Muhammedinur

Üzme, Üzülme, Sev, Sevil
Zaman: 10 Nis 2020, 21:44

Tüm zamanlar UTC + 2 saat




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 31 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 30 May 2019, 20:46 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
Bu konuyu facebook'ta paylan!
Resim

Müşriklerin, Haşim Oğulları Ve Muttalib Oğullarını Boykot Etmek İçin Yazdıkları Yazı.:

Haşimoğulları ve Muttalib oğulları Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem korumağa karar verince, Kureyşliler toplanıp içinde, Haşimoğullarma kız vermemek, onlardan kız almamak, onlara birşey satmamak ve onlardan birşey satın almamak üzere andlaştıkları bir belge yazdılar.
Bu olay, Rasûlullah'ın peygamberliğinin yedinci yılında oldu.
İşi sağlama bağlamak için o belgeyi Kâbe'nin içine astılar. Onlar böyle yapınca, Haşimoğullarıyla Muttalib oğulları toplanıp Ebu Talib'e gittiler ve onun Şı'binâ (mahallesine) girdiler. Ebu Leheb onların arasından çıkıp müşriklere destek oldu.
Üç yıl bu halde kaldılar. Müşrikler onlardan erzak ve katığı kestiler. Onlar oradan ancak hac mevsiminden hac mevsimine çıkabiliyorlardı. Artık dayanacak güçleri kalmamıştı.
Hişâm İbn Amr İbn Rabia yiyecek yüklerini onların yanına sokuyor ve bunu gizliyordu.
Daha sonra yazılan sayfanın hükmü bozuldu.
Hükmün bozulma sebebi hakkında iki görüş vardır:

1-) ALLAHu zü’L- CELÂL Peygamberine sayfanın durumunu bildirdi. Güve, o sayfada zulüm ve haksızlık ifade eden şeyleri yemiş, Allah'ı zikirle ilgili olan yerler kalmıştı. Bunu Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'e söyledi. Ebu Talib:
- “Yeğenim! Bana haber verdiğin şey, gerçek midir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Evet, Vallahi gerçektir, amca!” dedi. Ebu Talib bunu kardeşlerine anlattı ve:
- “Vallahi, o bana, hiçbir zaman yalan söylememiştir” dedi. Onlar:
- “Peki senin bu husustaki görüşün nedir?” dediler. Ebu Talib:
- “En güzel elbiselerinizi giyip Kureyşlilerin yanına gitmenizi ve bu haber onlara ulaşmadan önce bu meseleyi onlara hatırlatmayı uygun görüyorum” dedi.
Gidip mescide girdiler. Ebu Talib:
- “Biz kabul edeceğiniz bir iş için gelmiş bulunuyoruz” dedi. Kureyşliler:
- “Hoşgeldiniz, safa geldiniz” dediler. Ebu Talib:
- “Hiçbir zaman yalan söylememiş olan yeğenim bana haber verdi ki: Sizin yazmış olduğunuz sayfaya Allah güve Musâllat etmiş o da sayfanın içindeki, zulüm, haksızlık ve akrabalarla ilişkiyi kesme gibi herşeyi yemiştir. Onda, ALLAHu TeÂLÂ'nın zikredildiği herşey kalmıştır. Eğer yeğenim doğru söylüyorsa, artık sizde kötü görüşünüzden vazgeçersiniz. Eğer o, yalan söylüyorsa onu size teslim ederim. Siz de onu, ister öldürürsünüz, ister sağ bırakırsınız” dedi. Kureyşliler:
- “Sen bize insaflı davrandın” dediler.
Sayfayı getirmek üzere adam gönderdiler. Sayfayı açınca, onu Rasûlullah’ın dediği gibi buldular. Hepsi de şaşırdılar. Bildiklerinden vazgeçtiler. Ebu Talib:
- “Asıl zulmedenin ve akrabayla ilgiyi kesenin kendiniz olduğunu anladınız mı?” dedi.
Hiçbir kimse ona cevab vermedi.
Bunu, MuhaMMed İbn Sa'd bazı şeyhlerinden rivâyet etmiştir.

2-) Hişâm İbn Amr İbn el-Haris el-Amri, Zuheyr İbn Ebi Umeyye İbn el-Mugire'ye gidip şöyle dedi:
- “Zuheyr! Sen dayılarının; birşey satmaktan, birşey almaktan, evlenmekten ve evlendirmekten mahrum edildiklerini bildiğin halde, kendin, istediğini yemeğe, giymeğe ve istediğin kadınla evlenmeğe mi razı oluyorsun, yani gönlün nasıl razı oluyor? Allah'a yemin ederim! Ebu'l- Hakem İbn Hişâm'ın seni dayıların aleyhinde andlaşmaya dâvet ettiği gibi, sen de onu, kendi aleyhinde böyle bir andlaşmaya dâvet etmiş olsaydın, senin dâvetine, hiçbir zaman icâbet etmezdi.” Zuheyr:
- “Yazıklar olsun sana Hişâm! Ben ne yapayım! Ben, bir tek kişiyim. Vallahi, yanımda başka bir kişi daha olsaydı, o andlaşma sayfasını bozmaya kalkardım” dedi. Hişâm:
-“Ben birisini buldum,”dedi. Zuheyr:
- “Kimmiş o?” dedi. Hişâm:
- “Ben” dedi. Zuheyr:
- “Bize üçüncü bir adam ara” dedi. Hişâm, El-Mut'ım İbn Adiyy'e gidip:
- “Mut'ım! Abdumenâf oğullarında iki batnın (Haşimoğullarıyla Muttalib oğullarının) helâk olmasına gönlün razı oluyor mu? Bu konuda, sen de Kureyş'i tasvip ediyor musun?” dedi. Mut'ım:
- “Yazık sana! Ben ne yapabilirim. Ben, tek kişiyim” dedi. Hişâm:
- “Ben üçüncü kişiyi buldum” dedi. Mut'ım:
- “Kim o?” dedi. Hişâm:
- “Zuheyr İbn Umeyye” dedi. Mut'ım:
- “Bize dördüncü bir kişi ara” dedi.
Hişâm, Ebu'l-Bahteri İbn Hişâm'ın yanına gitti. El-Mut'ım İbn Adiyy'e söylediklerinin aynısını ona da söyledi. Ebu'l-Bahteri:
- “Bu hususta, yardım edecek birisi var mı?” dedi. Hişâm:
- “Evet var. Zuheyr, Mut'un... Ben de yanındayım” dedi. Bunun üzerine Ebu'l-Bahteri:
- “Bize beşinci bir adam ara” dedi.
Hişâm, Zem'a İbnu'l Esved'e gidip onunla konuştu. Zem'a:
- “Bu iş üzerinde duran kimseler var mı?” diye sordu. Hişâm:
- “Evet var” dedi ve diğerlerinin adlarını saydı.
Sözleşip toplandılar. Hükmünü bozuncaya kadar sahife meselesiyle uğraşmak üzere andlaştılar.
Ertesi gün sabahleyin Zuheyr gidip Kâbe'yi tavaf ettikten sonra:
- “ Ey Mekke halkı! Biz istediğimiz gibi yeyip içelim, giyinip kuşanalım da, Haşim oğulları ise açlıktan helâk olsunlar, bu doğru mudur? Vallahi, akrabalık bağlarını kesen şu zâlim sayfa yırtılmcaya kadar yerime oturmayacağım” dedi. Ebu Cehil:
- “Sen yalan söylüyorsun. Vallahi, o sayfa yırtılamaz” dedi. Zem'a:
- “Asıl sen yalan söylüyorsun. Yazıldığı sırada, biz onun yazılmasına razı değildik” dedi. Ebu'l-Bahteri:
- “Zem'a doğru soyuyor. Biz onda yazılı olan şeyleri ne kabul ediyoruz, ne de ikrar ediyoruz” dedi. El-Mut'ım:
- “Her ikiniz de doğru söylüyorsunuz, bunun aksini söyleyen yalan söyler. Biz o sayfadan ve içinde yazılı olanlardan Allah'a sığınırız.”
Hişâm İbn Amr da el-Mut'ını'inkine yakın sözler söyledi. Ebu Cehil:
- “Bu, buradan başka bir yerde, geceleyin konuşulup üzerinde karara varılmış bir iş?” dedi.
El-Mut'ım kalkıp yırtmak için sayfanın yanına gitti. Güvenin, "Bismike'llahumme" sözü dışındaki bütün yazıları yediğini gördü.
Sayfanın yazıcısı, Mansur İbn Ikrime İbn Haşim'di. Sonra onun eli çolak oldu.


271-) Ebu Hureyre şöyle söyledi: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Nahr günü (kurban kesme günü), Minâ'dayken şöyle dedi:
"Yarın biz Kinane oğullarının Hayfinâ, küfür üzere sözleşip yemin ettikleri yere ineceğiz." [78]
Hayf dan maksad; El-Muhassab denilen yerdir. Kureyş'le Kinane, Haşim oğulları ve Muttalib oğulları, Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem kendilerine teslim etmedikçe kız alıp vermemek ve ahş-verişte buluninâmak üzere orada andlaştılar. [79]


RaSûLuLLaH'ın, Elçi Dımad El-Ezdiyle Aralarında Geçenler.:

272-) İbn Abbas anlatmıştır:
“Dımad Mekke'ye geldi. O, Ezduşenue kabilesindendi. O, delilere okurdu. Mekkeli sefihlerin (beyinsizlerin): MuhaMMed delidir, dediklerini duyunca şöyle dedi:
- “O zâtı görseydim, belki Allah ona benim vasıtamla şifâ verirdi. Dımad kendisi şöyle anlatır: “Peygambere gelip:
- MuhaMMed! Ben deliliği tedâvi ederim. Allah, benim vasıtamla dilediğine şifâ verir. İster misin?” dedim.
Rasûlullah ona şu cevabı verdi:
- "Hamd Allah'adır. Biz O'na hamdeder ve O'ndan yardım isteriz.
Allah'ın doğru yola eriştirdiğini, saptıracak yoktur. Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur. Ben, tek ve ortaksız olan Allah'tan başka ilâh olmadığına, MuhaMMed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim, dedi. Dımad:
- “Şu sözlerini bana tekrarlar mısın?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem sözlerini ona, üç defâ tekrarladı. Dımad:
- “Ben kâhinlerin, sihirbazların ve şâirlerin sözlerini dinledim. Ama, senin şu sözlerin gibisini duymadım. Bunlar, denizin dibine kadar varmiştir. Ver elini, sana, müslüman olmak üzere beyat edeyim” dedi ve Rasûlullah'a beyat etti. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Bu beyat kavmin adına da mı?” dedi. Dımad:
- “Kavmim adinâ da” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir seriyye gönderdi. Bunlar Dımad’ın kavmine uğradılar. Seriyyenin komutanı:
- “Bunlardan birşey aldınız mı?” dedi. Birisi:
- “Ben onlardan bir matara aldım” dedi. Komutan:
- “Onu geri ver, çünkü bunlar Dımad'ın kavmidir” dedi. [80]


RaSûLuLLaH İLe Utbe İbn Rabia Arasında Geçenler.:

273-) Câbir İbn Abdillah anlatmıştır: Kureyşliler bir gün toplanıp:
“Sihirde, kâhinlikte ve şiirde en bilgiliniz kimse, araştırsanız da, topluluğumuzu dağıtan, işimizi karıştıran, dinimizi ayıplayan şu adama gidip konuşsa ve ona vereceği cevabın ne olduğunu düşünse” dediler. .Sonunda:
- “Bu işe uygun, Utbe İbn Rabia'dan başka hiç kimseyi bilmiyoruz” dediler.
- “Ebu'l-Velid! Onun yanına sen git” dediler. Utbe, Rasûlullah'ın yanına gelip:
- “MuhaMMed! Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Abdullah mı?” dedi. Rasûlullah cevab vermedi. Utbe: “Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Abdulmuttalib mi?” dedi.
Rasûlulllah sallallahu aleyhi vesellem cevab vermeyip sustu. Utbe: “Eğer, bunların senden daha hayırlı olduklarını söylüyorsan, onlar, senin, ayıplamakta olduğun ilâhlara tapıyorlardı. Eğer, kendinin onlardan, daha hayırlı olduğunu iddia ediyorsan, konuş! Sözünü dinleyelim. Biz, kavmine senden daha uğursuz olan (birşey) görmedik. Sen bizim topluluğumuzu dağıttın. İşimizi karıştırdın. Araplar içinde bizi rezil ettin. Kureyşliler içinde bir büyücü, bir kâhin türemiş dedirttin. Vallahi, biz, kılıçlarımızla birbirimizi yok etmeğe kalkacağımız hamilenin attığı çığlık anından başkasını beklemiyoruz. Ey adam! Eğer kadinâ düşkünsen, Kureyş kadınlarından dilediğini seç. Sana on tane hanım alalım. Eğer mala ihtiyacın varsa, Kureyş'in en zengini oluncaya kadar, sana, mallarımız-dan toplayalım, dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Söyleyeceklerin bitti mi?” dedi. Utbe:
- “Evet, bitti” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Hâ,Mîm, (Kur’ÂN) Rahmân ve Rahîm olan Allah katından peyderpey indirilmiştir. (Bu,) âyetleri, bilen bir kavim için arapça bir okunuşla açıklanmış bir kitabtır. (Onu getiren elçi) müjdeleyici ve uyarıcıdır" dedi ve "Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: “İşte sizi, Ad ve Semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım" âyetine kadar Fussilet Sûresini okudu. [81]


