KeLÂMuLLAHta ve RESÛLuLLAHta FİTNE-FÜCUR

Cevapla
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

KeLÂMuLLAHta ve RESÛLuLLAHta FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

KELÂMULLAH-ta ve RESÛLULLAH-ta FİTNE-FÜCUR.:


FİTNE.:

“Fetene” fiili, kum içine karışmış altın tozunu bir tavaya koyup ateşe tutmak ve altın hemen eriyeceğinden yere dökülünce, soğur ve kumun içinden eriyik kütlesi olarak ayrılır.
İşte İmkanlarımızla olmakta olduğumuz KULLuk İmtihanımızdaki İmÂNımızın açığa çıkması Amellerimizin-İşlerimizin; Hak-Batıl, Hayr-Şer, Sevab-Günah olup olmadığı bu şekilde denenmektedir-sınanmaktadır SünnetuLLAHta..

Bezm-i Elestte verdiğimiz “EZEL-EBED AHD”imiz olan “BeLÂ’” Sözümüzün şu içinde yaşadığımız dünya hayatında türlü türlü belâlarla denenmesi MuraduLLAHtır, EmruLLAHtır.. ve..Her ÂN Yeniden yaratış Şe’ÂNuLLAHta KÛN feyeKÛN OLuŞ SünnetuLLAHıdır elhamdulllâhirabbilâlemîn..

İslÂM Dinini Yaşamak Özellik ve Sorumluluğunu taşıyan her nefs, istese de istemese de bu DENEmeLere tâbi tutulmuş/yor/caktır..


الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Resim---“Ellezî halaka’l- mevte ve’-l hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ (amelen), ve huvel azî zul gafur (gafûru).: O (ALLAHu zü’l-CELÂL), amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.”
(Mülk 67/2)


Fitne: İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey. * Muhârebe. * Azdırma. * Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. * Küfr. Fikir ihtilâfı. * Şikak. Kavga. * Delilik. * Mihnet ve beliye. * Mal ve evlâd. * Potada altın ve gümüşü eritmek. * İmtihan ve tecrübe etmek.
Fitnekâr: f. Ortalığı bozmağa çalışan. Fitneci. Fesâd verici. Fitne çıkarmak isteyen.
Fücur: Günah. Zinâ. Namusları pây-mâl etmek gibi şeytanî iştiha. Dinsiz ve ahlâksızların durumudur.


Kur'ân-ı Kerimimizin drekt hükmüdür ki fitne öldürmekten daha kötü-beterdir ve KULLUK imtihÂNı gereği en yakın âle efradı çoluk çocuğu bile bu OYUNun bir parçasıdır ve EMrullah uymak bize olmasa olmaz yükümlülüktür.
Halka uyup hayatı onlara indekslemekte, kalabalıklarına karışmakta dâima sonUÇta şiddet ve saldırı olur ki, olmamak olmaz!.


وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm(azîmun).: Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir (imtihan konusudur.) Allah yanında ise büyük bir mükafaat vardır.”
(Enfâl 8/28)


يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ اللّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواْ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُوْلَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Resim---Yes’elûneke aniş şehril harâmi kıtâlin fîh(fîhi), kul kıtâlun fîhi kebîr(kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidil harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh(indallâhi), vel fitnetu ekberu minel katl(katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhireh(âhireti), ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).: Sana haram olan ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: "Onda savaşmak büyük (bir günahtır). Ancak Allah katında, Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak daha büyük (bir günahtır). Fitne, katilden beterdir. Eğer güç yetirirlerse, sizi dininizden geri çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler; sizden kim dininden geri döner ve kafir olarak ölürse, artık onların bütün işledikleri (amelleri) dünyada da, âhirette de boşa çıkmıştır ve onlar ateşin halkıdır, onda süresiz kalacaklardır.”
(Bakara 2/217)

Fitne, Kur'ÂN-ı Kerîmimizde 34 yerde çeşitli anlatımlarla geçmektedir..

Kur'ÂN-ı Kerîm’de FİTNE:


Bakara 2/191, 193, 217; Âli İmrân 3/7; Nisâ 4/91; Mâide 5/41,71; En'âm 6/23; A'râf 7/155; Enfâl 8/25,28,39,73; Tevbe 9/47,48; Yûnus 10/85; İsrâ 17/60; Enbiyâ 21/35, 111; Hac 22/11,53; Nûr 24/63; Furkân 25/20; Ankebût 29/10; Ahzâb 33/14; Sâffât 37/63; Zümer 39/49; Zâriyât 51/14; Kamer 54/27; Mümtehine 60/5; Teğâbün 64/15; Müddessir 74/31..

Bazı âyet-i celile örnekleri.:

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
Resim---Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum ve’l- fitnetu eşeddu mine’l- katli, ve lâ tukâtilûhum inde’l- mescidi’l- harâmi hattâ yukâtilûkum fîh (fîhî), fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâu’l- kâfirîn (kâfirîne).: Onları (size savaş açanları), bulduğunuz (yakaladığınız) yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Fitne (çıkarmak), (adam) öldürmekten daha şiddetlidir (kötüdür). Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer (orada) sizinle savaşırlarsa (sizi öldürmeye kalkarlarsa), o taktirde (siz de) onlarla savaşın (onları öldürün). Kâfirlerin cezası işte böyledir.”
(Bakara 2/191)

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz.”
(Enfâl 8/25)

وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).: Ve biliniz ki; çocuklarınız ve mallarınız, sizin için sadece bir fitnedir (imtihandır). Ve Allah ki; O’nun katında, (muhakkak) azîm bir ecir (bedel, ücret) vardır.”
(Enfâl 8/28)

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلّه فَإِنِ انتَهَوْاْ فَإِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Resim---Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûned dînu kulluhu lillâhi, fe inintehev fe innallâhe bimâ ya'melûne basîr (basîrun).: Ve hiçbir fitne kalmayıncaya ve bütün dîn Allah için oluncaya kadar, onlarla kıtalde bulunun (savaşın). Eğer onlar (küfürden) vazgeçerlerse o taktirde muhakkak ki Allah, yaptığınız şeyleri en iyi görendir.”
(Enfâl 8/39)

وَالَّذينَ كَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
Resim---Vellezîne keferû ba'duhum evliyâu ba'dın, illâ tef'alûhu tekun fitnetun fî’l- ardı ve fesâdun kebîr (kebîrun).: İnkâr edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.”
(Enfâl 8/73)

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Resim---Kullu nefsin zâikatu’l- mevt (mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneten, ve ileynâ turceûn (turceûne).: Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şer fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz.”
(Enbiyâ 21/35)

إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim---İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitneh (fitnetun), vallâhu indehû ecrun azîm (azîmun).: Oysa sizin mallarınız ve evlâtlarınız fitnedir (imtihandır). Ve Allah ki, ecrun azîm (en büyük mükâfat) O’nun indindedir (katındadır).”
(Teğâbün 64/15)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem BUyrukları Hadis-i Şeriflerimizde:

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan hayırlıdır, evinizde oturun, fitneye karışmayın!” buyurmuştur.
(Ebu Davud)

Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ne mutlu fitneye karışmayana ve fitneye maruz kalıp da sabredene!” buyurmuştur.
(Ebu Davud)

Resim---Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın.” buyurmuştur.

(Sahihu’l-Buharî VIII, 92; Tefriru’l-Kurani’l-Azim II, 43; Sunenu İbn-i Mace, II, 3961)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

FİTNE PATLAK VERİNCE YAPILACAKLAR KONUSUNDA RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem’in TAVSİYERi:


Resim---Ebu Ümeyye eş-Şa'bânî anlatıyor: "Ey Ebu Sa'lebe, dedim, şu âyet hakkında ne dersin?"

الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلُّ لَّهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلاَ مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَن يَكْفُرْ بِالإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Resim---“El yevme uhılle lekumut tayyibât (tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtû’l- kitâbe hıllun lekum ve taâmukum hıllun lehum vel muhsanâtu mine’l- mu’minâti ve’l- muhsanâtu min ellezîne utû’l- kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne muhsınîne gayra musâfihîne ve lâ muttehızî ehdân (ehdânin) ve men yekfur bi’l- îmâni fe kad habita ameluhu ve huve fî’l- âhırati mine’l- hâsirîn (hâsirîne).: Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Ve kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve mü’minlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde, sizlere helâldir. Ve kim îmânı inkâr ederse artık onun ameli boşa gitmiştir. Ve o âhirette hüsrana uğrayanlardandır.”
(Mâide 5/105)

Resim---Bana şu cevabı verdi: "Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zirâ ben aynı şeyi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sormuştum:
Buyurmuştu ki: "Ma'rufa sarılın, münkerden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir heva, (dine, âhirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiblerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahede edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zîra (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir."

(Ebu Davud, Melahim 17, (4341); Tirmizî, Tefsir, Mâide, (3060); İbnu Mace, Fiten 21, (4014); (4758))

AÇIKLAMA:
Hadis, kişinin kendisiyle meşgul olmasını, başkasının sapıklığının kişiye zarar vermeyeceğini ifâde eden bir âyeti (Mâide, 5/105) açıklama sadedinde varid olmuştur. Âyetin zâhirine bakılınca emr-i bi'lmarufa yer vererek başkalarıyla meşgul olmayı değil, kendi işiyle meşgul olmayı emrediyor gözükmektedir. Âyet suale vesile olmuştur. Çünkü mü'min kişiyi emr-i bil marufta bulunmaya, münkerden nehyetmeye teşvik eden âyetler ve hadisler var. Bu âyetle öbür âyetler arasında zâhirî bir tezad gözükmektedir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) beyan buyurdukları açıklama ile "Marufa sarılın..." emretmektedir. Ma'ruf, güzel kabul edilen, meşru olan, şeriatın yapılmasını tecviz ve teşvik ettiği her şeydir. Bunlar arasında emr-i bi'lmaruf ve nehy-i anil münker de yer alır. Şu halde mü'min buna ara vermeden devam edecek. Ancak cemiyette zuhur edecek bazı alametler var. Onlar görüldü mü, artık emr-i bil maruf ve nehy-i ani'lmünkeri terketmek evladır. Çünkü, bu safhada emr-i bil'maruf, fayda değil zarar verebilecektir. Hadiste bu alametler şöyle sayılır:
* İtaat gören cimrilik. Bazı alimler aşırı, hırsla karışık cimrilik diye açıklamıştır.
* Hevaya uyulması, yani şeriatın emirlerinin terkedilmesi.
* Dine tercih edilen dünya.
* Rey sahiblerinin kitaba, sünnete, icma-ı ümmete, sahabe akvaline bakmadan kendi görüşünü beğenip ona tabi olması.
Bu sayılanlar, haricî bir düşmanın hakimiyeti değil, İslam cemiyeti içerisinde gayr-ı İslamî, beşerî değerlerin hakimiyetidir, fitnedir, dahili kargaşanın had safhaya ulaşmasıdır. Bu derece bozulan insanlara emr-i bil maruf fayda vermez, zararı daha da artırır mânâsında olmak üzere aleyhissalâtu vesselâm, kişiye, cemiyeti terketmesini, kendini kurtarmayı düşünmesini tavsiye etmektedir. Çünkü arkada sabrın övüleceği sıkıntılı günler gelecektir.


Resim---Vakid İbnu Muhammed babasından, o da Abdullah İbnu Amr İbni'l-As 'dan anlattığına göre demişti ki:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), (bir gün) parmaklarını kenetledi ve dedi ki:
"Ey Abdullah İbnu Amr! Ahidleri bozulup şöyle karmakarışık hale gelen bir kısım ayak takımı (hezele/ saçma sapan konuşan) kimselerle başbaşa kalırsan ne yaparsın?"
"Ne yapmamı tavsiye edersiniz, Yâ Resûlullah!" dedim. Buyurdu ki:
"Güzel bulduğun şeyi yaparsın, kötü bulduğun şeyi de terkedersin. Kendi yakınlarının (hallerini düzeltmeye) yönelirsin. O hezele takımı (ile de), onların cemaatı ile de (uğraşmayı) terkedersin."

(Buhârî, Salat 88, Fiten 13; Ebu Davud, Melâhim 17, (4342); İbnu Mace, Fiten 10, (3957); (4759))

AÇIKLAMA:
1-) Ahdin bozulması, güven ve emniyetin kalkmasıdır. İster mal, ister can, isterse ırz emniyeti olsun, hepsinin kalkması, halel görmesi, ahdin bozulması ile ifâde edilmiştir. Irz emniyeti deyince vicdan hürriyeti, din hürriyeti gibi kişinin şahsiyetine giren hususları da anlamamız gerekir. Ahdin bozulmasıyla cemiyette bunlar da kalmaz, vicdanlara baskı artar, inançları sebebiyle dindarlara taarruz ve tasallut tahammül edilmez hale gelir. Önceki hadiste de kısmen geçtiği üzere dindarlığın, âhir zamanda, elde ateş tutmak gibi zorlaşması, ahdin bozulmasıyla din ve vicdan hürriyetinin de ortadan kalkacağını ifâde eder.
2-) Şârihler bu hadisi açıklarken, hadisin "parmakların kenetlenmesini yasaklayan" bir başka hadisle arzettiği tenakuza/sözün birbirini tutmamasına dikkat çekip, aralarını telif eder: "Resûlullah buyurmuştur ki: اِذَا صَلّى اَحَدُكُمْ فََ يُشَبِّكَنَّ بَيْنَ اَصَابِعَهُ فاِنَّ التَّشْبِيكَ مِنَ الشَّيْطَانِ وإنَّ اَحدَكُمْ َيَزَالُ في صََةٍ مَادَامَ في الْمَسْجِدِ حَتّى يَخْرُجَ مِنْهُ "Biriniz namaz kılınca parmaklarını kenetlemesin. Zirâ, kenetleme işi, şeytândandır. Biriniz mescidde olduğu müddetçe, oradan çıkmadıkça namazdadır."
Şârihler/şerheden, açıklayanlar, umumiyetle bu iki rivâyet arasında tearuz/aralarında zıtlık görmezler. Çünkü bu sonuncu hadiste, namaz esnasında veya namaz beklerken parmakların kenetlenmesi yasaklanmaktadır. Halbuki, sadedinde olduğumuz hadis, hadisenin namazla ilgisinden bahsetmez. Hadisin mescidde vürud etmesi de muhtemeldir. Bu takdirde cevap şöyledir: Yasak, gayesiz bir şekilde boş yere kenetlemekle ilgilidir. Halbuki Resûlullah aleyhisselâm bir temsil vermek, kapalı bir mânâyı daha anlaşılır kılmak için parmaklarını kenetlemiştir. Öyle ise, namaz dışında müsbet, fâideli bir maksatla parmakların kenetlenmesinde bir mahzur yoktur.
Kenetlenme yasağının hikmeti üzerine: "Çünkü "şeytândandır", "uykuyu getirir", "kenetlemenin arzettiği manzara, ihtilafın manzarasıdır, bu manzara namazda veya namaz hükmündeki bir halde bulunan kimse hakkında mekruh görülmüştür. Çünkü bir başka hadiste وََ تَخْتَلِفُوا فَتَخْتَلِفُ قُلُوبُكُمْ. "Karışık olmayın; kalblerinize ihtilaf girer" buyrulmaktadır" gibi yorumlar getirilmiştir.

3-) Hadisin, fitne sırasında Müslümanın takip edeceği yolla ilgili mesajı izah gerektirmeyecek kadar açıktır: Fitneye bulaşmamak, ateşi avuçta tutmak kadar zor bir iş dahi olsa fitneden kaçmak; öyle ki, icabında emr-i bi'lmaruf ve nehy-i ani'l münkeri de terkedip, sözünü dinleyecek yakınlarla meşgul olup, onları kurtarmaya çalışmak. Bundan sonra kaydedilecek ilk iki hadiste fitneden kaçmanın gereği ve hayrı daha açık olarak ifâde edilecektir.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim---Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) seslendi: "Ey Ebu Zerr!"
"Buyurun, Yâ Resûlullah, emrinizdeyim!" dedim.
"İnsanlara (kitle halinde) ölüm isabet edip, kabirlerin (ücretli) hizmetçiler tarafından kazılacağı zaman ne yapacaksın?" buyurdu.
"Benim için Allah ve Resulü neyi ihtiyar buyurursa onu yaparım!" dedim.
"Sabrı tavsiye ederim!" buyurdu -veya, sabredersin! dediler- ve sonra bana tekrar seslendi: "Ey Ebu Zerr!"
"Buyurun ey Allah'ın Resûlü, sizi dinliyorum!" dedim.
"Zeyt mıntıkasının taşları kanda boğulduğunu gördüğün zaman ne yapacaksın?"
"Allah ve Resûlü benim için neyi ihtiyar buyurursa onu!" dedim
"Sana kendilerinden olduğun yakınlarını tavsiye ederim!" dedi. Ben sordum:
"Yâ Resûlullah! (O zaman) kılıcımı alıp omuzuma koymayayım mı?"
"Böyle yaparsan (fitneci) kavme ortak olursun!" buyurdu.
"Bana ne emredersiniz!" dedim.
"Evine çekil!" buyurdu.
"Evime girilirse?" dedim.
"Eğer kılıcın parıltısının seni şaşırtacağından korkarsan, elbiseni yüzüne ört. Gelen hem senin günahınla, hem de kendi günahıyla dönsün!" buyurdu."

(Ebu Davud, Fiten 2, (4261); İbnu Mace, Fiten 10, (3958)


AÇIKLAMA:

1-) Bu hadis fitneye karışmayı yasaklayan hadislerden biridir. Hadisin, Begavî tarafından Mesabih'te kaydedilen veçhi biraz daha teferruatlıdır; şöyle ki: "Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben bir gün, bir merkep üzerinde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın terkisinde idim. Medine'nin (dış) evlerini geçtiğimiz sırada bana:
"Ey Ebu Zerr! Medine'ye açlık hakim olduğu; öyle ki, yatağından kalkınca açlıktan bitkin düşüp mescide kadar gidemediğin zaman ne yapacaksın?" dedi" diyerek başlayan hadis, Resûlullah'ın şu tavsiyesi ile noktalanır:
"Eğer kılıcın parıltısının sana galebe çalmasından (dayanamayıp kılıca sarılıp fitneye katılmaktan) korkarsan elbisenin kenarını yüzüne çek, ta ki, (haksız yere öldürerek) senin günahınla ve kendi günahlarıyla geri dönsünler."


2-) İnsanlara (kitle halinde) ölüm nisbeti kıtlık, veba, savaş gibi sebeplerle gelecek umumi ölüm hadisesi olarak anlaşılmıştır.

3-) Hadiste geçen beyt البيت( ve vasif ) الوصيف( kelimelerini anlamada şârihler bazı farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Şöyle ki:
* Mezar olarak tercüme ettiğimiz البَيْت (beyt) kelimesini bazı alimler mezar olarak anlamıştır. Hattabî der ki: "Beyt, burada "mezar" demektir, vasif de hizmetçi. Murad olan mânâ şudur: "İnsanlar, öylesine meşguldürler ki öleni gömmeye fırsat bulamazlar da onu gömmesi için hizmetçiye verirler, yahut ücretle gömdürürler."
* Buradan şöyle anlayanlar da olmuştur: "Mezar yerleri öylesine dardır ki, herbir ölüleri için bir kabir yerini bir köle vererek satın alırlar." Ancak bu ikinci te'vil tenkit edilmiş ve: "Ölüm, sağlar arasında devam etse ve fevkalade yayılarak artsa da yine böyle bir darlık hasıl olmaz. Çünkü arz geniştir" denmiştir. Ancak, hadisin Mesabih'ten kaydettiğimiz veçhinde ikinci mânâyı teyid eden ibareler mevcuttur. Hadisin şerhinde imkan varsa hadisten istifâde en evla yoldur. Burada o imkan mevcuttur.
* Bu ibareden şu mânâ dahi çıkarılmıştır: "O zaman evler, ölümlerin çokluğu ve ikamet edeceklerin azlığı sebebiyle çokça ucuzlar. Öyle ki bir ev, aslında normal olarak bir köleden pahalı olduğu halde, bir köle mukabilinde satılır."
* Şu mânâ da çıkarılmıştır: "Evlerde önceleri çok insan mevcut olduğu halde, bu evin işini görmeye sadece bir köle kalır."


