunması.
2- Namazın dosdoğru kılınması.
3- Zekâtın verilmesi.
4- Ramazanın tutulması.
5- Hac üzerine." buyurdu.
(Müslim, İmân 19(16)

Ebu Eyyübü'l-Ensari (ra) dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir seferde iken önüne bir arâbî çıkarak devesinin yedeğini veya yularını tutup: "Yâ Resûlullah! Veya ya Muhammed! Beni cennete yaklaştıracak ve cehennemden uzaklaştıracak şeyi bana haber ver!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sükût buyurdu. sonra ashabına göz gezdirdi. Sonra: "Yemin olsun tevfika mazhar oldu veya hidâyete erdirildi." buyurdu. O zâta: "Nasıl demiştin?" diye sordu,o da sorduğunu tekrar etti. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a ibâdet eder, O'na hiçbirşeyi ortak koşmazsın. Namazı dosdoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Sıla-yı Rahmi yaparsın. Deveyi bırak..." buyurdu. (Müslim, İmân 12 (13)

İbn Abbas (radiyallahu anhu) anlatıyor: "ALLAH (celle celâluhu) namazı Nebînizin diliyle hazerde 4,seferde 2, korku hâlinde 1 rek'ât olarak farz kılmıştır." (Müslim, Salât 5 (687); Ebu Dâvud, Salât 287 (1247); Nesâî, Taksir 1 (3,118,119)

Aişe (radiyallahu anha) anlatıyor: ALLAH (celle celâluhu) namazı farzettiği zaman 2 rek'ât olarak farz etmişti. Sonra onu hazer (barış ve güven) zamanında (dörde) tamamladı. Yolcu namazı ilk farz edildiği gibi kaldı." (Buharî, Salât 1, Müslim, Salâtü'l-Mûsafirin 2 (685); Ebu Dâvud Salât 270 (1193); Nesâî, Salât 3 (1,225)

Ömer İbn Hattab (radiyallahu anhu): Kurban ve ramazan bayram namazları iki rek'ât, sefer namazı iki rek'ât, Cuma namazı iki rek'âttir. Bunlar Nebî (sav) nin lisanı üzere tamamdır, kısaltma yoktur." (Nesâî, Cum'a 37 (3,111)

Sebretû İbni Ma'bed (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yedi yaşına geldi mi çocuğa namazı emredin, on yaşına geldi mi kılmadığı takdirde dövün."buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 26 (494); Tirmizî, Salât 299 (407)

Tirmizî rivâyetinde: "Çocuğa namazı 7 yaşında öğretin, kılmadığı takdirde 10 yaşında dövün." şeklindedir.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Çocuk ne zaman namaz kılar?" diye soruldu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sağını solundan tanıdığı (ayırt ettiği) zaman ona namaz emredin!" buyurdu.

Amr İbnu'l-As (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Çocuklarınıza, onlar 7 yaşında iken namazı emredin. 10 yaşında olunca (kılmazlarsa) dövün(zorlayın), yataklarını da ayırın." buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 25 (495-496)

O'nun başka rivâyeti ise: Sorulunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Çocuk sağını solundan ayırmasını bildi mi ona namazı emredin." buyurdu. (Ebu Dâvud, Salât 26 (497)

Abdullah İbni Mes'ud (ra): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e amelin hangisi daha fazîletlidir?" diye sordum. "Vaktinde (kılınan) namazdır." buyurdu. "Ondan sonra hangisidir?" dedim. "Ana babaya itâattir." buyurdu. "Ondan sonra hangisidir?" dedim. "ALLAH yolunda cihâddır." buyurdu. Daha fazlasını sormayı ancak O'na acıdığım için bıraktım." dedi. (Müslim,İmân 137 (85)

Enes (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim bir namazı unutacak olursa hatırlayınca derhâl kılsın. Unutulan namazın bundan (kazadan) başka keffâreti yoktur." (Tirmizî, Salât 13 (178); Ebu Dâvud, Salât 11 (442); Nesâî, Mevakit 52 (2,293)

Ebu Katâda (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bir gece boyu yürüdük. Cemâatten bazıları: "Yâ Resûlullah! Bize mola verseniz!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz vaktinde uyuyakalmanızdan korkuyorum" buyurdu. Bunun üzerine Bilâl (radiyallahu anhu): "Ben sizi uyandırırım" dedi. Böylece Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mola verdi ve herkes yattı. Nöbette kalan Bilâl de sırtını devesine dayamıştı ki gözleri kapanıverdi, o da uyudu. Güneş doğması ile Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) uyandı ve: "Yâ Bilâl sözün nerede?" buyurdu. Bilâl ise: "Üzerime böylesi bir uyku hiç çökmedi" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz ki ALLAH, ruhlarınızı dilediği zaman kabzeder, dilediği zaman geri gönderir. Ey Bilâl! Kalk! Halka namaz için ezân oku!" buyurdu. Sonra abdest aldı ve güneş yükselip beyazlaşınca kalktı, insanlara cemâatle namaz kıldırdı." (Buharî, Mevakit, 35; Müslim, Mesâcid 309-311; Ebu Dâvud, Salât 11 (435-441); Tirmizî, Salât ALLAH Tealâ (177); Nesâî, Mevakit 53-55 (1,294-298)


Cabir (radiyallahu anhu) anlatıyor: Hz. Ömer Hendek savaşı sırasında güneş battıktan sonra geldi ve Kûreyş kâfirlerine küfretmeye başladı ve: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Güneş batmak üzere iken (güç belâ) ikindi namazını kılabildim." dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Vallahi ikindi namazını ben kılmadım (kılamadım)" buyurdu. Beraberce Butha'ya gittik. Orada Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) abdest aldı, biz de abdest aldık. Güneş battıktan sonra ikindiyi, sonra da akşamı kıldık." (Buharî, Mevâkît 36, 38; Müslim, Mesâcid 209 (631); Tirmizî, Salât 132 (180); Nesâî, Sehv 105 (3,84-85)

İbn Mes'ud (radiyallahu anhu) anlatıyor: Hendek gününde müşrikler Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i çokça meşgül ederek 4 vakit namazdan alı koydular. Geceden ALLAH (celle celâluhu)'nun dilediği bir müddet geçinceye kadar onları kılamadı. Sonra Bilâl'e emretti de ezân okudu, sonra ikamet getirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğleyi (kazaen) kıldı. (Bilâl tekrar) ikamet getirdi, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ikindiyi kıldı. Sonra (Bilâl tekrar) ikamet getirdi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) akşamı kıldı. Sonra (Bilâl yatsı için) ikamet getirdi ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yatsıyı kıldı." (Tirmizî, Salât, 132 (179); Nesâî, Mevâkît 55 (1,297, 298)
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Azîz kardeşim namaz hususunda işin ciddîyetini iyi anlamak için:

Cabir (radiyallahu anhu)'nun anlattığına göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) den şöyle işitmiştir. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kişi ile şirk arasında namazın terki vardır..." buyurdu. (Müslim, İmân 134, (82) Bu metin Müslim'e aittir. (Ebu Dâvud, Sünnet 15 (4678) Tirmizî, İmân 9 (2622)

Tirmizî metni ise: "Küfürle imân arasında namazın terki vardır." şeklindedir.Tirmizî ve Ebu Dâvud'dan gelen başka bir rivâyetle: "Kulla küfür arasında namazın terki vardır." buyurdu. (Tirmizî, İmân 9 (2622);, Ebu Dâvud, Sünnet 15 (4678); İbn Mâce, Salât 77 (1078)

Bureyde (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Benimle onlar (münâfıklar, tüm insanlar) arasındaki ahid (antlaşma) namazdır. Kim onu terkederse küfre düşer." buyurdu. (Tirmizî, İmân 9 (2623); Nesâî, Salât 8 (1,231-232); İbn Mâce, Salât 77 (1079)

Abdullah İbni Şakîk anlatıyor: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabı ameller içerisinde sadece namazın terkinde küfür görürlerdi." (Tirmizî, İmân 9 (2624)

İbn Ömer (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İkindi namazını fevteden (bir daha durumu ele geçmemek üzere kaybeden, elden çıkaran, kaçıran) bir kimsenin (zararı), malını ve ehlini (çoluk-çocuk) kaybeden kimsenin durumu gibidir." buyurdu. (Buharî, Mevâkit 14; Müslim, Mesacid 200 (626); Muvatta, Vükitü's- Salât 17 (1,238)

Şirk : ALLAH (celle celâluhu)'ya imân etmekle berâber O'na ortak eşler de koşmaktır. Putperestliktir.
Küfür : ALLAH (celle celâluhu)'yu inkârdır. Sistemin sahibini reddir.

Yukarıdaki hadis-i şerîflerde küfür ve şirk ile imânı ayıran perde namaz olrak buyurulmuştur.

Müslim'in metninde ise: "Kişi ile şirk ve kûfür arasında sadece namazın terki vardır." buyurularak birleştirilmiş ve netleştirilmiştir.

Câbir İbni Abdullah (ra) dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Gerçekten kişi ile şirk ve küfür arasında (yalnız) namaı terk etmek vardır." buyurdu. (Müslim, İmân 134 (82)

Namazın farz oluş vecibesini inkâr eden açıkça kâfir olup müslüman değildir. Namazın farziyetine inandığı hâlde tembellikle önemsemeyerek terkeden fâsıktır.
Fâsık: ALLAH (celle celâluhu)'nun emirlerini tanımayan, önemsemeyen, sapkın, günah işleyen kötülükten kaçınmayan bozguncu fesadcı...

Namazı sürekli veya bir süre terkeden müslümanın kâfir olup olmadığı öldürülüp-öldürülmeyeceği uzunca tartışılmıştır.

İmam A'zam Efendimiz: "Namazı terkeden tekfir edilmez (kâfir denilmez) ve öldürülmez" diye hükmetmiştir. "Azarlanıp tevbesi istenir, tutuklanır..." demiştir.

Bunun için de: "Dul iken zinâ eden, teammüden adam öldüren ve dinden dönenler olan: "Şu üç şey dışında müslümanın kanı helâl olmaz..." hadis-i ile . âyeti celilesini:

"ALLAH kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahı dilediğinden affeder." (Nisa 4/48) hükmünü esas almıştır.