حم
Resim---“Hâ mîm.: Hâ, mîm.” (Fussilet 41/1)

تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Resim---“Tenzîlun mine’r- rahmânir rahîm (rahîmi).: Rahmân ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiştir.” (Fussilet 41/2)

كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Resim---“Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn (ya’lemûne).: (O), bilen bir kavim için, âyetleri tafsil edilmiş (fasıl fasıl açıklanmış) bir Kitap olan Arapça Kur’ân’dır.” (Fussilet 41/3)

بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Resim---“Beşîran ve nezîrâ (nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn (yesmeûne).: Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar işitmezler.” (Fussilet 41/4)

وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِن بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ
Resim---“Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn (âmilûne).: Ve dediler ki: “Bizi kendisine davet ettiğin şeye karşı, kalplerimizde (idrak etmeyi önleyen) ekinnet, kulaklarımızda (işitmeyi engelleyen) vakra ve seninle bizim aramızda bir perde var. Artık (sen dilediğini) yap! Muhakkak ki biz de dilediğimizi yapacak olanlarız.” (Fussilet 41/5)

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ
Resim---“Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûhu, ve veylun li’l- muşrikîn (muşrikîne).: De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin (O’na doğru istikamet alın) ve O’ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!” (Fussilet 41/6)

الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
Resim---“Ellezîne lâ yu’tûne’z- zekâte ve hum bil âhirati hum kâfirûn (kâfirûne). : Onlar zekât vermezler. Ve onlar, onlar âhireti (ruhun hayattayken Allah’a ulaştırılmasını) inkâr edenlerdir.” (Fussilet 41/7)

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
Resim---“İnnellezîne âmenû ve amilû’s- sâlihâti lehum ecrun gayru memnûn (memnûnin).: Şüphesiz, iman edip salih amellerde bulunanlar; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.” (Fussilet 41/8)

قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ (endâden), zâlike rabbu’l- âlemîn (âlemîne).: De ki: “Gerçekten siz, arzı iki günde halkedeni mi inkâr ediyorsunuz? Ve O’na eşler mi kılıyorsunuz? İşte O, âlemlerin Rabbidir.” (Fussilet 41/9)

وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ
Resim---“Ve ceale fîhâ ravâsiye min fevkıhâ ve bârake fîhâ ve kaddera fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm (eyyâmin), sevâen li’s- sâilîn (sâilîne).: Ve orada, onun üzerinde sabit dağlar oluşturdu. Ve orayı bereketli kıldı. Orada (arzda) bulunanların besinlerini (rızıklarını), dileyenler için eşit olarak dört günde takdir etti.” (Fussilet 41/10)

ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ
Resim---“Summestevâ ilâ’s- semâi ve hiye duhânun fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ (kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn (tâiîne).: Sonra duman halinde olan semaya yöneldi. Sonra da ona (semaya) ve arza: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler.” (Fussilet 41/11)

فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Resim---“Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennâ’s- semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ (hıfzen), zâlike takdîru’l- azîzi’l- alîm (alîmi).: Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti. Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah’ın) takdiridir.” (Fussilet 41/12)

فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِّثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ
Resim---“Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).: Eğer hâlâ yüz çevirirlerse, o taktirde de ki: “Adn ve Semud’un yıldırımı gibi bir yıldırımla sizi uyardım.” (Fussilet 41/13)

Utbe ona:
-“Yeter. Sende olan bundan başkası mıdır?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Hayır” dedi. Utbe, Kureyş'in yanına dönünce, Kureyşliler:
- “Geride ne var? Ne haber getirdin?” dediler. Utbe:
- “Hiçbir şey yok. Sizin kendisiyle konuşmanızı uygun görüyorum. Yoksa onunla ben konuşurum” dedi. Kureyşliler:
- “Sana cevab verdi mi?” dediler. Utbe:
- “Evet, dedi. Hayır, Kâbe'yi diken kimseye yemin olsun! Onun söylediklerinden sadece şunu anladım:
"İşte sizi Ad ve Semud'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgayla uyardım" dedi. Onlar:
- “Yazıklar olsun sana! Seninle arapça konuşuyor ve sen onun dediğini anlamıyorsun!” dediler. Utbe:
- “Vallahi, söyledikleri arasında kasırga lafından başka birşey anlamadım” dedi. [82]


Resim

NOTLar.:
[78] Buharî, Sahih 2/186; İbn Mace, Sünen, 2942; Ebu Davûd, Sünen, 2011; İmam Ahmed, Musned, 2/237; Beyhakî, Sünenu'i-Kubra, 5/160, 6/218; İbn Huzeyme, Sahih, 2981, 2985; Abdurrezzak, S ı ,n, 9851, Tarihu'l-Hatib, 9/93; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye 5/ 204
[79] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi:
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 172-175.
[80] Müslim, Sahih, kitabu'l-cumua, 46; Beyhakî, Delailu'n-Nübuvve, 2/223, 224; Ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/214 (Beyhakî'den naklen)
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 175-176.
[81] Fussilet Suresi, 1-13.
[82] Taberanî, Mucemu'l-Kebir, 9/160; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/75; Hey«-semî, Mecmau'z-Zevaid, 6/20. Heysem? şöyle demişdır: "Bunu, Ebu Ya'la rivayet etti. Ravüeri arasında el-Eclah el-Kindi vardır. İbn Main ve başkaları onu sika (güvenilir) kabul etmiştir. Nesaî ile başkaları İse zayıf saymıştır. Diğer ravileri sika (güvenilir) dir."
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 176-177.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 11 Eyl 2019, 18:06 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
Resim

El-Velid'in Rasûlullahın Durumu Hakkında Kureyşe Yaptığı Tavsiyeler.:

275-) Said İbn Cubeyr'den rivâyet edilmiştir:
“Kureyşli bir grup el-Velid'in yanında toplandı. El-Velid, onların arasında yaşlı birisiydi. Hac zamanı gelmişti. El-Velid Kureyşlilere:
- “Ey Kureyş topluluğu! İşte hac zamanı geldi. Bu yılda Arap heyetleri sizin yanınıza gelecekler. Onlar, şu adamınızın meselesini işitmiş durumdalar. Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin. Birbirinizi yalanlayıp birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin” dedi. Onlar:
- “Ey Ebu Abdişems! Sen, bizim için birşey söyle ve bir görüş ileri sür, biz de onu söyleyelim” dediler. El-Velid:
- “Hayır, siz söyleyin, ben dinleyeyim” dedi. Kureyşliler:
- “Onun kâhin olduğunu söyleyelim” dediler. El-Velid:
-“Hayır, o bir kâhin değildir. Biz kâhinleri gördük. Onun okuduğu şeyler, ne kâhin mırıldanışıdır ne de kâhinin sesidir” dedi. Kureyşliler:
- “Onun deli olduğunu söyleyelim” dediler. El-Velid:
- “Hayır, o bir deli değildir. Biz deliliği gördük ve onu öğrendik. Onun, ne boğulması, ne çırpınıp titremesi ve ne de evhamlanınası vardır” dedi. Kureyşliler:
- “Büyücü diyelim” dediler. El-Velid:
- “Hayır, o bir büyücü değildir. Biz büyücüleri ve yaptıkları büyüleri gördük. Onun okudukları, ne büyücülerin okuyup üfledikleridir ne de düğümleyip bağladıklarıdır” dedi. Kureyşliler:
- “Peki ne diyelim?” dediler. El-Velid:
- “Vallahi, onun sözünde bir tatlılık var. Onun kökü hurma ağacıdır. Dalı ise toplanmış meyvelerdir.
Siz onun hakkında, bu söylediklerinizden hangisini söyleseniz, boş ve yersiz olduğu anlaşılır. Onun hakkında: Büyücü, demeniz akla en yakın olandır. Çünkü onun sözü babayla oğulun arasım açıyor, kardeşlerin arasını açıyor, karıyla kocanın arasını açıyor ve kişinin kabilesiyle arasını açıyor.”
El-Velid'in yanından bu şekilde ayrıldılar. [83]


275-) Amr'dan rivâyet edilmiştir. El-Velid İbnu'l-Mugire:
- “Ben şiirin her çeşidini, Recezini ve Karidâsını dinledim. Ama bunun gibisini yani Kur'ÂN gibisini dinlemedim. Onun okudukları şiir değildir. Onda bir güzellik ve parlaklık var. Onun bir nuru var. O, her şeye üstün gelir fakat ona, hiç üstün gelinemez.”


276-) İkrime anlatmıştır:
“El-Velid İbnu'l-Mugire, peygamber'in sallallahu aleyhi vesellem yanına gitti. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona Kur’ÂN okuyunca, el-Velid yumuşar gibi olmuştu. Ebu Cehil bunu duyunca, el-Velid'in yanına geldi ve:
- “Amca! Kavmin senin için mal toplamak istiyor” dedi. El-Velid:
- “Niye?” dedi. Ebu Cehil:
- “Sana vermek için. Çünkü sen, bizim söylediklerimize aldırmayıp MuhaMMed'e gitmişsin” dedi. El-Velid:
- “Kureyşliler, benim onlardan daha zengin olduğumu bilirler” dedi. Ebu Cehil:
- “Öyleyse, ona öyle bir söz söyle ki, onun söylediğini inkar ettiğin ve onu sevmediğin kavmine ulaşsın” dedi. El-Velid:
- “Onun hakkında ne söyleyeyim? Vallahi aranızda şiirleri benden daha iyi bileniniz yoktur. Vallahi, onun söyledikleri, bunlardan hiçbirine benzemiyor. Vallahi', onun sözünde bir tatlılık ve parlaklık vardır. Sanki, o tepesi meyveli, dibi sulak bir hurma ağacı gibidir. O, altındakini ezer. O, her şeye üstün gelir, fakat ona hiç üstün gelinemez” dedi. Ebu Cehil:
- “Vallahi, sen onun hakkında birşey söylemedikçe, kavmin hoşnut olmayacak” dedi. El-Velid:
-“Öyleyse, bırak beni de bu konuda birşeyler düşüneyim” dedi. El-Velid düşündükten sonra:
- “Bu, (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir, dedi ve onun hakkında: "Tek olarak yaratıp, kendisine geniş servet ve gözü önünde duran oğullar verdiğim, kendisi için (ni’ınetleri) ayaklar altinâ serdiğim o kimseyi bana bırak" [84] âyeti indi. [85]


ذَرْنِي وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا
Resim---“Zernî ve men halaktu vahîdâ (vahîden).: Tek başına yarattığım kişiyi Bana bırak.” (Müddessir 74/11)

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالًا مَّمْدُودًا
Resim---“Ve cealtu lehu mâlen memdûdâ (memdûden).: Ve onu, devamlı çoğaltarak mal sahibi yaptım.” (Müddessir 74/12)

وَبَنِينَ شُهُودًا
Resim---“Ve benîne şuhûdâ (şuhûden).: Ve her zaman yanında olan oğullar (verdim).” (Müddessir 74/13)

وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيدًا
Resim---“Ve mehhedtu lehu temhîdâ (temhîden).: Ve ona bol bol (ni’metler) vererek geniş imkânlar sağladım” (Müddessir 74/14)


Rasûlullahla Tufeyl İbn Amr Arasında Geçenler.:

277-) MuhaMMed İbn İshak anlattı:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kavminden gördüğü he türlü kötülük v.s. ye rağmen onlara öğüt vermekten, içinde bulundukları şeyden (delâletten) kurtuluşa dâvet etmekten geri durmuyordu. Allah, Rasûlullah'ı Kureyşlilerden koruduğunda, onlar halkı ve yanlarına gelen Arapları Peygamberden sakmdırmağa çalıştılar.
Tufeyl İbn Amr ed-Devsi şunu anlatırdı:
-“Tufeyl, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Mekke'deyken oraya gelmişti. Kureyşli bazı kimseler onun yanına geldiler. Tufeyl, şerefli, şâir ve akıllı bir kimseydi. Kureyşliler ona:
-“Tufeyl! Sen bizim memleketimize geldin. Ama aramızdaki şu adam bizi sıkıntıya soktu. O, bizim topluluğumuzu dağıttı. Onun sözü büyü gibi. Kişinin babasıyle, kardeşiyle ve hanımıyla arasım açıyor. Bizim başımıza gelenin, senin ve kavminin başına gelmesinden korkuyoruz. Sakın onunla konuşma ve ondan birşey dinleme” dediler.
Tufeyl kendisi şöyle der:
- “Vallahi, onlar bunu bana o kadar çok söylediler ki, nihâyet kendi kendime, ondan hiçbir şey dinlememeğe ve onunla konuşmamağa karar verdim. Hatta, ertesi gün sabah Mescid'e gittiğimde, onun söylediklerini duymayayım diye kulaklarıma pamuk tıkadım. Onu, dinlemek de istemiyordum.
Ertesi gün sabah Mescid'e gittim. Rasûlullah'ı Kâbe'nin yanında ayakta namaz kılarken gördüm. Ona yakın bir yerde durdum. Allah nasib etti. Onun bazı sözlerini duydum. Güzel bir söz işitmiştim. Kendi kendime şöyle dedim: Anam çocuğunu kaybetsin! Vallahi, ben akıllı ve şâir bir adamım. Bana, sözün güzel olanı da çirkin olanı da gizli değildir. Şu adamın söylediğini dinlememe engel olan ne var? Eğer onun getirdiği şey, güzelse, onu kabul ederim, çirkinse onu bırakırım.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem evine donünceye kadar orada kaldım. Evine girinceye kadar onu takip ettim. Evine girince ben de girdim ve:
- “Muhamed! Kavmin bana şöyle şöyle dedi. Vallahi, senin işinden, beni o kadar korkuttular ki, sözünü duymayayım diye kulaklarıma pamuk bile tıkadım. Sonra Allah'tan olacak senden birşeyler duydum. Hem de güzel bir söz duydum. Bana işini (dinini) arzet” dedim.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana, İslam'ı arzetti. Bana Kur’ÂN okudu. Vallahi, hiçbir zaman ondan daha güzel bir söz, ondan (İslamdan) da daha adil bir iş duymamıştım.
Hemen müslüman oldum. Kelime-i Şehâdeti getirdim.
- “Ey Allah'ın peygamberi! Ben kavmim içinde sözü dinlenilir birisiyim. Ben yanlarına döneceğim ve onları İslam'a dâvet edeceğim. Allah'a dua et de, dâvetimde, bana yardımcı olacak bir keramet versin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Allah'ım! Ona bir keramet ihsan et" diye dua etti.
Kavmime gitmek üzere yola çıktım. Kavmimin oturduğu yere bakan yokuştayken iki gözümün arasında (alnımda) lamba gibi bir, ışık belirdi.
- “Allah'ım! Bu yüzümden başka bir yerde olsun! Çünkü dinlerinden ayrıldığım için, kabile halkımın, onu, benim yüzümde meydana gelen bir cezânın eseri gibi zannetmelerinden korkuyorum” dedim.
Bunun üzerine ışık, yer değiştirip kırbacımın ucuna geldi.
Ben yokuştan inerken, orada bulunanlar kırbacımın ucundaki bu ışığı asılı kandil gibi görüyorlardı. Yanlarına vardım ve onların arasına katıldım.
Oraya varınca, babam yanıma geldi. Kendisi çok yaşlıydı,
- “Baba! Benden uzak dur! Be" artık senden değilim, sen de benden değilsin” dedim. Babam:
- “Niye yavrum?” dedi.
- “Ben müslüman oldum ve MuhaMMed'e beyat ettim” dedim. “Yavrum! Senin dinin, benim de dinimdir” dedi.
- “(Öyleyse, git, yıkan ve elbiselerim temizle, gel. Böylece, öğrendiklerimi sana öğreteyim” dedim. Babam gidip) yıkandı, elbiselerini temizledi. Gelince ona İslam'ı anlattım. O da müslüman oldu.
Daha sonra yanıma hanımım geldi. Ona:
- “Benden uzak dur. Artık ben senden değilim, sen de benden değilsin” dedim. Hanımım:
- “Niye? Babam, anam sana fedâ olsun!” dedi.
- “İslam, bizi ayırdı” dedim. O da müslüman oldu.
Daha sonra Devs kabilesini İslam'a dâvet ettim. Onlar dâvetime hemen icâbet etmeyip ağırdan aldılar. Bunun üzerine Mekke'ye Rasûlullah'a gidip:
- “Ey Allah'ın Peygamberi! Devs kabilesi bana üstün geldi. Onlar için beddua et, dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Allah'ım Devs'e hidâyet ihsan et!” diyerek dua etti. Bana da:
- "Kavminin yanına dön. Onları, İslam'a dâvete devam et. Onlara yumuşak davran" dedi.
Kavmimin yanına döndüm. Rasûlullah Medine'ye hicret edinceye kadar Devs toprağından ayrılmaksızm, onları devamlı İslam'a dâvet ettim. Bedir, Ühud ve Hendek savaşları geçtikten sonra, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hayber'deyken, kavmimden müslüman olan kimselerle birlikte Medine'ye geldim. Medine'ye yetmiş veya seksen hâne Devs'li getirmiş oldum.” [86]


Ebu Talibin Ölürken, Rasûlullah'la Aralarında Geçenler.:

278-) Saîd İbnu'l Museyyeb anlattı:
Ebu Talib'in ölümü yaklaştığında, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onun yanına geldi. Abdullah İbn Ebi Umeyye'yle Ebu Cehil İbn Hişâm, Ebu Talib'in yanındaydı. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ona:
- "Amcacığım! Üzerimde en çok hakkı olan ve bana yardım elini, en güzel şekilde uzatan insan sensin. Şüphesiz üzerimde, babamdan daha çok hakkı olan sensin. Sen bir kelime söyle ki, kıyamet gününde sana, onunla, şefâatim gerekli olsun. Lâ ilâhe illallah, de" dedi.
Abdullah İbn Ebi Umeyye'yle Ebu Cehil:
- “Sen, Abdulmuttalib'in dininden dönmek mi istiyorsun?” dediler. Ebu Talib:
- “Ben, Abdulmuttalib'in dini üzereyim” dedi ve öldü. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Vallahi, senin hakkında dua etmekten mene dilmediğim sürece, senin için istiğfar edecek, bağışlanınanı dileyeceğim” dedi.
Bunun üzerine ALLAHu TeÂLÂ: "(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz). İbrahîm'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Yoksa onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, (af dilemekten vazgeçip) ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki ibrahîm çok yumuşak huylu ve pek sabırlıydı" [87] âyetlerini indirdi. [88]


مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Resim---“Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû li’l- muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbu’l- cahîm (cahîmi).: Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanına dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe 9/113)

وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلاَّ عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لأوَّاهٌ حَلِيمٌ
Resim---“Ve mâ kânestigfâru ibrâhîme li ebîhi illâ an mev’ıdetin vaadehâ iyyâhu, fe lemmâ tebeyyene lehû ennehu aduvvun lillâhi teberree minhu, inne ibrâhîme le evvâhun halîm (halîmun).: Ve İbrâhîm’in babası için mağfiret dilemesi olamaz (olmaz). Yalnız ona vaadettiği vaad hariç. Fakat onun (babasının), Allah’ın düşmanı olduğu, ona belli olduğu (beyan edildiği) zaman, ondan uzaklaştı. İbrâhîm muhakkak ki evvah (yüreği çok sızlayan)tır, halîm (çok merhametli)dir.” (Tevbe 9/114)

278-) Ebu Hüreyre anlattı: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem amcasına:
- "Lâ ilâhe illallah, de. Kıyamet gününde, Allah katında, onunla senin lehine şehâdet edeyim" dedi. [89] Ebu Talib de:
- “Kureyşlilerin beni ayıplayarak: Ebu Talib'i buna ancak korku şevketti demeseler seni mutlaka memnun ederdim” dedi.
Bunun üzerine Azîz ve Celü olan Allah: "Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin" âyetini indirdi. [90]]


إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim---“İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâu, ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir.” (Kasas 28/56)

Böylece bize (el-ceze'u )=korku rivâyet edildi. Dilciler bunu inkar etmektedirler. Sa'leb: O, (el-hara'u ) dir. Bu da zayıflık ve gevşeklik anlamlarına gelir.

280-) Abdullah İbn Salebe İbn Su'ayr el-Uzrî şunu anlattı: “Ebu Talib şöyle dedi:
- “Yeğenim! Benden sonra sana ve senin babanın oğullarına sövüleceği ve Kureyşlilerin, bunu, benim ölümden korkarak söylediğimi sanınaları korkusu olmasaydı, söylediğini yapar ve teşekkürüne, bana olan sevgine ve bana yaptığın nasihata karşılık seni memnun ederdim.”
Daha sonra Ebu Talib, Abdulmuttalib oğullarını çağırdı ve:
- “MuhaMMed'den dinlediğiniz ve onun işine (dinine) uyduğunuz sürece daima iyi olacaksınız. Ona uyun ve yardım edin ki doğru yolda olasınız” dedi. Rasûlulllah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Kendin için terkettiğin halde, niye onlara bu şeyleri emrediyorsun!" dedi. Ebu Talib:
- “O kelimeyi benden sağlamken isteseydin, söylediğin şey üzere sana beyat ederdim. Fakat ölüm anında korkmaktan hoşlanınıyorum. Çünkü Kureyşliler, sağlamken reddettiğim halde şimdi korktuğum için o kelimeyi kabul ettiğimi zannederler” dedi. [91]


281-) Hz. Ali şöyle dedi:
“Rasûlullah'a sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'in ölümünü haber verince ağladı. Sonra:
- "Git, onu yıka, kefenle ve defnet. Allah onu bağışlasın ve ona rahmet etsin" dedi. [92]
Ben de dediğini yaptım.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, evinden çıkmaksızın, birkaç gün, onun için af diledi. Sonunda Cebrâil ona şu âyeti indirdi: "(Kâfir olarak ölüp) Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. (Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz)." [93]


مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Resim---"Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû lil muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbul cahîm(cahîmi)..: Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe 9/113)

Hz. Ali şöyle der: “Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bana emretti, yıkadım.”

282-) Hz. Ali anlatmıştır: Peygamber'e sallallahu aleyhi vesellem gelip:
- “Dalalet (sapıklık) içindeki yaşlı amcan öldü” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: ,
- "Git, onu göm ve dönüp yanıma gelinceye kadar hiçbir şey yapma" dedi. [94]


283-) İbn Abbas şöyle dedi:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'in cenâzesine katıldı ve:
- "Amca! Akrabalığımızın hakkı sana ulaştı. Allah sana iyilik versin" dedi. [95]


284-) El-Abbas İbn Abdilmuttalib anlattı: “Rasûlullah'a gidip:
- “Ya Rasûlallah! Amcan Ebu Talib, senin namına (düşmanlarına) kızar ve seni korurdu. Bu davranışı ona fayda verir mi?” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Evet. O, cehennemin sığ bir yerindedir. Eğer ben olmasaydım, cehennemin en derin yerinde olurdu" dedi. [96]


285-) MuhaMMed İbn Ka'b El-Kurazî anlattı:
“Ben şunu duydum: “Ebu Talih ölmeden önce hastalandığında Kureyşliler şöyle dediler:
- “Ebu Talib! Yeğenine haber gönder de sana söylediği şu cennetten, şifâ verecek birşeyler göndersin.
Kureyşlilerin adamı gitti ve Rasûlullah'ı Ebu Bekr'le birlikte otururken buldu. Şöyle dedi:
- “MuhaMMed! Amcan sana şöyle diyor: “Yeğenim! Ben yaşlıyım, zayıfım ve hastayım. Bahsettiğin şu cennetinin yiyecek ve içeceklerinden bana, şifâ verecek birşeyler gönder” Ebu Bekr:
- “Allah onlan kâfirlere haram kıldı” dedi. Adam Kureyşlilere dönüp:
- “Beni kendisine gönderdiğiniz MuhaMMed'e haberi ulaştırdım. Bana hiçbir şey vermedi. Ebu Bekr Allah onları kâfirlere haram kıldı” dedi. MuhaMMed ise sustu.
Ebu Talib'i kendi tarafından bir adam göndermeğe teşvik ettiler. Ebu Talib'in adamı Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem oturduğu yerde buldu.
- "Allah cennetin yiyecek ve içeceklerini kâfirlere haram kıldı" cevabını verdi. [97]
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem gelen adamın arkasından hemen kalktı. 0-nunla birlikte eve girdi. Evin insan dolu olduğunu görünce:
- "Amcamın yanından çekilin" dedi.
- “Biz birşey yapmıyoruz. Sen ona bizden daha çok hak sahibi değilsin. Eğer senin onunla akrabalığın varsa bizim de senin kadar akrabalığımız var” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem amcasının yanına oturup:
- "Amca! Sana iyilikle mukabele edilsin. Küçükken bana bakıp besledin. Büyüyünce de beni koruyup gözettin. Amcacığım! Benim namıma sana iyilikle mukabele edilsin. Kendine karşı bir tek kelimeyle bana yardımcı ol ki, kıyamet gününde, Allah katında, onunla, senin lehine şefâatçi olayım" dedi. Ebu Talib:
- “Yeğenim! O kelime nedir?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Lâ ilâhe illallahu vahdehu la şerike leh=Allah'tan başka ilâh yoktur. O tektir ve ortağı yoktur, de" dedi. Ebu Talib:
- “Sen bana öğüt veriyorsun. Vallahi, sen benden sonra bununla ayıplanın asaydın ve ölüm anında amcan korktu denilmeseydi, seni bunu söyleyerek memnun ederdim” dedi. Oradakiler:
- “Ebu Talib! Sen, şeyhlerin dini olan Hanifliğin başısın” diye haykırdılar. Ebu Talib:
- “Ben şeyhlerin dinindeyim, Kureyş, amcan ölüm anında korktu demesin” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Beni menetmedikçe, Rabbime devamlı senin için istiğfarda bulunacağım" dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib öldükten sonra onun için istiğfarda bulundu. Müslümanlar: ibrahîm (aleyhisselâm) babası için istiğfarda bulunınuşken, MuhaMMed sallallahu aleyhi vesellem amcası için istiğfarda bulunurken, bizi, atalarımız ve akrabalarımız için istiğfarda buluninâktan engelleyen nedir? dediler ve müşrikler için istiğfarda bulundular. Sonunda: "(Kâfir olarak Ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara. (Çünkü Allah müşrikleri bağışlamaz)" âyeti geldi. [98] (Tevbe 9/113)


مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُواْ أَن يَسْتَغْفِرُواْ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُواْ أُوْلِي قُرْبَى مِن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Resim---"Mâ kâne lin nebiyyi vellezîne âmenû en yestagfirû lil muşrikîne ve lev kânû ulî kurbâ min ba’di mâ tebeyyene lehum ennehum ashâbul cahîm(cahîmi)..: Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.” (Tevbe 9/113)


Ebu Talible Hadice'nın Ölümünden Sonra Rasûlullahın Başından Geçenler.:

286-) (Abdullah İbn) Sa'lebe İbn Sukayr anlattı:
“Ebu Talib'le Hadice vefât ettiğinde -ki ikisinin vefâtı arasında bir ay beş gün vardı- Rasûlullah'ın üzerinde iki musibet bir araya gelmişti. Bundan dolayı evine çekildi ve pek az dışarı çıktı. Kureyşliler ona, yapamadıkları ve istedikleri hakaretleri yaptılar.
Ebu Leheb bunu duyunca, Rasûlullah’ın yanına geldi ve:
-“MuhaMMedi Git, ne istiyorsan, Ebu Talib'in sağlığında ne yapar idiysen, yine yap. Lafa yemin olsun! Ben ölünceye kadar sana kimse dokunamaz” dedi.
İbnu'l- Gaytala, Peygamber'e sallallahu aleyhi vesellem sövdü. Ebu Leheb peygamber'in yanına geldi ve İbnu'l- Gaytala1 ya hakaret etti. İbnu'l-Gaytala:
- “Ey Kureyş topluluğu! Ebu Utbe dininden döndü” diye bağırarak geri gitti.
Kureyşliler gelip Ebu Leheb'in tepesine dikildiler. Ebu Leheb:
- “Ben Abdulmuttalib'in dininden ayrılmadım. Fakat ben yeğenime, yapmak istediğini yapıncaya kadar haksızlık edilmesini Önlüyorum” dedi. Kureyşliler:
- “İyi ettin, sen akrabalık hakkını gözettin” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Leheb'ten korkulduğu için kendisine Kureyş'ten hiç kimse sataşamadan birkaç gün böyle gider gelir oldu. Bir gün, Ukbe İbn Ebi Muayt'la Ebu Cehil, Ebu Leheb'in yanına geldiler. Ona:
- “Yeğenin sana, babanın nereye girdiğini haber verdi mi?” dediler. Ebu Leheb Rasûlullah'a sallallahu aleyhi vesellem:
- “MuhaMMed! Abdulmuttalib'in girdiği yer neresidir?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Kavmiyle birliktedir" dedi. Ebu Leheb onların yanına gidip:
- “Ona sordum. Kavmiyle birliktedir diye cevab verdi” dedi. O ikisi: “Onun cehennemde olduğunu iddia ediyor” dediler. Ebu Leheb:
- “MuhaMMed! Abdulmuttalib cehenneme girecek mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Evet. Abdulmuttalib gibi Ölen herkes cehenneme girer" dedi. [99]
Bunun üzerine Ebu Leheb:
- “Demek sen Abdulnıuttalib'in ateşte olduğunu iddia ediyorsun, öyle mi, vallahi, artık sana ebedîyyen düşmanlık yapacağım” dedi.
Böylece Ebu Leheb'in ve diğer Kureyşlilerin Rasûlullah'a düşmanlık ve zulümleri arttı.


287-) MuhaMMed İbn Cubeyr İbn Mut'un şöyle dedi:
“Ebu Talib ölünce Kureyşlüer Rasûlullah'a hakaret ettiler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Taife gitti.” [100]



Resim

NOTLar.:

[82] Taberani, Mucemu'l-Kebir, 9/160; Ebu Nuaym, Delailu'n-Nubuvve, 1/75; Hey«-semî, Mecmau'z-Zevaid, 6/20. Heysem? şöyle demişdır: "Bunu, Ebu Ya'la rivayet etti. Ravüeri arasında el-Eclah el-Kindi vardır. İbn Main ve başkaları onu sika (güvenilir) kabul etmiştir. Nesaî ile başkaları İse zayıf saymıştır. Diğer ravileri sika (güvenilir) dir."
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 176-177.
[83] İbn Hışam, Siretu'n-Nebeviyye; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 2/199, 200, 201. Bundan daha uzun olarak.
[84] Müddessir Suresi, 11-14.
[85] Hakim, Mustedrek, 2/506. Hakim şöyle demiştir: "Bu Buhari'nin şartinâ göre İsnadı sahih bir hadistir. Ancak Buhari ile Müslim rivayet etmemişlerdir."
Beyhaki, Delailu'n-Nubuvve, 2/198,199; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/61.
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 178-179.
[86] Devslilerin ve Tufeyl İbn Amr'ın hikayesi aşağıdaki kaynaklarda geçmektedir: Tarihu Ibn Asakır, 7/65; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 5/361; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 4/76; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 2/24; Salihı, Sirelu'ş-Şamiyye, 6/511.
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 179-181.
[87] Tevbe Suresi, 113-114
[88] Buharî, Sahih, kitabu't-tefsir, tefsiru surati'l-Kasas, babu; inneke la tehdi men ahbebte;-Müslim, Sahih, kıtabu'l-ıman, 39; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1 /77; Tefsiru İbn Kesir, 6/256; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/342, 343; Ebu Avane, Musned, 1/15; Tefsiru'l-Kurtubi, 8/27^
[89] Yukardaki dipnota bakınız Ayrıca Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/344; Müslim, Sah*1,;, kitabu'l-iman, 39
[90] Kasas Suresi, 56.
[91] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/346; İbn Hışam, Sıretu'n-Nebevıyye, 2/27; İbn Kesir, el-Bıdaye ve'n-Nihaye, 3/123
[92] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/78; ibn Hacer, Nasbu'r-Raye, 2/281
[93] Tevbe Suresı, 113
[94] Nesaî, Sünen, 4/79; Ebu Davûd, Sünen, 3214; Abdurrezzak, 9936, Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/348, 349; Tefsıru İbn Kesir 4/161: İmam Ahmed, Musned, 1/130, 304, 305; 3/358, 398; 7/67
[95] Tarihu'l-Hatib, 8/116; İbn Kesir,'el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/125; el-Hindî, Ken-zu'l-Ümmal, 3443; İbnu'l-Cevzi, el-llelu'l-Mutenahıye, 2/422
[96] İmam Ahmed, Musned, 1/206, 210; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 10/592, İbn Sa'd, Tab.-katu'l-Kubra, 1/79; Buharî, Sahih, 5/65, 8/57 ("Evet" lafzı olmaksızın); Müslim, Sahih, kıtal j'l-tman 357; Abdurrezak, Musanneî, 9939; Ebu Avane, Musned, 1/96; İbn Asakir, Tarih, 3/1C7; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye'3/125; el-Hindî, Kenzul-Ummal, 34093
[97] Vahidi, Esbabu'n-Nuzul s. 178
[98] Tevbe Suresi, 113.
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 183-185.
[99] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, 1/41; ibn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/134
[100] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 186-187.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 25 Eki 2019, 21:45 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
Resim

Taif'e Gittiğinde Rasûlullah'ın Başına Gelenler.:


288-) MuhaMMed İbn Cubeyr İbn Mut'ım anlatmaktadır:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Ebu Talib'in ölümünden sonra, Zeyd İbn Harise'yle birlikte Taife gitti. Bu nübüvvetin onuncu yılında Şevval ayının (bitmesine) birkaç gece kala olmuştu.” [101].


289-) MuhaMMed İbn Ömer, bundan başka bir isnadla şöyle rivâyet etti.
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Taifte on gün kaldı. -Bir başkası: Bir ay kaldı demiştir.- Taif eşrafından yanına varıp konuşmadığı bir kimse bırak¬madı.
Taif liler, Resûlullah'ın sallallahu aleyhi vesellem teklifini kabul etmediler. Gençlerinin, müslüman olmalarından korktular ve:
- “MuhaMMed! Memleketimizden çık git. Seni seven, seni kurtara¬cak yerlere sığın, dediler. Serserileri ona karşı kışkırtıp onu taşlattırdılar. Öyle ki, ayakları kan içinde kaldı. Zeyd İbn Harise onu kendi vücuduyla korumağa çalışıyordu. Atılan taşlarla Rasûlullah'ın başı pek fenâ yarılmıştı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem üzgün bir halde Mekke'ye döndü. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Taif ten Mekke'ye dönerken Nahle'de konakladı. Geceleyin namaz kılmak üzere kalktı. O sırada Nasibin cinlerinden yedisi gelip onu dinlediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Nahle'de birkaç gün kaldıktan sonra Mekke'ye girmek istedi. Zeyd O'na:
- “Onlar seni Mekke'den çıkardıkları halde, şimdi onların yanına nasıl gireceksin?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: Huzaa kabilesinden birisiyle Mut'ım İbn Adiyy'e şu haberi gönderdi:
- "Senin himâyene gireyim mi?” Mut'ım da:
- “Evet” dedi. [102]


290-) MuhaMMed İbn Ka'b el-Kurazî anlattı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Taife varınca, o sırada Sakİf in ileri gelenlerinden ve eşrafından olan bazı kimselere gitti. Bunlar Amr İbn. Umeyr'in çocukları olan uç kardeşti ki adları Abduyaleyl, Mes'ud ve Habİb'ti.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem oturup bunları Allah'a dâvet etti. İslamı yaymasına yardımcı olmalarını ve kavminden muhalefet edenlere karşı, kendisiyle birlikte hareket etmelerini istemek üzere, onların yanına geldiğini söyledi.
Onlardan birisi:
- “Eğer seni, Allah göndermişse, Kâbe'nin örtüsünü yırtsın” dedi. Öbürü;
- “Allah senden başka gönderecek birisini bulamadı mı?” dedi. Üçüncüsü:
- “Vallahi, seninle asla konuşmayacağım. Eğer sen, dediğin gibi Allah tarafından gönderilmiş bir elçiysen, sen benim, sana cevab vermemden çok yüksek bir mertebede bulunuyorsun, demektir. Eğer Allah'a karşı yalan söylüyorsan, zâten seninle konuşmam bana yakışmaz” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Sakiften gelecek hayırdan ümidini keserek yanlarından kalktı. Sakifliler serseri ve kölelerden ona sövmelerini ve bağırmalarını istediler. Halk etrafında toplandı. Onu, Utbe İbn Rabia'yla (Şeybe İbn Rabia’ınn) bahçesine sığınıncaya kadar takip ettiler. Utbe'yle Şeybe bahçedeydiler. Onu takip eden Sakifli serseriler dönüp gittiler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem bir asmanın yanına gidip gölgesine oturdu. Utbe'yle Şeybe onu seyrediyorlardı. Sakifli serserilerin ona yaptıklarını görmüşlerdi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem dinlenip rahatladıktan sonra -bana zikredildi-ğine göre- şunları söyledi:
- "Allah'ım! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halkın yanında hakir görülüşümü, sana şikâyet ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sen zayıfların Rabbisin. Sen benim Rabbimsin. Beni, kime bırakıyorsun? Bana suratını asan uzaktakine mi? Yoksa işimi, eline verdiğin düşmana mı bırakıyorsun? Eğer senin bana bir kızgınlığın yoksa, hiç aldırmam. Fakat senin affın benim için daha geniştir.
Bana gazabım indirmenden veya gazabının üzerime yerleşmesinden, kendisiyle karanlıkların aydınlandığı ve onun üzerine dünya ve âhiret işlerinin düzeldiği, vechinin (zâtının) nuruna sığınırım. Her şey senin hoşnutluğun içindir. Bütün güç ve kuvvet senin elindedir."
Utbe ve Şeybe İbn Rabia, Rasûlullah’ın başına gelenleri görünce, Addas isimli hristiyan kölelerini çağırıp:
- “Bu üzümden birkaç salkım al, şu tabağın içine koy, sonra da şu adama götür ve ona üzümden yemesini söyle” dediler.
Addas dediklerini yaptı. Üzümü götürdükten sonra Rasûlullah’ın önüne koydu. Rasûlullah elini uzatıp:
- “Bismillah” dedi ve yedi. Addas onun yüzüne bakıp: “Vallahi, bu sözü bu memleketin halkı söylemez” dedi. Rasûlullah ona:
- "Addas! Sen hangi memlekettensin? Dinin nedir?” diye sordu. Addas:
-“Ben hıristiyanım. Ninova Halkından birisiyim” dedi. Rasûlullah ona:
- "Demek sen, Salih kişi Yunus İbn Metta'nın köyündensin" dedi. Addas:
- “Sen Yunus İbn Metta'yı nereden biliyorsun?” dedi. Rasûlullah:
- "O kardeşimdir. O, bir peygamberdi. Ben de bir peygamberim" dedi.
Bunun üzerine Addas, Rasûlullah’ın üzerine kapanıp başını, ellerini ve ayaklarım öptü,
Utbe'yle Şeybe birbirlerine şöyle diyorlardı:
- “O sana karsı köleni de bozdu, yoldan çıkardı” Addas onların yanına gelince:
- “Yazıklar olsun sana! Addas! Niye, o adamın başını, ellerini ve ayaklarını Öpüyorsun?!” dediler. Addas:
-“Efendim! Yeryüzünde, bu adamdan daha hayırlısı yoktur. O bana ancak bir peygamberin bilebileceği bir şeyi (dini) haber vedi” dedi. [103]