4-) Zeyt'in Medine'nin bir mahallesi veya Medine civarında bir yer adı olduğu söylenmiştir. Türbüşti: "Burası, Yezid zamanında cereyan eden meşhur hadisenin vukua geldiği Harra'da bir noktanın adıdır. Orada savaşan zalim orduların komutanı da Müslim İbnu Ukbe el-Mürri'dir. Resûlullah'ın koyduğu haramları mübah kılan heriftir. Karargahı Medine'nin batısında yer alan Harre-i garbiyye idi. Medine'nin hurmetini ihlal etti, erkekleri hep öldürdü. Orada üç gün -beş de denmiştir- talanda bulundu."

5-) "Kendinden oldukların" tabiriyle kişinin ailesi, yakınları, kavmi kastedilmiştir. Bununla "İmam"ın yani biat etmiş olduğu imamının kastedildiği de söylenmiştir. Bu durumda mânâ: "İmamına ve bey'at ettiğin kimseye tabi ol" demek olur.

6-) Hadiste, kişinin kılıcı alıp omuza koyması halinde, günahta fitnecilere ortak olacağı ifâde edilmiştir. Öyleyse fitne şartlarında fitnecilere iştirak etmemek, günahlarına ortak olmamak için silaha sarılmamak gerekir. Aliyyu'l-Kârî der ki: "(Fitnede) hasım Müslümansa, fesad terettüp etmeyecek ise, müdafa-i nefis caizdir. Ancak hasım kafir ise, imkan nisbetinde müdafaa etmek vacib olur."

7-) "Kılıcın parıltısının galebe çalması", kılıcı kullanmaktan kinayedir. "Elbisenin kenarıyla yüzünü örtmek", düşmanı görüp, korkmamak içindir. Bundan maksad, "Onlar seninle savaşsa da sen onlarla savaşma, ölmeyi tercih et" demektir.
Bu taktirde, gelenler "seni öldürmüş olmanın günahı ve diğer günahlarıyla dönerler" mânâsı anlaşılır.

Hz. Ebu Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:

"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kafir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kafir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Adem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)"

(Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205)

Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyâdeyi kaydetmiştir: "Yanındakiler, "Bize ne emredersiniz (yâ Resûlullah)?" dediler. "Evinizin demirbaşları olun!" buyurdu."


AÇIKLAMA:

1-) Resûlullah, kıyamete yakın çıkacak fitnelerin dehşetini belirtmek için, zifirî karanlık gecenin parçalarına benzetmiştir. Yani peşpeşe fitneler olacak, her biri, gece parçası gibi karanlık, yani doğruyanlış, haklıhaksız, isabetli hatalı vs. şekilde tefrik etmek imkanı tanımayacak, son derece dehşetli olacak demektir. Bu teşbihten maksat fitnenin büyüklüğünü ifâdedir.
2-) Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı Hz. Habil'dir. Kardeşi Kabil onu öldürmek istediği vakit âyet-i kerimenin ifâdesiyle kardeşine: "Sen beni öldürmek için elini bana kaldırsan da , ben seni öldürmek için elimi sana kaldırmayacağım" demiştir.


لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---“Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktuleke, innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: “Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım.”
(Mâide 5/28)

Bu âyette, Cenab-ı Hakk fitne sırasında Müslümanların takip edeceği siyaseti vaz' etmiş olmaktadır: "Fitneden kaçmak, öldürmektense ölmeyi tercih etmek." İslam'da bunun ilk örneğini Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın verdiği belirtilir: O fitnenin büyümemesi için öldürmeyi değil, öldürülmeyi tercih etmiştir.
3-) Evin demirbaşı olmaktan maksad, evden ayrılmamak, dışarı çıkıp fitneye bulaşmamaktır. Nasıl ki demirbaş denen halı, kilim gibi bir kısım eşyalar devamlı evde kalırlar; fitne sırasında da o eşyalardan biri gibi olmak yani evden dışarı çıkmamak tavsiye edilmiştir. Bundan da maksad, fitneye katılmamaktır.


Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
"Kişinin en hayırlı malının peşine takılıp dağ geçitlerini ve yağmur düşen yerleri takip edeceği koyunu olacağı zaman yakındır. Böylece dinini fitnelerden kaçırmış olur."

(Buhârî, İman 12, Bed'ü'l-Halk 14, Menakıb 25, Rikak 34, Fiten 14; Muvatta, İsti'zan 16, (2, 970); Ebu Davud, Fiten 4, (4267); Nesâî, İman 30, (8, 123, 124); (4762))
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »


Resim---Ma'kıl İbnu Yesar (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Herc (fitne) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir.” buyurdu.
(Müslim, Fiten 130, (2948); Tirmizî, Fiten 31, (2202)

Resim---Mikdad İbnu'l-Esved (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki:
"Bahtiyar, fitneden kaçınan kimse ile, belalarla karşılaşınca sabreden kimsedir. Ne mutlu ona!.” buyurdu.

(Ebu Davud, Fiten 2, (4263)

Resim--- İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Yaklaşan bir şerden yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur.” buyurdu.
(Ebu Davud, Fiten 1, (4249)

AÇIKLAMA:
Kaydedilen son hadisler, özet olarak fitneye bulaşmamayı ve imkan nisbetinde fitneden kaçmayı tavsiye etmektedir. Kapıya kadar gelen fitneye, öldürülmeyi tercih edecek kadar bulaşmama emri, üzerinde durulması gereken bir husustur. Zîra ulema, çeşitli nokta-i nazarları ve mukabil delilleri de göz önüne alarak, mesele üzerinde ziyâdesiyle durmuş ve enine boyuna tartışmıştır. Fitne şartlarında yaşamamız haysiyetiyle bu hususların daha sistemli ve teferruatlı olarak bilinmesinin gerekli ve faydalı olacağına inanıyoruz. Bu sebeple mevzuyu biraz açıklayacağız.

Fitnede herkese ferdî olarak sıralacak vazifeleri şöyle sayabiliriz:
1- Fitnenin getireceği sıkıntılara sabır.
2- Fitnecileri yalnız bırakmak,
3- Uzlet; eve çekilmek, dağa çekilmek, terk-i diyar etmek,
4- Öldürmektense ölmeyi tercih etmek. Fitnede müdafa-i nefis meselesi,
5- Dilini tutmak,
6- Kalben kerahet,
7- Mal ve evlatça hıffet,
8- Silah edinmemek,
Şimdi bunları açıklayalım:

1-) FİTNEDE SABIR:

Hangi çeşitten olursa olsun, iradesi dışında gelen her çeşit musibet karşısında Müslümanın başvuracağı mühim bir silah olarak ifâde edilen "sabır", fitne karşısında daha da ehemmiyet kazanan, ısrarla tavsiye edilen en mühim silah hüviyetini kazanmaktadır. Bu hususu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), bazan tek tek fertlere, bazan umumî bir ifâde ile herkese duyurmuştur.
Müslim'de gelen bir rivâyette, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, kendisine memuriyet vermesini isteyen Ensar'dan bir zata şu cevabı verir:
"Siz benden sonra bencillik (ve fitneyle) karşılaşacaksınız. Havz(-ı Kevser)in başında bana kavuşuncaya kadar sabredin."

Tirmizî'nin rivâyetinde, "..fitne ve dine muhalif bulacağınız icraatlar göreceksiniz" ibaresi vardır. Ensârinin "Yâ Resûlullah, bize ne tavsiye edersiniz?" sualine karşı: "İcraatcılara olan vazifelerinizi (onların hakkını) eda edin, haklarınızı Allah'tan talep edin" cevabını verir.

Bu mevzuda Ebu Zerr'den gelen bir rivâyet daha geniş, daha açıktır; aynen kaydediyoruz:
Ebu Zerr anlatıyor: "Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in bineğinin terkisinde idim. Medine'nin evlerinden dışarı doğru çıkmıştık ki bana: "Ey Ebu Zerr, Medine'de açlık bulunduğu ve hatta sen yatağından kalkıp da açlık sebebiyle mescide kadar gidecek gücü kendinde hissetmediğin zaman halin nedir?" dedi Ben de: "Resûlullah daha iyi bilir" dedim. Resûlullah: "Ey Ebu Zerr! İffetini koru (söz ve fiillerde haramdan kaçın)" dedi ve ilave etti: "Ey Ebu Zerr! Medine'de kıtal olsa ve bir mezarın ücreti bir köle fiyatına ulaşsa, o kadar ki, bir kabir bile bir köle karşılığında satılsa, senin durumun ne olur?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir" cevabını verdim. "Sabret ey Ebu Zerr" dedi ve ilave etti: "Ey Ebu Zerr! Medine'de kıtal olsa ve kan (Medine dışında yer alan) Zeyt mıntıkasının taşlarını sulayacak kadar çok aksa ne yaparsın?" Ben yine: "Allah ve Resulü daha iyi bilir" dedim. Resûlullah: "Mensup olduğuna (yani aile ve akrabana veya biat ettiğin imama) dön" dedi. Ben sordum ve: "Silahımı kuşanayım mı?" dedim. Resûlullah: "(Hayır) o takdirde insanlara (kötü amellerinde) iştirak etmiş olursun" cevabını verdi. "Öyleyse ne yapayım yâ Resûlullah?" diye sordum. Cevaben: "Evinde kal, çıkma" dedi. Ben tekrar: "Ya evime de gelirlerse?" dedim. "Kılıcın parıltısının galebe çalmasından (kullanmaktan) korkarsan elbisenin kenarını yüzüne ört, ta ki (gelen kimse) hem senin günahınla hem kendi günahıyla dönsün."

Hz. Enes, Haccac'ın zulmüden çok ızdırap çekerek, ne yapacağız? diye şikâyete gelenlere: "Sabredin, Rabbinize kavuşuncaya kadar sabredin. Zirâ artık her gelen yeni gün, gidenden daha kötüdür" der ve bunu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'den işittiğini ilave eder.
Mikdad İbnu'l-Esved ise, yeminle te'kid ederek Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'den şunu işittiğini söyler: "Bahtiyar kimse (lütf-i İlahî olarak) fitnelere karışmaktan uzak tutulan kimsedir. Bahtiyar kimse fitnelerden uzak tutulan kimsedir. (Çeşitli belalarla) imtihan edildiği zaman sabırla karşı koyana ne mutlu!"


Tabiinden meşhur Hasan-ı Basrî de burada zikre değer. Zîra o da fitneye karşı hararetle sabır tavsiye eder ve ortalığın tevbe ile, insanların kendilerini düzeltmesi ile iyiye döneceğini söyler. Kendisine Haccac'la alâkalı sorulduğu zaman da hep şu mealde tavsiyede bulunurdu: "Ben onunla mukatele edilmemesi görüşündeyim. Zîra, eğer o Allah'tan bir ceza ise, siz kılıcınızla Allah'ın cezasını geri çeviremezsiniz. Şâyet bir bela ise, sabredin, Allah hükmünü versin. Zîra O, en hayırlı şey üzere hükmedicidir." Ona göre fitne sırasında hiçbir gruba iltihak etmemelidir.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

2-) FİTNECİLERİ YALNIZ BIRAKMAK:

Çıkan fitnenin büyümesini önlemede ve ondan gelecek zararlara karşı korunmada en isabetli tedbirlerden biri, fitneciyi yalnız bırakmaktır. Haklı ve haksız tarafların belli olduğu durumlarda, haklı tarafın desteklenmesi tavsiye edilmiş olmakla beraber, haklı veya haksızın belli olmadığı durumlarda, hiçbir tarafa destek vermemek, bütün tarafları terketmek esastır. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'den gelen rivâyetlerden bu anlaşılmaktadır.

Müslim'de gelen bir rivâyette Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm): "Ümmetimi Kureyş'ten şu kabile helak edecektir" diye istikbalde gelecek bir fitneden haber verir. Yanındakiler: "O vakit ne yapmamızı, nasıl davranmamızı emredersiniz?" diye sorarlar. Cevab şudur: "İnsanlar onları terk etmelidir."
Muhtelif tariklerden gelen şu rivâyet, fitne çıkaranların yalnız bırakılmalarının lüzumunu ve fitneye karışmamanın gereğini herkesin anlayacağı bir üslubla, çok vazıh bir şekilde ifâde eder:

Ebu Hüreyre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şöyle buyurduğunu bildirir: "Haberiniz olsun (benden sonra) fitne çıkacak. O fitne sırasında uyuyan uyanıktan [yatan oturandan]; oturan ayakta olandan; ayakta olan yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim böyle bir fitneye rastlarsa hemen geri dönsün. Kim de fitne anında sığınacak bir kuytu bulursa oraya girsin."

İbnu Hacer, ed-Davudî'den naklen şu açıklamayı sunar: "Hadisin zâhirine göre, fitneye uzak veya yakından muhtelif derecelerde teması olan kimseler burada dile getirilmektedir. Yani bu işte bazıları bazılarına rağmen çok daha ileridir. Bunlardan en ileride olanı, fitnenin artmasına sebep olacak şekilde koşandır. Sonra fitnenin sebeplerini hazırlayacak şekilde ortaya çıkandır ki, hadiste bu, "yürüyen" diye ifâde edilmektedir.
Sonra fitne ile alâkadar olan gelir ki, ona da: "ayakta olan" denmiştir. Ondan sonra fitneyi seyretmekle beraber mücadele etmeyen (karışmayan) gelir, bu da "oturan" diye ifâde edilmiştir. Sonra da kendisinden bu hususta hiçbir ilgi, alâka sadır olmayan, ancak razı (ve memnun) olan gelir ki, bu da "uyuyan" diye ifâde edilmiştir."


İbnu Hacer, fitneye karışma hususunda niyetlenenleri üç gruba ayırarak mesuliyet durumlarını belirtir:
1) Arzu geçirenler: Bunlar fiilen karışmadıkça günaha girmezler.
2) Arzuda kalmayıp fiile dökenler: Bunlar günahkârlardır.
3) Azmedenler, iyice niyetlenenler: Bunların durumu münakaşalıdır.

İbnu Hacer'in bu açıklamasının ışığında, "uyuyandan" maksadın fitneden hiç haberi olmayacak kadar kendi işine gücüne dalmış, çoluk çocuğunun rızkı ve terbiyesi ile meşgul kimse olduğunu söyleyebiliriz.
Nevevî de bu hadiste, "fitnenin zararının büyüklüğüne dikkat çekildiğini, fitneden son derece çekinip kaçmaya, fitneye götürecek herhangi bir şeye teşebbüsten imtina etmeye teşvik edildiğini, zirâ fitnenin zararı ve şiddeti onunla olan alâka nisbetinde arttığını" belirtir.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), diğer birkısım hadislerinde de, dahilî birliğin kaybolduğu, ortaya çeşitli hiziplerin çıktığı hallerde -ki hadiste Müslümanların cemaat ve imamı yoksa diye ifâde edilir- bu fırkaların hepsinin terkedilmesi emredilir.
Fitnecinin yalnız bırakılmasının fiilen gerçekleşmesi için, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in bunu tamamlayıcı başka tavsiyelerine de rastlarız. Şimdi onları görelim:
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

3-) UZLET:

Bu, kısaca inziva diye de ifâde edilebilir. Uzlet veya inzivanın tahakkukunda Resûlullah'ın farklı tavsiyelerini görmekteyiz: Eve çekilmek, dağa çekilmek, terk-i diyar etmek gibi. Kişi, kendi şartlarına hangisi muvafıksa onu tercih edecek ve uzleti ihtiyar edecek. Şimdi bunları açıklayalım:

A-) EVE ÇEKİLMEK:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), gelecek fitneyi haber verip, insanları dehşete düşüren vasıflarıyla tavsif ettiği zaman dinleyicilerden vaki olan: "Yâ Resûlullah! Biz o zaman ne yapalım.?" suâline, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in verdiği cevaplardan bir kısmı "evlerinize çekilin" mealindedir.
Ebu Musa'dan gelen bir rivâyet aynen şöyle: "Önümüzde karanlık gece parçaları gibi fitneler var. O fitneler geldiği zaman kişi, mü'min olarak sabaha erer de akşam oluncaya kadar kafir olur. Orada oturan ayakta durandan; ayakta duran yürüyenden; yürüyen de koşandan hayırlıdır..." Dinleyenler:"Bize ne emredersiniz?" dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm): "Evinizin demirbaşları olun" cevabını verdi."
Aynı tavsiye İbnu Mes'ud'dan gelen bir rivâyette: "Elinizi ve dilinizi tutun, evin demirbaşlarından biri olun." şeklinde az bir farkla tekrar edilir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in fitne çıktığı zaman dökülecek kanların çokluğuyla alâkalı -daha önce Ebu Zerr'den kaydettiğimiz- tasviri sırasında Ebu Zerr'e yapılan tavsiye daha vazıhtır: "...Evinde otur, kapıyı üzerine kilitle..."
Keza, bir başka hadiste, fitne tasvir edilirken, emniyetin, insanlara güven ve itimadın kaybolması, iyi, kötü fark edilemeyecek derecede insanların her an değişeceği belirtildiği sırada, ne yapılması gerektiği sorulunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm): "Evine kapan, diline sahib ol, iyi bildiğin şeyi yap, kötü bildiğin şeyi de terket, kendi yakınlarınla meşgul ol, ammenin işini terket." der.
Şârihler eve kapanma emrini, zaruri olmayan işler dışında, halkla irtibatı kesmek şeklinde anlarlar. Zaruri temaslardan vazgeçilmemesi gerektiğini de belirtirler.
Yukarıdaki rivâyette de görüldüğü üzere, mücerred bir eve çekilme yeterli değildir. Bir başka rivâyette: "(Göze batıcı, dikkat çekici davranışlardan kaçınarak) kendinizden az bahsettirin" denmektedir.


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç.” buyurmuştur.
(Ramûzu’l-Ehadis s. 299, 3722 hadis. (Tabarani Kebirden, İbn-i Mace’den, Deylemi Ebi Umame’den), en-Nevevi, Ebû Zekeriyya Yahya b. Şeref, Riyazüs-Salihin, Terc. Emre, Mehmed, İstanbul 1974, s. 99 87. hadis; Sunenu İbn-i Mace, II, 1305, 1310 (3954, 3961) hadisler.)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse, Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun!. (ölen olun, öldüren değil)."
(Ebu Davud, Fiten 2, (4259, 4262); Tirmizî, Fiten 33, (2205)

لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktuleke, innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne). : Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
(Mâide 5/28)

B-) DAĞA ÇEKİLMEK:

Fitneye karışmamak, dışında kalabilmek için hadislerde ifâde edilen bir tedbir de dağa çekilmektir. Fitneye karışmamaya teşvik hususunda beyan edilen: "...Fitne sırasında yatan oturandan; oturan ayakta durandan... daha hayırlıdır..." hadisinin Ebu Bekre tarafından rivâyet edilen veçhinde, bir adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a sorar: "Yâ Resûlullah, bu durumda ne yapmamızı emredersin?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in ona verdiği cevap şudur: "Kimin dağda develeri varsa onların peşine düşsün, kimin de davarı varsa, davarlarının yanına gitsin. Kimin de (ekim) arazisi varsa o da çiftinin başına çekilsin...."