Ebu'l-Melik (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Biz bulutlu bir günde Bureyde (radiyallahu anhu) ile bir gazvede beraberdik. Dedi ki: "İkindi namazınızı erken kılın, zirâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gider..." buyurdu." (Buharî, Mevâkit 15,34; Nesâî, Salât 15 (1,236)

Hadis-i şerîfte ameli habt olur: önceki amelleri iptâl olur, yok olur, boşa gider...

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Büyük günah işlemediği sürece beş vakit namazla cuma namazı, gelecek cumaya kadar aralarında işlenen küçük günahlara keffârettir." buyurdu. (Müslim; Tirmizî ve diğerleri)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namazdan namaza kadar aralarındakine keffârettir, büyük günahlardan uzak durulduğu sürece." buyurdu. (Müslim, Taharet 16; İ. Ahmed II/359,400,414)

Keffâret: bir günaha karşı tutulmak veya tutulan şeydir. Örtücü oluş...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Büyük günah işlenmedikçe iki cuma arasında işlenen (küçük günahlara cuma namazı) keffâret olur." buyurdu. (Ebu Hureyre (ra)dan; İbni Mâce, Sünen Salât 1086; Müslim)

Abdullah İbn Mes'ud (radiyallahu anhu)'dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(İşlediğiniz günahların ateşi ile) yandıkça yanarsınız... Sabah namazını kıldığınızda (namaz o ateşi söndürür (yıkar). Sonra (işlediğiniz yeni günahların ateşiyle) yine yandıkça yanarsınız. Öğle namazını kıldığınızda namazınız o ateşi söndürür. Sonra yine (günahlarla) yandıkça yanarsınız. İkindi namazınızı kıldığınızda bu namaz da o ateşi söndürür. Sonra yine yandıkça yanar kavrulursunuz. Akşam namazını kıldığınızda o oteşi söndürür. (günahlarınızı affettirir: Keffâret olur) Sonra uyursanız, artık uyanıncaya kadar üzerinize günah yazılmaz." buyurdu (Taberânî, "Sağir ve Evsat" ında hasen isnadla, "Kebir" inde İbn Mes'ud'dan mevkufen rivâyet etmiştir. Ravileri hüccettir.)

Abdullah İbn Mes'ud (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her namaz vakti geldiğinde şöyle seslenen bir münadî (melek) gönderilir:"Ey Âdemoğulları! Kalkın (günahlarınızla) kendinize (nefsinize) hazırladığınız ateşi söndürün! Onlar da kalkar abdest alır ve öğle namazını kılarlar. Böylece sabah namazıyla öğne namazı arasında işledikleri günahları (hata-noksan-kötülük) bağışlanır. İkindi namazı, akşam namazı ve yatsı namazı vâkitleri geldiğinde de böyle olur ve uyurlar. (Geceleri) kimi hayra kimi şerre (kötü yola) gider..." buyurdu (Taberânî "Kebir" inde)

Ebu Müslim el-Tâlebi der ki: Mesciddeki Ebu Ümâmenin yanına girdim ona: "Yâ Ebu Umâme! Bir adam senden Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittiğini rivâyet etti" dedim."Kim güzelce abdest alır, ellerini ve yüzünü yıkar, başına ve kulaklarına mesheder, sonra farz namazını kılmaya kalkarsa, ALLAH onun o gün ayaklarının yürüdüğü, ellerinin tuttuğu, kulaklarının duyduğu, gözlerinin gördüğü günahlarını ve aklından (nefsinden) geçirdiği kötü düşünceleri bağışlar." Bunun üzerine Ebu Umame (radiyallahu anhu):"Vallahi (bu hadisi) peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'den defalarca işittim" dedi. (İ.Ahmed"Müsned" inde hasen senedle rivâyetti)
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Şu iki husus çok, çok önemlidir ki: Birincisi namazı dosdoğru hakkıyla ve ALLAH Tealâ rızası için kılmak. İkincisi de bağışlanan günahlar içinde, kul hakkı asla yoktur. Kul hakkının şer'î tek çaresi kendisi ile helâlleşmektir. Bu husus açıkça âyet ve hadislerle belirlenmiştir. Çok dikkat etmek gerekir. Onun için her nefeste tetikte ve teyakkuz (hazır) hâlinde olur inanan... Ve Onun için biz Muhammedî neş'e ile: "Hiçbir şeyi ve hiçbir canı: üzme-üzülme-sev-sevil" sözümüzü parola yaptık... Sosyal tevhid diyoruz... Nâsib olur da İnşâllah ayrıca işleriz...

Ebu Zer (radiyallahu anhu) der ki:" Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yaprakların döküldüğü bir kış mevsiminde dışarı çıktı, ağacın birinden bir dal kopardı, bu daldaki yapraklar dökülmeye başlayınca:" Yâ Ebu Zer!" buyurdu."Buyur Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)!" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Mü'min bir kul, ALLAH (celle celâluhu)'ın rızasını kazanmak niyetiyle namaz kıldığı zaman günahları bu ağaçtaki yaprakların döküldüğü gibi dökülür!" buyurdu. (İmam Ahmed Müsned'de hasen isnâdla)

Ebu Osman der ki: Selman-i Farîsi (radiyallahu anhu) ile birlikte bir ağacın altında bulunuyorduk. Selman bu ağaçtan kuru bir dal aldı ve onu yaprakları dökülünceye kadar salladı." sonra şöyle söyledi:"Yâ Osman! Bunu neden yaptığımı sormayacak mısın?" Ben de: "Neden yaptın?" dedim. O ise:"Birlikte bir ağacın altındayken Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de bana bu şekilde yaptı. O ağaçtan kuru bir dal aldı ve yaprakları dökülünceye kadar salladı.""Yâ Selmân! Bana bunu niçin yaptığımı sormayacak mısın?".buyurdu."Niçin yapıyorsun?" dedim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):Şüphesiz ki bir müslüman güzelce bir abdest alır, sonra da beş vakit namazı kılarsa hataları (günahları) bu yapraklar gibi dökülür." buyurdu ve "Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde dosdoğru namazı kıl, Çünkü iyilikler (hasenât), kötülükleri (seyyiât), yok eder (giderir) Bu öğüt alanlara (zâkirin) bir nasihattir (zikirdir, hatırlatmadır)." (Hûd 11/114) âyet-i celilesini okudu." (İmam Ahmed, Nesâî ve Taberâni)

Ebu Hureyre ve Ebu Saîd (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize hutbede şunları söyledi: "Nefsim elinde olana (kudret ve iradesiyle yaşadığım ALLAH celle celâluhu'ya) yemin ederim" Bu sözü üç kere buyurdu. Sonra ağladı. Hepimiz de ağladık. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in neye yemin ettiğini bilmiyorduk. Sonra başını kaldırdı ve yüzünde sevinçli ve müjdeli bir ifâde vardı. Yüzündeki bu ifâde bizi çok mala (ni'mete) kavuşmuşuz gibi sevindirdi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (devâmla):"Hiçbir kimse yoktur ki beş vakit namazını kılsın, Ramazan orucunu tutsun, zekâtını versin ve yedi büyük günahtan sakınsın da kıyâmet gününde ona cennetin sekiz kapısı muhakkak açılmamış olsun. (kesinlikle açılır.) Hatta öyleki cennet (ona o kapılardan) ışık saçar." buyurdu, ve sonra ilâve etti: "Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere sokarız (makama yerleştiririz)" Nisa 4/51 âyeti celilesini okudu. (Hâkim, isnâdı sahihle)

Osman (radiyallahu anhu) der ki: İkindi namazını bitirdiğimizi gören Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Size söylesem mi? Söylemesem mi?" buyurdu."Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Hayırlı ise söyle. Şâyet hayırlı değilse ALLAH (celle celâluhu) ve Resûlü bilir" dedik. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (celle celâluhu)'nun farz kılmış olduğu abdesti noksansız tam olarak alan, bu beş vâkit namazı kılan her müslümanın bu namazları iki namaz arasında (işlenen küçük günahlara) keffâret olurlar" buyurdu. Bir rivâyette de Hazreti Osman (radiyallahu anhu):Vallahi size bir hadis rivâyet edeceğim ki şâyet ALLAH (celle celâluhu) kitabında bildiğimizi söylememeyi yasaklamamış olsaydı size onu rivâyet etmezdim." Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle söylerken işittim: "Bir kimse güzelce abdest alır, sonra namaz kılarsa, mutlaka ALLAH (celle celâluhu), kılmış olduğu namazla onu takibeden namaz arasındaki işlemiş olduğu günahlarını bağışlar (keffâret olur.)" (Buharî ve Müslim-Tergib ve Terhib)

Hazreti Osman (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namaz kılmak için abdesti eksiksiz alır, sonra vakit namazı kılmaya giderek onu insanlarla (evde) veya cemâatle veya mescidde kılarsa, günahları bağışlanır."buyurdu. (Müslim,Tergib-Terhib)


Hazreti Osman (radiyallahu anhu)'nun bir rivâyetinde ise Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Farz bir namazı vaktinde kılmak niyetiyle gelen ve bu namazın abdestini, hüşû'unu ve rükû'sunu güzelce, eksiksiz yapan her müslümanın büyük günah işlemedikçe kılmış olduğu namazı önceki küçük günahlarına keffâret olur. Bu ömür boyu devâm eder.