291-) Enes rivâyet etti: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Allah yolunda korkutulduğum kadar hiç kimse korkutulmadı ve Allah yolunda bana eziyet edildiği kadar hiç kimseye eziyet edilmedi. Üzerimden gecesi ve gündüzüyle otuz gün geçmiştir ki, bana ve Bilâl'a, Bilâl'in koltuğunun örttüğü şeyden başka ciğeri bulunan bir yaratığın yiyebileceği bir yiyecek yoktur." [104]
Tirmizî: “Bu, sahih bir hadistir” demiştir.
Hadisin manâsı şudur: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Bilâl'le birlikte Mekke'den kaçarken, Bilâl'in yanında, yiyecek olarak koltuğunun altında taşıdığı şey vardı.” [105]


Taif'ten Dönünce Rasûlullah'ın Mekke'ye Girişi.:

292-) Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Taiften dönünce, el-Ahnes İbn Şerik'e şu haberi gönderdi:
- "Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, beni himâyene alır mısın?" El-Ahnes şöyle dedi:
-“Halif, Sarih'i himâyeye alamaz.” [106] Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem elçilik yapan kişiye:
- “Süheyl İbn Amr'a git ve ona: “MuhaMMed: "Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, beni himâyene alır mısın diyor, de."
Elçi Süheyl'e gidip Rasûlullah’ın söylediği şeyi aktardı. (Süheyl şöyle dedi):
- “Amir İbn Lueyy oğulları, Ka'b oğullarını himâye edemezler.” Elçi geri geldi ve bunu Rasûlullah'a söyledi. Rasûlullah:
- "El-Mut'ım İbn Adiyy'e git ve ona şöyle söyle: "MuhaMMed sana: Rabbimin bana verdiği peygamberlik görevini tebliğ edip yerine getirinceye kadar, beni himâyene alır mısın?" diyor de, buyurdu. El-Mut'ım:
- “Evet, himâyeme girsin” dedi.
Elçi geri geldi ve Peygamber'e haber verdi.
El-Mut'ım İbn Adiyy sabahleyin, kendisi ve oğulları silâhlarını kuşanmış olarak Mescid'e girdiler. Ebu Cehil, el-Mut'ım'i görünce:
- “Himâyeci misin? Yoksa tâbi misin?” dedi. El-Mut'ım:
- “Himâyeciyim” dedi. Ebu Cehil:
- “Senin himâyene aldığını biz de himâyemize aldık” dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de girdi. Hacer-i esved'e vardı. Ona istilâmda bulundu, iki rekat namaz kılıp evine gitti. Bu sırada el-Mut'ım'le çocukları onun etrafında dolaşıyorlardı. [107]


293-) MuhaMMed İbn Cübeyr İbn Mut'ım'in babası şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"El-Mut'ım İbn Adiyy sağ olsaydı da, şu kokmuşlar hakkında (yani Bedir esirleri hakkında), benimle konuşsaydı, onlan, onun hatırı için (fidye almadan) bağışlar, serbest bırakırdım." [108]


Resim

NOTLar.:

[100] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 186-187.
[101] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra.
[102] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra.
[103] İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye; Tefsiru'l-Kurtubi, 16/211; Bağavi, Mesabihu's-Sunne, 16/167; Heysemî, Mecmau'z-Zevaıd, 6/35-36
[104] TirmizT, Sünen, 2590; İmam Ahmed, Musned, 3/286; İbni Hıbban, Sahih, 2528 (Mevarİdu'z-zaman; Ebu Nuaym, Hılyetu'l-Evliya, 1/150; Tirmizî, Şemail, 74; Tarihu İbn A-sakir, 3/308; Munzirî, Tergib ve't-Terhıb, 4/189
[105] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 187-190.
[106] Halıf: Abduddar, Cumah, Mahzun, Adiyy, Ka'b ve Sehm oğullarından olana de¬nir. Hz. İsmail'in (a.s.) halis ve saf soyundan gelen oğullarına Sarih denir. (Mütercimin notu).
[107] Tarıhu't-Taberi, 2/361, Bakınız: Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 2/455.
[108] Ebu Davûd, Sünen, kitabu'l-cihad, 129; Beyhakî, Sünenul-Kubra, 6/319; 9/67; Humeydi, Musned, 558; Taberani, Mu'cemu'l-Kebir, 2/119; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 1/ 359; Bağavî, Şerhu's-Sunne, 9/82.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 22 Ara 2019, 23:31 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
Resim


RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in mevsimlerde (Hac, Panayır v.s. Gibi Toplantılarda) Kendisini Kabilelere Arzetmesi.:

294-) Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem herhangi bir mevsimde kabilelerin yanına gider:
- "Ey falanoğulları! Ben, Allah tarafından size gönderilmiş elçiyim. O, size kendisine tapmanızı ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamanızı emrediyor" derdi. [109]
Ebu Leheb de onun peşinden gelir:
- “Onu dinlemeyin, ona itaat etmeyin” derdi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kinde kabilesinin konaklama yerlerine gitti. Onun teklifini kabul etmediler.
Yine Rasûlullah Beni Hanife kabilesinin konaklama yerlerine gitti. Ancak onlar, Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi vesellem çok çirkin bir şekilde reddettiler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem dâvette bulunduğu, kendisinde olanı (İslam'ı) arz ve teklif etmediği, adı ve sanı olan hiçbir Arab'ı bırakmamıştı.


295-) Câbir İbn Abdillah anlattı:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Hacc mevsimlerinde, halkın, Ukaz ve Mecenne Panayırlarındaki konaklama yerlerine varıp.: “Beni kim barındırır? Bana kim yardım eder” diyerek Mekke'de on yıl kaldı. [110]


296-) Câbir İbn Abdillah anlattı:
“Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hac mevsiminde kendisini arzediyor ve şöyle diyordu:
- "Beni kavmine götürecek birisi yok mu? Çünkü Kureyş beni, Rabbimin kelâmım tebliğ etmekten engellemek istemişlerdi." [111]
Bir dinsizin veya imanı az birisinin aklına gelip şöyle diyebilir.: “Peygamberin bir kâfirin himâyesine girmeye ve mevsimlerde: “Beni kim barındırır?” demeye ihtiyaç duymasının sebebi nedir?
Davası haksa, onu peygamber olarak gönderen kendisine yardım ederdi.”
Ona şöyle denilir: “Sabit olmuştur ki, herşeye kadir olan ilâh, birşeyi ancak bir hikmetten dolayı yapar.
Eğer yaptığının hikmeti bizden saklı kalıyorsa, bizim, ona teslim olmamız gerekir.
Rasûl'ün başından geçenler ancak külliyyat kanunlarını düzenleyen, hiç aksama olmayan, sağlam bir tedbirle felekleri döndüren, suları akıtan, rüzgarları estiren Hakim'den sadır olmuştur.
Onun Rasûlünün açlıktan beline taş bağladığını, kendisinin küçük görüldüğünü ve ona eziyet edildiğini görünce anlarız ki, bunun altında bazı hikmetler vardır. Onlardan bazılarına işâret edersek belâ (musibet) perdelerinin arasından iki hikmet ortaya çıkar.:
1-) Belâya uğrayanın, kalbinin belâya razı olmaya kanaat getirmesidir ki kalb bundan üzerine düşeni yerine getirir.
2-) Şüpheleri giderme konusunda gayret gösteren kimseye sevap verilmesi için delillere dayanarak şüpheyi dağıtmak. [112]


Peygamberliğinin Onbirincı Yılında RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in Ensarla Arasında Geçenler.:

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem her mevsimde yaptığı gibi (onbirinci yılın) mevsiminde kendini kabilelere arzetmek üzere çıktı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Akâbe'de bazı Hazreclilerle karşılaştı. Onlara:
- "Siz kimsiniz?" dedi. Onlar:
- “Biz Hazrec kabilesindeniz” dediler
- “Sizinle konuşmam için oturmaz mısınız?” dedi.
- “Olur” dediler.
Hazrecliler onun yanına oturdular. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onları ALLAHu TeÂLÂ'ya imana dâvet etti. Onlara İslamı arzetti ve Kur’ÂN okudu.
Onların eskileri Galib oğullarından bir peygamber çıkacağını duyarlardı..


297-) İbn Cumey anlattı:
Evs İbn Harise İbn Salebe İbn Amr İbn Amir ölüm yatağına düştüğünde ona:
- “Biz sana, gençliğinde evlenmeni tavsiye ediyorduk sen de karşı çıkıyordun. İşte bu, kardeşin Hazrec, onun beş oğlu vardır. Senin ise sadece Mâlik var” dediler. O da şöyle cevab verdi:
- “Hiç kimse Mâlik'i terkedenin helâk olduğu gibi helâk olmaz. Bir de şu şiiri söyledi:
"Allah'ın, saadet ve iyilik ehlinin kendisiyle kurtulduğu bir dâveti olduğu kavmime gelmedi mi?
Mekke'de Zemzemle Hıcr arasında Alu Galib'den elçi gönderildiği zaman.
Bu arada onun memleketiniz deki Amir oğullarına karşı zafer kazanmasını isteyin. Çünkü saadet zaferdedir."
Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi vesellem kendisini arzettiği bu kişiler bir peygamberin zamanının gölgesinin düştüğünü yahudilerden duyuyorlardı.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlarla konuşunca birbirlerine:
- “Vallahi, bu, yahudilerin kendisiyle sizi korkuttuğu peygamberdir. Yahudiler (ona inanmak ve tâbi olmakta) sizi geçmesinler” dediler.
Onlar, Rasûlullah’ın dâvet ettiği şeyi kabul edip iman etmiş olarak memleketlerine geri döndüler.
Bunlar altı kişiydiler: Es'ad İbn Zurare, Avf İbn Afra, Rafı İbn Mâlik, Kutbe İbn Amir, (Ukbe İbn Amir) ve Câbir İbn Abdülah İbn Riab.
Bunlar Medine'ye kavimlerinin yanına varınca, onlara Rasûlullah'tan bahsettiler. Onları İslam'a dâvet ettiler. Böylece İslam onların arasında yayıldı.
Ertesi yıl, Ensar'dan oniki kişi geldi. Rasûlullah'la Akabe'de görüştüler. Altısı Câbir hariç, daha önce adları geçen kimselerdi. Diğerleri de şunlardı: Muaz İbn Afra, Zekvan İbn Abdikays, Ubade İbnu's-Samit, Yezid İbn Sa'lebe, Abbas İbn Ubade, Uveym İbn Saide ve Ebu'l Heysem İbnu't-Teyyihan.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onlardan beyat aldı. [113]


298-) Ubade İbnu's-Samit anlattı:
“Biz Akabe gecesinde Rasûlullah'a beyat ettik. Birisi de ben olmak üzere oniki kişi idik. Biz de, kadınların yaptığı beyat gibi, ona, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacağımıza, çalmayacağımıza, zinâ yapmayacağımıza, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize, önden ve arkadan birbirimize iftira etmeyeceğimize, bir maruf konusunda ona isyan etmeyeceğimize dair beyat ettik. Bu, savaş farz kılınmadan önce olmuştu. Eğer bunları yerine getirirseniz, size cennet vardır. Eğer bir şeyi örterseniz (yapmazsanız), onun işi Allah'a kalmıştır. O, dilerse affeder, dilerse azabeder. [114]
Onlar Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi vesellem yanından ayrılırken, halka dinini öğretmek ve Kur’ÂN okutmak üzere Mus'ab İbn Umeyr'i yanlarında Medine'ye gönderdi.
Böylece birçok kimse müslüman oldu. [115]


Resim

NOTLar.:

[109] İmam Ahmed, Müsned, 3/492; Taberani, Mu'cemü'l Kebir, 5/58; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/138; Tarihu't-Taberî, 2/348; Heysemî, Mecmaü'z-Zevaid, 4/35.
[110] Kaynağı daha önce belirtildi.
[111] Tirmizî, Sünen, 2925; Ebu Davûd, Sünen 4734; ibn Mace, Sünen, 201; Beyhakî, el-Esmave's-Sıfat, 187; Şuabu'l İman 168.
[112] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 191-192.
[113] İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 1/339 (Daha uzun olarak).
[114] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/436, 437, Bu hadisin benzeri şu kaynaklarda geçmektedir. Buharî, Sahih, kitabu menakibi'l-ensar, babu vufudul-ensar, 3894; Müslim, Sahih, kitabu'l-hudud, 44
[115] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 192-194.