Ebu Davûd Sünen’inde aynı hadise şöyle bir ziyâde ile yer veriyordu:

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:Yakında bir fitne meydana gelecektir. O fitne zamanında yatan, oturandan; oturan ayakta durandan; ayakta duran, yürüyenden; yürüyen koşandan daha hayırlıdır.” buyurdu.
Ebu Bekre: “Yâ Rasulullah, (eğer o zamana rastlarsam) bana ne yapmamı emredersin?” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem :
“Kimin devesi varsa onun yanına gitsin (onunla ilgilensin), kimin bir koyunu varsa onunla ilgilensin, kimin de bir arazisi varsa onun yanına gitsin (onu ekip biçsin).” buyurdu.
Ebu Bekre: “Peki bunlardan hiç bir şeye sahip olmayan ne yapsın?”
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
“Kılıcını alsın, onun keskin tarafını taşa vursun, gücünün yettiği kadar o fitneden korunsun” buyurdu.
(Bu sırada) Sa’d b. Ebî Vakkas: “Yâ Rasûlallah, ya evime girse ve beni öldürmek için elini kaldırırsa ne dersin?” deyince,
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem :
“Âdem’in oğlu gibi ol!” buyurdu. ve Yezid:
And olsun ki sen, beni öldürmek için elini uzatsan (bile) ben, seni öldürmek için elimi uzatacak değilim ayetini okumuştu.”

(Ebu Davud, Sünen, s. 131, (Fiten ve Melâhim, 2, 2/4257)

Buharî ve Müslim tarafından kaydedilen bir rivâyette "dağa çekilme" keyfiyeti te'yid edilir: "Müslüman kimseye, en hayırlı malın davar olacağı zaman yakındır. fitnelerden kaçarak, dinini kurtarmak için dağların yağmur düşen otlak yerlerini takip etmek üzere peşine takıldığı davar onun en hayırlı malıdır."
Müslim'de Ebu Bekre'den gelen rivâyette daha vazıh olarak: "...Haberiniz olsun, fitne iner veya vukua gelecek olursa, devesi olan, devesine; davarı olan davarına; arazisi olan arazisine iltihak etsin..." denir.
Fitne sırasında inzivayı teşvik eden hadislerden biri de taarrüb ile alâkalı rivâyettir. Göçebe Araplara katılarak onlar arasında ikamet mânâsına gelen taarrüb daha ziyâde, hicret ederek Medine'ye yerleştikten sonra, geldiği kabileye geri dönerek tekrar göçebeleşmek durumuna düşenler için kullanılan bir tabirdir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), göçebe hayattan sonra şehirlileşen bu kimselerin tekrar eski hayata dönmelerini kesinlikle yasaklamış, ancak fitne anında müsaade etmiştir: "Hicret ettikten sonra tekrar bedeviyete (eski göçebe hayata) dönen kimseye Allah lanet etsin, fitne zamanında dönenler bundan hariçtir. Zîra göçebelik (bedeviyet), fitne bulunan yerde ikametten hayırlıdır." Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'den bu maksadla izin alanlar meyanında Seleme tu'bnu'l-Ekva'ın ismi geçer.
Bu bahsi kaparken şu noktayı belirtmede fayda var: İmam Azam tarafından da fitne sırasında karışmayıp eve çekilme gereği hususunda te'yid edilen hükme Bedayi'de Kâsânî tarafından şu ihtirazi kayıt konmaktadır: "Bu hüküm, hususi bir vakitle alâkalıdır. Bu da, fitnecilerle savaşa çağıran imamın bulunmadığı vakittir. Böyle bir imam varsa ve (cihada) çağırıyorsa icabet etmek farzdır."


C-) TERK-İ DİYAR ETMEK:

Bir kısım hadisler, fitne çıktığı vakit eve, dağa, tarlaya çekilmekten daha öte, terk-i diyar etmeyi tavsiye etmektedir. Bu tavsiyeye uyarak Şam'a göç eden Ebu'd-Derda ile alâkalı rivâyet şöyle: "Yezid İbnu Ebî Hubeyb anlatıyor: "İki kişi Ebu'd-Derda'ya gelerek bir parça tarla için birbirlerini şikâyet ettiler. Ebu'd-Derda onlara: "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in: "Sen bir yerde bulunduğun sırada bir parça tarla için iki kişinin husumet ettiklerini işitecek olursan orayı terket."buyurduğunu işittim" der ve Ebu'd-Derda Şam'a gider."
(Kütüb-i Sitte 139.Bölüm .. 13-380.Sayfa)

Terk-i diyar umumî bir emir olarak anlaşılmasa bile, fitne sırasında buna tevessül etmenin istihbab edileceği bu rivâyetten anlaşılmaktadır. Nitekim, yukarıda kısaca temas ettiğimiz Selemetu'bnu'l-Ekva (radıyallahu anh) da Ebu'd-Derda gibi fitneye bulaşmak korkusuyla terk-i diyar edenlerden biridir. "Hicretten irtidat mı ettin?" şeklinde maruz kaldığı ağır ithamlara rağmen, Mekke ile Medine arasında yer alan Rebeze'ye göç eder.

Hadisi şerh eden Aynî fitne korkusuyla seleften birçoğunun terk-i diyar ettiklerini belirtir.
(1. cilt, s. 163)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

İNZİVA VE UZLETİN FAZİLETİ:

Yukarıda kaydettiğimiz hadisler bize fitne sırasında uzlet ve inzivanın tavsiye edildiğini ifâde eder.
İnziva: Feragat edip bir tarafa çekilmek. Bir işe karışmamak. Dünya işlerini bırakmak. Süfli ve hevesi işleri bırakıp ilm-i Kur'an ve imanla, ibadet ve taatla, Kur'ân ve imana hizmetle vakit geçirmek.
Uzlet: Yalnızlık. İnsanlardan ayrılarak bir tarafa çekilip yalnız kalmak.

Esasen fitne olmayan normal zamanlarda âlimlerin ekseriyeti tarafından cemiyete karışmak (muhalata), inzivaya çekilmeye tercih edilmiş, üstün tutulmuş ise de, bu üstünlük mutlak değildir. Bir kısım şartların ortaya çıkması halinde inziva tercih edilmelidir. Bu mühim mevzunun aydınlanması için fitne sırasında hayvanlarını alarak dağa çekilmeyi veya arazinin başına geçerek ekimle meşgul olmayı tavsiye eden hadisi açıklama zımnında İbnu Hacer'in sunduğu veciz açıklamayı burada kaydetmeyi gerekli bulduk. Der ki: "Selef âlimleri, uzlet hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhur (ekseriyet) şunu söylemiştir: "İhtilat (cemiyete karışma) uzletten evlâdır. Zîra İslamî şeâirin devamı için lüzumlu olan dinî bilgiler bu sayede öğrenilir. Cemiyete karışmada Müslümanların sayıca artması da mevzubahistir. Onlara, maddî ve manevî yardımda bulunmak, hastalarını ziyâret etmek gibi çeşitli hayırlar bu sayede ulaştırılır."
Bazı âlimler şunu söylemişlerdir: "Uzlet, üzerine düşeni bilmek şartıyla, ihtilattan evlâdır. Zîra uzlette selâmat tahakkuk eder, gerçekleşir."
Nevevî der ki: "Muhtar olan (yani farklı görüşlerden tercih edileni), günaha düşmeyeceği hususunda zann-ı galib olan kimse için cemiyete karışmak daha iyidir."
Bazıları da şu görüştedir: "Burada verilecek hüküm şahıstan şahısa değişir. Bazıları için bunlardan biri şarttır. Bazıları için de tercih vesilesidir. Bu iki husus açıktır. Ancak, inziva ile ihtilat eşit olurlarsa birini diğerine tercih hususunda verilecek hüküm zamanın ve ahvâlin değişen şartına bağlıdır."
Kendisine muhâlata (yani cemiyete karışma) gereken kimseler meyanında kötülüğü bertaraf etme gücüne sahib olan kimse vardır. Böyle birisine cemiyete karışmak farzdır. Bu farz, ahvâl ve imkânlara tabi olarak, farz-ı kifâye nev'indendir.
Kendisine muhâlata şâyan-ı tercih olan kimseler meyânında, iyiliği emir, kötülükten men ettiği (emr-i bi'lma'ruf ve nehy-i ani'lmünkerde bulunduğu) takdirde kendisi fitneye maruz kalmayacağı hususunda zann-ı galibi hasıl olan kimse vardır.

İnzivaya çekilme ile cemiyete karışma şıklarından her ikisi de kendisine eşit olanlara misal olarak şöyle bir adam gösterilebilir: Kişi fitneye düşmeyeceği hususunda kendinden emindir. Ancak, kesinlikle bilmektedir ki, sözü tutulmayacak, kendisine itaat edilmeyecektir. Bu duruma, umumî bir fitnenin mevcut olmadığı hallerde rastlanır. Fitne çıkacak olursa, uzleti tercih etmek gerekir. Zirâ bu durumda umumîyetle zarara düşülmektedir.
Fitneye girenlere (İlâhî) belâlar gelir ve fitneye katılmayanlara da sirâyet eder. Bu hususu şu âyet haber vermektedir: "Öyle bir fitneden kaçının ki geldiği zaman sizden sadece zâlim olanları çarpmaz..."


وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---" Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz.”
(Enfâl 8/25)

Sunduğumuz açıklamayı Ebu Saîd'in rivâyet ettiği şu hadis de te'yid eder: "İnsanların en hayırlısı o kimsedir ki, nefsiyle ve malıyla cihad eder, keza o kimsedir ki dağ başlarında Rabbına ibadet eder ve böylece insanlara kötülük yapmaktan uzak olur."
Cemiyete karışıp karışmama, yani inziva ve ihtilat hususlarında Hattâbî'nin bir izahı da klasik âlimlerimizin görüşlerini anlamada bizim için faydalı olacağı kanaatindeyiz. Der ki: "İnziva ve ihtilat, kendileriyle alâkalı şeylere tabidir. Onlar değiştikçe bunlardan birini tercih durumu değişir. İhtilâta ve cemiyete karışmaya teşvik sadedinde gelen deliller, imamlara itaatla ve bir kısım dinî meselelerle alâkalıdır. İnzivaya teşvik sadedinde gelen deliller de, bunlar dışında kalan meselelerle alâkalıdır. Meselâ bedenen insanlara karışmayı veya onları terk etmeyi ele alalım. Tek başına geçimi te'min ve dinini muhafaza edebileceğine kâni olan bir kimse için, bir şartla, insanlara karışmaktansa uzak dursa daha iyi olur. O şart da (namaz için) cemaate devam, selâm vermeye ve almaya devam, hasta ziyâreti, cenaze teşyii gibi Müslümanların hukukunu edaya devamdır.
Matlub olan, lüzumsuz sohbetleri terk etmektir. Zîra sohbetin fazlası, zihnimizi meşgul ve vaktimizi zâyi ederek mühim işlerimizi ihmal ettirir. En iyisi ihtilat ve insanlarla görüşme işini, kendisinden tamamen vazgeçilmeyen, sabah ve akşam yemekleri menzilesinde tutup, zarûrî olanıyla iktifa etmektir. Böyle yapmak beden için ve kalb için de çok daha rahatlatıcı, çok daha uygundur."
Buhârî şârihlerinden Aynî de hadislerden, fitne sırasında, inziva ve uzleti ihtiyar etmenin lüzumunu anlamıştır. İbnu Hacer'den sunduğumuz açıklamanın yapılmasına sebep olan aynı hadisin şerhi sadedinde Aynî de şu kıymetli açıklamayı yapar: "Bu hadiste, fitne zamanında uzletin fazileti ifâde edilmektedir. Ancak fitneyi izale edecek güçte olan kimse bu hükme tâbi değildir. Zîra bu durumda olan kimseye, fitneyi izâle etmek için, üzerine yürümesi farzdır. Bu farz, ahvâl ve imkâna tâbi olarak ya farz-ı ayn ya da farz-ı kifâye sûretlerinden biriyledir."

Fitne bulunmayan zamanlarda uzlet ve ihtilattan hangisinin efdal olduğu hususunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Nevevî'nin sunduğu izaha göre: "İmam Şâfiî ve âlimlerin ekserisi ihtilatın efdal olduğu görüşündedirler. Zîra derler, ihtilatta bir kısım faydalı ameller îfa edilir, çeşitli İslâmî tezahürlere (şeâir-i İslâmiyye) katılır, Müslümanların sayısını artırır, hasta ziyâreti, cenaze teşyii, selâm vermek, emr-i bi'lma'rûf ve nehy-i ani'lmünkerde bulunmak, iyi ve hayırlı işlerde yardımlaşmak, muhtaçlara yardım, cemaatlere katılmak gibi herkesin muktedir olabileceği amellerle onlara birkısım hayır ve menfaat ulaştırır."
Bilhassa, âlimler ve zühd sahibleri hakkında, ihtilatın fazileti te'kidli olarak beyan edilmiştir.
Birkısım âlimler de, uzlette kesinlikle selâmet bulunduğu için, onun daha efdal olduğuna hükmetmişlerdir. Ancak bu, kendisine terettüp eden ibadet vazifelerini ve mükellef olduğu şeyleri bilmek şartına bağlıdır.
Muhtar olan (tercih edilen) görüş şudur: "Günaha düşmeyeceği hususunda zann-ı galib hasıl olan kimse için cemiyete karışmak (ihtilaf) efdaldir."
Kirmânî ise şunu söyler: "Asrımızda muhtar olan inzivadır. Zîra uğranacak meclisler (mehâfil) arasında günahlardan hâlî ve uzak olanlar nadirdir." Aynî ilave eder: "Ben Kirmânî'nin sözüne iştirak ederim. Zîra bu devirde insanlara karışmak birtakım şeylerden başka bir şey celbetmez."
Daha uzlaştırıcı bir neticeye varan Kastalânî ise: "Kişinin kemâli hem uzlet ve hem de sohbet (karışma) ile gerçekleşir. Sohbetle dinini sâlim kılamayan fakihe uzlet, hakkını veren kimseye de sohbet gereklidir" der.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

ÖLDÜRMEKTENSE ÖLMEYİ TERCİH ETMEK:

Dahilde fitne çıktığı zaman dağa çekilmek, eve kapanmak -ve az sonra temas edileceği üzere- silah edinmemek gibi emirler, aslında bozulmuş olan içtimâî durumun daha da kötüye gitmesini önlemek içindir. Fitne ateşinin yandığı yerde sönmesi, onun üzerine gitmemeye bağlıdır. Söndürmeye gücü yetmeyenlerin, hususi eşhasın buna katılmaları, karışmaları, bulaşmaları onu daha da artıracaktır. İslam'ın bu konudaki görüşünün özü budur.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), fitneye bulaşmamanın ehemmiyetini vurgulayabilmek, tebarüz ettirebilmek, ami, cahil herkese duyurabilmek için "Fitne sırasında, seni öldürmeye gelseler bile karşılık verme, öldürmektense ölümü tercih et"
(kütüb-i sitte 13. 194-95) mealindeki beyanlarda, emirlerde bulunmuştur.

Daha önce zikri geçen ve eve çekilmeyi emretmekle alâkalı rivâyetlerin devamında umumîyetle şu suâl sorulmaktadır: "Fitneciler eve de gelirse ne yapâlim?" Bu suâl Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in fitnede takınılacak tavırla alâkalı emir ve tavsiyelerinin mantıkî silsilesi içerisinde mukadder, kaçınılmaz bir suâldır. Suâle verilen cevap, fitneye karışmamak için yapılması gereken gayret ve gösterilmesi gereken fedâkârlıkların neler olabileceğini ifâde eder, hiçbir hal ve şartta fitneye bulaşmanın meşru olmayacağını, dinin buna cevaz vermeyeceğini gösterir.
Suâl mükerrer olarak sorulmuştur. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de her seferinde aynı cevabı vermiştir.
Cevap kısaca şu mealdedir: "Fitnede öldürülmeye razı ol, fakat öldürme."
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), tebliğ ettiği her mühim meselede olduğu gibi bunu da tebliğ ederken, şartlara, muhatablara göre değişik üsluplara yer vermiştir. Kısmen daha önce söylediklerimizi tekrar mahiyetinde olmakla beraber, onlardan daha şümullu, daha cami olan bir rivâyeti tam olarak görelim.

Rivâyeti yapan Abdullah İbnu Mes'ud'dur. Der ki: "Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in şöyle söylediğini işittim: "İleride fitne çıkacak, o zaman uyuyan yatandan hayırlıdır; yatan oturandan hayırlıdır; oturan ayakta durandan hayırlıdır; ayakta duran yürüyenden hayırlıdır; yürüyen koşturandan (atlı) hayırlıdır. Fitnede savaşanların hepsi ateştedir." Ben: "Yâ Resûlullah, bu söylediğin fitne ne zaman olacak?" dedim. "Bu, dedi, eyyamu'lherçtir (dahilî kıtal zamanıdır)." Ben takrar: "Eyyamü'lherç ne zaman olur?" diye sordum. Dedi ki: "Kişi arkadaşına itimat etmediği zaman." O güne erişecek olsam bana ne emredersin?" dedim. "Nefsini, elini geri tut ve mahallene gir" dedi. Tekrar sordum: "Yâ Resûlullah, eğer mahalleme de girerse ne yapayım?" "Evine gir" dedi. Ben tekrar : "Ya evime de girerse?" dedim. "O takdirde mescidine gir ve şöyle yap" -dedi ve sağ eliyle bileğinden tutarak- ilave etti: "Bu halde ölünceye kadar, "Rabbim Allah'tır" de."
Burada sırayla mahalleye, eve ve en sonunda evin daha kuytu bir köşesi olan mescid odasına sığınmanın tavsiye edilmiş olması, fitneden en son imkana kadar kaçılması gerektiğini ifâde eder. Sığınılan son melceye kadar takip edildiği takdirde ise, elini tutmak, müdahale etmemek tavsiye edilir.
Başka rivâyetler, o andan yani sığınılması mümkün son kuytu yere de düşman geldiği andan itibaren, yapılması gerekecek davranışı daha açık olarak ifâde etmektedir. Sa'd İbnu Ebi Vakkas'dan gelen rivâyette Sa'd: "..Yâ Resûlullah, düşman evime kadar girip beni öldürmek için elini kaldıracak olursa ne yapayım?" diye sorar. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm): "Hz. Adem'in oğlu (Habil) gibi ol!" der ve Hz. Adem aleyhisselâm'ın oğulları Kabil ile Habil arasında geçen hadiseyi hülasa eden -ve Habil'in söylediği sözleri nakleden- şu âyeti okur: "Andolsun ki, beni öldürmek için elini bana uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim. Çünkü ben, kainatın Rabbi olan Allah'tan korkarım. Şüphesiz dilerim ki, sen kendi günahınla birlikte benim günahımı da yüklenesin de o ateş yârânından olasın. İşte zâlimlerin cezası budur"


لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktuleke, innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: “Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım.”
(Mâide 5/28)

إِنِّي أُرِيدُ أَن تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاء الظَّالِمِينَ
Resim---"İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbi’n- nâr (nâri), ve zâlike cezâû’z- zâlimîn (zâlimîne).: “Gerçekten ben, benim günahım ile kendi günahını yüklenmeni, böylece ateş halkından olmanı dilerim. Ve zâlimlerin cezası, işte budur.”
(Mâide 5/29)

Bir başka rivâyette bu duruma düşecek olan bir kimseye Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm), daha açık bir ifâde ile şu emri verir: "Elini tutsun, Allah'ın öldürülen kulu (Abdullahi'l-Maktul) olsun, Allah'ın öldüren kulu (Abdullahi'l-Katil) olmasın. Zîra kişi, İslam cemaatinde bulunur da, kardeşinin malını yer, kanını döker, Rabbine isyan eder ve böylece cehennem kendisine vacip olur."
İbnu Ömer'den gelen bir rivâyette ise Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm) şunları söyler: "Sizden birine, bir adam -yani ehl-i kıbleden biri- öldürmek kastıyla geldiği zaman (iki elinden birini diğeri üzerine koyarak) (Kur'an'da Habil'in Kabil'e söylediği sözü) söyleyip Hz. Adem'in iki oğlundan en hayırlısı olmaktan aciz mi? Zirâ bu taktirde o, cennetliktir. Böyle yapmaz da geleni öldürecek olursa cehennemliktir."
Fitnede kıtalden men etmek maksadıyla bir başka sahabiye Resûlullah şu mealde vasiyette bulunmuştur: "İnsanların iki ayrı emîre (lidere) biat ettiklerini gördüğün zaman, benimle birlikte katıldığın cihadlarda kullanmış olduğun kılıcını al, kırılıncaya kadar Uhud dağına vur. Sonra evinde otur. Günahkar bir el veya ölüm sana gelinceye kadar (evinden çıkma)."
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm)'in Ebu Zerr'e yaptığı bir tavsiyede, buraya kadar söylenenlerin ötesinde bir tedbirin emredildiği görülmektedir. "Fitne zamanında eve giren düşmana karşı yüzünü örtmek."