Ebu Eyyub (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz her namaz önceki küçük günahları affettirir (yerle bir eder.)." buyurdu. (İmam Ahmed Müsnedde hasen isnadla)

Hazreti Osman (radiyallahu anhu)'nun azadlı kölesi Haris (radiyallahu anhu)'den: "Bir gün biz Osman (radiyallahu anhu) ile birlikte otururken müezzin gelince bir kab su istedi. Sanıyorum ki orada bulunan bir ibrikten abdest aldı. Sonra: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'i benim aldığım bu abdest gibi abdest alırken gördüm, abdest aldıktan sonra şöyle buyurdu: "Kim benim aldığım gibi abdest alır, sonra kalkıp öğle namazını kılarsa, öğle ile sabah namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra ikindi namazını kılınca, ikindi ile öğle namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra akşam namazını kılınca akşam namazı ile ikindi namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra yatsı namazını kılınca yatsı namazı ile akşam namazı arasındaki günahları bağışlanır. Sonra yatar, rahat bir uyku uyur. Daha sonra kalkar, abdest alır ve sabah namazını kılınca sabahi namazı ile yatsı namazı arasındaki günahları bağışlanır. Ve bunlar (namazlar): Hasenât (iyi ameller), seyiât (kötü amelleri) giderir (yok eder)" dedi. Dediler ki: "Yâ Osman! Bunlar hasenâttir. Bâkıyât (sevâbı devâmlı kalacak ameller) nelerdir?" Hazreti Osman: "O: Lâ ilâhe illallah, ve Subhanallah, ve'l-hamdülillah, vallahu ekber, Ve lâ havle velâ kuvvete illâ billahi"dir dedi. (İmam Ahmed, Müsnedde sahih senedle; Ebu Yâ'lâ; ve Bezzâr)

Abdullah İbni Cündûb (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Sabah namazını kılan ALLAH'ın zimmeti (koruması, himâyesi) altındadır. ALLAH sizden hiçbir şekilde himâyesine (altındakine) saldırmanızı istemez. Zirâ ALLAH kim himâyesi altındakine saldırırsa onu yakalar, sonra yüzü koyun cehennem ateşine atar..." (Müslim (metin onun); Ebu Dâvud, Tirmizî ve diğerleri.)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin yanınızda bazı melekler gece, bazıları da gündüz nöbet tutarlar (halef olurlar) Bu melekler, sabah namazı ile ikindi namazında nöbeti devrederler. Sonra geceyi sizinle geçiren melekler semaya yükselince RABBleri onlara, onlardan daha iyi bildiği hâlde sorar: "Yanlarından ayrıldığınızda kullarımı nasıl (hangi hâlde) terkettiniz (ayrıldınız)?" Meleklerde: "Onlar yanlarına vardığımızda da, yanlarından ayrıldığımızda da namaz kılıyorlardı." derler. (İmam Mâlik, Muvatta da; Buharî, Müslim ve Nesâî)

Enes b. Mâlik (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"ALLAH'ın insanlara dinlerinde ilk farz kıldığı ibâdet namazdır. Son olarak bâki kalacak olan da namazdır. İlk sorulacak ibâdet de namazdır.ALLAH (celle celâluhu): "Kulumun namazına bakın!" buyurur. "Şâyet namaz tam olarak kalınmış ise tam olarak yazılır. Noksanları (kılınmamış namaz) var ise: ALLAH (celle celâluhu): "Kulumun nâfile olarak kıldığı tetavvu (farz olmayan ibâdet, nâfile kılınmış namaz) u var mı bakın?" Eğer nâfile namazı var ise farz namazları bu nâfile namazlarda tamamlanır. Sonra ALLAH (celle celâluhu): "Kulumun zekâtı tam olarak verilmiş mi bakın?".buyurur. ALLAH (celle celâluhu): "Bakınız sadakası var mı?" buyurur ve eğer sadakası varsa, zekâtı ondan tamamlanır." (Ebu Ya'lâ rivâyet etmiştir. İmam Hafız el Munziri Tergib ve Terhib)

Ebu'd Derdâ (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Kim inanarak şu beş şeyi yaparsa cennete girer: Kim beş vakit namazına abdestlerine, rükû'larına, secdelerine ve vâkitlerine dikkat ederek devâm ederse (muhafaza ederse), Ramazan ayında oruç tutarsa, kudreti olup ona yol bulmaya gücü yetene haccederse, seve seve zekâtını verirse, emâneti yerine getirirse" buyurunca. Dedilerki:"Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Emâneti yerine getirmek nedir?""Cenâbetten gusldür (cünüblükten temizlenmektir) Çünkü "ALLAH, Âdemoğlunun gusledeceğinden kesinlikle emindir (inanan müslüman mutlaka gusleder.)" buyurdu." (Taberâni, ceyyid isnadla)

Ubade İbni Samit (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Beş vakit namazı ALLAH kulları üzerine (farz) yazdı. Kim onlardan bir şey zâyi etmeden (ta'dîl-i erkânla dosdoğru kılarak) gizlemeden gelirse ALLAH (celle celâluhu) mutlaka onu cennetine girdireceğine söz vermiştir. Bu namazları kılmayana ise ALLAH'ın verilmiş bir sözü yoktur. İsterse o kişiye azab eder, isterse cennete koyar." buyurdu (İmam Mâlik, Ebu Dâvud, Nesâî ve İbn Hibban)

Ebu Dâvud'un bir rivâyet metni ise: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH (Celle Celâli hu) beş vakit namazı farz kıldı. Kim namazların abdestini güzelce alırsa onları vaktinde kılarsa, rükû'larını secdelerini eksiksiz yapar ve onları huşû' içinde (tam anlamıyle kalbini namaza vererek) kılarsa, o kimse için günahlarını bağışlayacağına ALLAH'ın vâ'di vardır... Yapmayana ise ALLAH'ın verilmiş bir söza (vâ'di) yoktur. Dilerse onu bağışlar dilerse azab eder" buyurdu.

Sâd b. Ebi Vakkas (radiyallahu anhu) anlatıyor: "İki kardeş vardı. Birisi diğerinden kırk gece önce öldü. Bunlardan birisinin fazîleti Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında anlatılınca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Diğeri müslüman değil miydi?" buyurdu. "Bilâkis, müslümandı ve bir zararı da yoktu!" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Onu namazının hangi derecelere ulaştırdığını siz nereden bilebilirsiniz! (nasıl idrâk edebilirsiniz)? Gerçekten namazın misâli, birinizin kapısının önünden akan tatlı ve bol suyu olan bir nehrin misâli gibidir. Biriniz onun içine günde beş vâkit dalarak yıkansa onda kir-pas bırakır mı dersiniz? Şüphesiz ki siz, namazının onu hangi derecelere ulaştırdığını bilemezsiniz" buyurdu. (İmam Mâlik, hasen isnâdla (lâfız onundur); İmam Ahmed; Nesâî, (sahihinde) İbn Huzeyme)


İbn Huzeyme rivâyetinde Ebu Vakkas'ın torunu Amir b. Sâd dedesinden rivâyet eder. Farklı olan husus: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz kılar mıydı?" diye sorunca sahabi:" Bilâkis yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), kılardı, ve bu kimse kendi hâlinde birisiydi" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' da:"O adamı kıldığı namazın hangi derecelere ulaştırdığını nereden bileceksiniz?" buyurdu.

Ebu Hûreyre (radiyallahu anhu) der ki: Kuzaa Kabilesinin Bula boyundan müslüman iki kişi Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' ile beraberdi. Bunlardan birisi şehîd oldu. Diğeri bir sene geç öldü. Talha İbnu Ubeydullah: "Bunlardan geç ölenin, şehîd olandan önce cennete girdiğini gördüm ve bu tuhafıma gitti (şaştım). Sabah olunca bunu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e anlattım, yahut Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e anlatıldı" Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da: "Birincisi şehîd olduktan sonra öteki kardeşi Ramazan ayında oruç tutmuş, bir sene içinde altıbin rek'ât namaz ve şu kadar, şu kadar rek'ât (nâfile) namaz kılmamış mıydı?" buyurdu. (İmam Ahmed hasen isnâdla, İbni Mâce, İbn Hibban, Beyhâki, rivâyet ettiler)

İbni Mâce ile İbn Hibban rivâyetlerinin (Talha (radiyallahu anhu) dan) sonunda ilâve olarak: "Aralarında yer ve semâ arasındaki mesâfeden daha çok fark vardır." cümlesi eklenmiştir.

Aişe (radiyallahu anha) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Üç şeyin doğruluğu üzerine yemin ederim. ALLAH (celle celâluhu) İslâmdan nâsibi olan kişiyi nâsibi olmayan kişi gibi yapmaz (kılmaz.). İslâmda nâsibler üç türlüdür: Namaz, oruç ve zekât. ALLAH (celle celâluhu) dünyada dosd edindiği kulu (Velîyullahı) kıyâmet günü başkasına muhtaç etmez (kendisi o kulunun velîsi olur.) ALLAH kişiyi sevdikleriyle beraber yapar. Dördüncünün doğruluğuna da yemin etsem umarım isabet ederim. "ALLAH bir kuluna dünyada ayıplarını örterse, kıyâmet gününde de örter." buyurdu. (İmam Ahmed, ceyyid isnadla; Taberâni ise "Kebirinde İbn Mes'ud (ra)dan; rivâyet etti.)

Abdullah İbn Kurt (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kulun kıyâmet gününde ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz salâh (iyi, güzel, düzgün, dini kurallara uygun) ise diğer amelleri salâhtır (kabul edilir). Eğer namazı fesad (bozuk) ise diğer amelleri de fesaddır." buyurdu. (Taberâni "Evsat"ında hasen isnadla rivâyet etmiştir.)

Enes (radiyallahu anhu) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kulun kıyâmet gününde ilk hesaba (sorguya) çekileceği (ibâdet) namazdır. Namazına bakılır. Eğer namazı salâh (düzgün ve devâmlı) ise kesinlikle kurtulur (iflâh olur), eğer fesad (bozuk) ise hebâ ve hüsrân olur (herşey boşa gider, kârı bırak anayı da yer, perişan olur.)" buyurdu. (Taberanî "Evsat" ında rivâyet etmiştir.)