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 26 Oca 2020, 21:02 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
Resim
Bismillâhi’r- Rahmâni’r- Rahîm..


RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in Mİ’RÂCI (GÖğe ÇIKması).:

299-) El-Vakidî, adamlarından rivâyet etti:
Isrâ (mi’rac) nübüvetin onikincİ yılı, hicretten onsekiz ay önce, Ramazan’ın onyedisinde, cumartesi günü meydana gelmiştir.


300-) Yine el-Vakidî şeyhlerinden şunu rivâyet etmiştir:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem hicretten bir yıl önce, Rabiü'l-evvel ayının on-yedinci gecesinde geceleyin götürüldü.
Bu, İbn Abbas'la Aişe'nin görüşüdür.


301-) Şeyhimiz Ebu'1-Fadl İbn Nasr’ın şöyle dediğini duydum:
“Bazıları: İsrâ, hicretten bir yıl önce olmuştur” dediler. Bazıları da: “Hicretten altı ay önce oldu” dediler.
Bir sene önce oldu diyenlere göre, Rabiu'l-evvel ayındadır. Sekiz ay önce oldu diyenlere göre, Receb ayındadır. Altı ay Önce oldu diyenlere göre, Ramazan ayındadır.
Bana göre de: Receb ayının yirmiyedinci gecesindedir. [116]


302-) Enes İbn Mâlik'e, Mâlik İbn Sa'sa'a şunu anlattı:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kendisinin götürüldüğü geceyi (İsrâ ve Mi’racı) onlara şöyle anlattı:
"Ben hatim'de -Katade Hicr'de diye rivâyet etmiştir- yatıyordum. O sırada bana gelen (Cebrâil) geldi. Arkadaşına şöyle demeğe başladı: “Üçün arasında, en ortada olan." Şöyle de demiştir.
"Bana geldi ve (göğsümü) yardı.
(Katade'nin şöyle dediğini duydum: "Şuradan buraya kadar yardı."
Katade şöyle dedi: Yanınadayken Carud'a: “Bununla neyi kasdediyor?” dedim.
O da: “Boğaz çukurundan kıl bittiği yere kadar, yani ön mahallidir” dedi.
Yine onun şöyle dediğini duydum: “Göğüs başında kıl biten yere kadar olan mahaldır.”
"Kalbimi çıkardı. Sonra içi iman ve hikmet dolu bir tas getirildi. Daha sonra katırdan küçük, merkepten büyük beyaz bir hayvan getirildi.
(Carud:
- “Ebu Hamze! O, Burak mıdır?” dedi. O da:
- “Evet. O, adımını gözünün erişebildiği yerin son noktasına atardı” demiştir.)
"Ben onun üzerine bindirildim. Cebrâil de benimle birlikte gitti. Nihâyet dünya semâsinâ vardı. Cebrâil gök kapısını çaldı.
- “Kim o?” denildi. Cebrâil:
- “Ben Cebrâil'im” dedi.
-“Yanındaki kimdir?” diye soruldu. Cebrâil: “MuhaMMed” diye cevab verdi.
- “Ona (göğe çıkmak için) vahiy ve mi’rac dâveti gönderildi mi?” diye soruldu.
-“Evet, gönderildi” dedi.
-“Merhaba gelen zâta! Bu gelen kişi ne güzel yolcu” denildi. Hemen gök kapısı açıldı. Ben birinci semâya varınca, orada, Âdem'le karşılaştım. Cebrâil bana:
-“Bu, baban Âdem'dir. Ona selâm ver” dedi. Ben de selâm verdim. Âdem selâmı aldı. Sonra:
- “Merhaba iyi, hayırlı oğul ve salih peygambere” dedi.
Sonra yükselip ikinci semâya geldi. Yine gök kapısının açılmasını istedi.
-“Kim o?” denildi. Cebrâil:
- “Ben Cebrâil'im” dedi. -Yanındaki kimdir? denildi. Cebrâil: “MuhaMMed” diye cevab verdi.
-Ona (göğe çıkmak için), vahiy ve mi’rac dâveti gönderildi mi?” –“Evet” diye cevab verdi.
-“Merhaba gelen zâta! Bu gelen kişi ne güzel yolcu” denildi ve hemen gök kapısı açıldı.
Ben ikinci semâya varınca orada Yahyâ ve İsâ ile karşılaştım. Yahyâ ile İsâ teyze oğullarıdır. Cebrâil:
- “Bunlar, Yahyâ ile İsâ'dır. Onlara selâm ver.” Onlara selâm verdim. Selâmımı aldılar. Sonra:
-“Merhaba hayırlı kardeş, salih peygamber!” dediler.
Sonra Cebrâil yükseldi. Üçüncü semâya geldi. Gök kapısının açılmasını istedi.
-“Kim O?” denildi. Cebrâil;
- “Cebrâil'im” dedi.
-“Peki, yanındaki kimdir?” denildi. –“MuhaMMed” diye cevab verdi.
- “Ona (göğe çıkmak için), vahiy ve mi’rac dâveti gönderildi mi?” denildi.
-“Evet” dedi.
-“Merhaba gelen zâta! Bu gelen kişi ne güzel yolcu!” denildi. Hemen gök kapısı açıldı.
Vardığımda Yusuf la karşılaştım. Cebrâil:
-“Bu, Yusuf tur O'na selâm ver” dedi. Yusuf a selâm verdim. Selâmımı aldı. Sonra:
-“Merhaba hayırlı kardeş, salih peygamber!” dedi.
Cebrâil yükseldi ve dördüncü semâya geldi. Gök kapısının açılmasını istedi.
-“Kim o?” denildi.
-“Ben, Cebrâil'im” dedi.
-“Yanındaki kimdir?” denildi.
-“MuhaMMed” diye cevab verdi. '
-“Ona (göğe çıkmak için vahiy ve mi’rac dâveti) gönderildi mi?” denildi. Cebrâil:
-“Evet” dedi.
-“Merhaba gelen zâta! Bu gelen kişi ne güzel yolcu!” denildi. Hemen gök kapısı açıldı.
Oraya vardığımda İdris'le (aleyhisselâm) karşılaştım. Cebrâil:
-“Bu, İdris'tir. Ona selâm ver” dedi. İdris'e selâm verdim. Selâmımı aldıktan sonra:
-“Merhaba salih kardeş, salih peygamber!” dedi.
Sonra Cebrâil yükseldi. Beşinci semâya geldi. Gök kapısının açılmasını istedi.
-“Kim O?” denildi. Cebrâil: -“Ben Cebrâil'im” dedi. –“Yanındaki kimdir?” denildi. –“MuhaMMed” diye cevab verdi.
-“Ona (göğe çıkmak için vahiy ve mi’rac dâveti) gönderildi mi?” denildi.
-“Evet” diye cevab verdi.
-“Merhaba ona! Bu gelen zât ne güzel yolcu!” denildi. Hemen gök kapısı açıldı. Oraya vardığımda, Harun'la karşılaştım. Cebrâil:
-“Bu, Harun'dur. Ona selâm ver” dedi. Ben de Harun'a selâm verdim. O, selâmımı alıp:
-“Merhaba salih peygamber, iyi kardeş!” dedi.
Sonra Cebrâil yükseldi ve altıncı semâya geldi. Gök kapısının açılmasım istedi.
- “Kim O?” denildi.
- “Ben Cebrâil'im” dedi.
- “Yanındaki kim?” denildi.
- “MuhaMMed” diye cevab verdi.
- “Ona (göğe çıkmak için vahiy ve mi’rac dâveti) gönderildi mi?” denildi.
-“Evet” dedi.
-“Merhaba ona! Bu gelen zât ne güzel yolcu!” denildi.
Oraya vardığımda Musâ ile (aleyhisselâm) karşılaştım.
-“Bu, Musâ'dır. Ona selâm ver” dedi. Musâ'ya selâm verdim. O, selâmımı alıp:
-“Merhaba salih peygamber, salih kardeş!” dedi. ı
Ben Musâ'yı bırakıp geçince, ağlamağa başladı. Musâ'ya: -“Niye ağlıyorsun?” denildi. O da:
-“Benden sonra bir genç peygamber olarak gönderildi. Onun ümmetinden cennete girenler benim ümmetimden girenlerden çoktur da ona ağlıyorum” dedi.
Sonra Cebrâil yükseldi ve yedinci semâya geldi. Gök kapısını çaldı.
-“Kim O?” denildi. Cebrâil: -“Ben, Cebrâil'im” dedi. –“Yanında kim var?” denildi. '
-“MuhaMMed” dedi.
-“Ona (göğe çıkmak için vahiy ve mi’rac dâveti) gönderildi mi?” denildi.
-“Evet” diye cevab verdi.
-“Merhaba ona! Bu gelen zât ne güzel yolcu!” denildi. Hemen gök kapısı açıldı.
Yedinci gökte, ibrahîm'le (aleyhisselâm) karşılaştım. Cebrâil:
-“Bu, İbrahîm'dir. Ona selâm ver” dedi. Ona selâm verdim. Selâmımı aldıktan sonra:
-“Merhaba hayırlı oğul ve salih peygamber!” dedi.
Daha sonra Sidretulmuntehâ'ya götürüldüm. Sidr ağacının meyveleri (Yemen'in) Hecer (kasabası) testilerine benzemekteydi. (Onlar kadar büyüktü). Yaprakları da fillerin kulakları gibidir. Cebrâil:
-“şte, bu Sidretuhnuntehâ'dır” dedi.
Bu ağacın aslından dört nehir kaynıyordu. İki nehir zâhir, iki nehir batındı. Ben:
- “Cebâril! Bu ikisi nedir?” dedim. O da şu cevabı verdi:
-“Batınî nehirler, cennette iki nehirdir, zâhiri olan nehirler Nil'le Fırat nehirleridir” dedi.
Daha sonra, bana Beyt-i Mamur gösterildi.
(Katade şöyle demiştir: El-Hasen bize, Ebu Hureyre'den şunu rivâyet etti: “Rasûlullah Beyt-i Ma’mur'a her gün yetmişbin melek girdiğini ve çıktıktan sonra bir daha oraya dönmediklerini görmüştür.)
Enes'in hadisine dönüp şöyle dedi:
"Bana biri şarap, diğeri süt dolu iki kap getirdiler. Ben süt dolu olanı aldım. Bunun üzerine Cebrâil:
-“Bu fıtrattır. Sen ve ümmetin o fıtrat üzeresiniz” dedi.
Sonra benim (le ümmetim) üzerine her gün elli vakit namaz farz kılındı. Dönüp Musâ'ya uğradığımda:
-“Sana ne emredildi?” diye sordu. Ben:
-“Hergün elli vakit namaz kılmakla emrolundum” diye cevab verdim. Musâ:
-“Her gün, elli vakit namaza ümmetinin gücü yetmez. Ben insanları senden önce denedim. İsrâil oğullarıyla çok uğraştım. Sen Rabbine dön, ümmetin için bunu indirmesini iste. Rabbime döndüm. Benden on vakit namaz indirildi. Musâ'ya tekrar döndüm. Musâ:
-“Sana ne emredildi?” dedi. Ben:
-“Hergün kırk vakit namaz emredildi” dedim. Musâ:.
- “Ümmetinin her gün kırk vakit namaza gücü yetmez. Ben senden önce insanları denedim, İsrâil oğullarıyla çok uğraştım. Rabbine dön, Ümmetinden indirmesini iste” dedi.
Ben döndüm. Benden bir on daha kaldırdı. Musâ'ya geldim.
-“Sana ne emredildi?” diye sordu. Ben:
-“Her gün otuz vakit namaz emredildi” dedim. Musâ:
-“Senin ümmetin, her gün otuz vakit namaza tahammül edemez. Ben, senden önce insanları denedim. İsrâil oğullarıyla çok uğraştım. Rabbine dön, ümmetin için indirmesini iste” dedi.
Döndüm. Benden bir on daha indirildi. Musâ'ya tekrar geldim. Musâ:
-“Sana ne emredildi?” dedi. Ben:
-“Bana her gün yirmi vakit namaz emredildi” dedim. Musâ:
-“Senin ümmetin, her gün yirmi vakit namaza güç yetiremez. Ben, senden önce insanları denedim. İsrâil oğullarıyla çok uğraştım. Rabbine dön, Ondan indirmesini iste” dedi.
Döndüm. Bana her gün on vakit namaz emredildi. Musâ:
-“Senin ümmetin, her gün on vakit namaza güç yetiremez. Ben senden önce insanları denedim. İsrâil oğullarıyla çok uğraştım. Rabbine dön. Ondan, ümmetin için indirmesini iste” dedi.
Döndüm. Bana her gün beş vakit namaz emredildi. Musâ'ya döndüm. Musâ:
-“Sana, ne emredildi?” diye sordu. Ben:
-“Bana, her gün, beş vakit namaz emredildi” dedim. Musâ:
-“Ümmetin, her gün, beş vakit namaza güç yetiremez. Ben senden önce, insanları denedim. İsrâil oğullarıyla çok uğraştım. Rabbine dön, O'ndan ümmetin için indirmesini iste” dedi. Ben:
-“Rabbimden (çok) istedim? Öyleki artık utanır oldum. Böylece ona razı olup kabul edeceğim” dedim.
Ben Musâ'nın yanından geçince, birisi şöyle seslendi:
-“Ben farizamı tamamladım ve kullarımdan (fazlasını) indirdim.” [117]