Rivâyetin bizi alâkadar eden kısmı aynen şöyle: "... Dedim ki: "Yâ Resûlullah, ya evime de girecek olurlarsa?" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verdi: "Eğer kılıcın parıltısının sana galebe çalmasından (yani eve giren düşmana mukabele etmekten) korkarsan, giyindiğin ridanın bir kenarı ile yüzünü ört, (seni öldürse de karşılık verme). Böylece hem kendi günahıyla ve hem de senin günahınla geri dönsün ve ateş ashabından (cehennemlik) olsun."
Aynı rivâyette, evine gelen düşmana karşı silahına davranma hususunda soran Ebu Zerr'e şu cevabın verildiğini görmekteyiz: "O taktirde, sana gelen kimsenin içinde bulunduğu şeyde (yani fitnede) ona ortak olursun." Nitekim Ebu Bekre'nin: "Benim üzerime düşmanlar girecek olsalar, kendimi müdafaa için elimi silahıma uzatmam" dediği rivâyet edilmiştir.

Eyyûbu's-Sahtiyanî'nin de ifâde ettiği üzere, Hz. Osman kendini öldürmek için gelen katillerine mukabele etmemiştir. O, yukarıda kaydettiğimiz, Hz. Adem'in oğlu Habil'in, kendini öldürmek isteyen kardeşine, "Andolsun ki, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatıcı değilim" dediğini haber veren âyetle, bu ümmetten amel edenin ilki olduğu belirtilir.
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın, fitne esnasında öldürmektense, ölmeyi tercih edecek kadar fitneden uzak durma hususundaki tavsiyelerine harfi harfine uymayı kendilerine şiar edinerek, Hz. Osman (radıyallahu anh)'ın şehadetiyle teselsül eden fitnelerde Hz. Ali'nin haklı olduğunu, muhaliflerinin haksız olduğunu kabul etmesine rağmen, Hz. Ali safında yer almaktan kaçınan Sa'd İbnu Ebi Vakkas, Abdullah İbnu Ömer, Muhammed İbnu Mesleme, Ebu Bekre ve diğerleri (radıyallahu anhüm ecmain) şu kanaati izhar etmişlerdir: "Fitneden uzak durmak şarttır. Öyle ki, biri gelip kendisini öldürmek istese, ona karşı müdafa-i nefis de yapılmaz"

(İbnu Hacer, Fethu'l-Bari 16, 142).
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

* FİTNEDE MUDAFA-İ NEFİS:

Fitne zamanında kişi, evine kadar gelen düşmana bile mukabele etmekten men edilince, karşımıza mütenakız bir durum çıkmaktadır. Zîra, İslam'da tecâvüz haram olmakla beraber, müdafa-i nefis helâl addedilmiş ve hatta buna teşvik edilmiştir. O kadar ki, malını, canını, namusunu müdafaa sırasında öldürülen kimsenin manen şehid olacağı belirtilmiştir.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kim malı(nı koruma) için dövüşürken öldürülürse (manevî) şehiddir. Kim kanı(nı, canını malını korumak) için dövüşür ve öldürülürse (manevî) şehiddir. Kim ehli(nin korunması) için dövüşürken öldürülürse (manevî) şehiddir. Kim din için dövüşürken öldürülürse o da şehiddir." buyurur.

(Kütüb-i Sitte, 139.Bölüm, 13-386.Sayfa)

Bir seferinde, bir adam gelerek malına tecâvüz eden kimseye nasıl davranacağı hususunda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem 'e sorar. Aralarında geçen konuşma mal ve can müdafaasının meşruiyetini görmekte burada kayda değer:
"Yâ Resûlullah, bir adam gelerek malıma saldırsa ne yapmamı tavsiye edersin?"
"Ona Allah'ı hatırlat." Müteakip hadiste: "Allah'ı üç kere hatırlat" denir.
"Allah'tan korkmazsa?"
"Etrafındaki Müslümanlardan ona karşı yardım iste."
"Yanımda Müslümanlardan kimse yoksa?"
"Ona karşı sultandan yardım iste."
"Sultan beden uzaksa?"
"Âhiret şehidlerinden biri oluncaya veya malını koruyuncaya kadar onunla dövüş."
Rivâyetin bir başka veçhinde: "...Dövüş. Öldürülsen cennetliksin, öldürürsen öbürü cehennemliktir" denir. Kur'an-ı Kerim'de de -haddi aşmamak kaydıyla- yapılacak kötülüğe denk bir kötülük yapmaya cevaz verilmiştir: "Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülük (bir misilleme)dir. Fakat kim affeder, barışı sağlarsa mükafaatı Allah'a aittir. Kim kendisine yapılan zulmün ardından herhalde hakkını alırsa, artık bunlar aleyhinde (me'suliyete) bir yol yoktur"


وَجَزَاء سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِّثْلُهَا فَمَنْ عَفَا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
Resim---"Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ, fe men afâ ve asleha fe ecruhu alâllâh (alâllâhi), innehu lâ yuhıbbu’z- zâlimîn (zâlimîne).: Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah’a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez.”
(Şûrâ 42/40)

وَلَمَنِ انتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِهِ فَأُوْلَئِكَ مَا عَلَيْهِم مِّن سَبِيلٍ
Resim---"Ve le men intesare ba’de zulmihî fe ulâike mâ aleyhim min sebîl (sebîlin).: Ve gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan kimseler, işte onlar; onların üzerine (aleyhlerine) bir yol (ceza) yoktur.”
(Şûrâ 42/41)

إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ أُوْلَئِكَ لَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ
Resim---"İnnemâ’s- sebîlu alâllezîne yazlimûnen nâse ve yebgûne fî’l- ardı bi gayri’l- hakk (hakkı), ulâike lehum azâbun elîm (elîmun).: Fakat insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların üzerine (aleyhlerine) yol (ceza) vardır. İşte onlar; onlar için elîm bir azap vardır.”
(Şûrâ 42/42)

Âyet ve hadislerde gelen bu müdafa-i nefis hakkı ile, daha önce zikrettiğimiz yasak âlimler arasında medar-ı münakaşa olmuştur.
İmam Nevevî, bu münakaşaları şöyle hülasa eder:
"Bu ve benzeri hadisler fitne zamanında hiçbir hal ve şartta kıtali câiz görmeyenlerin hücceti olmaktadır. Âlimler fitne sırasında yapılacak kıtal üzerine farklı görüşler ileri sürdüler. Onlardan bir grub: "Müslümanlar fitneye düştüğü zaman, düşman evin içine girmiş ve öldürmeye teşebbüs etmiş bile olsa onunla kıtal edilmez; ona karşı müdafayı nefiste bulunmak câiz değildir. Zîra eve gelen düşman (kafir değil) mütevvildir (âyetleri inkar etmiyor, tevil ederek herkesçe benimsenmeyen bir mânâyı benimsiyor.) Bu görüş, Ashabtan Ebu Bekre ve diğer bazılarının (radıyallahu anhüm) görüşüdür.
İbnu Ömer, İmran İbnu'l-Husayn ve diğer bazılarının (radıyallahu anhüm) görüşüne göre, "fitneye karışılmaz, ancak, ölüm tehlikesi karşısında nefis müdafaası yapılır."
Bu iki görüş, Müslümanlar arasında çıkan fitnelerin hiçbirine girmemek hususunda müttefiktir. Sahabe ve Tabiinin büyük çoğunluğu ve İslam âlimlerinin tamamı, "fitnede haklı tarafa yardım etmek ve onlarla birlik olarak asilere karşı mükatele etmek gerekir" demişlerdir. Nitekim âyet-i kerimede de: "Eğer mü'minlerden iki zümre birbiriyle dövüşürlerse aralarını (bulup) barıştırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı hâlâ tecâvüz ediyorsa, siz, o tecâvüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın..." denir.


وَإِن طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا فَإِن بَغَتْ إِحْدَاهُمَا عَلَى الْأُخْرَى فَقَاتِلُوا الَّتِي تَبْغِي حَتَّى تَفِيءَ إِلَى أَمْرِ اللَّهِ فَإِن فَاءتْ فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا بِالْعَدْلِ وَأَقْسِطُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Resim---"Ve in tâifetâni mine’l- mu’minînektetelû fe aslihû beyne humâ, fe in begat ihdâhumâ alâ’l- uhrâ fe kâtilûlletî tebgî hattâ tefîe ilâ emrillâhi, fe in fâet fe aslihû beynehumâ bi’l- adli ve aksitû, innallâhe yuhıbbu’l- muksitîn (muksitîne).: Ve eğer mü’minlerden iki grup savaşırlarsa, o zaman ikisinin arasını düzeltin. Fakat, eğer ikisinden biri diğerine saldırırsa, o taktirde saldıran grupla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, böylece ikisinin arasını adaletle düzeltin, (onlara) adil davranın (diğerine zulmetmeyin). Muhakkak ki Allah, adaletle davrananları sever.”
(Hucurât 49/9)

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Resim---"İnnemâ’l- mu’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûn (turhamûne).: Mü’minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz.”
(Hucurât 49/10)

Bu mevzuda sahih olan budur.
Hadisler ise, kendisine haklı tarafın karşı çıktığı kimseyle veya her ikisi de zâlim olan iki grupla alâkalıdır, şeklinde izâh ve tevil edilir. Bunlardan sadece biriyle tevil edilemez. Eğer birincilerin dediği gibi hareket edilecek olursa fesad ortalığı kaplar, baği ve sapık olanların hakimiyeti devam eder gider. Doğruyu Allah bilir."
Fahreddin-i Razi de, müdafa-i nefsin meşruiyyetini te'yid etmekle beraber, bunun mütecaviz tarafa mümkün olan asgari bir zarar vermek sûretiyle yapılması hususunda ehl-i ilmin ittifak ettiğini kaydeder.
Aliyyu'l-Kârî, Ebu Zerr'den gelen: "...Eğer kılıcın parıltısının sana galebe çalmasından (yani eve seni öldürmek için giren düşmana mukabele etmekten) korkarsan, giyindiğin ridanın bir kenarı ile yüzünü ört.." mealindeki hadisin şerhini yaparken, Tîbî'den şöyle bir görüş kaydeder: "...Doğrusu şudur: Eğer eve gelen düşman Müslüman ise ve kendisine bir fesad da terettüp etmeyecek ise, onu defetmesi câizdir. Eğer düşman kafir ise, mümkün mertebe def'i vacibtir."
Fitne sırasında mütecavize -eve kadar gelmiş bile olsa- mukabele edilmemesi görüşünde olanların delil olarak gösterdikleri âyet-i kerime de ayrıca üzerinde durulması gereken bir âyettir. Mevzubahs olan âyette Hz. Âdem (aleyhissalâtu vesselâm)'in oğlu Habil, kardeşi Kabil'e şunu söyler: "Kasem ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben, seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. Ben isterim ki sen, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip varasın da, o ateşe layıklardan olasın..."


لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim---"Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktuleke, innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).: “Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım.”
(Mâide 5/28)

Bu âyetle alâkalı olarak, müfessir Hamdi Yazır, şu açıklamayı yapar: "Burada iki suâl vardır:
* Birincisi: "Bir başka âyette mealen: "Hiç kimse başkasının günahından sorumlu değildir"

وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَن تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
Resim---"Ve lâ tezirû vâziratun vizra uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).: Hiç bir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır.”
(Fâtır 35/18)
Dendiği halde, katil maktulün günahını nasıl yüklenir? Bu nokta birkaç veçh ile izâh edilmiştir. Bir hadis-i şerifte: "Birbirine küfreden iki kişinin bütün söyledikleri, mazlum, haddi aşmadıkça ilk başlayana aittir" (Kütüb-i Sitte) denmektedir. Yani ilk başlayan hem aynen kendisinin günahını, hem de sebep olduğundan dolayı arkadaşının bir mislini yüklenir. Fakat mazlum tecâvüz edip daha ileri gitmedikçe."
Ayrıca âyette geçen: "Benim günahımı da..", sözü "şâyet sana karşı mukabeleten el uzatırsam gireceğim günahın bir misli" demektir.
Binaenaleyh biri tecâvüz eder, diğeri de mukabele eyler de ikisi de maktul düşecek olursa, ilk başlayan iki cinâyet, öbürü de bir cinâyet yapmış olur.
Beriki mukabele etmeyecek olursa bu, bir cinâyetten de kurtulur. Fakat katil yine iki cinâyet yapmış ve iki günah yüklenmiş bulunur ki, birisi mazlumu katletmek, diğeri kendini ukubete müstehak kılıp ateşe atmak cinâyetidir.
Bundan başka, "benim günahımı..." sözü, "beni öldürmek günahını..." mânâsına geldiği gibi, "kendi günahını.." sözü de "bundan evvelki günahın (Kabil'le ilgili olarak) ezcümle kurbanının kabul edilmemesine sebep olan günahın" demek de olabilir. Nitekim bu ikinci mânâyı İbnu Abbas, İbnu Mes'ud, Hasan-ı Basrî gibi selefin büyükleri âyetten anlamışlardır.
Eyyubu's-Sahtiyanî, bu âyetle ilk amel eden Müslüman kimsenin Hz. Osman olduğunu, kendini basanlara mukabele etmektense onlar tarafından öldürülmeyi tercih ettiğini söyler.
Burada hemen kaydedelim ki, birbirini takip eden fenalıkların çıkmasına sebep olan fitneci kimseye sadece ilk yaptığının günahı değil, arkadan teselsül edecek fenalıkların da günahından bir misli gelecektir. Nitekim, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem , kıyamete kadar işlenecek cinâyetlerin günahından bir mislinin Hz. Âdem (aleyhissalâtu vesselâm)'in oğlu Kabil'e geleceğini, çünkü yeryüzünde bu menfur işi onun başlattığını ifâde eder.
İbnu Hacer'in bir kaydını nazar-ı dikkate alacak olursak, "fitneye karışmak mı, karışmamak mı, fitne sırasında müdafa-i nefis câiz mi, değil mi?" gibi ihtilaf ve münakaşaların, aslında bir ıstılah karışıklığından ileri geldiği söylenebilir. Zîra, onun kaydettiği üzere, âlimlerin bir kısmına göre, "fitne" tabiriyle sadece dünyevî maksatlarla çıkartılan kargaşaları anlamak gerekir. Bağy tabir edilen ve meşru devlete, haksız bir teville karşı gelen isyancıların eylemi, karışmaktan men edilen fitne değildir, bertaraf edilinceye kadar bunlarla savaş gerekir.
Bu duruma göre, Nevevî'nin az önce sunduğumuz açıklamalarında rastlanan -ve belli bir ölçüde, tenakuz olarak değerlendirilmesi mümkün olan- müphemlik böylece ortadan kalkmış oluyor. Haklı tarafa yardım veya âyet-i kerimede ifâde edilen "birbiriyle dövüşen iki mü'min zümreden mütecaviz olanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaş" emri de, meşru devlete karşı bir te'vile dayanarak, haksız olarak isyan edenlere karşı devletin yanında yapılacak savaşı ifâde eder. Değilse, devlete karşı isyan eden muhtelif fırkalardan birini desteklemek mânâsına gelmez.
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

DİLİNİ TUTMAK:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem 'in bir kısım hadislerine göre, fitne yoksa çıkaran, çıkmış ise büyütüp geliştiren ve fertleri fitnenin getireceği şerlerin içine atan en mühim amillerden biri de "dil"dir. Fitneye karşı mü'minleri uyarmak maksadıyla varid olan bir kısım hadislerde dilin rolüne dikkat çekilerek, dilin kılıç gibi, hatta kılıçtan da beter olduğu ifâde edilmiştir.

Ebu Davud'da gelen Ebu Hüreyre rivâyetinde: "Sağır, dilsiz ve kör fitne gelecek. Fitneye azıcık meyledenin üzerine o, süratle gelir (kendine çeker). Fitnede dilini oynatmak aynen kılıç oynatmak gibidir" denir. Abdullah İbnu Amr'ın rivâyetinde ise, dilin kılıçtan daha beter tesir icra edeceği ifâde edilir: "Haberiniz olsun ki, ilerde Arapları darmadağın edecek fitne çıkacak. O yüzden ölenlerin hepsi ateştedir. O zaman dil(i kullanmak) kılıç kullanmaktan beterdir."

Yine Abdullah İbn-i Amr'dan gelen bir rivâyette, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem 'in gelecek fitne ile alâkalı tasvir ve ihbarları üzerine, "O çıktığı zaman ne yapâlim?" diye soranlara: "Evine çekil, diline sahib ol, maruf ile amel et, münkeri terket, kendi çolukçocuğunla ilgilen, başkasıyla meşgul olma." şeklinde cevap verdiğini görmekteyiz.
Hadiste yasaklanmış bulunan "fitnede dil oynatmak" tan maksad nedir?.

Aliyu'l-Kârî'nin Mirkat'ta naklettiği açıklamalara göre, halkın dedikodusunu yapmak, fitneye karışanların lehinde veya aleyhinde konuşmak, bir tarafı kötülerken bir tarafı övmek sûretiyle iki gruptan birini ta'n etmek, hep bu yasağa girmektedir. Hatta zâlim idarecilere haber götürüp (ispiyonculuk yapmak) da bu yasağın tahtındadır. Zîra bu davranış idarecinin öfkesini kabartarak öldürme, hapis, sürgün vesair pek ciddi öyle fenalıklara sebep olur ki, kılıç kullanmak bu kadarını yapamaz.

Münâvî, "dilini tutmak" emrinden, "konuşmazdan önce iyice düşünerek sadece lehine olacak hususlarda konuşup, kendini ilgilendirmeyen hususlarda hiç konuşmamayı" anlar.
Yukarıda kaydettiklerimizden öyle anlaşılıyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem 'in Hz. Muaz'a bir vesileyle söylemiş bulunduğu: "Ey Allah hayrını veresice Muaz, insanları yüzüstü ateşe atan şeyin, dilleriyle haset etiklerinden başkası olduğunu mu zannediyorsun?" sözü fitne hakkında da aynen doğrudur: İnsanı fitneye atacak veya fitneden koruyacak en mühim amillerden biri dildir.


KALBEN KERAHET:

Fitnenin maddî ve manevî şerrinden kurtuluşun mühim şartlarından biri, kalben fitneye buğz etmektir. Aslında münker olarak ifâde edilen her çeşit şer ve kötülüğün izalesi için eliyle, diliyle müdahale bir vecibe kılınmış ise de, gerek şerrin büyüklüğü, gerek şahsın aczi göz önüne alınarak "gücü yetiyorsa", "fitneyi artırmayacaksa" gibi kayıtlar konmuştur. Güçsüzlüğü sebebiyle şer ve fitneye eli ve diliyle müdahele edemeyecek durumda olan kimselerden, ortadaki kötülüğe karşı, en azından kalben kerahet istenmiştir. Buna da gücü yetmeyen kimse düşünülemez. Dinimizin yasakladığı şeyleri , devrin icabı, modanın icabı, bulunduğumuz cemiyetin icabı diyerek meşru görmek mümkün değildir. Kişi birkısım münkerleri işlemek durumunda olsa bile, onun kötülüğünü kabul etmek, kalben nefret etmek zorundadır.