İbn Ömer (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kendisine güvenilmeyen (emânet edilemeyen) in imânı yoktur (eksiktir). Abdesti olmayanın namazı yoktur, namazı olmayanın dini yoktur (sağlam değildir) Namazın dindeki yeri (mevzi'i) ceseddeki (vücûddaki) başın yeri gibidir (yaşayamaz!.)" buyurdu. (Taberâni, Evsat'ta kabul edilebilir senedle)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) etrafındaki ümmetine: "Bana altı şey hakkında söz verin (kefil olun), bende sizin cennete girmenize kefil olayım." buyurunca Ashab-ı Güzin (radiyallahu anhu): "Onlar nelerdir yâ Resûlullah (radiyallahu anhu)!" diye sordular. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Namaz, zekât, emânet (koruma), ferc (zinâdan koruma), bâtın (karnı haramdan koruma) Ve lisân (yalandan dili koruma)..." buyurdu. (Taberâni, Evsat'ta kabul edilebilir senedle rivâyet etti)

Sevban (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" İstikamet üzere (doğru-dürüst) olun! Herşeyden hissenizi alamazsınız (her şeyi tek tek yapamazsınız!) Ve iyi bilin ki en hayırlı ameliniz namazdır. Abdesti (el vuduû) ancak mü'min olanlar muhafaza edebilecektir. (devâm edecektir.)" buyurdu. (Hâkim rivâyet edip: Buharî ve müslim şartlarına sahibtir demiştir. İbn Hibbanda sahihinde benzerini rivâyet etmiştir;Taberanî Evsat'ında Seleme b. Ekvâ'dan rivâyet etmiştir.)

Vezâe: güzellik ve temizlikle birine üstün gelmek.
Vezu'e: güzel, parlak temiz ve hoş olmaktır.
Vuzû': Vudû': abdest...


Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine candan gönülden teslim olanlara istikameti emrediyor ve tüm kulluk kaidelerini yerine getirip pay almamızın çok zor olduğunu en hayrlı (rızayı hakk kılıcı) amelimizin çok kolay ve ard arda devâmlı namaz sılamız olduğunu: "Şunu iyi bilin, anlayın ve yaşayın..." ikazıyla bildiriyor. İç ve dış temizliği, pâklığı, saflığı ve hoşluğu olan vuzû'u abdesti, ciddî ve samîmî Muhammedî mü'minlerin koruyabileceğini açıkça ilân ediyor... Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizi dinlemeye, anlamaya ve yaşamaya devâm edelim. İlk ağızdan gelen hükmü duyalım, uyalım ve yaşayalım İşnâallah hep birlikte "BİZ" olarak...

Kâtib Hanzala (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Kim ki beş vakit namazı rükû'larını, secdelerini, vâkitlerini muhafaza eder (devâmlı kılar ve kurallarına uyar) sa ve onların ALLAH tarafından bir hak (emredilen) olduğunu bilirse cennete gerer... Veya (başka bir rivâyette) ona cennet vâcib olur, veya o cehenneme haram olur." buyurdu. (İmam Ahmed, Müsned'inde Ceyyid İsnâdla Sahih râvilerden rivâyet etti)

Osman (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):" Kim namazın kesinlikle farz (yazılmış bir hak) olduğunu bilir (huşû' içinde kılarsa) onun cennete girmesi vâcib olur." buyurmuştur. (Ebu Ya'la; İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah; Hâkim (sahih diyerek) rivâyet ettiler)

Ebu Mâlik el Eş'âri (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti:" Temizlik imânın yarısıdır. Elhamdülillah mîzânı doldurur. Subhanallahi, ve'l hamdülillahi de mîzânı doldururlar, veya yer ile gök arasını doldurur. Namaz bir NÛR dur. Sadaka bûrhan (delil, isbat, tanık, hüccet) dır. Sabır ziya (ışık) tır. Kur'ân, (amel etmiş isen) lehinde (amel etmemiş isen) aleyhinde hüccet (senet, vesikâ, delil) dir (şâhidlik yapar)." (Müslim ve diğerleri rivâyet etmiştir.)

Ma'dan İbni Ebi Talha (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in âzâdlısı Sevban (radiyallahu anhu) ile karşılaştım ve:" Bana bir ameli haber ver ki onu yapayım ve onunla ALLAH (celle celâluhu) beni cennete girdirsin" veya "ALLAH'a sevimli gelen ameli" dedim. Sükût etti. Sonra yine sordum, sükût etti. Üçüncü defa sorduğumda:" Bunu Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bende sormuştum ve demişti ki: "Çokça secde et! Şüphesiz senin ALLAH'a yapmış olduğun her secde ile ALLAH seni bir derece yükseltir ve senden bir günahı siler." buyurdu." (Müslim, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivâyet ettiler.)

Ubade İbn Samit (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim" dedi. "ALLAH kendisine bir secde eden her kulun secdesinden dolayı bir hasenât (iyilik) yazar ve bir seyyiâtını (günahını) siler (mahveder) ve onu bir derece yükseltir. Öyleyse secdeleri çoğaltın! (çokça secde edin!)" buyurdu. (İbn Mâce, sahih isnâdla rivâyet etmiştir.)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) 'ın: "Kul secde ederken, yüce ve güçlü (Azze ve Celle) Rabbisine en (daha) yakındır. Bu i'tibarla (öyleyse, secdede) çok dua edin!" buyurduğunu rivâyet etti." (Müslim, Salât 215 (482)


Aişe (ra) dan: "Bir gece Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i yataktan kaybettim de kendisini araştırdım. Derken elim secdegâhında iken O'nun ayaklarının altına dokunuverdi. Ayakları dikilmiş, kendisi: "Allahümme! Euzû bi rizake min sahtike ve bimuafatike min ukubike ve euzû bike minke. Lâ uhsi senâe aleyke. Ente kemâ esneyte alâ nefsike: ALLAH'ım! Senin gazabından senin rızana ve azabından affına sığınırım! Senden sana sığınırım! Sana karşı senâyı (övmek) bitiremem (sayamam)! Sen kendini nasıl senâ ettinse öylecesin!" buyurdu. (Müslim, Salât 222 (486)

Rabia İbn Ka'b (radiyallahu anha) dan: Ben gündüzleri Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'e hizmet ederdim. Gece olunca da Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kapısına sığınır orada gecelerdim. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yoruluncaya kadar veya gözüne uyku ağır bastırıp uyuyuncaya kadar devâmlı "Subhanallah, Subhanallah, Subhane Rabbi!" dediğini duyardım. Bir gün:"Yâ Rabia" Benden iste sana vereyim!" buyurdu. Bunun üzerine dedim ki: "Müsade et düşüneyim" dedim. Ve dünyanın fâni, sonunun olmadığını düşündüm.:"Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Senden beni cehennemden kurtarması ve cennete koyması için ALLAH (celle celâluhu) 'a dua etmeni istiyorum!" deyince; Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):"Şüphesiz ben (dua) yapacağım (yaparım, yapıyorum), sen de çokça secdelerle (namaz kılarak) bana kendin (nefsin) için yardım et!" buyurdu." (Taberâni, Kebir'inde İbni İshak'dan, Lâfız onundur; Müslim ve Ebu Dâvud muhtasar (kısaltılmış) olarak rivâyet etmişlerdir.)

Müslim'in rivâyetinde Rabia şöyle dedi: "Ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile geceyi beraber geçirdim. Abdest suyunu getirir ve diğer hacetlerini görürdüm. Bana: "İste benden..." buyurdu. Ben de: "Cennet'te seninle arkadaş olmak (sana refakat etmek) istiyorum!" dedim.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bundan gayri (başka)?" buyurdu. "Bu kadar!" dedim. "Secdelerin çokluğu ile (çokça namaz kılarak) kendin (nefsin) için bana yardımcı ol!" buyurdu.

Ebu Fatıma (radiyallahu anha) der ki: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! İstikamet edebileceğim (ışığında yürüyeceğim) ve onu yapabileceğim bir ameli bana haber ver!" dedim. "Çokça secde et (namaz kıl). Zirâ senin yapmış olduğun her bir secdeden dolayı ALLAH (celle celâluhu) seni bir derece yükseltir ve bir hatanı (gühanını) siler!" buyurdu. (İbn Mâce, Ceyyyid (iyi) isnâdla rivâyet etmiştir.)

İmam Ahmed b. Hanbel'in muhtasar rivâyetinde Ebu Fatıma (radiyallahu anha) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Yâ Ebâ Fatime! (Âhirette) bana kavuşmayı dilersen (çokça secde et!) secdeleri çoğalt..." buyurdu.

Sevban (radiyallahu anhu)'dan, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "ALLAH'a çok çok secde et! Çünkü sen ALLAH için bir secde yaparsan, onun sayesinde ALLAH senin bir dereceni yükseltir ve onun sayesinde bir günahını indirir." buyurdu. (Müslim, Salât 225)

Hüzeyfe (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu söyledi: "Bir kulu yüzünü topraklardaki tozlara bulayarak secde ederken görmek kadar ALLAH (CelleCelâlihu)'nun sevdiği (hoşuna giden) hiçbir hâlet (manzara, sûret, keyfiyet, nitelik, dikkâte değer hâl) yoktur. (Taberâni, Evsat'ta sikâ (inanılır, güvenilir kimse) ravilerden rivâyet etmiştir.

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi: "Emredilen (vaz' olunan, konulan) lerin en hayrlısı (iyisi) namazdır. Çoğaltmaya gücü yeten çoğaltsın... (çokça namaz kılsın!)" (Taberâni, Evsat'ta rivâyet etmiştir)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu) der ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir mezâra uğrayarak: "Bu kabrin sahibi kimdir? Bu mezârdaki kim?" buyurdu. Ashab: "Falanca" dediler. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Buna (bu kimseye) iki rek'ât namaz (sevâbını bağışlamak), sizin geri kalan dünyanızı vermenizden daha hayırlıdır." buyurdu. (Taberânî, Evsat'ta hasen isnadla rivâyet etmiştir.)

Muttârif (radiyallahu anhu) der ki: "Küreyş'li küçük bir topluluğun yanına oturdum, derken bir zât gelerek; namaz kılmaya, kalkmaya, secde etmeye başladı ve (hiç) oturmuyordu. Bunun üzerine dedim ki:Vallâhi bu kimse namazı tek mi, çift mi kıldığını bilemez (şaşırır) sanıyorum!" (Arkadaşlar): "Onun yanına gidip bunu ona söylemek istemez misin?" dediler. Kalktım dedim ki: "Ey ALLAH'ın kulu" Ben, senin namazı tek mi, çift mi kılacağını (kıldığını) bilemezsin, şaşırırsın sanıyorum!" dedim. O kimse de:" "Velâkin (fakad) ALLAH (ne kıldığımı) bilir! Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim:" dedi. "Kim ALLAH'a bir secde ederse, bu sebeble ALLAH (celle celâluhu) ona bir hasene (iyilik, sevâb) yazar ve bu sebeble bir hatasını (günahını) siler ve bu sebeble onu bir derece yükseltir." Ben ise:"Sen kimsin?" dedim. O da: "Ebu Zerr!" dedi. Arkadaşlarımın yanına dönerek: " ALLAH size de kötü arkadaşlar versin! Bana Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabından olan bir zâta yol göstermemi (öğretmemi) emrettiniz!" dedim.