303-) Câbir anlattı: Rasûlullah şöyle buyurdu:
"Mirac'a çıktığım zaman Kureyş beni yalanlayınca (Hıcr'da ayağa kalktım. Allah bana Beytulmakdis'i tecelli ettirdi (gösterdi). Bunun ü-zerine ona bakarak onlara (Kureyşlilere) alâmetlerini haber vermeğe başladım." [118]


304-) İbn Abbas anlattı: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Geceleyin Mirac'a çıkarıldıktan sonra, sabahleyin Mekke'de durumumu önemli görüp halkın beni yalanlayacağım anladım. Üzgün bir şekilde bir köşeye çekilip oturdum."
Ebu Cehil ona uğradı. Yanına gelip oturdu. Alaylı bir tavırla:
- “Birşey var mı” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: -"Evet" dedi. Ebu Cehil:
- “Neymiş o?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Geceleyin götürüldüm" dedi. Ebu Cehil:
- “Nereye?” diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Beytülmakdis'e" diye cevab verdi. Ebu Cehil:
- "Sonra da aramızda sabahladın Öyle mi?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem
- "Evet" dedi.
Ebu Cehil, Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi vesellem söylediği sözü, inkar eder korkusuyla, kavmini yanına çağırmak istedi ve onu yalanladığını belli etmeyerek:
-“Bana söylediğin sözü, onlara da söylemen için kavmini, yanına çağırmamı uygun görür müsün?” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- “Evet” dedi. Ebu Cehil:
- “Ey Ka'b İbn Luey oğulları!” diye bağırdı.
Toplantı yerlerindekiler ona doğru hareket ettiler. Gelip Rasûlullah'la sallallahu aleyhi vesellem Ebu Cehil'in yanına oturdular. Ebu Cehil:
- “Haydi, bana söydediğİni kavmine de söyle” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Ben, geceleyin götürüldüm" dedi.
- “Nereye?” dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Beytü’l- Maktis'e" dedi.
-“Sonra da bizim aramızda sabahladın. Öyle mi?” dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Evet" dedi.
Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi vesellem sözünü yalanlamak için, hayret ve inkarlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini başlarına koydular. Daha sonra:
-“Sen, Beytulmakdis mescidini bize târif edebilir misin? Buradakilerin arasında o beldeye gidenler ve Mescid'i görenler var” dediler.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
"Ben devamlı târif ediyordum. Hatta bazılarım karıştırıp tereddüt ettim. Hemen mescid gözümün önüne getirildi. Öyleki Ukayl (veya Ikal'in) evinin önüne konuldu. Ona bakarak târifini yaptım." [119] Kureyşliler:
- “Vallahi, doğru târif etti” dediler.


305-) Mi’rac ve İsrâ hadisini Rasûlullah'tan birçok kişi rivâyet etmiştir. Rivâyet edenlerden bazıları şunlardır: İbn Mes'ud, Ali, Ebu Zerr, Ubeyy, Huzeyfe, Ebu Said, Câbir, Ebu Hureyre, İbn Abbas ve Ummu Hani. [120]
Şerîk'in ondan rivâyet ettiği Enes İbn Mâlik hadisinde, Hammad İbn Seleme'nin Sabit'ten onun da Enes'ten rivâyetinde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Rabbime döndüm. Benden beş vakit indirdi. Rabbimle Musâ arasında devamlı gidip geliyor, o da benden beşer beşer indiriyordu."
Bu Müslim'in fert hadislerindendir. Birincisi daha sahihtir. Çünkü Buharî'yle Müslim, Enes İbn Mâlik'in hadisinde ve Enes'in kendi hadisinden, on vakit indirdiğinde ittifak etmişlerdir. "Beşer, beşer indirdi" tâbirinin bulunduğu bu rivâyet, râvinin hatasıdır.


306-) Enes şöyle dedi: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
"Miraca çıktığım gece, Cebrâil, bana Burak'ı eğerli ve gemlenmış olarak getirdi. Ona binmeğe gittim. Bana zorluk çıkardı. Bunun üzerine Cebrâil: “Bunu MuhaMMed'e mi yapıyorsun? Vallahi, sana, Allah'a ondan daha değerli bir peygamber binmemiştir” dedi. Burak ter dökmeye başladı." [121]


Resim

NOTLar.:

[116] İsrâ'nın ay ve gününün belirlenmesinde İhtilaf vardır. Hicretten Önce olduğunda ittifak vardır.
[117] Buharî, Sahih, kitabu menakibi'l-ensar, babu'l-mirac 3887; kıtabu bed'i'l-halk, babu zİkrı'l-melaıke; Müslim, Sahih, kıtabıTl-İman, 265; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, 2/373-377
[118] Buhari, Sahih, 5/66; Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, 279; Tirmizî, Sünen, 3133; İman Ahmed, Musned, 3/377; Beyhakı, Delailu'n-Nubuvve, 2/359,360; Ebu Avane, Müsned, 1/1 'c>, 131; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, 3/115; İbn Hacer, Fethu'1-Barı, 8/391; Bağavi, Şerhu's-Sunne,'8/353; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 31844
[119] İmam Ahmed, Musned, 1/309; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/363; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 8/392.
[120] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve. 2/354-408
[121] Tİrmizî, Sünen, tefsiru suretı'l-isra. Tİrmizî: "Bu hadis, hasen garibtir." Onu yalnız Abdurrezzak'ın rivayetinden bilmekteyiz. Yine Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, 2/362, 363
Tirmizî'de: "Allah'a ondan daha değerli bir kimse bilmemiştir" şeklinde geçmektedir. (Mütercimin notu).
AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi:194-201..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
MesajGönderilme zamanı: 18 Mar 2020, 15:48 
Çevrimdışı
Moderatör
Moderatör
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Haz 2009, 02:00
Mesajlar: 4814
Resim

PEYGAMBERLİĞİNİN (Nübüvvetin) ONÜÇüncü YILında RASÛLULLAHIN ENSAR'La İKİnci AKABe'de BuLuşması.:

307-) Ka'b İbn Mâlik anlattı.:
“Biz, kavmimizin hacılarıyla birlikte yola çıktık ve Mekke'ye geldik.
Rasûlullah'la sallallahu aleyhi vesellem teşrik günlerinin ortasında, Akabe'de buluşmak üzere sözleştik. Ebu Câbir Abdullah İbn Amr İbn Haram yanımızdaydı.
Halbuki, kavmimizin yanımızda bulunan ye müşrik olan kimselerinden işimizi gizli tutuyorduk. Fakat Abdullah İbn Amr İbn Haramla konuştuk. Ona:
-“Ebu Câbir! Sen bizim efendilerimizden ve eşrafımızdan birisin. Biz seni, içinde bulunduğun şey (şirk) yüzünden, yarın cehennemin o-dunu olmaktan kurtarmak istiyoruz” dedik.
Daha sonra onu, İslam'a dâvet ettik. Buluşmak üzere Rasûlullah'la sözleştiğimizi de bildirdik. Müslüman oldu ve bizimle birlikte Akabe'de bulundu. Nakib (temsilci) de oldu.
O gece, kavmimizle birlikte yüklerimizin yanında yattık. Gecenin üçte biri geçince Rasûlullah'la buluşmak için, bağırtlak kuşunun sıyrıldığı gibi yüklerimizin yanından gizlice sıyrıldık.
Akabe'nin yanındaki vâdide toplandık. Biz yetmiş üç erkektik. Yanımızda iki kadın vardı. Birisi Ummu Umara Nuseybe Bint Kab, diğeri de Esma Bint Amr İbn Adiyy'di.
Rasûlullah'ı beklemek üzere vâdide toplandık. Yanında amcası el-Abbaş olduğu halde, Rasûlullah bizim yanımıza geldi. O sıra da amcası kavminin dinindeydi. Ancak, yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onun işini sağlama bağlamayı istiyordu.
Oturulunca, el-Abbas:
-“Ey Hazrec topluluğu!” dedi, (Araplar Ensar kabilelerine Hazrec derlerdi.) “Siz de bilirsiniz ki, MuhaMMed, bizdendir. Kendisinde gördüğümüz şu mükemmeliyetten dolayı o, kavmi arasında şerefli bir yere sahib ve onlar arasında korunmaktadır. Fakat o, buradan ayrılmak, size katılmak arzusundadır. Eğer, siz, kendisine vaad ederek dâvette bulunduğunuz yardım ve ona karşı çıkanlardan koruma gibi şeyleri yerine getirebileceğiniz görüşündeyseniz ve bunları kaldırabilecekteniz ne âlâ. Eğer yanınıza vardıktan sonra yardımsız bırakıp ona karşı çıkanlara teslim edecekseniz, şimdiden bırakın, o kendi kavminin içinde ve kendi beldesinde şerefiyle yaşamağa ve korunmağa devam etsin.”
Biz de:
-“Senin söylediğini dinledik. Sen konuş, Yâ Rasûlullah! Bizden, kendin için dilediğin teminâtı al. Rabbin için de istediğin şartı koş” dedik.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Kur’ÂN okuyup İslam'a dâvet etti. Sonra:
- "Kadınlarınızı ve çocuklarınızı, savunup koruduğunuz şeylerden, beni de savunup koruyacağınız hakkında sizinle beyat yapayım" dedi. [122]
El-Bera İbn Ma'rur Rasûlullah’ın elinden tutup:
- “Seni hak dinle peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, çoluk çocuklarımızı savunup koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız. Bizimle beyatleş Yâ Rasûlullah! Biz savaşçı ve silâhı iyi kullanmasını bilen kimseleriz. Bu bize ecdadımızdan miras kalmıştır” dedi.
Ebu'l Heysem İbnu't-Teyyihan araya girip:
- “Yâ Rasûlullah! Bizlerle o adamlar (yahudiler) arasında sözleşmeler var. Biz onları, sana yapacağımız bu beyatla, kesip atıyoruz. Biz bunları yaptıktan, seni de Allah galip getirdikten sonra bizi bırakıp kavminin yanına dönme umudunda mısın?” dedi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem gülümseyerek:
- "Hayır! Benim kanım, sizin kanınızdır. Benim zararım sizin zararınızdır. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Sizin savaştığınız kimselerle ben de savaşırım. Sizin barıştığınız kimselerle ben de barışırım" dedi. Daha sonra şöyle devam etti.: "Aranızdan bana on iki nakib çıkarınız ki onlar kavimlerinin vekili, temsilcisi olsunlar."
Bunun üzerine Medineliler, dokuzu Hazrec'ten, üçü de Evs'ten olmak üzere oniki nakib çıkardılar.
İbn İshak şöyle demiştir: "Ma'bed babası Ka'b'tan rivâyet ettiği hadisinde bana şunu anlattı: Rasûlullah’ın sallallahu aleyhi vesellem eline ilk dokunan el-Bera İbn Ma'rur'du. Öbürleri onu takip ettiler.
Biz Rasûlullah'a sallallahu aleyhi vesellem beyat ettiğimizde Şeytan Akabe'nin ü-zerine çıkıp, o güne kadar duyduğum en uzun bir sesle şöyle bağırdı:
-“Ey konaklama yerlerindekileri Müzemmem'le yanında bulunan dinlerini değiştirmiş olanların, sizinle savaşmak üzere toplandıklarından haberiniz yok mu?” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Bu, Akabe'nin şeytanı -Allah'ın düşmanıdır.- Vallahi, senin de işini bitireceğim" dedi. Daha sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Yüklerinizin yanına dönün" dedi. El-Abbas İbn Ubade ona:
-Seni hak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki, sen istersen, yarın Minâ halkını kılıçtan geçiririz” dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "Bize bu emredilmedi" dedi.
Dönüp sabaha kadar uyuduk. Sabah olunca, bazı Kureyşliler bizim konak yerlerine gelerek:
-“Ey Hazrec topululuğu: Duyduğumuza göre siz bizim adamımıza gelip onu aramızdan çıkarıp yanınıza götürmek istiyor muşsunuz. Bizimle savaşmak üzere ona beyat etmişsiniz. Vallahi, Araplardan , aramızda savaşacağımız ve size olduğu kadar kin bağlayacağımız hiçbir kabile yoktur” dediler.
Oradaki Medineli müşrikler! Hemen Allah'a yemin ederek:
-“Böyle bir şey olmadı, biz böyle birşey bilmiyoruz” diyerek atıldılar.
Onlar doğru söylemişlerdi. Çünkü onların olup bitenlerden haberleri yoktu.
Biz müslümanlar ise biribirimize bakıştık..