Hadiste kesin bir dille şöyle denir: "Yeryüzünde bir hata işlendiği vakit, bunu görüp de ikrah eden sanki orada bulunmayan birisi gibidir. Orada bulunmadığı halde, işlenen fenalığı hoş görüp razı olan kimse de sanki fenalığa şahit olmuş gibidir." Evet hadiste, "Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır" buyrulmuştur.


MAL VE EVLÂTÇA HİFFET:

Gerek dağa çekilmek ve gerekse eve çekilmek sûretiyle fiile konması tavsiye edilen fitneden kaçma ve inzivanın gerçekleşmesine yardımcı olacak durumların da ayrıca tavsiye edildiğine şahit olmaktayız. Bu cümleden olarak, mal ve evlâd azlığı zikredilmektedir.

Bir rivâyette Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem : "İkinci asrın başında sizin en hayırlınız hissece hafif olanıdır" der. "Hissece hafiflik nedir?" diye sorulunca: "Ehil ve malı olmayandır" diye cevap verir.
Bir başka rivâyet de şöyle: "Öyle bir devir gelecek ki, o zaman bekarlık helâl olacak. O zaman dindar kişi, civciviyle kaçan bir kuş, yavrusuyla kaçan bir tilki gibi, diniyle birlikte bir dağdan öbür dağa, bir inden öbür ine kaçmadıkça selâmet bulamaz. Bu meyanda namazını kılar, zekatını verir ve hayır işleri dışında insanlardan uzak durur."


SİLAH EDİNMEMEK:

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem , fitneyi önleyici, şümûlünü azaltıcı tedbirler meyanında "fitne sırasında silah satışını yasaklamakla" kalmaz, elde herhangi bir silah bulundurulmasını kesinlikle yasaklar. Rivâyetlerde bu yasak "mevcutların kırılması", "taşa çalınması", "tahtadan kılıç kuşanılması" şeklinde ifâde edilir.

Şu noktayı bilhassa belirtmeliyiz: Silah edinmeme emri, hassaten evinde kalanlara yapılmaktadır. Daha önce de belirttiğimiz üzere fitneye karışmamak için ilk tavsiye edilen husus deve, koyun gibi hayvanlarını alarak dağlara çekilmek veya ekim arazisinin başına geçmek, meskun mahalden uzaklaşmaktır. Bu imkânlardan mahrum kişiye de evine kapanması emredilir.

İşte bu sonuncu durumda olan kimsenin peşi takip edilebilir, fitneye düşürülebilir. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, bu ihtimali asgariye düşürebilmek için bu durumdaki kimselere silah edinmemeyi emretmektedir.
Söylenen bu hususu az yukarıda kaydettiğimiz Ebu Bekre hadisinin devamında görmekteyiz: "...Fitne vaki olduğu zaman devesi olan devesine, davarı olan da davarına iltihak etsin, kimin de arazisi varsa, arazisine gitsin." Bir adam sordu: "Yâ Resûlullah! Ne devesi, ne davarı ve ne de arazisi olmayan kimse ne yapacak?" Cevaben: "Kılıcına gitsin, keskin tarafını taşa vursun, sonra da gücü yettiğince fitneden kaçsın" dedi."

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem , bu emrin ehemmiyetini vicdanlarda tesbit için: "Ey Allahım, tebliğ vazifemi yaptım mı, ey Allahım, tebliğ vazifemi yaptım mı, ey Allahım "tebliğ vazifemi yaptım mı?" diye üç kere tekrar eder.
Hadisin bir başka veçhinde: "Kılıcını alsın, keskin tarafını kara taşa vursun" denir. Muhammed İbnu Mesleme'ye de: "Kılıcını al, Uhud dağına git, kırılıncaya kadar dağa vur" demiştir.
Nevevî: "Kılıcını taşa çalsın" emri ile hakikaten kılıcın kırılması mı, yoksa bununla mecaz mı kastedildiği hususunu ele alarak bazı âlimlerin: "Hadisin zâhirine göre, kişinin kendisine fitne kapısını kapaması için, gerçekten kılıcı kırması gerekir" derken, bazılarının da: "Bu mecazdır, asıl maksad kıtalin terkidir" dediğini belirtir. Ancak birinci görüşün muteber görüş olduğunu kaydeder. Bu görüş başka âlimlerce de paylaşılmıştır.

Fitne çıktığı zaman kırılması gereken silah sadece kılıç değil, silahın her çeşididir. Nitekim bir başka rivâyette, fitne hakkında gerekli bilgi verildikten sonra: "Yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parça parça edin, kılıçlarınızı taşa vurun (ve evlerinizin içine girin). Buna rağmen birinizin üzerine gelirlerse, Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı (Habil) gibi olun" buyurur.
Yayın kırılmasından sonra kirişin bir işe yaramayacağı bedihi olduğu halde, kirişin de parçalanmasının emredilmesinde, bazı âlimler, yasaktaki mübalağanın vurgulanma gayesini görmüşlerdir. Fakat başkasının istifâde etmesini önleme gayesine de matuf olduğu söylenmiştir.
Birçok durumlarda Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem 'in ashabına: "Müslümanlar arasında fitne çıktığı vakit tahtadan bir kılıç edinin." diyerek öldürücü silah bulundurma yasağını dile getirdiğini görmekteyiz.

Hadis kitapları, bu yasağa da harfiyyen uyup tahtadan kılıç taşıyanların örneklerini zikreder. Bunlardan biri Ebu Müslim'dir, bir diğeri Ühban İbnu Sayfi'dir. Ebu Müslim ile alâkalı rivâyet aynen şöyle: "Hz. Ali, Hz. Muaviye ile olan mücadelesi sırasında hazırlık yapmak üzere Basra'ya gelir ve Ebu Müslim'e uğrayarak: "Bana yardım et" der. Ebu Müslim "hayır" diye kestirip atmaktansa lisan-ı hal ile bunu ifâde etmeyi tercih ederek kılıcını getirir. Kınından bir karış kadar sıyırır. Hz. Ali (radıyallahu anh)'ye bunun tahtadan olduğunu gösterdikten sonra şu açıklamayı yapar: "Can dostum ve senin amcaoğlun (aleyhissalâtu vesselâm) benden, "Müslümanlar arasında fitne çıktığı zaman tahta kılıç edinmem" hususunda söz aldı (ve ben de yaptım. Buna rağmen) seninle harbe çıkmamı istersen yine de çıkarım." Hz. Ali şu cevabı verir: "Ne sana, ne de kılıcına ihtiyacım yok."
(bk. İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Tercüme ve Şerhi)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

MAL ve EVLATÇA HİFFET- HaFiFLiK:

Gerek dağa çekilmek ve gerekse eve çekilmek sûretiyle fiile konması tavsiye edilen fitneden kaçma ve inzivanın gerçekleşmesine yardımcı olacak durumların da ayrıca tavsiye edildiğine şâhid olmaktayız. Bu cümleden olarak, mal ve evlâd azlığı zikredilmektedir.

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil)" buyurdu.
(Ebu Musa radıyallahu anhu’dan; Kütüb-i Sitte,13-372,373 / 4761)

Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyâdeyi kaydetmiştir:
"Yanındakiler: "Bize ne emredersiniz (Yâ Resûlullah)?" dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Evinizin demirbaşları olun!" buyurdu."

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Herc (fitne) zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir." buyurdu.
(Ma'kıl İbnu Yesar radıyallahu anhu’dan; Kütüb-i Sitte, 13-374 / 4763)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sen bir yerde bulunduğun sırada bir parça tarla için iki kişinin husumet ettiklerini işitecek olursan orayı terket!" buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-380. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İnsanların iki ayrı emîre (lidere) biat ettiklerini gördüğün zaman, benimle birlikte katıldığın cihadlarda kullanmış olduğun kılıcını al, kırılıncaya kadar Uhud dağına vur. Sonra evinde otur. Günahkâr bir el veya ölüm sana gelinceye kadar (evinden çıkma)." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-385. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Kim malı(nı koruma) için dövüşürken öldürülürse şehiddir.
Kim kanı(nı, canını malını korumak) için dövüşür ve öldürülürse (manevî) şehiddir.
Kim ehli(nin korunması) için dövüşürken öldürülürse (manevî) şehiddir.
Kim din için dövüşürken öldürülürse o da şehiddir." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-386. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Birbirine küfreden iki kişinin bütün söyledikleri ; mazlum, haddi aşmadıkça ilk başlayana aittir." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-389. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Yeryüzünde bir hata işlendiği vakit, bunu görüp de ikrah eden sanki orada bulunmayan birisi gibidir. Orada bulunmadığı halde, işlenen fenâlığı hoş görüp razı olan kimse de sanki fenâlığa şâhid olmuş gibidir." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-391. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İkinci asrın başında sizin en hayırlınız hissece hafif olanıdır" buyurur. "Hissece hafiflik nedir?" diye sorulunca Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Ehli ve malı olmayandır" diye cevap verdi.
(Kütüb-i Sitte, 13-391. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Dört (büyük) fitne vuku’a gelecek:
Birinci fitnede kan dökmek helâl addedilecek;
İkincisinde hem kan hem de mal helâl addedilecek;
Üçüncüsünde kan, mal ve ferc (ırza tecâvüz) helâl addedilecek.
Dördüncüsü ise Deccâl fitnesidir." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-394. sayfa)

İbnu Ömer radiyallahu anhu anlatıyor: "Biz bir grup kimse, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in yanında idik. Bize fitnelerden bahsetti ve ısrârla üzerinde durdu. Bu meyânda "demirbaş fitne"yi (fitnetu'l- ahlas) mevzu’bahs etti. Derken dinleyenlerden birisi:
"Yâ Resûlullah!. Demirbaş fitne de nedir?" diye sordu. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "O, (kin, husumet ve düşmanlık sebebiyle insanlardan) kaçmaktır, (mal ve ehil yağmalandığı için) açıkta kalmaktır. Sonra refah fitnesi (fitnetu's- serra) var. Bunun dumanı Ehl-i Beytimden bir adamın ayaklarının altından (gelir). O, kendisini benden zanneder, o benden değildir. Benim dostlarım müttaki kimselerdir. Sonra insanlar, ilmi ve fikri nakıs olduğu için ehil olmayan, kararsız bir kimsenin etrafında toplanırlar. Sonra yaygın (yani herkese bulaşan) fitne (fitnetu'd- duheyma) gelir. Bu fitne ümmetimden kimseyi istisnâ etmez, hepsine bir darbe vurur. Her ne zaman bittiğine hükmedilse, yine başlar ve devam eder gider. Bu fitne zamanında kişi, mü'min olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar. Bu zamanda insanlar iki ayrı gruba ayrılır:
1) İman grubu ki, burada nifâk yoktur.
2) Nifâk grubu ki burada da iman yoktur.
İşte siz bu durumda iken, artık sabah-akşam Deccâl'ın gelmesini bekleyin." buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-395. sayfa)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İnsanlar Deccâl'ı zikrettiği, imamlar minberlerden bunu duyurmaya devam ettiği müddetçe Deccâl çıkmaz.” buyurdu.
(Kütüb-i Sitte, 13-396. sayfa)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

FİTNE NE DEmektir?.

Fitne: Altın gümüşü ya da topraktaki toz hallerini bir birinden ayırmak için yapılan işleme fitne denir. Yâni, altını yabancı maddelerden ayırmak için yapılan işlem.
Fitne: İmtihan demektir.
Fitne: Bölücülük, bozgunculuk çarptırma, saptırma gibi anlama da gelir.
Fitne - İmam-ı Birgivî’ye göre meşru bir faydası olmaksızın ıstıraba, belâ ve musibetlere sebep olan olaylara fitne denir.


Kur'ÂN-ı Kerîmde FİTNE ÖRNEKLERi.:

Fitne: Saptırma anlamındadır.:

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ
Resim---"Huvellezî enzele aleyke’l- kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât (muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâe’l- fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh (illâllâhu), ve’r- râsihûne fî’l- ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulû’l- elbâb (elbâbi).: Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).” (Âl-i İmrân 3/7)

Fitne: İmtihan anlamındadır.:

وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولواْ أَهَؤُلاء مَنَّ اللّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ
Resim---"Ve kezâlike fetennâ ba’dahum bi ba’din li yekûlû e hâulâi mennallâhu aleyhim min beyninâ, e leysallâhu bi a’leme bi’ş- şâkirîn (şâkirîne).: Ve “Aramızdan, Allah’ın ni’metlendirdikleri bunlar mı?” derler diye, onları birbirleri ile işte böyle imtihan ettik. ALLAH, şâkirleri (şükredenleri) en iyi bilir, öyle değil mi?" (En'âm 6/53)

Fitne: İşkence yaptırmak, yapmak anlamına da gelir.:

ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِن بَعْدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَاهَدُواْ وَصَبَرُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim---"Summe inne rabbeke lillezîne hâcerû min ba’di mâ futinû summe câhedû ve saberû inne rabbeke min ba’dihâ le gafûrun rahîm (rahîmun).: Daha sonra da muhakkak ki senin Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret (göç) edenlere sonra da cihad edip sabredenlere, şüphesiz (bütün) bunlardan sonra, elbette Gafur (mağfiret eden)’dur ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)’dir.” (Nahl 16/110)

Fitne: Fenâlık yapmak, tuzak kurmak demektir.:

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُواْ مِنَ الصَّلاَةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا
Resim---"Ve izâ darabtum fî’l- ardı fe leyse aleykum cunâhun en taksurû mine’s- salâti, in hıftum en yeftinekumullezîne keferû. İnne’l- kâfirîne kânû lekum aduvven mubînâ (mubînen).: Ve yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size kötülük edeceklerinden korkarsanız, o taktirde namazdan kısaltmanızda, size bir günah yoktur. Muhakkak ki kâfirler, sizin için apaçık düşmandır.” (Nisâ 4/101)


RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem DİLİyLe FİTNE.:

Öyle Bir Zaman Gelecek ki..!.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki; sizden biriniz emr olunduğu şeylerin onda birini terk etse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki; sizden kim emr olunduğu şeyin onda birini yapsa kurtulur.” buyurdu.
(Tirmizî, Fiten, 79/2267)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek ki; o zaman şu üç şeyden daha kıymetli birşey olmayacaktır: Helal para, can u gönülden arkadaşlık yapılacak bir kardeş ve kendisiyle amel edilecek bir sünnet.” buyurdu.
(Heysemî, I, 172)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek k; kişi helâlden mi haramdan mı kazandığına aldırmayacak!” buyurdu.
(Buharî, Büyû; 7)

Resim---Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki, namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar...” buyurmuştur.
(Buhârî, Fedâilü’l- Kur’ân, 36)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek ki; okuma meraklı kurrâ çoğalacak; fakîhler ise azalacak ve bu sûretle ilim çekilip alınacak. Daha sonra öyle bir zaman gelecek ki insanların okudukları boğazlarından aşağı geçmeyecek.” buyurmuştur.
(Hakim, Müstedrek, V, 504)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Şiddetli bir şekilde yaklaşan fitne sebebiyle vay insanların hâline. İnsanlar mü’min olarak sabahlar da akşam kâfir oluverirler. İnsanlar dinlerini küçük dünya menfaati karşılığı değiştiriverirler. İşte öyle zamanda dinlerinde sâbit kalabilenler ellerinde kor ateşi tutanlar gibidirler.” buyurmuştur.
(Ahmed İbn Hanbel, Müsned, II, 390; Ayrıca bkz. Müslim, İman 186; Tirmizî, Fiten 30, (2196)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek ki; bütün insanlar ribâ/faiz ile iş yapacak. Ondan sakınanlar dahi tozuna bulaşmak durumunda kalacaklar.” buyurmuştur.
(Nesâî, Büyû 2; İbnu Mâce, Ticârât 58; İbn Hanbel, Müsned, IV, 494; Beyhakî Sünen, IV, 275)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek ki; doğru söyleyenler yalanlanacak, yalancılar ise doğrulanacak. Güvenilir kimseler hâin sayılacak, hâinlere güvenilecek. İnsanlardan şâhidlik etmeleri istenmediği halde şâhidlik edecekler, yemin etmeleri istenmediği halde yemin edecekler,” buyurmuştur.
(Taberânî, XXIII, 314)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek ki; insanlar iyiliği özendirmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” buyurmuştur.
(Heysemî, Mecmauz- zevâid, VII, 280)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Muhakkak ki insanlar üzerine öyle bir zaman gelecek k; o vakit kişi altından sadaka ile (çarşı Pazar) dolaşır da bunu kendisinden sadaka olarak kabul edecek tek kişi bulamaz. O zaman, tek bir erkeğe kırk tane kadının tâbi olduğunu ve kadınların çokluğu ve erkeklerin azlığı sebebiyle ona sığındıklarını görürsün.” buyurmuştur.
(Buharî, Zekât 9; MüsIim, Zekat 59)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ben sizin dünya hırsıyla birbirinizle kapışmanızdan, birbirinizi katletmenizden ve sizden öncekiler gibi helâk olup gitmenizden korkuyorum.” buyurmuştur.
(Müslim, Fezâil 31)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “…Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” buyurmuştur.
(Buhârî, Cenâiz 71, Menâkıb 25, Megâzî 27, Rikâk 7, 53; Müslim, Fezâil 30)

Resim---Hz. Sevban radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.” buyurdu. Orada bulunanlardan biri: “O gün sayıca azlığımızdan mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hayır, bilakis o gün siz çok olacaksınız. Lâkin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalblerinize zaafı atacak!” buyurdu.
“Zaaf da nedir yâ Resûlullah?” denildi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!”
buyurdu.
(Ebu Davûd, Melâhim 5/4297)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim RESÛLULLAH sallallahu aleyhi vesellem DİLİyLe FİTNE.:

Resim ---Ebu Ümeyye eş-Şa’bani anlatıyor: “Ey Ebu Sa’lebe dedim, şu âyet hakkında ne dersin?”
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).: Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Mâide 5/105)

Bana şu cevabı verdi: “Gerçekten bunu, iyi bilen birine sordun. Zirâ ben aynı soruyu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e sormuştum.

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ma’rufa/ Şeriatın makbul kıldığı veya emrettiğine sarılın, münkerden/ Şeriatın kabâhat ve haram diye bildirdiği şeyden de kaçının! Ne zaman uyulan bir cimrilik, takip edilen bir hevâ, (dine, ahirete) tercih edilen dünyalık görür, rey sahiplerinin (selefi dinlemeden) kendi reylerini beğendiklerini müşahade edersen, o zaman kendine bak. İnsanlarla uğraşmayı bırak. Zira (bu safhaya gelince) arkanızda sabır günleri var demektir. O günler avuçta ateş tutmak gibi (sıkıntılı)dır. O günlerde, sizin kadar amel yapabilen bir kimseye elli kişinin ecri verilecektir.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Melâhim 17/4341); Tirmizî, Tefsir, 5/3060); İbnu Mâce, Fiten 21)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.”
“Bu nasıl olur?” diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.”
buyurmuştur.
(Müslim, Fiten 56)

Herç: Karışıklık, gürültü. Nizamsızlık.

Resim ---Zübeyr İbnu Adiy rahimehullah anlatıyor: “Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh’ın yanına girdik. Haccâc’ın bize yaptıklarını şikâyet ettik. Bize: “Sabredin,. Zirâ öyle günlerle karşılaşacaksınız ki, her yeni gün, gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu, Rasûlunüz sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittim.” buyurmuştur.
(Buharî, Fiten 6; Tirmizî, Fiten 35/2206)

Resim ---Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem birgün: “Bana kaç müslüman olduğunu sayıverin” buyurdu.
Biz: “Yâ Resûlullah! Bizim sayımız altı-yediyüze ulaşmış olduğu halde, hakkımızda korku mu taşıyorsunuz?” dedik.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Siz bilemezsiniz, (çokluğunuza rağmen) imtihan olunabilirsiniz!” buyurdu. . Gerçekten öyle (belâya maruz kalıp) imtihan olunduk ki, içimizden namazını gizlice kılanlar oldu.”
buyurmuştur.
(Buharî, Cihad 181; Müslim, İman 235)

Resim ---Abdullah ibn-i Ömer radıyallâhu anh: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem bize yönelerek: “Ey Muhacirler cemâati!
Beş şey vardır ki, onlarla mübtelâ olacağınız zaman Ben sizlerin o şeylere erişmenizden Allâh’a sığınırım. Onlar şunlardır:
1-) Bir milletin içinde zina, fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu alenî olarak işlediğinde, mutlaka içlerinde taun hastalığı ve onlardan önce gelip-geçmiş milletlerde vuku’ bulmamış hastalıklar yayılır.
2-) Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve başlarındaki hükümdarların zulmü ile cezalandırılırlar.
3-) Mallarının zekâtını vermekten kaçan her millet mutlaka yağmurdan menedilir (kuraklık cezası ile cezalandırılır) ve hayvanları olmasa (Allâh hayvanlara acımasa) onlara yağmur yağdırmaz.
4-) Allâh’ın ahdini (emirlerini) ve Rasûlün sünnetini terk eden her milletin başına mutlaka Allâh kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder ve düşman o milletin elindeki-avucundakilerin bir kısmını alır.
5-) İmamları (yâni devlet adamları) Allâh’ın Kitabı ile amel etmeyip Allâh’ın indirdiği hükümlerden işlerine geleni seçtikçe Allâh onların hesabını kendi aralarında görür.”
buyurmuştur.
(İbn-i Mâce, Fiten, 22)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Fırat nehrinin suyu çekilip, aktığı yatakta bulunan bir altın dağı meydana çıkmadıkça ve kurtulup kazanan ben olayım diye birbiriyle çarpışan her yüz kişiden doksan dokuzu ölmedikçe kıyamet kopmaz.” buyurmuştur.
(Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29. Ayrıca bk. İbni Mâce, Fiten 25)

Diğer bir rivayet ise şöyledir: “Pek yakında Fırat nehrinin suyu çekilerek aktığı yatakta bir altın hazinesi meydana çıkacaktır. O günü gören kimse, o hazineden kesinlikle bir şey almasın.” buyurmuştur.
(Buhârî, Fiten 24; Müslim, Fiten 29-32. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 13; Tirmizî, Sıfatü’l-cenne 26)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; kişi bir kabre uğrayıp üzerine abanarak: ‘Keşke bu kabrin içinde ben olsaydım’ demedikçe kıyamet kopmaz. Hâlbuki bu sözü ona söyleten din değil, belâ olacaktır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Fiten, 22; Müslim, Fiten, 53-54)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zamanın geleceği, insanların kalblerinin dünya sevgisi ile dolacağı, cihadı zarar olarak görüp zekat vermeyi altından kalkılması zor bir borç olarak görecekleri bildirilir.” buyurmuştur.
(Ali el-Müttakî, Kenz, III, 236/6322)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Beni İsrail üzerine gelen şeyler, aynıyla ümmetimin üzerine de gelecektir. Öyle ki onlardan aleni olarak annesine gelen olmuşsa, ümmetimden de bu çirkin işi mutlaka yapan olacaktır. Nitekim, Beni İsrail yetmişiki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmişüç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.”
“Bu fırka hangisidir?” diye soruldu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!”
buyurmuştur.
(Tirmizî, İman 18/2641)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikâme imkanı kalmaz).” buyurmuştur.
(Tirmizî, Fiten 78/2266)

Ümera.: (Emir. c.) Emirler, beyler. Seyyidler. şerifler. * Yüksek rütbeli zabitler.
Sehâvetkâr: f. Eli açık, cömert olan. Herkese ihsan eden.
Müşavere: Bir iş hususunda iki veya daha fazla kimseler arasındaki konuşma ve danışma. İstişare etme.
Şerir: Şerli. Şer işleyen. Kötülük yapan. Kötü.
İkâme: Ayağa kaldırmak. Kıyam etmek..


Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem birgün: “Gençlerinizin fıska düştüğü, kadınlarınızın azdığı zaman haliniz ne olur?” diye sormuştu. (Yanındakiler hayretle):
“Yâ Resûlullah, yani böyle bir hal mi gelecek?” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti:
“Emr-i bi’l-ma’rufta bulunmadığınız, nehy-i ani’l-münker yapmadığınız vakit haliniz ne olur?” diye sordu. (Yanındakiler hayretle:)
“Yâni bu olacak mı?” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve sormaya devam etti: “Münkeri emredip, ma’rufu yasakladığınız zaman haliniz ne olur?” (Yanında bulunanlar iyice hayrete düşerek):
“Yâ Resûlullah! Bu mutlaka olacak mı?” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Evet, hatta daha beteri!” buyurdu ve devam etti:
“-Ma’rufu münker, münkeri de ma’ruf addettiğiniz zaman haliniz ne olur?”
(yanindeki Ashab:) “Yâ Resûlullah! Bu mutlaka olacak mı?” diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Evet, olacak!”
buyurmuştur.
(Heysemi, Mecma’u’z-Zevaid, VII, 281)

Ma’ruf.: Şeriatın makbul kıldığı veya emrettiği.
Münker: râzı olmadığı şey. * İnkâr edilmiş olan. * Şeriatın kabâhat ve haram diye bildirdiği şey

EMR-i Bİ'L- MA'RUF.. İyiliği Emretme..
NEHY-i ANİ'L- MÜNKER.. Kötülükten Alıkoyma.

Ma’ruf, şerîatın emrettiği; münker, şerîatın yasakladığı şey demektir. Başka bir deyimle Kur'ÂN-ı Kerîm ve sünnete uygun düşen şeye ma’ruf; Allah'ın râzı olmadığı, inkâr edilmiş, haram ve günah olan şeye de münker denilir.
(Râğıb el-İsfahânı, el-Müfredât, s.505; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ÂN Dili, IV, 2357-2358; V, 3118).

Yâni ma’rufu emretmek iman ve itaata çağırmak; münkerden nehyetmek de küfür ve Allah'a başkaldırmaya karşı durmaktır.
(Kadı Beydâvî, Envârü't-Tenzil, 2/232).

Kur’ÂN-ı Kerîm'de;


وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Resim---"Veltekun minkum ummetun yed’ûne ile’l- hayri ve ye’murûne bi’l- ma’rûfi ve yenhevne ani’l- munker (munkeri), ve ulâike humu’l muflihûn (muflihûne).: Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Âl-i İmrÂN 3/104)

Buyurulmaktadır.
Bu âyetle ma’rufun emredilmesi ve münkerden menedilmesi işi bütün İslâm ümmetine farz kılınmıştır. İslâm uleması bu görevi ümmet içinden bir grubun yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun kalkacağını, ancak hiç kimsenin yapmaması halinde bütün müslümanların sorumlu ve günahkâr olacağını söylemiştir.
(A.H. Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 1155)

Başka bir Âyet-i Kerimede:


وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَى مَا أَنزَلَ اللّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُواْ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلاَ يَهْتَدُونَ
Resim---"Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve ilâr resûlî kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ yehtedûn (yehtedûne).: Ve onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur’ân'a) ve Resûl’e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (dîn) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi?” (Âl-i İmrÂN, 3/110)

Müminler, dünyadaki en hayırlı toplumdur ve iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan en güzel ahlâkla yetişmişbir toplumdur. Bu toplumun korunması için bu âyetlerle dinin en önemli ilkeleri olan iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe, çağırmak emredilmiştir..

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin; buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir'' buyurmuştur.
(Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten. 1I- Nesaî iman 17 İbn Mâce, Fiten, 20)

Ma’rufu emretmek, münkerden alıkoymak sorumluluğunun ağır bir yük olduğunu Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şu buyruğu ortaya koymaktadır:

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bana hayat bahşeden Allah'a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da, Allah kendi katından sizin üzerinize bir azab gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez" buyurmuştur.
(Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388)

Şu âyet de ibretle düşünmeyi gerektirmektedir:

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ
Resim---“Luinellezîne keferû min benî isrâîle alâ lisâni dâvude ve îsâbni Meryem (meryeme) zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn (ya’tedûne).: İsrailoğulları’ndan inkâr edenler, Hz. Dâvud (a.s) ve Meryem oğlu İsâ’nın diliyle lânetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri, taşkınlık yapıp haddi aşmaları sebebiyledir.” (Mâide 5/78)

كَانُواْ لاَ يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ
Resim---"Kânû lâ yetenâhevne an munkerin fealûhu lebi’se mâ kânû yef’alûn (yef’alûne).: Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü..” (Mâide 5/79)

الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُم مِّن بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُواْ اللّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Resim---"El munâfikûne ve’l- munâfikâtu ba’duhum min ba’din, ye’murûne bi’l- munkeri ve yenhevne ani’l- ma’rûfi ve yakbidûne eydiyehum nesûllâhe fe nesiyehum inne’l- munâfıkîne humul fâsikûn (fâsikûne).: Münafık erkekler ve münafık kadınlar, birbirlerindendir. Münkeri (kötülüğü) emrederler ve ma’ruftan (iyilikten) nehyederler (yasaklarlar) ve ellerini sıkarlar (cimrilik ederler). (Onlar), Allah’ı unuttular böylece (O da) onları unuttu. Muhakkak ki münafıklar, fasıklardır.” (Tevbe 9/67)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in çeşitli buyruklarında müslümanların her birinin birer çoban olduğu, elleri altındakilerden sorumlu bulunduğu, mü'minler arasında canlı ve sürekli bir toplumsal birliktelik ve beraberliğin olması, dâima zayıfın hakkının güçlüden alınmasından yana tavır takınılması, cihadın en faziletlisinin zâlim bir devlet başkanına karşı hak bir söz söylemek olduğu belirtilmektedir.

Bir toplumda ma'rûfu emreden, kötülükten menedenler olmazsa giderek münker olan işler bírer kural haline, bir yaşama biçimi haline gelirler. Şeytanlar hak ile bâtılı karıştırır, doğruyu bozarlar; insanlara Allah'ı unuttururlar. Böyle bir toplumda müslümanın tavrını yine âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'in şu buyruğunda bulmak mümkündür:


Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça Allah tarafından gelen hak din üzere devam edersiniz: Cehâlet sarhoşluğu ve dünyaya aşın düşkünlük. Siz iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah yolunda cihad ederken içinizde dünya sevgisi oluşuverince iyiliği emretmez, kötülüğe engel olmaz ve Allah yolunda cihadı bırakırsınız. O gün Kitap ve sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar Ensâr ve Muhâcirlerden İslâm'a ilk giren kimseler gibidirler'' buyurmuştur.
(Bezzâr, Mecmau'z- Zevâid, VII, 271)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İyileriniz zâlimlerinize yardakçılık eder; Fıkıh kötülerinizin, saltanat da küçüklerinizin eline geçer. İşte o zaman fitnenin hücumuna uğrar ve birbirinize düşersiniz" buyurmuştur.
(Bezzâr, Mecmau'z- Zevâid, VII, 286)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: ''(Bu durumda ise) açık günahlar herkese zarar verir, kötüler iyilere musallat olur, iyilerin de kalbi mühürlenir, lânetlenirler. Fitne günlerinde ise sabırlı olmak ateşi kor halinde elde tutmak gibidir" buyurmuştur.
(Kenzü'l- Ummâl, II, 68-78)

Ma’rufun emredilmediği, münker den alıkonulmayan toplumların nasıl helâk edildiği, nasıl Allah'ın azâbının onları kuşattığı Kur’ÂN-ı Kerîm'de hemen her sûrede zikredilmektedir..

واَسْأَلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لاَ يَسْبِتُونَ لاَ تَأْتِيهِمْ كَذَلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Resim---"Ves’elhum anil karyetilletî kânet hâdıratel bahri iz ya’dûne fî’s- sebti iz te’tîhim hîtânuhum yevme sebtihim şurraan ve yevme lâ yesbitune lâ te’tîhim, kezâlike neblûhum bi mâ kânû yefsukûn (yefsukûne).: Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. “Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında”, balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, 'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise, gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.” (A’râf 7/163)

İslâm bilginleri, bir şeyden korkarak kötülüğe engel olmamanın âdeta o kötülüğü kabul etmek ve ona katılmak anlamına geldiğini; asıl korkunun Allah'tan korkmak olduğunu; iyiliği emretmek ve kötülüğü engellemek görevinin eceli yaklaştırmadığını ve rızkı kesmediğini; ancak göz göre göre tâkat dışı belâya direnmenin de câiz olmadığını söylemişlerdir.
(Kenzü'l Ummâl, II, 141 vd).

Ma’rufu emretmek, münkerden alıkoymak görevini İslâm ümmeti içinden öncelikle âlim olanlar üstlenir; yoksa bu iş câhillere bırakılmaz. Çünkü câhiller her şeyi altüst ederler, kavram ve değer kargaşasına yolaçarlar. Görevin yerine getirilmesinde ana ilke her müslümanın ahirette hesap vereceğini bilmesi bilincidir. Toplumlar genelde ikiye ayrılırlar: Ma’ruf toplumlar, münker toplumlar. Münker toplumlar oluşmuş veya oluşmaktâ iken, müslümanların ma'siyete, münkere, tâğuta itaatten kaçınmaları farzdır.
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 144)

Yani müslümanların her münker toplumunu ma’ruf toplum, İslam hükümlerinin yaşandığı toplum haline getirmeleri fârz kılınmıştır. Çağdaş demokrâtik-laik toplumlar dini sadece Allah'la kul arasında bir mesele olarak görürler ve İslâm'ın ma’ruf münker ilkesinin sadece ahlâkı bir mesele olduğunu vâzederler. Halbuki hayatın bütün yönlerini Allah ve Resulunün emir ve yasakları doğrultusunda yaşamak ve münker toplumları İslâmî toplum haline dönüştürmekle görevli olan müslümanların bu durumuyla demokratik ilkeler birbirine hem karşıt, hem de çelişiktir. Bu sebeple müslümanların her zaman ma’rufu emretmeleri, münkerden sakındırmaları mümkün olmaz; karşılarına münker toplumun emir ve yasakları çıkarılır. İşte bu noktada müslümanlar için şu buyruk geçerlidir:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Resim---"Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn (ta’melûne).: Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Mâide 5/105)

Çağdâş toplumla müslümanın çelişkisi onun, ancak Allah'a ve Resûlüne itaat edeceği gerçeğinden dolayı İslâmî bir yaşayışı gerçekleştirmesini zorunlu kılar. Bir yandan bu yolda çalışırken öte yandan münkerlerle mücâdele kesintiye uğramaz, ma’rufun emredilmesinden geri kalınmaz. Bu nokta şunun için önemlidir: Ma’ruf, ne salt ahlakçılık demektir, ne de İslâm'ın ana ilkelerinin yerine insan haklarının geçirilmesidir. Ma’ruf, tek kelimeyle İslâm'ın kendisidir. Münker de, aslı itibariyle veya ahlâkı açıdan sadece kötü şeyler değil, tam anlamıyla İslâm'ın yasakladığı her şeydir. Yeryüzünün değişik yerlerinde, değişik rejimlerde ve şartlarda yasayan müslümanlar için değişmeyen ölçü budur. Bunun tek yöntemi de Rasûlullah'ın sünnetidir.:

مَّا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاء مِنكُمْ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim---"Mâ efâallâhu alâ resûlihî min ehli’l- kurâ fe lillâhi ve li’r- resûli ve li zî’l- kurbâ ve’l- yetâmâ ve’l- mesâkîni vebni’s- sebîli key lâ yekûne dûleten beyne’l- agniyâi minkum, ve mâ âtâkumu’r- resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh (vettekûllâhe), innallâhe şedîdu’l- ikâb (ikâbi).: Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından Resûlü'ne verdiği fey, Allah'a, Resûl'e, (ve Resûl'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Öyle ki (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp dolaşan bir devlet olmasın. Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikâbı) pek şiddetli olandır.” (Haşr 59/7)

Gerçek ma’ruf-münker görevi, en başta insanın kendisinden başlayarak yapılır. Bazı insanlar her devirde, Resule itaati söylerler, kendileri itaat etmezler; sadakayı emrederler, kendileri vermezler. İşte şu âyet-i kerimede onlar uyarılmaktadır:

أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ
Resim---"E te’murûnen nâse bi’l- birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûne’l- kitâb (kitâbe) e fe lâ ta’kılûn (ta’kılûne).: Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Bakara 2/44)

İyiliği emredip kendileri yapmayanlar için hesap gününde dudaklarının ateşten makaslarla kesileceği haberi verilmiştir.
(İbn Kesir, 1, 8.)

İkincisi, Rabbin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağırmak, insanlarla en güzel şekilde tartışmak, azgınlara bile yumuşak söz söylemektir.:


ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Resim---"Ud’u ilâ sebîli rabbike bi’l- hikmeti ve’l- mev’ızati’l- haseneti ve câdilhum billetî hiye ahsenu, inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi’l- muhtedîn (muhtedîne).: Rabbinin yoluna (Allah'a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm'e) hikmetle ve güzel (pozitif dereceler kazandıracak) öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O'nun yolundan (Sıratı Mustakîm'den) sapanları (dalâlete düşenleri) ve hidayete erenleri bilir.” (Nahl 16/ 125)

اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
Resim---“İzhebâ ilâ fir’avne innehu tagâ.: Firavuna ikiniz gidin. Muhakkak ki o, azdı.” (Tâhâ 20/43)

فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى
Resim---"Fe kûlâ lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ.: O zaman ona, yumuşak söz söyleyin. Böylece o, tezekkür eder (anlar) veya huşû duyar.” (Tâhâ 20/44)

Sonuçta ma’rufun emredilmesi, münkerin yasaklanması meselesi, sadece bir fetvâ olayı değil; aile, hukuk, siyaset ve ekonominin her zaman içiçe geçmiş bir şekilde şerîatın gerekleri doğrultusunda savunulması ve yaşanması demektir. Bu, sistemli bir davet çalışmasını gerektirir. İslâm'ın ilk yayılışı da böyle olmuştur. Ehl-i kitab'a karşı veya müşriklere ve diğer gayri İslâmî zümrelere karşı tek geçerli davet metodu Resulullah'ın sünnetidir. Bunu ancak Resulullah'ın sünnetiyle açıklayabiliriz.

Öte yandan, İslâm toplumlarında ise ma’rufun emredilmesi, münkerin yasaklanmasında ictihada giren konularda uyarıcılık yapılmaz. Meselâ Hanefiler, unutularak besmelesiz kesilen hayvanın etini yiyen bir Şâfiîye: "Bu yediklerin haramdır" şeklinde bir uyarıda bulunamaz; zira bunlar Şâfiî'ye göre helâldir. İşte emri bi'l-mâ'rûf nehyi ani'l-münkeri herkesin yapamamasından kasıt budur. Ancak, herkesin bildiği büyük-küçük günahlar, dinin kesin yasaklamaları hakkında herkes bu görevi yerine getirir.
(İmam Gazâli, İhyâ-u Ulûmi'd-Din, Emri Bi'l-Mâ'ruf ve Nehyi Ani'l-Münker bölümü).
Fakat Şâfiîler, besmelesiz kesilen hayvanların etini yemek isteyen Hanefilere ikazda bulunabilir.


Resim ---Enes b. Mâlik'ten rivâyet edilen bir hadiste şöyle bir hüküm bulunmaktadır: "Biz Allah'ın Resûlüne 'Ey Allah'ın Rasûlü, biz iyiyi tamamen işlemedikçe emredemez miyiz? Kötülükten tamamen sakınmadıkça menedemez miyiz?' diye sorduk.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Siz iyiliğin tamamını işlemezseniz dahi iyiliği emrediniz. Siz kötülüğün tamamından sakınmasanız dahi kötülükten sakındırınız"
buyurmuştur.
(Taberânî)

Kur'ÂN-ı Kerîmde Hz. Lokman aleyhisselâm'ın oğluna öğüdü her zaman ve mekanda uyarıcının hâlini beyân eder:

يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
Resim---"Yâ buneyye ekımı’s- salâte ve’mur bi’l- ma’rûfi venhe ani’l- munkeri vasbir alâ mâ esâbeke, inne zâlike min azmi’l- umûr (umûri).: Ey yavrum, namazı ikame et (namaz kıl)! Ma’ruf ile (irfanla, iyilikle) emret ve münkerden (kötülükten) nehyet (münkeri yasakla, mani ol). Ve sana isabet eden şeylere (musîbetlere) sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen (mutlaka yapılması gereken) işlerdendir.” (Lokmân 31/17)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim
Resim---Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanların dünyaca en bahtiyarını âdi oğlu âdiler teşkil etmedikçe Kıyamet kopmaz.” buyurdu..
(Tirmizî, Fiten 37/2209)

Resim---Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yanındaki cemâate konuşurken, bir adam gelerek: “Yâ Resûlullah! Kıyamet ne zaman kopacak?” dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem konuşmasına devam etti, sözlerini bitirdiği vakit: “Sual sâhibi nerede?” buyurdu.
Adam: “İşte buradayım Yâ Resûlullah!” dedi.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Emânet zâyi edildiği vakit Kıyameti bekleyin!” buyurdu.
Adam: “Emânet nasıl zâyi edilir?” diye sordu.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İş, ehil olmayana tevdi edildi mi Kıyamet’i bekleyin!.”
buyurdu..
(Buharî, İlm 2, Rikâk 35)

Resim---İmam Ali kerremâllahu vechehu: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem birgün: “Ümmetim onbeş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belânın gelmesi vâcib olur!” buyurunca (Yanındakiler:) “Yâ Resûlullah! Bunlar nelerdir?” diye sordular.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:
-Ganimet (yani milli servet, fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse,
-Emânet (edilen şeyleri emânet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, me’murlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman,
-Zekât (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telâkki ettikleri zaman.
-Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği;
-Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı;
-Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence ve siyâsiyâta vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.
-Kavme, onların en alçağı (erzel) reis olduğu;
-(Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet edildiği;
-(Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği;
-İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği;
-Çeşitli adlar altında şarkıcı kadınlar ve çalgı âletleri edinildiği;
-Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakâret ettiği zaman artık kızıl rüzgârı, (zelzeleyi), yere batışı (hasfı) veya sûret değiştirmeyi (meshi) (veya gökten taş yağmasını, (kazfi) bekleyin.”
buyurdu.
(Tirmizî, Fiten 38/2210)

Resim---Mikdam bin Ma’dikerb’in bir hizmetçisi vardı, süt satardı, Mikdam da karşılığında para alırdı. Ona: “Subhânallah, süt satıp para mı alıyorsun?” dediler.
O da: “Evet, bunda ne var ki? Ben Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini duydum: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit dinar ve dirhemden başka bir şey fayda vermeyecek!”
dedi.
(Ahmed bin Hanbel, IV, 133)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Sizin üzerinize öyle bir zaman gelecek ki o vakit siz, iyilikleri emretmeyen ve kötülükleri yasaklamayan kimselerin en hayırlı kişiler olduğunu düşünürsünüz.” buyurdu..
(Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8462)

Resim---Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o vakit müminin kalbi tuzun suda eridiği gibi eriyecek!” buyurdu.
“Niçin eriyecek yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda:
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem:“Kötülükleri görüp de onları değiştirmeye güç yetiremediği için”
buyurdu..
(Ali el-Müttaki, Kenz, III, 686/8463)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanlar öyle günler görecek ki katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” “Bu nasıl olur?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir.” buyurdu..
(Müslim, Fiten 56)

Herç.: Karışıklık, gürültü. Nizamsızlık.

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek." "Bu nasıl olur?" diye soruldu. Şu cevabı verdi: "Herçtir! Öldüren de ölen de ateştedir." buyurdu..
(Ebu Hüreyre radıyallahu anhu’dan; Müslim, Fiten 56)

İmam İbnu Hacer, "herç" kelimesinin kullanıldığı mânaları zikreder. Ahir zaman fitnesi ile ilgili şu hususlar kaydedilir.
1-) Katlde şiddet,
2-) Katlde çokluk,
3-) İhtilat (kargaşa)
4-) Ahir zamanda ortaya çıkacak fitne..


Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Davaları aynı olan iki büyük grup arasında büyük bir savaş vukua gelmedikçe kıyamet kopmaz." buyurdu..
(Müslim, Fiten 17)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Bahtiyâr, fitneden kaçınan kimse ile, belâlarla karşılaşınca sabreden kimsedir. Ne mutlu ona!" buyurdu.
(Ebu Davûd, Fiten 2)

Resim---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Yaklaşan bir şerden yazık Araplara! Elini çeken ondan kurtulur." buyurdu.
(Ebu Davûd, Fiten 1)

Resim---Ebu Musa'dan gelen bir rivayete göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’e: "Kıyametten önce mutlaka herç vardır." buyurması üzerine: "Yâ Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem herç nedir?" diye sordum. "Katldir." cevabını verdi. Bunun üzerine orada bulunan Müslümanlardan bazıları: " Yâ Resûlullah (bunu belirtmeniz de niye?) Biz şimdiden bir yılda şu kadar bu kadar çok müşrik öldürüyoruz!" derler. Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem, muhatablarının yanlış anladıklarını görerek, şu tavzih ve açıklamada bulunur: "(Benim kastım) müşriklerin öldürülmesi değildir. (O gün gelince) birbirinizi öldüreceksiniz, o kadar ki, kişi komşusunu, amcaoğlunu ve akrabalarını öldürecek." Cemâatten bazıları tekrar sorar: " Yâ Resûlullah, o zaman aklımız başımızda olduğu halde mi bunu yapacağız (yoksa delirmiş mi olacağız?)" Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: "Hayır, bu esnâda akıl kalmaz. (Aşırı hırs ve cehâlet sebebiyle) o devir insanlarının ekseriyetinin aklı ortadan kalkar. Bu durumda, halk içinde ortaya çıkan akıldan mahrum bir ayak takımı, öncekilerin yerine geçer." buyurdu..
(Prof. Dr. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 13/358-359)
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KeLÂMuLLAHta ve RESÛLuLLAHta FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim

Fitne .: İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey. * Muhârebe. * Azdırma. * Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. * Küfr. Fikir ihtilâfı. * Şikak. Kavga. * Delilik. * Mihnet ve beliye. * Mal ve evlâd. * Potada altın ve gümüşü eritmek. * İmtihan ve tecrübe etmek..
Fitne, toplumdaki emniyet ve güven duygularını kaldırmak anlamındadır.
Fitne, imtihan demektir. Anarşi, bozgunculuk, günah, şirk, bela ve daha başka mânâlara gelirse de, ekseriya bölücülük, bozgunculuk anlamında kullanılır.


Kur'ÂN-ı Kerîmde FİTNE.:

1-) Şirk, küfür.:

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلّهِ فَإِنِ انتَهَواْ فَلاَ عُدْوَانَ إِلاَّ عَلَى الظَّالِمِينَ
Resim----“Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitnetun ve yekûned dînu lillâh (lillâhi), fe inintehev fe lâ udvâne illâ ale’z- zâlimîn (zâlimîne).: Ve fitne kalmayıncaya ve dîn, ALLAH için oluncaya kadar onlarla savaşın (onları öldürün). Bundan sonra eğer vazgeçerlerse o zaman zâlimlerden başkasına karşı düşmanlık yoktur.” (Bakara 2/193)

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim----“Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). ALLAH’ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz.” (Enfâl 8/25)

وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
Resim----"Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fî’l- ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr (dâri).: Onlar, misaklerinden sonra (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde ALLAH’a misak verdikten sonra) ALLAH’ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini ALLAH’a teslim etmezler). Ve ALLAH’ın, O’na (ALLAH’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını ALLAH’a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesad çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm’e ulaşmalarına mani oldukları için fesad çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir.” (Ra’d 13/25)

2-) Günah.:

وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ ائْذَن لِّي وَلاَ تَفْتِنِّي أَلاَ فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُواْ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
Resim----"Ve minhum men yekûlu'zen lî ve lâ teftinnî, e lâ fî’l- fitneti sekatû, ve inne cehenneme le muhîtatun bi’l- kâfîrîn (kâfîrîne). : Ve onlardan biri: “Bana izin ver ve beni fitneye düşürme.” der. Onlar fitneye düşmüş değiller mi? Ve muhakkak ki; cehennem, kâfirleri mutlaka ihata edicidir (kuşatıcıdır).” (Tevbe 9/49)


3-) Bozgunculuk, kavga, ihtilal, bagilik (isyan), anarşi, kargaşa, bölücülük, fesad.:

وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ تُقَاتِلُوهُمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِن قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاء الْكَافِرِينَ
Resim----"Vaktulûhum haysu sekıftumûhum ve ahricûhum min haysu ahracûkum ve’l- fitnetu eşeddu mine’l- katli, ve lâ tukâtilûhum inde’l- mescidi’l- harâmi hattâ yukâtilûkum fîh (fîhî), fe in kâtelûkum faktulûhum kezâlike cezâu’l- kâfirîn (kâfirîne).: Onları (size savaş açanları), bulduğunuz (yakaladığınız) yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Fitne (çıkarmak), (adam) öldürmekten daha şiddetlidir (kötüdür). Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer (orada) sizinle savaşırlarsa (sizi öldürmeye kalkarlarsa), o taktirde (siz de) onlarla savaşın (onları öldürün). Kâfirlerin cezası işte böyledir.” (Bakara 2/191)

وَالَّذينَ كَفَرُواْ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ إِلاَّ تَفْعَلُوهُ تَكُن فِتْنَةٌ فِي الأَرْضِ وَفَسَادٌ كَبِيرٌ
Resim----"Vellezîne keferû ba'duhum evliyâu ba'dın, illâ tef'alûhu tekun fitnetun fî’l- ardı ve fesâdun kebîr (kebîrun).: Kâfir olan kimseler birbirinin dostlarıdır. Onu yapmazsanız (birbirinizle dost olmazsanız) yeryüzünde fitne ve büyük fesad olur.” (Enfâl 8/73)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitne uykudadır. Fitneyi uyandırana ALLAH lânet etsin!” buyurmuştur.
(İ.Rafii)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Din, dünya menfaatine alet edilince, fitneler zuhur eder.” buyurmuştur.
(A.Rezzâk)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fuhuş yayılınca fitne çoğalır.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitneler artmadıkça, kıyamet kopmaz.” buyurmuştur.
(Buharî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ashabım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karışanları, ALLAHu TeÂLÂ benimle olan sohbetleri hürmetine affedecektir. Bu fitnelere karışan Ashabıma dil uzatan Cehenneme girecektir.” buyurmuştur.
(Müslim)


4-) İmtihan.:

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا
Resim----"Ve iz kulnâ leke inne rabbeke ehâta bi’n- nâsi, ve mâ cealnâr ru’yâlletî eraynâke illâ fitneten li’n- nâsi ve’ş- şecerate’l- mel’ûnete fîl kur’ân (kur’âni), ve nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen kebîrâ (kebîren).: Rabbinin, insanları muhakkak (rahmeti ve ilmiyle) ihata ettiğini (kapladığını) sana söylemiştik. Sana (kalp gözü ile) gösterdiğimiz o rüyeti ve Kur’ân-ı Kerim’deki lânetlenmiş ağacı (zakkum ağacı), insanlara sadece fitne (imtihan) kıldık. Ve Biz, onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onların büyük azgınlıklarından (büyük günahlarından) başka bir şeyi arttırmıyor.” (İsrâ 17/60)

إِنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَاللَّهُ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Resim----"İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitnetun, vallâhu indehû ecrun azîm (azîmun).: Oysa sizin mallarınız ve evlâtlarınız fitnedir (imtihandır). Ve ALLAH ki, ecrun azîm (en büyük mükâfat) O’nun indindedir (katındadır).” (Tegâbün 64/15)

وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ
Resim----"Ve lekad fetennâllezîne min kablihim fe le ya’lemennallâhullezîne sadakû ve le ya’lemene’l- kâzibîn (kâzibîne).: Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik/ fitneden geçirdik. ALLAH sadıkları da (doğru söyleyenleri de) tekzib edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir.” (Ankebût 29/3)


5-) Belâ, musibet.:

وَحَسِبُواْ أَلاَّ تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُواْ وَصَمُّواْ ثُمَّ تَابَ اللّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُواْ وَصَمُّواْ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ وَاللّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Resim----"Ve hasibû ellâ tekûne fitnetun fe amû ve sammû summe tâballâhu aleyhim summe amû ve sammû kesîrun minhum vallâhu basîrun bimâ ya’melûn (ya’melûne).: Ve yaptıklarının bir fitne olmayacağını sandılar böylece kör ve sağır (hakkı görmez ve işitmez) oldular. Sonra, ALLAH onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan bir çoğu kör ve sağır oldular. Ve ALLAH, onların yaptıklarını en iyi görendir.” (Mâide 5/71)

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim----"Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takvâ sahibi olun). ALLAH’ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz.” (Enfâl 8/25)


6-) Azab.:

ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
Resim----"Zûkû fitnetekum, hâzâllezî kuntum bihî testa’cilûn (testa’cilûne).: Fitnenizi (yalanladığınızı) tadın! Bu, sizin acele istemiş olduğunuz şeydir.” (Zâriyât 51/14)


7-) Eziyet, işkence.:

ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُواْ مِن بَعْدِ مَا فُتِنُواْ ثُمَّ جَاهَدُواْ وَصَبَرُواْ إِنَّ رَبَّكَ مِن بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim----"Summe inne rabbeke lillezîne hâcerû min ba’di mâ futinû summe câhedû ve saberû inne rabbeke min ba’dihâ le gafûrun rahîm (rahîmun).: Daha sonra da muhakkak ki senin Rabbin, işkenceye (Fitneye, eziyete) uğratıldıktan sonra hicret (göç) edenlere sonra da cihad edip sabredenlere, şüphesiz (bütün) bunlardan sonra, elbette Gafur (mağfiret eden)’dur ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)’dir.” (Nahl 16/110)


8-) Deli.:

وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ
Resim----"Ve inneke le alâ hulukın azîm (azîmin).: Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
Resim----"Fe se tubsıru ve yubsırûn (yubsırûne).: Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler.” (Kalem 68/5)

بِأَييِّكُمُ الْمَفْتُونُ
Resim----"Bi eyyikumu’l- meftun (meftûnu).: Sizin hanginiz meftun (fitneye uğramış, şaşkın)?.” (Kalem 68/6)


9-) Zarar verme.:

وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِي الأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُواْ مِنَ الصَّلاَةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُواْ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا
Resim----"Ve izâ darabtum fî’l- ardı fe leyse aleykum cunâhun en taksurû mine’-s salâti, in hıftum en yeftinekumullezîne keferû. İnne’l- kâfirîne kânû lekum aduvven mubînâ (mubînen).: Ve yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size kötülük edeceklerinden korkarsanız, o taktirde namazdan kısaltmanızda, size bir günah yoktur. Muhakkak ki kâfirler, sizin için apaçık düşmandır.” (Nisâ 4/101)


10-) Sapıklığa düşürme.:

فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
Resim----"Fe innekum ve mâ ta’budûn (ta’budûne).: Bundan sonra muhakkak ki siz ve sizin taptıklarınız.” (Sâffât 37/161)

مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
Resim----"Mâ entum aleyhi bi fâtinîn (fâtinîne).: Onun (ALLAH’ın) aleyhinde, kimseyi fitneye düşürecek değilsiniz (düşüremezsiniz).” (Sâffât 37/162)

إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
Resim----"İllâ men huve sâli’l- cahîm (cahîmi).: Ama cehenneme girecek olanlar hariç.” (Sâffât 37/163)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âhir zamanda, âlim (geçinen)ler fitne unsuru olur, câmiler ve hâfızlar çoğalır, ama, içlerinde [hakiki] âlim hiç bulunmaz.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem “Fitne (bid’at, sapıklık, küfür) yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen, (imkanı nispetinde, söz ile, yazı ile, medya = gazete, dergi, radyo, tv ile) başkalarına (mümkün olan her yere ve herkese) bildirsin, (imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse), ALLAH’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun!” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âhir zamanda, âlim ve ilim azalır, câhillik artar. Câhil ve sapık din adamları, yanlış fetva vererek fitne çıkarır, doğru yoldan saptırırlar.” buyurmuştur.
(Buharî)


11-) Uydurma mâzeret.:

ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
Resim----"Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn (muşrikîne).: Sonra onların: “Vallahi Rabbimiz, biz müşrikler olmadık.” demekten başka onların fitnesi olmayacak.” (E’nâm 6/23)


12-) Dalalet.:

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لاَ يَحْزُنكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُواْ آمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هِادُواْ سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِن بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُواْ وَمَن يُرِدِ اللّهُ فِتْنَتَهُ فَلَن تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللّهِ شَيْئًا أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Resim----"Yâ eyyuhâr resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne li’l- kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuke yuharrifûne’l- kelime min ba’di mevâdııhî, yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â (şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhira kulûbehum lehum fî’d- dunyâ hızyun ve lehum fî’l- âhirati azâbun azîm (azîmun).: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve ALLAH, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için ALLAH’tan bir şeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki ALLAH, onların kalblerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, âhirette de onlara “büyük azap” vardır.” (Mâide 5/41)


13- İnsana sıkıntı ve zarar veren her şey.:

Hadis-i şerifte, imamın namazı uzatıp cemaati sıkıntıya sokması fitne olarak bildirilmiştir. İhtiyara, “tecvidsiz namaz kılınmaz” demek gibi yapamayacağı fetvâyı vermeye de fitne denmiştir.

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ümmetim için en korktuğum şey, kadın ve içki fitnesidir.” buyurmuştur.
(İ. Süyutî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Güzel saç, güzel ses, güzel yüz, fitneye düşürebilir.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Âdem aleyhisselamdan itibaren, Deccâldan büyük fitne yoktur.” buyurmuştur.
(Müslim)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tevbe edin, dilinizi tutun, kendi işinize bakın, başkalarının işine karışmayın!.” buyurmuştur.
(Nesaî, Ebu Davûd)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ne mutlu fitneye karışmayana, ne mutlu fitneye maruz kalıp da sabredene!” buyurmuştur.
(Ebu Davûd)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Hadiseler, fitneler, tefrika ve ihtilaflar zuhur edince, katil (öldüren) olmaktan kurtulup, maktül (öldürülen) olabilirsen ol!.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitne zamanı evinize girdikleri zaman, Âdem aleyhisselamın: "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam" diyen oğlu (Habil) gibi ol!.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Tirmizî)

لَئِن بَسَطتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَاْ بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لَأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Resim----"Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktuleke, innî ehâfullâhe rabbe’l- âlemin (âlemîne).: “Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb’i olan ALLAH’tan korkarım.” (Mâide 5/28)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitne zamanı evlerinizden ayrılmayın! Oklarınızı kırın, yaylarınızı kesin! Âdem aleyhisselamın oğlu [Habil] gibi olun!” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Tirmizî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “İnsanın fitneden selâmet kalması, evine kapanıp kalması ile mümkün olur.” buyurmuştur.
(Deylemî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitne, fırtına gibi insanları savurduğu zaman, âlim ilmi ile, kendini fitneden korur.” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

İslâm DİNİnde.: Hâlık’a isyan olan işte mahlûka itaat yoktur) kuralı vardır. Gayemiz ALLAH’ın rızası olmalıdır.

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Bir kimse, kötülerin kızacakları şeyde ALLAH'ın rızasını ararsa, ALLAHu TeÂLÂ onu, insanlardan geleceklerden korur. Bir kimse, ALLAHu TeÂLÂnın kızacağı şeyde, insanların rızasını ararsa, ALLAHu TeÂLÂ, onun işini insanlara bırakır.” buyurmuştur.
(Tirmizî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Malı ve canı ile cihâd eden, ortalığın karışık olduğu zaman bir kenara çekilip ibâdetini yapan ve kimseye zararı olmayan insan, mümin-i kâmildir.” buyurmuştur.
(Hâkim)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan hayırlıdır, evinizde oturun, fitneye karışmayın!.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Öyle bir zaman gelecek ki, emin, güvenilir insanlar hain, güvenilmeyen sahtekâr insanlar da baş tâcı edilecek. O gün Salih kimselerle fâcir kimseler aynı muameleyi görecek. Bir birinden ayırt edilmeyecek” buyurmuştur.
(İbni kesir, fitne)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitne uykudadır. Uyandırana ALLAH lânet etsin.” buyurmuştur.
(Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, hadis no: 1817)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyametten hemen önce karanlık gece parçaları gibi fitneler zuhur edecektir. O esnada kişi mümin olarak sabahlar, akşama kâfir çıkar, mümin olarak akşamlar, sabaha kâfir çıkar. Fitne esnâsında oturan ayakta olandan daha hayırlıdır. Yürüyen koşandan daha hayırlıdır.” buyurmuştur.
(Ebû Davûd, Fiten 2, Tirmizî, Fiten 33)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Her duyduğunu başkasına aktarmak, kişiye yalan olarak yeter.” buyurmuştur.
(Müslim, Mukaddime)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Din, dünya menfaatine alet edilince, fitneler zuhur eder.” buyurmuştur.
(A.Rezzâk)

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
Resim----"Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fî’-l ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn (muslihûne).: Kendilerine: "Yeryüzünde fesad çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler.” (Bakara 2/11)

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ اللّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلاَ يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُواْ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُوْلَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ"
Resim----"Yes’elûneke aniş şehri’l- harâmi kıtâlin fîhi, kul kıtâlun fîhi kebîr (kebîrun), ve saddun an sebîlillâhi ve kufrun bihî vel mescidi’l- harâmi ve ihrâcu ehlihî minhu ekberu indallâh (indallâhi), vel fitnetu ekberu mine’l- katl (katli), ve lâ yezâlûne yukâtilûnekum hattâ yeruddûkum an dînikum inistetâû ve men yertedid minkum an dînihî fe yemut ve huve kâfirun fe ulâike habitat a’mâluhum fî’d- dunyâ ve’l- âhirati, ve ulâike ashâbu’n- nâr (nâri), hum fîhâ hâlidûn (hâlidûne).: Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) ALLAH yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O’nu inkâr etmek, (mü’minlere) Mescid-i Haram’ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke’den sürüp) çıkarmak ise ALLAH katında daha büyüktür (büyük günahtır). Ve fitne, (adam) öldürmekten de daha büyüktür (bir suç ve günahtır). Eğer onların güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple işte onlar, amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.” (Bakara 2/217)

سَتَجِدُونَ آخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُواْ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوَاْ إِلَى الْفِتْنِةِ أُرْكِسُواْ فِيِهَا فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُواْ إِلَيْكُمُ السَّلَمَ وَيَكُفُّوَاْ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثِقِفْتُمُوهُمْ وَأُوْلَئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَانًا مُّبِينًا
Resim----"Se tecidûne âharîne yurîdûne en ye’menûkum ve ye’menû kavmehum. Kullemâ ruddû ilâ’l- fitneti urkisû fîhâ, fe in lem ya’tezilûkum ve yulkû ileykumu’s- seleme ve yekuffû eydiyehum fe huzûhum vaktulûhum haysu sekıftumûhum. Ve ulâikum cealnâ lekum aleyhim sultânen mubînâ (mubînen).: Sizden ve kendi kavimlerinden emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız.( Fakat) fitneye her çağırılışlarında, ona geri döndüler. Şâyet bundan sonra sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler, ellerini sizden çekmezlerse, o taktirde onları nerede bulursanız yakalayın ve öldürün. Ve işte size, onların üzerine (saldırmanız için) apaçık yetki verdik.” (Nisâ 4/91)


Resim

Es SeLâM OLsun Hateme’n- NebîYy aleyhi’s- SeLâm'a.:

Allâhumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- Ummiyi ve alâ âlihi, ehl-i beytihi ve's-sahbihi ve uMMetihi...


MuhaMMedi MuHABBEtLerimİZLe!....

Resim
Resim
Kullanıcı avatarı
kulihvani
Site Admin
Site Admin
Mesajlar: 12859
Kayıt: 02 Eki 2006, 02:00

Re: KeLÂMuLLAHta ve RESÛLuLLAHta FİTNE-FÜCUR

Mesaj gönderen kulihvani »

Resim FİTNE!.

Fesad.: Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek.
Hased.: Başkasının iyi hallerini veya zenginliğini istemeyip, kendisinin o hallere veya zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak..

Hizbuşşeytanlığın temeli, İblis’in/Şeytan’ın, Âdem aleyhisselâm’ı kıskançlığı, hasedi ve fesadıdır..
Fitnenin de en son temeli Kıskançlık Hasedi ve Fesadıdır..
Âdem aleyhisselâm’ın oğlu Kabil, kardeşi Habili şehvet hasediyle-fesadıyla öldürüp ilk insÂN kanını dökmüştür..
O gündür bu gündür o hased-fesad kan seli hiç durmamış ve dünya durdukça durmayacaktır..

Çünkü HAYyat, ALLAH celle celâlihu’nun el HAYy Esmâ Tecellîsidir..ve İnsÂN oğlunun Şehvetten Şehâdete ki, İnkârdan İkrâra Kulluk Tercihi OLAN ZıtLar ZEVki=>Zaikatü’L- Mevte kadar sürer gider..

İnsÂN oğlunun NEFS Ana Kartına KuLLuk İmtihÂNı gereği yüklenmiş olan çeldiricilerin ilki ve geleceklerinde ANAsı olan HASED.. ve FESAD..

“Fesad” kelimesi, lugatta “f-s-d” kökünden masdar olarak;
Bozulmak, çürümek sağduyudan sapmak, salah halinin bozulması ondan istifâde imkanının kalmaması demektir.

“Fesad” kelimesi, İsim olarak ise;
Zulüm çalkantı, düzensizlik; kuraklık, karışıklık, herc-ü merç (karışıklık) kargaşa ve bozgunculuğu ifâde için hep “fitne ve fesad” tâbiri kullanılmıştır..

Fesad aynı zamanda itidalli ve iktisadlı olamama hâlini ifâde eden, ifrâta düşmek, orta yolu tutamamak i’tidâl çizgisinden uzaklaşıp bozulmak, başkasının malına haksız yere el koymak da fesaddır..

Fitne, Hased ve Fesad konularında Kur'ÂN-ı Kerîmde pek çok âyet-i celîleler vardır ki bir demet;


وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
Resim ---“Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fî’l- ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn (muslihûne).: Onlara: “Yeryüzünde fesad çıkarmayın (başkalarını ALLAH'ın yolundan men etmeyin)!” denildiği zaman: “Biz sadece ıslâh ediciyiz.” dediler.” (Bakara 2/11)

أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ
Resim ---“E lâ innehum humu’l- mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn (yeş’urûne).: Gerçekten onlar, fesad çıkaranlar, onlar değil mi? Ve lâkin farkında değiller.” (Bakara 2/12)

الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Resim ---“Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh (mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fî’l- ard (ardı) ulâike humu’l- hâsirûn (hâsirûne).: O bozguncular ki (ezelde) ALLAH'a (itaat edeceklerine) söz verdikleri halde, sonradan bozarlar. ALLAH'ın birleştirilmesini emrettiği (yakınlık ve îmân bağlarını) keserler, yeryüzünü fesad ve bozgunculuğa boğarlar. Bunlar hüsrana uğrayanlardır...” (Bakara 2/27)

هُوَ الَّذِيَ أَنزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُّحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ في قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاء تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلاَّ اللّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلاَّ أُوْلُواْ الألْبَابِ
Resim ---“Huvellezî enzele aleyke’l- kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummu’l- kitâbi ve uharu muteşâbihât (muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâe’l- fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh (illâllâhu), ve’r- râsihûne fî’l- ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulû’l- elbâb (elbâbi).: Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalblerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini ALLAH'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahibleri ise: "Biz O'na îmân ettik, hepsi RABBimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece ulû’l- elbâb (daimi zikrin ve sırların sahibleri) (tezekkür edebilir).” (Âl-i imrân 3/7)

إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِ إِلاَّ إِنَاثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلاَّ شَيْطَانًا مَّرِيدًا
Resim ---“İn yed’ûne min dûnihî illâ inâsâ (inâsen), ve in yed’ûne illâ şeytânen merîdâ (merîden).: Onlar, ancak O'ndan (Allah'tan) başka dişilere taparlar. Ve ancak isyankâr şeytanı çağırırlar.” (Nisâ 4/117)

Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde, Nisâ Süresinin 117 âyetin açıklamasında şunları söyler:
"En yüksek sevgilerini ALLAH'a tahsis etmeyip de kadınlara tahsis etmiş olanlar, şeytana aldanmaktan ve ona kul olmaktan kurtulamazlar Nitekim; ‘Kadınlar şeytanın ağlarıdır.’ (Nehcü’l- Fesaha, 1/635, bu hadisin sıhhat konusu hadis âlimlerince tartışılmaktadır) denilmiştir. Şeytanlar başka yol ile aldatamadıklarını en çok kadınla aldatırlar.."


Resim ---Üsâme İbni Zeyd radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Benden sonra erkeklere kadınlardan daha zararlı bir fitne sebebi bırakmadım.” buyurdu..
(Buhârî Nikâh 17; Müslim Zikir 97 98. Ayrıca bk. Tirmizî Edeb 31; İbni Mâce Fiten 31)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَّكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِن تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Resim ---“Yâ eyhuhellezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm (rahîmun).: Ey iman edenler! Muhakkak ki, sizin Eşlerinizden ve evlâdlarınızdan size düşman olanlar vardır. Artık onlardan sakının. Ve eğer onları affeder, kusurlarına bakmazsanız ve bağışlarsanız, o takdirde muhakkak ki ALLAH; GAFÛR'dur, RAHÎM'dir.” (Tegâbün 64/14)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. ALLAH onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü İsrâiloğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.” buyurmuştur.
(Müslim, Zikir 99; Tirmizî, Fiten 26; İbni Mâce,Fiten 19)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Dikkat edin! Bir erkek yabancı bir kadınla baş başa kaldığında, muhakkak üçüncüsü şeytandır.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Rada 16)

Resim ---Ebû Bekre radıyallâhu anhu anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem'dan işitmiş olduğum bir kelimenin Cemel Vak'ası sırasında ALLAH'ın izni ile faydasını gördüm. Şöyle ki bir ara, neredeyse Ashâb-ı Cemel'e katılarak onların yanında yer alıp savaşmaya karar vermiştim. Hemen, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın.: "İranlıların başına Kisrâ'nın kızı kraliçe oldu." diye haber geldiği zaman (söylemiş olduğu sözü hatırladım ve onlara katılmaktan vazgeçtim. O zaman Efendimiz:) “İşlerini kadına teslim eden eden bir kavim felâh bulmayacaktır.” buyurmuştur.
(Buhârî, Fiten 17, Megâzi 82; Tirmizî, Fiten 75, (2263); Nesâî, Kudât 8 (8, 227))

وَلاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ بَعْدَ إِصْلاَحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللّهِ قَرِيبٌ مِّنَ الْمُحْسِنِينَ
Resim ---“Ve lâ tufsidû fî’l- ardı ba'de ıslâhıhâ ved'ûhu havfen ve tamaâ (tamaân) inne rahmetallâhi karîbun mine’l- muhsinîn (muhsinîne).: Islâh olduktan sonra yeryüzünde fesad çıkarmayın. ALLAH'a korkarak ve umutla yalvarın. Şüphesiz ki ALLAH'ın rahmeti muhsinlere yakındır.” (A’râf 7/56)

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Resim ---“Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdu’l- ıkâb (ıkâbi).: Ve sizden (içinizden), sadece zâlim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takvâ sahibi olun). ALLAH'ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz.” (Enfâl 8/25)

وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
Resim ---“Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fî’l- ardı ulâike lehumu’l- la’netu ve lehum sûu’d- dâr(dâri).: ALLAH’a verdikleri sözü kulluk sözleşmesi ile belgeledikten, kesinleştirdikten sonra bozanlara, koyduğu ilâhî düzene, şeriata aykırı yaşayanlara, ALLAH’ın, riâyet edilmesini, birleştirilmesini, bütün olarak düşünülmesini, uygulanmasını emrettiği, bütün peygamberlerin tek dâvet ve tebliğ konusu İslâm Dinindeki devamlılığı sağlayan hükümleri bir kenara atarak, ayrı dinler icâd edenlere; şer’î kuralları, şer’î hükümleri, şer’î düzeni, Kur’ân’ın bütünlüğünü bozarak, parçalayarak İslâm’ı tesirsiz kılmaya çalışanlara, ülkede, yeryüzünde küfürle, zulümle, isyan ile, fitne ile fesad çıkaranlara lânet vardır, kötü bir yurd, cehennem vardır.” (Ra’d 13/25)

فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ
Resim ---“Fe hel aseytum in tevelleytum en tufsidû fî’l- ardı ve tukattıû erhâmekum.: Yeryüzünde fesad çıkarmaya dönmeniz ve birbirinizi öldürmeniz mi, yoksa sizden beklenen bu mu olmalıydı?” (MuhaMMed 47/22)

Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem’in Fitne, Hased ve Fesad konularında pek çok Hadis-i Şerifleri vardır ki bir demet;

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Fitneden sakının! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir.” buyurmuştur.
(İbni Mâce)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Olaylar, fitneler, zuhur edince, katil (öldüren) olmaktan kurtulup, maktul (öldürülen) olabilirsen ol!” buyurmuştur.
(Ebu Nuaym)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Fitneciler saldırdığı zaman, “Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam" diyen Âdem’in oğlu (Habil) gibi ol!.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Tirmizî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Fitne zamanı evinizden ayrılmayın! Âdem’in oğlu (Habil) gibi olun!.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd, Tirmizî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Kıyamet yaklaştıkça fitneler çoğalır. Böyle zamanlarda kenarda kalan, ileri atılandan, oturan ayakta olandan, ayakta olan, yürüyenden, yürüyen de, koşandan hayırlıdır, evinizde oturun, fitneye karışmayın!.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Fitne zamanında evinizde oturun, günahlarınıza tevbe edin, dilinizi tutun, kendi işinize bakın, başkalarının işine karışmayın!.” buyurmuştur.
(Nesaî)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Ne mutlu fitneye karışmayana ve fitneye maruz kalıp da sabredene!.” buyurmuştur.
(Ebu Davûd)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kişinin fitnesi, ehlinde, (âilesinde) malında, nefsinde çocuğunda ve komşusundadır. Kişi bu fitneyi, oruç, namaz, sadaka emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l münker ile setredebilir.” buyurmuştur.
(Buharî, “Mevâkıt”,4, Fiten,17; Müslim, “İman”, 231; Tirmizî, “Fiten”, 71.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar.” buyurdu..
(Enes radiyallahu anhu’dan; Rezin ilâvesidir.)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Dünya, mü’mine hapishâne, kâfire cennettir.” buyurdu..
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan; Müslim, Zühd, 1, (2956); Tirmizî, Zühd, 16, (2325))

Resim ---Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem şu duâyı okurlardı: “ALLAH'ım, huşû duymaz bir kalbten sana sığınırım, dinlenmeyen bir duâdan sana sığınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sığınırım.” buyurdu..
(Tirmizî, Da'avât 69, (3478); Nesâî, İstiâze 2, (8, 255). İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi.)

Resim ---Şeddad İbnu Evs radiyallahu anhu.: Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Akıllı kimse, nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz de, nefsini hevâsının peşine takan ve ALLAH'tan temennide bulunan kimsedir.” buyurmuştur.
(Tirmizî, Kıyamet, 26, (2461))

Resim ---Ebû Ya’lâ Şeddâd İbni Evs radiyallahu anhu.: “Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve ALLAH’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır.” buyurdu..
(Tirmizî, Kıyâmet 25; İbni Mâce, Zühd, 31)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden ALLAH’a sığınarak şöyle desin: 'Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l-kabr ve min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât ve min şerri fitneti’l-mesîhi’d-deccâl.: ALLAH'ım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım!.” buyurdu..
(Ebu Hüreyre radiyallahu anhu’dan;Müslim, Mesâcid 128-134; Ebû Dâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64)

Resim ---Aişe radiyallahu anha’nın haber verdiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem namazda şöyle dua ediyordu.: “ALLAH’ım! Kabir azabından sana sığınırım, Mesih deccalin fitnesinden sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. ALLAH’ım, günah işlemekten ve borçtan sana sığınırım!.”
Birisi.: “Borçtan ne kadar çok ALLAH’a sığınıyorsun” dedi.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Kişi borçlanınca yalan söylemek mecburiyetinde kalır, söz verir sözünde duramaz.”
buyurdu..
(Buhârî, ezan 149; Müslim, Zikir ve Dua: 15; Ebû Davûd, Salât: 367)

Resim ---Aişe radiyallahu anha Annemiz kabir azâbının olup olmadığını Resûl-i Ekrem aleyhisselâm’e sorduğunu, Resûlullah sallallahu aleyhi vesellemin de.: “Evet, kabir azâbı haktır.” buyurduğunu ve kıldığı her namazda kabir azâbından ALLAH’a sığındığını söylemektedir. buyurmuştur.
(Nesâî, Sehv 64)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Zaman daralacak, ameller azalacak, aç gözlülük yayılacak, fitneler çoğalacak ve öldürme olayları artacak” buyurmuştur.
(Buharî, Fiten,5)

Resim ---Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Hayatımı kudret elinde tutana yemin ederim ki, katilin niçin öldürdüğünü, maktulün de ne sebebden öldürüldüğünü bilemeyeceği insanlara gelinceye kadar, bu dünyanı sonu gelmeyecektir.” buyurdu.
Sahabileri.: “Yâ Rasûlallah, nasıl böyle olacak?” dediler.
Resûlullah sallallahu aleyhi vesellem.: “Fitnelerin çoğalması, öldürmeler, öldüren de öldürülen de cehennemdedir”
buyurdu..
(Müslim)


Resim

Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ MuhaMMedin
Abdike ve
Nebiyyike ve
Rasûlike ve
Nebiyyi'l- ÜMMiyyi ve alâ âlihi, Ehl-i Beytihi ve's- Sahbihi ve ÜMMetihi...

ALLAHımız celle celâluhu!
BİZe MuhaMMedî Gayret,
PÎRimizden Hâl-i HiMMet,
RASÛLünden ŞiFâ-yı ŞeFâat,
ZÂTından İnâyet-Hidâyet-Selâmet
İZZet-i İhsÂNınLa ve LûTFunLa ÜMMet-i MUHAMMEDi,
FİTNE-FESAD ve HASED ŞERRinden Koru!. İnşae ALLAH!..

Âmin!. Yâ Muîn!. Yâ Rabbenâ!.


ResimMuhaMMedî MuhaBBetLerimİZLe...
Resim
Cevapla

“Divanında Muhammedi Tasavvuf” sayfasına dön