Bir rivâyette Muttârif: "Onu kıyamı uzatırken, çokça rükû' ve secde ederken gördüm de bunu kendisine hatırlattım" dediğimde o kimse:"Ben yaptığımı mutlaka güzel yaparım, şüphesiz ki ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim bir rükû', yahut bir secde yaparsa, ALLAH (celle celâluhu) bu nedenle onu bir derece yükseltir ve bu sebeble bir hatasını indirir (siler)"
(İmam Ahmed ve Bezzar (benzerini) rivayet etmişlerdir. Bütün târikleriyle hasen veya sahihtir.

Yûsuf İbn Abdillah İbni Selâm der ki: "Ebu Derda ölüm hastası iken ziyârete gittiğimde: "Yeğenim! Bu memlekette bildiğin bir şey mi var? Veya seni getiren nedir?" dedi. "Beni buraya getiren sırf seninle babam Abdullah b. Selâm arasındaki sıla (dosdluk) tur" dedim. Bunun üzerine: "Şu an (ölüm döşeğindeyken) yalan söylemem mümkün değil. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)' i şöyle buyururken işittim: Kim güzelce abdest alır, sonra iki rek'ât (veya dört rek'ât, râvi burada şüphe ediyor.) namaz kılar ve onların rükû'larını ve huşû'larını güzelce yapar (kalbi namazda olur) sonra ALLAH (celle celâluhu) dan bağışlanmasını dilerse bağışlanır." buyurdu. (İmam Ahmed hâsen isnadla rivâyet etmiştir.)

Zeyd İbni Halid el Cüheni (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim güzelce abdest alır, sonra hata yapmadan iki rek'ât namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır." (Ebu Dâvud rivâyet etmiştir.)

Ebu Dâvud'daki başka bir rivâyette ise: "Abdesti güzelce alan, yüzü (zâtı) ve kalbiyle ALLAH'a yönelerek iki rek'ât namaz kılan herkes için cennet vâcib olur (mutlaka cennete girer.)"
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.10 BÖLÜM: KULLUK İMTİHANI VE SALÂT


Azîz kardeşim;

Bu yaşadığımız hayatın hakikati, Rabbü'l-Âlemine kulluktur. Kâinâtta maksadsız bir zerre, vücûdda gayesiz bir hücre yoktur. Zararlı olan ve zarar verenlerin de bir görevi vardır (mikrob gibi.) Herşey bir kâleme indirgenip de "Küllî şey" denilince kulluğun tekemmülü için hizmet aracı olduğunu anlarsın! Mâsivâ (ALLAH Tealâ'dan gayrısı) hayaldir. Hakikat olan sistemin sahibidir. Eşyâ-olay-zaman ve zann bataklıklarında isteyerek ya da istemeden aklını boğma ve nefsine ebedi zulmedenlerden olma... Rabbü'l-âlemin'e kulluk kolaydır. Zor olan ilim,irade,idrâk ve iştirak içinde kulluğu bilmek, anlamak ve yaşamaktır. Her gün bir takvim yaprağını koparıp attığını sanma... Kopardığın kendi ömrüyün bir parçasıdır. Göz açıp kapayıncaya kadar sonuca ulaşırsın! Her şey ve herkes görev ve imtihanına devâm eder de devre dışı kalan sen olursun... Ölümle seni korkutmaya çalışmıyorum! Ölüm bir oluştur... Yemek yemek gibi, dünyanın dönmesi gibi... Sen kendi manevî (ilâhî, kudsî ve fıtrî) ve maddî (bedenî, cismî ve insanî) kimliğini bilirsen sahibini ve ustanı da bilirsin... Halkediliş sebebine ulaşır kulluk sonucunu anlar ve herşey ve herkesle entegre olup protez (takma diş gibi) yaşamaktan kurtulur, hakkı (özünde ve sözünde) söyler ve hayrı (fiillerinle) yaşarsın... Ve sen emredileni yaşayan bir kul olursun... Murad edilen ise; dininde, dünyanda ve âhiretinde sonsuz saâdetler...

İnsan aklı ancak ve ancak Nûr-u Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile aydınlanır. Akıl, aklını başına alıp, şaşkınlık (tefrit) ve taşkınlık (ifrat) larını denge ve düzene sokup regüle (i'tidâl: orta yol) eder... Muhammedî oluş şuûru, nûru, sürûru iftiharı ve onuru budur. Tüm Emrullah; emredilenlerin emrediliş sebebi Muradullahtır. Muradullah ise Rızaullaha ulaşım (SILA) dan ibârettir. İyilik, güzellik, hoşluk, hayrlar, kemâlât, cennet, cemâl v.s. hepsinin anahtarı ALLAH Tealâ'nın rızasına kavuşmaktır. Halkedilen teferruat (fazlalıkları) imtihan aracı ve nefsi (aklı) çeldirici, çözümü istenen düğümlerdir. Askerlikte vardır ya; Tüfekle atışta: "Göz, gez, arpacık ve hedef" aynı hizada (doğrultuda) olunca "ateş..." dersin ve hedefi onikiden (tam ortasından) vurursun. Göz senin gözün, gez senin gözünün önündeki yol gösterici çıkıntı (işâret), arpacık silâhın namlusunun son ucundaki çıkıntı, hedef ise mutlaka varılması istenen imtihanın maksad ve gayesidir. Şimdi elini vicdânına koy; dinle, düşün ve anla artık... Sen de insan sûretinde ve herhangi bir varlık (taş, kuş, ağaç v.s.) gibi çıktın meydana!.. Akıl ni'meti (nûru) de verilince en şerefli mahlûk oldun ve bir görev yüklendin... Kulluk görevi... Sahibini bilmek anlamak, şâhidi olmak ve yaşamak... Emrullah (imtihan anayasası) geldi... Rehber-i mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) baş öğretmenin... Ve hedefdeki Muradullah (Rızaullah) belirtildi...

Göz, senin gözün (kişisel kulluk kimliğin)... Gez: Muhammed Aleyhi's- Selâm'ın sana bakan yönü olan Abdullah (Emrullah). Arpacık ise istikametin (doğrultunun) maddî son ucu ve Muhammed Aleyhi's- Selâm'ın hedefe bakan yönü olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) (Muradullah...)... Hedef ise başka bir âlemde (ilerde) ve açık seçik âşikâr ve üryân... Cemâlullah (Buharî, Mevâkit 16 bkz)... Önce kendine sıla (ulaşım)...Kendini bilme... Uyur, uyurgezer isen uyandırılmalısın ve uyanmalısın, sarhoşsan ayıkmalısın ki hakkı ve hayrı görebilesin... Sonra gözle-gez buluşmalı ve göz, geze teslim olmalı, imân etmeli...Teslimiyet tevhidi...

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i bilmeli, anlamalı, yaşamalı kısaca teslim olmalısın... Sıla etmelisin, salâvât etmelisin. Bilirsin ki; doğru, iki noktayı en kısa yoldan birleştiren çizgidir. Göz-gez doğrultusu istikameti tâyin eder. Bu istikametin maddî olan en son ucu salât (namaz) noktası arpacıktır... Salât (namaz) hedefe sıla ve vuslât (ulaşım, kavuşum) yoludur... Umud ulaşımıdır... Mutlak İmamımız ve Rehberimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i duyar ve uyarsak İmam-ı Mutlak'ın istikametine tâbi' olur ve itâat edersek... Salâvatla Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, salât ile sistemin sahibi Rabbü'l-âlemin'in muradına (sistemi var ediş sebebine) kavuşuruz İnşâallah... Muhammedî oluş şuûruna ulaşmak" Sırf ve saf teslimiyyettir... Bu ise şartın şartı, olmaz ise olmazıdır... İstikamet; ancak ve ancak teslimiyyet iledir. İslâmiyet ise teslimiyyet ve istikametten ibârettir... Kur'ân-ı Kerîm'imizdeki: "ALLAH'a ve Resûlüne tâbi' olunuz..." âyetlerinin o kadar çok defa tekrarı ve te'kidi (pekiştirilmesi) bu yüzdendir...

Kur'ân-ı Kerîm'de en çok ve kesinlik ifâde eden ibâdet salât (namazdır). Ezelden Muhammedî olduğunun şuûruna ulaşan Muhammedî bir kişi bilir ki her nefeste teslimiyet ve istikamet gerekir... Namaz ise günde beş kere teslimiyyet ve istikameti gözden geçirip, durum değerlendirmesi yapıp, ana değer yargılarının yıpranmasını önleyip ve kulluk kemâlâtının her salâtta (namazda) biraz daha yol aldığına bizzât şâhid olmaktır. Zâten yapılanlar senin kendi dünün (tevbe), yarının (dua) ve bu günün (rıza: şükür ve sabır) içindir. Ve nefsinin bebek, çocuk, delikanlı ve olgun insan olma onuru, şerefi ve haysiyyetidir... Bu ise sana hem lâzım (gerekli) hem de lâyık (insan oluş şerefine uygun) tır...

Emin ol ki ben de seninle birlikte Muhammedî oluş şuûruna ulaşmaya (kesin ve kani' oluş) uğraşıyorum. Biz Muhammedîyiz... Alıcı ve satıcılar değiliz bu bazarda... Bizim derdimiz bize yetiyor... Kimse ile gereksiz yere söz tokuşturmayız, şakşukalarına karışmayız... Her nefesin hesabının verileceğine inanırız ve işimize bakarız...
Bizim, Muhammedî teslimiyeti ve İlâhî istikameti, ulaşım (sıla) vuslatlarını (salâvât ve salât); Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den ilk ağızdan öğrenmemizin en doğru ve en kesin olduğunu aklı olan herkes bilir...

Âcizâne biz de öyle yapıyoruz... Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini ortaya döktük, okuduk ve anladık... Sıra geldi Fahr-i Kâinât Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'in buyruk ve tatbikatına... Kulluğun direği olan namazı da elbette Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'den okuyup anlayıp, tatbik edip ve yaşayacağız inşâallah...

İnsan aklı ve nefsi hayata tahammül edebilmesi için çok kaypak, akışkan, şüpheci ve dönek yaratılmıştır. Bu ise kusur değil erdem ve imtihan olabilmenin şartıdır. Bize düşen ise aklımızı ve vicdânımızı (nefs-kalb-ruh) iyice aydınlatıp, arıtıp, durutup, kurutup, tertemiz, işe yarar ve söz dinler hâle getireceğiz.

Göz - gez - arpacık - hedef ve ateş... İle son nefesteki son vuruş olan şehâdetin:

"Eşhedü enlâ ilâhe illa Allah ve Eşhedü enne Muhammedün abduhû ve Resûlühü" sesini tüm sistem ve sistemin sahibi SUBHAN ALLAH Tealâ duyacak İnşâllah... Bu ise iğnenin ucu gibi maddî olan sonuçtur... Bizi bu noktaya getirmeyen hayatımız hebâ olmuş, israf edilip sonunda pişmanlık ve sonsuz acılar (hüsrân) getirmiş demektir. ALLAH bizi korusun... Âmin...

Böylesine ciddî bir hayatın içindeyiz... Paranın (maddî menfâatin) gizli ilâh olduğu şu âhir zaman denizindeki azgın fitne fırtınalarından, ancak ve ancak Resûlullah Muhammedü'l-Emin (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "teslimiyyet gemisi" ne salâvâtla ulaş ve bin... Şaşkınlık ve taşkınlık yapmadan ve adam gibi kulluk güvertesinden sistemi seyret... Rehber-i Mutlak Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in rıza rotası (istikameti) Rabbü'l-âlemin (celle celâluhu)'yadır...

İnancımız ve hayatımız budur... Münâzara, münâkaşâ ve lâf ebeliği yapmıyoruz... İsteyen istediğini yapsın... Nitekim Nûh (aleyhi's-selâm)'un oğluda babasının selâmet gemisine binmeyip "İblisin Benlik (egoizm) Dağı" na çıkmıştı ve mahvolmuştu!.

Namazı bilmemek ve anlamamaktan doğan aklî problem, gevşeklik, tembellik ve vurdum duymazlık gibi hastalıklarımıza Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şerefli şifâsını (şefâat) sunmaya ve hasbî hizmetçisi olmaya canla başla birlikte ve "Muhammedî Biz" olarak devâm edelim... Kıyâmete kadar gelecek torunlarımıza tevhid nûrunu taşıyan tekemmül direkleri olalım... Muhammedî Mutluluğa ulaşalım ve unutmayalım ki Muhammedî mutlu olmadığımız günleri takvimden çekip çıkaralım... Çünkü o günler yaşanmamış ve ay otuz çekmemiştir... Salât-ü selâm Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, ailesine ehl-i beytine, ashabına ve ümmetine olsun...

Salavât- sıla-salât... Devâm edelim...


Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

2.11. NAMAZIN ÖNEMİ

Cabir İbni Abdillah (radiyallahu anhu) hadisini bir daha inceleyelim: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "(Müslüman) kişi ile küfür (inkâr) arasında olan (fark, perde, engel) namazı terketmektir." buyuruyor. (İmam Ahmed, Müslim, Ebu Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmişlerdir.)

Müslimin rivâyeti: (Müslüman) kişi ile şirk arasındaki fark namazı terketmektir." (Müslim, İmân, 134 (82)

Ebu Dâvud ve Nesâî'nin rivâyeti: "Kul ile küfür arasında sadece namazı terketme farkı vardır. (Yâni, namazı terkeden küfre girer.) (Ebu Dâvud, Sünnet 15 (4678)

Tirmizînin rivâyeti: "Küfürle imân arasındaki fark namazı terketmektir." (Tirmizî, İmân 9 (2622)

İbni Mâce rivâyeti: "Kul ile küfür arasındaki fark namazı terketmektir." (İbni Mâce, Salât 77 (1078)

İyi düşün... Naylon çiçek gibi dışınla değil... Saksı çiçeği gibi canınla düşün... Tercihini yap... Ve unutma ki yarın en yakın olandır ve gelecektir...

Büreyde (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim:"Bizimle onlar (kâfirler-inanmayanlar) arasındaki fark "Ahdü's Salât" (namazı kılma ahdi) tır. Kim ki onu (namazı) terkederse "Fekad kefere (kesinlikle) kâfir olur..." (Nesâî, Salât 8 (1,231,232); Tirmizî, İmân 9 (2623); İbni Mâce, Salât 77 (1079) ; İbn Hibban ve Hâkim rivâyet etmişlerdir. Sağlıklı sihhatli bir hadis-i şerîftir.)

İnsanı dehşete ve hayrete düşüren bir hadis-i şerîf... Onun için bir canı uyandıran Muhammedî âşık, cihanı uyandırmış demektir hasbî hizmetle... İtikad (inanç) cihâdı da budur.

Ubade İbni Samit (radiyallahu anhu) der ki: "Bana dosdum Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yedi hasleti tavsiye (vasiyet etti) etti ve şöyle buyurdu: "Parça parça kesilseniz veya ateşte yakılsanız yahut çarmıha gerilip asılsanız bile hiçbir şeyi ALLAH (celle celâluhu)'a ortak koşmayın (şirk etmeyin)... Müteammiden (bilerek, tasarlayarak, kasden) namazı terketmeyin... Kim kasden namazı terkederse, dinden çıkar. İsyan bayrağını açmayın... (günahlara dalmayın!) Şüphesiz ki o, ALLAH'ı gücendirir (gazabını ve azabını gerektirir)... İçki içmeyin... Şüphesiz ki o (içki) hataların başıdır... İnsanı bütün kötülüklere sürükler... (her kötü hadise ondan olur...) (Taberâni ve Muhammed İbni Nasr (Kitabü's- Salât'ında), her ikisi de kabul edilir iki isnadla rivâyet ettiler. İmam Hafız el-Munziri)

Abdullah İbn Şakik el Ukayl (radiyallahu anhu) der ki: " Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sahabeleri namazdan başka hiçbir ameli terketmenin küfür olduğu görüşünde değillerdir." (Tirmizî rivâyet etmiştir. İmân, 9 (2624)

Sevban (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim dedi: "Kul ile küfür ve imân arasında (ölçü olarak) namaz vardır. (müslüman kişi) namazı terkettiğinde şirke girmiş olur!" (Hibetüllah et Taberi, Sahih isnadla rivâyet etmiştir. İmam Hafız el Münziri)

Ebu Hureyre (radiyallahu anhu)'dan: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu dedi: "Namazı olmayanın (kılmayanın) İslâmdan nâsibi (payı) yoktur! Abdesti olmayanın da namazı yoktur." (Bezzâr rivâyet etti- El Münziri)

Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu dedi: "Emâneti (eminliği) olmayanın imânı yoktur, abdesti olmayanın namazı yoktur ve namazı olmayanın dini yoktur... Namazın dindeki yeri (konumu) başın vücûddaki yeri gibidir." (Taberâni, Evsat ve Sagir'inde rivâyet etti)

Ebu'd Derdâ (radiyallahu anhu): Der ki: "Dosdum (sallallahu aleyhi ve sellem) bana: "Parça parça kesilsen ve ateşte yakılsan bile hiçbir şeyi ALLAH (celle celâluhu)'a ortak koşma ve farz namazları kasden terketme. Zîrâ kim kasden (namazı) terkederse zimmet (İslâmın verdiği güvenlik) ondan uzaklaşır (kişi İslâmdan uzaklaşır gider.). Hamr (aklı örten, görevini göstermeyen her türlü uyuşturucu ve içki) içme!. Şüphesiz ki o (içki) bütün şerlerin anahtarıdır. (her kötülüğün anasıdır)" diye tavsiyede (vasiyette) bulundu." (İbn Mâce ve Beyhâki; Şehr'den; o, Ümmü'd Derdâ'dan, o da Ebû'd Derdâ yoluyla rivâyet etmişlerdir.)

Abdullah İbni Abbas (radiyallahu anhu) anlatıyor: Gözümün rahatsızlığı ortaya çıkınca: "Seni tedavi ederiz, ancak sen de birkaç gün (tedâvi için) namazı bırakmalısın..." denildi. "Hayır (olmaz)... (Çünkü) şüphesiz ki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namazı terkederse ALLAH (celle celâluhu)'a kendisine gazablı (kızgın, öfkeli) olduğu hâlde kavuşur" buyurdu dedim. (Bezzar ve Taberâni, Kebirinde hasen isnadla rivâyet ettiler.)

Enes İbni Mâlik (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu dedi: "Kim namazı kasden terkederse açıkça küfre girmiştir..." (Taberâni, Evsat'ta kabul edilir senedle rivâyet etmiştir.)

Enes (radiyallahu anhu), Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Kul ile küfür ve şirk arasında namazı terkten başka bir şey (engel) yoktur... Namazı terkettiğinde şirketmiş (müşrik) olur..." (Muhammed İbni Nasr, Kitabu's- Salât)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kul ile küfür arasında (yalnız) namazı terketmek vardır." buyurdu. (Cabir İbni Abdillah (ra)dan; İbni Mâce, Sünen Salât 1078; Müslim; Tirmizî; Ebu Dâvud)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Her kim (özürsüz olarak) pek önem-semediğinden dolayı Cuma namazını 3 defâ terkederse kalbi mühürlenir..." (Ebû'l-Ca'de'd-Demrî (ra)dan; İbni Mâce, Sünen, Salât, 1125 ve 1126; Tirmizî; Ebu Dâvud; Nesâî; Beyhâki, Daremî, Hâkim)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Görmek için birbirinizle itişip kakışmadan şu dolunayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Bu itibârla eğer güneşin doğmasından önce bir namazdan ve batmasından önce bir namazdan geri kalmamaya gücünüz yetiyorsa, bunu yapın." buyurdu. (Buharî, Mevâkit, 16; Ebu Dâvud, Sünen 16)

Açıkça anladın ki ta'zim, huşû', yakarış ve ihlâsla kılınan namazın sılası Cemâlullahtır... İnsan nefsinin himmeti (hayrı temennisi) gayreti (bedenen hayrı işlemesi) ve inancı bu ise haşyetle niyâz eder yüzünü su gibi secdeye serer. Sıla-yı Rahm ve yaklaşım yollarının anası olan salâtın salâhıyla felâha ulaşır...


Şüphesiz ki bunca âyet-i celile ve hadis-i şerîfleri arzedişimin amacı ömrümüzün sonunda ebedi saâdete ulaşmada ve hayatı yaşayışımızın ALLAH Tealâ rızasına uygun olmasında salât (namaz)'ın önemini iyice ortaya koymaktır. Yoksa zorluk çıkarmak, usanç verdirmek asla değildir. Zirâ:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Zorlaştırmayın; sonra ALLAH'da size zorlaştırır." buyurdu. (Kenzû'l-Ummal 3/5346)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın! Sevdirin, nefret ettirmeyin! Uyum içinde olun, ihtilâfa düşmeyin!" buyurdu. (Buharî, Cihâd 1244, Ahkaim 22; Müslim, Cihâd 71; Ebu Dâvud, Edeb 17)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz siz, sadece kolaylaştırıcılar olarak gönderildiğiniz, zorlaştırıcılar olarak gönderilmediniz." buyurdu. (Buharî, Edeb 80; Ebu Dâvud, Taharet 136)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben; bembeyaz, hoşgörü, kolaylık (semhâ) esâsına dayalı Hanîf dini ile gönderildim." buyurdu. (İmam Ahmed, Müsned 5/266,6/116; Kenzû'l-Ummal I/900)

Devam edecek..
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ibâdetin maksadını ve Muhammedî mertebesini İhsânullaha sıla olarak tebliğ etmiş, yaşamış ve bizlere Muhammedî mîrâs olarak bırakmıştır. İfrat (taşkınlık) ve tefriti (şaşkınlık, ihmâl, usangaçlık) reddetmiş ve i'tidâli emretmiş. Fırka-i Nâciye orta yol olan Sırat-ı Müstakîmdir:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Ben hem oruç tutarım, hem de yerim; geceleri hem ibâdet ederim hem de uyurum; kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir!" buyurmuştur. (Buharî, Nikah 1)


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İstikamet sahibi olun, sizin için sünnet kılınan yoldan sapmayın; amellerden güç yetirdiğniz kadarını işleyin!" buyurmuştur. (İ. Mâlik, Muvatta, Teharet 36; İbni Mâce, Teharet 4)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Din kolaylıktır; bu din hususunda (amellerim eksiksiz olsun diye) kendini zora koşan kimseye mutlaka din galebe çalacaktır. (başa çıkamıyacak yorulacak-bıkacaktır!)." buyurmuştur. (Buharî, İmân 29)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Amellerin ALLAH Tealâ katında en sevimli olanı azda olsa devâmlı olanıdır!" buyurmuştur. (Buharî, İmân 32; Müslim, Müsafirin 216)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ".... öyle olunca, orta bir yol tutun, O'na yaklaşın, sevinin. Sabah, akşam ve gecenin bir kısmında yardım isteyin!" buyurmuştur. (Buharî, İmân 29)

"....,Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, Biz yazmadık. Fakat kendileri ALLAH rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan imân edenlere mükâfâtlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır!" buyurmuştur. (Hadid 57/27)


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), imkanla imtihan âleminde namaz kılarken sıkıntı çeken özürlü, hastalık ve güçsüzlük çekenlerle ilgili kolaylıkları Şerîat-ı Garra'da bildirmiştir:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) nasırları yüzünden namazda zorluk çeken İmran b. Husayn (radiyallahu anhu)'ın sorusuna cevâben: "Ayakta kıl, eğer güc yetiremezsen oturarak kıl, ona da güc yetiremezsen yan üzere kıl!" buyurmuştur. (Buharî, Taksiru's-Salât 19; İbni Mâce, İkâmet 139)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Size bir şey emrettiğim zaman, gücünüz nisbetinde onu yerine getirin!" buyurmuştur. (Buharî, i'tisam 2; Müslim, Hacc 4-2)


Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur'ân-ı Kerîm'de Nisa 4/101 âyet-i celilesinde bildirilen seferde (yolculukta) namaz kısaltma ruhsatı hususunda:

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Bu, ALLAH Tealâ'nın size tasadduk etmiş olduğu bir sadakadır; O'nun sadakasını kabul edin!" buyurmuştur. (Müslim, Müsafirin 4; Ebu Dâvûd, Sefer 1)



Sefer mesafesi 4 berid = 16 fersah = 5,5 x 16 = 88 km olarak imâmlarımızca hadislere dayanılarak belirlenmiştir.

Aklı olan kul (insanoğlu); kendi kişisel kulluğunu yapıp, yapmama tercihini ve kararını kendisi vermek üzere yaratılmış ve yaşatılmıştır. Kendisi dışındaki herşey ve herkes kişinin kemâlâtı (olgunluğa, erdeme, rüşde, erginliğe ermesi) için hizmetçilerdir...

Dikkat et...
Dönmüyormuş gibi durup, saatte 1600 km hızla dönen dünya, pek çok kafa (akıl) tasını boşaltıp toprak doldurdu...
Bebeklik beşiğinle dedelik kabrinin arası kendi adımınla dört adım...
Denize akan damlalar gibi gece gündüz, nefes nefes, istesek de istemesek de akıp gidiyoruz...
Tek doğduk, tek kişi olarak geldik, tek kaderle imtihan oluyoruz ve tek başımıza gün gelince çekip gideceğiz...
Yaşlanmış, kartlaşmış, kısmen kurumuş ve Muhammedî aşıyı kabul etmeyen ve ibâdetlerini, içi boş alışkanlıklar hâline dönüştürmüş "Ben"likçilere söz kâr etmez...
ALLAH Tealâ islâh etsin!.. Âmin...

Ancak; sizler...
Ey gençler...
Pekçok saptırıcıların içinde şaşırıp kalan çocuklarımız...
Kur'ân-ı Kerîm'i duyun...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e uyun...
Hep birlikte: "Semiğnâ... Ve ateğnâ: Biz şimdi duyduk ve derhâl uyduk...
Biz Muhammedî olduğumuzun şuûruna şimdi vardık!
"Ben"liğimiz "Muhammedî Biz"lik denizinde buz gibi eridi!
Sistemin sahibi ve ustası Rabbü'l-âlemin'imize görürcesine candan ciddî ve samîmîyetle: "İyyake na'bûdü ve iyyâke nestâ'in: Biz ancak ve ancak Sana kulluk yaparız ve ancak Senden yardım dileriz..." diyelim...
Seni, sana... Sizi, bize...
Rahmetenli'l-âlemin olan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in "Bilelik Bizi" ne çağırıyoruz...

Muhammedî muhabbet, merhamet ve hasbî hizmetle; halkı, Muhammedî hakikat olan kendi tevhidine şâhid olma şifâhânesine çağırıyoruz...
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'de buluşursak birşeyi ve her şeyi; her şeyin sahibi, mâliki ve RABBi olan ALLAH Tealâ'nın rızası için ve Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)'in gönül hoşnutluğu için yaparız...
Muhammedî oluş şuûruna ulaştığını gizleme ve açıklamakta tevâzu', günümüzde gereksizdir.
Önemli olan bu değerine bedel biçilemeyen Muhammedî oluş şerefini; kavlen (i'tikaden), fiilen (amelen), ahlâken ve hâlen bizzât yaşayarak dağa, taşa, uçan kuşa ve düşünen her başa (riyâsız, kibirsiz ve İblis huylarından uzak olarak) göstermek ve bu hususta herkesin ve herşeyin hasbî hizmetçisi olabilmektir!!!
"Herkesin binbir iş ve düşünce peşinde koştuğu şu anda neden böyle inanıp böyle yapalım?" sorusunun cevâbını, hayatî tercihini Muhammed (aleyhi's-selâm)'ın tebliğ ve tatbik ettiği her hususta teslim olmak şeklinde kullananlara:
"Çünkü...." diyoruz ve sözü yine Azîz Efendimiz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bırakıyoruz:

Abdullah İbn Abbas (radiyallahu anhu) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etti: "İslâmın esasları ve dinin temelleri üçtür. İslâm (dini) bunların üzerine kuruldu (tesis edildi). Kim bunlardan birini terkederse, küfretmiş olur ve kanı (öldürülmesi) helâldir: Lâ ilâhe illallah: ALLAH'tan başka ilâh olmadığına şehâdet. Farz namazlar.Ramazan ayı orucu." Hammad İbni Zeyd: "Râvinin bu hadisi merfû olarak rivâyet ettiğini biliyorum" dedi. Ebu Ya'la'nın rivâyeti ise şöyledir: "Kim bunlardan birini terkederse ALLAH'ı inkâr etmiş (küfretmiş) olur ve onun yaptığı farz ve nâfile ibâdetleri, sarfları (namaz, zekât, sadaka v.s.) kabul edilmez... Kanı (öldürülmesi) ve malı (el konulması) helâldir." (Ebu Ya'la hasen isnadla: Hammad b. Zeyd, kardeşi Saîd b. Zeyd, Amr b. Mâlik, Ebu'l-Cevzâ, ve o da ibn Abbas (radiyallahu anhu)'dan merfuen rivâyet etmiştir.). (İmam Hafiz el- Munziri Tergib ve Terhib)

Muaz İbni Cebel (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e bir adam geldi ve: "Yâ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)! Bana bir amel öğret, onu işlediğim zaman cennete gireyim (girebileyim)!" dedi. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "İşkence (azab) edilsen de ataşte yakılsan da ALLAH'a ortak koşma!. Seni malından ve sana ait bütün şeylerden sürüp çıkarsalar da ana ve babana itâat et! Namazı kasden terketme! Şüphesiz ki; Kim, kasden namazı terkederse ondan ALLAH'ın himâyesi (zimmeti) uzak olur!" (Taberani, Evsat'ında rivâyet etti. Hadisi dastekleyen hadislerdeki seneti kabul edilir. Hafız-el-Munzirî)

Muaz ibni Cebel (radiyallahu anhu) anlatıyor: "Bana Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şu on önemli hususları tavsiye (vasiyet) etti: "Öldürülsen de yakılsanda ALLAH'a şirk koşma; sana ehlinden (çoluk-çocuğundan) ve malından sıyrılıp çıkmanı emretseler de ana ve babana âsî olma (karşı gelme), itâat et. Kasden, katiyyen bir farz namazı terketme! Şüphesiz ki kim, farz namazı kasden terkederse ondan Zimmetullah (ALLAH'ın İslâm oluş dolayısıyla sağladığı koruma, himâye zimmeti) uzak olur... (dininde dünyasında ve âhiretinde taşkın, şaşkın kalır!)Katiyyen hamr (aklı sarhoş eden içki, uyuşturucu v.s.) içme! Çünkü o muhakkak her fuhşun (haddi aşma, azgınlık, kötülük, namussuzluk) başıdır!.Sana düşen iş mâsiyetten (günah şeylerden) sakınmaktır. Zirâ mâsiyetle ALLAH'ın gazabı iner (sana haddini bildirir, dilini keser, belini büker...). Bütün ordu (insanlar) helâk olsa (bile), sakın harbde cebheden firâr etme (kaçma)!. Askerler şehîd olsalar bile sen yerinde dur (sabit ol.)! Çoluk çocuğuna ALLAH'ın sana verdiğinden infâk et (harca),Terbiye edeceğim diye onlara bastonunu kaldırma (vurma).Onlara ALLAH'dan korkmayı aşıla! (ilim öğret...)" (İmam Ahmed; Taberâni senedi sahih sayılır)

Bureyde (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi: "Bulutlu günde namazı erken kılın! (vaktini kaçırmayın!) Şüphesiz ki: kim, namazı terkederse kâfir olmuştur." (İbn Hibban, Sahihinde rivâyet etmiştir.)

Ziyad İbni Nuaym el-Hadramî (radiyallahu anhu): Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "ALLAH İslâmda dört şeyi farz kıldı. Kim bunların üçünü yerine getirip de birini yapmamış olsa hepsini yapıncaya kadar o kimseye hiçbir fayda sağlamaz (azabdan kurtarmaz.). Bunlar: Namaz, zekât, Ramazan orucu ve Kâbe'yi ziyâret (Haccü'l-Beyt) tir." (İmam Ahmed, Müsnedde mürsel olarak rivâyet etmiştir.)

Ebu Umâme (radiyallahu anhu): "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu. dedi: "Elbette İslâmın kulbları (esasları) teker teker kopacak (enkaz). Herbiri (bağ) koptukça insanlar ondan sonrakine yapışmaya teşebbüs ederler! İlk çözülecek kalb (bağ, esas), (adâletle) hüküm vermekte olacaktır. Sonuncuları ise namaz (olacak) dır." (İbni Hibban, Sahihinde rivâyet etmiştir.)

Ümmü Eymen (radiyallahu anha) dan: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivâyet edildi. "Namazı kasden terketme! Zirâ kim kasden namazı terkederse, ALLAH'ın ve Resûlünün zimmeti (himâyesi) ondan uzak olur..." (İmam Ahmed ve Beyhâki sahih ravilerle rivâyet etmişlerdir)

İmam Ali (keremullahi veche) der ki: "Kim ki namazı kılmazsa, o kâfirdir." (İmam Buharî. "Tarih"inde mevkûfen; Ebu Bekir ibni Ebu Şeybe, "Kitabû'l-imân"ında rivâyet etmişlerdir.)

Ebu'd- Derdâ (radiyallahu anhu) der ki: "Beynamazın (namazı kılmayanın) imânı, abdesti olmayanın namazı yoktur." (İbn Abdiberr ve diğerleri mevkûfen rivâyet etmişlerdir.)

İbn Ebi Şeybe: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Kim namazı terkederse kâfir olur!" buyurdu, dedi.

Muhammed İbni Nasr el Mervezî: "İshak'ı şöyle derken işittim" dedi: "Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)den şöyle rivâyet edildiği doğrudur: "Namazı terkeden mutlaka kâfir olur."

İmam Ahmed ibni Hanbel'in mezhebi, İshak ve İbni Mübârek: "Özürsüz ve kasden namazı vakti geçinceye kadar terkeden kâfirdir" görüşündedirler. İmam A'zam, İmam Şâfiî ve İmam Mâlik ise bu ve benzeri hadisleri te'vil etmişlerdir.

İmam A'zam Ebu Hanife: Tevhidi (şehâdet) getirenin küfrüne hükmetmemek hadisleri ve diğer delillerle (namazın farz olduğuna bilerek ve kasden inanmayıp inkâr eden hariç) müslümanın küfrüne asla hükmetmemiştir! Elbette hem müslümanım desin hem de alnı secde görmesin demek de değildir.

Her insan aklı kadar, arzedilen âyet ve hadis-i şerîflerden kendine lâzım ve lâyık olanı bulacak, alacak, anlayacak ve derhâl yaşayacaktır!

Abdullah İbni Ömer (radiyallahu anhu): Resul-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün namazdan söz ederek şöyle buyurdu: "Kim namaza devâm ederse (onu muhafaza ederse) namazı onun için bir nûr (ışık) bir bürhân (delil), kıyâmet gününde bir necât (kurtuluş) olur. Kim de ona devâm etmez ise nûrsuz, bürhansız kalır, kurtuluşa eremez. Kıyâmet gününde Karun, Firavun, Haman ve Übeyy İbni Halef ile beraber olur..." buyurdu. (İmam Ahmed, ceyyid senedle, Taberâni, Kebir ve Evsat'ta; İbn Hibban, Sahih'te rivâyet etmişlerdir.)

Semure İbni Cündüb (radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ashabına ekseriyetle: "Sizden biri bir rüyâ gördü mü?" diye sorardı. Ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ALLAH'ın izin vermesi kadar (rüyâ) anlatılırdı: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir sabah bize rüyâsını şöyle anlattı: "Bu gece (rüyâmda) bana iki melek geldi ve beni götürmek istediler. Bana: "yürü!" dediler. Ben de onlarla yürüdüm ve arkasına yaslanmış bir adamın yanına geldik. Bir başka adam elinde bir kaya (taş) ile başında duruyor ve taşı onun başına vuruyor. Başını yarıyor, taş yuvarlanıyor. Adam taşı alıp daha dönmeden öteki adamın başı eski normal hâlini alıp, iyileşiyor, sonra adam yanına geliyor ona yaptığı işkenceyi tekrarlıyor.(Bu hadis-i şerîfte anlatılan rüyâ uzunca olduğundan namazla ilgisi dolayısıyla açıklama kısmıyla birlikte bir parçasını aldım...) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara: "Bu gece şimdiye kadar acaib (enteresan) şeyler gördüm. Bu gördüklerim neydi" dedim. Onlar bana şöyle söylediler: "Sana bildirelim. İlk uğradığın başı taşla parçalanan adam; Kur'ân'ı ezberleyip de onu terkeden (unutan) ve farz namazı kılmadan yatıp uyuyan kişidir...." dediler." buyurdu. (İmamı Buharî'nin rivâyet ettiği uzunca ve sahih bir hadisden bir kısmıdır.)

Oysa namaz kulun Rabbisi (celle celâluhu)'ne en yakîn olduğu cemâl cem'idir...

Huzeyfe (radiyallahu anhu)'dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Şüphesiz, kişi namazına girdiği (başladığı) vâkit ALLAH (celle celâluhu) veçhi ile karşılar (cemâliyle ona tecellî eder), namazdan başka bir şeye (kalbi) dönmedikçe veya kötü bir şey ihdas etmedikçe (yapmadıkça) ondan ayrılmaz." buyurmuştur. (İbni Mâce; İbni Huzeyme; İbn Ebu Amr; Hâkim (Diyau'l-makdis'te) rivâyet etmişlerdir)

Namaz kılanın özü kaymadıkça ve bedeninden kötü bir olay çıkmadıkça kıblesinde zaman ve mekândan münezzeh olan''ın cemâl tecellîsi, Vechullah...

Ebu'l-Melâki'l-Eşâri (radiyallahu anhu) dan Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Temizlik imânın yarısıdır. Ve'l-hamdülillahi miz'zanı doldurur. Ve Subhânâllahi ve'l-hamdüllahi semâ ile yer arasını doldurur. Namaz nûrdur, sadaka (zekât) bürhandır. Sabr ziyâdır. Kur'ân, lehine veya aleyhine hüccettir. Sabahleyin evinden çıkan herkes; nefsinin satıcısıdır, onu ya azad eder ya da helâk eder." buyurmuştur. (İmam Ahmed, Müslim ve Tirmizî, Ramuzu'l-hadis 2690)
Resim
Kullanıcı avatarı
safa-merve
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 649
Kayıt: 16 Eki 2008, 02:00

Mesaj gönderen safa-merve »

Sevgili ablacığım anasayfadaki kul ihvani hocamızın eserini bizimle tekrar forumda paylaştığınız için teşekkür eder, hizmetinizin kabulunu dilerim.
Sevgilerimle...
[img]http://www.muhammedinur.com/resimler/safa_merve.jpg[/img]
Kullanıcı avatarı
Hacer
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye
Mesajlar: 486
Kayıt: 03 Nis 2007, 02:00
Konum: Solingen

Mesaj gönderen Hacer »

Kardeşim nur-ye, ALLAH razı ve hoşnut olsun .... büyük bir zevkle takip ederek okuduk ....
Rahmet bulasınız ebeden İNŞÂALLAH...
Resim
Kullanıcı avatarı
nur-ye
Özel Üye
Özel Üye
Mesajlar: 8961
Kayıt: 08 Eyl 2007, 02:00
Konum: BURSA
İletişim:

Mesaj gönderen nur-ye »

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Amellerin ALLAH Tealâ katında en sevimli olanı azda olsa devâmlı olanıdır!" buyurmuştur. (Buharî, İmân 32; Müslim, Müsafirin 216)

Sevgili kardeşlerim safamerve ve hacer İÇten dualarınıza
AMİN İNŞAALLAH!
Resim
Cevapla

“Divanında Sall ve Namaz” sayfasına dön