308-) Câbir anlatmıştır.:
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem hac mevsiminde şöyle diyordu:
"Beni kim barındırır?"
Nihâyet Allah, Yesrib'ten bizi gönderdi de onu barındırdık va ona iman ettik. Sonra şöyle dedik:
- “Rasûlullah'ı, daha ne zamana kadar, Mekke dağlarında, kovulur, korkutulur ve korkar bir halde bırakacağız?!”
Bunun üzerine, hac mevsiminde, bizden yetmiş kişi onun yanına gitti. Akabe Vâdisinde buluşmak üzere sözleştik. Onun yanında toplandığımızda:
-“Yâ Rasûlullah! Sana ne üzerine ve nasıl beyat edelim” dedik. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
- "İsteklilikte ve isteksizlikte dinlemek ve itaat etmek, darlıkta ve varlıkta geçimlik sağlamak üzere, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, Allah hakkında, hiçbir kınamacının kınamasından çekinmeksizin konuşmak üzere, bana yardım etmek, yanınıza geldiğimde, kendinizi, kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumak üzere, bana beyat edin. Size, cennet var" dedi.
Hemen kalkıp ona beyat ettik.
En küçüklerinden olan Es'ad İbn Zurare, onun elinden tutup:
-“Yavaş olun Yesribliler! Biz ancak onun Allah'ın elçisi olduğunu bilerek buraya geldik. Bugün onu alıp Medine'ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmak, sizin iyilerinizin öldürülmesi ve kılıçlarla biçilmeniz demektir. Siz buna dayanabilecek bir kavimseniz, ecriniz Allah'a aittir. Eğer siz canınızdan korkan korkak bir kavimseniz açıkça belirtin. Böyle yapmanız, Allah katında sizin için daha mazurdur” dedi. Medineliler:
-“Es'ad Aradan çekil! Vallahi, biz bu beyati asla terk ve ibtal etmeyeceğiz” dediler. Kalkıp ona beyat ettik. Bize cennet verileceğine dair taahhütte bulundu. [123]


KUREYŞLİLerin ENSAR Ev YAPTIKLarını ÖĞRENINELeri Ve Bu KONUda Ne YAPACAKLarını GÖRÜŞMELeri.:

309-) Ka'b İbn Mâlik şöyle anlattı:
“Arap hacıları Minâ'dan ayrıldılar. Kureyş müşrikleri Mekke'de Akabe beyati meselesini soruşturdular. Beyat meselesinin doğru olduğunu anladılar.
Medineli müslümanları aramağa çıktılar. Ezâhır'da Sa'd İbn U-bade'yle, el-Munzir İbn Amr'a yetiştiler. El-Munzir'i yakalayamadılar. Ama Sa'd'ı yakaladılar. Onun ellerim boynunu bağlayıp Mekke'ye götürdüler. Cubeyr İbn Mut'ım'le el-Haris İbn Umeyye gelip:
-“O, bizim ticaret yapmamıza müsaade ediyordu” dediler ve onu kurtardılar..


310-) İbn İshak anlattı:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ashabinâ Medine'ye gitmelerini emretti. Onlar bölük bölük yola çıktılar. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem kendisine izin verilmesini beklemeğe başladı. Mekke'de müşrikler tarafından yakalanan zorla dinlerinden döndürülenler ve Ebu Bekr'le Ali'den başka muhacir kalmamıştı.
Ebu Bekr hicret için ondan izin istedikçe Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem ona: - “Acele etme!” diyordu.
Müşrikler Rasûlullah’ın ashabının korunan bir yurtta konakladıklarım öğrenince Rasûlullah'ın onların yanına gideceğini anladılar.
Onunla ilgili durumu görüşmek üzere Daru'n- Nedve'de toplandılar. Daru'n- Nedve, Kusayy İbn Kilab'in evidir. Kureyşliler bir meseleyi ancak orada karara bağlarlardı. Yapacakları şeyi görüşmek üzere oraya girerlerdi. [124]


311-) İbn İshak anlattı:
“Bana, (yalancılıkla itham etmediğim arkadaşlarım, Abdullah) İbn Ebi Necİh'ten, o da Mücahid'den o da İbn Abbas'tan anlattı:
Kureyş müşrikleri, Rasûlullah'ın durumunu görüşmek için toplandıklarında İblis, büyük bir şeyh kılığında onların karşısinâ çıkıp Dar'un- Nedve'nin kapısında durdu. Onlar:
-“Kim bu şeyh?” dediler. İblis:
-“Necid halkından bir şeyh, onun için hazırlandığınızı duydu da sizin yanınıza geldi. Kendisinin görüş ve öğütlerini sizden esirgemeyeceği umulur” dedi. Onlar:
- “İçeri gir” dediler. İblis onlarla birlikte içeri girdi. Kureyş'in her kabileden olan eşrafı bir araya geldi. Birbirlerine:
-“Bu, adamın işi yaygın hale gelmiştir. Vallahi, biz, onun, kendisine tâbi olanlarla birlikte üzerimize yürümeyeceğinden emin değiliz. Onun hakkındaki görüşünüzü birleştirin” dediler. İçlerinden birisi:
-“Onu zincire vurarak hapsedin ve üzerinden kapıyı kilitleyin. Şâirlerin başlarına gelen akibet gibi bir akibetin, bunun da başına gelmesini bekleyin” dedi. Necidli şeyh:
-“Hayır, vallahi, bu yerinde bir görüş değil. Vallahi, onu hapsederseniz, kendisinin işi kilitlediğimiz kapının arkasına çıkar, ashabına ulaşır. Onlar da hemen üzerinize yürüyüp onu, elinizden çeker, alırlar” dedi. Birisi de:
- “Onu aramızdan çıkarıp atalım” dedi. Necidli:
-“Vallahi, bu da yerinde bir görüş değil. Siz, onun sözünün güzel, konuşmasının tatlı olduğunu, getirdiği şeylerle, insanların kalblerine hakim olduğunu görmediniz mi? Bunu yaparsanız onun Araplardan bir kabilenin yanında yerleşmeyeceğinden, sözüyle onları hükmü altına alıp kendisine tâbi kılmayacağından ve onlarla birlikte üzerinize yürümeyeceğinden emin olamam” dedi. Ebu Cehil:
-“Vallahi, benim onun hakkında henüz dile getirmediğiniz bir görüşüm var” dedi.
-“Nedir o?” dediler.
-“Benim görüşüm şu: Her kabileden, güçlü kuvvetli, gözü pek, şerefli, soylu birer delikanlı alalım. Sonra onlardan, her birine keskin birer kılıç verelim. Onlar gidip hepsi birden tek adamın vurduğu gibi vurup onu öldürsünler. Böylece ondan kurtulup rahata kavuşalım. Delikanlılar böyle yapınca, onun kanı bütün kabilelerle savaşamaz, bizden diyet almağa razı olurlar. Biz de Abdumenâf oğullarına onun diyetini öderiz” dedi. Necidli şeyh:
-“Yerinde söz bu adamın sözüdür. Sizin için ondan başka, yerinde bir görüş yoktur” dedi.
Müşrikler, Ebu Cehil'in görüşü üzerinde birleşmiş olarak dağıldılar. Cebrâil Rasûlullah'a sallallahu aleyhi vesellem gelip:
-“Bu gece, her zaman ki yattığın yatakta yatma” dedi.
Gecenin üçte biri geçince, Rasûlullah'ın kapısında toplandılar. Uyuduğu zaman, Rasûlullah'ın üzerine saldırmayı beklemeğe başladılar.
Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem onların yerini görünce, Ali İbn Ebi Talib'e:
- "Yatağımda yat uyu! Hadramevt işi yeşil abama bürün! Sana, onlardan hoşuna gitmeyecek birşey gelmeyecektir" dedi. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem o abasına bürünerek yatardı. [125]


312-) İbn Abbas:
"Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah, tuzak kuranların en iyisidir" [126] âyeti hakkında şunları söylemiştir:


وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّهُ وَاللّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
Resim---“Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûke ve yemkurûne ve yemkurullâh (yemkurullâhu), vallâhu hayru’l- mâkirîn (mâkirîne).: Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (çıkarmak) için tuzak kuruyorlardı. Ve onlar, bu tuzağı kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranların (karşılık verenlerin) en hayırlısıdır.” (Enfâl 8/30)

Kureyşliler bir gece Mekke'de aralarında görüşme yaptılar. Bazıları: “Sabah olunca onu iplerle bağlayın” dediler.
Bazıları: “Onu öldürün” dediler. Bazıları da: “Onu çıkarın” dediler.
ALLAHu TeÂLÂ peygamberine bunları bildirdi. O gece, Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi vesellem yatağında Ali (radiyallahu anhu) yattı. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem çıkıp mağaraya ulaştı. Müşrikler geceyi peygamberin yattığını sandıkları için Ali'yi bekleyerek geçirdiler.
Sabah olunca, ona saldırdılar. Onun, Ali olduğunu gördüklerinde -Allah, tuzaklarını geri çevirmiş oldu- şöyle dediler:
-“Adamın nerde?” Hz. Ali: -“Bilmiyorum” dedi.
Onun izini takip ettiler. Dağa vardıklarında şaşırdılar. Dağa çıktılar. Mağaraya uğradılar. Mağaranın kapısında örümcek ağını görünce:
-“Buraya girmiş olsaydı, örümcek ağı olmazdı” dediler.
Rasûlullah orada üç gece kaldı..


313-) MuhaMMed İbn Ka'b el-Kurazî anlattı:
“Müşrikler onun kapısının önünde toplandılar. Rasûlullah dışarı çıktı. Bir avuç toprak aldı ve toprağı onların başlarına saçtı. Müşrikler onu göremediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şu âyeti okudu: "Önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık, artık görmezler." [127]


وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ
Resim---“Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe agşeynâhum fe hum lâ yubsırûn (yubsırûne).: Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak (çekerek) böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler.” (Yâsîn 36/9)

Daha sonra gitmek istediği yere gitti.
Müşriklerle birlikte olmayanlardan birisi onların yanına gelip:
-“Burada neyi bekliyorsunuz?” dedi.
-“MuhaMMed'i” dediler. Adam:
-“Vallahi, MuhaMMed yanınızdan çıkıp gitmiş” dedi.
Sonra içeriye baktılar. Ali'nin Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi vesellem abasına bürünmüş olduğunu görünce:
-“İşte bu MuhaMMed! Abasının içinde” dediler. Ali, sabaha kadar orada kaldı.
Ali anlatır:
“Yataktan kalkınca beni gördüler (benim olduğumu anladılar.)”


314-) El-Vakidî, şeyhlerinden şöyle rivâyet etti, Rasûlullah'ı bekleyen kimseler şunlardı.:
“Ebu Cehil, el-Hakem İbn Ebil-As, Ukbe İbn Ebi Muayt, en-Nadr İbnu'l-Haris, Umeyye İbn Halef, İbnu'l-Gaytala, Zem'a İbnu'l-Esved, Tuayma, İbn Adiyy, Ebu Leheb, Ubeyy İbn Halef, Nubeyh İbnul Haccac ve Munebbih İbnu'l-Haccac.” [128]


Resim

NOTLar.:

[122] İmam Ahmed, Musned, 3/461; Taberanî, Mucemu'l-Kebîr, 19/89; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, 1/66; 7/221; Hindi, Kenzu'l-Ummal, 21722; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 6/44
[123] İmam Ahmed, Musned, 3/322, 339 AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 202-205.
[124] İbn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye.
[125] ibn Hişam, Siretu'n-Nebeviyye.
[126] Enfal Suresi, 30
[127] Yâsîn Suresi, 9
[128] AbdurRahmân İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 205-208..

_________________
Resim


Başa Dön
 Profil  
Alıntı ile cevapla  
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 31 mesaj ]  Sayfaya git Önceki  1, 2

Tüm zamanlar UTC + 2 saat


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 175 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz

Geçiş yap:  
POWERED_BY

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye